Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
bilim budağı'nın cevabı ödüllü bir soruda en iyi cevap seçildi! Ödüllü cevabı okumak için tıklayın!
Tüm Reklamları Kapat
Eserler
İncelemeler
Kişiler
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
209.8K UP
İnceleyen 10 saat önce
Merhaba
Dün gece izledim filmi. Mother Mary filmi aslında dışarıdan bakınca bir pop yıldızının geri dönüş hikayesi gibi görünüyor ama aslında daha çok iç dünyayla ilgili bir film .Filmde Mother Mary, eskiden çok ünlü bir şarkıcı ama bir olaydan sonra sahneden uzak kalmış. Şimdi geri dönmek istiyor ama hem psikolojik olarak zor durumda hem de kendini “tam olarak yansıtan” bir şey bulamıyor.
Bu yüzden moda tasarımcısı Sam’in yanına gidiyor. Ama burada işler basit değil çünkü Sam onu seviyor gibi ama aynı zamanda ondan nefret de ediyor. Yani aralarında hem çekim hem gerilim var.

Filmi izledikten sonra Amerika'da film hakkında yapılmış farklı bir kaç yorumu da okudum .Aslında izlerken anlamlandıramadığım öğelerin tam tanımını da bu sayede öğrenme şansım oldu. Filmin en belirgin özelliklerinden biri, anlatım biçiminde kullanılan Dalívari sürrealizm estetiğidir. Bu ifadeyi bende yeni öğrendim anlamlandıramadığım öğelerden birini kafamda oturtmamada yardımcı oldu . İspanyol sanatçı Salvador Dalí’nin eserlerinde görülen gerçeküstü, rüya benzeri ve çoğu zaman mantık dışı imgelerin sinemaya uyarlanmış bir biçimini ifade eder. Filmde Mother Mary’nin bir “iblis tarafından rahatsız edilme” hissi, kostüm seçiminde renklerden kaçınması, ahır gibi tekinsiz mekanlarda geçen sahneler ve gerçek ile hayal arasındaki sınırın belirsizleşmesi, bu sürrealist yaklaşımın somut örnekleriymiş. Bu estetik tercih, karakterin içsel parçalanmasını görselleştirmekte ; yani dış dünyada görülen tuhaflıklar aslında karakterin zihinsel durumunun yansımasıdır.

Film aynı zamanda “psikoseksüel pop gerilim filmi” olarak tanımlanabilecek bir tür melezliği taşır. Ben bunu ilk defa duydum açıkçası. Sonra araştırdığımda buradaki “psikoseksüel” kavramı, bireyin kimliği, arzuları ve ilişkileri ile psikolojik yapısı arasındaki bağı ifade ediyormuş. Filmde Mother Mary ile moda tasarımcısı Sam arasındaki ilişki, yalnızca profesyonel ya da duygusal bir bağ değil; aynı zamanda bastırılmış arzular, güç ilişkileri ve kimlik çatışmaları üzerinden ilerleyen bir gerilim alanıdır. “Pop gerilim” ifadesi ise bu psikolojik çatışmanın, parlak sahne performansları ve müzik endüstrisinin gösterişli yüzüyle birlikte sunulmasını açıklamaktaymış. Böylece film, sahne ışıkları ile karanlık iç dünya arasında sürekli bir karşıtlık kurar.

İlk defa şunu fark ettim insan bir film izlerken sadece güzel vakit geçirmiyor biraz araştırınca film sektöründe kullanılan ifadeleri bir film nasıl eleştirilmeli yada yorumlanmalı bunları da öğreniyor. İşin aslı şu vakit geçirirken eğleniyorsunuz eğlenirken öğreniyorsunuz .Aslında herkes sinema ve edebiyatı boş vakit değerlendirme aksiyonu olarak görüyor çünkü yıllarca bizlere empoze edilen buydu zamanla ve yaş aldıkça bunun böyle olmadığını fark edebilmek benim için güzel bir şey kendi adıma mutluyum. Filmi paylaşan, izlememe neden olan ve inceleme yazmamı sağlayan arkadaşımıza teşekkür ederim.
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
209.8K UP
İnceleyen 22 saat önce
Merhaba
Kitabı burada gördükten sonra okudum .Öncelikle eseri paylaşan arkadaşımıza paylaşım için teşekkür ederim. Yayımlandığında ülkesinde yasaklanmasına rağmen, bir hayat öyküsü okumamış da sanki bir hayat yaşamış olduklarını söyleyen okurlarının her geçen gün artmasıyla bir “modern klasik”e dönüşen Yaşamak’ı Bahar Kılıç, Çince aslından çevirdi. Yu Hua, 1960 yılında, Çin’in doğusunda yer alan Hangzhou’da doğdu. Çocukluğu, izleri tüm yapıtlarında görülebilecek Çin Kültür Devrimi yıllarında (1966-76) geçti. Diş hekimliği öğrenimi gördü. Beş yıl boyunca diş hekimliği yaptıktan sonra mesleğini tümüyle bırakıp kendisini edebiyat çalışmalarına adadı. 1993’te yayımlanan romanı Yaşamak [Huózhe], Çinli yönetmen Zhang Yimou tarafından sinemaya aktarıldı. Okuduğum tüm kitapların yazarları hakkında bilgi edinmeyi alışkanlık haline getirdim eskiden bunları öğrenmek zaman alıyordu ama şimdi bir tuşla ekranda hepsi bana ise merak edip okumak kalıyor.
Yaşamak (Huózhe) üzerine konuşurken insan ister istemez kendi hayatına dönüp bakıyor. Çünkü Yu Hua bu romanı sadece bir karakterin hikayesi olarak yazmıyor; adeta “yaşamak” dediğimiz şeyin ne kadar ağır, ne kadar sade ve ne kadar direnç gerektiren bir eylem olduğunu gösteriyor.
Romanın merkezinde Fugui vardır. Bir zamanlar varlıklı bir ailenin oğlu olan Fugui, kumar yüzünden her şeyini kaybeder ve hayatın en sert yüzüyle karşı karşıya kalır. Ama asıl mesele yoksullaşması değil; kaybettikçe yaşamaya devam etmesidir. Yu Hua’nın en çarpıcı yaptığı şey tam da burada ortaya çıkar ve asla karakterini kahramanlaştırmaz. Fugui güçlü biri değildir, büyük idealleri yoktur, hatta çoğu zaman edilgen bir figürdür. Ama yine de yaşar ve bu “yaşamaya devam etme hali”, romanın en güçlü duygusunu oluşturur.
Eserin dili oldukça sade ama etkisi derindir. Büyük trajediler neredeyse sıradan bir olay anlatır gibi verilir. Ölüm, kayıp, açlık gibi bunların hiçbiri dramatik bir gösteriye dönüştürülmez. Bu da romanı daha sarsıcı yapar. Çünkü hayat da çoğu zaman böyledir; en büyük acılar bile sessizce yaşanır.
Roman aynı zamanda Çin’in toplumsal dönüşümünü de arka planda taşır. Büyük İleri Atılım, Kültür Devrimi gibi tarihsel süreçler, Fugui’nin hayatına doğrudan etki eder. Ancak yazar bu olayları ideolojik bir anlatımla değil, bireyin gözünden verir. Bu da eseri politik bir roman olmaktan çıkarıp insani bir metne dönüştürür. Çünkü okurken sistemleri değil, insanların o sistemler içinde nasıl ezildiğini görürüz.
“Yaşamak” aslında bir direniş hikayesidir ama alıştığımız türden bir direniş değil. Bu romanda direniş, hayatta kalmaktır. Sevdiklerini kaybettikten sonra bile nefes almaya devam etmektir. Belki de Yu Hua’nın en güçlü mesajı ise ''İnsan bazen hiçbir şey yapmadan da direnir; sadece yaşayarak.
Bazı kitaplar vardır, tam da doğru zamanda eline geçer hani sanki sen hazır olduğunda gelir. Yaşamak (Huózhe) benim için biraz öyle oldu. Okumaya başladığımda “basit bir hayat hikayesi” gibi gelmişti ama birkaç sayfa sonra fark ettim ki aslında kendi içimde dolaşıyorum. Çünkü Yu Hua öyle büyük laflar etmiyor; çok sade anlatıyor ama o sadeliğin içinde insanın içini kurcalayan bir şey var. Okurken kendime şunu sordum. “Yaşamak gerçekten ne demek?” Sadece hayatta kalmak mı, yoksa her şeye rağmen devam edebilmek mi? İşte bu kitap, hiç bağırmadan, sessiz sessiz bu soruyu insanın içine bırakıyor.
Kendi adıma bu kitabı okurken şunu hissettim .Hayat çoğu zaman adil değildir, bana da adil olmadı bir çok insana olmadığı gibi ama buna rağmen devam eder ve insan da onunla birlikte devam etmek zorunda kalır. Fugui’nin hikayesi bize umut vermek için yazılmamış gibi görünsede garip bir şekilde insanın içinde sessiz bir güç bırakır.
Yaşamak (Huózhe), büyük sözler söylemeden büyük şeyler anlatan, sade diliyle derin bir etki bırakan ve “yaşamak” kavramını yeniden düşündüren güçlü bir romandır. Sanırım yaşamak her şeye rağmen devam edebilmek ve onca iyi kötü ,güzel çirkin her şeyi bir şekilde aşıp hayatta kalabilmek .Sizler ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ?
Kitap
7.4/10
(5 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : Huózhe
Yazar: Yu Hua
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
3
2 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
209.8K UP
İnceleyen 1 gün önce
Merhaba
Kobo isimli e kitap dan indirip okumaya çalışıp biraz vakit almıştı. Siyasal Antropoloji dersi için okumak zorunda kalmıştım. Ders seçmeli zor ama bir o kadar da zevkliydi.Her hafta kitabın ayrı bir bölümü okunup yorumlanıyordu .
Ryan W. McMaken tarafından kaleme alınan Breaking Away: The Case for Secession, Radical Decentralization, and Smaller Polities (Ayrılma, Radikal Yerelleşme ve Küçük Siyasi Yapılar Durumu), modern ulus devlet yapısını eleştirerek siyasi ademi merkeziyetçiliğin (yerelleşme) faydalarını savunan tartışmalı ama düşünmeye zorlayan bir çalışmadır. 2022 yılında Ludwig von Mises Enstitüsü tarafından yayımlanan kitap, özgürlüğü korumanın en etkili yolunun devleti büyütmek değil, daha küçük ve rekabetçi birimlere bölmek olduğunu ileri sürer. Ryan W. McMaken bu eserinde sadece bir tez ortaya koymaz; aynı zamanda okuyucuyu alışılmış devlet, sınır ve birlik kavramlarını yeniden düşünmeye zorlayan bir anlatı kurar.

Bu metinde en dikkat çekici olan, merkez ile çevre arasındaki gerilimin sürekli hissedilmesidir. Büyük devlet yapısı burada yalnızca bir yönetim biçimi değil, insanları bir arada tutan güçlü bir anlatı olarak karşımıza çıkar. McMaken ise bu anlatının doğal ve değişmez olmadığını göstererek, onun çatlaklarını görünür kılar. Bu yönüyle kitap, bir siyasi tezden çok, yerleşmiş düşünceleri sarsan bir sorgulama metni niteliği taşır.

Yazarın önerdiği ayrılma ve küçülme fikri, edebi bir bakışla yalnızca politik bir çözüm olarak değil, aynı zamanda insanın kendini yeniden konumlandırma çabası olarak da okunabilir. Büyük yapılar içinde bireyin silikleştiği, kimliğinin anonimleştiği düşüncesi, küçük topluluklara dönüş fikrini daha insani bir ölçekte değerlendirmeye açar. Ancak bu noktada metin, kesin bir ideal sunmaz; aksine yeni sorular üretir. Küçük yapılar gerçekten daha özgürlükçü müdür, yoksa sadece farklı türde sınırlılıklar mı yaratır?
Bir okur açısından bu kitabın en güçlü yanı, cevap vermekten çok düşündürmesidir. Okuyucuyu ikna etmeye çalışmaz; onu rahatsız eder, alıştığı kavramları sorgulatır. Bu da metni, salt politik bir tartışmanın ötesine taşıyarak varoluşsal bir düzleme yaklaştırır. Çünkü “ayrılmak” burada sadece coğrafi ya da siyasi bir eylem değil, aynı zamanda zihinsel bir kopuşu da ifade eder.

Yazar klasik liberal bir görüş açısıyla şu temaları ele alır. Gücün Dağıtılması ve Özgürlük. Büyük, merkezi devletlerin kaçınılmaz olarak baskıcı hale geldiğini savunur. Gücün coğrafi olarak dağıtılmasının, anayasalardan daha etkili bir denetim mekanizması sunduğunu belirtir.
Küçük Devletlerin Avantajları açısından küçük siyasi yapıların vatandaşlar tarafından daha kolay kontrol edilebildiğini, bu yapıların korumacı politikalar izlemesinin daha zor olduğunu ve yöneticilerin halkın gerçek ihtiyaçlarına dair daha doğrudan bilgi sahibi olduklarını vurgular.
Ekonomik ve Sosyal Faydalar açısından kitap, radikal yerelleşmenin Batı'nın zenginleşmesindeki rolüne dikkat çeker. Farklı yargı alanlarının varlığının, insanlar için bir "seçme şansı" yaratarak piyasa ekonomisini ve sosyal iş birliğini güçlendirdiğini savunur.
Kendi kaderini tayin hakkı ise insanların doğal hakları olduğunu ve mevcut hükümet bu hakları korumuyorsa, kendi siyasi kurumlarını kurmak üzere ayrılma (secession) haklarının bulunduğunu öne sürer.
Eser, kesin çözümler sunan bir metin olmaktan ziyade, okuru düşünmeye zorlayan bir kırılma noktasıdır. Devlet, sınır ve birlik gibi kavramların ne kadar alışkanlıkla kabul edildiğini gösterirken, aynı zamanda bu kavramların yeniden ele alınabileceğini hatırlatır. Bu yönüyle kitap, bir cevap değil, güçlü bir soru olarak okunmalıdır. Okuması ve anlaması zaman alan bir eser olmasına rağmen çok farklı bakış açılarını da okura sunar .En zor yanı e kitap olması bence .Benim gibi cümlelerin altını çizmeyi kenara köşeye not almayı sevenler için biraz adapte olmak zor gelebilir ki ben zorlandım :(( Kitabın sayfalarını çevirirken çıkan ses ve kağıt kokusunun eksikliği ... benim gibi erken model insan tipine uygun değil :))
10.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
The Case for Secession, Radical Decentralization, and Smaller Polities
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
3
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
209.8K UP
İnceleyen 2 gün önce
Merhaba
Sanırım lise yıllarımda okul kütüphanesinden alıp okumuştum bu kitabı. Kitaplığımda da mevcut şuan .Lisedeki edebiyat dersim için :)).O zamanlar ki yorumumu çok beğenmemişti Murat hocam. Tabi sonra yetişkinlik dönemimde farklı bir gözle tekrar okudum kendime yetişkin dediğim bir dönem de öyle miydim bilmiyorum :)) Şimdi Murat hocam bu yorumu görse ne derdi bilmem yaşıyor mu onu da bilmiyorum .Edebiyat konusunda her şeyi ona ve ablalarıma borçluyum .

İmparatorluktan ulus devlete geçişin hem siyasal hem de edebi tanıklarından biri olan Memduh Şevket, Otlakçı ’da gösterişten uzak, sade ama canlı bir anlatımla kaleme aldığı öykülerini bir araya getirir. Yer yer dağınık gibi görünen bu üslup, aslında hayatın doğallığını ve akışını yansıtan bir samimiyet taşır. Esendal’ın sıradan insanları ve gündelik anları anlatmadaki özgün yaklaşımı, onu Türk hikayeciliğinde özel bir yere yerleştirir.

Yazar, öykülerindeki atmosferi dışarıdan gözlemleyen biri olarak değil, doğrudan hayatın içinden geçen bir anlatıcı gibi kurar. Onda bir Çehov tarzı var .olaydan ziyade durum öykücülüğü yapar. Gereksiz betimlemelerden kaçınır, konuşma diline yakın, duru ve akıcı bir Türkçe kullanır. Okuru, uzaktan bakılan hayatların içine çekerek, pencerelerin ardında konuşulanları duyar hale getirir. Toplumsal gerçekliği aktarırken bireyin hikayesini göz ardı etmeyen Memduh Şevket, insanın hüzünlü yanlarını bile kendine özgü bir sıcaklık ve ince bir mizahla dile getirir. Memduh Şevket Esendal öyle bir anlatır ki, hikayedeki kişi bir başkası olmaktan çıkar, usulca gelip senin yanına oturur. “Otlakçı” ilk bakışta basit bir durumdur; birinin bir yerlerden, birilerinden geçinmesi, fırsat buldukça kendini kurtarması ama Esendal’ın ustalığı, bu küçük durumun içinden insanın büyük zaaflarını çekip çıkarmasında saklıdır.

Hikayede asıl çarpıcı olan, otlakçının kötü biri olarak çizilmemesidir. Tam tersine, neredeyse tanıdık, sıradan bir yüzdür o. Belki bir dost sohbetinde rastladığın biri, belki bir akraba, belki de fark etmeden kendin. İşte metni huzursuz eden şey de budur. O karakter sana yabancı değildir.

Esendal’ın dili sade, duru, gösterişsiz ama bu yalınlığın içinde ince bir keskinlik vardır. Yazar, insanın içindeki o küçük hesapları, kimsenin yüksek sesle dile getirmediği o “idare etme” hâlini yakalar. Otlakçı' lık burada bir davranıştan çok, bir eğilimdir; insanın içindeki o küçük boşlukları doldurma çabasıdır. Metin boyunca kimse yargılanmaz. Bu yüzden okur da kendini savunamaz. Hikaye bittiğinde geriye sessiz bir soru kalır. “Ben olsam ne yapardım?” Bu soru, kolay kolay peşini bırakmaz.

Ben bu hikayeyi ikinci kez okuduktan sonra şunu düşündüm. İnsan çoğu zaman büyük hatalarla değil, küçük kaymalarla değişir. O küçük kaymalar bir gün bir karaktere dönüşür. “Otlakçı” tam da o dönüşümün en sessiz, en görünmez anını yakalayan bir metin. Bu yüzden de kısa olmasına rağmen insanın içinde uzun süre kalan bir iz bırakıyor.
Kitap
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
4
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Eyüp Gassaloğlu
İnceleyen10 2 gün önce
Bu eser sadece bir belgesel değil; bilimin şiirsel bir dille anlatıldığı, insanlığın evrendeki yerini sorgulayan görsel bir başyapıttır. Carl Sagan'ın sunduğu orijinal serinin mirasını devralan bu yapım, bilgiyi sadece aktarmayı değil, hissettirmeyi amaçlar. Yapımın en güçlü yönü, karmaşık astrofizik kavramlarını hikayeleştirme yeteneğidir. Tyson, izleyiciyi bir profesör gibi karşısına alıp ders anlatmak yerine, "Hayal Gücü Gemisi" ile bir yolculuğa çıkarır. Evrenin 13.8 milyar yıllık tarihini bir takvim yılına sığdıran "Kozmik Takvim" fikri, insanın evrendeki kısalığını ve aynı zamanda bu devasa yapıyı anlama yetisinin büyüklüğünü vurgular. Bizler evrenin merkezinde değiliz! Buna rağmen, evreni anlayabilecek tek biyolojik donanıma biz sahibiz. Dünya, "Soluk Mavi Nokta", sahip olduğumuz tek yuvadır ve onu korumak bilimsel bir zorunluluktur. Sonuç olarak cosmos, Tyson’ın liderliğinde bilimi popüler kültürün bir parçası haline getirmeyi başarmıştır. İzleyiciye sadece bilgi vermez; ona gece gökyüzüne baktığında hissettiği o tarif edilemez küçüklük duygusunu, bilimsel bir gurura dönüştürme fırsatı sunar. Eser, iklim değişikliğinden evrime kadar tartışmalı konulara korkusuzca girmesiyle, modern çağın en önemli "bilim okuryazarlığı" araçlarından biri olarak kabul edilir.
9.8/10
(137 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : Cosmos: A Spacetime Odyssey
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Döngüsel cehaletin reçetesi şudur: Düşüncelerinizle yetinin, bilgi düzeyinizle tatmin olun."
Elbert Hubbard
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)