Soru & Cevap

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Evrim Ağacı'nın site üzerinde bağımsız okur etkileşimini gerçekleştirmeyi mümkün kılan ilk dijital projesidir. Birçok diğer projenin öncülüdür. Bu kılavuz, kullanıcılara yol göstermesi ve sık sorulan bazı soruları yanıtlaması için hazırlanmıştır.

Sık Sorulan Sorular ve Cevaplar

Bu fikir nereden çıktı?

Bu konuyla ilgili temel bilgileri buradaki Patreon yazımızdan görebilirsiniz.

Profilimde çıkan puanlar ne anlama geliyor?

Bu konuyla ilgili daha fazla bilgiyi buradan alabilirsiniz.

Uyum Puanı'mı gizleyebilir miyim?

Evet. Evrim Ağacı profilinizin gizlilik ayarlarına giderek "Profilimde UP Göster" seçeneğini değiştirebilirsiniz. Bu durumda siz hariç kimse Uyum Puanı'nızı göremeyecektir.

"Kabul Edilen Cevap" nedir?

Soruyu soran kişi, verilen cevaplar arasından bir tanesini en tatmin edici, doğru, isabetli, iyi araştırılmış bulursa, onu "Kabul Edilen Cevap" olarak seçebilir. Bu cevap, diğer cevaplara göre daha yukarıda gösterilecektir ve hem soruyu sorana, hem de cevabı verene UP verecektir. Soruyu soran, bir cevabı kabul edilen olarak işaretledikten sonra geri alamaz veya değiştiremez. Moderatörler veya yöneticiler, cevabın isabetli olmadığına kanaat getirecek olursa kabul edilen cevabı geri alabilirler.

"Öne Çıkarılan Cevap" nedir?

Moderatörler veya yöneticiler, verilen cevaplar arasından bir tanesini en tatmin edici, doğru, isabetli, iyi araştırılmış bulursa, onu "Öne Çıkarılan Cevap" olarak seçebilir. Bu cevap, diğer cevaplara en üstte gösterilecektir ve cevabı veren kişiye UP verecektir.

Sorular için pozitif ve negatif oylar nasıl sayılıyor?

Soruların oy puanı pozitif oy sayısından negatif oy sayısının çıkarılmasıyla hesaplanmaktadır.

Cevaplar için pozitif ve negatif oylar nasıl sayılıyor?

Cevapların oy puanı sadece pozitif oy sayısı üzerinden hesaplanmaktadır. Negatif oy vermek yerine beğendiğiniz diğer cevaplara pozitif oy verebilir veya kendi daha iyi olan cevabınızı girebilirsiniz.

Cevaplara yorum veya cevap girebilir miyim?

Hayır. Soru & Cevap Platformu'nun amacı, bir soruya gelen cevaplar arasında münakaşa veya fikir alışverişi yaratmak değil, soru sahibinin merak ettiği bir konuyu cevaba kavuşturmaktır. Bilimseverler arası daha aktif fikir alışverişlerinin yapılabileceği platformlar geliştirmekteyiz; takipte kalınız.

Sorularımı yeni cevaplara kapatabilir miyim?

Evet; ancak belirli koşulların sağlanması gerekiyor. Sorunuzu cevaplara kapatabilmeniz için:

  • En az 5 cevap gelmiş olması, veya
  • Kabul edilen cevap seçmiş olmanız, veya
  • Öne çıkarılan bir cevap seçilmiş olması gerekmektedir.

Sorularımı veya cevaplarımı sonradan düzenleyebilir miyim?

Evet; ancak sorunuzu veya cevabınızı ilettikten sonraki ilk 30 dakika içinde düzenleyebilirsiniz. Bundan sonra herhangi bir düzenleme yapamazsınız. Eğer çok önemli bir değişiklik gerekiyorsa bize e-posta yoluyla ulaşabilirsiniz. Lütfen soru veya cevap göndermeden önce, içeriğinden tamamen tatmin olduğunuzdan emin olunuz.

Sorularımı silebilir miyim?

Evet; ancak sorunuzu sorduktan sonra hiç cevap girilmemiş olması gerekmektedir. Kimi zaman cevap göremeseniz de silemeyebilirsiniz; çünkü onaylanmayı bekleyen (moderasyon denetimine düşmüş) yanıtlar girilmiş olabilir. Ayrıca isim açık şekilde sorduğunuz sorunuzu silmeniz halinde 35 UP, anonim sorduğunuz bir soruyu silmeniz halinde 20 UP kaybedeceksiniz.

Bilimsever Kitleye Sor nedir?

Burası, Evrim Ağacı üyesi olup da cevap vermek konusunda engellenmemiş tüm Evrim Ağacı ailesi üyelerinin sorulara yanıt verebileceği kısımdır. Eğer sorunuzun herhangi bir bilimsever tarafından yanıtlanmasını istiyorsanız buradaki kategorileri kullanmalısınız.

Bir Bilene Sor nedir?

Burası, Evrim Ağacı'na ve Türkiye'deki bilim algısına katkı sağlamak isteyen uzmanların, akademisyenlerin, doktora veya yüksek lisansını almış, belli bir alanda yetkinliğini ispatlamış kişilerin kendilerine özel alanlarının olduğu kategoridir. Eğer bir uzmana spesifik bir soru sormak istiyorsanız bu kategoriyi kullanmalısınız. Unutmayın ki buraya sorulan sorulara, o uzmandan başka hiç kimse yanıt verememektedir. Bu konuda daha fazla bilgiyi bu videomuzun 36. saniyesinden itibaren alabilirsiniz.

Puan Ver
0
Puan Ver
725
Fırat Oğhan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Göbeklitepe'deki 12 bin yıllık tapınaktan sonra Mardin'de 11 bin yıllık tapınak bulundu, bunlar evrimsel süreci nasıl etkiler?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

11000 yıl öncesine ait bulgular evrimsel biyolojinin konusu olmak için fazlaca yenidirler. Antropolojinin ilgi alanına girerler. 11000 yıl önce ve günümüzde Mardinde yaşayan iki insan arasındaki genetik yakınlık, günümüzde Çin ve Fransada doğmuş iki bebek arasındaki yakınlıktan fazla dahi olabilir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
2,350
Oguzhan Atas
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bitkiler hisseder mi?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

"Yapılan araştırmalar, bitkilerin de hissedebildiğini ortaya koyuyor! Süper-hassas ve lazerle kontrol edilen mikrofonlarla yapılan araştırmada, yaprakları koparılan veya bozulmaya başlayan bitkilerin "ağladığı" tespit edildi. Yani bir dahaki sefere, bir bitkiyi koparırken ya da onu ağzınıza atarken, sebep olduğunuz acıyı düşünmeniz gerekiyor.

Bitkileri kesmek için kullandığımız aletlerin her bir vuruşu, ortalama bir bitkinin acı içerisinde inlemesine neden oluyor olabilir. Almanya'nın Bonn kentinde bulunan Bonn Üniversitesi'nin Uygulamalı Fizik Bölümü'nden araştırmacılar, "saldırı" altındaki bitkilerin tüm yüzeylerinden etilen isimli bir gaz salgıladıklarını keşfetti." Evrim Ağacı

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
685
Öykü Yağmur
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

20 Yaş Dişleri (İng: Wisdom Teeth), insan türünün hem alt hem üst çenesinde bulunan azı dişleri arasında en arkada, üçüncü azı dişleri olarak çıkan dişlerdir. Ağıza sürme yaşı ortalama 17-25 arasında olduğundan ve insan bu yaşlarda daha eğitimli ve dolayısıyla nispeten akıllı olduğundan buna “akıl dişi” de denilmektedir.

Normal olarak, her bir çenenin iki köşesinde de birer tane olmak üzere 4 tanedirler. Ancak kimi yetişkinde bu sayı daha da artabilir. 

Yirmi yaş dişlerinin sıklıkla gömülü kalırlar, çıktıkları zaman doğru şekilde çıkmazlar ve diğer dişlere sürtünerek onların yapısını bozabilirler. Bu nedenle de ağrı ve enfeksiyona neden oldukları bilinmektedir. Bunun haricinde ise hiçbir işlevleri bulunmamaktadır. Dolayısıyla ağrıya neden oldukları zaman, diş hekimleri tarafından çekilerek hasta rahatlatılabilmektedir. 20 yaş dişleri çekilen kişilerin ağız fonksiyonlarında hiçbir azalma olmamaktadır. Aşağıda bu dişleri görmektesiniz:

Uzun yıllar insanlar bu dişlerin en başından neden var olduğunu anlayamamış ve bir çeşit "lanet" olarak görmüşlerdir; zira 20 yaş dişlerinin çıkmaya başlamasından çekilene kadar verdiği acıyı, bu dişleri sorunlu olarak çıkan kişiler gayet iyi bilirler. Ancak evrimsel biyolojinin gelişimiyle birlikte öncelikle insan evrimine ışık tutulmuş, daha sonra da bu tip körelmiş organların varlığı açıklanmıştır. 20 yaş dişleri de, insanda görülen 40'tan fazla körelmiş organ ve yapıdan sadece birisidir. Aşağıda, bu körelmiş yapıların ne şekilde hatalı oluşabileceklerine örnekler görülmektedir:

20 Yaş Dişleri ve Evrim

Evrimsel biyolojinin üzerine kurulduğu ve doğada her yerde görülen evrim yasasını açıklayan Evrim Kuramı'nın ortaya koyduğu üzere, insan türü günümüzden 6 milyon yıl kadar önce şempanzeler ve bonobolarla ortak olan atamızdan ayrılarak, günümüzdeki insana kadar evrimleşmiştir. Bu süreçte pek çok değişim geçirmiş, evrimi sırasında pek çok özellik edinip, pek çok özellik yitirmiştir. Bunlardan biri de, diyetin (beslenmenin) değişimine bağlı olarak yapısal evrim geçirmesidir.

İnsanların en ilkin ataları halen hem ağaçlarda, hem yerde yaşamaya uygun bir anatomiye sahiptiler. Genellikle meyveler ve yeşillikler ile beslenmektelerdi. Vücutlarında bulunan apandiks organı, yeşillik içerisinde bolca bulunan selülozun (glikozdan oluşan bir polimolekül) sindirimi için bazı enzimler salgılıyordu. Ancak selülozun sindirimi asla kolay olmadığı için, sadece bu enzimler yeterli olmuyordu.

Bu sebeple hayvanların pek çoğunun özel adaptasyonlar geçirmesi gerekti. Örneğin bir takım hayvan türünde bu sorun geviş getirmenin evrimleşmesi sonucu besinlerin birden fazla defa öğütülmesiyle çözülmüştür. Bazı diğerlerinde ise selüloz sindirebilen bakterilerle mutualist yaşam evrimleşmiştir ve bu bakterilerin üretebildiği selülaz enziminden faydalanmışlardır. Bu konuda daha fazla bilgiyi buradan alabilirsiniz. Bir diğer hayvan türü olan insanda ise bu sorun, güçlü bir çene ile, daha fazla mekanik kuvvet uygulayarak çözülme yoluna girmiştir.

Burada "çözmüştür", "çalışmıştır" gibi etken fiiller kullanmamız sizi yanıltmasın. Elbette evrim, bir türün "istekleri" ve "çabaları" doğrultusunda yaşanmaz. Dolayısıyla az önce söylediklerimizi daha doğru ifade edecek olursak: Her zaman daha geniş, daha çok ve güçlü diş barındırabilen çenelere sahip olan bireyler, yedikleri yeşilliklerden daha fazla enerji üretebilmeyi başarmışlardır (daha fazla sindirebildikleri için) ve bu sayede de gerek hayatta kalma konusunda, gerek üreme konusunda daha avantajlı konuma geçmişlerdir. Böylece kendilerine bu avantajı sağlayan genler gelecek nesillere daha sık aktarılmış ve türün popülasyonları, bu özelliği giderek daha sık göstermeye başlamışlardır. İşte bu, evrimdir!

Yani buradan anlamamız gereken şudur: Eskiden türümüzün çenesi çok daha genişti ve daha fazla diş barındırıyordu. İşte 20 yaş dişleri dediğimiz üçüncü azı dişlerimiz de bu zamanlarda otların daha güçlü bir şekilde, daha hızlı ve daha etkili parçalanmasını ve öğütülmesini sağlamaktaydı. Yani bunlar, o zamanlar son derece işlevsel yapılardı.

Ancak evrimsel sürecin bir noktasında, şempanzelerden ayrılmamızdan çok da uzun olmayan bir süre sonra, insan türü ağaçlardan inerek savana yaşantısına başladı. Bu ortamda uzun mesafelerde göç etmeye, savananın kısa otları arasında hayatını sürdürmeye ve uzun zamanlar saklanacak veya meyvelerinden faydalanacak tek bir ağaç bile bulamadan yaşamaya başladı. Bu sebeple de eskiden yiyebildiği yeşillikleri ve meyveleri bulabilmesi giderek zorlaştı. İşte bu yüzden, türümüzün atalarının popülasyonları içerisinde, savana ortamında bolca bulunan ete yönelebilen bireyler avantajlı konuma geçmeye başladılar.

Et, otlara ve meyvelere göre çok daha farklı bir besin kaynağıydı, başa çıkması güç bakterilere sahipti ve hatta ilk defa et yemeye başlayan atalarımız için mide bulandırıcıydı. Ancak içerisindeki ot ve meyvelerle kıyaslanmayacak kadar fazla olan besin maddesi ve yeni yaşam ortamında bolca bulunabilmesi açısından o günlerde yaşayan bireyler için bir zorunluluktu. Öte yandan, bazı araştırmalara göre belki de atalarımız ormanlarda yaşadığı zamanlarda da et tüketiyordu; ancak bu et tüketimi, diyetlerinin çok küçük bir yüzdesini oluşturuyordu. Örneğin yaşayan en yakın kuzenimiz olan şempanzeler, ormanlarda yaşayıp aslen meyve-kökenli besinlerle beslenseler de, sıklıkla et de tüketmektedirler. Biz de, bu şekilde eti çok da zorlanmadan tüketmeye ve hatta ana besin kaynağımız haline getirmiş olabiliriz.

Ancak her nasıl olursa olsun, savana yaşantısına geçiş, otlara göre sindirimi çok daha kolay olan etlerle beslenmeye başlamamız ile sonuçlanmıştır. Bunu yapan atalarımız avantajlı konuma geçmişlerdir. Eğer ki halen ot-temelli beslenmek isteyen atalarımız olmuşsa, bunlar muhtemelen kısa sürede açlık dolayısıyla elenmişlerdir. Tabii avlanmanın bir güç gösterisi haline dönüşmesi, cinsel seçilimi de tetiklemiş olabilir. Bu durumda, etin türümüz evrimindeki rolü katlanarak artmış olacaktır.

Sonuç olarak insan türü yavaş yavaş et tabanlı bir diyete başlamış oldular ve bunun çok önemli sonuçları oldu. Bunlar arasında açık ara en önemlisi, etin içerisinde bulunan bol proteinin sinir hücrelerinin üretimi için gereken enerjiyi bolca sağlaması ve böylece beynin harcayacağı enerji için yeterli miktarda besin maddesi bulunabilmesi oldu. Tabii zekamızın evrimi sadece et diyetine geçişle ilgili değildir, bu konuda daha fazla bilgiyi buradaki makalemizden alabilirsiniz.

Ancak evrimsel süreçte et tüketilmesinin başlamasının tek etkisi, zeka üzerine olmadı. Sindirim sistemimiz boyunca pek çok organın evrim geçirmesi ve bu yeni besini sindirmeye adapte olması gerekti. Hatta bağışıklık sistemimiz bile evrimleşmek durumunda kaldı, çünkü ette bol miktarda bakteri ve virüs bulunuyordu ve sadece bunlara karşı bağışıklık geliştirebilecek bireyler hayatta kalmayı başardılar.

Tüm bunlar sonucunda etkilenen organlardan biri de, çene ve diş yapımızdı. Beynimizin büyüyebilmesinin bizlere avantaj sağlamasından ötürü, beyne yer açmak adına ve diyetin de değişmesiyle birlikte çene yapımız küçülmeye başladı. Artık eski güçlü ve vahşi ağızlara ihtiyacımız azalmaya başlamıştı. Otlara göre sindirimi çok daha kolay olan et için fazladan dişlere ihtiyacımız kalmamıştı. İşte bu yüzden de fazladan dişler üretmeye harcanan enerji, başka alanlara harcanabilirdi. Zaten çenenin küçülebilmesi için en dıştan başlayarak dişlerden fedakarlık etmek avantaj sağlamaktaydı.

Ne var ki evrim süreci asla birkaç günde olabilecek bir süreç olmamıştır; bu, doğa yasasının "doğasından" dolayı böyledir. Nasıl ki kıta kaymaları birkaç günde gözlenebilir olaylar değilse (ve bu durum, kıtaların hareketinin doğasından ötürü böyleyse), evrim yasası da kısa sürede aşırı hızlı değişimlerin gözlenebildiği bir yasa değildir. Bunun önemiyle ilgili daha fazla bilgiyi buradaki yazımızdan alabilirsiniz. Organizmaların bütün yapıları ani çevresel değişimlere aynı hızda cevap veremezler. Çok ani değişimler, diğer yapıların bu değişime ayak uyduramamasına neden olacak ve türün elenmesiyle sonuçlanacaktır. Ancak ayak uydurabilenlerin yapıları yavaş yavaş değişmeye başlayacaktır.

Evrim sürecinin yavaş olmasından ötürü, körelmiş organların da öyle birkaç günde veya yılda kaybolması veya körelmesi beklenememektedir. Ancak canlılara baktığımızda, köreldiği belli olan organlar evrimsel süreçte varlık-yokluk skalasında farklı noktalara düşmektelerdir. Yani bir organ/yapı/mekanizma henüz işlevini yitirmeye başlamışken, bir organ/yapı/mekanizma körelmenin ileri düzeylerindedir, bir diğer organ/yapı/mekanizma yok olmak üzeredir. Pek çok organ/yapı/mekanizma da bu süreçte çoktan yok olmuştur ancak çoğu zaman yok olan bir organın eskiden orada olduğunu tespit etmek zor olabilmektedir. Körelmiş organlarla ilgili daha fazla bilgiyi buradaki makalemizden alabilirsiniz.

20 Yaş Dişleri Körelmeye Devam Ediyor!

20 yaş dişleri de popülasyon içerisinde yok olmaya doğru adım adım gitmektedir. Et ile beslenmeye 2.5 milyon yıl önce başladık ve bu sürede, artık işe yaramadığı için ve çenenin küçülebilmesi için yer açmanın avantajlı hale gelmesiyle, insan popülasyonu içerisinde 20 yaş dişleri giderek yok olmaya başladı. Eskiden popülasyonlarda bireylerin %99'undan fazlasında 20 yaş dişlerinin var olduklarını bilmekteyiz, ancak günümüzde, Dünya geneline baktığımızda bazı insanlarda ömürleri boyunca hiç 20 yaş dişinin çıkmadığını görmekteyiz.

İstatistik vermemiz gerekirse, günümüzde insanların %35'inde bu diş hiç oluşmamaktadır. Buna, evrimsel biyolojide agenez denmektedir. Yani popülasyon normları aksine, aynı popülasyon içerisindeki bireylerin, belirli bir organ/yapı/mekanizmayı embriyonik dönemde ya da zamanı geldiğinde üretememesi... 

Genel olarak insan popülasyonunda ise Tazmanya'da yaşayan Aborjinlerde 20 yaş dişleri hiçbir bireyde çıkmamaktadır. Öte yandan Meksika yerlilerinde popülasyon içerisindeki tüm bireylerde 20 yaş dişleri çıkmaktadır. Diğer tüm toplumlarda ise bu dişlerin varlığı geniş bir çeşitlilik göstermektedir. Örneğin bazı ailelerde anne tarafında 20 yaş dişleri hiç çıkmazken, baba tarafında bu dişler tamamen ağrısız olarak çıkabilmektedir. Yavrular da buna bağlı olarak çeşitlilik spektrumunda belirli noktalarda yer alabilmektedir.

20 Yaş Dişlerinin Popülasyondaki Dağılımı Çeşitliliğe Örnektir

İşte bu, popülasyon içi varyasyon (çeşitlilik) demektir. Bu çeşitlilik içerisinde, ortam koşullarına en uygun olan bireyler hayatta kalacaklardır. Örneğin insan türü de diğer hayvanlar gibi halen vahşi hayatta yaşıyor olsalardı ve et kıtlığı yaşansaydı, 20 yaş dişlerine sahip ve bunları az çok acısız kullanabilen bireyler yeşil bitkileri çok daha etkili bir şekilde sindirebileceklerdir ve vahşi ortamda diğer insanlara göre avantajlı konuma geçeceklerdir. Belki bu kıtlık ya da yeni yaşam biçimi milyonlarca yıl sürecek olsa, bir diğer körelmiş organ olan apandiks yeniden işlevini kazanmak üzere seçilim baskısına uğrayacaktır (çünkü halen apandiks eser miktarda da olsa selüloz sindirimi için salgı sağlamaktadır; ancak bu salgı hiçbir işe yaramayacak kadar azdır). Veya daha önce olanın aksine, belki apandiks değil ama karaciğerimiz ya da pankreasımız bunu yapabilecek şekilde evrimleşecektir.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
360
Aybaran Keskin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kudüs'te Paskalya Bayramı'nda Kutsal Kabir Kilisesi'nde yakılan Kutsal Ateş(Holy fire) neden insanları yakmıyor bilimsel bir açıklaması var mı, yoksa bir mucize olabilir mi?
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Eren Şahin
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Din Kültürü öğretmenimiz bahsetmişti. Bir elektron aynı anda 2 farklı yerde bulunabilir diye. Bu nasıl mümkün olabiliyor ve bu elektronlardan birini karadeliğin içine gönderme şansımız olsaydı diğer elektronla karadeliğin içindeki değişimleri anlayabilir miydik?
Puan Ver
1
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
En iyi ahlakın ne olduğuna nasıl karar veririz?
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
5
Puan Ver

En iyi ahlaki sistem (mutlak ahlak) diye bir şey yoktur. Bu konu tamamen yaşadığınız sosyal çevre ile ilgili. Örneğin antik bir kabilede hamile dişiler, kabilenin en zekisi, en güçlüsü gibi “enler” ile cinsel ilişkiye girer. Böylece çocuğun onlara çekeceğini düşünülür. Bu davranışa günümüzde “ahlaksız” damgası vurulsa da söz konusu toplumda geleneksel bir ahlaki davranıştı. Aynı şekilde kızların sünnet olması da, el öpmek de... Bu konuda en özet cevabı Nietzsche vermiş; “Ahlaksal olay yoktur, yalnızca olayların ahlaksal yorumu vardır" diye.

Suçları, doğruları, yanlışları biz tanımlıyoruz. Doğada yumurtalarını başka tür kuşun yuvasına bırakıp, orada katliam yapan guguk kuşu suçlu mudur? Belki guguk kuşu olsak davranışı “yanlış” diye yasaklardık ama şu an umrumuzda değil. Doğasında var diyerek Nat Geo’da izliyoruz. Çünkü bir şey “doğada var” diye kabul etmiyoruz. Onu değiştirmek istiyoruz. Analizler yapıp “yanlış” bulduklarımızı yasaklıyoruz. Diğer hayvanlar gibi empati de yapıyoruz. Ama aslanın, leoparın avını çaldığı gibi yemek çalmayı "yanlış" buluyoruz. Biz Homo sapiens olarak bir düzen kurmaya çalışıyoruz.

Öte yandan Alper Gülgen isimli bir okurumuz da, Harari'den okuduğu işbirliği becerisi ile ilişkilendiriyor. Harari’ye göre insan türünün ahlak anlayışı altında tanımadığı insanlarla sistematik işbirliği yapabilmesi yatıyor. Bunun için bir güven sağlayıcı faktör lazım. Hırsızlık yapmak ve insanları darp etmek güvensizlik yaratacağı için işbirliği yapma konusunda sorunlar yaşanacaktır. Tamamen zorbalık ile yürüyen gruplarda dahi bir güven ilişkisi olmalı. Mafyatik örgütlenmelerde bile kendince bir ahlak sistemi (racon) olması bununla ilgilidir.

Evrenselliğe doğru yolculuğumuzda “davranışlar bütünü” olan ahlak anlayışımız: Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma şeklindedir. Dolayısıyla popülasyonda “güven” elde ediyoruz. Daha iyisini bulana kadar elimizdeki en iyisi... Homo’nun marifeti.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Neden kadınlar erkekler kadar ilgili değiller?
Puan Ver
0
Puan Ver
165
Alim Karaçay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
elimde bir çeviri kitap var üniversite için bu kitapta yazıyor ki iyonik bileşikler kaba formülleriyle ifade edilir sebebini de yazmış uzun uzun yazmıyorum bu bir tane Na ile bir tane Cl ün birleşince kristal yapı oluşturmuş Na ve Cl lerin özelliklerini göstermeyeceği anlamına mı geliyor tam anlayamadım şimdiden teşekkürler
Puan Ver
1
Puan Ver
Anonim
Anonim
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
sıvı olan yumurta cok kısa sürede katıya dönüşüyor bu nasıl gerçekleşiyor?
Puan Ver
0
Puan Ver
350
Murat Bayındır
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
sabit hızlarla ilerleyen cisimlerde etkileşimin sonuçları nelerdir? aynı hzıla giden iki araçtan birinden diğerine atlasam ne olur?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Üçüncü bir gözlemciye göre hareketsiz olan bir mermi ve insan arasında ne etkileşim oluyorsa, aynı üçüncü gözlemciye göre sabit ve eşit hızla ilerleyen bir mermi ve insan arasında da aynı etkileşim olur.

Üçüncü bir gözlemciye göre hareket eden bir araçtan, aynı gözlemciye göre aynı hızla giden ikinci bir araca atlamak, aynı üçüncü gözlemciye göre durağan bir araçtan, aynı gözlemciye göre durağan bir başka araca atlamakla da aynıdır (hava sürtünmesi ihmal edildiğinde).

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
505
Atahan Sır
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Ders çalışırken bir kaynakta bu bilgiye rastladım ama nedenini tam anlayamadım. No 23rd amino asit başlıklı linkteki yazı.
Puan Ver
0
Puan Ver
350
Murat Bayındır
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
şuanki gelinen zaman itibarı ile hayvansal ve bitkisel beslenmenin insan için faydası-zararı nelerdir?et obur,ot obur yada her ikisi;fayda-zarar?
Puan Ver
0
Puan Ver
350
Murat Bayındır
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
bazı canlılar avlanırken kamufle olurlar;renk uyumu ile.her canlıda renk algısı farklı ise kamufle olayı nasıl oluyor?
Puan Ver
2
Puan Ver
165
Alim Karaçay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
tamam elektron alıp vermek protona göre daha kolay ama tek sebep bu mu hidrojen bir elektron verdiğinde farklı davranır ama adı hidrojen aynı o halde aynı kalan bir davranış olmalı bu hangi davranış lütfen detaylı bir şekilde anlatırsanız sevinirim şimdiden çok teşekkürler
Puan Ver
1
Puan Ver
13k
Mustafa Ozan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Bireylere, onları sevip sevmediğimiz üzerinden tavır belirleme, en ilkel çocuk çağındaki yaklaşımdır. İletişimde olduğumuz kişiler, özellikle de kişisel nedenlerle -olumlu ya da olumsuz- tavır belirlenecek kadar basit değillerdir asla. Kişisel nedenlere bağlı bir yaklaşım gösterme durumu, kişinin yaklaşım tarzını muhatabının belirlemesi demek aslında. Yani ben eğer bir kişiyi sevmediğim için saygısız bir yaklaşım sergiliyorsam, benim nasıl davranacağımı muhatabım belirliyor demektir. Bu da içsel referanslarımın zayıf olduğunu kısaca tutarsız olduğumu gösterir.

Bu sadece kişisel ilişkilerle sınırlı bir durum değil, sevmediğim bilim insanının bilimsel bulgularına da kişisel tavır belirleyebilirim, çünkü sevmediğim bir kişi ortaya koymaktadır.

Bu aslında biraz da reptilian beyin eğitimiyle de alakalı biraz. Yani analiz-sorgulama süreçleriyle iyi gelişmiş bir orta beyin, ilişkilerde duyguları değil, rasyonel tutumları öncüller. Dürtüsellik, kişilerin ne düşündüklerinden çok nasıl göründükleri ya da bende ne hissettirdiklerine odaklar. Bu nedenle hem kendi gelişimim, hem de üretilecek yeni bilimsel yaklaşımları engeller.

Kendisine yeterli değeri veren bir birey, muhatabına, onun nitelikleri üzerinden ve temel evrensel insani değerler üzerinden yaklaşır. Zarar görme durumuna kadar.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
13k
Mustafa Ozan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Bir şeyi doğru olarak kabul etmek,en önemlisi kendi doğrun fikrin olarak kabul etmek uzun bir süreçtir.Kabul etme aşaması ise o fikrin tersini ve düzünü görerek karşıtlarını görerek olur.Bu durumun dışındaki kabullenme ,kabullenme sayılamaz karşıtı hakkında yeteri bilgi sahibi olmadan tek doğruymuş gibi hareket etmek,fikrin sadece işimize yarayacak kısmını görüp geri kalanına kör olmaktır.Kısaca körü körüne bağlanmak,benimsemek,benliğin bilişsel ihtiyacını karşılayabilecek tek gerçek olarak görmek söz konusuysa depresyona sebep olabilir.Soruda bahsedilen depresyonun ; uzun süre tek konuya odaklanıp diğer doğruları es geçmenin,daha sonrasında bu es geçilen konuların,uzun süre benimsediğimiz fikrimiz sırasındaki olayları yorumlamada daha geniş güzergâh , perspektif sunabileceği düşüncesindeki hayal kırıklığı olabilir.Bir fikri öncümüz olarak görmek olayları anlamlandırmada kolaylık sağlar.'Depresyon' durumu dediğimiz şey,tek açıdan bakmanın ,bir spiritüel yasa olarak da "Zihinsel Bağımsızlık Yasası" nın suistimal edilmesi ,sonsuz olasılıklara açılan kapının kapatılması durumudur.

Sandığımızdan daha değişkeniz.Değişimleri,en önemlisi bizi ilgilendiren değişimleri kabul etmek yorucu bir süreç olabilir.Sonuca bağlılık çoğu zaman mantıklı değildir.Her düşünce zıttıyla vardır mutlak doğru yoktur,kabul ettiğiniz doğrunun zıttını kabul eden de vardır .Zihinsel Bağımsızlık Yasası yapı olarak entelektüel olan bizler için göz ardı edilmemesi gereken bir yasadır

- Aynı nehirlere iki defa inemezsin. Çünkü aynı nehirlere inenlerin üzerine her zaman yeni sular gelir.-Herakleitos

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Zeynep Ece
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Anne karnındaki bebeğe ameliyat nasıl oluyor? Sanıyorum embriyo kesesini patlamaları lazım ki ameliyat olsun. Tekrar embriyo; o sıvının içine nasıl yerleştirilebiliyor?
Tüm Sorular
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“İnsanlara karşı işleyebileceğimiz en büyük suç, onlardan nefret etmek değil, onları umursamamaktır. Umursamazlık, insan dışılığın özüdür.”
George Bernard Shaw
Geri Bildirim Gönder