Puan Ver
1
Puan Ver
850
Kadir Karaca
Teşekkür
Hatırla
Takip
Tanrının günah işleyip cehenneme gideceğini bildiği halde insanı yaratması acımasızlık olabilir mi?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Din özelinden bağımsız olarak düşünürsek, bir varlığın bilinç seviyesinin, mantığını faaliyetlerini yönetme biçimini değerlendirirsek, yaşamın sonunda pozitif ya da negatif bir değerde biyo-enerji alanına sahip olduğunu öngörelim. Kişinin sürüngen beyin- limbik sistemi yönetebilecek korteks gelişimi, onu akıl ve mantığı doğrultusunda faaliyete itecektir ve pozitif enerji alanı sağlayacaksa, bu yönetimin olmadığı, vicdan ile çelişen faaliyetler de, kişiyi negatif enerji alanı sahibi yapacak diyelim. Biliyoruz ki, yaptığımız hata ve yanlışların farkındayız ve bu faaliyetleri kendimize yalan söylemeden yapamayız. Şu anda bu kötülüğü yapıyorum ama........ işte boş alana ne gelirse gelsin, biliyorum ki yanlış bir şey yapıyorum. Yanlış yaptığını biliyor olmak, faaliyeti kortekse rağmen menfaat vs amaçlı kişinin kendisiyle çelişmesi anlamına geliyor. Bu faaliyet arttıkça, kendimizle çelişmek de kolaylaşıyor. Beynin ürettiği manyetik alan ve kalbin ürettiği manyetik alanların bu faaliyetler toplamının etkisinde şekillendiği öngörüsü ile, ölüm esnasında varlığın negatif enerji alanına sahip olduğu üzerinden, nötrlenmesi olarak düşünülebilir ceza. Çok din özelinde ele alındığı için hurafe ya da masal gibi gelebiliyor kulağa bu tür tekamül ile ilgili konular. Oysa benzer şeyler sosyal hayatta da gerçekleşiyor aslında. Kişinin doğmuş olması, onun insan olabilmesi anlamına da gelmiyor bu açıdan. Kişi çevresel olarak kim olacağı ona yüklenen kişi kaldığı sürece aslında doğmamış olarak değerlendirilebilir. Kişi kendi kişisel özelliklerini keşfetme ve geliştirmesiyle, kendi kendini doğurmakla yükümlü aslında. Ki, kim olacağını seçsin ve o olabilecek çabanın enerjisini kazansın. İşte kendi kendini doğuramamış kişiler, daha çok tanrıyı suçlamayı, ya da tanrısal erk i yüceltmeyi severler. Kendi olamadıkları için gruba dahil olma, ya da tanrısallığın gölgesinde garanti altında olma konforu, onları korkularından yapay biçimde uzaklaştırır. Bir kısmı da, tanrısal erk e karşı durmayı güçlü olmak zanneder. Tanrı yok din yalan gibi altı boş ve anlamsız karşı durduğu şeyi reddedecek teorik çelişkileri kabullenmek zorunda kalır. Bu tarz kişilerin tanrının cezalandırıcı olup olmadığı ile değil, kendisinin kendisi olup olmadığı ile ilgilenmesi gerekir. Yani tanrısal sorgulama yapmak için önce kendine rasyonel bakışı kazanabilmiş olmak gerekir.

Burada ceza veren tanrıdan cok, tekamül etme zahmetine katlanmayan birey özne. Gelişim çabası olmadığında, kişi nötrde kalamaz uzun süre. Bir konuda uzmanlaşmak, insan beyin için olmazsa olmazdır. İnsan olmanın en temel kuralıdır. Otokontrol, limbik sistem sürüngen beyin yönetimi, güçlü bir korteks ile gerçekleşecek çünkü.

Ceza veren ya da ödüllendiren tanrıdan çok, kendini tanıma, varlığını anlama, kendini keşfederek amaçlarını bulma ve uzmanlaşma çabasına girme konularında KARAR VEREN BİREY burada belirleyici unsur. Çünkü, kararlarını BİZZAT KENDİSİ veriyor. Tanrısal bir gücün zoruyla vermiyor, kendisi seçiyor kişi. Günümüzde görüntüleme sistemlerinin gelişimiyle, hangi faaliyetlerin olumlu, hangilerinin olumsuz elektromanyetik alan ürettiğini bile görebiliyor olacağız yaygın şekilde yakın zamanda.

Ayrıca tanrısal bir erk in cezalandırıcı olması ya da olmaması, bireyin gelişimi, yaşamının sonunda ulaşacağı faaliyetlerinin sonucu açısından birşeyi değiştirmiyor.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Berra Deveci
Teşekkür
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

A ile B arası mesafe x olsun.

Başlangıçtaki hızımız da v olsun.

1.5 saati 90dk olarak çevirelim.

x = v.t formülünden yerine yazalım

Birinci denklemi yazdık. Sıra v hızını %20 arttırmaya geldi yani:

(Bu bize hızın %120 sini verir yani %20 arttırmış oluruz.

sadeleştirirsek = kaldı.

Şimdi bununla da ikinci denklemi yazalım

şimdi iki denklem de x'e eşit olduğu için birbirine eşitleyelim.

Denklemi çözdüğümüzde dk olarak buluruz.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. dasdas
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
6K
Diyojen 1
Teşekkür
Hatırla
Takip
Yani ilk başta türlere nasıl bir avantaj sağlamış ki eşcinsellik varolmuş?(Neden elenmediğini sormuyorum. Nasıl ortaya çıktığını soruyorum)
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Aslında neden elenmediğine dair hipotezler içinde olası avantajlardan da bahsedilebilir. Çünkü elenmemesi için ya nötr etkisi olur, ya da avantaj sağlar. İlgili cevap içerisindeki nötr hipotezleri çıkarırsak avantaja dair hipotezler şunlar:

Eşcinselliğin Hiyerarşik ve Yavru Bakım Avantajı

Yapılan bazı çalışmalar, eşcinselliğin bazı durumlarda cinsel başarıyı dolaylı olarak da olsa arttırdığını göstermektedir. Bu hipoteze göre, aynı cinse ilgi duyan bireyler hiyerarşik düzende kolayca üst basamaklara çıkarak karşı cinse ulaşma şanslarını arttırırlar. Bu iddiaları düşünürken, sadece insanları değil, diğer yüzlerce hayvan türünü de hesaba katmak gerekir.

Örneğin bir martı türünde gözlenen eşcinsellik, bireyler arası ilginç bir ilişkiyi ortaya koymaktadır. Dişi martılar, erkeklerin yetersizliği veya sayıca azlığına tepki olarak, erkeklerle çiftleşmekte ve yavru üretmekte; ancak yavrulara başka bir dişiyle ortak olarak bakmaktadırlar. Bu sırada aralarında cinsel ilişkiye benzer davranışlar da görülmüştür. Yani erkek, sadece bir üreme aracı olarak görülmekte, gerçek eş olaraksa aynı cinsiyetin bireyleri (bu martı türü için dişiler) görülmektedir. Yukarıdaki tanımlarımız dahilinde, bu kuşların cinsiyeti dişidir, toplumsal cinsiyet açısından erkeklerle çiftleşmeleri beklenmektedir; ancak cinsel yönelimleri lezbiyenliktir (dişiler arası eşcinsellik).

Yukarıda da değindiğimiz gibi eşcinsel bireylerin başka bireylerin yavrularını evlat edinmesi, farklı açılardan da evrimsel başarıyı arttırıcı bir etkiye sahip olabilir. Örneğin, normalde uyum başarısı yüksek olmasına rağmen, ebeveynleri olmayan bireyler, genetik sürüklenme dahilinde kolayca elenebilirler. Böylece popülasyonlardaki "elit" bireyler (burada "elit" kavramı, evrimsel biyoloji açısından, "uyum başarısı en yüksek birey" anlamına gelir), olmaması gerektiği şekilde elenebilirler. Ancak popülasyon içerisinde eşcinsel çiftlerin varlığı, bu bireylerin evlat edinilmesine ve hayatta kalmasına büyük katkılar sağlayabilir. Bunun gerçekleşme sıklığı konusunda tartışmalar bulunmaktadır.

Eşcinselliğin Grup Avantajı

Bir diğer hipotez de, eşcinselliğin bireyleri desteklemek yerine grupları ve grup yaşantısını desteklemesinden taban almaktadır. Örneğin en yakın akrabamız olan bonobolarda eşcinsellik, sosyal ilişkileri güçlendirmek için kullanılan bir araçtır.

Samoa'da yapılan bir araştırma, eşcinsel erkeklerin yeğenlerine daha çok zaman ayırdığı ve ilgilendikleri görülmüştür. Bu da evrimsel biyoloji açısından oldukça önemli bir kavram olan "akraba seçimi" (kin selection) ile açıklanabilir. Eşcinsellik, evrimsel mekanizmalar tarafından desteklenmek için doğrudan bireyin evrimsel başarısını arttırmak zorunda değildir. Akrabaların veya grubun başarısını arttırması da yeterli olabilmektedir.

Dişilerde Cinsel Verimliliği Arttırıcı Bir Özellik Olarak Eşcinsellik

Ortaya atılan bir diğer hipotez, eşcinselliğe sebep olan ve henüz tam olarak tespit edilememiş olan genlerin, kadınların cinsel verimliliğini arttırdığı; bu sebeple genel olarak yavru üretilemese bile eşcinselliğin elenmeden günümüze kadar gelebildiği yönündedir.

Bu hipotezi savunanların çıkış noktası, orak hücre anemisinin zararlı bir mutasyon olmasına rağmen Sahra Altı Afrika'da bu hastalığı taşıyanların sıtmaya yakalanmaması örneğidir. Orak Hücre Anemisi, sıtmaya karşı direnç sağlamaktadır; bu sebeple zararlı bir hastalık olsa da popülasyon içinde belli bir oranda korunmaktadır. Bir hastalıkla kıyaslanıyor olması, hatalı anlaşılmalara neden olmamalı ve eşcinsel popülasyonun alınmasına sebebiyet vermemelidir. Zira bu, çok yaygın bir örnek olduğu için araştırmacılar tarafından kullanılmıştır ve teknik olarak bir "hastalık" olsa bile, Orak Hücre Anemisi sayesinde birçok birey sıtma gibi çok daha ölümcül bir hastalığa yakalanmadan hayatta kalmayı sürdürmüşlerdir. Bu, evrimsel açıdan çok büyük değere sahip bir durumdur.

Dolayısıyla eğer ki eşcinsel dişilerin genleri, çiftleştiklerinde yavru sayısında veya sağlığında herhangi bir avantaj sağlıyorsa, bu özelliğin üreme sıklığını düşürse bile avantajlı bir sonuç doğuruyor olabilir.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. İlgili Cevap
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
Teşekkür
Hatırla
Takip
Herşeyin teorisini bulmak için başta Stephen W. Hawking, ve Albert Einstein gibi fizikçilerin içinde olduğu bir uğraş var ? Dört temel kuvveti neden birleştirmeye çalışıyoruz ?
Puan Ver
0
Puan Ver
6K
Diyojen 1
Teşekkür
Hatırla
Takip
Canan Karatay diyeti doğru bir diyet midir? Ya da bunu sadece diyet olarak düşünmeyelim sağlıklı bir beslenme bu şekilde midir?
Puan Ver
0
Puan Ver
445
Default 01
Teşekkür
Hatırla
Takip
Bu süpernovaların standart kandil olarak kullanılabildiklerini okudum. Evrendeki mesafeleri ve genişleme hızını ölçmek kullanılmalarını anladım ama geçmişte evrenin daha yavaş genişlediği bunlara bakarak nasıl anlaşılır?
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Peri Demir
Teşekkür
Hatırla (1)
Takip (1)
Virüsler hücre dışı ortamlarda tam olarak canlılık özelliği göstermezler çünkü.
Puan Ver
2
Puan Ver
3,935
Oguzhan Atas
Teşekkür
Hatırla (1)
Takip
Merhaba, korona virüsünün havada 3 saat asılı kaldığına dair bir söylenti var bu doğru mu? https://evrimagaci.org/koronavirus-cansiz-yuzeylerde-kac-gun-aktif-kalir-8396 buradaki yazınızda bu konuda tam net olmamışsınız. farklı nesnelerde uzun süre yaşayabildiğini söyleyebilir miyiz?
Puan Ver
0
Puan Ver
455
Cagdas Cafer
Teşekkür
Hatırla
Takip
Tohumun içeriğindeki besinlerin enerjisini en verimli şekilde kullanmasının üst sınırı var mıdır?
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Tohumlarda yaşam süresini belirleyen etmenlerin başında nem ve sıcaklık gelir. Bu noktada çevredeki atmosferin oksijen ve karbon­dioksit içeriği de önemlidir. Genellikle 50C gibi düşük sıcaklıklarda saklanan tohumların yasam süreleri oda sıcaklığında bırakılan tohumlara göre daha uzundur. Tohumlarda yaşam süresi, bitki türüne ve içinde bulunulan çevre koşullarına bağlı olarak, birkaç hafta ile uzun yıllar arasında değişiklik gösterir

Çoğu bitki tohumlarının yaşamları, olağan depolama koşulları altında üç yıl içerisinde sona erer. Bunlara, kısa ömürlü tohumlar denir. Kuşkusuz, optimum koşullar altında ve özenle saklandıklarında, böyle tohumların da yaşamları belli bir süre uzayabilir.

Yaşam süreleri yönünden tohumlar:

Mikrobiyotik tohumlar (yaşam süreleri 3 yıldan az olanlar),

Mezobiyotik tohumlar (yaşam süreleri 3 – 15 yıl arasında olanlar),

Makrobiyotik tohumlar (yaşam süreleri 15 yıldan uzun olanlar) şeklinde üç grup altında toplanabilir.

Eski Mısır mezarlarında bulunan tohumların 2 – 3 bin yıl canlı kalmış olduğuna ilişkin öyküler, tohum fizyologları tarafından inanılmaz ve gerçek dışı bulunmuştur. Ancak sayıları az da olsa yüz yıldan daha uzun yaşayabilen tohumlar saptanmıştır. Örneğin; 1776 yılında elde olunan (Casaaia multiuga) ve 1819 yılında elde olunan (Cassia bicapsulariç) bitkilerinin tohumları 1934 yılında çimlendirilmiştir. Bu bitkiler baklagillerin Güney Amerika’da yetişen türleridir.

Çok sayıda yabani bitki tohumlarının, en az 50 yıl ya da daha uzun süre yaşadıkları saptanmıştır. Bu, özellikle sert kabuklu bitki tohumları için doğrudur. Genel bir kural olarak doğada, dormansi süresi uzun olan bitki tohumları uzun süre canlı kalabilmektedir..

Teşekkür

Kaynaklar

  1. U. Ü. ZİRAAT FAKÜLTESİ DERGİSİ Tohum Çimlenmesi ve Bitki Büyümesi Üzerinde Etkili Olan Çevresel Faktörler
  2. avys.omu.edu.tr Tohumların Çimlenmesi
  3. Bilim ve Teknik Tohum Nedir?
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
35
Metehan Doğan
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Ali Emir Orhan , Enfeksiyon kliniği ve Yoğun bakımda staj yapmış ve bu konuları yerli-yabancı kaynaklarda araştırma yapmaktayım.

COVID-19 virüsü ile kast edilen COVID-19 hastalığa neden olan SARS-CoV-2 virüsüdür. COVID-19 hastalık durumu olan enfeksiyonu tanımlamak için kullanılır, SARS-CoV-2 virüsün adıdır. Dünya sağlık örgütünün ve Türkiye Bilim Kurulu tavsiyesi üzere de sağlıklı kişilerin ve sosyal mesafeye uygun açık alanlarda maske takılması zorunlu değildir, lakin kişilerin öksürük, hapşırma gibi semptomları mevcut ise ve sosyal mesafeyi koruyamayacağı düşünülen ortamlarda mecburen kalması halinde ayrıca kronik hastalığa ve belirli yaş üzeri sahip kişilerin mecburen dışarı çıkmaları durumunda maske takmasının uygun olduğu, lakin ısrarla tekrarlanan doğru ve nasıl kullanılacağını bilerek takılan maskenin bizleri koruyacağını eğer maskenin nasıl kullanılacağına dahil bir bilgi yoksa ve yanlış kullanıma mahal verecekse bırakın korumayı maskenin dış yüzeyinde mikrop birikimine sebep olabileceğinden o bölgeye temas sonrası kişinin vücut mukozasına sahip yerlere teması sonrası yeni hastalık ve enfeksiyon tablolarının gelişmesi dahi mümkündür, özellikle sık kullanılan cerrahi maskeler tek kullanımlıktır, halkın N-95 maske kullanmasına da gerektirecek bir durum söz konusu değildir, el temizliği ve sosyal mesafeye dikkat etmek, kontamine olma ihtimali olan yerler ile temas sonrası elleri sabunlu su ile en az 20 saniye yıkamak veya alkol bazlı el dezenfektanları ile temizlenildiği zaman ancak maske bir koruyuculuk sağlar, lakin maske kesin bir koruyucudur demek de kesinlikle yanlıştır, enfekte kişilerin veya şüphelilerin kesinlikle maske takması zaten gereklidir.

Teşekkür

Kaynaklar

  1. Dünya Sağlık Örgütü Maske ne zaman kullanılır
  2. Türk Toraks Derneği Maske takmak yararlı mı sorusuna dahil
  3. The Guardian Maskenin kesin koruma sağlamadığına dahil
  4. Sözcü Maskelerin sağlıklı kişilere önerilmediği ve yanlış kullanımı sonucu doğabilecek tehlikelere dahil Bilim Kurulunun açıklamaları
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
235
Ziya Gökalp
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip (1)
Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Canlılığın oluşumu na detaylı bakış açısından nitelikli bir soru.

Biyolojik evrim, maddesel evrim sürecinin devamı olarak düşünülürse, ele aldığımız biyolojik canlılığın da, ekosisteme ozel olmasi muhtemeldir. Her zaman söylenegelen, uzayda canlı arayışının, bizim canli tanimimiza gore oldugu onermesi dogrudur bu yönü ile. Diger yandan henuz bildigimiz canli formu biyolojisi disinda hicbir farkli kokenli canliliga sahit olmadigimiz için yapabilecegimiz çokfarklı bir şey kalmıyor.

Evrim i de, şahit olduğumuz dünya şartları açısından tanımlıyor olduğumuz için, farkli ekosistemlerde evrimsel farklı mekanizmaların olabileceğine açık olmak gerekir. Karbon temelli canliligin karbon atomlarinin bag kurma ozelligi yönüyle, diğer olasılıklar oldukça azalsa da, henüz karşılaşmadığımız şartlar, tahmin edemeyeceğimiz canlı- bizim tanımımız dışı canli- yarı canlı- bildiğimiz anlamda canlılık faaliyeti göstermeyen varoluş biçimleri olabilir.

Kendi dünyamızda bile canlılık çeşitliliği bu kadar fazla iken, diğer sayısız gezegen vs için farklı isleyen evrimsel mekanizmalar ihtimalini gözden çıkaramayız kısaca.

Teşekkür (1)
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Realite Reality
Teşekkür
Hatırla
Takip (1)
Mesela insanlık bu kadar kısa sürede teknolojide önemli mesafe katetmişken binlerce yıl içerisinde mesela güneş sisteminin kaderini değiştirebilir mi?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Serhat Kesen , B Sc Engineer, Author

Bir önceki cevapta formul anlatımında bir hata yapmışım. K, Kardeshev medeniyet seviyesinin sembolü olmalıdır. K=1 olarak alındığında, 10^(10K+6)=P yani P=10^16 sonucunu verir. Ekteki kaynakta daha detaylı anlatılmaktadır.

Teşekkür
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
2,889
Mustafa Feynman
Teşekkür
Hatırla
Takip
Sicim Teorisini açıklarmısın en az 300 karakter olsun mümkün olursa
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Ali Çakmak
Teşekkür
Hatırla
Takip
Aşının bulunmasında hastalığı geçirmiş ve normalde bağışıklı kazanmış insanların kanındaki bağışıklık sağlayıcılardan ne şekilde yararlanılıyor?
Puan Ver
0
Puan Ver
850
Kadir Karaca
Teşekkür
Hatırla
Takip
"Hunter, Darwin’in, Antik Çağ’dan beri süregelen ve metafiziğe dayalı evrim düşüncesini teolojik, yani inanca dayalı bir yaklaşımla sunduğunu belirtir. (Hunter, C.G. Darwin’in Tanrısı. Gelenek Yayıncılık. Çev. Orhan Düz. İstanbul, 2003, s. 195)"
Puan Ver
1
Puan Ver
2,530
Berkay Kutsal
Teşekkür
Hatırla
Takip
Adını duyurmuş kişilik testlerinin sonuçları gerçekten kişiye özel ve doğru spesifik veriler mi veriyor yoksa Forer-Barnum etkisinden mi ibaret? Eğer gerçekten doğru sonuçlar veriyorlarsa, bu sonuçların isabet oranını arttıran faktörler nelerdir ve bu sonuçlar ne kadar detaylandırılabilir, daha spesifik detaylar için sorular ne şekilde oluşturulmalıdır?
Puan Ver
1
Puan Ver
190
Julien Sorel
Teşekkür
Hatırla
Takip
Doğan çocuklar birbirlerine çok da benzeyebilir az da benzeyebilir. Ama sonuçta aynı ana babadan doğmuşlar gibi sayabiliriz. Burada daha çok merak ettiğim şey biyolojide kardeş ne demek? İlk kez soru yazıyorum buraya hatam varsa özür dilerim. Şimdiden herkese teşekkürler.
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
3
Puan Ver

Tek yumurta ikizi çocuklar genetik olarak aynıdır. Fiziksel özelliklerinde kilo, vücut gelişimi ya da alışkanlıklara bağlı ufak farklar olabilir. Kadın ve erkek tek yumurta ikizi ise ikiz kardeşlerinin çocukları ile kendi çocukları biyolojik olarak kardeş olacaktır. Genetik olarak aynı anne ve babanın genlerini almış olacaklar. Biyolojik olarak kardeş denmesi için maternal(anneden) ve paternal( babadan) gelen genomlar aynı olmalıdır.

Teşekkür (1)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
10
Osman Bulut
Teşekkür
Hatırla
Takip
Corona virüsün tanımlanması için kitler mevcut fakat benim sorum raman veya ftır spektroskopileri ile ölçümleri yapılıp tanımlanması gerçeklenebiliyor mu? Çünkü, bildiğim kadarıyla bir çok virüs için raman analizi yapılabliyor.
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
4
Puan Ver
Pedram Türkoğlu , Evrim Ağacı Biyoloji Genel Editörü Onaylı Kullanıcı

Bahsettiğiniz yöntemler daha çok akademik çalışmalar ve araştırmalar için kullanılan yöntemler. Virüsün klinik tanısından ziyade taksonomik olarak suşları (aynı türün farklı genetik varyasyonlarını) belirlemek için kullanılıyor. Hastanelerde klinik tanı yöntemleri için daha pratik olan RT-PCR ve ELISA kullanılıyor. Bunların ana amacı kandaki viral RNA'yı tespit etmek ve virüse karşı oluşan özgül bağışıklığı görmek.

Teşekkür (2)

Kaynaklar

  1. WHO Kaynaklar kısmından bakabilirsiniz.
  2. Evrim Ağacı "Teşhis Yöntemleri" başlığı altında görebilirsiniz.
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
250
Cem Barut
Teşekkür
Hatırla
Takip
COVID ‐ 19 olan bazı hastalarda baş ağrısı, bulantı ve kusma gibi nörolojik belirtiler de görülmüştür. Artan kanıtlar, koronavirüslerin her zaman solunum yollarıyla sınırlı olmadığını ve ayrıca nörolojik hastalıklara neden olan merkezi sinir sistemini istila edebileceklerini göstermektedir. SARS ‐ CoV enfeksiyonu, beyin sapının yoğun şekilde enfekte olduğu hem hastalardan hem de deney hayvanlarından beyinlerde bildirilmiştir.
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Metin Özdemir
Teşekkür
Hatırla
Takip
Böyle bir çalışmaya veya makaleye rastlamadım.. Uluslararası düzeyde böyle bir çıkarım yapmamızı sağlayacak bir açıklama göremedim açıkçası..Nedir?
Tüm Sorular
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bilimde bir tahminde bulunmak bilim dışı değildir. Ancak bilim dışından olan herkes, bunun bilim dışı olduğuna inanır.”
Richard Feynman
Geri Bildirim Gönder