"Tesadüf" Geliyor, Kaçın! Bilimde "Şans" ve "Tesadüf" Kavramlarına Yer Yok mu?

Evrim Sürecinde Rastlantı, Tesadüf ve Kaos Kavramlarının Yeri ve Bilimsel Analizi Üzerine...

Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Bu yazı, Evrimi Anlamak yazı dizisinin 1. yazısıdır. Dizideki tüm yazıları görmek için buraya tıklayınız. Yazı dizileri, EA Akademi'nin bir parçasıdır.

Yazı dizisi içindeki ilerleyişinizi kaydetmek için veya kayıt olun.

Bilimle ve evrimle ilgili konularda iki argümanın sesi çok gür çıkar: İlki, bilimde "tesadüf" kavramına mutlak suretle yer olamayacağı iddiasıdır. Yani bazı insanlar, doğada hiçbir şeyin rastgele, tesadüfen, şans eseri olamayacağına inanır. Bu sanrı öylesine güçlüdür ki, bilimsel bir meselede bir olayın "şans eseri" o şekilde yaşandığı söylendiğinde, sanki bilimin sınırlarından çıkılmış da, imkansız bir olaydan bahsediliyormuş gibi tepkiler gösterirler. Bu, Evren'de her şeyin önceden belirlenmiş kurallara ve katı bir mutlakiyete dayalı olduğu görüşünün hatalı bir uzantısıdır. Buna az sonra döneceğiz.

Argümanlardan ikincisi ise, evrimin "tesadüflerle dolu" olduğu ve daha önemlisi, evrimsel biyolojinin her şeyi "tesadüfler" ile açıkladığıdır. Yani bu kişilere göre evrim, Evren'in başlangıcından tutun da, insanların kararlarına kadar her şeyin tesadüf eseri var olduğunu ileri sürmektedir. Halbuki sırf evrime özgü bir "tesadüf" tanımı yapmak ve diğer doğa yasalarından ayırmak büyük bir hatadır. Evrim, diğer doğa yasaları ne kadar tesadüfiyse o kadar tesadüfidir. Buna da az sonra döneceğiz.

Bu yazımızda sizlerle tesadüf (rastgelelik) ve kaos sözcüklerinin tanımlarını doğru bir şekilde yapacağız ve bilimi bu şekilde analiz edeceğiz. Ayrıca bir yasanın tesadüfi olmasıyla, yasanın sonuçlarının tesadüfi olması arasındaki farkları göreceğiz. Böylece evrenin rastgeleliği konusunda net bir görüşe sahip olabilmenizi hedefliyoruz. Ayrıca evrimin ne kadar rastgele/tesadüfi olduğunu da net bir şekilde ortaya koyabilmeyi umuyoruz.

Etrafımızdaki Kaotik Süreçler!

Etrafımızdaki birçok süreç, çok sayıda doğal değişkene bağlı olmasından ötürü "kaotik" olan süreçlerdir. Kaotik süreçler, sürece etki eden değişkenlerin sayısının fazlalılığından ve çeşitliliğinden ötürü böyledir. Tekil etkenlere ayırmak çoğu zaman olanaksızdır. Örneğin iklim değişimi muhteşem karmaşık bir olaydır, çünkü binlerce parametre bir arada bulunarak sonuca etki eder. Bu sebeple belki 1 gün sonrasının hava durumunu isabetli bir şekilde tahmin edebiliriz; ancak 2 gün, 1 hafta, 1 aya çıktığımızda hesaplarımız gerçeği yansıtmamaya başlar. Bu, aşağıdan detaylarını izleyebileceğiniz gibi, elimizdeki matematiksel modellerin doğayı birebir karşılamıyor olmasından ötürüdür.

Evrim de, iklim değişimi gibi son derece kaotik bir süreçtir. Bırakın bir türün evrimsel patikasında başından geçenleri, bir türün, bir popülasyonunun içerisindeki tek bir bireyin başından geçenler bile devasa miktarda değişkene bağlıdır. Bu değişkenlerdeki en ufak değişimler, sonucu kökünden etkileyebilir. Bir bireyin hayatta kalıp kalmaması üzerine etki edecek her değişim, türün toplam evrimsel uyum başarısını etkileyecek, dolayısıyla türün değişimini yönlendirecektir.

Tesadüf Nedir?

Tesadüf, etimolojik tanımıyla birbiriyle ilişkisiz, aralarında bir bağ bulunmayan veya tanımlanamayan olayların genellikle eş zamanlı olarak ortaya çıkması, oluşması, meydana gelmesi demektir. Google, "tesadüf" sözcüğünü "birbiriyle ilişkili olduğu belli olmayan olaylar veya durumların sıradışı bir şekilde bir arada meydana gelmesi" olarak tanımlamaktadır. Merriam-Webster sözlüğü, tesadüfü "planlanmamış ya da beklenmedik olayların bir arada meydana gelmesi" olarak tanımlamaktadır. Türk Dil Kurumu, tesadüfü "yalnız ihtimallere bağlı olduğu düşünülen olayların kesin olmayan, değişebilen sebebi" şeklinde tanımlamaktadır.

Ancak buradan fark edebileceğiniz bir diğer önemli nokta, tesadüf kelimesinin aslında bilimsel bir terminolojiye sahip olmayışıdır. Tesadüf, "halk dili" diye tanımlayabileceğimiz, sistematikleştirilmemiş dilin bir ürünüdür. Bilimde doğrudan bir karşılığı bulunmaz. Bu demek değildir ki bilimsel konularda tesadüflere rastlamayız. Örneğin bir deney tübünü o masaya değil de, bu masaya koyduğunuzda beklediğiniz sonucu alabilirsiniz. Koyduğunuz masanın aslında deneyde olup bitenle hiçbir alakası yoktur. Ancak tesadüfen, deney o masada değil de bu masadayken çalışmıştır. İşte bu, bilimsel bir araştırmada olabilecek bir tesadüftür. 

Bilimde hemen hemen her şey görecelidir. Daha önemlisi, ilk etapta birbiriyle tamamen alakasız gibi görünen olaylar bile, tanımlamaya göre birbiriyle oldukça alakalı olabilmektedirler. Bir tesadüfün detaylarına inmeye başladığınızda, arada bazı ilişkiler bulmaya başlayabilirsiniz. Olaylar üzerinden gidecek olursak, Dünya'nın diğer ucunda, örneğin Amerika'da, yolda yürürken Türkiye'deki okuduğunuz ilkokuldan bir arkadaşınızla karşılaşmanız, halk dilinde "tesadüf" olarak tanımlanabilir. Çünkü bu arkadaşınızla buluşmayı planlamamıştınız, denk gelmeyi beklemiyordunuz ve spesifik olarak sizin ve o kişinin aynı coğrafi lokasyonda karşılaşmak üzere bulunmasının hiçbir ön nedeni bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu bir tesadüftür. Fakat konunun detaylarına bakacak olursak, aslında bu "tesadüfen denk gelme" içerisinde takip edilebilir desenler ve neden-sonuç ilişkileri olduğu görülebilir. En nihayetinde o da, siz de benzer planlarla, benzer uçaklara binip, benzer rotalardan, belirli zamanlarda şehir/ülke değiştirmiş ve konumsal olarak oldukça çok sayıda olan ihtimaller evreninde, aynı lokasyona denk düşme olasılığınız gerçekleşerek Amerika'da, hiç beklenmedik bir an ve konumda karşılaşmışsınızdır. 

Yani bir olayı "tesadüf" olarak tanımlamak, o olayın neden-sonuç ilişkileri içerisinde gerçekleşmediği anlamına gelmez. Bir şeyin tesadüfen meydana gelmiş olması, o şeyin gerçekliğini azaltan bir durum değildir. Evren'de birbirine bağlı olmayan; ancak farklı kollardan ilerleyen neden-sonuç dizgilerinin denk gelmesinden ötürü bir arada gerçekleşebilen tesadüfi olaylar vardır. Her zaman olmuştur, her zaman olacaktır. Bu tesadüflük, konunun bilimselliğinin ya da gerçekliğinin altını oyan bir durum değildir. Ancak bir olayın "tesadüfen" gerçekleştiğini söylemek, o olayın nasıl ve neden meydana geldiğiyle ilgili pek fazla bilgi vermez. İşte bu nedenle bilimde "tesadüfler" pek sevilen tanımlamalar değildir. 

Tesadüflerin Uzay-Zamansal Özellikleri ve İnsan Psikolojisi

Günlük yaşantımızda, en son 15 yıl önce gördüğümüz arkadaşımızı gördüğümüzde (15 yaşından küçük okurlarımızdan özür diliyoruz) "Ne büyük tesadüf!" diyerek kahkaha atmışlığımız vardır. Bu olayda "tesadüf" olarak değerlendirilen, bunca yıl sonra arkadaşımızı tekrar görmemizden başka bir şey olmasa gerek.

Şimdi, Dünya'nın yarıçapını 6371 kilometreden 1 kilometreye düşürdüğümüzü, yani ufacık bir küre üzerinde yaşadığımızı hayal edelim. Arkadaş buluşmalarında ''tesadüf'' kelimesi geçer miydi? Kullanım yüzdesinin sıfıra yakınsayacak düzeyde azalacağını düşünüyoruz. Şu halde, uzay boyutu, bir şeyi "tesadüf" olarak algılamamızla ilgili ilk örneğimizde kilit rolü oynamış bulunuyor.

İkinci örneğimizi zaman boyutundan verelim: Tam fakültemizden ya da okulumuzdan çıkış saatimizde telefonumuz çalsın ve arkadaşlarımız, bizi naif bir mekâna, yemeğe davet etsin. Ne kadar da karnımız acıkmıştı; tam yerine geldi galiba! Yoksa gizli bir güç, arkadaşımıza karnımızın açlığını mı fısıldadı? Acaba gün 24 saat değil de, sadece 10 dakika olsaydı, bu dar süre zarfında denk gelen olaylar "tesadüf" ya da "tam da yerine denk geldi" olarak algılanır mıydı? Muhtemelen hayır.

Yani tesadüflerle ilgili sorun, büyük oranda ölçek sorunudur. Karmaşık sistemler içinde meydana gelen olaylardan spesifik olanları ayıklayıp incelediğimizde, onların "tesadüfen olduğunu" düşünmeye meyilliyizdir. Bu süreçlerin arkasında bilimsel mekanizmalar var olabilir; ancak onlardan bihaber oluşumuz, ister istemez tesadüflere kapı aralamaktadır. Bu da, insan psikolojisinin bir zaafıdır. Bir örnekle açıklayalım:

1 katrilyon adet atomun bulunduğu bir su birikintisinden bir atomu, lazer aygıtımızla ve elektromanyetik alanlarımızla seçeceğiz. Bunlardan herhangi birini seçme olasılığımız nedir? Cevap gayet açık: 

1/1.000.000.000.000.000

Yani katrilyonda bir. Şimdi kendimizi bu atomlardan birinin yerine koyarak düşünelim. Diğer atomlardan her birinin seçilme olasılığı, bizim seçilme olasılığımıza eşit. Yani ''adaletli'' bir durum söz konusu. Daha doğru bir deyişle, şartlar, tüm atomlar için eşit. Bu tür bir durumda, seçeceğimiz atom, daha önceden belirlenmiş bir atom olsaydı, eminiz ki çoğu insan bu olayı ''olağanüstü bir tesadüf'' olarak görecekti. Ancak çoğu insanın burada düştüğü hata, "...ama diğer tüm atomlar 999.999.999.999.999 adet ve onlardan birinin seçilmesi daha olasıydı!" gibi bir itirazdır. Burada benimsememiz gereken, her bir bireysel atom için olasılıkları, ayrı ayrı ele almaktır. Böylece herkesin aslında belli ve eşit bir olasılıkta seçilebilir olduğunu anlarız. ''Tesadüf'' algımız da böylece ortadan kalkar. 

Günlük yaşantıdan da sayısız bir örnek verebiliriz: Sizce bir otoyolda saatte 120 kilometre hızla giderken, karşı yoldan gelen bir aracın lastik cantındaki bir parçanın, aracın yerde bulunan bir çukura hızlı girmesinden ötürü kopup fırlayarak sizin açık olan camınızdan içeri girme ve kafanıza çarpıp canınızı acıtma, belki kaza yapmanıza neden olma ihtimali nedir?

Tüm olasılıkları bir düşünün: Sizin, otoyol üzerinde bulunabileceğiniz sayısız konumdan, tam da parçanın fırladığı yerde bulunuyor olma ihtimaliniz... Belki sonsuzda bir... Orada, aynı zamanda karşı yoldan gelecek aracın girebileceği bir çukurun olma ihtimali (ancak diğer herhangi bir çukurun olmaması)... Lastiğin çukura giriş açısından, sizin konumunuzdan, karşıdaki aracın konumundan, aranızdaki mesafeden, hava sürtünme katsayısından, çarpma enerjisinin ne kadar elastik olarak aktarıldığı katsayısından ve daha sayısız etmenden ötürü, cismin size tam denk gelecek şekilde uçmuş olması... Hepsi ve daha fazlası. Ancak olmuyor mu? Oluyor.

Uzun yolda araç kullananlar, belki saatlerce kullanırlar ve bir ara, yol mıcırlı veya taşlı olmamasına rağmen karşı yoldan fırlayan bir taş camınıza çarpabilir, açıksa içeri bile girebilir. Aynı örneği, havada uçan bir böceğin tam da o anda, siz geçiyorken birkaç parmak aralık olacak şekilde açık camınızdan içeri girip dikkatinizi dağıtması olarak da verebilir, belki binlerce faktörün bir araya gelmesiyle bu olayın olma ihtimalinin ne kadar küçük olduğunu görebilirsiniz.

Peki bir diğer olasılık... Pikniğe gittiniz ve ağaçlar altında yemek yiyorsunuz. Reçel çıkardınız ve kabını yere bıraktınız. O sırada, sizden 30 metre uzakta, yerden 15 metre yükseklikteki bir yaprak daldan kopuyor ve rüzgar, çevresel etmenler vb. durumlara bağlı olarak yere düşüyor. Tam da reçel kabını koyduğunuz yere... Yaprağın alanı ve düşebileceği alanın oranına bakılırsa, katrilyonda bir ihtimal belki de... Ancak hepimizin başına bu tip olaylar gelmiştir.

Tavla oynuyorsunuz ve üst üste iki defa 6-6 attınız. Tam ikinci 6-6 atışınızda, kapınız çaldı ve komşunuz geldi. O da tavla oynamak istiyor ancak zarlarını kaybetmiş. Sizden zar istiyor. Acaba zarların o gelmeden hemen önce 2 defa üst üste 6-6 gelmesiyle, komşunuzun zar istemesi arasında herhangi bir ilişi var mı? Elbette hayır. Peki ya komşunuzun size uğradığı zaman dilimi (1-2 dakika) ile uğrayabileceği zaman aralığının (sabah 9 akşam 11 arası diyelim) olasılıksal olarak oranlanmasının ufacık bir olasılık verdiğini biliyor muydunuz? Sizin o sırada tavla oynuyor olma ihtimalinizi, o sırada yapıyor olabileceğiniz sayısız işe oranlayarak hesaba katalım. Komşunuzun o sırada tavla oynama ihtimalini, yapabileceği diğer sayısız şeye oranlayıp katalım. Komşunuzun sizden isteyebileceği şeyler arasından, zar isteme ihtimalini de katalım. Ufacık bir olasılık. Ancak gerçekleşiyor. Gerçekleştiğinde de, diğer olasılıkların olmasına nazaran, bu "ilginç rastlaşmaların" olması dikkatimizden kaçmıyor. Yani aynı komşu şeker istemeye gelseydi belki de bilincimiz buna dikkat bile etmeyecekti; ancak istenen zar olduğunda, beynimiz de o anda yaptığımız iş ve tesadüfler arasındaki bağlantıyı hızla kurmakta ve şaşırmamıza neden olmaktadır. Şaşırmamızın nedeni açıktır: beyin, bu olaylar arasındaki bağlantıyı kurar; ancak bu bağlantılar arasındaki neden-sonuç ilişkisini kuramaz. Çünkü böyle bir ilişki yoktur. Ancak beyin, neden-sonuç ilişkileri üzerine kurulu devasa bir makine olduğu için, bu çözümsüzlük bizde psikolojik bir rahatsızlık yaratır, tesadüfi olayların hayatımızda olamayacağına dair bir izlenime neden olur. İşte bu yüzden, rastlantısal olduğu apaçık olan konularda bile bir neden-sonuç ilişkisi uydurma, somut açıklamalar bulamazsak da var olmayan, paranormal açıklamalara başvurmaya meyilliyizdir. Çünkü beynimiz, uydurma da olsa bir cevap arar, kendini böyle tatmin (ve teselli) eder.

Yurtdışına, çok uzak bir ülkeye gittiniz, örneğin ABD'ye... Bir sokakta yürürken, ilkokul arkadaşınızla karşılaştınız. Bir düşünelim: Olası 200 küsür ülkeden, 50 eyaletten, 19.000 yerleşim yerinden, ikiniz de olası diğer tüm zaman aralıkları yerine, o anı "seçtiniz" ve Dünya üzerinde bulunabileceğiniz sayısız konum içinden, aynı konuma denk geldiniz. Bunun olasılığı, diğer tüm kombinasyonların ve olasılıkların yanında sıfırdır. Ama oldu. Bu bir mucize mi? Paranormal bir olay mı? Doğaüstü bir müdahale mi? Elbette hayır. İki fiziksel yapı, iki fiziksel zaman ve mekanda rastlaştılar ve bu iki yapının birbirini tanıyor oluşu, konuyu "ilginç" bir hale getirdi. İki yapının aynı anda, aynı coğrafi lokasyonda bulunması arasında hiçbir neden-sonuç ilişkisi bulunmuyor. Ancak beynimiz, ister istemez bir neden-sonuç ilişkisi yaratma ihtiyacı duyuyor; bu garipliği açıklamak için. Bu da, genellikle "Bu bir mesaj." gibi mistik ögelerle yorumlanıyor. Halbuki alakası bile yok.

Bu "tesadüf"ler ilgimizi çeker, çünkü ilginçtirler. O arkadaşınızla farklı herhangi A ve B noktalarında bulunma ihtimaliniz de, aynı noktada bulunma ihtimaliniz ile aslında aynıdır (eğer ki önceden ortak bir plan yapılmadıysa). Ancak şu anda, denk gelmediğiniz birinin herhangi bir yerde bulunması kimse için ilginç değildir. Çünkü, basitçe, "denk gelme" olayı gerçekleşmemiştir, ortada şaşılacak bir şey yoktur. Ancak denk gelince, inanılmaz bir rastlantı, "mistik" bir şekilde gerçekleşmiş gibi gelir. Bu, apaçık bir algı yanılgısıdır. Algıda seçiciliktir!

Örnekleri sonsuz sayıda arttırmak mümkündür. Herhangi bir kelimenin etimolojik köken olarak ya da başlı başına bir kelime olarak kullanışlı olması, onun karşıladığı anlamın algısal bir yanılsama olduğu gerçeğini değiştirmez. Bizler "olasılığı düşük olan olaylar" deriz, ancak bu olayların gerçekleşme olasılıkları vardır ve bu, doğal bir işleyiş sürecinin parçasıdır. Eğer doğada bu olasılıkları değerlendirecek bir zeka olmadığını varsayarsak, ''tesadüf'' kelimesinin doğa için ne kadar ''işe yarar'' olduğunu -ya da olmadığını- anlarız. Tesadüfler, en basit anlamıyla, zihnimizin kavramaya yetmediği karmaşıklıkta olayları ifade etmek için uydurduğumuz bir sözcüktür. Sözcük, sadece yalın anlamıyla oldukça kullanışlı olsa da (bu yüzden bu kadar yaygındır), aynı zamanda, süreç içerisinde olumsuz bir anlamla yüklenmiştir. Sanki hayatta ve doğada tesadüfler yokmuş gibi bir izlenim bulunmaktadır. Bu hatadır. Hayatımızda ve doğada, birbiriyle fiziksel olarak ilişkili olmayan sayısız olay vardır ve bunların denk gelişleri, hayatımıza "tesadüfler" olarak yansır. Aynı anda (veya farklı zamanlarda veya sıralı olarak) gerçekleşen olayların birbirleriyle doğrudan veya dolaylı olarak ilişkili olmaları gerekmez. Birçok olayın, birbiriyle herhangi bir bağlantısı olmamasına rağmen, zamansal olarak belli şablonlar halinde denk gelebilirler ve aralarında bir ilişki varmış gibi algılamamıza neden olabilirler. Bu hataya düşmemek ve tarafsız bir yargılama yapabilmek gerekir.

Olasılıklar ve Bilim

Tüm bunlardan çıkarabileceğimiz sonuç şudur: Bilim dilinde tesadüfleri tanımlamak için biraz daha objektif, biraz daha "bilgi değeri yüksek" tanımlara ihtiyacımız vardır. İşte matematik ve genel olarak istatistik, bize bu kaynağı verebilir. Bu noktada karşımıza olasılık kavramı çıkar. Matematik biliminin ilgi alanlarından biri olan olasılık, temel olarak bir olayın gerçekleşmesiyle ilgili bilgilerin, konuyla alakalı tüm bilgilere olan oranı olarak tanımlanabilir. Yani bir olayın gerçekleşme olasılığı, o olayı tanımlayan koşulların, o olayla ilgili tüm diğer olayların ve koşullarının matematiksel toplamlarının oranına eşittir. Bu olay ve koşulların toplamına olasılıklar evreni (evrensel küme) denir. Belki bu tanımlamadan da anlayabileceğiniz gibi bir olay ile ilgili sonsuz çeşitte olasılık tanımlanabilir.

Örnekleyelim: Oldukça sıradan da olsa, içerisinde 10'u mavi, 10'u kırmızı olmak üzere toplamda 20 bilye bulunan bir torbadan, torba içerisindeki dağılımdan kesinlikle bihaber olarak ve çevresel tüm etmenleri göz ardı ederek 1 tane mavi bilye çekme ihtimalimiz 2'de 1'dir. Bu bir olasılıktır. Gerçekleştiği zaman, olasılık gerçeğe dönüşmüş gerçeklenmiş olur. Ancak özüne bakacak olursanız, mavi renkli bilyeyi çekmeniz halk dilinde "tesadüf" olarak da tanımlanabilir. Zira maviyi çekmiş olmanızın veya kırmızıyı çekmemiş olmanızın herhangi bir anlamı ya da bilgi değeri yoktur. Maviyi çekmek, özel bir durum değildir. Kırmızıyı çekmiş olsaydınız, hayatınız değişmeyecekti. Tesadüfen elinizi atış biçiminiz, bilyelerin dağılımı, parmaklarınızın uzandığı nokta, vb. fiziksel parametreler (değişkenler) dahilinde mavi renkli bilyeyi seçtiniz. Görebileceğiniz üzere, aslında olayı basamak basamak takip etmek ve neden mavinin denk geldiğini bulmak mümkündür. Ancak bu, maviyi "tesadüfen" çektiğiniz gerçeğini değiştirmemektedir. Fakat bilimsel bir açıklamada "Bu olay tesadüfen olmuştur." deyip geçmeyiz; çünkü bu birazcık bilimin işleyiş ve amacına aykırıdır. Ancak bir şeyin tesadüfen olduğunu söylemek, onun bilimsel ve somut olarak açıklanamayacağını söylemek anlamına gelmez. Bir şeyin tesadüfen olduğundan bahsetmek, o şeyin gerçekleşmediği anlamına da gelmez.

Bilye çekme konusundaki olasılık hesaplarını daha da derin irdeleyebiliriz: Örneğin kişi, daha farklı durumların bilye çekimi üzerindeki etkisini incelemek istiyor olabilir. Örneğin, bilye çekim işlemi sırasında bir deprem olmasından ötürü bilye çekemeyecek konuma düşmemiz (çevresel etmen) incelenmek isteniyor olabilir. Bu sıradışı bir sorgulamadır; ancak bir depremin gerçekleşmesiyle, bir insanın fiziksel olarak engellenmesi arasında doğrudan bir ilişki kurulabileceği için, depremin bilye çekimi üzerinde etkisi olabileceğini söylemek güvenlidir. Dolayısıyla böyle bir olasılıktan bahsetmek de mümkündür. Zira deprem denen doğa olayının gerçekleşmesine dair belli bir olasılıktan söz edilebilir. Böyle bir depremin, bilye çeken kişinin bu faaliyeti gerçekleştirmesi üzerindeki etkisiyle ilgili de bir olasılıktan söz edilebilir. Bu ikisi birbirine bağlandığında, bilye çekme sırasında deprem meydana gelmesini ve bunun çekme işlemini engellemesini matematiksel olarak ifade edilebilir.

Bu durumda, olasılık kavramının tanımı gereği, deprem olgusunun işin içerisine girmesiyle, deprem ile ilgili tüm olay ve koşulların da evrensel kümeye dahil edilmesi gerekir. Yani deprem gerçekleşme sıklığı, bilye çekim işlemini imkansız hale getirecek kadar güçlü bir deprem gerçekleşme durumu, bulunulan konumun depremden etkilenme miktarı, bilye çekim işlemini yapan kişinin görevi yerine getirmek konusundaki kararlılığı ve daha yüzbinlerce koşul ve olasılık. Bunlar, olasılık oranının paydasını oluşturan evrensel kümeye dahil edildiğinde, payda o kadar büyür ki, olasılık değeri bir anda sıfıra yaklaşır (ancak sıfır değildir!). 

İşte bu nedenle, istatistik tehlikeli bir oyuncaktır. İnsana her şeyi yapabileceği hissini verir; ancak aslında belli bir noktadan sonra tehlikeli ve kolayca hataya düşülebilecek bir araçtır. Bu konuyla ilgili buradaki yazımızda önemli bazı açıklamalarda bulunmuştuk. İstatistik gibi bir bilim, ancak ehil ellerde güçlüdür. Aksi takdirde çok komik sonuçlar verecek şekilde oynanabilir ve aslında sıradan gerçekler, istatistiğin gücü kullanılıyormuş gibi gösterilerek yalanlanmaya çalışılabilir (daha fazla bilgi için buradaki yazımızı okuyabilirsiniz). Bilim karşıtı literatürde bunun tuhaf ve bir o kadar da eğlenceli örneklerine rastlamak mümkündür. 

Tüm bu sebeplerle, bilim insanları istatistiki hesaplarına olabildiğince az değişken dahil etmeye çalışırlar. Daha önemlisi, aralarında sadece makul miktarda ilişki bulunan değişkenleri analiz ederek sonuçlara ulaşmaya çalışırlar. Bu nedenle belli bir oranın altındaki olasılık değerleri kimi koşulda göz ardı edilebilir. Örneğin, bir odanın ısıtılmasıyla ilgili bir mühendislik sorununda, oda içerisinde bulunabilecek sineklerden ötürü oda sıcaklığının beklenenin altında ya da üstünde olması ve bu sapma miktarı göz ardı edilebilecek kadar küçüktür. Aslında bu hayvanların varlığı, uçmak için ürettikleri enerjinin etrafa saçtığı ısı, vb. değişkenler oda sıcaklığını etkiler. Ancak günlük kullanımlarda veya hesap yapılan ölçekte bunun doğrudan bir etkisi veya önemi yoktur. Fakat bazı özel analizlerde/uygulamalarda, en ufak değişiklik bile kritik olabilir. Örneğin, eğer ki odanın sıcaklık değişikliği, 1 derecenin milyonda biri kadar hassas olacak biçimde hesaplanıyorsa (örneğin çok hassas kimyasallar barındıran bir odada ya da nükleer panellerde, vs.), o zaman sıcaklığı etkileyebilecek en ufak etkene karşı bile önlem alınabilecek ve daha önce göz ardı edilemez olan durumlar, göz önüne alınmak zorunda kalınacaktır (örneğin oda vakumlanacak ve mühürlenecektir, böylece hiçbir yabancı madde içeriye girip çıkamayacaktır). Dediğimiz gibi, bilimde her şey görecelidir. Bu göreceli olma durumu, analiz yapılmak istenen kapsam ve ölçeğe bağlı olarak değişir. Genel olarak bilim karşıtlarının sıklıkla düştüğü hatalardan birisi istatistiğe ve matematiğe hakim olmamak (onlardan ne tür bilgiler edindiğimizden bihaber olmak), diğeri ise analiz edilen kapsam ve ölçeği doğru tespit etmeden sonuçlara varmaya çalışmaktır.

Olasılık, bilimin önemli tanımlarından biridir çünkü yukarıda da örneklediğimiz gibi sayısız alanda kullanılabilir. Bu noktada bir diğer önemli terim de, nötrlenebilirlik kavramıdır. Yani bazı olasılık durumları, birbirini karşılıklı olarak etkileyeceği için, toplam etki sıfırlanacaktır. Yukarıdaki sinek-sıcaklık-oda üçlemesinde, sineklerin etkisinin göz ardı edilebilmesinin nedenlerinden biri, yine yukarıda açıklandığı gibi bu etkinin önemsiz derecede küçük olmasıdır. Diğer neden ise, sineklerin odada bulunduğu zaman dilimleri ile bulunmadığı zaman dilimlerinin istatistiki olarak birbirine hemen hemen eşit olması, bu sebeple de oda üzerindeki etkilerinin nötrlenmesidir. Öte yandan, sineklerin sıcaklık üzerindeki etkileri gibi öngörülemez (ya da daha zor öngörülebilir) etmenler, başka öngörülemez (ya da daha zor öngörülebilir) etmenler ile dengelebilir (beklenmedik ısı kayıpları/kazançları, oda kullanımında beklenmedik durumlar, odadaki elektronik aletlerdeki aksamalardan ötürü salınan beklenmedik düzeyde ısı, vb.). Bu da istatistik hesaplarını sadeleştiren ve gerçekçiliğini arttıran bir özelliktir. Eğer ki bu özellik ihlal edilecek olursa, tuhaf tuhaf istatistiki sonuçlar elde etmek mümkündür. Bunlardan yola çıkarak varılacak yargılar, gerçekçilikten yoksun olacağı için dikkate almaya değmeyecektir.

İşte bilimde olasılık hesaplarını (ve istatistiki analizleri) çok kıymetli ancak bir o kadar da zor yapan, gerçekçilik ile hesaplanabilirlik arasındaki bu hassas dengedir. İşin uzmanı olan bilim insanları, hangi durumda hangi istatistiki analizleri uygulamaları gerektiğini bilirler. Hangi olasılık hesaplarının, bir olay veya olguyu açıklamak konusunda ne kadar "bilgi değeri"ne sahip olduğunu bilirler. Rastgele sayıları birbiriyle çarparak aşırı küçük olasılıklar elde ederek "O zaman bu olay doğal yollarla gerçekleşemez." gibi sonuçlara varmazlar. Geçmişte yaşanmış olaylarla ilgili olasılık hesapları yapmazlar; zira geçmişte olup bitmiş bir olayla ilgili olasılık hesaplarının bilgi değeri sıfırdır. Olmuş ve bitmiş bir olayın olasılığı 1'dir; çünkü olmuştur, yaşanmıştır! Bu konuda daha fazla bilgiyi buradan alabilirsiniz.

Bu noktada kritik bir bağlamı da göstermek istiyoruz: Eğer "gerçek" dediğimiz ve bizim anlamamızdan, araştırmamızdan, sorgulamamızdan bağımsız olarak var olduğu kabul edilen olay ve olguların geçerliliğini kabul edecek olursak bilim, o "gerçek" dediğimiz olay ve olgulara en yüksek başarıyla ulaşabilen yegane bilgi türüdür. Bunun sebebi, bilimin metotlarını doğanın gerçeklerinden alır ve onlar üzerine kurar. Tüm insan müdahalelerini dışarıda bırakır, buna duygular, istekler, arzular, hisler de dahildir. Daha sonra, tarafsızlık zırhını metodu içerisine dahil eder, böylece düşünsel taraflılıkları da göz ardı eder. Konusunu sadece doğadan ve doğal olaylardan seçer, böylece hedefi sadece ve sadece gerçekten var olan olay ve olgular kümesi haline gelir. Bu sayede de diğer güvenilmez bilgi türleri gibi asla yolundan sapmaz, kişiselleşmez, taraflı hale gelmez. 

İşte olasılık kavramı, bilime gücünü veren önemli araçlardan birisidir. Çünkü evren, belli başlı olasılıklar üzerine kuruludur. Burada tartıştığımız determinizm/probabilizm gibi bir tartışma değildir. Olaylar, belli bir ölçekte değerlendirdiğinizde, belli olasılıklar çerçevesinde yaşanmaktadır. Doğanın %100 deterministik olduğunu kabul etseniz bile; biz gerçeğe ancak belli olasılık değerleri üzerinden ulaşabilmekteyiz. Çünkü doğanın kendisinde, herhangi bir olayı etkileyen (yukarıdaki torbadan bilye çekme veya sinek/sıcaklık örneğinden de görebileceğiniz gibi) aslında sonsuz sayıda değişken vardır. Biz günlük hayatta bunların çok kısıtlı miktardakilerini kullanır, göz önüne alırız. Bilim, gerekli durumlarda, bizim gündelik yaşantımızda kullandıklarımızdan kat be kat fazlasını göz önüne alır. Fakat doğanın kendisinde ise, bilimin kullandıklarından ve göz önüne aldıklarından bile kat be kat fazla değişken vardır. İşte tam olarak bu sebeple, bilimde kesinlik yoktur. Ancak bilimde kesinlik olmaması, bilimin gerçeğe en fazla yaklaşabilen bilgi türü olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Çünkü bilim, sistemini "gerçeğe ulaşma amacı" üzerine inşa eder. Birikimli olarak ilerler, varsayımlara saplanmaz, veri ve gerçek odaklıdır. Halk dilinde "tesadüf" deyip geçtiğimiz, aslen olasılık hesaplarının bir yansıması olan olay ve olguları bilim sistemli olarak inceler, sonuçları analiz eder ve gerçeğe dair bilgiler edinmeye çalışır. Bilim kendisini, ne olduğunu ve ne olmadığını bilir. Somuttur, ayakları yere basar ve bilmediğini "Bilmiyorum!" deme cesaretini gösterir. 

Kaos ve Tesadüf

Buraya kadar olan kısmı biraz toparlayacak olursak: Bir sürecin kaotik olmasıyla tesadüfi olması arasında büyük bir fark vardır ve bu fark çok iyi anlaşılmalıdır. Yukarıda örneklerini verdiğimiz doğa yasaları ve süreçler "tesadüfi" değildir; çünkü her biri geçmişte, günümüzde ve gelecekte aynı şekilde çalışırlar, zaten bu yüzden evrim ya da kütleçekimi birer "doğa yasası" olarak bilinirler. Tesadüf eseri olan, "kafasına göre" bir var olup bir yok olan süreçleri "doğa yasası" olarak nitelemek mümkün değildir. Eğer ki bir canlının gen havuzunda yaptığımız analiz ile bir diğerininki tamamen ve herhangi bir sebebe bağlı olmaksızın, köklü biçimde farklı olsaydı o zaman tesadüfi bir süreçten söz etmeye başlıyor olurduk. Ne var ki bugüne kadar analiz ettiğimiz istisnasız bütün türler evrimin yasalarına boyun eğmektedir. Tıpkı istisnasız olarak kütlesi olan her maddenin kütleçekiminden etkileniyor olması gibi. "Amerika'daki elmalar kütleçekiminden etkileniyor ama Avrupa'daki armutlar kütleçekiminden etkilenmiyor." diye bir durum söz konusu değildir. Tüm bu sebeplerle kaos ile tesadüf arasındaki fark algılanmalıdır.

Şu anda bu doğa yasalarının nasıl ve neden bugün oldukları şekilde olduğunu bilemiyoruz. Şu anda sadece onları tanımlamakla yetinebiliyoruz. Tüm yasaların nasıl var olduğunu anlayabilmek için, Büyük Patlama'nın neden ve nasıl olduğunu anlamamız gerekiyor. Bilimin araştırdığı en büyük sorular da zaten tam olarak budur. Muhtemelen Büyük Patlama'nın neden ve nasıl olduğu ile bu var oluşun evren içerisindeki yasalar üzerindeki etkileri çözüldüğünde ve doğal nedenlerle açıklandığında, günümüzdeki yasaların da neden bu şekilde olduğunu anlamaya başlayacağız. O zaman neden elmaların düştüğünü veya neden canlıların değiştiğini anlamaya başlayabiliriz. O zamana kadar, aceleci yargılara varmadan, bilimin sonuçlar üretmesini beklememiz, bilime ve bilim insanlarına katkı sağlamamız gerekiyor.

Bu yasalar bir kere var olduktan sonraysa, herhangi bir şekilde kontrol edilmezler, tamamen bilinçsiz bir biçimde işlerler. Fakat kendilerini sürekli aynı şekilde tekrar ediyor olmalarından ötürü, kaostan düzen yaratabilecek güce sahiptirler. Eğer doğa yasaları tesadüfi olsalardı, evren içerisinde düzenli yapılar göremezdik. Evrende bulunan canlılık ya da galaksi sistemleri gibi düzenli yapılar, sürekli aynı şekilde etki eden yasaların bir sonucudur.

Bunu kendiniz de deneyebilirsiniz: Bir kumsala gittiğinizde, bir büyük kova dolusu kumu dalgaların vurduğu yere rastgele bir şekilde dökün. Birkaç on dakika beklediğinizde göreceksiniz ki, tamamen bilinçsiz şekilde etki eden dalgalar, döktüğünüz karmakarışık kum yığınlarını belli bir düzene sokacaktır. Dalgalar bunu bilerek ya da isteyerek yapmazlar. Dalgaların boyun eğmek zorunda olduğu fizik yasalarından ötürü hareket etmeleri sonucu, kumlar üzerine etki eden fiziksel kuvvetler belli desenler oluştururlar. Yani karmakarışık yapıdaki kum da, kendi üzerine etki eden kuvvetlere boyun eğer ve düzensizlikten düzen oluşmuş olur. Bunu kar kristallerinde, çöl kum tepelerinde, galaksi sistemlerinde ve burnumuzun dibindeki her canlıda görebiliriz.

Canlıların tamamı, sürekli olarak aynı şekilde işleyen bir grup doğa yasasının etkisiyle karmakarışık formlara evrimleşebilirler. İşte bu yasalar topluluğuna "evrim" diyoruz. Eğer ki evrim rastgele/tesadüfi bir şekilde var olsaydı, muhtemelen etrafımızda hiçbir karmaşık canlı göremeyecektik. İşte bu noktada, evrimi ve bilimi aşağılamak için kullanılan "hurdalığa giren kasırga" benzetmesinin bir diğer hatasını görüyoruz: kasırga düzenli ve kendini tekrar eden bir kuvvet değildir. Benzetmenin diğer (daha kabul edilemez) hataları için buradaki yazımızı okuyabilirsiniz.

Doğa Yasaları Tesadüfi Değildir; Ancak Sonuçları Tesadüfi Olabilir!

Burada vurgulamakta fayda var: Yasaların kendileri tesadüfi değildir ve hep aynı şekilde işlerler; ancak bu yasaların sistemler üzerinde yarattıkları etki tamamen tesadüfi olabilir (ki genelde öyledir). Örneğin tüm cisimler yere düşerler, bu tesadüf değildir; kütleçekiminin bir sonucudur. Ancak o elmanın sizin kafanıza mı, yoksa yeni bir elma ağacı üretecek şekilde nemli toprağa mı düşeceği tesadüfi bir olaydır. Tesadüfi olayların da ne anlama geldiğini iyi anlamak gerekir: tesadüfi olayları, meydana gelmeden analiz etmek çok zordur, çünkü rastgele oluşurlar. Ancak o tesadüf gerçekleştikten sonra analiz edilebilirler. Örneğin kafanıza düşen bir elmanın neden kafanıza düştüğünü aerodinamik, kütleçekim, uzay-zaman içerisindeki konumunuz gibi verilerden yola çıkarak analiz edebiliriz. Fakat ne zaman kafanıza elma düşeceğini bilemezsiniz. Elmanın yere düşmesine neden olan kuvvetler bilinçli bir şekilde çalışmazlar. Elma da, bilinçli bir şekilde yere düşmez. Ancak bir elmanın yere düşmesine neden olan süreçlerin ve bu süreçte üzerine etkiyen kuvvetlerin her biri bilimsel olarak analiz edilebilir

Buna verilecek bir diğer örnek suyun akarken döneceği yönleri bilerek ve hesaplayarak dönmemesi, önündeki engellerin, yani doğal süreçlerin bu gidişe yön vermesidir. Suyun nereye çarpıp, ne yöne sekeceği tamamen tesadüftür. Çünkü suyun önüne çıkacak engelleri bilmesi mümkün değildir. Ancak su bir yere çarptıktan sonra onun ne yöne doğru akacağını tamamen bilimsel yöntemlerle hesaplayabiliriz. Çünkü su, fizik yasalarına boyun eğmek zorundadır. Kütleçekimi veya genel olarak cisimler arasındaki etkileşim tamamen tesadüfi değildir; evrenin var oluşundan kaynaklı fiziksel kuvvetlere tabidir ve bu kuvvetler bilinçli bir şekilde kontrol edilmemektedir. Ancak bu kuvvetlerin neden olduğu süreçler bolca tesadüf barındırır.

Yukarıda da izah ettiğimiz gibi, evrim de aynen bu şekildedir. Canlılar üzerine etki eden kuvvetler her zaman sabittir ve kendini tekrar eder. Ancak sistemin karmaşıklık düzeyinden ötürü, sonuçları öngörülemez olabilir. Basitleştirilmiş örneklerde analizlerimiz doğru bir şekilde çalışır; ancak sistemi karmaşıklaştırarak gerçek hayattakine yaklaştıkça, modellerimiz hatalar yapmaya başlar ve bu hatalar giderek büyür. Aslında bu durumu, matematiksel olarak "bilinenler" ve "bilinmeyenler" çerçevesinde de analiz edebilirsiniz. Bildiğimiz ve tanımladığımız doğa yasalarının sayısı, o yasaların etki ettiği sistemlerdeki bilinmeyenlere kıyasla çok daha azdır. Bu sebeple, elimizde tüm sistemi modelleyebilecek bir matematiksel analiz yoktur. Bu sebeple ya basitleştirilmiş bir model geliştirmek zorundayız; ya da büyük hata paylarını kabullenmek durumundayız. Çünkü bir türün var olabilecek yüz binlerce bireyinin her bir tanesinin ömrü boyunca başından her bir saniye boyunca geçen olayların, vücudundaki her bir bileşene etkisini hesaplayarak türün geleceğini öngörmemiz olanaksızdır. Ancak doğa matematikle ilerlemediği için ve kaotik bir yapıda olduğu için, zaten bu hesaplara ihtiyacı olmaz. Eğer ki doğa kaotik olmasaydı, içinde önceden hesaplanmış unsurlar olduğu düşünülebilirdi. Fakat doğada gördüğümüz bu değil; üstelik kuantum düzeyine indikçe, sistemlerin deterministik özellikleri azalıyor ve olasılıkçı (probabilistik) özellikleri artıyor. 

Canlıların her birinin üzerine etki eden sonsuz sayıda değişken olduğu için, birbirinin dibinde yaşayan canlılarda bile oldukça farklı özellikler evrimleşebiliyor. Ancak buna rağmen, coğrafi olarak birbirine yakın bölgelerde bulunup, birbiriyle ilişkili etkiler altında kalan türlerde, bu coğrafi akrabalığın izlerini görebiliyoruz. İşte zaten bu yüzden evrimin çalıştığını biliyoruz. Örneğin bir balina ile bir köpekbalığında çok benzer yüzme yapıları evrimleşmiş olması tesadüf değil. Buna rağmen, aralarındaki farklar (örneğin kuyruk hareket eksenlerindeki zıtlık gibi), evrimsel sürecin tesadüfi sonuçlarını bizlere gösteriyor. Aslında iki türün soy hattına da hemen hemen aynı kuvvetler etki ediyor: av, avcı, yaşam alanı ve daha nicesi... Ancak örneğin bir grupta, diğerindekinin birebir aynı çeşitlilik düzeyi bulunmadığından, aynı özelliklerin aynı şekilde evrimleşmesi olanaksız oluyor. Evet, nihayetinde çok benzer yapılar evrimleşiyor; ancak gerek anatomide, gerek fizyolojide, gerek davranışta canlılarda birbirinden bağımsız olarak aynı özellikleri evrimleştiğini gösteren bariz ipuçları bulunuyor. İşte karalardan denizlere dönen memelilerin, bunu yapan soy hatlarında hangi varyasyonların bulunacağı, aşırı kaotik bir sürece göre belirlendiği için (soy hatlarının tarihlerinden tutun da, hangilerinin hangi anda hangi bölgede bulunuyor olduğunda kadar...), bu süreci artık "tesadüfi" olarak tanımlayabiliriz. Fakat bu evrimsel patikada bulunan canlılara her zaman aynı doğa yasaları (örneğin Doğal Seçilim), aynı şekilde etki etmiştir. Yasalar tesadüfi değildir; ancak sonuç içerisinde tesadüfi unsurlar bulunmaktadır.

Tabii ki bir evrimsel sürecin her sonucunu bir bütün olarak tesadüfi olarak değerlendirmek de hatalıdır. Çünkü kimi zaman şans faktörü türler üzerinde çok çok zayıf bir şekilde işliyor olabilir. Evrimin Genetik Sürüklenme ismini verdiğimiz mekanizması, bu öngörülemez şans faktörlerinin evrimsel süreç üzerindeki etkilerini belirlemektedir.

Evrimsel Biyolojide Tesadüf ve Olasılıklar

Şimdi bu kadar terminolojiden sonra, evrimsel biyoloji (bir bilim türü, dolayısıyla yukarıdaki açıklamaların tamamı burada da geçerli) ve olasılıklar ilişkisine dönelim. 

Evrimde de öngörülemez ve beklenmedik şekilde gerçekleşen, birbiriyle doğrudan alakası olmayan olaylar bulunmaktadır. Bu nedenle evrimde de bir parça tesadüfilik olduğu doğrudur. Bunda gizlenecek ya da saklanacak bir taraf yok, zira tesadüfler (ya da bilimin ele aldığı şekliyle olasılık analizleri) doğanın bir gerçeğidir. Ancak evrimde "Bu olay tesadüfen oldu." derken söylemek istediğimiz, bir şeylerin kör tesadüfle bir araya gelerek bir şeyler inşa etmesi demek değildir. Söylemek istenen, gerçekleşen o olayın herhangi bir özel anlamı olmadığıdır. Örneğin denizel hayvanların karasal hayvanlara evrimleşmiş olmasını bir "tesadüf" olarak görebilirsiniz. Karalara adapte olmak zorundalar mıydı? Hayır. Basitçe, yok olabilirlerdi de... Ya da tamamen başka bir özellik evrimleşebilirdi ve sularda müthiş bir başarıya kavuşabilirlerdi. Ancak karada yaşayacak şekilde evrimleştiler. Böyle bir yöne gitmelerinin arkasında yatan bilimsel nedenler adım adım izlenebilir. Ancak sonuçta olan, tesadüftür. Canlıların sudan karaya çıkmasının özel ya da planlanmış bir nedeni yoktur. Ancak bu durum, suda yaşayan canlıların karada yaşayan canlılara evrimleştiği gerçeğini değiştirmemekte ya da bu bilginin güvenilirliğini azaltmamaktadır. Bugün bu geçişin nedenlerini ve nasıllarını detaylı bir şekilde biliyoruz. Fakat bu, başka bir evrimsel değişimin değil de, spesifik olarak bu evrimsel değişimin yaşanmış olmasının bir tesadüf (ya da olasılıksal bir durum) olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.

Evrimsel biyoloji, doğa ile birebir ilgili olan ve doğadaki diğer varlık formlarının yapamadığı biyokimyasal reaksiyonları gerçekleştirebilen ve bizlerin "canlı" dediğimiz varlık formlarının kendi içlerinde olan değişimlerini ve zaman cetvelindeki farklılaşmalarını inceleyen bilim dalıdır. Doğada -şimdilik- öngörülemez biçimde değişen sınırsız miktarda değişken olduğu için, canlılar üzerine de sınırsız miktarda değişken etki etmektedir. Bu da, evrimin bir kısmının öngörülemez olmasına sebep olur. Örneğin, Stephen Jay Gould tarafından sıkça ve detaylıca tartışılan, meşhur "Evrim Tarihi'ni başa sarsak ve Dünya'yı kendi başına bıraksak, günümüzdeki aynı canlılar birebir evrimleşir miydi?" sorusu, bunu güzel bir örnektir.

Cevap, çok büyük ihtimalle hayırdır. Çünkü eğer sonsuz sayıdaki doğal değişkenin istisnasız hepsini bugüne kadar olan sıra, şiddet ve biçimiyle yeniden sağlamazsanız, Evrim Mekanizmaları farklı yönde türleşmelere sebep olacak ve bugünkünden çok farklı canlılar ortaya çıkabilecektir. Bu yüzden evrimin günümüzdeki yönü de bilinemez. Bundan bir milenyum ya da milyon yıl sonra ne tip canlılar var olacağını öngörmek olanaksızdır. Tabii ki burada determinizm/probabilizm tartışması da devreye girmektedir; ancak bunu şimdilik es geçeceğiz. Daha fazla bilgiyi aşağıdaki videomuzdan alabilirsiniz:

Evrim Her Şeyi Tesadüflerle Mi Açıklar?

Şimdi "Evrim 'tesadüflerle dolu'dur ve evrim her şeyi 'tesadüfler' ile açıklar. Yani evrim, Evren'in başlangıcından tutun da, insanların kararlarına kadar her şeyin tesadüf eseri var olduğunu ileri sürmektedir." iddiasına geri dönüş yapalım.

İlk olarak hemen şunu söylemek gerekir: Eğer ki evrim her şeyi tesadüflerle açıklasaydı, bugüne kadar evrimsel biyoloji alanında yüz binlerce makale yayınlanmaz, yüzlerce akademik ders kitabı basılmaz veya örneğin Türkiye'de Evrim Ağacı diye bir oluşum kurulmazdı. Sitemizi açar, girişine "Tesadüfen oldu." yazar, geçerdik. Ancak binlerce bilgi, yüzlerce makale paylaşıp, binlerce farklı kaynaktan bilgi derlediğimize göre... Hayır. Evrimsel biyoloji her şeyi "tesadüf" ile açıklamıyor. Soruların hepsine "Tesadüf işte..." deyip geçmiyor. Her birine kapsamlı ve bilimsel cevaplar verebilecek kadar güçlü, onlarca farklı bilim dalına nüfuz etmeyi başarmış, insanlık tarihinin gördüğü en güçlü bilim dallarından birisi... 

Ancak bu yalın gerçek bir yana; yukarıdaki açıklamalar ışığında tesadüfleri bu kadar öcü gibi göstermeye çalışan kişi, kurum ve örgütlerin ne kadar üzücü bir durumda olduklarını görebildiğinizi umuyoruz. Evrim, teknik olarak "tesadüfler ile dolu" olmasa, "her şeyi tesadüf ile" açıklamasa bile, olasılıkları ve rastlantısallıkları içermektedir. Bu son derece doğaldır, çünkü doğadaki sonsuz sayıda değişken, belirli olasılıklar dahilinde işlerler ve bu sebeple de doğanın zaten kendisi "tesadüfler ile dolu"dur. Daha bilimsel şekliyle "olasılıklar zincirine bağlı rastlantısallıklar içerir". Evrim de, bir doğa bilimi ve öte yandan bir bilimsel gerçek olarak elbette bir miktar rastlantısallık unsurları içermektedir. Ancak Evrim'in tamamı tesadüfler üzerine mi kuruludur? Asla! Buna az sonra geleceğiz.

Hemen ikinci iddiaya geçelim: "Evrim her şeyi tesadüflerle açıklar". İlk olarak burada, yanlış bir argüman üretilmekte ve insanların duygularına hitap edilmeye çalışılarak mantıksal süreçleri kırmak hedeflenmektedir. Çünkü daha en başından, Evrim "her şey"i açıklamaya yönelik bir kuramlar zinciri ya da doğa gerçeği değildir. Evrim olgusunun kendisi açıklanmaya çalışılan bir gerçektir ve Evrim Kuramları da sadece canlıların nasıl türleştiğini ve çeşitlendiğini açıklar. Örneğin Evren'in nasıl var olduğu konusuyla ilgilenmez ve bir açıklamada bulunmaz. Bu, fiziğin konusudur. Dolayısıyla Evrim Kuramı'na olduğundan fazla anlam yüklemek, evrimin kendisine zarar vermez ama kişilerin bir bilim gerçeğini anlamasını zorlaştırabilir -ki aslında bilim düşmanlarının istediği de budur, bu yüzden evrimi abartarak sanki tüm bilimlerin üzerindeymiş gibi göstermeye çalışırlar. Peki evrim, kendi konusu dahilindeki her şeyi tesadüflerle (ya da bilimsel tabiriyle olasılıklar ile) mi açıklar?

Evrim Mekanizmalarında Tesadüflerin Yeri

Evrimin kaotik ama tesadüfi olmayan bir süreç olduğundan söz etmiştik. Bunu tekrar etmeye gerek görmüyoruz. Ancak evrimin bir "yasalar bütünü" olduğunu da söylemiştik. Dolayısıyla bu kısmı birazcık açmak istiyoruz. Eğer ki Evrim Teorisi'ni oluşturan yasaların neler olduğunu hatırlamak istiyorsanız, Evrim Mekanizmaları yazı dizimizi okuyabilirsiniz.

Evrim Teorisi içerisinde, tıpkı hayatımızda olduğu gibi, tamamen tesadüfi olan veya hiç tesadüfi olmayan parçalar vardır. Örneğin genetik mutasyonlar, crossing-over, transpozonal sıçramalar; yani genel olarak Evrimin Çeşitlilik Mekanizmaları dediğimiz doğa yasaları neredeyse tamamen tesadüfi işler. Fakat bir mutasyon meydana geldikten sonra, onun neden meydana geldiğini analiz etmemiz mümkündür. Hatta yeni yapılan araştırmalar, mutasyonların öngörülebilir olabileceğine dair izler de taşıyor. Bu şu anda halen araştırılmakta olan bir konu; ancak modern bilimde gayet iyi bildiğimiz bir nokta, mutasyonların sıklığını arttırabilecek bazı diğer mutasyonların olabildiğidir. Dolayısıyla aslında mutasyonlar gibi tamamen rastgele olduğu düşünülen unsurlar bile başka etkenlerden etkilenirler. Muhtemelen ileride mutasyonları da, tıpkı evrim gibi, "tesadüfi" olarak değil ama "kaotik" olarak tanımlayacağız. Fakat bunun için halen biraz daha araştırma yapmamız gerekiyor. Çünkü mutasyonlar, kütleçekimi ya da evrimin aksine, her zaman kendini tekrar eden bir biçimde işlemiyor. Aynı ortamda bulunan aynı canlılarda mutasyonlar birebir aynı şekilde meydana gelmiyor. İşte bu durum bize şunu gösteriyor: bir sürecin kaotiklik miktarı arttıkça o süreç, tesadüfi olma seviyesine yaklaşmaktadır. Bir diğer deyişle, kaotizmin tesadüfiliği kapsadığını söyleyebiliriz. Tesadüfler, kaosun en uç noktasıdır. 

Ancak evrimin sadece çeşitlilik mekanizmalarına odaklanmak hata olacaktır. Çünkü evrim, çeşitlilik yaratmaktan ibaret değildir. Asıl evrimsel süreç, çeşitlilik mekanizmaları sayesinde yaratılan bu varyasyonların, o anda bulunulan ortama uygunluğuna göre hayatta kalıp elenmesiyle ilgilidir. Tıpkı suyun, o anda şans eseri aktığı bölgedeki coğrafi koşulların suyun gidiş yönünü belirliyor olması gibi... Bunlar hiç tesadüfi değildir ve tamamen öngörülebilirdir. Siyah bir arkaplanda bulunan beyaz ve siyah farelerden siyah olanlar neredeyse her zaman avantajlı olacaktırlar. Seçilim mekanzmaları sürekli olarak kendini tekrar eder. Kaos düzeyleri son derece düşüktür. Elbette bir miktar kaos görmek mümkündür; ancak bunun sebebi yasaların kendilerinin kaotik olmasından ziyade, etki ettikleri canlıların karmaşık olmasındandır. Çünkü örneğin siyah fare örneğinde, hayatta kalmaya etki eden tek unsur renk olmayacaktır. Bu demek değildir ki Doğal Seçilim rastgeledir/tesadüfidir. Tam tersine, Doğal Seçilim her zaman aynı şekilde etki eder; ancak çok sayıda farklı unsurun, çok sayıda çevresel değişkene bağlı olarak Doğal Seçilim etkileri yaratıyor olması, genel olarak baktığımızda evrimin kaos düzeyini arttırmaktadır.

Tüm bunlara rağmen, Matematiksel Evrim isimli bilim dalının var olabilmesi bile, evrimin sanıldığından çok daha az kaotik olduğunu görmemize yeterlidir. Bu bilim dalı sayesinde türlerin geleceklerini analiz edebiliriz. Bu faktörlerin varlığı, genel olarak baktığımızda türlerin değişimini aslen sağlayan süreçlerin hiçbir şekilde rastgele olmadığını, tamamen anlaşılabilir ve mekanistik bir şablona göre ilerlediğini göstermektedir. Bu, bir bilimin kaotik olma düzeyini anlamanızı sağlayan basit testlerden biridir. Eğer ki tekil bir analizle her türün evrimsel patikasını, belirli bazı çevre şartları etkisi altında doğru bir şekilde hesaplayabiliyorsanız, bu sürece "tesadüf" diyemezsiniz; bu bilime aykırıdır. Tıpkı meteorolojide olduğu gibi, daha uzak geleceği hesaplamaya çalıştıkça hata payları da giderek artar; ancak bu, sistemin kaos düzeyinin düşük olmamasındandır. Yani evrim, ortalama bir kaos düzeyine sahiptir. Tamamen basit bir sistem demek, evrim tamamen tesadüfidir demek kadar hatalıdır.

Evrim'in açıklama gücünden pek çok yazımızda bahsettik. Bu açıklama gücünü evrime kazandıran olgu, Evrim Mekanizmaları olarak bilinen 6 temel mekanizmadır: Doğal Seçilim, Yapay Seçilim, Cinsel Seçilim, Mutasyonlar, Genetik Sürüklenme, Göçler. Bunların ayrıntılı açıklamaları için Yazı Dizini'mizdeki "Evrim Mekanizmaları Yazı Dizisi"ni okuyabilirsiniz. Biz burada sadece bunların rastlantısallık miktarlarını inceleyeceğiz.

1) Doğal Seçilim

Doğal Seçilim temel olarak canlılarda diğer mekanizmalar ve doğal süreçler sebebiyle meydana gelen varyasyonların doğal koşullar altında canlının ortama en uygun (adapte) olanlarının seçilmesi ve üremesi, böylece kendilerindeki bu varyasyonlara sebep olan "güçlü" (adapte olmayı sağlayan) genleri yavrularına aktarabilmesi olarak tanımlanabilir. Doğal Seçilim'de, temel olarak hiçbir rastlantısallık (halk diliyle "tesadüf") unsuru yoktur. Varyasyonlara Doğal Seçilim sebep olmaz (buna az sonra değineceğiz), Doğal Seçilim, sadece bu canlıların doğada şahsi becerilerinden ve/veya genetik niteliklerinden dolayı seçilmeleri veya elenmeleri demektir. Doğa koşullarının kendisi rastlantısaldır. 3645 yılının Ocak ayının 24'ünde hava sıcaklığını, nemi, bitki örtüsü dağılımını, vb. bilmemiz olanaksızdır. Ancak belli bir sıcaklık aralığında olmasını olasılıksal olarak hesaplayabilir ve öngörebiliriz (bir şeyin rastlantısal/tesadüfi olmasının, o şeyin bilimsel olarak analiz edilemeyeceği anlamına gelmediğini hatırlayınız). Ancak evrim bu durumu kendisinin dışarısında bırakır ve var olan koşulları "geçici normlar" olarak görür. O anda ortam her nasılsa, ona en uyumlu olanlar seçilir, diğerleri elenir. Burada bir rastlantısallık unsurundan bahsedilemez. Evrimi "salt rastlantısallık"tan çıkaran en önemli faktör, seçilimin rastlantısal olmayışıdır.

2) Yapay Seçilim

Olabilecek en az rastlantısallığa sahip olan mekanizmadır. Doğrudan bir canlının, bir diğerini belirli ve istenen özelliklerine göre seçmesi demektir. Bilinçli olarak yapılan bu sürekli seçim sonucunda nesiller içerisinde canlılar türleşir ve evrim geçirirler. Bu sebeple, Yapay Seçilim'de de hiçbir rastlantısallık (halk diliyle "tesadüf") unsuru yoktur.

3) Cinsel Seçilim

Cinsel Seçilim, bir türün bireylerinin, karşı cinsiyettekileri belirli fiziksel özelliklerine ve niteliklerine göre seçmesi ve cinsel tercihlerini belirli özellikteki bireylerden yana kullanmaları demektir. Bunun sonucunda belli özelliklere sahip olanlar daha çok üreyebileceği ve kendilerinde, karşıt cinsin seçimini kendisinden yana kullanmasında etkin olan özellikleri yavrularına aktarabileceği için belirli bir yönde evrim gerçekleşir. Bu mekanizma da tamamen canlıların bilinçleri ve tercihleri doğrultusunda işler. Bu tercihler ilk etapta rastlantısal gibi gözükebilir: örneğin dişi bir geyik, neden daha iri boynuzlu bir erkeği seçsin ki? Aslında seçmeyebilirdi (ki bu, teknik olarak tercihin tesadüfi olduğunu düşündürebilir). Ancak eğer ki uzun ve büyük boynuzlar, erkeğin dişisini daha kolay korumasını sağlıyorsa, daha güçlü protein üretimi anlamına geliyorsa, daha dayanıklı ve dirençli bireylere işaret ediyorsa, o zaman dişinin bunları tercih etmesi son derece makul ve anlaşılırdır. Dolayısıyla Cinsel Seçilim'de de hiçbir rastlantısallık (halk diliyle "tesadüf") unsuru yoktur.

4) Genetik Sürüklenme

Genetik Sürüklenme temel olarak küçük bir popülasyondaki genlerin belirli bir yönde seçilerek popülasyonun bu ata bireylerin özelliklerini yoğunluklu olarak taşıyacağı şekilde evrimleşmesi demektir. Genetik Sürüklenme evrimin rastlantısal yönünün neredeyse tamamını tek başına içerisinde barındıran mekanizmasıdır. Eğer ki evrimde rastlantısallık aranıyorsa, Genetik Sürüklenme bakılması gereken ilk mekanizmadır. Zira bir popülasyonun rastgele ve şans eseri ikiye bölünmesinden tutun da, bazı canlıların sırf "yanlış yerde, yanlış zamanda" bulunmasından ötürü ölmesine kadar tüm tesadüfi konuları içerisinde barındırır. Örneğin bir yangın ya da depremde popülasyonda sadece "dezavantajlı olanlar" ölmezler. Son derece güçlü bireyler de, tamamen şans eseri, yanlış yerde bulundukları için ölebilirler. Bu rastlantısallığı bile matematiksel ve istatistiki olarak analiz etmemiz mümkündür! Dolayısıyla Genetik Sürüklenme'nin rastlantısallığı bile, tıpkı yazımıda izah ettiğimiz gibi matematiksel bir olasılık durumudur ve bu rastlantısallık, evrimin kendisinden ziyade, doğanın ve süreçlerin işleyişinin rastlantısallığından kaynaklanır. 

5) Mutasyonlar

Evrimin en rastlantısal mekanizmalarından birisidir; ancak yine, tesadüfi olması "takip edilemez" olduğu anlamına gelmemektedir. Mutasyon, genel olarak rasyasyon ve kimyasallar etkisinde genetik materyalin rastgele değişmesi demektir. Ancak mutasyonların rastlantısal olmasından daha doğal bir şey olamaz. Şu anda koltuğunuzda ya da yatağınızda bu yazıyı okurken vücudunuza birçok farklı açıdan radyoaktif ışınlar girip çıkmaktadır. Birkaç derece sağa ya da sola dönmeniz, vücudunuzun hangi hücrelerinin bu ışınımlardan nasıl etkilediğini değiştirebilmektedir. Bu ışınımlar, hücrelerinizdeki DNA'ya etki ederek mutasyonlara neden olur. Şöyle değil de böyle oturuyor olmanız, şu değil de bu hücrenizin, o değil de şu nükleotidinizin mutasyona uğramasına neden olabilir. Mutasyonların rastlantısallığı bundandır ve bu, son derece normaldir. Ancak unutmayın ki mutasyonlar evrimin ana nedeni değildirler. Mutasyonlar, evrimin malzemesini yaratan ana kaynaktır. Yani rastgele değişimler, rastgele çeşitliliği üretir. Bu çeşitlilik içerisinden, o anki doğa şartlarına bağlı olarak bazıları seçilir, diğerleri elenir. İşte bunun sonucunda evrim gerçekleşir. Yani çeşitliliğin rastgele oluşuyor olması, evrimin rastlantısal olduğunu göstermez. Zira hiçbir rastlantısallığı bulunmayan seçilim mekanizmaları olmaksızın, rastgele yaratılan çeşitliliğin tek bir anlamı bile yoktur.

6) Göçler

Göç kavramı, bildiğiniz gibi, popülasyonun tamamı ya da bir kısmının, bulunduğu yerden başka bir bölgeye gidip yerleşmesi ve oradaki popülasyon ile genetik olarak karışması durumudur. Bu da evrimin kısmen rastlantısal sayılabilecek mekanizmalarından birisidir. Bir canlı grubunun ya da bireyinin bir noktadan diğerine ne zaman ve neden göç edeceği büyük oranda tesadüfidir. Elbette, yine, bu tesadüfü olasılık hesapları dahilinde analiz etmemiz mümkündür. Fakat bu analiz, göçün tesadüfen şu noktadan bu noktaya gerçekleştiği gerçeğini değiştirmeyecektir. Bu göç ile birlikte, yeni coğrafyaya yepyeni genler taşınmış olur. Bu da, evrimin gidişatına yön veren çeşitliliği etkiler. 

Görülebileceği gibi, evrim içerisinde "tesadüf" ile ilişkili olan her bir madde, aynı zamanda bilimsel olarak analiz edilebilir olgulardır. Dolayısıyla evrim, hiçbir şeyi "tesadüfler" ile açıklamaz. Ancak hayatta ve gidişat içersinde tesadüfler olduğu gerçeğini de göz ardı etmeye, yok saymaya çalışmaz.

Tüm bunlarla ilgili olarak, Matematiksel Evrim yazı dizimiz aydınlatıcı olacaktır. Her bir mekanizmanın matematiksel olarak analizini görmek, neden evrimsel biyolojide herhangi bir şeyin salt tesadüfler ile açıklanmadığını anlamanıza katkı sağlayacaktır.

Sonuç

Burada şu basit testi kendinize uygulayabilirsiniz: Eğer ki yere düşen her cismin bir bilinçli kontrolden geçerek bunu yaptığına inanmıyorsanız, evrimin de bilinçli bir şekilde kontrol edilmediğini anlayabilirsiniz. Eğer aksine inanıyorsanız, zaten bilimin özüyle ilgili sorunlar yaşanıyor demektir.

Evrimsel Biyoloji, içerisindeki kaotik bileşenlere rağmen, bilim tarihinin gördüğü en güçlü bilim sahalarından birisidir; çünkü hem geçmişi, hem bugünü, hem de geleceği birleşik bir şekilde izah edebilme gücüne sahiptir. Ayrıca tesadüflerden bu kadar korkulmamalıdır; çünkü yaşadığımız evren tamamen kaotiktir. Tam olarak bu sebeple matematiğin en güçlü ve etkili araştırma sahalarından biri Kaos Teorisi ve Olasılık Teorisi'dir. Bu teoriler, evrendeki öngörülemez ve tesadüfi süreçleri matematiksel olarak modellemek üzerine kuruludur. Yani evrim içerisinde, evrende ne kadar tesadüf varsa o kadar tesadüf vardır. 

Bilin ki evren içerisinde bol miktarda tesadüfler bulunur. Konuyla ilgili aşağıda verdiğimiz bazı diğer yazılarımızı da okumanızı tavsiye ederiz.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 4
  • 3
  • 4
  • 3
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • L. Laursen. Predictable Evolution Trumps Randomness Of Mutations. (2013, Şubat 20). Alındığı Tarih: 25 Haziran 2019. Alındığı Yer: Scientific American
  • J. T. Bonner. (2013). Randomness In Evolution. ISBN: 9780691157016. Yayın Evi: Princeton University Press.
  • J. K. McKee. (2000). The Riddled Chain: Chance, Coincidence And Chaos In Human Evolution. ISBN: 081352783X. Yayın Evi: Rutgers University Press.
  • J. Wilkins. Evolution And Chance. (1997, Nisan 17). Alındığı Tarih: 07 Ekim 2019. Alındığı Yer: Talk Origins
  • Evolgen. Chance, Stochasticity, Probability And Evolution. (2006, Aralık 26). Alındığı Tarih: 07 Ekim 2019. Alındığı Yer: Science Blogs
  • UC Berkeley. Misconception: “Evolution Means That Life Changed ‘By Chance.’ ”. (2015, Temmuz 10). Alındığı Tarih: 07 Ekim 2019. Alındığı Yer: Understanding Evolution
  • L. Goldsmith. Disproving The Notion Of Random Chance In Evolution. (2010, Şubat 01). Alındığı Tarih: 07 Ekim 2019. Alındığı Yer: Academic Insights for the Thinking World
  • Science Blog. Work Of Field Museum Scientist Addresses Question Of Chance In Evolution. (2009, Haziran 09). Alındığı Tarih: 07 Ekim 2019. Alındığı Yer: Science Blog
  • F. Merlin. (2010). Evolutionary Chance Mutation: A Defense Of The Modern Synthesis’ Consensus View. Philosophy, Theory, and Practice in Biology.
  • W. J. Gehring. (2011). Chance And Necessity In Eye Evolution. Genome Biology and Evolution, sf: 1053-1066.

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 21/10/2019 04:09:09 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/405

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!

Evrimi Anlamak

Karl Popper ve Evrim Karşıtlığı: Evrim Bilimsel Olmayan Bir Totoloji midir?

Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bilim, kendi kendini kandırmamanın bir yoludur. İlk kuralı, kendini kandırmamaktır. Çünkü kandırması en kolay kişi, kendinizsiniz.”
Richard Feynman
Geri Bildirim Gönder