Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
5,000 ATP Ödüllü Soru: Ayak baş parmağımı aşağıya doğru bükünce giren o kramp herkeste oluyor mu ve bunu yapmak zararlı mıdır? Hemen cevapla! 750 ATP Ödüllü Soru: Çember matematiksel olarak sonsuz mudur? Hemen cevapla!
Tüm Reklamları Kapat
Eserler
İncelemeler
Kişiler
Aklımdan Geçen
Tür Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Topluluk Kuralları
Bu alan, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu türün ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu alanın amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim topluluğuna değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
İnceleme
Gizem Çetin
Gizem Çetin
136.6K UP
İnceleyen8 5 saat önce
Kitabın özü, Woolf’un şu cümlelerinde saklı: “Kurmaca yazmak isteyen bir kadının parası ve kendine ait bir odası olmalıdır.”

Kitap, yazarın, “kadınlar ve kurmaca” konulu uzun denemesinden oluşmaktadır. Deneme dedim ama kimi zaman bir günlüğe dönüşür, hatta Oxbridge adlı hayali bir üniversitenin bahçesinde öyküleşir, eski zamanlarda okunmuş şiirler belirir arada. Üslubu didaktik değildir aksine serbestçe akar.

Neden medeniyete kadınların daha az katkıda bulunduğunu, bilhassa edebiyat tarihinde neden çok az kadın şair olduğunu sorgular. Bu, erkeklerin inandırmaya çalıştığı gibi kadınların eksikliğinden dolayı mıdır?

Bir düşünce deneyi yapar Woolf. Shakespeare’in aynı yeteneğe, aynı dehaya sahip hayali bir kız kardeşini yaratır: Judith. Shakespeare, yeterince boş zamana ve toplumsal desteğe sahipken Judith henüz evinde, kendi annesi babası tarafından kösteklenmeye başlayacaktır. Tam yazmaya odaklanmışken yemek yapmaya çağrılacaktır mesela. Kütüphanelere erişemeyecek, okula gönderilmeyecek, daha hayatı tanımamışken erkenden evlendirilecektir.

Bir ihtimal daha yaratır yazar, Judith diyelim ki bir oyun yazabildi ve evden kaçarak tiyatroya gitti. Tiyatronun müdürü tarafından ciddiye alınmayacak, daha kapıdayken reddedilecektir. Kardeşiyle aynı meziyetlere sahip olmasına rağmen sırf cinsiyeti yüzünden yeteneklerini kalıcı eserlere dönüştüremeyecek ve ilhamlarını dışa vuramadığı için ruh sağlığı giderek bozulacaktır.

Bir ve birkaç yüzyıl evvelinin az sayıdaki kadın edebiyatçılarının -mesela Brontë kardeşler- yapıtlarını ve ruh hallerini inceler Woolf. Satırlarında engellenmekten doğan öfkeyi ve meydan okumayı, sahip olamadıkları imkânlara duydukları özlemi görür. Cinsiyetçiliğe maruz kalmak eserlerinde bir etki bırakmıştır ve Woolf’a göre olumsuz bir etkidir bu.

Jane Austen’in sürekli bir sürü insanın girip çıktığı ve dikkatinin bölüneceği oturma odasında yazmak zorunda kalması gibi, kadın şair ve yazarlar zihinlerinde dahi yalnız olamamışlar, toplumun içlerine işleyen önyargısıyla mücadele etmişlerdir.

Yazar, ayrıca iyi edebiyatın zor koşullardan doğduğu gibi romantik anlayışa karşı çıkar. Realist olarak, bir yazarın iyi yazması için en azından geçimini sağlayabilmesi gerekir, diye düşünür.

Kurmaca yazmak isteyen bir kadının parası ve kendine ait bir odası olmalıdır, hem fiziksel hem de zihinsel bir oda. Kimsenin etkileyemeyeceği, saf ilham ve düşüncelerini rahatsız edemeyeceği bir oda.
8.0/10
(2 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Gizem Çetin
Gizem Çetin
136.6K UP
İnceleyen8 5 saat önce
Seneca, ömrü boyunca dört imparator görmüş Romalı bir filozoftur. Genç yaşlarından itibaren doğaya uygun yaşamanın yollarını aramış bir stoacıdır. Nero’nun danışmanı olarak geçirdiği yıllardan sonra, görevinden istifa eder ve köşesine çekilir, felsefesinin derinliklerine dalmak ve huzura ermek üzere. Ne var ki bir kumpas ve iftira ile bu huzurdan çekilip alınacak, hayatı bir ölüm emriyle son bulacaktır.

Stoacılar, insanın doğaya ve evrensel akla uygun yaşayarak, dış olayların kontrolünde olmadığını kabul edip erdemli bir karakter geliştirmek suretiyle huzura ulaşabileceğini savunurlar. İki kitapçığın birleşiminden oluşmuş bu ince kitapta da Seneca, stoa ilkelerinden bir demet sunmakta.

İlk kitapçığa bakalım. Seneca’ya göre, bir bilge haksızlığa da hakarete de uğrayamaz. Bu ilk bakışta garip bir düşünce gibi görünür. Ne yani, mesela, bir bilgenin evini yaksanız, ailesini yok etseniz bu haksızlık değil mi? Fakat işin esprisi şuradadır: ne evi ne ailesini ne de eşyaları kendisine ait görmez bilge. Bilge, yalnızca ruhunun, erdeminin kendisine ait olduğunu savunur. Erdem de dış etkilerle sarsılmayan bir niteliktir.

Bilge başına gelen felaketlerde elbette üzülür ama yıkılmaz. Haksızlığı cezalandırır fakat incindiği için değil, haksızlık yapan kişiyi düzeltmek için. “Yaralanmaz olan, darbe almayan değil, darbeden incinmeyendir,” der Seneca.

Bu, tasavvuftaki “ilk ders incitmemek, son ders ise incinmemektir,” düşüncesine benzer. Zaten aynı şey olmasalar bile tasavvuftaki insan-ı kâmil ile stoacılıktaki bilge birbirlerine çok benzer. İkisi de ermiş, dünyanın geçici hâllerinden yüz çevirmiş ve kalıcı olana, erdem ya da ruha odaklanmış kişiliklerdir.

İkinci kitapçıkta ise inzivanın, kamu işleriyle ilgilenmeye olan üstünlüğünden bahseder filozof. Burada cevap verdiği şey şu eleştiridir: “Stoacılar toplumsal faydayı savunur, inziva ise bencildir.” Seneca, inzivanın aslında bencillik olmadığını anlatır.

Ona göre iki devlet vardır, biri bildiğimiz devlet, diğeri de kâinatın ve varoluşun ta kendisidir, “büyük devlet”tir. Doğamızda, kâinata yönelik bir merak vardır. Yıldızları, gezegenleri, atomları, evrenin oluşumunu merak ederiz. Henüz bilim ismi tanımlanmamış olsa da doğayı araştırmaktan ve doğa üzerinde düşünmekten, yani felsefi-bilimsel faaliyetlerden bahseden Seneca, bu faaliyetlerin insanlığın tümüne ve gelecek nesillere fayda sağlayacağını söyler. Bu, basit devlet işleriyle kıyaslanamayacak kadar büyük bir faydadır ki filozofun bu öngörüsü tutmuştur.

Küçük bir pürüzden bahsetmek istersem, satırlara sinmiş olan cinsiyetçiliği söylerim. Mesela Seneca, bir kaygıyı aşağılamak için “kadınsı kaygı” olarak tanımlıyor, ilk kitaba giriş yaparken de kadınların boyun eğmek, erkeklerin hükmetmek için yaratıldığından bahsediyor. Gerçi bu bir pürüz değil. Döneminin anlayışının bir yansıması. Antik Roma’da kadınların konumu belliyken Seneca’dan bir feminist çıkmasını bekleyemeyiz.

Ağır bir kitap değil, Roma tarihine yaptığı göndermeler dışında -onu da ilgilisi anlayacaktır- oldukça anlaşılır ve günümüzde de geçerliliğini yitirmemiş ilkelerden bahseden bir kitap.
9.9/10
(15 Kişi)
Puan Ver
Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi CCCXII (312) - Latince Aslından Çeviren: C. Cengiz Çevik
Yazar: Seneca
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Yaren Tekin
Yaren Tekin
51.5K UP
İnceleyen6 23 saat önce
Filme başladığınız an sizi içine çekiyor güzel işlenmiş eğer siyaset seviyorsanız daha ilgi çekici olabilir. Tek sorun bana bir tık uzun geldi ve bazı yerleri gerçekten sıkıcı. Film diyaloglardan oluşuyor.
6.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
Orijinal Adı : The Wizard of the Kremlin
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Yaren Tekin
Yaren Tekin
51.5K UP
İnceleyen7 1 gün önce
sinemada izledim açıkçası tam beklediğim gibiydi beklentimin üstüne çıkamadı. Savaş sahneleri daha kısa ve daha hızlı olsaydı film daha çekici olabilirdi
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Burak Çınar Aydın
İnceleyen9 2 gün önce
Esaretin Bedeli izlerken her anında iğrendiğim bir flimdi. Frank Darabont’un Stephen King öyküsünden uyarladığı bu yapıt, görünüşte bir hapishaneden kaçış öyküsü sunsa da, özünde insan ruhunun sınırlar karşısındaki metanetine yazılmış felsefi bir ağıt ve övgüdür. Ancak bir eserin kusursuz kabul edilmesi, onun üzerindeki eleştirel gözü kapatmamıza neden olmamalı. Film, sunduğu derin varoluşçu sorularla parıldarken, hikaye anlatımındaki bazı romantik tercihler nedeniyle felsefi derinliğinden bir miktar ödün veriyor.
Film, varoluşçuluk ve stoacılık felsefelerinin kesişim noktasında durur. Bu mantığı iki temel karakterin zıtlığında izleriz. Stoacı filozof Epiktetos, bedenimi zincirleyebilirsiniz ama irademi asla der. Andy Dufresne, Shawshank’in gri ve taş duvarları arasına kapatılmış olsa da zihnini asla hapsedemez. Kütüphane kurması, plağı hoparlörden tüm hapishaneye dinlettiği o meşhur an, dışsal özgürlüğünü yitirmiş bir insanın içsel özgürlüğünü ve otonomisini ilan edişidir. Andy için umut, insanı ayakta tutan en değerli varoluş yakıtıdır. Red ve özellikle yaşlı Brooks karakteri üzerinden ise film, insanın kendi hapishanesine nasıl alışabileceğini işler. Brooks’un dışarı çıktığında bocalayıp intihar etmesi, Fransız filozof Michel Foucault’nun Disiplin ve Cezalandır eserinde bahsettiği kapatılma kurumlarının insan ruhunu nasıl şekillendirip bağımlı kıldığının acı bir göstergesidir. Parmaklıklar bir süre sonra dışarıyı değil, içeriyi güvenli kılmaya başlar.
Filmin anlatım gücü yadsınamaz, ancak yapıcı bir eleştiriyle bakıldığında hikaye kurgusundaki bazı zayıf noktalar ve çelişkiler göze çarpar. Shawshank bir hapishanedir; yolsuzluk, şiddet ve tecavüz barındırır. Ancak film, özellikle ikinci yarısından itibaren bir dramdan ziyade çağdaş bir iyilik-kötülük masalına dönüşür. Kötüler, yani Müdür Norton ve Muhafız Hadley, karikatürize edilecek kadar katıksız kötü; Andy ise neredeyse hiç ahlaki lekesi olmayan, peygamberane bir sabra sahip kusursuz bir aziz olarak çizilir. Bu durum, hapishane yaşamının gerçek ve sert doğasını yumuşatarak seyirciye rahatlatıcı bir seyir tecrübesi sunar. Film, izleyiciyi çok fazla rahatsız etmek istemez, bu da onun karanlık bir sistem eleştirisi olmaktan çıkıp iyimser bir Hollywood anlatısına kaymasına neden olur.
Öte yandan Andy’nin 19 yıl boyunca o tüneli bir çekiçle kazması muazzam bir azim sembolüdür. Ancak film, zamanın yıpratıcılığını ve insanın zihinsel dönüşümünü aktarmakta biraz yüzeysel kalır. Andy 19 yıl boyunca neredeyse hiç yaşlanmaz, inancını veya akıl sağlığını bir an bile yitirmez. İnsanın izolasyon karşısındaki psikolojik çöküşü, Andy karakterinde pek karşılık bulmaz, bu da varoluşçu mücadelenin inandırıcılığını bir miktar zedeler. Son olarak Andy’nin sistemden kaçarken Müdür Norton’un kara paralarını çalması ve onu ifşa ederek intihara sürüklemesi izleyiciye büyük bir arınma yaşatır. Ancak felsefi açıdan bakıldığında Andy, karşı çıktığı bozunmuş sistemin yöntemlerini kullanarak bir nevi adalet dağıtıcısına dönüşür. Masumiyetini hukuk yoluyla kanıtlayamayan bireyin, sistemi kendi silahıyla vurması pratik bir zafer olsa da, etik açıdan gri bir alanda durur. Hukukun olmadığı yerde, etikte yoktur.
Sonuç olarak Esaretin Bedeli, felsefi olarak insanın anlam arayışına verilmiş güçlü bir yanıttır. Film bize özgürlüğün bir mekan değil, bir zihin durumu olduğunu öğretir. Ancak onu bir sinema mucizesi yapan şey karmaşık ve sert bir sistem eleştirisi oluşu değil; aksine, son derece yalın, umut dolu ve insan ruhunu yücelten masalsı diliyle anlatılmış olmasıdır. Bazı kurgusal ve karakter derinliği eksikliklerine rağmen, insanlığın en temel arzusu olan kurtuluş fikrini bu denli zarafetle işleyebilmiş az sayıda yapıttan biridir.
9.6/10
(105 Kişi)
Puan Ver
Orijinal Adı : The Shawshank Redemption
Yönetmen: Frank Darabont
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
4
3 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Paradoks dediğiniz şey, gerçeklik ile sizin gerçeğin neye benzemesi gerektiğine dair hissiniz arasındaki çelişkiden ibarettir."
Richard Feynman
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)