Puan Ver
2
Puan Ver
85
Rutkay Tokat
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Tamamlayıcı ve alternatif tıp yöntemleri genel olarak modern tıp tarafından takdir edilmemekle birlikte etken maddelerinin ve sağlığa faydalı etkilerinin ispatlanması halinde kullanılmasında sakınca yoktur. C vitamini kullanman ve ıhlamur içmenizde bir sakınca yok fakat onun dışında aktarlarda satılan bitkisel doğal adlı ürünler büyük oranda ticari olup sağlığa fazla bir etkisi yoktur. İlla kullanıcağım diyorsan da dozunda kullanmanda bir sakınca yoktur .

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. TTB Tabipler birliğince yazılmış
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
410
Aybaran Keskin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Göğüs duvarının dışa doğru çıkıntı yapması durumu olarak adlandırılan güvercin göğsü, doğuştan oluşan ve ilerleyen yıllarda daha da belirgin hale gelen bir sorun.Bunun evrim ile ilgisi olabilir mi?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Pectus Carinatum diye tabir ettiğimiz şey aslında bir malformasyondur . Yani normal bir insan vücudunda olmaması gereken bir patolojidir. Hatta beraberinde kalp hastalıkları görülme riski de fazladır . Şahsi kanaatim evrimle bir alakası olmadığı yönünde

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Krekas 1
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Sadece hayatta kalmak için mi evrimleşiriz, başka hiçbir kanun bizim gelişme veya değişimimizi(evrimimizi) etkilemez mi? Bu konu hakkında yazılan makale varsa paylaşırsanız sevinirim.
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Evrim Mekanizmaları, temel olarak, evrimin gerçekleşmesini tetikleyen ve/veya sağlayan doğal olgular ve süreçler olarak tanımlanabilir.

Evrim mekanizmaları ile ilgili Evrim Ağacı'nda yayınlanan yazı dizisine bakabilirsiniz.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,295
Diyojen 1
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bir bilgisayar mühendisi biyoinformatiğe yönelirse çalışma alanı nedir?
Puan Ver
0
Puan Ver
255
Ömer Şerif Ünlü
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Çoğu yerimizde kıl çıkar ama alnımızda kıl çıkmaz neden böyle evrimleşmişiz?
Puan Ver
0
Puan Ver
16k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kendini inançlı ya da inançsız olarak tanımlayan kişilerin metodolojileri hakkında ne düşünüyorsunuz...
Puan Ver
0
Puan Ver
45
Can Günay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
İnsanın saçları ve cinsel bölgesindeki kılları neden diğer bölgelerdeki kıllar gibi zayıflamadı? Saçlarımız bize evrimsel olarak ne gibi avantajlar sağladı?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

çağrı nın bi videoda söylediğini hatirliyorum

kılların amacı vucut sıcaklığını dengelemek desem yanlis olmaz galiba

maymunlarda kıl olmasının nedeni vucut sicakligini dengede tutmak

Kafamızda saç olmasının nedeni aslinda biraz dusununce hemen akla geliyor

çünkü beyin var içerde. beynin sıcaklığını korumak saçın görevi diyebiliriz galiba .

cinsel organ icin de aynisi denebilir.

sonucta yasamaktaki amacimiz uremek.

özet:üremek ve düşünebilme yeteneğimiz çok önemli

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Ayşad Həsrətov
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Nasıl oldu da cansız maddelerden canlılar yarandı? Makromolekul dediyimiz şeyler nasıl birleşip bilinç kazandılar?
Puan Ver
0
Puan Ver
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Myelin kılıfı arttırarak sinirsel iletimi istediğimiz kadar hızlandırırız ve herşeyi daha hızlı algılar ve yaşarız. Zaman kavramı tamamen değişir.
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Caner Tüysüz
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Canlılarda doğurganlık nasıl oluştu ?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bildiğimiz en ilkin üreme formu amitoz bölünme dediğimiz ve basitçe herhangi bir döngüden geçmeden, hızlı bir şekilde genetik materyalin önce, sonrasında da hızla sitoplazmanın (hücre sıvısı) bölünmesiyle oluşan bölünme tipi günümüzde halen prokaryotlarda aktif olarak kullanılmaktadır. Sanılanın aksine, bakteriler ve arkeler mitoz bölünme ile değil, amitoz bölünme ile ürerler. Yani bu ikisinin birbirine karıştırılması doğru değildir.

Diğer yazılarımızda ayrıntısıyla değindiğimiz gibi, genetik materyalin oluşumu ile canlılığın genel hatlarıyla oluşumu birbirine çok yakın zamanlarda olmuştur. O dönemlerde var olan tek canlılar olarak koaservatlar ve ilkin bakteriler ve arkeler benzeri canlılar ile günümüzdeki prokaryotların (bakteri ve arkelerin) genetik materyali en basit yapıya sahip materyallerden biridir. Tek bir DNA molekülü, halka şeklinde hücrenin merkezinde bulunur. Bölünme sırasında bu DNA kendisini hızla kopyalar ve iki kopya, hücrenin iki ucuna doğru itilir ve hücre zarına yapışır. Daha sonra sitoplazma enzimlerin aktivitesi ile bölünür ve iki yeni hücrede, iki aynı DNA elde edilmiş olur. İşte bu, en basit, en doğrusal ve Evrimsel süreçlerle edinilmesi en kolay yapıdır. Çünkü hücre içerisinde bulunan kimyasallar, bu basit tepkimeler dizisini başarabilen canlılar, bunu başaramayarak kendisini çoğaltamayan, dolayısıyla hayatta kalma gayesini gelecek nesillere aktaramayan bireylere göre avantajlı ve sürekli konuma geçecekler ve sayıca çoğalacaklardır. Diğerleri ise yok olacaktır.

Daha sonra, Evrimsel Süreç içerisinde, bu bölünme tipinin özelleşmesiyle, mitoz bölünme dediğimiz yöntem evrimleşebilmiştir. Açıkçası, amitoz bölünme edinildikten sonra, sadece bu tip bölünme üzerinde yapılacak ufak tefek ancak önemli özelleşmeler ile mitoz bölünmeye erişilebilir. Bu da Evrimsel Biyoloji'nin birikimli seçilimi kullanarak açıklayabileceklerinin sınırsızlığını göstermektedir. 

Prokaryot canlıların evriminde bir basamak olarak ayrılan ve sonradan çeşitlenen ilkin ökaryotlar (çekirdek zarına ve zarlı organellere sahip, "gelişmiş" hücre tipi), genetik materyal konusunda da prokaryotlara göre bir adım öteye gitmişlerdir. Ökaryotların DNA yapısı, çekirdek zarı gibi koruyucu bir unsurun evrimleşmesiyle birlikte çok daha büyük ve rahat bir şekilde üretilebilmeye başlamıştır. Bu da, dairesel ve sıkışık DNA yapısı yerine, doğrusal ve düzgünce paketlenmiş bir DNA yapısının evrimleşebilmesine izin vermiştir.

Ancak DNA'nın bu şekilde karmaşıklaşması, daha fazla bilginin daha etkin bir şekilde depolanmasını sağlasa da, üreme sırasında bu materyalin çoğaltılmasına engel olmaktadır. Bu yüzden, amitoz bölünme gibi ilkin bir bölünme, bu göreceli olarak karmaşık DNA yapısının tam olarak kopyalanıp, iki tarafa eşit olarak bölünmesini ve bu sırada aynı zamanda hücre bölünmesinin genelinin kontrol edilebilmesi için yeterli değildir. İşte bu sebeple, mitoz bölünme evrimleşmiştir.

Aslında mitoz bölünme, amitoz bölünmenin daha kontrollü bir versiyonudur. Belli başlı fazlardan oluşur ve her bir kısımda, DNA'nın farklı kısımları görev yaparak gerek bölünme, gerek DNA eşlenmesi kontrol edilir. Bu aşamaların her biri, özel enzimlerin evrimleşmesi sonucu kontrol edilebilmeye ve belirginleşmeye başlamıştır. Bunun için de oldukça uzun bir seçilim sürecinden geçilmiştir.

Mitozun basamaklarına burada ayrıntısıyla girme gereği görmüyoruz. Ancak sonuç olarak Interfaz, Profaz, Metafaz, Anafaz ve Telofaz evreleri sonucunda gelen Sitokinez (sitoplazmik bölünme; telofazdan farklı bir evredir!) sonrasında DNA öncelikle iki katına çıkarılır, sonrasında ise bölünmeyle birlikte ikiye bölünür ve birbirinin mutasyonların etkisi hariç tamamen eşi iki hücre üretilmiş olur. Bu yöntem ile hücreler çok hızlı bir şekilde sayılarını arttırabilirler ama bu çoğalma her zaman birbirini eşi hücreler üretir ki bu, az sonra değineceğimiz sebeplerle riskli bir üremedir.

Neden Eşeyli Üreme Evrimleşmiştir?

Mitozun, yani aseksüel olarak üremenin belli başlı birkaç avantajı vardır:

  1. Çok hızlı bir üreme tipidir, kısa sürede birçok kopya üretilebilir.
  2. Oldukça düşük enerji sarfiyatı vardır. Yani kolaylıkla gerçekleşebilir.
  3. Karmaşık olmamasından ötürü süreç açısından riski düşüktür, nadiren hata oluşur (mutasyon açısından değil, sürecin ilerleyişindeki hatalar).
  4. Üretilen bireyler ata bireyle tıpatıp aynıdır, dolayısıyla eğer ki ata bireyler başarılıysa, yavrular da tam olarak başarılı/uyumlu (fit) özelliklere sahip olacaktır.

Ancak aynı zamanda mitoz risklidir çünkü aslında ata birey ile tıpatıp aynı genlere sahip olmak göründüğü kadar iyi değildir. Eğer ki popülasyon içerisine ölümcül bir virüs ya da salgın hastalık girecek olursa, genetik çeşitlilik neredeyse hiç olmayacağından, çok sayıda ölüm ve kitlesel yok oluş olacaktır. Elbette mitozla üreyen canlılarda da bir miktar çeşitlilik vardır; ancak çevrenin sürekli değişimi, çok daha yaygın bir çeşitliliği tetiklemektedir. Üstelik sadece bu da değil, bireylerden birinde meydana gelecek bir ölümcül ya da başarıyı etkileyen mutasyon, olduğu gibi, gelecek nesillere aktarılacak ve bir neslin hayatta kalma ve üreme şansını doğrudan olumsuz etkileyecek, belki yok edecektir. Çünkü mitozla üremede meydana gelen genetik hatalar neredeyse hiçbir zaman tam olarak düzeltilemez.

İşte çeşitliliğin hayati ve eşeysel önemi, bir grup canlı üzerinde seçilim baskısı yaratmıştır. Bunun sonucunda da, nesiller boyunca süren seçilim sonucunda eşeyli üreme evrimleşebilmiştir.

Eşeyli üreme, ya da mayoz, mitozdan biraz daha farklı bir süreçtir. Aslında bakıldığında, arka arkaya iki mitoz gibi gözükebilir; sadece kromozomların dağılımı ve çoğaltılması kademeleri farklıdır. Mayozda öncelikle her bir kromozom eşlenerek homolog kromozomlar üretilir, sonrasında mitoza oldukça benzeyen hücre bölünmesiyle öncelikle homolog kromozomlar farklı iki hücreye ayrılır, sonra yine mitoza oldukça benzeyen ikinci bir bölünmeyle kardeş kromatitler birbirinden ayrılarak toplamda 4 farklı hücreye dağılır. Böylece tek bir hücreden, 4 yeni hücre üretilebilmiş olur. Ana hücrede iki set kromozom bulunmaktayken, yavru hücrelerde birer set kromozom bulunur. Daha sonra bu bir set kromozom ile, karşı cinsten gelen bir set kromozom döllenme sayesinde birleşerek, iki set kromozomdan oluşan (tıpkı ana/baba hücreler gibi) bir canlı oluşturulur. 

Eşeylli üreme evrimleşebilmiştir çünkü belli başlı birçok avantajı vardır:

  1. İki farklı canlının genlerinin karışımından ötürü yüksek bir çeşitlilik potansiyeline sahiptir. Bu sayede her yavru, ebeveynlerinden birçok açıdan farklı olabilmektedir; ancak aynı zamanda ikisinden de bir parça taşımaktadır. Böylece hem güçlü özelliklerin aktarımı yapılırken, aynı zamanda bu özelliklerin üzerine ek birleşimlerin eklenmesi mümkün olmaktadır. Çünkü kimi zaman bir gen, tek bir alel olarak bir bireyde bulunurken deaktif olabilir; ancak eğer bu iki alel, bir yavruda birleşirse, aktive olarak yepyeni bir ürünün ortaya çıkmasını sağlayabilir.
  2. Eşeyli üremede rastlantısal bileşimlerin oranı daha yüksektir. Crossing-over denen olay sayesinde, iki taraftan (iki ebeveynden) gelen genlerin bir kısmı tamamen rastlantısal olarak karışır. Bu karışım, yepyeni özelliklere sahip bireylerin oluşabilmesi demektir. 
  3. Çeşitliliği arttırıcı özelliğinden ötürü farklı koşullara farklı şekillerde dayanıklı olabilen bireyler oluşabilmektedir. Bu sayede Evrimsel süreçte belirli genlere avantajlar sağlayabilir.
  4. Mitoz ile çoğalan popülasyonlar aşırı hızlı büyüyebilir, dolayısıyla kaynaklar çok hızlı tüketilebilir. Ancak mayoz ile üreyen bireylerde, üreme hızı çok daha sınırlandırılmıştır. Kısaca mitozla üreme hırçın bir şekilde ilerleyen bir toplum yaratırken, mayoz ile üreyen türler daha yavaş ama emin adımlarla ilerlerler ve çoğalırlar.
  5. Mayoz ile üreme (ya da genel olarak eşeyli üreme) daha yavaş bir süreçtir. Dolayısıyla sürecin hızından kaynaklanabilecek hataların önüne geçilmiş olur. Süreç sırasında meydana gelen gerek genetik, gerek süreçsel hatalar düzeltilebilir. Açıkçası Eşeyli Üreme sırasında ciddi bir hata ayıklama mekanizması da evrimleşebilmiştir.
  6. Mayozla üreme, daha uzun vadeli enerji planlaması yapılması gerekmektedir. Bu da canlılar üzerinde ilk bakışta olumsuz görünen, ancak aslında son derece faydalı olan bir seçilim baskısı yaratır. Canlılar, üremeye giden yolda ortama çok daha adaptif özellikler geliştirmek zorunda kalırlar. Mitozla üreyen canlılar genellikle çok kısa sürede üreme zamanına erişebildikleri için, fazla bir özellik geliştirmeleri gerekmez.

Mayoz ya da genel olarak eşeyli üreme ile ilgili olarak daha birçok olumlu yön saymak mümkündür; ancak bu kadarı yeterli olacaktır. Elbette ki eşeyli üremenin getirdiği bazı zorluklar da vardır:

  1. Mayoz ile üreme hızı mitoza göre daha düşük olmasının yukarıda sayılan bazı avantajları olsa da, kısa bir sürede üremek varken çok daha fazla enerji harcayarak üreme hücreleri üretilmektedir. Bu enerji sarfiyatı, yukarıda bahsedilen olumlu yanlarla aşılır.
  2. Eğer tür yeterince şanslıysa, mitoz ile çok kısa sürede başarılı bir genetik yapıya (genotipe), dolayısıyla fiziksel yapıya (fenotipe) sahip olunabilir. Ancak tabii yukarıda sayılan sebeplerle bu yapının yok olması da aynı derecede kolaydır. Mayozda ise elenen birçok fenotip olur, çünkü ciddi miktarda çeşitlilik üretilebilmiş olur. Ancak doğa, hisleri olan ve insani hisleri okşayacak bir yapı olmadığı için, vahşeti de gayet doğal bir şekilde bünyesinde barındırmaktadır. Bu yoğun çeşitlilik, ancak nadir uyumluluk hali (fitness), ciddi bir varolma mücadelesi yaratmaktadır. İşte Evrim'i tetikleyen en önemli unsurlardan biri budur (ki buna Doğal Seçilim diyoruz). Bu süreç sayesinde, bu zorluk da göz ardı edilebilecek bir bedel olmaktadır. Çünkü Evrim geçiriyor olmak, bir tür için iyi bir durumdur.
  3. Eşeyli üremenin bir diğer sıkıntısı, "eş bulma derdi"dir. Çünkü eşeysiz üremede birey kendiliğinden çoğalabilmekteyken, eşeyli üremede bir de karşıt cinsiyetten bir birey bulmak ve hatta çoğu durumda onu kendisiyle üremeye ikna etmek durumundadır. Bu da ciddi bir enerji sarfiyatı demektir. Ne var ki bu da Evrim'i tetikleyen mekanizmalardan biri olarak karşımıza çıkar (ki buna Cinsel Seçilim diyoruz). Cinsel Seçilim, Evrim'in en önemli unsurlarından biridir.
  4. Eşeyli olarak üreyebilmek için, eşey organlarının üretilmesi de ek bir yük getirmektedir. Ancak bir "organ"a sahip olan bir çok hücreliden bahsedebilmemiz için, mayoz bölünmenin sağladığı çeşitlilik ve dolayısıyla Evrim gerekmektedir. Bu sebeple üretilen ve ömür boyunca taşınan bu organ, ödenebilir bir bedeldir.

Görülebileceği gibi, eşeyli üremenin evrimleşebilmesi için birçok bedel ödenmiştir; ancak karşılığında alınanlar, tür için doğrudan ya da dolaylı olarak sayısız avantaj sağlamaktadır. Bu sebeple de doğa tarafından elenmemiş ve türler içerisinde tutulmuştur. Peki ama nasıl?

İşte burada, şu kaçınılmaz soruyu sormak gerekir:

Eşeyli Üreme Nasıl Evrimleşmiştir?

Bu konu, uzun yıllardır bilim insanlarının inceledikleri bir konudur. Açıkçası tam bir karara varılamamış olmakla birlikte, üzerinde durulan çok güçlü kuramlar bulunmaktadır. Bu kuramlar dahilinde birçok araştırma aralıksız sürdürülmektedir ve gün geçtikçe yeni bulgular ortaya çıkarılmaktadır. 

Eşeyli Üreme'nin evriminde araştırılmakta olan üç ana kuram bulunmaktadır:

Bu kuramlardan ilki, mayozun bakteriyel seks, yani transformasyonun özel bir türü olduğu ve bu üreme tipinin özelleşip evrimleşmesi sonucu oluştuğunu ileri sürmektedir. Bazı bakteriler, DNA'larını hücre dışına kelimenin tam anlamıyla "salarlar" ve bu gen, bir başka bakteri tarafından "yenerek" (endositoz ile) hücre içerisine alınır ve öz DNA ile entegre olur. Bu olaya transformasyon denir. Şimdiye kadar bu şekilde üreyen 67 farklı prokaryot türü tanımlanmıştır. Bu kuram sayesinde, prokaryotik eşeyli üreme ile ökaryotik eşeyli üreme arasında eksiksiz bir köprü kurulabilmektedir. Bakteriyel transformasyon ile ökaryotik eşeyli üreme arasında birçok benzerlik bulunmaktadır. Özellikle son zamanlarda keşfedilen G. intestinalis isimli bir tek hücreli protozoa türünde görülen üremede, neredeyse mayozdaki homolog kromozomların üretilme evresiyle birebir benzeşen bir ara basamak görülmüştür ve bu keşif, bu kuramı güçlendiren bir bulgu olmuştur.

İkinci bir kuram, mayoz ile mitozun ikisinin de bakteriyel transformasyondan paralel olarak evrimleştiği ile ilgilidir. Yani ilk başta bakteriler mitoz ile mayoz arası, ne karmaşık ne de basit olan, ancak mitoz kadar da, mayoz kadar da özelleşmemiş olan bir üreme tipine sahiptiler. Sonrasında ise evrim süreçleri sonucunda bir grup prokaryot mitozla bölünmeyi evrimleştirirken, bir diğer grup mayoz ile bölünmeyi evrimleştirmiştir. Bu kuram, günümüzde pek de üzerinde durulmayan, çok fazla kanıta dayanmayan; ancak yine de açıklama gücü açısından değerlendirmeye alınan bir kuramdır.

Son olarak, bizim de bilim camiasının geneli gibi daha muhtemel olarak gördüğümüz, üçüncü bir kuram vardır: Mitozdan Evrimleşen Mayoz. Bu kurama göre, anlaşılacağı üzere, öncelikle mitoz, amitoz gibi bir süreçten evrimleşmiş, sonrasında ise mayoz, mitotik bölünmeden evrimleşmiştir. 

Günümüzde mayoz ile üreyen canlılar, aynı zamanda mitoza da bağımlıdırlar. Çünkü mitoz, yukarıda açıklandığı gibi çok etkili bir üreme, en azından çoğalma sistemidir. Dolayısıyla doğa, ikisi arasında bir denge kurmuş ve ökaryotik canlıların birine mahkum olmaya zorlamamıştır. Kısaca ikisini dengeli bir şekilde kullanabilen canlılar doğada avantajlı konuma geçmişler ve çoğalmışlardır. Günümüzdeki ökaryotik canlıların çoğunda eşeysel üreme mekanizması mayozdur; ancak vücut hücreleri mitoz ile çoğalır. Yani bir ökaryotik bir hayvan türü olarak insanı ele alacak olursak, üreme organlarında mayoz ile üreme hücreleri üretilirken, geriye kalan bütün hücreleri mitoz ile üreyerek çoğalır. Dolayısıyla insanın fiziksel büyümesinin kaynağı mitozdur; ancak üreyebilmesinin tek yolu mayozdur. Hatta burada not düşmek gerekir ki, üreme organlarımız da mitoz bölünme ile oluşup çoğalır; ancak bu hücrelerin genlerinde okunan farklı bölgelerden ötürü, üreme hücrelerini üretmek üzere özelleşen hücreler mayoz bölünme geçirirler. Geri kalan her hücre mitoz ile çoğalır.

Mayozun mitozdan evrimleştiğini düşündüren bu gerçek, bilim insanlarını mayozun evrimleşebilmesindeki basamakların keşfine de itmiştir. Açıkçası bu aşırı kapsamlı bir konudur ve başlı başına yüzlerce sayfalık bir kitap edebilir. Dolayısıyla ne yazık ki burada tamamına girmemiz mümkün değildir. Ancak mayozun nasıl mitozdan evrimleştiğini anlayabilmeniz için basamak basamak geçilen aşamaları, çok da derine girmeden aktaracağız:

Mitozdan Mayoza Evrimde Geçilen Basamaklar:

1. Mitoz Bölünme: Normal bir şekilde canlıların büyük bir kısmı ilk etapta mitozla üremektedir. Bu süreçte, hemen her süreçte olduğu gibi birçok hatalı üreme olabilmektedir. Bunların büyük bir kısmı doğa tarafından elenmektedir. Ancak bir kısmı da "garip" özellikler taşısa da varlığını sürdürebilmektedir. Bunu, altı parmağa sahip olduran bir mutasyona sahip insan gibi düşünebiliriz. Evet, normların dışındadır; ancak mutasyonu ölümcül bir zarara sahip olmadığı için canlıyı yok etmez ve ölene kadar taşınabilir. Mitoz sırasında meydana gelebilecek herhangi bir hata sonucu oluşan "garip" formlar ya da süreçler de bu şekilde sürdürülebilir.

2. Diploid Hücre Oluşumu: Normalde, dediğimiz gibi prokaryotik bir canlıda tek set kromozom bulunmaktadır. Ancak hatalı bir mitoz sonucunda (ki bunun bir tipi "endomitoz" denen "iç mitoz"dur), hücre bölünmeden genler kopyalanır ve tek bir hücre içerisinde hapsolmuş iki kat hücre bulunur. Veya nadiren de olsa iki hücre birbirine "kaynar" ve genler tek bir bedende birleşerek iki katına çıkar. İşte bu şekillerde, haploid (tek set kromozoma sahip) bir canlıdan, diploid (çift set kromozoma sahip) bir canlı oluşur. Bu tip canlıların büyük bir kısmı bu iki setin birbirine bağlanma ve hücre içerisindeki konumlarına göre ölümcül özellikler kazanarak yok olacaktır. Ancak nadir durumlarda bu çok kromozomlu bireyler hayatta kalabilirler. Bunu da büyük bir skalada kromozomal eksikliklere ve fazlalıklara benzetebiliriz. Bir ya da iki kromozomu eksik ya da fazla olan insan bireyleri hayatta kalabilmektedir. Ancak insan gibi modern bir hayvan türü çok karmaşık olduğu için, aşırı kromozom eksikleri ya da fazlaları çok ciddi sorunlar yaratır. Ancak daha basit bir organizmada, kromozom sayısının artması ya da azalması aynı ciddiyette sorunlar yaratmayabilir. Sonrasında ise, mitoz bölünme ile bu çok kromozomlu bireyin sayısı popülasyonda artabilir. Bunun olması için çok uzun evrimsel süreç gereklidir.

3. Homolog Eşlenme: Bu hatalı mitotik bölünmeler sonucu oluşan bireyler içerisinde oluşturulan yeni kombinasyon sonucu var olabilen enzimler, özellikle de "kohezin" isimli kaynaştırıcı enzimler sayesinde bu iki genetik materyal birbiriyle eşlenecek özellikler kazanabilir. Bu, tamamen biyokimyasal bir süreçtir ve DNA'yı oluşturan nükleotitlerin kimyasal yapısı ile alakalıdır. Basitçe, farklı iki DNA'nın benzer kodları taşıyan kısımları, kimyasal çekim sayesinde bir araya gelir. Hatalı eşlenmelere sahip olan bireyler bu genetik kaynaşmayı başaramaz ve elenir. Başarılı olanlarsa yine mitotik bir şekilde çoğalarak ürer ve popülasyon içerisinde sayıları artar.

4. "Paramayoz": Bu şekilde eşleşmiş kromozomlara sahip bireylerin geçirdiği mitozlar sırasında, kaynaşma ya da endomitoz sonucu oluşan iki set önce kopyalanır, sonrasında ise iki hücreye eşit olarak dağıtılır. Daha sonra gelen mitoz sonucunda ise tekrar bir dağıtım olur ve 2 set kromozoma sahip bir bireyden tek setlere sahip 4 yavru üretilmiş olur. Tabii bu ilkin denemelerin büyük bir kısmı başarısızlıkla sonuçlanabilir; ancak uzun süreçler sonucunda tek bir nesil başarıya ulaşsa, bu başarı kalıcı olabilecektir.

5. Haploid Hücre Üretimi: Paramayoz isimli ilkin mayoz sonucunda, değinildiği gibi tek set hücreye sahip 4 yavru üretilir. 

6. Hücre Kaynaşması: Bu aşamada, 2. basamakta da görüldüğü gibi, halihazırda var olan hücreler birbiriyle kaynaşabilmektedirler. Eğer ki bu tek setli kromozomlara sahip olan hücreler, birbirine kaynamaya meyilli olurlarsa, işte o zaman farklı iki bireyden gelen "gamet" hücreleri birbirine kaynamış ve yeni bir ürün üretilmiş olur. Bu da, yukarıda mayozun avantajları olarak gösterdiğimiz sebeplerle doğa tarafından desteklenir. Böylece ilkin bir döllenme gerçekleşmiş olur.

7. Sürecin Döngüselleşmesi: Sadece bu olayı tekil olarak gerçekleştirebilen bireyler değil; aynı zamanda genetik yapısı buna müsaade eden, daha eğilimli olan bireyler de doğal süreçlerle seçileceklerdir. Bu sayede mayoz bölünmeyi daha kolaylıkla başarabilecek genetik materyale sahip canlılar sürekli olarak seçilirler. Bunun sonucunda da mayoz bölünme döngüsü, sürekli bir hal alabilir.

8. Ek Özelliklerin Kazanılması: Döngü bir defa başarıldıktan ve sonrasında sabitlendikten sonra, mayozun ek özellikleri de kademe kademe evrimleşebilecektir. Örneğin crossing-over olayı, mayozun evrimleşmesinden sonra, çeşitliliği arttırıcı bir mekanizma olarak avantaj sağlamış ve evrimleşmiş olabilir. Benzer şekilde sinaptonemal komplekslerin oluşumu, rekombinasyon nodülleri, retrotranspozon susturma etkisi gibi özellikler kademe kademe evrimleşebilecektir.

Tüm bu basamaklar göstermektedir ki, mitozdan başlayarak mayozun evrimleşebilmesi işten bile değildir. Elbette ki bunun oluşabilmesi için yeterince süre tanınması şarttır. Ayrıca burada dikkat edilmesi gereken en kritik unsur bu basamakların her birinde oluşan canlıların hayatta kalabilecek özelliklere sahip olabildiği gerçeğidir. Yani insanlar sanki "yarım bir mayoz" sonucu oluşan canlının hayatta kalamayacağını düşünmektedirler. Halbuki yukarıdaki her bir basamak sonucu oluşan canlı başarıyla hayatta kabilecektir. Dolayısıyla bu konuda herhangi bir sorunla karşılaşılmaz ve Evrim işlemeye devam eder.

Peki, burada bir soru daha karşımıza çıkmaktadır:

İlk cinsel organlar ne zaman ve hangi canlıda evrimleşmiştir

Bu soruya da bilim adamları cevap verebilmektedir, eldeki bulgulara dayanarak. İlk cinsel organların iki farklı organizmada evrimleşmiş olabileceği düşünülmektedir:

1) Funisia dorothea: 565 milyon yıl kadar önce yaşamış olan bu tübüler omurgasızların ilk cinsel organları evrimleştiren canlılar olduğu düşünülmektedir.

UCR Newsroom

Günümüz süngerleri ve resiflerinin ataları olan bu canlılar (süngerler, hayvanlar alemindendir). F. dorothea canlısında, ilk defa spermleri ve yumurtaları barındıran organların geliştiği düşünülmektedir. Çünkü bu hayvandan önceki hayvanlarda böyle özelleşmiş yapılar bulunmuyordu.

Ancak University of California'dan bazı bilim adamları, bu canlıların eşeyli olarak ürediklerinin kesin olduğunu, ancak özelleşmiş üreme organları bulunduğu konusunda şüpheleri olduğunu söylemektedirler.

2) Materpiscis sp.: Bir tür balık olan bu hayvanın ilk defa cinsel organlar geliştirdiği düşünülmektedir. Bu hayvan, ilk defa eşeyli üremeyi yaklaşık 410 ila 400 milyon yıl önce evrimleştirdiği düşünülmektedir.

Masato Hattori

Çene gelişimini beslenmeye değil, çiftleşmeye bağlayan Los Angeles Doğa Tarihi Müzesi bilim adamları, pek çok köpek balığında çenenin ve dişlerin, dişiyi sabit tutmaya yaradığını belirtmektedirler. Bilim adamları, kalça kemiklerinin özelleşmesi sonucu cinsel organların geliştiğini düşünmektedir.

Ayrıca, böyle özel organların gelişmesinin sebebi şudur: Deniz, son derece kaotiktir ve pek çok balık batmamak üzere sürekli yüzmek zorundadır. Bu da, spermler ile yumurtaların buluşma şansını düşürmektedir. Bu sebeple ilk defa bu balıklar, kanca benzeri yapılar geliştirerek, dişilerin yumurta keselerine tutunmaya çalışmışlardır. Milyonlarca yıllık evrim sonucu, dişilerin de yumurtalarına giden çukurluk genişleyerek dişi cinsel organının oluşturmuştur. Yani cinsel organların evrimleşme sebebi, sperm ile yumurtanın daha kısıtlı bir ortamda, daha yüksek verimle birleşebilmesidir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Evrenin oluşumu, big bang teorisi gibi konuları araştırmak istiyorum. Hangi kitapları okumamı önerirsiniz?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Evrenin Kısa Tarihi - Joseph Silk

Zamanın Kısa Tarihi - Stephen Hawking

Kozmos - Carl Sagan

Büyük Tasarım - Stephen Hawking

Şahsi olarak, araştırmaya başlamadan önce, hayata bakışın değişmesi gerekir. Şu ana kadar araştırmamış olmaya neden olan bakış açısı değişmeden, sadece bilgiyle değişim zor olacağı için, alınacak bilgiye hazır hale gelmek de bir sorumluluktur.

Bunun için de öncelikle Holografik Evren, Güce Karşı Kuvvet gibi hayata bakışı değiştirecek temel kitapların anlaşılmış olması gerek. Okunmuş değil. Anlaşılmış olması gerek.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Bedirhan Kara
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kimi insanlar kızıl saçlı kimi, insanlar turuncu saçlı turuncu kıllı, kimisi kılsız denilecek kadar az kıla sahip kimisi nerdeyse maymunlar kadar kıllı. Bunun sebebi nedir? Kıtasal olarak yer değiştirdiğimizde kıllarımızın dökülmesini, çoğalmasını veya kalınlaşmasını sağlayabilir miyiz?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Coğrafya ya göre saç rengi gibi özellikler değişir. Örneğin Almanların çoğu sarı saçlıdır. İnsanların doğduğu coğrafyaya göre saç rengi gibi özelliklerinin değişmesinin sebebi ırkların oluşma şeklidir.

Normalde her insan aynı ırka aittir. Ancak farklı bölgelerde evrimleşen insanlar birbirinden farklı dış görünüş ve özellikler kazanmıştır. Bu da ıtk kavramını ortsya koymuştur. Örneğin Türkler soğuğa dirençlidir ve gözleri çekiktir. Bu tarz özellikleri coğrafyanın etkisiyle kazanırız. Yani coğrafya değiştiği zaman oradaki insanların fenotipini etkileyen genler de değişir.

Bu nedenle coğrafyadan coğrafyaya dış görünüş, saç rengi, kıl sıklığı gibi şeyler değişir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Öykü Çetin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Merhaba, ağaçları derinden seviyor oluşumuzun evrimsel süreçle bir ilgisi olabilir mi? Örneğin saklanma alanı, ısınma veya yapı malzemesi olarak kullanmamızla mı ilgili? Tüketim bazlı bir sevginin söz konusu olduğu senaryoda ise aklıma şu soru takılıyor, eğer sevginin kaynağı bu ise, ağaçların kesilmesi niçin bu kadar üzüyor?
Puan Ver
3
Puan Ver
17k
Mustafa Ozan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Aslında bu soruna cevap bulunabilmesi için beyin ve dil arasında ki sistemin işleyişini çözmemiz gerekiyor. Bu tür şeylerin beynimizde nasıl bir oyun oynadığını anlamak için önce dilin yapısına bakmak gerekir.

Dilin üzeri tatlara karşı duyarlı hücrelerle doludur. Her bir hücrenin dış duvarı ise proteinlerle kaplıdır. Yiyecek molekülleri onlara ulaştığında hücrelerden beyne bir mesaj gider. Bu mesaj beş tadı içerir: Tatlı, acı, ekşi, tuzlu ve umami. Fakat bu tatların bütün ayrıntıları henüz çözülmüş değil. Tatlı, acı ve umami tatların hangi hücre proteinleriyle ilişkili olduğu az çok biliniyor; ama dilin ekşi ve tuzlu tatları nasıl tespit ettiği hala gizemini koruyor. Tat hissini yaratırken tat reseptörleri ile beyin arasında da hala belirsizliğini koruyan bir takım alış veriş durumu söz konusu. Ancak örneğin enginarın nasıl olup da suyun tadını değiştirdiğini açıklayacak kadar temel bilgiye de sahibiz. Araştırmacılar buna enginardaki sinarin maddesinin neden olduğunu söylüyor. Enginar yediğimizde bu madde, dilimizdeki tatlı reseptörlerini harekete geçirmeden onlara yapışıyor ve orada kalıyor. Su içtiğimizde sinarin molekülleri bu reseptörlerden kopuyor ve bu ani kopuşla beynimize giden mesaj tatlı hissini yaratıyor. Bu hayali bir tat olmakla birlikte gerçekten de tatlı bir meyve yenmiş gibi his yaratıyor.

Diş macunu kullandıktan sonra portakal suyunun tadının kötü gelmesine neden olan şey ise macunun köpürmesini sağlayan SLS (sodyum loril sülfat) maddesidir. Bu tür deterjan içerikli maddeler yağ moleküllerini dağıtır. Oysa hücre duvarlarımız da yağdan oluşuyor. Dilimizdeki tat hücrelerinin duvarından sızan SLS tatlı hissimizi engellediği gibi portakaldaki aside acı bir tat da katmaktadır. Bu nedenle SLS’nin etkisi altında iken portakal suyu içtiğimizde o kötü tadı alırız.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. BBC Tat Reseptörleri ile beyni yanıltmak
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
110
Bee United
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
merhaba videoyu ilgi ile izledim. çok beğendiğimi ifade etmek isterim. Buradaki ırklar ve karabalıklar listesine nasıl ulaşabilirim?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Videonun açıklama bölümünde verdikleri Nature da yayınlanan makaleden indirebilirsiniz.

https://www.nature.com/articles/srep29890

Nature dergisinde yayınlanan makaleyi PDF olarak indirin. Liste PDF dosyasının içinde.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Tüm Sorular
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bir devlet lideri fırsatlar yaratır. Bir politikacıyı yaratan ise fırsatlardır.”
George Hilliard
Geri Bildirim Gönder