Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
20,000 ATP Ödüllü Soru: Kuantum mekaniğini, genel göreliliği, zamanın yönünü, kara delikleri ve evrenin başlangıcını aynı temel ilkeden türetebilecek bir gerçeklik katmanı var mı? Hemen cevapla!
Tüm Reklamları Kapat
Eserler
İncelemeler
Kişiler
Aklımdan Geçen
Tür Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Topluluk Kuralları
Bu alan, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu türün ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu alanın amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim topluluğuna değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
İnceleme
Gizem Çetin
Gizem Çetin
137.5K UP
İnceleyen10 9 saat önce
Stoacı felsefenin en önemli temsilcilerinden Seneca’nın iki temel eserini barındıran bir kitap.
Yaşamın Kısalığı Üzerine’den başlayalım. Bu kitabın ana fikri şu cümlede gizlidir: “Kısıtlı bir zamanımız yok, sadece çoğunu boşa harcıyoruz.”

Ona göre insanların ömrün kısalığından şikâyet etme nedeni zamanı iyi değerlendirememeleridir. Açgözlülük, şehvet, haz düşkünlüğü, üşengeçlik ve onun tersi işkoliklik, hırs gibi kötü hasletler yahut sürekli başkalarıyla meşgul olarak kendi içine dönmeyi unutmak, ömrü boşa geçirmenin nedenleridir.

Tarihte ileri gelen Romalılardan bahseder filozof. Mesela imparator Augustus’un inzivayı arzuladığını söyler. Zenginlik ya da yüksek makamlar çoğu zaman sahibine yük olmakta, sorumluluklarıyla bunaltmaktadır. Oysaki bunlar sıradan insanların en çok istediği şeylerdir. Seneca’ya göre bir insanın zamanını iyi değerlendirmesinin yolu onu kendi kendisine adamak, kusurlarını gidermeye ve bilge olmaya çalışmaktır.

Zamanı üçe ayırır: geçmiş, şimdi, gelecek. Geçmişi unutanların, şu anı es geçenlerin ve gelecekten korkanların ömrü çok kısa ve kaygıyla doludur. Onlarca yıl yaşasalar bile ömürleri verimsiz olduğu için kısa sayılır. Filozof, bu insanlara, boş vaktin de ağır geldiğini ve hemen meşgul olacak bir iş aradıklarını söyler.

Buraları okurken günümüze döndüm bir an. Kendi kendimizle baş başa kalmaktan nasıl kaçtığımızı fark ettim. Her boş anında sosyal medyaya koşup, kısa videolar kaydırarak zaman harcamak birçoğumuzun alışkanlığı. Halbuki ne büyük bir israf.

Bu kısmın incelemesini internette gördüğüm şu sözle bitiriyorum: Hayatına gün ekleyemezsin fakat günlerine hayat ekleyebilirsin. Günlerimizi dolu dolu geçirerek “yaşadım” diyebilmek dileğiyle.

Mutlu Yaşam Üzerine… Seneca kardeşi Gallio’ya hitaben yazdığı bu kitapta, mutluluk yolunun çoğunluğu takip ederek bulunamayacağını söyler.

İlk sayfadaki şu cümleyi okurken Robert Frost’un meşhur şiiri ve bir Kur’an ayeti çağrıştı aklımda.

“… bu yolculukta en çok ayak basılmış ve en iyi tanınan bu yol seni en çok aldatacak yoldur.” (Seneca)

“iç geçirerek anlatacağım bunu ben,
nice yaşlar nice çağlar sonra bir yerde:
bir ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben –
ben gittim daha az geçilmişinden,
ve bütün farkı yaratan bu oldu işte.” (Robert Frost, çeviren Selahattin Özpalabıyıklar)

“Yeryüzünde bulunanların çoğu, kendilerine uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar zandan başka bir şeye tâbi olmuyorlar ve temelsiz bir tahminden başka bir şeye de dayanmıyorlar.” (En’am Suresi, 116. ayet)

Mutlu bir yaşama ulaşmanın "en yüce iyi"nin peşinden gitmekle olduğunu söyler. Bu “en yüce iyi” dış şartlardan etkilenmeyen ve insanın kendi içinde sağlam olarak duran erdemdir.

Seneca, Epikürcülerin haz ile erdemi yan yana koyan yaklaşımını eleştirir. Epikür felsefesinde erdem, nihai hedef olan hazza ulaşmak için bir araç olarak görülürken Stoacı gelenekte erdem, başka hiçbir gerekçeye ihtiyaç duymayan başlı başına bir amaçtır. Seneca’ya göre erdemli bir yaşam insana içsel bir huzur ve haz verebilir ancak bu haz eylemin nedeni değil, yalnızca kaçınılmaz bir yan ürünüdür. Çiçeğin açması nasıl kokuyu beraberinde getirirse, erdem de hazzı getirir ama çiçeğin açma nedeni koku yaymak değildir.

Bunun ardından zenginliğine yapılan eleştirilere sert bir dille yanıt verir. Filozof, kendisinin bir bilge olmadığını ve bilgeliği amaç edindiğini söyler. Ayrıca zenginlik ve iyi şartlar, bilge için kınanacak bir durum değildir. Arzulanabilir, yararlı ve yaşamı kolaylaştıran bir şeydir. Bilge parayı önemsemese bile iyi amaçlar için onu isteyebilir. Kolay ve keyifli bir yaşamı tercih edebilir. Başına zorluklar gelirse yılmaz ve pes etmez fakat bu zorluğu isteyeceği anlamına gelmez. Bilge parayı elinde tutar, yüreğinde değil. Böylece Seneca, bilgeliği, çilecilikten ayırmış olur.

Sonuç olarak her iki diyalog da aslında bize aynı şeyi söylüyor: Sorun ömrümüzün kısalığı veya hayatın zorlukları değil, bizim neleri dert edip zamanımızı nelere harcadığımız. 2000 yıl önceden gelen bu uyarılar, özellikle her şeyin çok hızlı tükendiği günümüzde durup kendimize bakmak için bir fırsat.
10.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
Orijinal Adı : De Vita Beata De Brevitate Vitae
Yazar: Seneca
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Gizem Çetin
Gizem Çetin
137.5K UP
İnceleyen8 1 gün önce
Cezaevi yargıcı olduğunu söyleyen bir adamın hayatını anlatmasıyla başlarız. Jean-Baptiste Clamence adındaki baş karakter eskiden Paris’te yaşayan bir avukattır. Kendi deyimiyle alçak gönüllü, yardımsever ve karizmatiktir. Kendini o kadar över ki bu, okurda bir süre sonra mide bulantısı yaratır, fakat bu yazarın amacıdır zaten. Pasparlak fakat içi boş bir karakter… Kendi imajına takıntılıdır. İnsanlara iyi davranması, hatta bir yaşlıyı karşıdan karşıya geçirmesi bile egosunun cilasını parlatan bir hizmettir.

“Ben, ben, ben, aziz yaşamımda hüküm süren ve her söylediğim şeyde işitilen nakarat buydu işte,” der.

Fakat bu yorucudur. Bir rolü oynamak ve aslında o olmamak, yorucu ve anlamsızdır. Bir gün köprüden geçerken bedensiz bir ses duyar, bir gülüş. Onun hâliyle dalga geçen bir kahkaha. Bu ses, adeta Camus’nün absürdizminin canlanmış hâlidir. Bu gülüşü duyan avukat artık kendini kandıramaz ve hayatının anlamsızlığıyla yüzleşmek zorunda kalır.

Camus'ye göre hayatın kendiliğinden var olan bir anlamı yoktur ve insan, anlam bulma ihtiyacıyla anlamsız bir evrende yapayalnız kalakaldığında bu saçmalıkla yüzleşir. Bu gerçeğin farkına varan bireyin intiharla kaçmak yahut inançla ya da felsefeyle örtbas etmek yerine, hayatın anlamsızlığını kabullenip o şekilde yaşaması gerekir.

Bizim avukat henüz böyle bir kabullenişe hazır olmadığı için, eğlence ve hazza sığınır. Cinsellik ve sarhoşlukla gününü gün etmeye başlar. Gülüşün sesini kısabilir fakat susturamaz. Bohem yaşamın da bir çözüm olmadığını anlar.

“Tükürük hücresi”nden bahseder. Daracık olduğu için sadece ayakta durulabilen ve kapısının suçlunun çenesinin hizasında bittiği hücrelerdir. Gardiyanlar gelip geçerken suçlunun yüzüne tükürür ve suçlu, yüzünü silemez.

İnsanların, din ya da ahlak kuralları olmadan da suçluluğu yaratıp cezalandırabileceğini bu örnek üzerinden anlatan avukat, herkesin birbirini yargılayarak mecazi tükürük hücrelerine kapattığını söyler. Herkes yargıçtır, herkes birbirine karşı suçludur ve bunun mantıklı bir sebebi yoktur.
“Ama insan acılarının en büyüğü yasasız yargılanmaktır.”

Jean-Baptiste’in asıl kurnazlığı bu noktada başlar. Yargılanmaktan ve vicdan azabıyla tek başına yüzleşmekten korktuğu için dahice bir kaçış yolu bulur: Önce kendini yargılamak, sonra da herkesi kendi suçuna ortak etmek. Çünkü eğer herkes suçluysa, hiç kimse suçlu değildir.

Modern insanın yüzüne tek bir soru çarpar kitap: Kendi sahte ahlakımızın ve bencilliğimizin konforunda yaşamaya devam mı edeceğiz, yoksa aynadaki o ikiyüzlüyle yüzleşecek cesareti gösterecek miyiz?
Kitap
8.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
Orijinal Adı : La Chute
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Yavuz Çirkin
Yavuz Çirkin
65.6K UP
İnceleyen10 2 gün önce
Christopher Nolan’ın başyapıtı The Dark Knight, sadece çizgi roman uyarlamalarının zirvesi değil, aynı zamanda insan doğası, kaotik düzen ve toplumsal psikoloji üzerine çekilmiş en derinlikli filmlerden biridir. Film, Gotham şehri üzerinden insan türünün kriz anlarında ahlaki pusulasını nasıl kaybettiğini ve kaosa karşı ne kadar kırılgan bir adaptasyon sergilediğini evrimsel ve sosyolojik bir gözle önümüze seriyor. Bu kaotik evrenin merkezinde ise sinema tarihinin en muazzam performanslarından biri duruyor: Heath Ledger’ın Joker’i. Ledger, rolü öyle bir boyuta taşımış ve o kadar inanılmaz oynamış ki, sinema dünyasına bundan daha iyi bir Joker’in bir daha geleceğini hiç zannetmiyorum. Joker, evrimsel süreçte toplumların inşa ettiği tüm kuralları ve "uygarlık" maskesini yırtıp atmaya çalışan, kaosu bir doğa kanunu gibi savunan saf bir nihilist. Karşısında ise adaleti ve düzeni temsil eden, benim de sinemada izlemekten en çok keyif aldığım ve açık ara en beğendiğim Batman olan Christian Bale’in canlandırdığı Bruce Wayne var. Bale’in Batman’e kazandırdığı o psikolojik derinlik ve insan tarafı ile Ledger’ın kaos simgesi Joker’i arasındaki o amansız diyalektik, filmin omurgasını oluşturuyor. Filmin bir diğer harika dinamiği ise Harvey Dent ve Rachel Dawes arasındaki ilişki. Harvey Dent'in "Gotham’ın Beyaz Prensi" olarak temsil ettiği o sarsılmaz umut ve Rachel ile arasındaki insani, sıcak bağ, Joker’in manipülasyonlarıyla bir anda trajik bir yıkıma dönüşüyor. Dent’in yaşadığı kayıp sonrası geçirdiği o psikolojik başkalaşım, insanın en ufak bir rastlantı veya trajediyle (Two Face'in yazı-tura kararlarında olduğu gibi) ahlaki değerlerinden nasıl sapabileceğini gösteren muazzam bir sosyopatoloji örneği. The Dark Knight, oyunculuklarından felsefi altyapısına, atmosferinden karakter dinamiklerine kadar kusursuz bir sinematik deneyim. Kendi türünün sınırlarını aşan bu zamansız başyapıta puanım tereddütsüz 10/10. Toplumsal düzenin ne kadar ince bir çizgi üzerinde durduğunu ve insan zihninin karanlık köşelerini keşfetmek isteyen herkes için bu film hala aşılamamış bir anıt niteliğinde.
9.5/10
(51 Kişi)
Puan Ver
Orijinal Adı : The Dark Knight
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
4
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Yavuz Çirkin
Yavuz Çirkin
65.6K UP
İnceleyen8 2 gün önce
Yasujirō Ozu’nun 1953 yapımı Tokyo Story filmini izledikten sonra, insanın sosyal evrimi ve aile kavramı üzerine düşünmemek elde değil. Taşradan Tokyo’ya çocuklarını ziyarete gelen yaşlı bir çiftin hikayesini anlatan bu film, insanın modernleşme süreciyle geçirdiği kültürel dönüşümün muazzam bir portresi. Ebeveynlerin temsil ettiği geleneksel dayanışma, çocukların yaşadığı kentin koşturmacasıyla çarpışıyor. Evlatların anne babalarını ihmal etmesi salt kötülükten değil; odakların biyolojik bir içgüdüyle geçmişe değil, geleceğe kaymasıyla, yani evrimsel biyolojideki akraba seçilimiyle ilgili.

Beni bu filmde en çok yakalayan şey ise o benzersiz atmosferi ve muazzam karakter dinamikleri oldu. Kameranın Japon evlerindeki tatami zeminine, tam insan oturma hizasına yerleştirilmiş olması sizi o odanın bir köşesine hapsediyor; abartısız ama içten içe sarsıcı bir deneyim sunuyor. Öz evlatlar yaşlı ebeveynlerini bir yük gibi birbirlerine paslarken, aralarında kan bağı dahi bulunmayan dul gelinleri Noriko’nun çifte gösterdiği sahici şefkat, empatinin ve karşılıklı özgeciliğin bazen genetik bağlardan çok daha güçlü olabileceğini kanıtlıyor.

Zamanın akışına ve insan ilişkilerinin dönüşümüne dair yapılmış en dürüst filmlerden biri olan Tokyo Story'nin bende çok ayrı bir yeri var. O büyüleyici atmosferi, sakinliği ve bende bıraktığı derin iz sebebiyle filme puanım 8/10. Toplumsal değişimlerin insan doğasını nasıl şekillendirdiğini sinematik bir başyapıt üzerinden görmek isterseniz, mutlaka bir şans verin derim.
8.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
Orijinal Adı : 東京物語 - Tôkyô monogatari
Yönetmen: Yasujirô Ozu
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Yavuz Çirkin
Yavuz Çirkin
65.6K UP
İnceleyen10 2 gün önce
Yıllar içinde sayısız film izledim ama aralarından en duygusal, en sürükleyici ve psikolojik derinliği en yüksek olan tek bir yapıt seçmem gerekirse bir saniye bile tereddüt etmem: Esaretin Bedeli. Benim gözümde bu film sadece harika bir sinema eseri değil; her izleyişte daha da derinleşen, tartışmasız net bir 10 üzerinden 10 başyapıt.

Yüzeysel bakıldığında haksız yere cinayetle suçlanan bir adamın acımasız bir hapishane sisteminde hayatta kalma mücadelesi gibi görünüyor. Ancak hikayenin özünde insan dayanıklılığı, psikoloji ve "kurumsallaşma" kavramının insan zihni üzerindeki tehlikesi yatıyor—zihnin bir süre sonra özgürlüğünü kaybetmeye nasıl uyum sağladığını ve özgürlüğün kendisinden bile korkar hale gelişini muazzam işliyor. Film ucuz aksiyonlara veya hızlı bir tempoya sığınmak yerine, geçen onlarca yılın ezici ağırlığını Andy Dufresne ve Red ile birlikte bize hissettiriyor. Psikolojik yıkıma karşı umudun ne kadar güçlü bir direniş aracı olduğunu gösteriyor.

Tim Robbins ve Morgan Freeman arasındaki kimya kusursuz; bunu destekleyen harika bir senaryo ve büyüleyici bir müzik kullanımı var. Andy'nin o sağanak yağmurun altında durduğu ikonik sahne ise sinema tarihinin en arındırıcı, en tatmin edici anlarından biri. Esaretin Bedeli, insan ruhuna zamansız bir ayna tutan ve jenerik aktıktan sonra bile zihninize kazınan gerçek bir hikaye anlatıcılığı dersi.
9.6/10
(107 Kişi)
Puan Ver
Orijinal Adı : The Shawshank Redemption
Yönetmen: Frank Darabont
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
3
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Fizikçiler pazartesi, çarşamba ve cumaları dalga teorisini; salı, perşembe ve cumartesileri parçacık teorisini kullanırlar."
William Henry Bragg
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)