Ne desem ne yazsam bilemedim .Her okuduğumda ayrı bir şey katıyor bana .Dememeleri okurken insan şunu hissediyor: Montaigne karşına geçmiş, elinde kahve yok belki ama zamanı bol; acele etmiyor. Sana ders vermeye çalışmıyor, seni ikna etmeye de. Sadece kendini anlatıyor. Ve garip olan şu: Kendini anlattıkça seni anlatıyor.
Montaigne’in en rahatlatıcı tarafı kusursuz olmaya çalışmaması. Bilmediğini saklamıyor, çelişkilerini gizlemiyor. Ben çelişirsem kendimle çelişirim; ama gerçeğe değil. Derken, insanın değişebileceğini, bugün söylediğiyle yarınkini tutturmak zorunda olmadığını fısıldıyor.
Bu kitapta bilgelik yüksekten konuşmuyor. Tam tersine, gündelik hayatın içinden geliyor: korkular, hastalıklar, dostluklar, can sıkıntısı… Montaigne insanı idealleştirmiyor; olduğu hâliyle kabul ediyor.
“İnsan ne ise odur; daha fazlası olmaya çalışırken kendini yorar.”
dediğinde, modern dünyanın “daha iyi ol” baskısına karşı sessiz bir itiraz var.
Montaigne’i okurken insan yalnız hissetmiyor. Çünkü o da korkmuş, sıkılmış, yanılmış. En büyük işim yaşamaktır. Derken, hayatı büyük anlamlara zorlamadan yaşamayı öğretiyor. Bu yüzden Denemeler felsefi olduğu kadar insani; derin olduğu kadar hafif.
Bence Denemeler’in asıl gücü şurada ,Montaigne kesin doğrular sunmuyor, düşünme alanı açıyor. “Ben böyleyim” diyor, “sen de bak, kendine sor.” Kitabı kapattığında aklında sistemler değil, küçük ama gerçek sorular kalıyor.
Denemeler bana şunu düşündürüyor: Bilge olmak; her şeyi bilmek değil, kendinle kavga etmeyi bırakmak olabilir. Ve Montaigne bunu yüzyıllar öncesinden, çok sakin bir sesle söylüyor.