Puan Ver
37
Puan Ver
22K
Serhat İbin
Teşekkür (2)
Hatırla (1)
Takip
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
16
Puan Ver
Mustafa İnanç , Öğrenci (Fizik bölümü)

Aslında istediğin gibi hareket edebilirsin ama bu seni ne kadar tatmin eder bilemem. Uzay-zaman iç içedir. Yani 3 boyutta yaptığın hareket diğer bir boyut olan zamanı etkiler. Bir benzetmeyle kolayca anlaşılabilir. Doğu doğrultusunda 300 km/s hızla giden bir araç düşün. Şimdi de kuzeydoğu doğrultusuna 300 km/s hızla giden bir araç düşün. Kuzeydoğuya doğru giden aracın hızının kuzeyde ve doğuda iki bileşkesi vardır. Elbette bu bileşkeler 300 km/s hızdan daha az olacaktır. Yani kuzeydoğuya 300 km/s hızla giden bir aracın doğu bileşkesinin hızı 300 km/s den daha az olacaktır. Boyutlarla ilişkisine gelecek olursak dediğim gibi uzay-zaman iç içedir. Tıpkı kuzey ve doğu gibi ilişkileri vardır. Kuzeye uzay doğuya zaman dersek eğer uzayda hareketsizsen tüm hareketin doğuya doğrudur yani zaman olduğu gibi ilerler. Fakat uzayda hareket halindeysen artık sadece doğuya değil kuzeye doğru da hareket ediyorsun demektir ve bu bir bileşke oluşturur. Zamanın hızının azalmasına sebep olur. Yeterince hızlı hareket edersen (hızını ne kadar çok kuzeye yöneltirsen doğudaki hızını o kadar azaltırsın) zamanı neredeyse durma eşiğine getirebilirsin.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
630
Mahsun Yaşar
Teşekkür
Hatırla
Takip
iki molekül arasında zayıf etkileşimler oluşur: dipol-dipol, iyon-dipol gibi peki iki iyon arasında yani NaCl ile MgO arasında etkileşim olur mu kimyada buna ne denir?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

İnternette yaptığım kısa bir araştırmaya dayanarak söyleyebilirim ki görebildiğim kadarı ile her hangi bir iyon-iyon etkileşimi yok.

Schollar da bu konu ile ilgili her hangi bir kaynak yok.

Wikipedia da aynı durumda,Haliyle şu anda böyle bir durumun mevcut olmadığını söyleyebiliriz.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

https://evrimagaci.org/koronavirus-cansiz-yuzeylerde-kac-gun-aktif-kalir-8396

vücut içi için bir şey diyemem ama yüzeylerde hayat kalma süresi için bu gayet güzel bir kaynak karakter sınırını aşamadım diye yazdım burayı bütün cevap var zaten linkte

Teşekkür

Kaynaklar

  1. evrim ağacı sars cov2 yüzeylerde hayat kalma
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
170
Başar Gürol
Teşekkür
Hatırla
Takip
mesela bir meteor yoğun gaz ve toz bulutu olan ve çok ciddi miktarda enerji içeren bir nebulanın içinden geçerse birşey olur mu? bu gazların enerjisi meteora bir ivme kazandırabilir mi?
Puan Ver
0
Puan Ver
336
Yade Yalçın
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
Gerçekte değil dedim ama bunun hakkında sosyal gözlemlerim hariç bir dayanağım yok yine de bende olsam yavruma özgecil davranırdım sonuçta bu kararımda evrimden gelmiyor mu ????
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Mutlu Paksoy
Teşekkür
Hatırla
Takip
Bir gerçek örnek verebilirmisiniz?
Puan Ver
0
Puan Ver
470
Barış Özcan
Teşekkür (2)
Hatırla (1)
Takip (1)
Bağlantıdaki resimde Demir tozları arasında neden boşluk oluşmakta, neden belli bölgelerde manyetik kuvvet daha fazla bulunmakta ?
Puan Ver
0
Puan Ver
35
Hakan Tunca
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip
Bu duruma daha çocuk yaşlarda maruz kalınıyor olabilir. Bir ebeveyn olarak, bazen çocuğumun istediği ama yapmasının doğru olmayacağı birşeye izin vermediğimde onun için iyi bir şey yaptığımı ileride anlıyor olması, şuan anlamasada sevildiğini korunduğunu daha yoğun hissedeceği başka bir ortam olmadığından boyun eğiyor olabileceği
Puan Ver
1
Puan Ver
65
Mehmet Çay
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip
Yağmur sularının depolanıp kullanılmasının Ne oranda mümkün ve faydalı olduğunu merak ediyorum
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Betonlaşan şehirlerde, yağmur suları ayrı kanallarla toplanıp değerlendirilmediğinden maalesef israf olmakta, çoğu kez sele yol açarak ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Yer çekimi ile akıp giden yağmur suyunu değerlendirmek varken ihtiyacımız olan su, yeraltı sularından temin edilmekte ve üstelik yer altındaki suyu yeryüzüne çıkarmak için de ekstra enerji yani para harcanmaktadır. Bugün yağmur suyundan doğrudan faydalanmak gelişmiş ülkelerde kullanılan bir yöntemdir. Gelişmiş ülkelerde çatı kanalları aracılığıyla depolarda toplanan yağmur suları biriktirilerek, bahçe sulama suyu, kullanma suyu ve arıtılarak içme suyu olarak kullanılmakta ve bu şekilde tasarruf sağlanmaktadır.

Ülkemizde yağmur yağdığında çatılardan, betonlaştırılan cadde ve sokaklardan başıboş akışına bırakılan sular rastgele çoğalmakta, uygun altyapı sistemleriyle toplanıp biriktirilmediğinden birçok cadde, sokak, meydan, ev sular altında kalmaktadır. Burada asıl sorun yapıların düşük kot seviyesindeki zeminlere yapılması değil yağmur suyunun kontrolsüz şekilde akışına bırakılması meselesidir. Çevre alanlar betonlaştırıldıkça, yeşil alanlar azaldıkça yağmur suyunun toprağa geçerek yeraltı suyuna karışması zorlaşmaktadır. Yeraltı suyunun beslenmesi için sel olup giden değil toprağa sızarak karışan yağmur suyuna ihtiyaç vardır. Sel ve taşkınlarda suyun israf olmasının yanında karışım nedeniyle yağmur suyu kirlenmektedir. Ülkemizde kanalizasyon şebekesine yönlendirilen yağmur suları şebekenin çökmesine ve atık su arıtım maliyetinin artmasına yol açmaktadır.

Çatılardan sokaklara, sokaklardan caddelere akan yağmur suları; toplama, filtreleme ve depolama süreçleriyle yeniden kullanılabilir. Mevcut çatı giderleriyle toplanarak basit tanklarda biriktirilecek sularda göz ardı edilmemesi gereken nokta çatılardan kaynaklanan kirlenmelerdir. Bu nedenle çatı kaplama maddeleri suyu kirletmeyecek nitelikte, uygunlukta olmalıdır. Bulunulan bölgenin hava, çatı kirliliğine ve yağmurun şiddetine göre ilk dakikalarda yağan yağmur safsızlıklar içerebileceğinden ilk dakikalardaki yağışı toplanmayıp tahliye edecek bir süre sonra toplama tankına aktaracak sistemler kurulmalıdır. Biriktirme tankına girmeden önce kolay temizlenebilen mekanik filtreler kullanılmalı, tankın taşmasını önlemek için tahliye sistemleri kullanılmalıdır.

Diğer taraftan sürekli betonlaştırılarak yağmur suyunun toprağa karışmasının engellendiği şehirlerde altyapının da birleşik sistem olarak projelendirilerek yağmur suyunun kanalizasyona karıştırılması ekonomik bir kayıptır. Sadece barajları besleyen derelerle, baraj ve çevresine yağan yağmurlarla bir şehrin su ihtiyacını karşılama düşüncesinin yetersizliği kanıtlanmış bir gerçektir. Sonuç olarak yağmur suyunun kanalizasyon sistemine karışması önlenmeli ayrı bir altyapı ile toplanıp, alternatif bir su kaynağı olarak kullanılma yöntemleri değerlendirilmelidir.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. berna akın aslında alternatif su kaynağı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Burak T
Teşekkür
Hatırla
Takip
1-Bazı aşı türlerinde kullanılan ölü virüsü hastaya enjekte ederek bağışıklık kazandırmak 2-İyileşen hastanın plazmasını hastalara vermek 3-Sağlıklı bireylere çok cüzi miktarda virüs vererek hem bağışıklık kazanılmasını hem de hastalığın asemptomatik&hafif geçirilmesini sağlamak
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Ölü ya da zayıflatılmış virüs verme viral hastalıklarda profilaktik olarak kullanılıyor. Mesela kuduz aşısı buna bir örnek cansız olarak hastaya temas sonrası belli aralıklarla veriliyor. Hasta bireye iyileşen kişinin serumunun verilmesinde ise antikorlarını aktarmış oluyoruz. Bu da kuduz üzerinden verebileceğimiz örnekle kullanıldığı görülüyor.

Kuduz şüpheli hayvanla temastan sonra 0,3,7,14,28. günlerde aşı yanlış hatırlamıyorsam da 3.günde HRIG serum veriliyor. Şuan covid19da bu yöntemler dünyanın birçok yerinde deneniyor. Ülkemiz de bunlardan biri. Güncel gelişmeleri farklı kaynaklardan takip ederek bu alanda soru işaretlerimizin zaman içinde gideceğini ümit ediyorum

Sağlıklı günler dilerim

Teşekkür (1)
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Öncelikle bu konuda kanıt olmadığını, söylemi desteklediği!! ifade edilen iki teori olduğunu söyleyebilirim;

İlk teori 5G' nin bağışıklık sistemine zarar verdiği iddiasıdır. Bu iddia şu ana kadar kanıtlanmış değildir. 5G nin hücresel hasara sebep olabilecek radyasyon seviyelerinden çok daha düşük seviyede bir etki gösterdiği bilinmektedir.

İkinci teori ise viruslerin birbiri ile elektromanyetik yollarla iletişim kurarak hastalığın yayılımını indüklediklerini iddia etmektedir. Bu iddia ise tamamen dayanaksızdır. Bu teoriyi yayınlayan tabloid gazete konuyu 2011 yılında bakterilerin iletişimi hakkındaki bir bilimsel araştırma iddiasına dayandırmaktadır.

Teşekkür (1)

Kaynaklar

  1. fullfact.org 5G is not accelerating the spread of the new coronavirus
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
60
Emin Genç
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Nükleer enerjinin temeli atomların gücünü kontrol altına alıp bu gücü kullanmaya dayanır. Hem fizyon hem de füzyon atomlar aracılığıyla enerji oluşturmak için değiştirilmiş nükleer süreçlerdir, ancak ikisi arasındaki fark nedir? Basitçe söylemek gerekirse, fisyon bir atomun ikiye bölünmesidir. Füzyon ise iki hafif atomun nükleer reaksiyonlar sonucu birleşerek daha ağır bir atom oluşturmasıdır. Bu nedenle fisyon ve füzyon birbirinden çok farklı olan karşıt süreçlerdir. Fisyon’ nun kelime anlamı “parçaların ayrılması ya da yarılması” dır. Nükleer fisyon’ da atomlar yarılarak ısı enerjisi açığa çıkarırlar. Bir çekirdek bölünmesi gerçekleştirmek için mümkün olan bu şaşırtıcı keşif Albert Einstein’ nın kütlenin enerjiye dönüştürülebileceği öngörüsüne dayanır. 1939 yılında bilim insanları deneyler yapmaya başladı ve bir yıl sonra ilk nükleer reaktör Enrico Fermi’ nin yürüttüğü bir proje sonucunda Amerika Birleşik Devletleri’ nin Chicago, Illinois kentinde kuruldu.

fisyon ve füzyon
fisyon ve füzyon
fizikakademisi.com

Kararsız izotoplar (proton sayıları aynı ancak nötron sayıları farklı atomlar) çok hızlı parçacıklar (çoğunlukla nötronlar) tarafından bombardımana tutulduğunda nükleer fisyon gerçekleşir. Bu nötronlar hızlandırılır ve daha sonra karasız izotopa çarparak fisyon’ a neden olur veya daha küçük parçacıklara ayrılırlar. Bu işlem boyunca nötron hızlandırılıp hedef çekirdeğe çarpar. Bu hedef çoğunlukla nükleer güç reaktöründeki Uranyum-235’ dir. İşlem sonucunda hedef çekirdek bölünüp, üç tane yüksek hızlı nötrona ve daha küçük iki izotopa (fisyon ürünleri) ayrılır ve çok miktarda da enerji açığa çıkarır. Bu ortaya çıkan enerji daha sonra nükleer reaktörde su ısıtmak için kullanılır ve sonuç olarak elektrik üretir. Reaksiyon sonucu ortaya çıkan yüksek hızlı elektronlar diğer fisyon reaksiyonları veya zincir reaksiyonları başlatan mermiler haline gelir.

Füzyon’ nun kelime anlamı “bir bütün olan ayrı parçaların birleşmesi” dir. Nükleer füzyon “atomik çekirdeklerin birleşerek daha ağır çekirdekler oluşturması sonucu çok büyük miktarda enerjinin serbest bırakılması” olarak tanımlanır. Son derece büyük basınç ve sıcaklık altında düşük kütleli izotopların, tipik olarak hidrojen izotopları, birleşmesiyle füzyon olayı meydana gelir. Füzyon güneşte ortaya çıkan enerjinin kaynağıdır. Trityum ve döteryum atomları (hidrojenin izotopları: hidrojen-3 ve hidrojen-2) bir helyum izotopu ve bir nötron oluşturmak için çok yüksek basınç ve sıcaklık altında birleşirler. Bununla yanısıra, muazzam miktarda enerji açığa çıkar.

Füzyon
Füzyon
fizikakademisi.com
Fizyon
Fizyon
fizikakademisi.com

Fisyon ağır, kararsız bir çekirdeğin daha hafif iki çekirdeğe parçalanmasıdır ve füzyon ise iki hafif çekirdeğin birleşip büyük miktarda enerji açığa çıkardığı bir süreçtir.

Cevabın daha iyi anlaşılması için yaptığım tanımlama kısmını bitirdikten sonra şimdi sorunun cevabını verelim.

Birbirine zıt iki durum olan füzyon ve fisyonda açığa çıkan nükleer enerjinin sebebi çekirdek tepkimeleridir yani nükleer reaksiyon.

Nükleer reaksiyon veya çekirdek tepkimesi, iki atom çekirdeğinin veya bir atom çekirdeğiyle atom dışından bir atomaltı parçacığın çarpışarak bir veya daha fazla yeni nüklide dönüşmeleri. Bu gibi reaksiyonlarda yer alan atomaltı parçacıklar proton, nötron veya yüksek enerjili elektron olabilir. Kimyasal reaksiyondan farkı, kimyasal reaksiyonların atomların elektronları arasında gerçekleşmesidir. Çekirdek tepkimesi sonucunda eğer proton sayısı değişiyor ise farklı bir elemente ait bir atom oluşmuş olur. Bir reaksiyonun nükleer reaksiyon sayılabilmesi için en az bir nüklidin başka bir nüklide dönüşmesi gerekir; böyle bir dönüşüm gerçekleşmezse yaşanan çarpışma sürecine saçılma adı verilir. Spontane olarak gerçekleşen radyoaktif bozunma, nüklit değişimine yol açsa da nükleer reaksiyon olarak kabul edilmez.

Nükleer reaksiyonların araştırılması nükleer fizik ve parçacık fiziği alanlarının konusudur. Nükleer reaksiyonlar enerji endüstrisinde (nükleer reaktörlerde) ve nükleer tıpta kullanılan radyonüklidleri oluşturmak için kullanılır. Fisyon reaksiyonlarında fisil materyalde zincirleme nükleer reaksiyon yaşanabilir. Doğal olarak gerçekleşen nükleer reaksiyonlar arasında yıldızların enerji üretimini sağlayan füzyon reaksiyonları bulunur.

Nükleer reaksiyonlar aşağıdaki şekilde ifade edilir:

Nükleer Reaksiyon Denklemi
Nükleer Reaksiyon Denklemi
Wikipedia

Burada verilen reaksiyon, lityum-6 ve döteryum (hidrojen-2) arasında gerçekleşip iki lityum-4 atomunun oluşmasına yol açmaktadır. Bu ifade şeklinde iki tarafın elektriksel yükü ve baryon sayısı (nihai atomik kütle numarası) korunmalıdır.

Nükleer reaksiyonlar enerjinin korunumu yasasıyla sınırlanır. Ekzotermik bir reaksiyonda kinetik enerji salınımı yapılır, endotermik bir reaksiyonun gerçekleşmesi için sisteme kinetik enerji verilmesi gerekir. Bu sürecin hesaplaması parçacıkların duruk kütleleri kullanılarak yapılır. Yukarıdaki örnekte lityum-6 çekirdeğinin duruk kütlesi 6.015 atomik kütle birimidir ("u" olarak kısaltılır), döteryumunki 2.014u ve helyum-4'ünki 4.0026u'dur. Bu durumda:

reaksiyona giren iki çekirdeğin toplam duruk kütlesinin toplamı = 6.015u + 2.014u = 8.029u

iki helyum-4 çekirdeğinin duruk kütlesinin toplamı = 2 × 4.0026u = 8.0052u

"kayıp" duruk kütle = 8.029u – 8.0052u = 0.0238u

Enerjinin korunumu yasası çerçevesinde buradaki "kayıp" kütle reaksiyon sırasında kinetik enerji olarak salınmış olmalıdır. Bu enerjinin kaynağı nükleer bağ enerjisidir. Kayıp enerji kütle-enerji denkliği prensibi ve Albert Einstein'ın E = mc² formülü kullanılarak hesaplanabilir.

Teşekkür (1)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,475
Onur Tınmaz
Teşekkür
Hatırla
Takip
Kuantum elektrodinamiksel esaslara göre çalışacak yüksek frekans duvarlarını zorlayan elektromanyetik güç motorları üretmek pratik olarak mümkün müdür ?
Puan Ver
0
Puan Ver
65K
Ersals Krononot
Teşekkür
Hatırla
Takip
Peki zihinsel imajinasyonlarin gerçekleşme olasılığından bahsetmek mümkün olabilir mi? Detaylı bilimsel arka plan olmadan, şunu okursan anlarsın gibi niteliksiz cevap vermezsek konuyu açıklayabilecek kisilere izin vermis oluruz ve herkesin anlamasını sağlarız.
Puan Ver
0
Puan Ver
65K
Ersals Krononot
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
Teorik altyapısının -ilahi- olması ile, somut gerçekliğe dayalı kavrayış arasında çelişki olduğu söylenebilir mi. Tanrıyı kabul etmek de reddetmek için de aynı çelişki olduğunu söylemek mümkün mü....
Puan Ver
0
Puan Ver
160
Müslüm Can
Teşekkür
Hatırla
Takip
Kapasitörler elektrik alan etkisiyle bir miktar elektrik enerjisi depolaya biliyorlar. Manyetik alanda elektronları etki edebiliyor. Manyetik alanı kullanarak bir kapasitör gibi elektrik enerjisini depolaya bilir miyiz?
Puan Ver
1
Puan Ver
Teşekkür
Hatırla
Takip
Evrim ağacı sitesinde bilimseverler olarak tek bir çatı altında toplanmış bir aile gibiyiz. Evrim ağacı gibi kaliteli ve özgün bir içerik platformu bilmiyorum, evrim ağacı sitesine yazı yazarak katkıda bulunmak isterim. Kuantum fiziği ve kuantum gravitasyon alanında bilgi sahibiyim.
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
5
Puan Ver

Evrim Ağacı'nda içerik üretmek isteyenlerin takip etmesi gereken adımları burada anlatmıştık.

Ayrıca herhangi bir yazılı içerik göndermeden önce Yazılı İçerik Kurallarımızı okuduğunuzdan da lütfen emin olun.

Bu kuralların her birine uyan içerikler göndermeniz halinde editörlerimiz değerlendirmeye alacak ve uygun bulurlarsa yayınlayacaklardır.

Sevgiler.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
2,604
Jimmy Braddock
Teşekkür
Hatırla
Takip
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver

Bazı seslerin insanı rahatsız etmesinin sebebi , sesin iki temel özelliğine dayanır.

1- Sesin Şiddeti:

Sesin şiddeti, ses dalgalarının enerjisine ve genliğine bağlıdır. Genlik büyükse ses şiddetli, küçükse ses zayıf duyulur.

Genlik
Genlik
fizik.net.tr

Ses kaynağından uzaklaştıkça sesin şiddeti daha az, yaklaştıkça daha fazla algılanır.Sesin şiddetinin birimi desibel (dB) dir. İşitilebilen en hafif ses 0 dB dir ve buna işitme eşiği denir. İnsan 0 – 120 dB aralığındaki sesleri duyabilir. 30 ile 60 dB arası sesler normal şiddetteki seslerdir. 60 dB den fazla olan sesler şiddetlidir ve rahatsız eder.

– Şiddetli sesler;

* Uyumayı ve düşünmeyi zorlaştırır.

* Stres ve sinir yapar.

* İşitme kaybına neden olabilir.

2-Sesin Frekansı

Sesi oluşturan kaynağın bir saniyedeki titreşim sayısına frekans denir. Sesin yüksekliği frekans ile doğru orantılıdır.Frekans sesin yüksekliğinin ölçüsüdür.

Frekans
Frekans
fizik.net.tr

– Frekansın birimi Hertz (Hz) dir. Frekans yalnızca kaynağa bağlıdır. Kaynaktan üretilen sesin frekansı ortam değiştirse de değişmez. Frekansı büyük olan ses, ince (tiz), Frekansı küçük olan ses kalın (bas) dır.

– Genellikle bayanların sesi ince (frekansı büyük), erkeklerin sesi kalın (frekansı küçük) dır. İnce sesleri kalın seslerden ayıran özellik sesin yüksekliği yani frekanstır.

– Kulağın sese duyarlılığı sesin şiddetine bağlı olduğu gibi frekansına da bağlıdır. İnsan kulağının duyarlı olduğu frekans aralığının içindeki ses dalgalarıdır. Sesin şiddeti yeterli ise bu sınırlar 20 Hz ile 20.000 Hz arasındadır. Duymuş olduğunuz sesin miktarı (farklı sesler)ve bu seslerin frekansı arttıkça sesten dolayı rahatsızlığınız da artar.

Lakin bir durum daha var. Psikolojik ve sinirsel bir hastalık olarak tanımlanabilen Misophonia .

Sesten nefret etme olarak tanımlanan misophonia hastalığı köklü bir geçmişe sahip olsa da ilk kez 2001 yılında Jastreboff isimli bilim adamı tarafından tanımlanmıştır. Öksürük, televizyon sesi, ıslık, horlama, gülme, sakız çiğneme, yürüme, esneme, hapşırma, konuşma, koklama, nefes alma, yemek yeme, diş fırçalama ve tırnak kesme gibi günlük hayatta mutlaka karşılaşılan sıradan seslerden rahatsız olan, hatta öfkelenen misofonya hastaları, yoğun kaygı yaşar ve kaçınma davranışı geliştirebilir. Nedeni tam olarak bilinmese de nörolojik ve psikolojik bir bozukluk olarak değerlendirilen hastalığa beynin frontal lobundaki farklılıklardan kaynaklandığı düşünülür. Hastalar çevresel seslerden o kadar rahatsız olur ki bir süre sonra sosyal hayattan uzaklaşmaya başlar ve yalnızlaşır. Halk arasında duyma bozukluğu olarak bilinse de duyma ile ilgili olarak algıda gelişen bozukluğu olan misofonya, yüksek sesli ve aritmik seslerin yanı sıra bazı hafif seslere karşı da rahatsızlık hissi gelişmesine neden olur.

Misophonia belirtileri nelerdir?

Genellikle diş fırçası sesi, yemek yeme sesi, düdük sesi ve nefes sesi gibi tetikleyici bir ses ile ortaya çıkan misophonia hastalığı belirtileri sosyal bir kramp gibidir. Hastalar bu çevresel seslere maruz kaldığında kontrolünü kaybedebilir ve saldırganlaşarak şiddete başvurabilir.

Çekirdek, patlamış mısır, cips gibi yenme esnasında ses çıkartan yiyeceklerden nefret etme,

Sabahları alarm sesi duyduğunda aşırı öfke hissetme ve gün içinde alarm sesine duyulan tedirginlik hissi,

Gündüz çevresel seslerden duyulan aşırı gerginlik hissi ve geceleri ise sessizlikten gelen huzur hissi,

Bebek ağlamalarına tahammül edememe(yüksek frekanslı ses)

Okulda, işte ya da herhangi bir mekânda ayağın ritmik bir şekilde yere ya da herhangi bir nesneye vurulmasından rahatsız olma,

Seslerden rahatsızlık hissine katlanamamaktan dolayı evin dışına çıkmaktan ve sosyal ortamlarda bulunmaktan korkma ve endişelenme,

Bu ve benzeri rahatsızlıklar herkeste zaman zaman hissedilen rahatsızlıklardır. Ancak misophonia hastaları çevresel seslere aşırı tepki gösterir.

Kişisel yorumum olarak şunu eleyebilirim; tiz seslerin diş gıcırdamasına veya diş gıcırdatmaya sebep olduğunu belirten bir bilimsel yayın olduğunu düşünmüyorum.

Teşekkür (4)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
460
Default 01
Teşekkür
Hatırla
Takip
Bu süpernovaların standart kandil olarak kullanılabildiklerini okudum. Evrendeki mesafeleri ve şuanki genişleme hızını ölçmek kullanılmalarını anladım ama geçmişte evrenin daha yavaş genişlediği bunlara bakarak nasıl anlaşılır?
Tüm Sorular
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Başkaları için bu kadar çok, kendimiz içinse bu kadar az şey hissetmek ve bencilliğimizi baskılamak insan doğasının kusursuz tarafıdır.”
Adam Smith
İnsan Zekasının Evrimi: Neden Sadece İnsanın Beyni Bu Kadar Evrimleşmiştir?
Geri Bildirim Gönder