Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Bu yazı, Bilim Dışı İddialara Bilimsel Cevaplar yazı dizisinin 18. yazısıdır. Dizinin ilk yazısına gitmek için buraya, dizideki tüm yazıları görmek için buraya tıklayınız. Yazı dizileri, EA Akademi'nin bir parçasıdır.

Yazı dizisi içindeki ilerleyişinizi kaydetmek için veya kayıt olun.

İnsanlar olarak nişastayı sindirebiliyoruz ancak selülozu sindiremiyoruz. Bunun nedenini hiç düşündünüz mü?

Selüloz da, nişasta da glikoz moleküllerinin uca farklı şekillerde (konfigürasyonlarda) bağlanmasıyla elde edilir. Nişastada bağlar alfa tipiyken, selülozda beta tipindedir. Bu, aradaki büyük farkı yaratmaktadır. Bu farktan ötürü, nişastadaki glikoz molekülleri arası bağlar göreceli olarak oldukça zayıfken, selüloz, kimi durumda kitin ile kıyaslanacak kadar güçlü bağlara sahiptir.

Aslında enzimsel aktiviteye baktığımızda, çok öğretici bir durum görürüz: Enzimlerin, elbette ki bir bilinci ya da düşüncesi yoktur, sıradan moleküller bütünüdür. Ancak ve ancak ortamda kendisine uygun moleküller varsa kimyasal tepkimeye girebilir ve çeşitli ürünler üretebilirler. Yapıtaşı tamamen aynı ve glikoz olan iki farklı dev molekül (nişasta ve selüloz), aynı enzimlerle sindirilemezler. Daha doğrusu aynı enzimlerle kimyasal tepkimeye giremezler, çünkü bu moleküllerin diziliş biçimi, enzimlerin onları parçalayacak diğer kimyasallarla tepkimeye girmesini sağlayıp, parçalayabilmesi için uygun değildir. Aradaki dev farkı bu yaratır.

Buradan çıkarmamız gereken ise şudur: Nişastayı sindirebilmek için gereken enzimler ile selülozu sindirebilmek için gereken enzimler birbirlerinden farklıdır ve vücutta ayrı ayrı üretilmeleri veya çeşitli yollarla (enjeksiyon veya simbiyotik yaşam gibi) vücut içerisine alınmaları gerekir. 

Vücudumuzda Selülozu Sindiren Enzimler Var mı?

Peki, insan vücudunda nişastanın sindirimini sağlayan enzimler olduğunu biliyoruz, amilaz ve karaciğer enzimleri gibi. Peki ya selülozu sindiren enzimler var mıdır?

Burada çok ilginç bir bilgi şudur: Çoğu primatta, özellikle de Yeni Dünya Maymunları ve genel olarak ağaçlarda yaşayan (arboreal) kuyruklu maymunlarda apandiks organı selülozu sindirmeye yarayan enzimleri salgılamaktadır. İnsanda ise apandiksten halen bu salgıların eser miktarda salgılandığı tespit edilmiş; ancak bunların selüloz sindirimi için gereken aktivasyon enerjisini aşmak konusunda aşırı yetersiz olduğu bulunmuştur. Çünkü apandiks, artık kullanılmayan ve evrimsel süreçte, evrim ekonomisi dahilinde körelmiş bir organdır ve evrimsel biyolojinin güzel unsurlarından biridir. Bu konuyla ilgili detaylı bir incelememizi buradaki yazımızdan okuyabilirsiniz.

Kısacası apandiksin körelmesinin selüloz sindirememeye başlamamızla birebir ilgisi olduğu düşünülmektedir.

Selülozu Sindiren Organımız Neden Köreldi?

Pekala, şimdi, sorunuza gelelim: Neden selüloz sindiren organımız köreldi de, nişastayı sindirmeye devam ettik?

Selüloz, bildiğiniz gibi bitkilerin hücre duvarlarında bulunan, kitinden sonra en güçlü kimyasallardan biridir. Bitkilerin hemen her yerinde bulunur; ancak oransal olarak baktığımızda depo işlevi gören kökler hariç köklerde, gövdede ve yapraklarda en bol bulunur. Ancak kimi zaman yapraklarda primer nişasta oranının artmasıyla ve hemen her zaman da bitki meyvelerinde selüloz olarak göreceli olarak azalır, çünkü nişasta buralarda bol bol bulunmaktadır. Ancak yine de bitkinin meyveleri haricindeki pek çok bölgesindeki yoğunluklu molekül selülozdur. Meyveler ise yoğun nişasta depolarıdır.

Hominidler ve kuzenleri, daha doğrusu bu grupların ataları, günümüzden 23 milyon yıl kadar önce ağaçlardan inmeye başladıktan sonra, bitkilerin yeşil kısımlarına olan ilgilerini kaybetmişlerdir. Çünkü özellikle trikromatik görüşün (3 renkli görüş) evrimleşmeye başlaması ile meyvelerin renkleri daha net ayırt edilebilmeye başlanmış ve meyveler, diyetin büyük kısmını oluşturur hale gelmiştir. Hele ki hominid türleri fruiteryen (sadece meyve yiyen) ve vejetaryen (sadece yeşillik, yemiş ve ot yiyen) beslenme tipinden, et de içeren omnivor (hepçil) beslenme tipine geçmeleriyle, bitkilerin selüloz ağırlıklı bölgelerinin yenme oranları yok denebilecek kadar aza inmiştir. Atalarımızın beslenme tipinin evrimsel süreçte nasıl ve neden değiştiğini öğrenmek için buradaki yazımızı okuyabilirsiniz.

Günümüzde, bitkilerin yapraklarını yemeyen bazı primat türleri vardır. Yaprakları yiyen primatlar, doğal olarak selülozu da yerler ve apandisleri veya simbiyotik yolla ilişki içerisinde olduğu bakteriler sayesinde bu selülozu sindirebilirler. Avcı-toplayıcı ilkin kabileler, meyve tüketimini ve stoğunu sürdürmüş; ancak yaprakları yemeyi tamamen kesmiş; bunun yerine savana yaşantısında edinmesi daha kolay olan hayvan tüketimine (avcılığa) odaklanmışlardır. Bu süreçte de selüloz sindirimi gereksiz bir hal almış ve bir süre sonra, gerekli enzimleri üreten organların körelmesiyle birlikte sonlanmıştır. İşlevsiz hale gelen organların evrimsel süreçte neden köreldiğini öğrenmek için buradaki yazımızı okuyabilirsiniz.

Günümüzdeki Primatlarda Apandiksin Durumu

Tahmin edilebileceği gibi primatların büyük çoğunluğunda kör bağırsak (caecum) ve apandiks bulunuyor. Hatta primatların evrimini sadece bu organın evrimine bakarak bile takip etmek belli bir dereceye kadar mümkün oluyor, o derece güzel bir evrim unsuru. Öyle ki, apandiks, kör bağırsaktan evrimleşmiş bir yapı ve bazı primatlarda kör bağırsak-apandiks karışımı, tam olarak diğer primatlardaki kadar farklılaşmamış "ara geçiş apandiksleri" bulabiliyoruz.

Farklı türlerde apandis organı
Farklı türlerde apandis organı

Apandiks, kör bağırsağın daralmış, kalınlaşmış, lenflerce zengin bir eki olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsansıların hepsinde, istisnasız apandiks bulunmaktadır. İnsansılar haricindeki primatlarda da, hepsinde dorğudan apandikse benzemese de, az önce yaptığımız tanıma uygun apandiks-benzeri yapılar görebilmekteyiz. Kiminde ise apandiks doğrudan, bildiğimiz haliyle bulunmaktadır. Zaten günümüzdeki birçok türde, insan da dahil olmak üzere, kör bağırsağın nerede bitip, apandiksin nerede başladığını tespit etmek zordur, birbirinin devamı olarak evrimleşmiş yapılardır.

Teknik konuşmak gerekirse apandiks, prosimiyenlerin (ön maymunların) çoğunda ve Yeni Dünya Maymunları'nda bulunmamaktadır ya da çok ilkin versiyonları bulunmaktadır. Buna karşılık, apandiksin yerini dolduran, benzer işlevlere sahip büyük bir kör bağırsağa sahiptirler.

Biz insanların doğrudan atalarını da içeren Eski Dünya Maymunları'nda ise apandiks net olarak ayırt edilebilmeye başlar. İnsansı maymunlarda ise apandiks iyice belirginleşir, özellikle de otlarla beslenen türlerde. İnsansılarda ise apandiksin kademeli olarak köreldiğini görmekteyiz. Bu körelmenin nedeni, son 4-5 milyon yıl içinde insan beslenmesinde yaşanan evrimsel değişimlerdir.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 8
  • 9
  • 8
  • 2
  • 1
  • 4
  • 1
  • 5
  • 1
  • 1
  • 1
  • 1
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • H. F. Smith, et al. (2013). Multiple Independent Appearances Of The Cecal Appendix In Mammalian Evolution And An Investigation Of Related Ecological And Anatomical Factors. Comptes Rendus Palevol, sf: 339-354.
  • D. Theobald. The Vestigiality Of The Human Vermiform Appendix. (2007, Nisan 18). Alındığı Tarih: 07 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Talk Origins
  • J. Coyne. Is The Appendix A Vestigial Organ?. (2016, Mayıs 15). Alındığı Tarih: 07 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Why Evolution Is True
  • C. Barras. Appendix Evolved More Than 30 Times. (2013, Şubat 12). Alındığı Tarih: 07 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Science
  • R. Dunn. Human Ancestors Were Nearly All Vegetarians. (2012, Temmuz 23). Alındığı Tarih: 07 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Scientific American

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 19/10/2019 08:50:40 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/178

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!

Beynimizin Yüzde 10'unu mu Kullanıyoruz?

Diğer Hayvan Türü Dahilindeki Bireyler Neden Birbirinin Aynısı Gözüküyor?

Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Kütüphaneme girdiğimde, nasıl olup da oradan çıkabildiğimi bir türlü anlayamıyorum.”
Marie de Sevigne
Geri Bildirim Gönder