Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
2,500 ATP Ödüllü Soru: Dinozorların etini, kırmızı et ya da beyaz et olarak sınıflandırabilir miyiz? Hemen cevapla! 500 ATP Ödüllü Soru: Eğer Karadeliğin yuttuğu maddeler bir yerden çıkıyorsa bu gök cisimlerinin büyümemesi gerekmez mi? Hemen cevapla!
Tüm Reklamları Kapat
Eserler
İncelemeler
Kişiler
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
200.4K UP
İnceleyen 6 saat önce
Merhaba
Bir kaç kere izlediğim bir film .Verdiği hissi çok mu sevdim diye soracak olsanız tuhaf ,belirsiz bir duygu ama bir o kadarda tanıdık bir duyguydu .Bu şey gibi çok yaygın bir ifade '' ruh ikizi '' eskiler buna bir elmanın iki yarısı derdi :)) böyle biri ile karşılaşıp sonra onu tanımadığınızı anladığınız o an o duygu .Your Name izlerken bende en çok kalan his, birini tanıyormuş gibi hissetmek ama aslında hiç tanımamak duygusu oldu. Makoto Shinkai bu filmde çok büyük bir hikaye anlatmıyor gibi görünse de, aslında insanın içindeki o garip boşluğu çok iyi yakalıyor. Hani bazen bir şey eksikmiş gibi hissedersin ama ne olduğunu tam bilemezsin ya, film tam olarak o hissin üzerine kurulmuş.

Mitsuha ve Taki’nin beden değiştirme meselesi başta eğlenceli ve hafif geliyor ama ilerledikçe olay çok daha duygusal bir yere evriliyor. Özellikle birbirlerini gerçekten tanımaya başladıkları anlarda, izlerken ister istemez şunu düşünüyorsun.“Gerçek hayatta da bazen insanlar birbirinin hayatına böyle dokunuyor mu?” Yani biri gelip hayatını değiştiriyor ama belki sen onun kim olduğunu bile tam bilmiyorsun.

Filmin ortasından sonra gelen o kırılma noktası ve zaman meselesinin ortaya çıkması beni gerçekten etkiledi. Çünkü orada hikaye sadece bir aşk hikayesi olmaktan çıkıyor, kaybetme ve geç kalma korkusuna dönüşüyor. Birine ulaşmaya çalışmak ama zamanın buna izin vermemesi bu duygu film boyunca çok yoğun hissettiriliyor.

Görsellik zaten başlı başına bir olay. Gökyüzü, ışıklar, şehir bazı sahnelerde durup sadece izlemek istiyorsun. Ama bence asıl güçlü tarafı, bu görselliğin duyguyla birleşmesi. Yani sadece güzel değil, aynı zamanda bir şey hissettiriyor. Bazı sahnelerde müzik girince duygunun bir anda yükseldiğini hissediyorsun. Zorla değil, doğal bir şekilde etkiliyor. Samimi olmak gerekirse film yer yer fazla dramatik, hatta biraz “tesadüflerle ilerliyor” denebilir. Ama garip bir şekilde bu rahatsız etmiyor. Çünkü film zaten gerçekçi olmaya çalışmıyor, daha çok bir his anlatıyor.

Benim için Your Name, “birini bulmak ”tan çok “birine ulaşmaya çalışmak” hakkında bir film. O arayış hali, bence filmi bu kadar akılda kalıcı yapan şey. İzledikten sonra bir süre o his geçmiyor sanki bir şeyi hatırlamaya çalışıyorsun ama tam çıkaramıyorsun gibi. Birini bulursun ama gerçek anlamda ona ulaşmak zor gerçek hayatta :((
Film
8.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : 君の名は。
Yönetmen: Makoto Shinkai
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
4
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Meryema Şermet
Meryema Şermet
128.6K UP
İnceleyen9 1 gün önce
Ben büyük bir Atay hayranıyım. Türk edebiyatında onun kadar sıra dışı yazar bulmak zor. Başarılı yazarımız çok fazla ama Oğuz Atay benim için bambaşka bir yere sahip. İlk okuduğum eseri olan tutunamayanlar da yazarın dünyasıyla ilk defa karşılaşmıştım ve o zamanda kendimde esere inceleme yazacak cesareti bulamıyordum (ya kötü bir inceleme yazarsam, eseri hak ettiği gibi övemezsem) diye. Hâlâ da yazmadım. İkinci okuduğum eseri ise; Oyunlarla Yaşayanlar olmuştu, onu da çok beğenmekle birlikte inceleme yazmamıştım. Ama bu defa korkuyu beklerken öykü kitabıyla şeytanın bacağını kırmaya niyetliyim:)
Atay'ın eserlerindeki başkaralterler genellikle ondan birşeyler taşıyorlar, onun düşünce dünyasının yansıtıyorlar. Tutunamayanlar romanındaki Turgut'un mühendis olması (Atay'da mühendisti) oyunlarla yaşayanların baş karakteri çoşku'nun yaşadığı aydın bunalımı, korkuyu beklerkendeki her öykü'nün baş karakterlerinin de ortak sorunu olan; yalnızlık, toplum tarafından anlaşılmama ve topluma olan kızgınlık. Bunlar Atay ile karakterlerinin ortak bazı özellikleri. Ama onun düşünce dünyasını yansıtıyorlar derken tam olarak anlatmak istediğim şey bu değildi. Örneğin; "beni anlamıyorlardı. Zarar yok, zaten beni daha kimler anlamadı! " Ya da, " düşünmek mi? Durmadan düşünmekten başka ne yapıyordum ki? O kadar çok düşündüm ki, o kadar çok şeyi bir arada düşündüm ki... "Bunlar korkuyu beklerken öyküsünden, bana göre Oğuz Atay'ın kendi düşünceleri, serzenişi. Oradaki isimsiz baş karakterin değil. Ayrıca kitaptaki birçok öyküsünde baş karakterlerin ismi yok, bunun sebebi onların aslında kendisi olması bence. Tamamen olmasa bile büyük ölçüde Oğuz Atay'ın ta kendisi o tutunamayan, yalnız, insanlara küskün ve öfkeli karakterler. Eğer hala aksini iddia ediyorsanız kendimce fark ettiğim bir iki detayı daha dikkatinize sunmak isterim; bir mektup öyküsünde baş karakter, " Tabii tanımadığınız için nereden bileceksiniz, münasebetsiz babam -sanki ikimiz de aynı yaştaymışız gibi beni zorla kendi terzisine götürdü, Sadece dikiş parasını verdi diye bana bol gelen bu aşağılık elbiseyi giymek zorunda kaldım." Diye yakınıyor. Kitabın ileriki bölümlerinde yer alan babama mektup öyküsünde de, (bu öykü'nün üzerinde birazdan daha detaylı duracağım) "üstüme uymayan kötü dikilmiş elbiseler giydirdin" diyor babasına. Yani bir mektup öyküsündeki babasına bu konuda sitem eden isimsiz baş karakter ile babama mektup öyküsündeki, bizzat Atay'ın etmiş olduğu sitem aynı. Bunun gibi daha birçok örnek sayılabilir, mesela korkuyu beklerken'deki karakterin yaşadığı şehirden uzak bir kasabadaki izole ev, Oğuz Atay'ın da babama mektup öyküsünde yapmak istediği şey olarak geçiyor. "işte ben de yalnızsam, Yalnızlığımı bilmek için çoğu zaman- sabit bakışlarla boşluğa baktığım zaman- bu herkesten uzak, kerpiç evi gittikçe daha ciddi bir biçimde düşünüyorum."
Atay'ın eserlerindeki baş karakterlerin aslında, kendisinin birer parçaları olduğu konusunda anlaştık sanıyorum? Şimdi geçelim beni en çok etkileyen iki öyküsüne; İlki, korkuyu beklerken öyküsü oldu. En uzun öykü buydu ama yine de bana çok kısaymış gibi geldi, aşırı etkileyiciydi. Bence o hikayeden, en az bir tutunamayanlar veya tehlikeli oyunlar kadar harika roman çıkardı. Karakterin piskolojik sorunları- ki bütün Atay karakterleri yarı delidir bana göre- ve muazzam pasajlarıyla okurken çok zevk aldığım bir hikaye oldu. İkincisi ise; babama mektup hikayesi. Benim için anlamı bambaşka çünkü Atay'ın baba problemini ben de yaşıyorum. Babamla hiç anlaşamadık şu ana kadar, hep ondan kurtulursam( üniversiteye gidip ya da meslek sahibi olduğum zaman) herşeyin yoluna gireceğini, çok daha iyi olacağını düşündüm. Benim potansiyelimi engelleyen o diyordum kendime. Size sadece Atay'ın babasına söylediği şu sözleri aktaracağım;" belki hatırlamazsın ama bugün sen öyle de tam 2 yıl oluyor. Ne yazık ki bu süre içinde ben daha iyi ve akıllı olamadım. Oysa yıllar önce, bazı zamanlar sen olmasaydın birçok şey yapabileceğimi düşünürdüm. Şimdi artık suçun kendimde olduğunu görmek zorundayım!" Bu satırlar beni fazlasıyla etkiledi. Yanlış düşündüğümü fark ettim, o an hissettiğim tüm duyguları anlatmaya kalksam inceleme fazlasıyla uzar. Zaten yeterince uzun oldu bu yüzden hem kendim hem de sizin iyiliğiniz için bunu yapmayacağım.( boğazım çok kurudu, hafiften başım da dönüyor.) İşte şuan Atay'ı taklit ediyorum, farkında olmadan! Ama söylediklerim gerçek😮‍💨
Vakit ayırıp incelemeyi sonuna kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Bence Oğuz Atay'ı henüz okumadıysanız başlamak için iyi bir zaman😊
Lütfen okuyun.
9.5/10
(2 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
4
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Engincan Algül
Engincan Algül
55.1K UP
İnceleyen 1 gün önce
Linuxçu Adam
Youtube Kanalı
10.0/10
(4 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
200.4K UP
İnceleyen 2 gün önce
Merhaba
Aristotles’in Retorik adlı eseri, ikna sanatını sistematik biçimde inceleyen ilk kapsamlı çalışmalardan biridir ve yalnızca hitabet tekniklerini değil, insanın düşünme, karar verme ve toplumsal ilişkiler kurma biçimlerini de analiz eder. Aristoteles bu eserinde retoriği, “her durumda mevcut olan ikna araçlarını görme yetisi” olarak tanımlar. Bu tanım, retoriği sadece güzel konuşma sanatı olmaktan çıkarır ve onu akıl yürütme ile doğrudan ilişkilendirir.

Eserde retoriğin üç temel ikna unsuru üzerinden işlediği belirtilir. Ethos (konuşmacının karakteri), Pathos (dinleyicinin duyguları) ve Logos (mantıksal argümanlar). Aristoteles’e göre etkili bir söylem, bu üç unsurun dengeli kullanımını gerektirir. Bu yaklaşım, iknanın yalnızca mantıksal doğrulara dayanmadığını, aynı zamanda güven ve duyguların da belirleyici olduğunu gösterir. Dolayısıyla retorik, insanın hem rasyonel hem de duygusal yönlerini hesaba katan bütüncül bir iletişim teorisi sunar.

Aristoteles ayrıca retoriği üç türe ayırır. Politik (deliberatif), adli (yargısal) ve törensel (epideiktik) retorik. Bu ayrım, söylemin bağlama göre nasıl şekillendiğini anlamak açısından önemlidir. Politik retorik geleceğe yönelik kararları etkilerken, adli retorik geçmişteki eylemleri yargılar; törensel retorik ise değerleri ve erdemleri öne çıkarır. Bu sınıflandırma, retoriğin yalnızca dilsel bir beceri değil, aynı zamanda toplumsal bir pratik olduğunu ortaya koyar.

Eserin en dikkat çekici yönlerinden biri, retoriği sofistlerin yaptığı gibi yalnızca bir manipülasyon aracı olarak görmemesidir. Sofistler, MÖ 5. yüzyılda Antik Yunan'da (özellikle Atina'da) para karşılığında hitabet, siyaset ve erdem dersleri veren gezgin felsefecilerdir. Bilginin göreceli (rölativist) ve şüpheci olduğunu savunan bu düşünürler, doğru bilginin mümkün olmadığını, felsefenin odağını doğadan insan ve topluma çevirerek savunmuşlardır. Aristoteles, retoriği etik bir çerçeveye yerleştirir ve onun doğruyu savunma potansiyeline sahip olduğunu vurgular. Ancak bu noktada bir gerilim de ortaya çıkar. Retorik hem hakikati savunabilir hem de yanıltıcı olabilir. Bu ikili yapı, retoriğin doğası gereği tarafsız bir araç olduğunu, değerinin kullanım biçimine bağlı olduğunu gösterir.

Eleştirel açıdan bakıldığında, Aristoteles’in retoriği sistemleştirmesi büyük bir teorik katkı olmakla birlikte, ikna sürecinde duygulara verilen önem bazı düşünürler tarafından problemli bulunmuştur. Çünkü duyguların manipülasyona açık olması, retoriğin etik sınırlarını tartışmalı hale getirir. Bununla birlikte eser, günümüzde siyaset, hukuk, medya ve iletişim alanlarında hâlâ geçerliliğini koruyan temel kavramlar sunar.

Retorik, yalnızca antik döneme ait bir hitabet kılavuzu değil, insanın nasıl ikna olduğu ve nasıl ikna ettiği üzerine derin bir analizdir. Aristoteles bu eserinde dili, düşünceyi ve toplumu birbirine bağlayan güçlü bir kuramsal çerçeve kurmuş ve retoriği felsefi bir disiplin haline getirmiştir. Aristoteles, retoriği etik bir çerçeveye yerleştirir ve onun doğruyu savunma potansiyeline sahip olduğunu vurgular. Ancak bu noktada bir gerilim de ortaya çıkabilir .Retorik hem hakikati savunabilir hem de yanıltıcı olabilir. Bu ikili yapı, retoriğin doğası gereği tarafsız bir araç olduğunu, değerinin kullanım biçimine bağlı olduğunu gösterir.

Teşekkür ederim.
Kitap
10.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
6
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
200.4K UP
İnceleyen 2 gün önce
Merhaba
Freud' eserlerini hepsini okumuş bu alana meraklı biri olarak bir inceleme yazmak istedim.
Sigmund Freud’un Günlük Hayatın Psikopatolojisi adlı eseri, psikanalitik düşüncenin en erişilebilir ve aynı zamanda en çarpıcı metinlerinden biridir. Freud bu çalışmasında, gündelik yaşamda sıradan ve önemsiz görülen unutmaların, dil sürçmelerinin ve “yanlışlıkların” aslında bilinçdışı süreçlerin dışavurumu olduğunu ileri sürer. Ona göre insan zihni, yüzeyde rasyonel ve kontrollü görünse de, derinlerde bastırılmış arzular, korkular ve çatışmalar tarafından yönlendirilir. Freud’un temel iddiası, hiçbir psikolojik eylemin “tesadüfi” olmadığıdır. Örneğin bir ismi unutmak, bir kelimeyi yanlış söylemek ya da bir randevuyu kaçırmak, yalnızca dikkat eksikliğiyle açıklanamaz; bunlar çoğu zaman bastırılmış bir isteğin dolaylı ifadesidir. Bu yaklaşım, insan davranışına anlam yükleme konusunda oldukça güçlü bir yorumlama çerçevesi sunar. Gündelik hayatın sıradan hataları, bu perspektifte bilinçdışının izlerini taşıyan anlamlı semptomlara dönüşür.

Akademik açıdan değerlendirildiğinde eser, iki önemli katkı sunar. Birincisi, psikopatolojiyi yalnızca klinik vakalarla sınırlamayıp gündelik yaşama yaymasıdır. Böylece “normal” ile “patolojik” arasındaki keskin ayrımı bulanıklaştırır. İkincisi ise, insan davranışının ardındaki niyetin her zaman bilinçli olmadığı fikrini sistematik biçimde savunmasıdır. Bu, modern psikoloji ve felsefede özne anlayışını kökten sarsan bir yaklaşımdır.

Bununla birlikte Freud’un yorumları eleştiriye de açıktır. Özellikle her hatayı bilinçdışı arzularla açıklama eğilimi, aşırı yorumlama (overinterpretation) olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca, bu tür açıklamaların bilimsel olarak test edilebilir olup olmadığı da tartışmalıdır. Yani Freud’un yaklaşımı güçlü bir hermeneutik (yorumlayıcı) model sunsa da, ampirik doğrulanabilirlik açısından sınırlılıklar içerir.

Bu eser üzerine doğrudan ya da dolaylı yorum yapan birçok filozof bulunmaktadır. Örneğin Karl Popper, Freud’un psikanalizini bilimsel olmamakla eleştirir. Popper’a göre bir teorinin bilimsel sayılabilmesi için yanlışlanabilir olması gerekir. Freud’un teorileri ise neredeyse her durumu açıklayabildiği için yanlışlanamaz ve bu nedenle bilimden çok yorumlayıcı bir sistem olarak kalır.

Paul Ricoeur ise Freud’a daha olumlu yaklaşır. Ricoeur, Freud’u “şüphe ustaları”ndan biri olarak görür ve onun çalışmalarını bir “yorum bilimi” (hermeneutik) olarak değerlendirir. Ona göre Freud, insanın kendini anlama sürecine derinlik kazandırmıştır; özellikle semboller ve gizli anlamlar üzerine yaptığı analizler, modern düşünce için büyük önem taşır.

Ludwig Wittgenstein ise Freud’un açıklamalarına daha temkinli yaklaşır. Wittgenstein’a göre Freud’un bazı yorumları ikna edici olsa da, bunlar bilimsel açıklamalar olmaktan ziyade dil oyunlarına dayanan anlamlandırmalardır. Yani Freud’un sunduğu açıklamalar, zorunlu doğrular değil, belirli bir bakış açısının ürünüdür.

Michel Foucault da Freud’un açtığı yolu farklı bir yönde geliştirir. Foucault’ya göre modern toplumda bireyin iç dünyasını analiz etme ve “itiraf” etme pratikleri, bir tür iktidar mekanizmasıyla bağlantılıdır. Bu açıdan Freud’un çalışmaları, yalnızca bireyi anlamaya değil, aynı zamanda onu belirli biçimlerde tanımlamaya ve denetlemeye de katkıda bulunur.

Günlük Hayatın Psikopatolojisi, insan davranışının yüzeyde görünen nedenlerle sınırlı olmadığını gösteren, güçlü ama tartışmalı bir eserdir. Freud, gündelik hataları anlamlı kılarak insan zihninin derinliklerine dair yeni bir perspektif sunar. Ancak bu perspektif, hem bilimsel geçerlilik hem de yorum sınırları açısından felsefi tartışmalara açık olmaya devam etmektedir.

Teşekkür ederim.
Puan Ver
Unutmaların, Dil Sürçmelerinin ve Hatalı Eylemlerin Gizli Anlamı
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
5
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"En güçlü veya zeki olan değil, değişime en çok açık tür hayatta kalır."
Leon C. Megginson
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)