Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Goktug Han'ın cevabı ödüllü bir soruda en iyi cevap seçildi! Ödüllü cevabı okumak için tıklayın!
Tüm Reklamları Kapat
Eserler
İncelemeler
Kişiler
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
İnceleme
Osman Yiğithan Yılmaz
İnceleyen 1 saat önce
Spoilerlı inceleme, sezon 5'i izlemediyseniz atlayınız. Müessemiz adımıza yapılacak küfürleri kabul etmemektedir:



_____________________________________________



Yemin ederim yapımcılar en kötü final sezonu işine girmiş gibiler, sanki final sezonu değil de finalden bir önceki gerilimi tırmandırması gereken sezonu izliyormuş gibiyim. Yetmiyormuş gibi eşşekler direkt tüm senaryo scriptini sızdırmışlar, olacak her şeyi biliyoruz. Yine de yazayım.

Bölüm bölüm gidelim:

1. Bölüm -> Önceki sezon aşırı iyi olmasa bile idare eder bir sezon ve aşırı iyi bir finalle kapatmıştı. Kraliçem Victoria, Butcher tarafından butchlandıktan sonra (beyaz yakalıkta 1. haftam ve şakalarım böyle) Heart-Shaped Box ile aşırı gerilimli biten bir final sahnesi görmüştük. İzlerken zevkten dört köşe olmuştum. Homelander süper terör örgütü kurmuş ve baş düşmanlarının hepsini yakalamıştı. Geriye kalan tek şey onları öldürmekti...
Homelander bu süreyi Sartre ve Hitler okuyarak geçirmiş olacak ki son derece hümanist bir kararla onları öldürmek yerine bir kampa tıkıyor ve evet bu Homelander için gerçekten hümanist bir karar. Niye abi mesela? Neden öldürmedin? Starlight ve Butcher'ı getirsin diye mi? Ee kızlar 1 sene gelmedi, geldikleri de Butcher'ın zoruylaydı. Kaldı ki onları öldürsen zaten belli olmayacaktı... Valla saçma. Yine de bölümün kalanı sağlamdı.

2. Bölüm -> Yine çok sağlam bölüm. Eleştirim yok. Kaya eleman bölümüne aralıksız 15 dakika güldüm. "DUDE NOT NUT RİGHT NOW!"

3. Bölüm -> Bu bölüm de yine başarılı. Soldier Boy'un Putin'in elini sıktığı sahne çok komikti. Genel eleştirim bölümde ilgi çekici bir şey olmamasıydı. Çok mikro şeyler için makro düzeyde zaman ayrılmış. Firecracker'ın (Allah rahmet eylesin) Soldier Boy'a Homelander seni seviyor demesi bile 10 dakika falan sürdü. Hughie'nin psikolojisi sürekli değişti ve aslında sanırım bu sezondaki en büyük problem de bu ama buna sonra geleceğim. Dizideki en sevdiğim karakter Stan Edgar'ı tekrar gördük de görmez olaydık. Ben bu adamı rasyonel falan bilirdim adam bildiğin nanik yaparken yakalandı ya, yaşından başından torunundan utan. Goatım Ryan'a da helal olsun, artık bir görünse keşke. Bir de dizi ilk defa sesli şekilde mesajını söyletti ama o da çok göze battı be ya, Amazon'da yayınlanıyor bu program abi. Zaten ya paran çokken ya da hiç yokken devrimci olursun... (Gönderme var.)

4. Bölüm -> Geldik varan bire. Filleroğlu filler bölüm. Boş bölüm anlamında değil. Gerçekten filler. Karakterler birbirleri hakkında ne düşünüyor öğrenmek için 50 dakika ortam hazırlamışlar, son 10 dakika Soldier Boy kontrolü kaybediyor yine karakter değiştiriyor. Gün sonunda dünden bugüne geliyoruz. Frenchie'nin yoktan yere buff alması da bağırttı ama yine de bir deus ex machina lazımdı o yüzden kabul ettim. Bir ara Hughie ve Kimiko arasında bir şey mi var diye bir heyecanlandım ama meh. Brezilyalılığım tutmuş.

5. Bölüm -> Fikir olarak çok iyi bölüm AMA bu bir final sezonu bölümü değil. Karakterlerin zaten düşünce dünyalarını ve psikolojilerini gördük, biliyoruz. Niye gene aynısını yapıyorsun? Üstelik karakterler yine kişilik değiştiriyor. Terör sahneleri aşırı iyiydi. Ona lafım yok. Şahsen son çare Terör'e V verip Homelander'ın üstüne salmalılar. Supernatural ekibi de gram umurumda olmadı, umarım sizin olmuştur. Benim için ilk 3 bölümle güzel giden temponun aniden frenlenmesi oldu.

6. Bölüm -> İşte özlediğimiz bölümler... 3 karakter tanıdık üçü de mükemmel ötesi karakterlerdi. Bacı Bilge dünyadaki en salak kişi olduğunu kanıtladı. Deep, annesi kamuya yönelik hizmet veren bir karakter olarak başladığı bu hikayede süzme bir annesi kamu hizmetindeki kişi olarak devam ediyor. Ama geliyor... Hissediyorum...
Soldier Boy yine karakter değiştirdi. Allah kahretsin. Motivasyonu da çok saçma, hani gerçekten çok kötü yazılmış. Küsme sebebi ayrı kötü, barışma sebebi ayrı. Yine de sonu çok merak uyandırdı ne yalan söyleyelim.


Diğer bölümler geldiğinde güncellenir.
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Osman Yiğithan Yılmaz
İnceleyen9 2 saat önce
Çocukluğumdan beri çizgi roman manyağı ben için 10/10'luk dizidir. İzlemek isteyenlere tavsiyeler:

1) Bitirmeden sakın internete bakmayın. The Boys fan clubıyla birlikte ömrünüzde görmediğiniz spoilerlar yersiniz.

2) Çizgi romanlardan uzak durun. Çizgi filmde sizi rahatsız etmeyen animasyon tarzı gözünüze öyle bir batar ki dizi çekilmez olur. Allan gibi bazı karakterlerin daha ilgi çekici yönleri olması cabası. Kaldı ki bir defa olay örgüsünün tamamını öğrendiğinizde dizinin tüm kurgusu çöpe gitmiş olacak çünkü dizinin size sonuçları merak ettirmek için yaptığı her şeyin cevabını bilmiş olacaksınız.

3) İzlerken kesinlikle "nerd" olmayın. Sürekli "bu nasıl bunu yendi?", "bu bunu nasıl yapıyor?" gibi sorular soracaksanız, sormayın. Bu animeler ve klasik süper kahraman hikayelerinde olduğu gibi arada mistik güç farklarının olduğu bir yapım değil. Batman ekrana geldiğinde hep kazanacağını biliyorsanız, İnvincible'da da herhangi bir karakterin her an çok pis dayak yiyebileceğini bilmeniz gerekiyor.

Bunun dışında çok lezzetli dizi. Hala geç kalmış değilsiniz, en azından 2 sezonluk malzemeleri olduğu açık. Kirkman kendi bölümlerini de eklemek istiyormuş ama dürüst olmak gerekirse ben bu adamın senaristliğine güvenmiyorum, Damian Darkblood bölümünde karakterler fazla karikatürdü. Yine de neler gösterecek merakla bekliyorum.
Dizi
8.5/10
(14 Kişi)
Puan Ver
Yönetmen: Jeff Allen
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
207.1K UP
İnceleyen10 7 saat önce
Merhaba
Bazen bazı kitaplar vardır; okurken hikayeyi değil, kendini okursun. Korkuyu Beklerken benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Sayfaları çevirdikçe karakterler değişmedi aslında ben değiştim. Belki, içimde zaten var olan ama adını koyamadığım o tuhaf huzursuzluk, bu kitapta kendine bir dil buldu. Oğuz Atay’ın 1975 yılında okuyucu ile buluşturduğu hikâye kitabına ismini veren üçüncü öykü “Korkuyu Beklerken” Oğuz Atay bu kitabında klasik bir hikaye anlatmaz; daha doğrusu, anlatmak istemez. Onun derdi olaylar değil, insanın içidir. Dış dünyadan çok, zihnin dar koridorlarında dolaştırır seni. Orada fark edersin birden insan bazen hiçbir şey olmadan da korkabilir. Çünkü asıl korku, dışarıda değil, içeridedir. Kendi halinde yaşayan, kimseye bir zararı dokunmamış bir adamın öyküsüdür bu. Şehir merkezinden uzakta ve müstakil bir evde, yalnız başına yaşayan bu adamın deyim yerindeyse kurulu düzeni bir gün evinde bulduğu bir mektup ile alt üst olur. Mektup, bilmediği bir dilde ve anlamlandıramadığı bir şekilde yazılmıştır. Bir süre mektubu çözebilmek için uğraşan kahraman, bunda başarılı olamayınca mektubu bir arkadaşına götürür. Bu arkadaşı, öyküde okuyucuya ölü diller uzmanı olarak tanıtılır. Ölü diller uzmanı kahramana bu mektubun çok gizli bir mezhep tarafından kendisine gönderildiğini ve kahramana mektup eline ulaşmasından itibaren asla evinden dışarı çıkmamasını bildirdiklerini söyler. Bunun üzerine kahraman zaten var olan korkuları ile yüz yüze gelir ve hayatı anlamsızlık ve korkudan ibaret tek düze bir döneme girer....

Kitabın en çarpıcı yönlerinden biri, karakterlerin sürekli bir “bekleme” hâlinde olmasıdır. Ama bu, somut bir şeyin beklenmesi değildir. Daha çok adı konulamayan, belirsiz bir tehdidin, bir huzursuzluğun beklenmesidir. Sanki her şey yolundaymış gibi görünür ama içten içe bir şeylerin yanlış olduğunu hissedersin. İşte Atay tam da bu hissi anlatır. İnsan bazen nedenini bilmeden tedirgin olur ya bu kitap o tedirginliğin kendisi gibi. Oğuz Atay’ın eserlerinde Kafka benzeri eğilimler gözlenir. Kafka’nın “öncü misyonu ve kendine özgü tarzı” şeklinde edebiyat terminolojisinde yer bulmuş olan kafkaesk kavramını( Franz Kafka'nın eserlerindeki üslubu çağrıştıran, mantık dışı, karmaşık, tehdit edici ve kabus gibi durumları tanımlayan bir sıfattır. Genellikle bürokratik çaresizlik, bireyin anlamsız otorite karşısındaki yalnızlığı, yabancılaşma ve gerçeklikten kopuşu ifade eder) , Korkuyu Beklerken adlı öyküdeki kahramanda gözlemlemek mümkündür.

Aslında öykünün bütününde işlenen korku temasının kahramanda mektuptan önceden süregelen bir iç çatışma olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Kahramanın mektubu almadan önce de kendi dünyasında yoğun bir yalnızlık yaşamakta olduğu söylenebilir. Kitaptaki yalnızlık çok derin. Ama bu bildiğimiz yalnızlık değil. Kalabalıkların içinde hissedilen, insanın kendine bile yabancılaştığı bir yalnızlık. Atay’ın karakterleri konuşur ama anlaşılmaz, düşünür ama rahatlayamaz. Çünkü sorun dış dünyayla değil, insanın kendi içindeki kopuklukla ilgilidir.
Ben bu kitabı bitirdiğimde şunu düşünmüştüm yıllar önce :)) Korku bazen başımıza gelecek bir şey değildir. Bazen zaten içimizde olan, sadece fark edilmeyi bekleyen bir şeydir. Biz onu susturmaya çalıştıkça, o daha çok konuşur ki açık konuşmak gerekirse bu benim yıllardır deneyimlediğim bir şey ve çoğu zaman herkesten sakladığım bir duygu :((
“Korkuyu Beklerken”, bana göre okunup geçilecek bir kitap değil. İçine sızan, insanı biraz huzursuz eden ama bir o kadar da dürüst bir metin. Belki de bu yüzden güzel. Çünkü herkesin sakladığı o kırılgan tarafı, hiç saklamadan ortaya koyuyor.
7.0/10
(4 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
4
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
207.1K UP
İnceleyen 7 saat önce
Merhaba
The Spear, the Scroll, and the Pebble: How the Greek City State Developed as a Male Warrior-Citizen Collective

Richard A. Billows’un kaleme aldığı ''Mızrak, Parşömen ve Çakıl Taşı: Yunan Şehir Devleti’nin Erkek Savaşçı, Vatandaş Topluluğu Olarak Nasıl Geliştiği'' adlı eseri, Yunan polisinin(şehir devleti) sadece bir siyasi kurum olarak değil, savaş, okuryazarlık ve ortak yurttaşlık kimliğinin şekillendirdiği sıkı bir şekilde örgütlenmiş bir topluluk olarak nasıl ortaya çıktığına dair ilgi çekici bir yeniden yorum sunuyor.
Bu kitapta Billows, Yunan şehir devletinin, savaşa ve siyasi hayata katılımın derin bir şekilde birbirine bağlı olduğu erkek savaşçı vatandaş fikri etrafında geliştiğini savunur. “Mızrak” askeri yükümlülüğü, “parşömen” okuryazarlığı ve idareyi, “çakıl taşı” ise oy kullanma uygulamalarını simgeler; bu üçlü birlikte sivil yaşamın temelini oluşturur. Bu üçlü, tezinin merkezinde yer almaktadır polis denilen şehir devleti sadece bir yer değil, askeri hizmet, siyasi katılım ve kültürel uyumu birleştiren bir sistemdi.
Kitabın en güçlü yönlerinden biri, kolektif kimliğin nasıl inşa edildiğine yaptığı vurgudur. Vatandaşlar sadece sakinler değildi; savunma ve yönetişimdeki rolleri aidiyetlerini belirleyen aktif katılımcılardı. Bu bakış açısı, yalnızca siyasi kurumları veya ekonomik faktörleri vurgulayan daha geleneksel görüşlere meydan okur ve bunun yerine polisin sosyal ve ideolojik boyutlarını öne çıkarır.
Billows ayrıca Yunan şehir devletinin gelişimini daha geniş bir tarihsel bağlamda ele alarak, savaş alanındaki değişikliklerin, özellikle de hoplit falanksının ( Antik Yunan'da MÖ 7. yüzyıldan itibaren kullanılan, Hoplit adı verilen ağır zırhlı piyadelerin, hoplon kalkanlarını birleştirerek oluşturdukları, yan yana ve art arda sık saflar halinde mızraklarla savaştıkları disiplinli bir askeri düzen ve taktikti. Genellikle sekiz sıra derinliğinde olan bu formasyon, savunma ağırlıklı ve yavaş hareket eden ancak karşı konulmaz bir itme gücüne sahip bir duvardı.) yükselişinin, daha eşitlikçi yine de dışlayıcı bir vatandaşlık biçimine nasıl katkıda bulunduğunu göstermektedir. Ancak bu “eşitlikçilik” öncelikle erkek vatandaşlar için geçerliydi; kadınlar, köleler ve vatandaş olmayanlar siyasi topluluğun dışında bırakılıyordu. Bu dışlanma kritik bir noktadır ve polis 'in birliğinin açıkça tanımlanmış sınırlara bağlı olduğunu ortaya koymaktadır.
Daha geniş bir analitik perspektiften bakıldığında, kitap siyasi sistemlerin sosyal uygulamalara ve iktidar yapılarına ne kadar derinlemesine kök saldığını gösterdiği için değerlidir. Yunan polis'i, salt kurumsal bir gelişmeden ziyade, işbirliği, çatışma ve ortak ideolojinin bir ürünü olarak ortaya çıkmaktadır.
Genel olarak, The Spear, the Scroll, and the Pebble, antik Yunan siyasi yaşamına dair anlayışımızı yeniden tanımlayan, iç görülü ve düşündürücü bir eserdir. Savaş, vatandaşlık ve sosyal örgütlenmenin kesişim noktasıyla ilgilenen okuyucular için özellikle yararlı olan kitap, tarihin en etkili siyasi biçimlerinden birinin nasıl ortaya çıktığına dair incelikli bir bakış sunmaktadır.
10.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
How the Greek City-State Developed as a Male Warrior-Citizen Collective
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
3
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Kaan Aras
Kaan Aras
20.1K UP
İnceleyen 11 saat önce
Bu dizi, insanın ruhunu değiştiren Sherlockun zekasını ve maceralarını konu alan harika bir polisiye dizisi.
Dizi
9.8/10
(195 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Herkesten yeteneği kadar, herkese ihtiyacı kadar..."
Karl Marx
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)