Roman, tüyler ürpertici bir fikirle çıkıyor yola. Sevdiğiniz bir insanın, o insan gibi görünmediğini düşünün. Mesela babanız gibi görünen, onun gibi konuşan, davranışlarında hiçbir fark olmayan bir beden fakat bakışları yabancı. Duyguları gitmiş. Ne hissederdiniz?
Modern bilimde bu Capgras Sendromu olarak yer alıyor. Fakat romanda, doktorumuz Miles'a birden fazla hasta aynı şikâyetle geliyor. Başta bunun bir tür toplu hezeyan olduğunu düşünen Miles'ın fikri, arkadaşı Jack'in beceriksiz bir kopyasını evinin bodrumunda bulmasıyla değişir. Gazete arşivlerinden kesilen, sağda solda büyük ve tuhaf görünüşlü tohum kapsüllerini konu alan haberler de başka bir kanıt olur. Miles ve arkadaşları, kasabayı tehdit eden bir parazit türle karşı karşıya olduklarını anlarlar.
1955'te yazıldığı için yargılamak istemiyorum ama tam anlamıyla Hollywood filmi gibi hissettiren bir kitap. Hem olumlu hem olumsuz anlamda. Sürükleyicilik bakımından olumlu. Fakat "klişeden ölen var" be kardeşim!
Spoiler vereceğim, okumayanlar lütfen geçsin.
Miles ve sevgilisi Becky olup biteni anlayınca, uzaylılar konuşmaya geliyor. "Hiçbir şey hissetmeyeceksiniz," diyerek Miles ve Becky'yi de kopyalanmaya ikna etmeye çalışıyorlar. Bu sırada, parazit kapsül türünün doğasını anlatıyor uzaylı ki bu konuşma gayet iyi. Her canlının amacının üremek ve hayatta kalmak olduğunu, bu kapsüllerin de evrende indikleri gezegendeki canlıları kopyalayıp yok ederek ürediğini, hatta Ay'da ve Mars'ta eskiden canlılık varken bu parazitler yüzünden tükendiğini anlatıyor ki buraları beğendim.
Dünya'ya geldiklerinde de Amerika'da bir kasabaya iniyorlar çünkü biliyorsunuz uzaylılar için Dünya'daki tek ülke ABD'dir. Fuji Adaları'na ya da Kamboçya'ya mı ineceklerdi yani? Yapmayın.
Bu arada bir kapsül, bir bedeni kopyaladığında o bedenin aslı yok oluyor, toza dönüşüyor. Yani dönüşmeyi kabul ederlerse ölecekler. Uzaylılar da bizim ikiliyi bir yere kapatmış durumda ve "Sizin uyumanızı bekliyoruz," diyorlar, uyuduklarında her şey bitecek.
Bu gerçeğin farkında olan Miles, doktor arkadaşı kılığındaki uzaylıya diyor ki "Siz bizi biraz yalnız bırakın, bir yere kaçamayız buradan zaten." Uzaylılar da dışarı çıkıyor ve baş karakterlerimiz de bir şekilde kaçıyorlar.
Tarlalara gidiyorlar. Yollara tohum kapsülleri dizilmiş. Traktörden yakıt alıp bu kapsülleri yakıyorlar. Uzaylılar da bu ikiliyi bulup başlarına toplanıyor. Peki sonra ne oluyor dersiniz?
Kapsüller yükselmeye başlıyor. İnsanların -kahraman Amerikalıların (!) yani- gezegeni teslim etmemek için nasıl kararlı ve azimli olduğunu görmüşler. Gitmeye karar vermişler. Amerikalılar, öcü uzaylılardan dünyayı ve insanlığı bir kez daha kurtarmış oluyor.
Uzun lafın kısası, iyi bir fikir Hollywood'laştırılarak ziyan edilmiş.