Açıkçası bu kitap bana zerre kadar hitap etmiyor. Peki neden okudum? Çünkü Werther gibi melankolik bir manyağın kafa yapısını incelemek, onunla empati kurmayı denemek dışarıdaki gerçek dünyayı anlamak için muazzam bir laboratuvar deneyi. Dışarıda, zihninin kontrolünü hormonlarına kaptırmış onun gibi tonla insan var. Ortamlarda bu düşüncelerimi açtığımda genellikle linç yiyorum ama gerçeklerin, insanların duymak istedikleri masallara boyun eğmek gibi bir huyu yoktur. Goethe'nin yere göğe sığdırılamayan bu kült eseri, bana kalırsa edebiyat tarihinin en büyük biyolojik kandırmacalarından birinin detaylı bir raporudur. İnsanın salt bir algoritmadan ibaret olduğunu kabul etmek hepimiz için yüzleşmesi zor bir gerçek; ben de buna bayılmıyorum ama bizler evrimin lanet olası yan ürünleriyiz ve hakikatleri değiştiremeyiz.
En baştan anlaşalım: Aşk diye bir şey yoktur. Bu, doğanın üreme ve türün devamlılığı için beynimize oynadığı karmaşık bir hormonal oyundur. Şairlerin yüzyıllardır abarttığı, kültür endüstrisinin bize daha doğmadan "kutsal" olarak dayattığı bu kavram, aslında biyolojik determinizmin süslenmiş halidir. Werther’in Charlotte’a duyduğu sözde "yüce" aşk, rasyonel düşüncenin ilkel hayatta kalma ve üreme algoritmaları tarafından rehin alınmasından başka bir şey değildir.
Olay örgüsünün absürtlük seviyesi ise ayrı bir fiyasko: Gidip evli bir kadına saplantılı bir şekilde bağlanıyorsun. Karşılık bulamayınca "Ben sensiz yaşayamam, hayatın anlamı kalmadı" diyerek kafana sıkmaya karar veriyorsun. Bir de üstüne "Silahı bana o verdi" gibi hastalıklı triplere giriyorsun. Bu, romantizmin değil, varoluşsal bir çöküşün ve irade zayıflığının en net tablosudur. Bu bağlamda Genç Werther'in Acıları, aşka dair ulvi bir başyapıt değil, kültürel tabuların ve hormonal illüzyonların bir insanı nasıl deliliğe sürüklediğinin objektif bir vaka analizidir.
Biraz sert konuştuğumun farkındayım ama meselenin özü şu: Kitabın sonunda Werther'in intihar etmesi trajik bir aşk hikayesi değil, düpedüz doğal seçilimdir. Hatta bu kitabı okuduktan sonra etkisinde kalıp aynı şekilde intihar eden dönemin gençleri de doğal seçilimde elenmiştir. Doğa, gerçeklikle bağını koparmış, biyolojik algoritmalarının kölesi olmuş ve kültürel hezeyanlarla başa çıkamayan zayıf zihinleri ayıklar:( Goethe ise bu acımasız biyolojik gerçeği, dönemin edebi süslemeleriyle edebiyat tarihine satmayı başarmıştır.
Kısacası;
Genç Werther'in Acıları, aşkın yüceliğini kanıtlamaz; tam aksine, insanın kültürel dayatmalar ve evrimsel yanılsamalar karşısında ne kadar aciz, ne kadar tehlikeli bir mekanizmaya dönüşebileceğini kanıtlar. Bu kitabı değerli kılan tek şey, aklını kaybetmiş bir zihnin haritasını bize sunmasıdır. Gerisi, şairlerin abarttığı kelime oyunlarından ibarettir.