İklim Değişimi: Gerçekler ve İnkârcılığı Üzerine

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Güneş sistemimizin beşinci en büyük gezegeni, yarıçapı yaklaşık 6370 kilometre, ağırlığı 6.6 sekstilyon ton, Güneş’in çevresinde saatte 107,000 kilometre hızla hareket eden, yüzey alanı %70 oranında suyla kaplı ve 510 milyon metrekare olan Dünya’mız adeta evrende seyahat eden bir uzay gemisi gibidir. Elbette gözlerimiz Mars’ta ve ötesinde olabilir ancak şu an milyonlarca canlı türüyle beraber bir hayat paylaştığımız ve insanlık tarihinin doğduğu yer olarak bu gezegenden başka yuvamız yoktur. Eğer bilim-kurgu film ile dizilerde yer alan uzay yolculuğuna çıkan gemilerin birinde olsaydınız, çıkan her arızanın tamir edilmesini isterdiniz, çünkü biliyorsunuz ki o uzay gemisi yeteri kadar hasar gördüğünde kaçacak başka yeriniz yoktur. Söz konusu Dünya olunca, aynı endişeyi yeterince duymuyoruz. Belki yaşantılarımızdaki dertlere çok odaklanmışızdır, “Zaten kısa bir ömrüm var, bir de bununla mı uğraşayım?” dersiniz, belki de gezegenin devasa yapısı karşısında “Bir şey olmaz” tavrını sergilersiniz, belki de umutsuzluğunuza rağmen “Ne gibi bir yardım yapabilirim ki? Bilim insanların bu sorunu da çözeceğine inanıyorum” diyenlerdensiniz. İnsanlar genel olarak ani değişimlere tepki vermektedirler, ancak uzun vadeli değişimler söz konusu olduğunda ortada bir umursamamazlık olmaktadır. Eğer yarın yıkıcı bir fırtınanın olacağını öğrenip bunun olmasını önleyebilecek teknolojiye sahip olsaydık (şimdilik böyle bir şeyin olduğunu varsayın) hiç düşünmeden bu kararı alırdık. Ancak bundan 50 yıl sonra milyonlarca insanın hayatını mahvedecek bir küresel fırtınanın oluşabileceğini öğrenseydik, şimdiden bunu önlemek için yapılabilecek çalışmaları pek önemsemezdik. Bu tıpkı bitirme tezini son haftaya bırakan tembel bir öğrencinin davranışı gibidir ve hepimiz biliriz ki son anlara bırakılan yüklü iş oldukça streslidir, lakin bu durumda kaybedeceğiniz şey eğitiminizi bitirme şansınızdır, ancak iklim değişimi durumunda insanların ve diğer hayvanların hayatları söz konusudur.

Yine de ne derseniz deyin, iklimin değişimi gözardı edilemez bir durumdur. Yaz ayları gelince tek derdimiz fit olup çekici görünmek iken, “çok sıcak öyle değil mi? Yanıyor resmen” diye söylentileriniz sadece işin başlangıcı olduğunu söyleyebiliriz.

The Day After Tomorrow - Yarından Sonra (2004) filmini hatırlayacak olursanız, birçok insanın ölümü önlenebilirdi, ancak politika ile meşgul kalmış olanlar bilim insanlarına yeterince kulak vermemişti. ABD senatörü James Inhofe senatoya elinde bir kar topuyla girip iklim bilimine yönelik alaycı bir tavır alması, bazı şeylerin sadece filmlerde yer almadığının açık göstergesidir.

Bazı siyasetçilerin bu konuyu alaya almaları ve aksine Leonardo DiCaprio gibi aktörlerin ilgisini çekerek Before The Flood - Selden Önce (2016) gibi bir belgesel çekmesi, bu mücadelenin hepimize ait olduğunu da göstermektedir, ve bilim insanlarını bu konuda yalnız bırakmamalıyız. İklim bilimcilerin %97’si insan-kaynaklı bir küresel ısınma konusunda hemfikirler. Hatta 2016’da Environmental Research Letters’da yayınlanan çalışma %97 fikir birliği üzerinde bir inceleme daha yaparak bu oranı doğrulamıştır (doğru okudunuz, incelemenin incelemesi). Ancak 2014’te Gallup Poll tarafından yayınlanan ankette her 4 Amerikalı vatandaştan 1’i Küresel Isınma konusunda herhangi bir endişe duymadıkları görülmüştür. Kısacası bilim camiasında iklim değişimiyle ilgili bir sorun yok iken, bütün tartışmalar halkın ve hatta temel hatalara düşen senato üyeleri tarafından yapılmaktadır.

Hükumetlerin bize ekonomik vaatleri bu konuda kurtarılmamıza neden olmayacaktır. Şu sözü bir hatırlayın: “Son ağaç kesildiğinde, son balık yendiğinde, son nehir zehirlendiğinde, ancak o zaman paranın yenemeyeceğini öğrenirdiniz”. Daha modern bir bakış açısı da şöyle demektedir: “Eğer her ağaç Wi-Fi sağlayabilseydi, her yeri ağaçlandırmakla uğraşırdık”. Türümüz için yaşanılamaz bir hale getirilen bir gezegende zengin olsanız da sınırsız internet erişimine sahip olsanız da ne olurdu? Astrobiyolojiye ilgi duyan gençler olarak başka gezegenlerde yaşam bulma heyecanını yaşarken, tıpkı bir diğer aktör olan Will Smith’in One Strange Rock - Sıra Dışı Bir Kaya (2018) belgeselinde belirttiği gibi yaşamla dolup taşan bir uzay kayasının üzerinde yaşadığımız halde onun değerini yeterince anlayamıyoruz. Bir botanistin duyduğu ilgi kadar bitkilere duymuyor, “Iyy, iğrenç” diyerek ezip geçtiğimiz böceklere bir entomolog kadar merak edici gözlerle bakmıyoruz. O gördüğünüz küçük canlılar da en az sizin kadar üstündür, çünkü bunca yıkıcı faaliyetlere ve yokuluşlara rağmen milyonlarca sene boyunca yaşantısını sürdürmüştür.

Sizleri bir dostumuz olarak görmek isteriz, haliyle “Dost acı söyler” görüşüne sahibiz. Burada karşı karşıya kaldığımız durumu size izah etmemize müsaade edin. Bazen haberlerde şu tarz umut verici “Antarktika’da buz artıyor, ciddi bir erime yok” gibi başlıkları okuyabilirsiniz, ancak en özet haliyle bu iddia “karasal buz” ile “denizel buzun” birbiriyle karıştırmaktan kaynaklanmaktadır. 

Her türlü okuyacaklarınız biraz apokaliptik gibi görünse de, elbette Home - Yuva (2009) belgeselinde olduğu gibi umutlandırıcı bir şekilde de bu iddiayı sonlandıracağız. Bu konu gerçek anlamıyla çok detaylı ve burada paylaştığımız bilgiler, veriler ve grafikler işin çok ama çok küçük bir kısmı. Aslen kendi kitabını hak edecek dereceye sahip bir mevzu, ama yine de işin bir özetine değinelim.


“Ama Ben Sadece Bir İnsanım” Demeyin

4.5 milyar yaşında bir gezegende karbondioksit oranlarını nasıl Endüstriyel Çağ’dan günümüze kadar (sadece 200 yılda) yükselttiğimizi garipsiyor olabilirsiniz, ancak örnek olsun diye gıda tüketimi konusunu bir ele alalım: Ortalama bir ABD’li vatandaş bir yılda 900 kilo gıda tüketebiliyor. Kalori alımı konusunda Türkiye ABD’den daha düşük olsa bile 200’e yakın ülke arasında ilk 20’nin içerisinde yer almaktadır. Kısa bir hesap yapmak için 20 yaşınızdan itibaren 70 yaşına kadar (ortalama insan ömrü 70 yıl olduğundan) yani 50 sene boyunca bir ABD’li vatandaşın yarısı kadar gıda tüketirseniz bile 22,500 kilo gıda tüketmiş oluyorsunuz. Bu durumda Türkiye’nin de ABD’ye yakın oranlarda kalori alımına sahip olduğu için bu 50 senelik süreçte 40,000 kilonun üzerinde gıda tüketmiş oluyorsunuz. Duşta ve tuvalette harcadığınız suyu, attığınız çöplerin ağırlığını ve tükettiğiniz pekçok şeyi hesap ettiğinizde “bunların hepsi sadece benden mi kaynaklı? Tek bir insandan!” diye şaşırabilirsiniz. Bu sebeple 200 sene boyunca yaptığımız salınımları da küçümsememek gerekir. Şunu da belirtmek gerekir ki inkârcılar iklimin değişmediğini söylemiyorlar (en azından bildiğimiz kadarıyla çoğu bunu iddia etmiyor), sadece insan-kaynaklı olduğu konusunda şüphelerini dile getiriyor ve iklim bilimcilerin verileri bilerek saptırdıklarını veya abarttıklarını düşünüyorlar. Bunun için de öne sürdükleri birçok sayıda hatalı argüman bulunuyor. Bunların birkaçını birlikte inceleyeceğiz, ancak öncelikle iklim değişimin ne olduğunu bir görelim. 2017’de Evrensel Gazete ile düzenlediğimiz soru-cevabı biraz düzenleyerek konuya giriş yapalım ve endişemizin neyden kaynaklandığını bir gösterelim.


Küresel İklim Değişikliği Nedir?

Küresel iklim değişikliği, aslında adından da anlaşılabileceği gibi, Dünya çapındaki iklimin, küresel bir boyutta değişmesi demek. Bu ismi vermemizin 2 nedeni var: İlki, küresel ve yerel ayrımı. İklim, belli bir yerel bölgede, örneğin Güney Amerika kıtasında değişiyor olsaydı; bu küresel bir iklim değişikliği olmazdı. Bilim insanları tarafından insanlık tarihinin en büyük sorunu olarak gösterilen Küresel İklim Değişikliği ise, Dünya'nın tamamını etkiliyor. İkinci neden ise, "İklim" (İng: Climate) ile "Hava Durumu" (İng: Weather) arasındaki farkı vurgulamak. Hava durumu, bizim günlük veya haftalık olarak deneyimlediğimiz, kısa vadeli hava olaylarına verilen isim. "Bugün hava yağmurlu" ya da "Bu hafta çok sıcak olacak" dediğimizde iklimden değil, hava durumundan söz ederiz. İklim, hem daha kapsamlı bir sözcük, hem de daha uzun vadeli bir sözcük. İklim, hava durumuna göre daha kapsamlı bir kavram, çünkü her hava durumu, iklimin bir parçasıdır; ancak her iklimsel değişim, hava durumunun bir parçası olmak zorunda değildir. Ayrıca iklim daha uzun vadeli bir kavram, çünkü iklimsel değişimleri gözlemek için günlük değişimlere bakmak yeterli değil. Kimi zaman aylara ve yıllara, kimi zamansa yüz binlerce yıla yayılan süreçleri incelemek gerekiyor. Bazıları bu konunun dile getirilmesinde iklim modellerinin güvenilemez olamayacağını söylemektedir, ancak 1900’lerden beri hava, kara ve suda küresel dereceleri ölçen başarılı modeller bulunmaktadır. Atmosfer, okyanuslar ve buz tabakaların incelenmesiyle bunların hepsi farklı kaynaklar tarafından doğrulanabilir verilerdir. Bu verilerden yola çıkarak yüzey derecelerin artışı, buzulların erimesi ve deniz seviyesinin yükselişi tespit edilebilir.

Küresel bir boyutta, uzun vadeli bir iklim analizi yaptığımızda gördüğümüz bir gerçek var: İklim, durmaksızın değişiyor. Korkutucu olan ise, bu değişimin tehlikeli bir hızda ve yönde olması... Gezegenimiz aşırı hızlı bir şekilde ısınıyor, yani sıcaklığı artıyor. Bu nedenle günümüzdeki Küresel İklim Değişikliği'nin yapısı, "Küresel Isınma" yönünde... Eğer ki aksi yönde olsaydı, "Küresel Soğuma" diyecektik mesela. Yani meşhur "Küresel Isınma" (İng: Global Warming) lafı, söz konusu iklim değişikliğinin yönünü belirliyor.

Burada şuna tekrar vurgu yapmak istiyoruz: İnsanlar genellikle "Al işte, yazın hava ne kadar serin! Hani küresel olarak ısınıyorduk?" gibi fikirler ileri sürüyorlar. İşte bu insanlar, hava durumu ile iklimi birbirine karıştırıyorlar. Spesifik bir günde olanlar, iklim için doğrudan anlamlı olmayabilir. Bunun yerine, daha geniş zaman aralıklarına bakmak gerekir. Mesela, aşağıda verdiğimiz görselleri bir inceleyin. Küresel sıcaklık ortalamaları, durmaksızın artıyor. Her yıl, "rekor sıcaklık yılı" oluyor. Eğer gerekli önlemleri almazsak, 2018 de, 2020 de, 2025 de emin olun rekorlar kıracak. Yalnız sorun, biz sıcaklık rekorlarını sayıp diz döverken, Dünya'nın dengesi durmaksızın alt üst oluyor. Buna kulak vermemiz şart.


İnsanlığın Bu Değişime Etkisi Var Mı?

İklim değişiyor. "E ne var bunda, tabii değişecek" diyen çok olacaktır. İklimin değişimi hiçbir zaman durmamıştır. Buna "doğal yollarla olan iklim değişikliği" denir. Bunun sebebi tektonik ve volkanik faaliyetler, biyolojik varlıkların faaliyetleri, Güneş'ten gelen radyoaktif ışımada meydana gelen değişimler gibi unsurlardır. İşte bu unsurlardan birine odaklanmak gerekiyor, çünkü aslen onda aşırı bir değişim söz konusu: Biyolojik varlıkların faaliyetleri. Özellikle de tek bir biyolojik varlığın faaliyetleri... Homo sapiens sapiens, yani "modern insan" türünün... Bizim faaliyetlerimiz kilit nokta, çünkü yapılan incelemelerde diğer faktörlerin değişiminin dikkate değer olmadığı görüldü. Bizler, özellikle Endüstriyel Devrim sonrasında doğaya aşırı büyük miktarda etki etmeye başladık. 

İklimbilimciler, son 120 yıla yayılmış sıcaklık ve bu sıcaklığa etki eden tüm faktörlere ait verileri analiz ederek, her bir faktörün sıcaklığı nasıl değiştirdiğini belirleyebiliyorlar. Bu faktörler insanın etkisi olan faktörler ve insanın etkisi olmayan faktörler olarak ikiye ayrılıyor. İnsanın doğaya etkisi genellikle 4 ana başlıkta toplanıyor: Ormanların tahribatı ve tarım alanları, Ozon tabakası kirliliği, Aerosol gazlarının salınımı (örneğin kömür yakımı sonucu salınan sülfatlar veya eski deodorantlardan salınan kloroflorokarbon gazları), Sera etkisine neden olan karbondioksit (CO2) ve metan (CH4) gibi gazların salımı... Bunlar genelde fabrikalardan, arabalardan, uçaklardan, trenlerden, tarım alanlarında yaşayan büyük besi hayvanlarından ve santrallerden salınan gazlar... Yani Endüstriyel Devrim'in hız kattığı her şey bu gazlara neden oluyor. İnsanın etkisi olmayan doğal olaylar ise 3 başlıkta toplanıyor: 

  1. Yörünge olayları (Dünya'nın yörüngesini etkileyen, presesyon hareketi gibi değişimler)
  2. Güneş olayları (Güneş faaliyetlerinin artması gibi)
  3. Volkanik olaylar (volkan patlamaları gibi)

Aşağıdaki görsele bir bakın:

Görsel 1: Görseldeki ince çizgi, küresel sıcaklıkların değişimine yönelik yaptığımız doğrudan gözlem. Yani sıcaklığın değişimi o şekilde olmakta. Eğer ki insanın sebep olduğu faktörleri göz ardı edecek olursak, sıcaklığın nasıl değişmesi gerektiğini gösteriyor. Görebileceğiniz gibi, eğer ki sadece o alandan gelen etkilere bakacak olursak, 1970'lerin sonundan sonra bir soğuma eğilimi görmemiz gerekirdi. Halbuki böyle bir şeyi görmüyoruz (ince çizgi tam tersi yöne gidiyor). Ancak ne zaman ki doğal etmenler üzerine, insanın neden olduğu etkileri de ekliyoruz, işte o zaman görseldeki diğer alanı elde ediyoruz. Doğal ve insan etkisini gösteren o alan, direkt gözlemlerimizi gösteren ince çizgiye tam oturuyor! Yani Küresel İklim Değişikliği'ne gerçekten de aslen insanlar neden oluyorlar
Görsel 1: Görseldeki ince çizgi, küresel sıcaklıkların değişimine yönelik yaptığımız doğrudan gözlem. Yani sıcaklığın değişimi o şekilde olmakta. Eğer ki insanın sebep olduğu faktörleri göz ardı edecek olursak, sıcaklığın nasıl değişmesi gerektiğini gösteriyor. Görebileceğiniz gibi, eğer ki sadece o alandan gelen etkilere bakacak olursak, 1970'lerin sonundan sonra bir soğuma eğilimi görmemiz gerekirdi. Halbuki böyle bir şeyi görmüyoruz (ince çizgi tam tersi yöne gidiyor). Ancak ne zaman ki doğal etmenler üzerine, insanın neden olduğu etkileri de ekliyoruz, işte o zaman görseldeki diğer alanı elde ediyoruz. Doğal ve insan etkisini gösteren o alan, direkt gözlemlerimizi gösteren ince çizgiye tam oturuyor! Yani Küresel İklim Değişikliği'ne gerçekten de aslen insanlar neden oluyorlar
Veriler: EPA, Hazırlayan: Arsel B. Acar, 2018

Peki insana ait etkilerden en çok hangisi etki ediyor? Az önce sözünü ettiğimiz faktörleri ayrıştırarak direkt gözlemlerimize ne kadar uyduğuna bir bakalım:

Görsel 2: İnsanın neden olduğu faktörlerden hangilerinin, küresel sıcaklık ortalamaları üzerine ne kadar etki ettiğine dair bir görsel. Aerosollerin küresel sıcaklıkları düşürdüğüne dikkat edin. Bu ilginç bir gerçektir; ancak bir yan etkisi, bu gazların asit yağmurlarını ciddi bir şekilde arttırmasıdır. Bu nedenle deodorantlar gibi ürünlerde kloroflorokarbonlar geçtiğimiz asrın sonlarında yasaklanmıştır
Görsel 2: İnsanın neden olduğu faktörlerden hangilerinin, küresel sıcaklık ortalamaları üzerine ne kadar etki ettiğine dair bir görsel. Aerosollerin küresel sıcaklıkları düşürdüğüne dikkat edin. Bu ilginç bir gerçektir; ancak bir yan etkisi, bu gazların asit yağmurlarını ciddi bir şekilde arttırmasıdır. Bu nedenle deodorantlar gibi ürünlerde kloroflorokarbonlar geçtiğimiz asrın sonlarında yasaklanmıştır
Veriler: Bloomberg, Hazırlayan: Deniz Kaya, 2018

Grafik gayet net: İnsanların saldığı sera gazları, Küresel İklim Değişikliği'nin ana sorumlusu. Peki sera gazları nasıl bu etkiye sebep oluyor? Çok basit. Soğuk bir kış günü, üzerinize bir battaniye attığınızı düşünün. Ne olur? Isınırsınız, değil mi? Aslında battaniye sıcak değildir! Vücudunuzun etrafa yaydığı ısının üzerini örterek, battaniye ile sizin aranızdaki havanın ısınmasını sağlar. Yoksa battaniye size ısı vermez (elektrikli battaniye değilse). Isıyı hapsederek, vücut ısınızın odaya saçılmasına engel olur. Peki, bir battaniye daha aldınız üzerinize... Sonra bir tane daha... Sonra bir tane daha... Ne olacak? Artık odanın soğukluğu sizin için anlamsız olacak, çünkü aşırı ısınıyor vücudunuz. Kat kat battaniye, ısının hiçbir yere dağılmasına izin vermiyor, sürekli battaniye ile vücudunuz arasında hapsolan havayı ısıtıyor. Bu da sizi terletmeye başlıyor. Eğer yeterince beklerseniz, sırf bu nedenle ve buna bağlı aşırı terleme gibi nedenlerle ölebilirsiniz bile! İşte bizim sera gazları ile Dünya'ya yaptığımız da tam olarak bu. Bu gazları atmosfere saldıkça, gezegen üzerine durmaksızın "battaniye örtüyoruz". Bu gazlar ile yeryüzü arasında sıkışan hava, yani atmosferimiz, durmaksızın ısınıyor. Yukarıdaki sıcaklık değişiminin nedeni de tam olarak bu. Daha çok sera gazı, daha çok battaniye demek. Daha çok battaniye, daha fazla ve daha hızlı ısınma demek. İşte Küresel Isınma'nın en büyük tehlikesi de bu. Dünya'mız ve bu gezegen üzerindeki canlılar, bu kadar hızlı sıcaklık artışına uyum sağlayamayabilirler.


Bu Değişimin Etkisi Nedir?

Eğer ki Küresel İklim Değişikliği'nin ne olduğunu anladıysak, bu soruya da cevap verebiliriz demektir. Küresel atmosferik hava sıcaklığı ortalaması artınca, atmosferde 2 basit şey oluyor: Atmosferin nem tutma kapasitesi artıyor ve atmosferik enerji miktarları artıyor. Sıcak hava hem daha fazla nem (su) tutabilir, hem de daha yüksek enerjiye sahiptir. Yerel bir alanda bu olsa, çok büyük sıkıntı olmazdı belki. Ancak Dünya'nın atmosferinin tamamı böyle ısınınca, korkunç bir şey oluyor: Atmosferde biriken su artıyor ve bu su, çok daha şiddetli bir şekilde yağıyor. Ülkemizde bu aşırı şiddetli yağışlar olarak gözleniyor. Tropik iklimlerde ise her geçen yıl daha da güçlenen ve daha sık gerçekleşen kasırgalar görüyoruz. 

Isınmaya bağlı olarak atmosferik enerjinin artmasının bir diğer sorunu, belirsiz hava olayları oluyor. Durup duruken değişen hava sıcaklıkları, sıcakların aşırı sıcak geçmesi, soğukların aşırı soğuk geçmesi, mevsimlerin birbirine karışıyor gibi gözükmesi hep bundan kaynaklanıyor. Yani iklim değişikliği, hava durumundaki ekstrem olaylar ile kendini gösteriyor. Buna kulak vermezsek daha beterlerini yaşayacağız tüm gezegen olarak.

Küresel olarak ısınan gezegenin bir diğer sıkıntısı, yaygın olarak bilindiği gibi, karasal buzulların erimesi. Biliyorsunuz, Antarktika ve Grönland gibi yerler buz kütlesinden ibaret değildir. Bu devasa kara parçalarının üzerinde aşırı miktarda buz bulunur. Ancak ortalama sıcaklıklar artınca, bu buzlar da giderek artan bir şekilde eriyor. Bu buzlardan gelen sular, okyanuslara karışıyor ve okyanuslar ile denizlerin seviyesini arttırıyor. Bu da, kıyı şeritlerinin giderek suya gömülmesine neden oluyor. Örneğin eğer ki Dünya'daki bütün buzullar erirse, deniz seviyesi 60 metreye kadar yükselecek. Bu, devasa bir toprak kaybı, nasıl izin veririz? Ancak böylesine kapsamlı bir erime olayı yakın vadede beklenmiyor.

Tabii ki atmosferdeki sera gazlarının, özellikle de karbondioksit gibi asidik etkiye sahip bir gazın birikmesinin çok kritik başka bir etkisi daha var: Okyanuslar. Sorun, sadece su seviyesinin artması değil. Okyanuslar, bu artan karbondioksit gazını tutan bir etkiye sahip. Okyanuslardaki CO2 oranları artınca, asidite oranları da artıyor. Yani sular, asitleniyor. Buna bağlı olarak mercan kayalıkları ölüyor. Mercan kayalıkları, besin zincirinin en altındaki binlerce türe ev sahipliği yapan biyolojik alanlar. Bu canlılar yaşam alanı bulamayınca ölmeye başlıyorlar. Onlarla birlikte, onları avlayan avcılar da ölüyor. Böylece besin zincirinin alt üst olması riskiyle karşılaşıyoruz. Bu işin şakası yok. Sırf bu bile, insanın yakın gelecekte yok olmasıyla sonuçlanabilecek kadar katastrofik ve öngörülemez bir olaya neden olabilir. Doğanın milyarlarca yılda evrim yoluyla kurulmuş dengelerini bu kadar kolay görmezden gelemeyiz.

Son etki ise, ekstrem hava olayları. Belirttiğimiz gibi, sıcaklar daha sıcak, soğuklar daha soğuk oluyor. Bundan sadece 20-30 sene önce yazın 35-40 derece olan hava sıcaklıkları "flaş haber" olarak verilirdi. Şimdi bunlar normal sıcaklıklar oldu, 40-45'ler bu şekilde veriliyor. Böyle giderse, 40-45 derecelere de alışacağız. Bu normal değil. Çünkü değişim o kadar hızlı yaşanıyor ki, türlerin, hele ki insan gibi artık yavaş evrimleşen bir türün buna adapte olması imkansız. Bu, tüm türümüzü tehdit ediyor. Bizimle birlikte, binlerce diğer türü de...

Tüm bunlarla birlikte akla şöyle bir soru da geliyor:

“Her geçen gün yeniden yaşanan şiddetli dolu yağışı arabaların, evlerin camını kırıyor, çok sayıda yeri sular altında bırakıyor. Dolu yağışı nasıl bu denli bir felakete yol açabiliyor? Eskiden de yağmur yağıyordu ancak etkileri bu denli güçlü olmuyordu. Ne yaptık da 20 dakikalık bir yağış böylesi felaketlerin yaşanmasına yol açtı? Yaşananlar sadece bir başlangıç mıydı?”

Son seneler içerisinde Ankara ve İstanbul'da gördüğümüz, Küresel İklim Değişikliği'nin neler yapabileceğine ufacık bir örnek. İlk yağmur yaşandığında, Twitter üzerinden takipçilerimizi uyarmıştık. Bu daha hiçbir şey, daha çok beterlerini göreceğiz demiştik. Bazı insanlar “Abartma, olur arada sırada böyle şeyler, hemen İklim Değişikliği'ne bağlamayın” falan demişlerdi. Daha aradan 1-2 hafta geçmeden İstanbul ve Ankara yine sular altına gömüldü, ve buna rağmen daha da etkileneceğiz; çünkü her şey bir yana, altyapı eksiğimiz var. Sadece İklim Değişikliği değil, dev depremler gibi diğer doğa olayları da Türkiye'yi çok ciddi şekilde tehdit eden olaylar. “Olunca bakarız” gibi bir mantık hakim. Bilime ve bilim insanlarına kulak vermek zorundayız. Hava durumu ile iklim farklı şeylerdir dedik. İstanbul ve Ankara'da yaşanan aşırı yağışlar, belirli aralıklarla meydana gelebilen, doğal olaylar. Zaten şunu anlamak gerekiyor: Küresel İklim Değişikliği, anormal veya doğa üstü bir şey değil. Yani birdenbire Ay'ı yok edecek ya da uzaylı istilasına neden olacak bir şey değil. Az önce de izah ettiğimiz gibi, var olan doğa olaylarının şiddetini ve yıkıcılığını arttıran bir süreç. Dolayısıyla şöyle demek en doğrusu olacaktır: Eğer ki İklim Değişikliği olmasaydı, belki yine bu tip yağışlar görürdük; ancak İklim Değişikliği nedeniyle bu tip olayları çok daha şiddetli ve çok daha sık yaşıyoruz ve yaşayacağız. Bunun tartışmalı bir noktası yok.


Atmosferik Karbondioksit Oranı Nedir? 

WMO (Dünya Meteoroloji Örgütü) bu oranın 2015’de 400 parçacığa ulaştığını ve iklim değişikliğini kuşaklar boyu sürecek kritik bir aşamaya taşıdığını söylüyor. Bu ne anlama geliyor? Dediğimiz gibi karbondioksit (CO2) ve metan (CH4) en tehlikeli sera gazları. Karbondioksit, özellikle aşırı salınımı dolayısıyla en risklisi. Ama tek sera gazları bun ikisi değil. Nitröz Oksit (N2O), Diklorodiflorometan (CFC-12), Trikloroflorometan (CFC-11) ve 15 adet diğer bilinen sera gazı var. Bu gazların her birinin "sera etkisi" var; az önce anlattığım "battaniye etkisi" gibi düşünebilirsiniz. Buna bilimde "Radyatif Zorlama" ya da "Radyatif Güç" adı veriliyor. Isıyı hapsetme gücü olarak düşünebilirsiniz. Şu grafikte, bu gücün yıldan yıla değişimini görüyoruz:

Görsel 3: Sera gazlarının “battaniye etkisi” miktarı. CO2’in atmosferi ısıtıcı etkisinin yıldan yıla artışına dikkat ediniz
Görsel 3: Sera gazlarının “battaniye etkisi” miktarı. CO2’in atmosferi ısıtıcı etkisinin yıldan yıla artışına dikkat ediniz
Veriler: NOAA, Hazırlayan: Deniz Kaya, 2018

Bu artışın nedeni, atmosferik karbondioksit oranlarındaki artış. Yoksa karbondioksitin yapısı değişmedi; gaz aynı gaz. Miktar olarak atmosfer içerisinde giderek artıyor. Ne kadar artıyor? Hemen bir diğer grafik ile gösterelim:

Görsel 4: Son 400,000 yıldaki atmosferik CO2 oranlarının değişimi. Yatay çizgi 300 ppm’ı hiç geçmediğini gösteriyor! Özellikle 1950’den itibaren başlayan artışı takiben, şu an 400 ppm’ı geçmiş bulunmaktayız
Görsel 4: Son 400,000 yıldaki atmosferik CO2 oranlarının değişimi. Yatay çizgi 300 ppm’ı hiç geçmediğini gösteriyor! Özellikle 1950’den itibaren başlayan artışı takiben, şu an 400 ppm’ı geçmiş bulunmaktayız
NASA

Bu sözü edilen "ppm" nedir? “Milyon Parçacık İçerisindeki Oran" (İng: Parts Per Million) olarak düşünülebilir. Havada 1 milyon parçacık aldığımızı düşünün. Bunlardan kaç tanesinin karbondioksit molekülü olduğunu belirtmek için bu "ppm" birimini kullanırız. Yani şu anda havadaki her 1 milyon parçacıktan 400 tanesi karbondioksit. Son 400.000 yılda ise bu oran hiçbir zaman 300'ün üzerine çıkmadı. Bu neden önemli? Çünkü karbondioksit en tehlikeli sera gazı ve bu oranın artması, Küresel Isınma'nın hızlanması demektir. 

Bu da, 2011'den beri, aydan aya atmosferik karbondioksit oranlarının değişimini gösteren bir diğer grafik:

Görsel 5: Artan tonlar giderek daha yakın yılları gösteriyor. Soldan sağa ise ayları görüyoruz. Her geçen yıl ve her geçen ay, atmosferin CO2 oranları artıyor. İlk olarak 2014’ün son ayları ile 2015’in ilk aylarında 400 ppm değerini geçtik. 2016’nın ortalarından itibaren ise bu geçiş kalıcı hale geldi. Yani eğer ki bir şey yapmazsak, asla geriye dönemeyeceğiz
Görsel 5: Artan tonlar giderek daha yakın yılları gösteriyor. Soldan sağa ise ayları görüyoruz. Her geçen yıl ve her geçen ay, atmosferin CO2 oranları artıyor. İlk olarak 2014’ün son ayları ile 2015’in ilk aylarında 400 ppm değerini geçtik. 2016’nın ortalarından itibaren ise bu geçiş kalıcı hale geldi. Yani eğer ki bir şey yapmazsak, asla geriye dönemeyeceğiz
Veriler: Climate Central, Hazırlayan: Deniz Kaya, 2018

400 ppm değeri de şu yüzden önemli: Yapılan modellemeler, Dünya için "güvenli" olan karbondioksit seviyesinin 350 ppm düzeyinde olduğunu gösteriyor. 400 ppm ise "riskli" bölge. Ve biz, muhtemelen geri dönülemez bir şekilde "riskli" sınırı da geçtik ve hızla artışa devam ediyoruz. Bir nevi "kontrol noktası" idi bizim için 400 ppm. Artık "sıradan gerçeklik" halini aldı. Bu gerçekten korkutucu. Sürekli "riskli" bölgede yaşıyor olduğumuzu bilmek, insanlık için rahatsızlık verici olmalı...


İklim Değişikliğini Önlemek İçin Çok Mu Geç Kaldık?

Eğer sihirli bir değnek kullanarak yarın karbondioksit salımımızı sıfıra düşürsek bile, şu ana kadar içinde bulunduğumuz sürecin etkileri daha onlarca yıl boyunca hiçbir şey olmamış gibi devam edecek. Dolayısıyla bu öyle "Bugün önlem aldım, yarın düzeldi." diyebileceğimiz bir olay değil. Dünya'nın yarım milyon yıllık sürecini son 60 yılda alt üst etmekten söz ediyoruz. Geri dönüşü kolay olan bir şey değil.

Ancak geri dönüş imkansız da değil. İlk yapmamız gereken şey, sera gazı salımını hızla azaltmak. 22 Nisan 2016'da 195 ülke tarafından imzalanan Paris Antlaşması bir başlangıç; ancak bir çözüm değil. Bu antlaşmanın en temel niteliği, imzacı ülkelerin sera gazı salımlarını kontrol altına alacak, mantıklı ve işlevsel değişimler yapacaklarına dair söz vermiş olmaları. Ama ABD'nin gerici başkanı Donald Trump'ın liderliğinde, ABD gibi bu sera gazlarının en büyük salıcısı olan bir ülke bu antlaşmadan çekildi. Bunlar, dünyaca kabul edilemez hatalar. Tüm Dünya'nın birleşerek bu tip akıl almaz kararlara bel kırıcı bir ambargo uygulaması gerekir. Ama söz konusu ABD olunca, bu tip şeyleri kolay kolay göremiyoruz tabii. Şu grafik, ülkelerin her yıl saldığı CO2 miktarını gigaton (1 milyar ton) cinsinden veriyor:

Görsel 6: Ülkelerin yıllık olarak saldığı CO2 miktarı. ABD ve Çin, Dünya’nın en büyük kirleticileri konumunda
Görsel 6: Ülkelerin yıllık olarak saldığı CO2 miktarı. ABD ve Çin, Dünya’nın en büyük kirleticileri konumunda
Veriler: World Economic Forum, Hazırlayan: Deniz Kaya, 2018

Ülkemizdeki sera gazı salımları da her geçen yıl artıyor:

Görsel 7: Türkiye’nin 1960’lardan beri CO2 salımı
Görsel 7: Türkiye’nin 1960’lardan beri CO2 salımı
Google, World Resources Institute

Bu tip ülkeler-üstü antlaşmaların ötesinde, halk olarak bilinçlendirme çalışmaları aşırı önemli. Liderlerden ısrarla Küresel Isınma mücadelesi talep etmemiz gerekiyor. Bilime önem ve öncelik vermeyen hiçbir lideri başa getirmememiz gerekiyor. Gerici düşünceler ve bilim düşmanlığıyla her an, her yerde mücadele etmemiz gerekiyor. Bunlar, halk olarak yapabileceklerimiz.

Birey olarak yapabileceklerimiz ise, belki biraz daha ot-ağırlıklı beslenmeye geçmek olabilir. Metanın bir numaralı salıcısı besi hayvanları. Öyle ki, Dünya'daki besi hayvanlarının yellenme yoluyla saldıkları metan miktarı, Dünya'daki bütün araba, uçak ve trenlerin saldığı metan miktarı ile aynı. Daha otçul, hatta mümkünse vejetaryen veya vegan beslenme, bireysel karbon ayakizimizi (bireysel olarak saldığımız veya salımına katkı sağladığımız karbon miktarını) azaltabilir. Bir diğer yapabileceğimiz şey, boykot uygulamak olabilir. Karbon salımları konusunda gerekli adımları atmayan firma ve kurumlardan ürün almayabiliriz. Sosyal sorumluluk projeleri başlatabiliriz. Ülkemizdeki bilim oluşumlarına maddi manevi her türlü desteği vermeye çalışabiliriz. Etrafımızı bilinçlendirebiliriz.


Sonuç Olarak

Küçük değişimler büyük olaylara yol açabilir, sonuçta uzun bir süre boyunca hiçbir şey olmamışken beklenmedik bir anda sallanıp deprem olduğunu anladığınızda gösterdiğiniz şaşkınlık gibi, iklim değişimi sadece bulunduğunuz ili değil, bütün ülkeleri etkileyecektir. Deniz seviyelerinin yükselmesiyle insan yerleşimlerinin %40’ının kıyılarda olduğu gerçeği gibi, önümüzde ciddi bir tehdit vardır. Değişimin kendisi durdurulamaz, ama daha büyük olması önlenebilir ve bu değişime adapte olacak şekilde çalışmalar yürütebiliriz.

Bir diğer yanılgı da küresel bir “ısınma” ile ilgili algıdan kaynaklanmaktadır. Belki sizin bulunduğunuz ülkede bu sıcaklık artışını hissetmeyebilirsiniz ancak bu etkiyi farklı şekillerde (yağışlarda değişiklik, vs.) deneyimleyebilirsiniz, bir başka ülkede kuraklık artabilir, bir başka ülkede de daha soğuk kışlar bile geçirilebilir. 12,000 sene önce olan en son buzul çağında küresel derece günümüzden sadece 4-5 derece farklıydı, bu sebeple küresel derecelerde küçük değişimlerin pek etkili olmadığı düşüncesi geçersizdir.

Bugün adını sayamayacak kadar birçok insan, organizasyon ve proje yer almaktadır. Plastik ve çöplerle dolu bir sahilin komple temizlenmesi, denizlerdeki çöpleri temizlemek için etkili fikirler geliştiren gençlerin olması, mimaride yeşil tasarımın ön plana çıkarılmaya çalışılması ve hatta plastik şişelerden bile evlerin yapılması, geridönüşüm kutuların yaygınlaşması, doğayı korumaya yönelik ciddi yasaların oluşturulması, yenilebilir enerjinin hiç olmadığı kadar popülerleşmesi ve hatta güneş enerjili sistemlerin ucuzlaması, elektrikli otomobillerin havalı hale gelmesi ve kendini bu mücadeleye adayan ve adamak isteyen binlerce öğrencinin çabaları hala uğruna savaşılacak bir şeyin olduğunu göstermektedir. Yapılan ve yapılmak istenen çalışmaları burada listelemenin mümkünatı olmasa da, bunları araştırdığınızda “Ben de katkı sağlamak istiyorum!” diyecek kadar size ilham kaynağı olabilirler. Hatta siz, belki de bir başka akıllı yaşam formu barındıran bir gezegendeki sakinler için “İnanılmaz bir keşif yaptık, kendilerine homo sapiens diye adlandıran bir form bulduk!” coşkusunu yaşattırabilecek bir türsünüz. Kendi kendini yok eden ve geriye sadece eserlerin kalıntılarını bırakan bir tür olarak anılmaktansa, torunlarınızın torunlarının torunları bir gezegenler-arası türlerin karşılaşabileceği olasılığı (her ne kadar bilim-kurgusal gibi gelse de kulağa) heyecan duyulacak bir şey değil midir? Buzul Çağ’da ilkel atalarımız pes etmemişken, biz neden edelim?

Önemli Not: Buradaki yazı Arsel B. Acar ve Çağrı M. Bakırcı tarafından kaleme alınan kitap çalışmasından bir alıntıdır. Bu yazı 29.10.2018 tarihinde güncellenmiştir, bu sebeple bu tarihten itibaren kitapta bazı değişiklikler ve ek bilgiler yer alabilir.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  • Ana Görsel Kaynağı: Unsplash (@aaronbphoto)
  • WWF-UK. 10 Weird Climate Change Myths. (2015, Aralık 29). Alındığı Tarih: 29 Ekim 2018. Alındığı Yer: WWF
  • Scientific American. Is Global Warming a Myth?. (2018, Ekim 29). Alındığı Tarih: 29 Ekim 2018. Alındığı Yer: Scientific American
  • M. Shepherd. 20 Common Myths That Climate Scientists Often Hear. (2017, Mart 24). Alındığı Tarih: 29 Ekim 2018. Alındığı Yer: Forbes
  • J. Bryner. The Reality of Climate Change: 10 Myths Busted. (2012, Nisan 04). Alındığı Tarih: 29 Ekim 2018. Alındığı Yer: Live Science
  • A. Aubrey. The Average American Ate (Literally) A Ton This Year. (2011, Aralık 31). Alındığı Tarih: 29 Ekim 2018. Alındığı Yer: npr
  • T. Sharp. How Big Is Earth?. (2017, Eylül 15). Alındığı Tarih: 29 Ekim 2018. Alındığı Yer: Space.com
  • EPA. Causes of Climate Change. (2018, Ekim 29). Alındığı Tarih: 29 Ekim 2018. Alındığı Yer: EPA
  • IPCC. Intergovernmental Panel on Climate Change. (2018, Ekim 29). Alındığı Tarih: 29 Ekim 2018. Alındığı Yer: IPCC
  • Skeptical Science. Skeptical Science. (2018, Ekim 29). Alındığı Tarih: 29 Ekim 2018. Alındığı Yer: Skeptical Science

120 Milyon Yıllık Kuş Fosilinde İlk Kez Akciğer Gözlemlendi!

Dev kurt örümceği (Lycosa praegrandis)

Skeptisizm Editörü

Arsel Berkat Acar

Arsel Berkat Acar

Skeptisizm Editörü

Katkı Sağlayanlar

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim