Yıl 1882. Tıbbın bedene yönelik olduğu, ruha ya da "psike"ye karşı bir tedavi şekli olmadığı, yani psikoterapinin doğmadığı yıllar. Psikiyatrist Irvin D. Yalom, bu kitapta, aynı dönemde yaşadığı halde aslında hiç karşılaşmamış iki büyük ismi bir araya getiriyor: Doktor Josef Breuer ve filozof Friedrich Nietzsche.
Kitabı anlatmaya Lou Salomé'den başlamak lazım. Lou Salomé, 21 yaşında, toplumsal tabulardan uzak, özgürlükçü bir genç kadın yazar ve geleceğin psikanalistidir. Kadınlara karşı olumsuz tutumuyla bilinen Nietzsche'yi âşık etmeyi başarmış tek kadındır. Salomé ise özgürlüğe tutkundur ve bağlanmaya o kadar uzaktır ki Nietzsche'nin tek aşkı olmayı kabul etmez. Nietzsche, bir yandan Salomé'ye delicesine âşık, diğer yandan da ona çok kızgındır. "Ev kedisi kılığında yırtıcı bir hayvan" gibi aşağılayıcı sözler yazmaktadır mektuplarında. Aynı zamanda şiddetli sağlık sorunlarıyla mücadele etmektedir.
Josef Breuer ise yaşlı, zengin ve saygın bir doktordur. Karısı Mathilde ile mutlu bir evliliği vardır. Dışarıdan bakıldığında bir insanın sahip olmak isteyeceği her şeye sahiptir. Fakat içten içe mutsuz ve tatminsizdir. Bertha adında genç bir hastasına tutulmuş, onu düşünmeden duramıyordur. Eşinden uzaklaşmış, soğumuştur.
Sigmund Freud ile de dost olan, Freud'u evinde sıkça misafir eden Breuer'in muayenehanesine bir gün Salomé gelir ve ümitsizliğe kapılan, ölmekten bahseden Nietzsche adına yardım ister. Breuer, Salomé'yi reddetmek istese de ona karşı koyamaz. Fakat bir problem vardır. Nietzsche son derece gururludur, felsefesi gereğince zayıflığı kabullenmez ve yardım teklifini sert bir dille reddeder.
Eğer Breuer, Nietzsche'ye yardım etmek istiyorsa, kendisini de onun yardımına açması gerektiğini anlar. Roller yavaşça değişmeye başlamıştır. Nietzsche, Breuer için mutsuzluğundan kurtulma yolunda bir rehber haline gelmiştir.
Daha önce Nietzsche'nin herhangi bir kitabını okumamıştım ve fikirlerini yüzeysel olarak biliyordum. Bu roman benim açımdan "Nietzsche'ye Giriş 101" niteliğinde oldu. Katılmadığım çok yönü olmakla birlikte -mesela tanrıyı ve dini inancı reddedişi, bengi dönüş- felsefesinin insanın ufkunu açan, hatta hayatını değiştirme potansiyeli barındıran yönleri de var benim için; "amor fati" (aynı zamanda hayranı olduğum bir müzisyen olan Yağmur Sarıgül'ün kolundaki dövmedir), yani yazgıyı sevmek; insanın çevresel etkilerden sıyrılarak kendi yolunu çizmesi, hakikat güneşine korkmadan bakabilmek.
Filozofun bütün bu fikirlerini diyaloglarda, satır aralarında aktaran Yalom, bunlara psikolojik yönden yaklaşıyor. Ne demek istiyorum? Bengi dönüşün ontolojik varlığını sorgulamaktan ziyade okura şu soruyu sorduruyor: "Eğer bu hayatı sonsuza dek tekrar tekrar yaşayacak olsaydın, hayatında neleri değiştirirdin?"
Roman ilerlerken yalnızca Breuer kendisini sorgulamıyor. Okur da kendisini sorguluyor, kendi hayatını sigaya çekiyor. Gerçekten yaşamı yaşayan ben miyim? Yoksa yaşam mı beni yaşıyor? Her insanın hayatın bir noktasında kendine sorduğu sorular bunlar. Kitapların neden var olduğunu hatırlatıyor. İçimize tutulan bir aynadır bazı kitaplar, kendimizle daha iyi yüzleşebilmemiz için. Bu kitap da öyle.