Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Hatice Kutbay'ın cevabı ödüllü bir soruda en iyi cevap seçildi! Ödüllü cevabı okumak için tıklayın!
Tüm Reklamları Kapat
Eserler
İncelemeler
Kişiler
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
207.7K UP
İnceleyen 5 saat önce
Merhaba
Sanırım lise yıllarımda okul kütüphanesinden alıp okumuştum bu kitabı. Kitaplığımda da mevcut şuan .Lisedeki edebiyat dersim için :)).O zamanlar ki yorumumu çok beğenmemişti Murat hocam. Tabi sonra yetişkinlik dönemimde farklı bir gözle tekrar okudum kendime yetişkin dediğim bir dönem de öyle miydim bilmiyorum :)) Şimdi Murat hocam bu yorumu görse ne derdi bilmem yaşıyor mu onu da bilmiyorum .Edebiyat konusunda her şeyi ona ve ablalarıma borçluyum .

İmparatorluktan ulus devlete geçişin hem siyasal hem de edebi tanıklarından biri olan Memduh Şevket, Otlakçı ’da gösterişten uzak, sade ama canlı bir anlatımla kaleme aldığı öykülerini bir araya getirir. Yer yer dağınık gibi görünen bu üslup, aslında hayatın doğallığını ve akışını yansıtan bir samimiyet taşır. Esendal’ın sıradan insanları ve gündelik anları anlatmadaki özgün yaklaşımı, onu Türk hikayeciliğinde özel bir yere yerleştirir.

Yazar, öykülerindeki atmosferi dışarıdan gözlemleyen biri olarak değil, doğrudan hayatın içinden geçen bir anlatıcı gibi kurar. Onda bir Çehov tarzı var .olaydan ziyade durum öykücülüğü yapar. Gereksiz betimlemelerden kaçınır, konuşma diline yakın, duru ve akıcı bir Türkçe kullanır. Okuru, uzaktan bakılan hayatların içine çekerek, pencerelerin ardında konuşulanları duyar hale getirir. Toplumsal gerçekliği aktarırken bireyin hikayesini göz ardı etmeyen Memduh Şevket, insanın hüzünlü yanlarını bile kendine özgü bir sıcaklık ve ince bir mizahla dile getirir. Memduh Şevket Esendal öyle bir anlatır ki, hikayedeki kişi bir başkası olmaktan çıkar, usulca gelip senin yanına oturur. “Otlakçı” ilk bakışta basit bir durumdur; birinin bir yerlerden, birilerinden geçinmesi, fırsat buldukça kendini kurtarması ama Esendal’ın ustalığı, bu küçük durumun içinden insanın büyük zaaflarını çekip çıkarmasında saklıdır.

Hikayede asıl çarpıcı olan, otlakçının kötü biri olarak çizilmemesidir. Tam tersine, neredeyse tanıdık, sıradan bir yüzdür o. Belki bir dost sohbetinde rastladığın biri, belki bir akraba, belki de fark etmeden kendin. İşte metni huzursuz eden şey de budur. O karakter sana yabancı değildir.

Esendal’ın dili sade, duru, gösterişsiz ama bu yalınlığın içinde ince bir keskinlik vardır. Yazar, insanın içindeki o küçük hesapları, kimsenin yüksek sesle dile getirmediği o “idare etme” hâlini yakalar. Otlakçı' lık burada bir davranıştan çok, bir eğilimdir; insanın içindeki o küçük boşlukları doldurma çabasıdır. Metin boyunca kimse yargılanmaz. Bu yüzden okur da kendini savunamaz. Hikaye bittiğinde geriye sessiz bir soru kalır. “Ben olsam ne yapardım?” Bu soru, kolay kolay peşini bırakmaz.

Ben bu hikayeyi ikinci kez okuduktan sonra şunu düşündüm. İnsan çoğu zaman büyük hatalarla değil, küçük kaymalarla değişir. O küçük kaymalar bir gün bir karaktere dönüşür. “Otlakçı” tam da o dönüşümün en sessiz, en görünmez anını yakalayan bir metin. Bu yüzden de kısa olmasına rağmen insanın içinde uzun süre kalan bir iz bırakıyor.
Kitap
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Eyüp Gassaloğlu
İnceleyen10 10 saat önce
Bu eser sadece bir belgesel değil; bilimin şiirsel bir dille anlatıldığı, insanlığın evrendeki yerini sorgulayan görsel bir başyapıttır. Carl Sagan'ın sunduğu orijinal serinin mirasını devralan bu yapım, bilgiyi sadece aktarmayı değil, hissettirmeyi amaçlar. Yapımın en güçlü yönü, karmaşık astrofizik kavramlarını hikayeleştirme yeteneğidir. Tyson, izleyiciyi bir profesör gibi karşısına alıp ders anlatmak yerine, "Hayal Gücü Gemisi" ile bir yolculuğa çıkarır. Evrenin 13.8 milyar yıllık tarihini bir takvim yılına sığdıran "Kozmik Takvim" fikri, insanın evrendeki kısalığını ve aynı zamanda bu devasa yapıyı anlama yetisinin büyüklüğünü vurgular. Bizler evrenin merkezinde değiliz! Buna rağmen, evreni anlayabilecek tek biyolojik donanıma biz sahibiz. Dünya, "Soluk Mavi Nokta", sahip olduğumuz tek yuvadır ve onu korumak bilimsel bir zorunluluktur. Sonuç olarak cosmos, Tyson’ın liderliğinde bilimi popüler kültürün bir parçası haline getirmeyi başarmıştır. İzleyiciye sadece bilgi vermez; ona gece gökyüzüne baktığında hissettiği o tarif edilemez küçüklük duygusunu, bilimsel bir gurura dönüştürme fırsatı sunar. Eser, iklim değişikliğinden evrime kadar tartışmalı konulara korkusuzca girmesiyle, modern çağın en önemli "bilim okuryazarlığı" araçlarından biri olarak kabul edilir.
9.8/10
(136 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : Cosmos: A Spacetime Odyssey
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Osman Yiğithan Yılmaz
İnceleyen 15 saat önce
Spoilerlı inceleme, sezon 5'i izlemediyseniz atlayınız. Müessemiz adımıza yapılacak küfürleri kabul etmemektedir:



_____________________________________________



Yemin ederim yapımcılar en kötü final sezonu işine girmiş gibiler, sanki final sezonu değil de finalden bir önceki gerilimi tırmandırması gereken sezonu izliyormuş gibiyim. Yetmiyormuş gibi eşşekler direkt tüm senaryo scriptini sızdırmışlar, olacak her şeyi biliyoruz. Yine de yazayım.

Bölüm bölüm gidelim:

1. Bölüm -> Önceki sezon aşırı iyi olmasa bile idare eder bir sezon ve aşırı iyi bir finalle kapatmıştı. Kraliçem Victoria, Butcher tarafından butchlandıktan sonra (beyaz yakalıkta 1. haftam ve şakalarım böyle) Heart-Shaped Box ile aşırı gerilimli biten bir final sahnesi görmüştük. İzlerken zevkten dört köşe olmuştum. Homelander süper terör örgütü kurmuş ve baş düşmanlarının hepsini yakalamıştı. Geriye kalan tek şey onları öldürmekti...
Homelander bu süreyi Sartre ve Hitler okuyarak geçirmiş olacak ki son derece hümanist bir kararla onları öldürmek yerine bir kampa tıkıyor ve evet bu Homelander için gerçekten hümanist bir karar. Niye abi mesela? Neden öldürmedin? Starlight ve Butcher'ı getirsin diye mi? Ee kızlar 1 sene gelmedi, geldikleri de Butcher'ın zoruylaydı. Kaldı ki onları öldürsen zaten belli olmayacaktı... Valla saçma. Yine de bölümün kalanı sağlamdı.

2. Bölüm -> Yine çok sağlam bölüm. Eleştirim yok. Kaya eleman bölümüne aralıksız 15 dakika güldüm. "DUDE NOT NUT RİGHT NOW!"

3. Bölüm -> Bu bölüm de yine başarılı. Soldier Boy'un Putin'in elini sıktığı sahne çok komikti. Genel eleştirim bölümde ilgi çekici bir şey olmamasıydı. Çok mikro şeyler için makro düzeyde zaman ayrılmış. Firecracker'ın (Allah rahmet eylesin) Soldier Boy'a Homelander seni seviyor demesi bile 10 dakika falan sürdü. Hughie'nin psikolojisi sürekli değişti ve aslında sanırım bu sezondaki en büyük problem de bu ama buna sonra geleceğim. Dizideki en sevdiğim karakter Stan Edgar'ı tekrar gördük de görmez olaydık. Ben bu adamı rasyonel falan bilirdim adam bildiğin nanik yaparken yakalandı ya, yaşından başından torunundan utan. Goatım Ryan'a da helal olsun, artık bir görünse keşke. Bir de dizi ilk defa sesli şekilde mesajını söyletti ama o da çok göze battı be ya, Amazon'da yayınlanıyor bu program abi. Zaten ya paran çokken ya da hiç yokken devrimci olursun... (Gönderme var.)

4. Bölüm -> Geldik varan bire. Filleroğlu filler bölüm. Boş bölüm anlamında değil. Gerçekten filler. Karakterler birbirleri hakkında ne düşünüyor öğrenmek için 50 dakika ortam hazırlamışlar, son 10 dakika Soldier Boy kontrolü kaybediyor yine karakter değiştiriyor. Gün sonunda dünden bugüne geliyoruz. Frenchie'nin yoktan yere buff alması da bağırttı ama yine de bir deus ex machina lazımdı o yüzden kabul ettim. Bir ara Hughie ve Kimiko arasında bir şey mi var diye bir heyecanlandım ama meh. Brezilyalılığım tutmuş.

5. Bölüm -> Fikir olarak çok iyi bölüm AMA bu bir final sezonu bölümü değil. Karakterlerin zaten düşünce dünyalarını ve psikolojilerini gördük, biliyoruz. Niye gene aynısını yapıyorsun? Üstelik karakterler yine kişilik değiştiriyor. Terör sahneleri aşırı iyiydi. Ona lafım yok. Şahsen son çare Terör'e V verip Homelander'ın üstüne salmalılar. Supernatural ekibi de gram umurumda olmadı, umarım sizin olmuştur. Benim için ilk 3 bölümle güzel giden temponun aniden frenlenmesi oldu.

6. Bölüm -> İşte özlediğimiz bölümler... 3 karakter tanıdık üçü de mükemmel ötesi karakterlerdi. Bacı Bilge dünyadaki en salak kişi olduğunu kanıtladı. Deep, annesi kamuya yönelik hizmet veren bir karakter olarak başladığı bu hikayede süzme bir annesi kamu hizmetindeki kişi olarak devam ediyor. Ama geliyor... Hissediyorum...
Soldier Boy yine karakter değiştirdi. Allah kahretsin. Motivasyonu da çok saçma, hani gerçekten çok kötü yazılmış. Küsme sebebi ayrı kötü, barışma sebebi ayrı. Yine de sonu çok merak uyandırdı ne yalan söyleyelim.


Diğer bölümler geldiğinde güncellenir.
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Osman Yiğithan Yılmaz
İnceleyen9 16 saat önce
Çocukluğumdan beri çizgi roman manyağı ben için 10/10'luk dizidir. İzlemek isteyenlere tavsiyeler:

1) Bitirmeden sakın internete bakmayın. The Boys fan clubıyla birlikte ömrünüzde görmediğiniz spoilerlar yersiniz.

2) Çizgi romanlardan uzak durun. Çizgi filmde sizi rahatsız etmeyen animasyon tarzı gözünüze öyle bir batar ki dizi çekilmez olur. Allan gibi bazı karakterlerin daha ilgi çekici yönleri olması cabası. Kaldı ki bir defa olay örgüsünün tamamını öğrendiğinizde dizinin tüm kurgusu çöpe gitmiş olacak çünkü dizinin size sonuçları merak ettirmek için yaptığı her şeyin cevabını bilmiş olacaksınız.

3) İzlerken kesinlikle "nerd" olmayın. Sürekli "bu nasıl bunu yendi?", "bu bunu nasıl yapıyor?" gibi sorular soracaksanız, sormayın. Bu animeler ve klasik süper kahraman hikayelerinde olduğu gibi arada mistik güç farklarının olduğu bir yapım değil. Batman ekrana geldiğinde hep kazanacağını biliyorsanız, İnvincible'da da herhangi bir karakterin her an çok pis dayak yiyebileceğini bilmeniz gerekiyor.

Bunun dışında çok lezzetli dizi. Hala geç kalmış değilsiniz, en azından 2 sezonluk malzemeleri olduğu açık. Kirkman kendi bölümlerini de eklemek istiyormuş ama dürüst olmak gerekirse ben bu adamın senaristliğine güvenmiyorum, Damian Darkblood bölümünde karakterler fazla karikatürdü. Yine de neler gösterecek merakla bekliyorum.
Dizi
8.5/10
(14 Kişi)
Puan Ver
Yönetmen: Jeff Allen
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
207.7K UP
İnceleyen10 21 saat önce
Merhaba
Bazen bazı kitaplar vardır; okurken hikayeyi değil, kendini okursun. Korkuyu Beklerken benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Sayfaları çevirdikçe karakterler değişmedi aslında ben değiştim. Belki, içimde zaten var olan ama adını koyamadığım o tuhaf huzursuzluk, bu kitapta kendine bir dil buldu. Oğuz Atay’ın 1975 yılında okuyucu ile buluşturduğu hikâye kitabına ismini veren üçüncü öykü “Korkuyu Beklerken” Oğuz Atay bu kitabında klasik bir hikaye anlatmaz; daha doğrusu, anlatmak istemez. Onun derdi olaylar değil, insanın içidir. Dış dünyadan çok, zihnin dar koridorlarında dolaştırır seni. Orada fark edersin birden insan bazen hiçbir şey olmadan da korkabilir. Çünkü asıl korku, dışarıda değil, içeridedir. Kendi halinde yaşayan, kimseye bir zararı dokunmamış bir adamın öyküsüdür bu. Şehir merkezinden uzakta ve müstakil bir evde, yalnız başına yaşayan bu adamın deyim yerindeyse kurulu düzeni bir gün evinde bulduğu bir mektup ile alt üst olur. Mektup, bilmediği bir dilde ve anlamlandıramadığı bir şekilde yazılmıştır. Bir süre mektubu çözebilmek için uğraşan kahraman, bunda başarılı olamayınca mektubu bir arkadaşına götürür. Bu arkadaşı, öyküde okuyucuya ölü diller uzmanı olarak tanıtılır. Ölü diller uzmanı kahramana bu mektubun çok gizli bir mezhep tarafından kendisine gönderildiğini ve kahramana mektup eline ulaşmasından itibaren asla evinden dışarı çıkmamasını bildirdiklerini söyler. Bunun üzerine kahraman zaten var olan korkuları ile yüz yüze gelir ve hayatı anlamsızlık ve korkudan ibaret tek düze bir döneme girer....

Kitabın en çarpıcı yönlerinden biri, karakterlerin sürekli bir “bekleme” hâlinde olmasıdır. Ama bu, somut bir şeyin beklenmesi değildir. Daha çok adı konulamayan, belirsiz bir tehdidin, bir huzursuzluğun beklenmesidir. Sanki her şey yolundaymış gibi görünür ama içten içe bir şeylerin yanlış olduğunu hissedersin. İşte Atay tam da bu hissi anlatır. İnsan bazen nedenini bilmeden tedirgin olur ya bu kitap o tedirginliğin kendisi gibi. Oğuz Atay’ın eserlerinde Kafka benzeri eğilimler gözlenir. Kafka’nın “öncü misyonu ve kendine özgü tarzı” şeklinde edebiyat terminolojisinde yer bulmuş olan kafkaesk kavramını( Franz Kafka'nın eserlerindeki üslubu çağrıştıran, mantık dışı, karmaşık, tehdit edici ve kabus gibi durumları tanımlayan bir sıfattır. Genellikle bürokratik çaresizlik, bireyin anlamsız otorite karşısındaki yalnızlığı, yabancılaşma ve gerçeklikten kopuşu ifade eder) , Korkuyu Beklerken adlı öyküdeki kahramanda gözlemlemek mümkündür.

Aslında öykünün bütününde işlenen korku temasının kahramanda mektuptan önceden süregelen bir iç çatışma olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Kahramanın mektubu almadan önce de kendi dünyasında yoğun bir yalnızlık yaşamakta olduğu söylenebilir. Kitaptaki yalnızlık çok derin. Ama bu bildiğimiz yalnızlık değil. Kalabalıkların içinde hissedilen, insanın kendine bile yabancılaştığı bir yalnızlık. Atay’ın karakterleri konuşur ama anlaşılmaz, düşünür ama rahatlayamaz. Çünkü sorun dış dünyayla değil, insanın kendi içindeki kopuklukla ilgilidir.
Ben bu kitabı bitirdiğimde şunu düşünmüştüm yıllar önce :)) Korku bazen başımıza gelecek bir şey değildir. Bazen zaten içimizde olan, sadece fark edilmeyi bekleyen bir şeydir. Biz onu susturmaya çalıştıkça, o daha çok konuşur ki açık konuşmak gerekirse bu benim yıllardır deneyimlediğim bir şey ve çoğu zaman herkesten sakladığım bir duygu :((
“Korkuyu Beklerken”, bana göre okunup geçilecek bir kitap değil. İçine sızan, insanı biraz huzursuz eden ama bir o kadar da dürüst bir metin. Belki de bu yüzden güzel. Çünkü herkesin sakladığı o kırılgan tarafı, hiç saklamadan ortaya koyuyor.
7.0/10
(4 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
6
1 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Evrim yasalarını keşfetmek de, fizik veya kimya yasalarını keşfetmek gibidir: Bir tahminde bulunmayı mümkün kılacak kadar genelleme yapabilecek bir gözlem peşindesinizdir."
Matt Cartmill
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)