Doğal Seçilim ve Evrimin Pratik Olarak Gözlenmesi: Fil Dişlerinin Yok Oluşunun Evrimi

Yazdır Doğal Seçilim ve Evrimin Pratik Olarak Gözlenmesi: Fil Dişlerinin Yok Oluşunun Evrimi
İnsanlar çoğu zaman evrimi gözleyemeyeceklerini düşünürler. Kısmen haklıdırlar; çünkü 80 yıllık ömrümüzün tümüne bile kıyasla evrimsel değişimler çok daha uzun zaman aralıklarında yer alır. Bırakın 80 yılı, 800 yıl bile yaşasaydık tek hücreli bir canlının ayaklanıp koşmaya başladığını göremezdik. Çünkü 800 yıl bile, evrimsel süreç için bir hiçtir. Ancak kıta hareketlerini ömrümüz boyunca hissedemiyor olmamız, jeolojik değişimlerin yaşanmadığı anlamına gelmez. İklim değişimlerini hissedemiyor olmamız, Küresel Isınma'nın olmadığı anlamına gelmez. Aynı şekilde, canlıların büyük değişimlerini gözlerimiz önünde göremiyor olmamız, evrimin olmadığı, türlerin yeni türlere evrimleşmediği anlamına gelmez. Çünkü kayaların kırılmaları, volkanik faaliyetler, depremler ve daha nice unsur bize jeolojik değişimleri geçmişini bir kitap gibi gösterir. Kayaların oksidizasyonu, bitki örtüsündeki değişimler, atmosferik gazların kayaçlarda bıraktıkları izler, iklim değişimlerinin geçmişini bir kitap gibi gösterir. Aynı şekilde, genler, fosiller, paleoekolojik izler evrimin gerçekleştiğini bize kitap gibi gösterir.  

Üstelik evrim, aslında kolaylıkla gözlenebilir. Aynı insanlar, birkaç mutasyonun popülasyon içerisindeki sıklığının değişmesinin, bir türün yeni bir tür oluşturması anlamına gelmeyeceğini söylerler. Tamamen hatalıdırlar. Zira jeolojide, iklimde, fizikte ve evrimsel biyolojide, süreklilik ilkesi (jeolojide buna "üniformateryanizm" denir) vardır. Nehirler 3 milyar yıl önce de vadiler ve yarıklar açıyordu. İklimsel olaylar 3 milyar yıl önce de yaşanıyordu. Tüm cisimler, 3 milyar yıl önce de havada serbest bırakıldıklarında yeryüzüne doğru düşüyorlardı. Bunlar, zamana bağlı olarak değişen yasalar değildir. Aynı şekilde, seçilim 3 milyar yıl önce de etki ediyordu ve bugüne kadar da etkisini sürdürdü. Dolayısıyla bugünkü birikimler, söz konusu zaman aralıklarında değerlendirildiklerinde, bir tür o kadar değişir ki, artık atasal tür ile aynı kategoriye koymanız imkansızdır. İşte bu, makroevrimdir. Bununla ilgili örnekleri buradaki ve buradaki yazılarımızdan daha net bir şekilde öğrenebilirsiniz.



Bunun en ilginç örneklerinden birisini, fillerde ve dişlerinde görüyoruz. Normalde bir filin dişsiz doğması, doğa için müthiş bir dezavantajdır. Kendisini ve ailesini diğerlerine karşı savunamaz ve daha önemlisi, hiçbir dişsiz bir bireyle neredeyse hiçbir fil çiftleşmek istemeyecektir. Ayrıca dişler, avlanma ve besin bulma konusunda da görev almaktadır. Bu sebeple doğadaki fillerin neredeyse hiçbiri dişsiz doğmaz. Erkeklerde bu dişler daha iridir; dişilerde ise daha ufaktır; ancak gene de ikisinde de vardır. Yapılan incelemeler, 1930'lu yıllarda doğada bulunan fillerin sadece %1-2 gibi ufacık bir kısmının dişsiz olduğunu göstermektedir. Bu, önemsenmeyecek kadar bir varyasyondan ibarettir (bu dezavantajlı bireylerin neden halen var olduğunu buradaki makalemizden okuyabilirsiniz).

Fakat insan, zalimdir. Boyunlarımıza takıp gezdirmek için, hiçbir işe yaramayan safsata ilaçlara katmak için veya sırf eğlence/spor amaçlı olarak filleri katletmekteyiz. Dişleri, bizi cezbediyor. Normalde birçok hayvana zulmediyoruz; ancak fillere yaptığımız kadar uzun, kapsamlı, vahşi ve sürekli olan bir zulme rastlamak oldukça zor. Ve bu, evrimi tetikledi! Hem de müthiş bir hızla!

Beijing Normal Üniversitesi'nden Prof. Dr. Zhang Li, Afrika fillerinde dişsiz doğumların hızla arttığına dikkat çeken bir Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) raporu hazırladı. Bunun üzerine yapılan araştırmalarda, Dr. Jane Macartney, baş döndürücü bir sonuca ulaştı: dişsiz doğmak, fillerin hayatta kalma şansını arttırıyordu! Öyle ki, gezegenimizdeki önemli fil rezervlerinden olan Zambiya'daki Kuzey Luangwa Ulusal Parkı'nda görev alan Amerikalı zoologlar Mark Owens ve Delia Owens, fillerin artık %38'i gibi devasa bir miktarının dişsiz doğduğunu ortaya koydular. Çünkü dişleri olan filler, insanlar tarafından avlanıyordu ve bu sırada kaybedilen sadece dişler değil, yaşam da oluyordu. Ancak bir fil dişsiz doğarsa, çiftleşmek ve savunma konusunda ne kadar dezavantajlı olursa olsun, insanların zulmüne kıyasla bu dezavantaj önemsiz kalıyordu! BBC'nin yaptığı habere göre "avcılar tarafından uygulanan müthiş seçilim baskısı, fillerin hayatta kalması konusunda evrimsel bir tepkiyi tetiklemiştir ve bu sebeple dişsiz doğumların sayısı artmaktadır."




Daha sonra, Uganda'da bulunan Queen Elizabeth Ulusal Parkı'nda yapılan bir diğer araştırma da, bu sonucu doğruladı ve daha fazla bilgi verdi: Aynı şekilde, bu parktaki dişilerin %15'i, erkeklerin %9'unda dişsiz doğumlar görülmeye başlanmıştır. Bu artış, inanılmaz fazladır. Bununla da kalmıyor... Zhang Li tarafından yapılan 3. bir araştırmadaysa, Çin'de bulunan Asya fillerinin erkeklerinde de aynı durum görülmüştür! Son olarak, 4. bir araştırmada Port Elizabeth Üniversitesi'nden Dr. Anna M. Whitehouse, Güney Afrika'daki Addo Fil Ulusal Parkı'ndaki dişsizlik oranın %98'e ulaştığını yayımlamıştır! Neredeyse fillerin tamamı dişsiz doğmaktadır! Evrim, baş döndürücü bir hızla filleri değiştirmektedir.

Bunun sebebi, dişleri oluşturan genlerinde mutasyonlara sahip olmalarından ötürü bu dişlerin gelişmediği bireylerin, insanların hedefinde olmamasıdır. Bunlar, normalde "sakat filler" olarak kabul edilebilecek olmalarına rağmen, ölümcül insanlara karşı müthiş bir avantaj sağlamaktadır. Bu sayede hayatta çok daha kolay kalabilmekte ve kendileri gibi dişsiz ve dolayısıyla hayatta olan fillerle çiftleşip, yine dişsiz yavrular doğurabilmektedirler. Öte yandan dişli filler, hızla katledilmekte ve daha üreme çağına bile gelemeden yok edilmektedirler. Böylece filler, zaten az sayıda kalmış olmaları bir yana dursun, dişsiz fillere doğru hızla evrimleşmektedir.

Şimdi sormak gerekir: fil dediğimizde aklımıza gelen bir canlı vardır ve her seferinde, o canlının dişleri bulunur (bebek filleri bile ufak dişlerle hayal ederiz). Burada, sadece diş üzerine yapılan bir seçilimden söz ettik ve bunun, sadece 80 senede %99 dişlilikten, %2'lere kadar gerilediğini gösterdik. Bu seçilim, boy uzunluğu, şişmanlık, ayak yapısı, burun kısalığı gibi diğer faktörlere de eş zamanlı olarak genişletilseydi ne olacaktı? Hangi özelliğe göre seçersek, o özellikler daha belirgin hale gelecekti. Peki irice bir kedi boylarında olacak kadar ufacık, kulakları yelpaze gibi olmayan, dişleri bulunmayan, hortumu şu andakinin 20'de 1'i kadar kısa olan, bir köpek gibi rahatça koşup zıplayabilen bir hayvan, artık "fil" demek mümkün olacak mıydı? Elbette hayır. Doğada da, çevre sürekli değişiyor olduğu için, canlıların farklı özellikleri avantajlar ve dezavantajlar sağlarlar. Buna göre meydana gelen Doğal Seçilim, atasal türlerden yepyeni türler yaratır. Bu yeni türler de, kendilerinden evrimleşen yeni türleri... Bu sürekli, bir Evrim Ağacı şeklinde dallanıp budaklanarak devam eder. İşte evrim, tam olarak budur.




Dişsizlerin Sayısının Artması Sadece Dişlilerin Ölümünün Bir Sonucu Mu?

Bu ilk duyulduğunda, "İyi de sonuçta popülasyondaki dişliler öldürülüyor, tabii ki dişsizlerin sayısı artacak." gibi bir fikre kapılmak mümkün. Ancak zaten evrim, popülasyon içi özellik dağılımlarının değişimi demek. Evrimin resmi tanımı, "Bir canlı popülasyonu içerisindeki gen dağılımlarının (frekanslarının) nesiller içerisindeki değişimi"dir. Eğer genlerin görülme sıklığı nesiller içerisinde değişiyorsa, bu evrimdir. İlla bir dinozorun kanatlanması, bir maymunun insansı özelliklere sahip olması gerekmez. Bu son verdiğimiz örnekler makroevrimdir; genlerin değişimi ise mikroevrim. Yazımız içerisinde mikroevrimin makroevrime nasıl dönüşebileceğini birçok farklı şekilde zaten anlatmıştık. Ancak burada şu sorulmalıdır: "İyi hoş da, dişli olanlar neden öldürülüyor?" Dişler, bir avcı olan insanın hoşuna giden bir karakterdir (bu hoşa gitmenin saçmalığı konumuzla tamamen ilgisizdir). Yani dişlerin varlığı, canlıların ölümü ile ilişkilidir, çünkü fillerin avcıları (bu durumda insanlar), o özellikteki olanları öldürmektedir. Bu tıpkı kaplanların daha hantal olan avları daha kolay yakalaması veya onları gözüne kestirmesi gibidir. Hantal olanlar öldükçe, atik olanların sayısı artar. Onlar daha fazla ürer ve onları "atik" kılan genler de gelecek nesillerde çok daha sık görülür. İşte bu evrimdir. Aynı şekilde, dişleri olanlar öldükçe, dişsizler avantajlı konumda kalır, daha kolay hayatta kalırlar ve daha çok ürerler. Kendilerini dişsiz kılan genler (ki buna neden olan birçok farklı genetik mutasyon vardır), gelecek nesillerde çok daha sık görülür. Böylece her nesilde dişsiz olanların sayısı artar. Yani burada olan, "öldürülenlerin dişli olmasından ötürü dişsizlerin görece fazlalaşması" değildir. Her nesilde popülasyonun toplam sayısı birebir aynı kalacak olsaydı bile (örneğin 10. nesilde de, 100. nesilde de toplamda 10.000 fil olacak olsaydı bile), dişsizlerin sayısı oransal olarak artacaktı. İşte bu, bir özelliğin görülme sıklığının (frekansının) değişimidir. Bu da, evrimin ta kendisidir.

Gerçekten de, fil popülasyonlarının toplam sayısının değişimi, sanılanın aksine o kadar da fazla değildir. Fillerin dişleri nedeniyle en fazla öldürülmeye başladığı son 20-30 senede bile popülasyonlarında kritik bir azalma olmamıştır. Bununla ilgili veriler için aşağıdaki tabloya bakılabilir. Dolayısıyla "Tabii ki dişli filler öldürüldükçe dişsizlerin sayısı göreli olarak artar." açıklaması kabul edilebilir değildir. Böyle bir açıklama, belli büyüklükte bir fil popülasyonu olsaydı ve onlar hiç üremeseydi geçerli olurdu. Ancak filler, nesil atlamakta ve üremektedirler. Yeni doğan fillerin de dişsiz olması, dişlilerin öldürülmesinden kaynaklı göreli artış değil; dişsizlerin daha kolay hayatta kalıp üreyerek kendilerini dişsiz kılan genleri daha fazla gelecek nesillere aktarmasındandır!

Yıllara bağlı olarak fil popülasyonlarına dair tahminler. En düşük tahmin için gerçekten eldeki tüm verilere göre en muhtemel olan sayılar belirlenmiştir. En yüksek tahmin içerisinde ise olası sayılara ve spekülatif popülasyonlara da yer verilmiştir. Fillerin sorunu, popülasyon büyüme hızlarının her sene ortalamada %5 kadar azalmasıdır. Eğer fil popülasyonları korunmazsa, kısa sürede yok olmaları zor gözüküyor; ancak uzun vadede yok olmaları kaçınılmaz. Bu tablonun bizim makalemiz içerisindeki önemi ise, dişsizliğin artma nedeninin dişlilerin öldürülmesinden kaynaklı göreli artış değil, evrime dayalı özellik frekansı değişiminin olduğunu göstermesi.



Bu Yapay Seçilim Mi? Dolayısıyla Evrim Olamaz Mı?

Bir diğer nokta, "Bunu insanlar yapıyor, dolayısıyla bu Yapay Seçilim'dir, dolayısıyla evrim olamaz." gibi bir soru işaretidir. Buradaki sıkıntı, insanı doğadan ayrı düşünmekten kaynaklanır. Evet, türümüz doğadan kendini inatla soyutlasa da, en nihayetinde doğanın sıradan bir parçasıdır. Avcıdır ve avlanır. Birçok diğer tür, onun diyetinde veya fil örneğinde olduğu gibi başka bazı nedenlerle hedefinde bulunmaktadır. Dolayısıyla insanın doğa üzerindeki her etkisini "yapay" olarak görmek hatalıdır. Dahası, bir şeyin Yapay Seçilim sonucu olması, onun evrim olmadığı anlamına gelmez. Buna az sonra Doğal Seçilim ile ilgili analizimizde daha detaylı gireceğiz. Ancak Yapay Seçilim, sıradan bir evrim mekanizmasıdır. Bir şey yapay olarak da olsa seçiliyorsa, evrimleşmek zorundadır. Bunun tartışılır veya kuşkulu bir tarafı bulunmamaktadır. Ancak tüm bunlar önemli değildir; çünkü burada Yapay Seçilim bulunmamaktadır bile! İzah edelim:

Bu düşünce tarzındaki daha büyük problem, Yapay Seçilim'in tanımını bilmemekten kaynaklanmaktadır. Yapay Seçilim, bir türün diğeri üzerinde belli özellikleri vurgulayıp diğerlerini yok etmek için tercihi olarak yaptığı seçilimdir. Örneğin vahşi kurtlardan köpeklerin evrimi, insanın yapay yollarla en uysal ve ağırbaşlı bireyleri seçip, diğerlerini elemesiyle mümkün olmuştur. Keza günümüzde sofralarımızda yer alan her türlü zirai ürün de, Yapay Seçilim yoluyla olan evrimin bir eseridir. Çoğu besinimiz vahşi doğada o halleriyle bulunan türler değildir. Fillerle ilgili bu örneğimizde ise, "dişsiz olanların sayısını arttırmak" gibi bir amaç bulunmamaktadır! Tam tersine, fildişi avcılarının amacı düşünülecek olursa, fillerin dişli olması ve öyle kalmaları avcıların tercih edeceği bir şey olacaktır. Dolayısıyla dişsizlerin sayıca artması, avcıların işine gelen bir şey değildir. Ancak bu, onların tercihinde olan bir şey de değildir. Zira evrim, hayatta kalma ve üreme mücadelesinin bir sonucudur. Buradaki evrimin nedeni, insanların dişli olan filleri av olarak görmesi ve öldürmesidir. Dişlilik, fillere dezavantaj sağlamaktadır. Yani insanlar, dişsiz olanları çoğaltmak amacıyla, bilinçli bir seçme-eleme uygulamamaktadır. Basitçe, maddi kazanç elde etmek üzere (bir nevi "hayatta kalma güdüsü" ile ilişkilendirilebilir bu) filleri avlamaktadırlar. Bu avlananlar genellikle dişli olanlar olmaktadır. Evrim de, bu av-avcı ilişkisinden doğan Doğal Seçilim'in bir ürünüdür. Yani burada olan Yapay Seçilim değil, Doğal Seçilim'dir. Mısırın daha fazla taneli olanlarının özellikle seçilip birbiriyle çiftleştirilerek çoğaltılması Yapay Seçilim'dir. Ancak bir av ile avcı arasındaki yaşam mücadelesi, Doğal Seçilim olarak değerlendirilmelidir.



Bu Bir Doğal Seçilim Örneğiyse, Evrimle Ne Alakası Var?

Bir diğer soru işareti, "İyi de bu doğal seçilim, evrim değil ki?" gibi bir noktada gelmektedir. Böyle bir düşünce yapısı, evrime dair hiçbir sağlam fikrin zihinde yer etmemiş olduğu anlamına gelmektedir. Zira Doğal Seçilim, evrimin mekanizmalarından bir tanesidir. Hem de, oldukça güçlü bir tanesidir. Birçok sefer "evrimin itici motoru" olarak kabul edilir. Doğada Doğal Seçilim olup da, evrimin olmadığı tek bir tane örnek bile yoktur. Doğal Seçilim olduğu anda, evrim de var demektir. Zaten evrimi doğuran şey, doğal seçilimin varlığıdır. Bir şey doğal (veya yapay) olarak seçiliyorsa, o tür evrimleşmek zorundadır. Bu ikisini birbirinden ayırmak imkansızdır. Bu durum, evrimsel analiz ve popülasyon genetiğinin kalbinde yer alan Hardy-Weinberg İlkesi'yle sabittir. Doğal Seçilim olduğu anda, evrim var olmak zorundadır. Evrimin mekanizmalarını tam olarak anlamak ve kafanızda oturtmak için Evrim Ağacı olarak çıkardığımız kitabımızı önemle tavsiye ederiz. 


Belki de Dişler Sadece Köreliyordur? 

Bu konuda akla gelebilecek bir diğer olasılık, dişlerin tıpkı insanlarda apandiks ya da kuyruk organlarının körelmesi gibi köreliyor olduğudur. Ancak böyle bir şeyin bu örnekte mümkün olmadığı 2 sebeple anlaşılabilir: ilki, 80 yıl sıradan bir körelme işlemi için aşırı kısadır. Körelme, genellikle çok uzun asırlar ve milenyumlarda gerçekleşebilen bir olaydır. Hele ki fillerin nesil süresinin oldukça uzun olduğu düşünülecek olursa, birkaç nesilde böylesine köklü bir değişim beklemek hatalı olacaktır. İkinci ve daha önemlisi ise, körelmenin işlevini yitirmiş organlarda olduğu gerçeğidir. Ancak dişler, filler için müthiş öneme sahiptir. Yazı içerisinde de belirttiğimiz gibi hem hayatta kalmalarını, hem üremelerini sağlar. Böylesine hayati bir organın durup dururken körelmesi için hiçbir neden yoktur; zira vahşi filler bu organlarını halen hayatta kalmak ve üremek için normal şekilde kullanmaktadır. Dolayısıyla böyle bir evrimsel değişimin gerçekleşebilmesi için, fil dişlerinin hayatta kalma ve üreme fonksiyonlarına katkı sağlayacağından çok daha şiddetli bir "zarar etmeninin" doğması gerekmektedir. İşte o etmen, insanların vahşi fildişi avcılığıdır. Filler dişleri için avlandıkça, dişlere sahip olmak bir avantaj değil, bir dezavantaj haline gelmiştir. Dişlerin varlığı nedeniyle av olmak, dişlerin yokluğu durumunda hayatta kalma ve üreme mücadelesinde sıkıntı çekmekten çok daha kritik ve hayati bir öneme sahip hale gelmiştir. Bu durumda canlılarda kısa ve hatta olmayan dişler evrimleşmektedir. Bu bir körelme örneği değil, seçilimle yok olma örneğidir.


Peki Filler Biliyorlar mı da Dişlerini Kaybediyorlar?

Hayır. Hiçbir evrim "bilmek" ve "istemek" ile olmaz. İnsanlar bile sırf "istedikleri" için kanatlar evrimleştiremezler. Evrim büyük oranda pasif bir süreçtir. Türün şahsi istek ve ihtiyaçlarından bağımsızdır. Ancak aynı zamanda evrim, belli bir çevrede hayatta kalmak için "ihtiyaç duyulan şeyler" sonucunda tetiklenen bir süreç olduğu için, ister istemez evrimin ürünleri de o canlının "ihtiyacı olan şeyleri ortaya çıkarması" şeklinde sonuçlanmaktadır. Örneğin bu örnekte filler avantajlı olmak için dişlerini kaybetmek zorundadır. Ancak bu kaybediş, fillerin isteğiyle gerçekleşmemektedir. Başlangıçta ve hatta süreç boyunca popülasyon içerisinde dişli de, dişsiz de çok fazla sayıda birey vardır. Dişli olanlar sürekli olarak av olup ölmektedirler. Dişsiz olanlarsa avcıların hedefinden kurtuldukları için daha fazla hayatta kalıp üremektedirler. Ne dişli olanları ölmeyi "isteyerek" ve "bilerek" seçmektedir; ne de hayatta kalanlar "dişsiz olmanın ihtiyaçları olan şey olduğunu bildikleri için" hayatta kalıp daha kolay üremektedirler. Ortamda "insan" adı verilen avcının varlığı, bu evrimsel değişimi (ki bu değişimi tetikleyen insan varlığına "çevre baskısı" adını veriyoruz) kaçınılmaz olarak doğurmaktadır. İstekler, tercihler, dilekler evrimde rol oynamaz. Ancak evrimsel süreçte hayatta kalanlar, "ihtiyaç duyulan özelliklere daha fazla sahip olanlar" olduğu için, ister istemez evrim de bu yönde işlemektedir. Bu değişim, bilinçli bir değişim değildir.



Burada Olan Sürekli Kesilen Bir Organın Kısalması ve Yok Olması Değil Mi? O Zaman Sünnetliler Neden Sünnetli Doğmuyorlar?

Bir organın oluştuktan sonra her nesilde kesilip atılmasının evrimle hiçbir alakası yoktur. Bu, günümüzden 150 yıl kadar önce terk edilmiş olan Lamarkçı evrim görüşünün bir uzantısıdır. Organlar, kullanıldıkları için gelişmezler. Kullanılmayan organlar körelebilirler; ancak bu onların "kesilmesiyle" ilgili değil, "evrim ekonomisi" dediğimiz daha kapsamlı bir konuyla ilgilidir. Kısaca, bir organ evrimsel süreçte bir canlıya avantaj sağlamıyorsa, onun üretilip korunması ve beslenmesi enerji sarfiyatı olacaktır. Bu nedenle, o organı körelmiş olarak üretenler veya hiç üretmeyenler, üretenlere nazaran enerji bakımından avantajlı olacaktır. Bu enerji kazancını, hayatta kalma ve üreme fonksiyonlarına kullanmaları da mümkün olacaktır. Bu nedenle gereksiz organlar genellikle giderek körelir. Bu konunun detaylarını buradaki yazımızda ve kitabımızda işlemiştik.

Fakat bir organın işe yarayıp yaramamasından bağımsız olarak sürekli olarak vücuttan kesilip atılması evrimi zerre kadar etkilemez (çok nadiren ve kısıtlı olarak işleyen epigenetik mekanizmaları göz ardı edecek olursak). Sünnet derisinin penis ucundan kesilip atılması, evrime herhangi bir etkide bulunamaz. Çünkü o deriyi üreten gen, hücrelerde zaten vardır. Dolayısıyla bireyin fiziksel görünümüne yapılan bir değişim, o geni etkilemeyecektir. O gen, normal şekilde aktarılacak ve yavru yine o deriyle doğacaktır. Ancak gidip de o sünnet derisini oluşturan genlere mutasyon ya da benzeri bir müdahale yapılacak olursa, işte o zaman gelecek nesiller de bu mutant genleri alabilecektir. Ancak genlerin etkilendiği bu durumda evrimden söz edilebilir. 

Benzer bir şekilde, fillerin dişlerinin sürekli kesilmesinin onların dişlerini yitirmesiyle bir alakası yoktur. Zira dişleri üreten genler oradadır ve her zaman bulunacaktır. Ancak burada olan, dişleri olan fillerin toptan öldürülmesidir. Bu filler, henüz üreme yaşına gelmemiş (veya üreme fırsatı bulamamış) bireyler olabilir. Bu durumda, kendilerindeki dişleri üreten genleri gelecek nesillere aktaramadan ölmüş olurlar. Öte yandan, vücutlarındaki genetik bir mutasyondan (veya dişlerle ilgili genin alel özelliklerinden) ötürü dişleri daha kısa olanlarsa normal şekilde üremeyi sürdürecektir. Bu üremenin sonucunda yavrular, kısa dişleri üreten veya dişlerin üretimini tamamen durduran genleri alacaktır. Nesiller içerisinde bu "engelleyici genler" popülasyon içerisinde çoğalarak yaygın hale gelecektir. İşte evrim budur. 

Bunu anlamak için şundan söz edebiliriz: eğer ki dişleri kesilen hayvanlar, dişsizlik veya bu kesim işlemi nedeniyle tamamen ölmeyecek olurlarsa ve bir şekilde üremeyi başarırlarsa, binlerce nesil de geçse dişlerde herhangi bir evrim olmazdı! Canlı hayatta kalıp ürediği sürece, fiziksel görünümde yapılan hiçbir değişiklik, evrime etki edemez. Dişleri istediğiniz kadar kesin, hayvan hayatta kalıp ürediği anda, kendisindeki "diş üreten" genleri gelecek nesillere normal şekilde aktaracaktır. Yavrular da, ebeveynlerinin dişlerinin sökülmüş olup olmamasından bağımsız olarak dişlerle doğacaktır. Bu tıpkı dişlerinin tamamı çekilen bir adamın yavrularının her zaman normal dişlerle doğacak olması gibidir. Keza, kuyruğu her nesilde kökünden kesilen köpeklerin ya da farelerin yavruları normal kuyruklarla doğarlar. Ancak... Eğer ki kısa kuyruklu bireyler özellikle seçilip birbiriyle çiftleştirilirse (Yapay Seçilim uygulanırsa), her nesilde onların yavruları daha fazla sayıda doğacağı; ancak diğer normal kuyruklular özellikle çiftleştirilmedikleri için sayıları kabaca aynı kalacağı için, nesiller içerisinde kuyruk boyu giderek kısalacaktır. İşte kuyruksuz bazı köpek çeşitleri bu şekilde evrimleştirilmiştir. Kuyrukları sürekli keserek değil, genetik nedenlerle kısa kuyruklu ya da kuyruksuz olanları birbiriyle daha fazla çiftleştirerek... Fillerde de durum aynıdır.


Sonuç

Bu örnek, evrimin tüm bileşenlerinin görüldüğü harika bir örnektir. Genetik mutasyonlar nedeniyle popülasyon içerisinde diş uzunluğu (ve hatta dişlerin var olup olmaması) konusunda bir çeşitlilik (varyasyon) vardır. Filler av, insanlar avcıdır. Fillerin dişli olanları, avcılar tarafından göze kestirilmekte ve avlanmaktadır. Bu nedenle, dişsiz olmak veya gelişmemiş, daha küçük dişlere sahip olmak avantaj olmaktadır. Her nesilde dişliler öldürülüp, dişsizler hayatta bırakıldığı için, dişsizleri "dişsiz" kılan genler daha fazla sayıda gelecek nesillere aktarılmaktadır. Böylece başta -örneğin- 10.000 filin olduğu bir popülasyonda sadece %2 dişsizken, 80 küsür sene sonundaki popülasyonda gene 10.000 fil olsa da bunların %98'i dişsizdir. Hatta bu örnek üzerinde, farklı Doğal Seçilim ve Cinsel Seçilim unsurlarının birbiriyle çatışması ve hangisinin üstün geldiğine bağlı olarak evrimin ne yöne değiştiğini görmek bile mümkündür. Fillerin dişleri onlara halen insanın olmadığı şartlarda müthiş avantaj sağlıyor olsa da, insanların varlığı bu durumu kökünden tersine çevirmektedir. Bu da, fil dişlerinin kısalacak şekilde evrimleşmesindeki ana etmendir. Unutulmaması gereken, bunun sadece tekil bir özellik ("dişler") üzerindeki evrimsel analiz olmasıdır. Eğer renk, boyut, davranışlar, diğer organların yapıları, vb. analize dahil edilecek olursa, yazı içinde sözünü ettiğimiz, fillerden tamamen farklı gözüken, yepyeni canlılar ortaya çıkacaktır. Bu da, minik değişimlerin (mikroevrimin) devasa değişimlere (makroevrime) neden olduğu tipik bir örnektir.

Hazırlayan: ÇMB (Evrim Ağacı)

Teşekkür: Alp Yıldırım (Evrim Ağacı Okuru)

Kaynaklar ve İleri Okuma:
0 Yorum