Puan Ver
1
Puan Ver
438
Ahmet Can
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Merhabalar Laktik asit kanda bulunursa mı yorgunluk yapar yoksa kaslarda oksijensiz solunumda üretildiğinde sinir uçlarını uyarıp mı yorgunluk yapar?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Halil Gün , Üniversite Öğrencisi

Güzel bir soru,

Uzun yola çıkılacağı zaman ya da dikkat gerektiren işler yapılacağı zaman kişinin ayran içmemesi önemle tavsiye edilir. Bu tavsiye doğru olmakla birlikte, bilimsel bir yönü de vardır. Bildiğiniz gibi ayranın ana maddesi yoğurttur. Yoğurt sütten elde edilir. Sütten yoğurt elde etmeyi sağlayan bakteriler vardır. Bu bakteriler metabolizma sonucu laktik asit meydana getirir. Bu nedenle laktik asit yoğurtta ve dolayısıyla ayranda oldukça fazla bulunur. Laktik asit vücutta sinirlerin gevşemesini sağlar ve insanda rahatlık hissi uyandırır. Ayrıca ayranın içindeki yoğurt bakterileri laktik aside neden olduğu gibi kanser başlangıcını önleme ve tümör hücrelerinin gelişimini geriletme gibi özelliklere de sahiptir.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
180
Ix Chel
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Aklımızdaki kusur ile onun aklındaki kusur bir olamaz.Onu tanımdığımıza göre gerçek kutsallığa dair bilgi sahibi değiliz.Kötülük kutsal olabilir mi?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

bizim evrimimiz bize doğrunun iyi ile alakalı olduğunu söylüyor. biz kendimize bunu diyoruz, algımız bu yönde çalışıyor ve doğru, iyi kimi zaman kimine göre kötü bir şeyde olabiliyor. olaya yaratıcıyı sokmak işin içine koca bir belirsizlik katıyor çünkü yaratıcının doğrusu da belki de bizi cezalandırmasıdır ve bu bizim için kötüdür hatta yaratıcı için de kötüdür ama yaratıcının doğrusu kötü olanı yapmaktır, demek ki o da şekilde bir canlı veya varlık, nasıl bilelim. o kadar çok soru doğuyor ki. yani aslında yaratıcı için bu tarz sorular sormak için önce gerçekten insanın bir sürü soru daha sorması lazım kendisine. dediğim gibi ihtimaller sonsuz olduğu için tüm ihtimaller doğru olabilir, evet yaratıcı kötü olabilir, aynı zamanda yaratıcı kedi veya kurbağa da olabilir, ama yaratıcı denen şey hakkında hiç bir bilgi bilmediğimiz halde ve sen de bu sorundaki yaratıcının kötü olması haricinde nasıl bir yaratıcı olduğuna değinerek -mesela insanımsı bir yaratıcı tıpkı mitolojilerdeki gibi veya kusursuz bir yaratıcı- onu bir kalıba sokmadığın halde nasıl buna evet olabilir den başka bir cevap verelim ki ?

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,296
Jimmy Braddock
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
Altan Özerenler , Biyoteknoloji Öğrencisi

 Bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz olarak bölünüp çoğalmasıyla beliren kötü urlara denir. Yani Genel anlamda ise kanser vücudumuzun çeşitli bölgelerindeki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıdır.

Meme kanseri, testis kanseri, kalınbağırsak ve rektum kanseri, akciğer kanseri, rahim ağzı kanseri, rahim iç zarı kanseri, idrar yolu kanseri, mesane kanseri, ağız kanseri, gırtlak kanseri, prostat kanseri ve cilt kanseri gibi türleri vardır. En sık görülenler meme, prostat, akciğer ve rahim ağzı kanseridir.

Tedavilerinde ise kan transfüzyonu tedavisi, cerrahi tedavi, radrasyon tedavisi, hedeflenmiş tedavi, immünoloji tedavi, hipertermi tedavi, kök hücre tedavisi ve fotodinamik tedavi gibi tedavi çeşitleri vardır.

İmmün artırıcı besinler ve antioksidanlar gibi alternatif yöntemlerde kanser tedavisi yöntemlerinin etkinliğini artırdığına inanılmaktadır. Alternatif tedavi yöntemleri kanser tedavisine yardımcı olabilir, ancak geleneksel tedavi yöntemlerinin yerini almamalıdır.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Kötü gen yapılarının elenerek yok olması, yeni nesli güçlü yapar. Tıbbın kötü gen yapılarını da aktarmaya neden olması evrimi neg etkiliyor diyebilir miyiz ?
Puan Ver
1
Puan Ver
70
Ege Çakar
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Şöyle ki konjugasyon ve mutasyonlar var bu yüzden mitozun evrime katkısı olduğunu düşünüyorum sadece bunu açıklayan bir makale lazım bana.
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver
Altan Özerenler , Biyoteknoloji Öğrencisi

Krossing Over olayı yani parça değişimi mitoz bölünmede yoktur. Sadece mayoz bölünmede gerçekleşir. Ayrıca rastgele dağılım olayı vardır. Rastgele dağılımda eğer birey birbirinden farklı birim faktörleri içeriyorsa (mor x beyaz) her bir gamet bunları % 50 oranında alabilecektir. Ancak kalıtsal çeşitlilik mitoz bölünmedede vardır. Gerçekleşen mutasyonlar bir sonraki nesile aktarılabilir ama bu gen sadece anneden veya babadan geldiği için bastırılabilir. Eğer aktarılan mutasyonlu gen dominant(baskın) özellikteyse sonraki nesilin fenotipine yansımaktadır ama resesif(çekinik) özellikte ise genotipinde olan özellik fenotipine yansımaz. Bu sebeble mitoz bölünme evrime %100 katkı yapar veya yapmaz diyemeyiz.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Mitoz ve mayoz, Mendel Genetiği http://www.bektastepe.net/course-slides/2-mitoz-ve-mayoz.pdf
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
145
Mehmet Ulusoy
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Bu soru arkadaşımın '' saçlarımı soğuk suyla yıkayınca daha yağsız oluyor. Sıcak suyla sanki yağ yapışıyor. '' deyişiyle gelişen bir sorudur.
Puan Ver
1
Puan Ver
265
İlknur Özdemir
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Halil Gün , Üniversite Öğrencisi

Beyin, vücudun tüm işlevlerini kontrol eden, dış dünyadan bilgiyi yorumlayan ve aklın ve ruhun özünü somutlaştıran üç kiloluk bir organdır. Zeka, yaratıcılık, duygu ve hafıza, beyin tarafından yönetilen pek çok şeyden birkaçıdır. Kafatası içinde korunan beyin; serebrum, beyincik ve beyin sapından oluşur.

Beyin, beş duyumuzla bilgi alır: görme, koklama, dokunma, tatma ve işitme. Çoğu zaman bir seferde olur. Mesajları bizim için anlamı olan bir şekilde toplar ve bu bilgiyi hafızamızda saklayabilir. Beyin düşüncelerimizi, hafızamızı ve konuşmayı, kolların ve bacakların hareketini ve vücudumuzdaki birçok organın işlevini kontrol eder.

Merkezi sinir sistemi (CNS) beyin ve omurilikten oluşur. Periferik sinir sistemi (PNS), omurilikten ve omurilikten gelen beyin sinirlerinden geçen omurilik sinirlerden oluşur.

Beyin

Beyin, serebrum, beyincik ve beyin sapından oluşur (Şekil 1).

imageimage

Şekil 1. Beynin üç ana bölümü vardır: cerebrum, cerebellum(beyincik) ve beyin sapı.

Serebrum: beynin en büyük kısmıdır ve sağ ve sol yarıkürelerden oluşur. Dokunma, görme ve işitmeyi yorumlama, konuşma, akıl yürütme, duygular, öğrenme ve hareketin hassas kontrolü gibi daha yüksek işlevleri yerine getirir.

Beyincik: Serebrumun altında bulunur. Fonksiyonu kas hareketlerini koordine etmek, postürü ve dengeyi korumaktır.

Beyinsapı: serebrum ve beyinciği omuriliğe bağlayan bir röle merkezi görevi görür. Solunum, kalp hızı, vücut ısısı, uyku ve uyku döngüleri, sindirim, hapşırma, öksürme, kusma ve yutma gibi birçok otomatik işlevi yerine getirir.

Sağ Beyin – Sol Beyin

Beyin ikiye bölünür: sağ ve sol yarımküreler (Şek. 2) Bir tarafı diğerine mesaj ileten ‘Corpus Callosum’ adı verilen bir lif demetiyle birleşirler. Her yarımküre, vücudun karşı tarafını kontrol eder. Beynin sağ tarafında bir inme meydana gelirse, sol kolunuz veya bacağınız zayıf veya felç olabilir.

Yarım kürelerin tüm fonksiyonları paylaşılmaz. Genel olarak, sol yarımküre konuşma, anlama, aritmetik ve yazmayı kontrol eder. Sağ yarıküre yaratıcılık, mekânsal yetenek, sanatsal ve müziksel becerileri kontrol eder. İnsanların yaklaşık %92’sinde sol yarıküre, el kullanımında ve dilinde baskındır.

imageimage

Şekil 2. Serebrum, sol ve sağ yarımkürelere ayrılmıştır. İki taraf sinir lifleri corpus callosum ile bağlanır.

Beynin Lobları

Serebral yarıküreler beyni loblara bölen farklı çatlaklara sahiptir. Her yarım kürede 4 lob bulunur: frontal, temporal, parietal ve oksipital (Şekil 3). Her lob, bir kez daha, çok özel fonksiyonlara hizmet eden alanlara bölünebilir. Beynin her lobunun yalnız çalışmadığını anlamak önemlidir. Beynin lobları ile sağ ve sol yarımküreler arasında çok karmaşık ilişkiler vardır.

imageimage

Şekil 3. Cerebrum dört loba ayrılır: frontal, parietal, oksipital ve temporal.

Frontal lob
  • Kişilik, davranış ve duygular
  • Yargılama, planlama, problem çözme
  • Konuşma: konuşma ve yazma (Broca’nın bölgesi)
  • Vücut hareketi (motor fonksiyonları)
  • Zeka, konsantrasyon, öz farkındalık
Parietal lob
  • Dili, kelimeleri yorumlar.
  • Dokunma duyusu, ağrı, sıcaklık (duyusal şerit)
  • Görme, işitme, motor, duyusal ve hafızadan gelen sinyalleri yorumlar.
  • Mekansal ve görsel algı
Oksipital lob
  • Görmeyi yorumluyor(renk, ışık, hareket).
Temporal lob
  • Dili anlama (Wernicke bölgesi)
  • Bellek
  • İşitme
  • Sıralama ve organizasyon

Dil

Genel olarak, beynin sol yarımküresi dil ve konuşmadan sorumludur ve “baskın” yarım küre olarak adlandırılır. Sağ yarımküre, görsel bilgi ve mekânsal işleme yorumlamada büyük rol oynar. Solak olan insanların yaklaşık üçte birinde, konuşma fonksiyonu beynin sağ tarafında yer alabilir. Solak kişiler, konuşma merkezlerinin bu bölgedeki herhangi bir ameliyattan önce sol veya sağ tarafta olup olmadığını belirlemek için özel testlere ihtiyaç duyabilirler.

Afazi, en çok inme veya travma nedeniyle beyin hasarı nedeniyle konuşma üretimi, kavrama, okuma ya da yazma olaylarını etkileyen bir dil rahatsızlığıdır. Afazi türü, hasar gören beyin bölgesine bağlıdır.

Broca bölgesi: sol frontal lobda uzanmaktadır(Şekil 3). Bu alan hasar görürse, konuşma seslerini üretmek için dil veya yüz kaslarını hareket ettirmek zor olabilir. Kişi hala konuşulan dili okuyabiliyor ve anlayabiliyor, ancak konuşma ve yazmada zorluk çekiyordur (yani harf ve kelimeler oluşturuyor, çizgiler içinde yazmıyor). Broca’nın afazi olarak adlandırılıyor.

Wernicke bölgesi: sol temporal lobda uzanır(Şekil 3). Bu bölgedeki hasar Wernicke afazisine neden olur. Birey hiçbir anlamı olmayan, gereksiz kelimeleri ekleyen ve hatta yeni kelimeler yaratabilecek uzun cümlelerle konuşabilir. Konuşma sesleri çıkarabilir, ancak konuşmayı anlamada güçlük çekerler ve bu yüzden hatalarından habersizdirler.

Korteks

Serebrumun yüzeyi korteks olarak adlandırılır. Tepeler ve vadiler ile katlanmış bir görünüme sahiptir. Korteks belirli katmanlarda düzenlenmiş 16 milyar nöronlar (beyincik 70 milyar = 86 milyar toplam) içerir. Sinir hücresi cisimleri korteks gri-kahverengiyi renklendirir. Adı gri maddedir(Şek. 4). Korteksin altında, beyin alanlarını birbirine bağlayan uzun beyaz lifler (aksonlar) vardır. Beyaz madde denir..

imageimage

Şekil 4. Korteks, aksonlar (beyaz madde) ile diğer beyin bölgelerine bağlanan nöronları (gri madde) içerir. Korteks katlanmış bir görünüme sahiptir. Bir kata gyrus denir ve arasındaki vadi bir sulkustur.

Korteksin katlanması, beyinin yüzey alanını arttırır ve daha fazla nöronun kafatasının içine girmesine ve daha yüksek fonksiyonlara olanak vermesine izin verir. Her kat gyrus olarak adlandırılır ve kıvrımlar arasındaki her oluk bir sulkus olarak adlandırılır. Belirli beyin bölgelerinin tanımlanmasına yardımcı olan katlar ve oluklar için isimler vardır.

Derin yapılar

Beyaz cevher yolları adı verilen yollar, korteksin bölgelerini birbirine bağlar. Mesajlar, bir gyrustan diğerine, bir lobdan diğerine, beynin bir tarafından diğerine ve beynin derinlerindeki yapılara gidebilir(Şekil 5).

imageimage

Şekil 5. Bazal ganglionu gösteren koronal kesit.

Hipotalamus: üçüncü ventrikülün tabanında yer alır ve otonom sistemin ana kontrolüdür. Açlık, susuzluk, uyku ve cinsel tepki gibi davranışları kontrol etmede rol oynar. Ayrıca vücut ısısını, kan basıncını, duygularını ve hormonların salgılanmasını düzenler.

Hipofiz bezi: sella turcica adı verilen kafa tabanında küçük bir kemik cebinde yatar. Hipofiz bezi hipofiz sapı ile beynin hipotalamusuna bağlanır. “Ana bez” olarak bilinir, vücuttaki diğer endokrin bezleri kontrol eder. Cinsel gelişimi kontrol eden, kemik ve kas gelişimini destekleyen ve strese yanıt veren hormonları salgılar.

Epifiz bezi: üçüncü ventrikülün arkasında bulunur. Melatonin salgılayarak vücudun iç saatini ve sirkadiyen ritimleri düzenlemeye yardımcı olur. Cinsel gelişimde bazı rolleri vardır.

Thalamus: gelen ve kortekse giden hemen hemen tüm bilgiler için bir röle istasyonu olarak hizmet vermektedir. Acı hissi, dikkat, uyanıklık ve hafızada rol oynar.

Bazal ganglion: kaudat, putamen ve globus pallidus içerir. Bu çekirdekler, parmak ucu hareketleri gibi ince hareketleri koordine etmek için serebellumla çalışır.

Limbik sistem: duygularımızın, öğrenmenin ve hafızanın merkezidir. Bu sistemde cingulate gyri, hipotalamus, amigdala (duygusal reaksiyonlar) ve hipokampus (bellek) bulunur.

Bellek

Bellek(hafıza), üç aşamayı içeren karmaşık bir süreçtir: kodlama (hangi bilgilerin önemli olduğuna karar vermek), saklamak ve geri çağırmak. Beynin farklı alanları farklı bellek tiplerinde yer alır(Şekil 6). Bir olayın kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe (kodlama denilen) geçmesi için beyniniz dikkat ve prova yapmalıdır.

image

Şekil 6. Hafıza oluşumunda yer alan limbik sistemin yapıları. Prefrontal korteks kısa bir süreliğine kısa süreli bellekte güncel olayları tutar. Hipokampus, uzun süreli belleği kodlamaktan sorumludur.

Prefrontal kortekste çalışma belleği olarak da adlandırılan kısa süreli hafıza oluşur.Yaklaşık bir dakika boyunca bilgi depolar ve kapasitesi yaklaşık 7 maddeyle sınırlıdır.Örneğin, size söylediği bir telefon numarasını çevirmenizi sağlar. Ayrıca okuma sırasında, sadece okuduğunuz cümleyi ezberlemek için araya girer, böylece bir sonraki cümle mantıklıdır.

Uzun süreli hafıza temporal lobun hipokampüsünde işlenir ve daha uzun süre bir şey ezberlemek istediğinizde aktif hale gelir. Bu bellek sınırsız içerik ve süre kapasitesine sahiptir. Kişisel hatıraların yanı sıra gerçekleri ve figürleri içerir.

Beceri hafızası, bazal gangliyaya bilgi aktaran serebellumda işlenir. Ayakkabı bağlama, enstrüman çalma veya bisiklete binme gibi otomatik olarak öğrenilen anıları saklar.

Ventriküller ve beyin omurilik sıvısı

Beyin, ventriküller olarak adlandırılan içi boş sıvı dolu boşluklara sahiptir(Şekil 7). Ventriküllerin içi, renksiz serebrospinal sıvıyı (CSF) oluşturan koroid pleksus adı verilen bir şerit benzeri yapıdır. CSF ve onun etrafında beyin ve omurilik akar. Bu dolaşım sıvısı sürekli olarak emilir ve tekrar doldurulur.

image

Şekil 7. CSF, beyindeki derin ventriküllerin içinde üretilir. BOS sıvısı beyin ve omurilikte dolaşır ve ardından subaraknoid boşluğa geçer. Yaygın tıkanıklık alanları: 1) Monro foramenleri, 2) Sylvius su kemeri ve 3) obex.

Lateral ventriküller adı verilen serebral yarıkürelerin derinlerinde iki ventrikül vardır. Her ikisi de üçüncü ventrikülle Monro’nun foramenleri olarak adlandırılan ayrı bir açıklık üzerinden bağlanır. Üçüncü ventrikül, dördüncü ventrikül ile Sylvius’un su kemeri olarak adlandırılan uzun bir dar borudan bağlanır. Dördüncü ventrikülden, BOS, banyo yaptığı ve beyni yastıkladığı subaraknoid boşluğa akar. CSF, araknoid villus adı verilen superior sagittal sinüste özel yapılar tarafından geri dönüştürülür(veya emilir).

Emilen CSF miktarı ile üretilen miktar arasında bir denge sağlanır. Sistemdeki bir bozulma veya tıkanıklık, ventriküllerin (hidrosefali) genişlemesine veya omurilikte sıvı birikmesine (siringomiyeliye) neden olabilen BOS birikmesine neden olabilir.

Kafatası

Kemik kafatasının amacı beyni sakatlıktan korumaktır. Kafatası, sütür hatları boyunca birbirine kaynaşan 8 kemikten oluşur. Bu kemikler frontal, parietal (2), temporal (2), sfenoid, oksipital ve etmoidi içerir (Şekil 8). Yüz maksilla, zigoma, nazal, palatin, lakrimal, inferior nazal konka, mandibula ve vomer dahil olmak üzere 14 eşleştirilmiş kemiklerden oluşur.

image

Şekil 8. Beyin kafatası içinde korunmaktadır. Kafatası sekiz kemikten oluşur.

Kafatasının içinde üç ayrı alan vardır: anterior fossa, orta fossa ve posterior fossa(Şek. 9). Doktorlar bazen bir tümörün yerini bu terimlerle, örneğin orta fossa meningiom ile ifade eder.

image

Şekil 9. Kafatasının tabanındaki kafatası sinirlerinin beyin ile çıkarılması. Kranial sinirler beyin sapından köken alırlar, kafatasından foramina denen deliklere doğru çıkarak inerve ettikleri vücudun bölümlerine giderler. Beyin sapı kafatasından foramen magnumdan çıkar. Kafatasının tabanı, anterior, orta ve posterior fossae olmak üzere 3 bölgeye ayrılmıştır.

Bilgisayarın arkasından çıkan kablolara benzer şekilde, tüm atardamarlar, damarlar ve sinirler kafatasının tabanından foramina denilen deliklerden çıkmaktadır. Ortadaki büyük delik (foramen magnum) omuriliğin çıktığı yerdir.

Kraniyal sinirler

Beyin, omurilik ve on iki çift kranial sinir yoluyla vücut ile iletişim kurar (Şekil 9). İşitme, göz hareketi, yüz hisleri, tat alma, yutma, yüz, boyun, omuz ve dil kaslarının hareketini kontrol eden on iki çift kranial sinirden on tanesi beyin sapında ortaya çıkar. Koku ve görme için kranial sinirler serebrumdan kaynaklanır.

On iki kranial sinirlerin Romen rakamı, adı ve ana fonksiyonu:

NumaraAdFonksiyon

IolfactorykokuIIopticgörmeIIIoculomotorgöz hareketleri, gözbebeğiIVtrochleargöz hareketleriVtrigeminalyüz hissiVIabducensgöz hareketleriVIIfacialyüz hareketleri, tükürük salgılamakVIIIvestibulocochlearişitme, dengeIXglossopharyngealtat alma, yutmaXvaguskalp atışı, sindirimXIaccessorykafa hareketleriXIIhypoglossaldil hareketleri

Zarlar

Beyin ve omurilik, meninks denilen üç doku tabakasıyla kaplanır ve korunur. En dış tabakadan içeri doğru: dura mater, araknoid materyal ve pia mater.

Dura mater: kafatasının iç kısımlarını yakından çizen güçlü, kalın bir zardır; onun iki tabakası, periosteal ve meningeal dura, sadece venöz sinüsler oluşturmak için kaynaştırılır ve ayrılır. Dura küçük katlar veya bölmeler oluşturur. İki özel dural kıvrım, falks ve tentoryum vardır. Falks, beynin sağ ve sol yarıkürelerini ayırır ve tentoryumu serebellumdan ayırır.

Araknoid mater: tüm beynini örten ince, ağ benzeri bir zardır. Araknoid elastik dokudan yapılır. Dura ve araknoid membranlar arasındaki boşluk subdural boşluk olarak adlandırılır.

Pia mater: kıvrımlarını ve oluklarını takip eden beynin yüzeyine sarılır. Pia mater beynin derinlerine ulaşan birçok kan damarına sahiptir. Araknoid ve pia arasındaki boşluk subaraknoid boşluk olarak adlandırılır. Beyin omurilik sıvısının beynini yıkadığı ve yastıkladığı yer burasıdır.

Kan Temini

Kan, beyine iki çift arter, internal karotid arterler ve vertebral arterler tarafından taşınır(Şekil 10). Dahili karotid arterler, beynin çoğunu besler.

image

Şekil 10. Ortak karotis arteri boyuna kadar uzanır ve iç ve dış karotis arterlere ayrılır. Beynin anterior dolaşımı internal karotid arterlerle (ICA) beslenir ve posterior sirkülasyon vertebral arterler (VA) tarafından beslenir. İki sistem Willis Çemberinde (yeşil daire) bağlanır.

Vertebral arterler serebellumu, beyin sapını ve serebrumun alt kısmını besler. Kafatasından geçtikten sonra sağ ve sol vertebral arterler baziler arteri oluşturmak için birleşir. Baziler arter ve internal karotid arterler, Willis’in Çemberi adı verilen beynin tabanında birbirleriyle “iletişim kurarlar”(Şekil 11). Dahili karotid ile vertebral-bazilar sistemleri arasındaki iletişim, beynin önemli bir güvenlik özelliğidir. Ana damarlardan biri tıkanırsa, Willis çemberinin çevresine gelen ve beyin hasarını önlemek için kan akımı sağlanır.

image

Şekil 11. Willis Çemberinin üstten görünüşü. İnternal karotis ve vertebral-bazilar sistemleri anterior communicating (Acom) ve posterior komünikasyon (Pcom) arterleri ile birleştirilir.

Beynin venöz dolaşımı vücudun geri kalanından çok farklıdır. Genellikle atardamarlar ve damarlar, vücudun belirli bölgelerini besleyip boşalttıkları için birlikte çalışırlar. Yani, bir çift vertebral ven ve internal karotis damarının olacağını düşünürdüm. Ancak, beyinde durum böyle değildir. Büyük damar toplayıcıları, venöz sinüsler oluşturmak için duraya entegre edilmiştir.Yüz ve burun bölgesinde hava sinüsleri ile karıştırılmamalıdır. Venöz sinüsler beyinden kanı toplar ve iç juguler venlere iletir. Üst ve alt sagittal sinüsler serebrumu boşaltır, kavernöz sinüsler ön kafa tabanını drene eder. Tüm sinüsler sonunda kafatasından çıkan ve juguler damarları oluşturan sigmoid sinüslere akar. Bu iki juguler ven, esasen beynin tek drenajıdır.

Beynin Hücreleri

Beyin iki tip hücreden oluşur: sinir hücreleri (nöronlar) ve glia hücreleri.

Sinir hücreleri

Nöronların birçok boyutu ve şekli vardır, ancak hepsi bir hücre gövdesi, dendritler ve bir aksondan oluşur. Nöron, elektrik ve kimyasal sinyaller yoluyla bilgi aktarır. Evinizde elektrik kablolarını görüntülemeye çalışın. Bir elektrik devresi, bir ışık anahtarı açıldığında, bir ampulün ışınlanacağı şekilde bağlanan çok sayıda telden oluşur. Heyecanlanan bir nöron, enerjisini yakın çevresindeki nöronlara iletecektir.

Nöronlar enerjilerini ya da “konuşma” deyimini, sinaps olarak adlandırılan küçük bir boşlukta birbirlerine iletirler(Şekil 12). Bir nöronun, diğer sinir hücrelerinden gelen mesajları toplayan antenler gibi davranan dendrit denen çok sayıda kolu vardır. Bu mesajlar iletinin iletilip iletilmeyeceğini belirleyen hücre gövdesine geçirilir. Önemli mesajlar, nörotransmiterler içeren keselerin sinaps içine açıldığı aksonun sonuna iletilir. Nörotransmiter molekülleri sinapstan geçer ve alıcı sinir hücresindeki özel reseptörlere uyar, bu da hücrenin mesajdan geçmesini uyarır.

image

Şekil 12. Sinir hücreleri bir hücre gövdesi, dendritler ve aksondan oluşur. Nöronlar, nörotransmitterleri sinaps olarak adlandırılan küçük bir boşlukta değiştirerek birbirleriyle iletişim kurarlar.

Glia hücreleri

Glia(Yunanca kelime anlamı yapıştırıcı) beyin, beslenme, koruma ve yapısal destek ile nöronlar sağlayan hücrelerdir. Sinir hücrelerinden yaklaşık 10 ila 50 kat daha çok glia vardır ve beyin tümörlerinde en sık görülen hücrelerdir.

Astroliya veya astrositlerin bakımından görevlileridir. Kan beyin bariyerini düzenler, besin ve moleküllerin nöronlarla etkileşmesine izin verir. Homeostazı, nöronal savunma ve onarımı, skar oluşumunu kontrol ederler ve ayrıca elektriksel impulsları etkilerler.

Oligodendroglia hücreleri, aksonları yalıtan ve elektriksel mesajların daha hızlı ilerlemesine izin veren miyelin adı verilen yağlı bir madde oluşturur.

Ependimal hücreler ventrikülleri hizalar ve beyin omurilik sıvısını (CSF) salgılar.

Microglia beyinin bağışıklık hücreleridir, onu istilacılardan korur ve kalıntıları temizler. Ayrıca sinapsları da eritirler.

Kaynak: https://mayfieldclinic.com/pe-anatbrain.htm

 

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Wikipedia
Devamını Göster
Puan Ver
2
Puan Ver
75
Alper Alper
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Yakın akrabalarda, bu hastalıklara ait genlerin çekinik olarak taşınma ihtimali çok yüksektir. Çünkü kendilerini meydana getiren atalarında bu genler taşınıyorsa, bunların yavrulara farklı şekillerde dağılması mümkündür. Bir diğer soydan biriyle çiftleşildiğinde, bu çekinik genlerin bir araya gelmesi çok daha düşük ihtimaldir. Ancak yakın akrabalar çiftleştikleri zaman, atalarından ortak olarak aldıkları çekinik genler yavrularında birleşir ve ifade edilmeye başlar. Bu birleşimde, pek çok hastalığa sebep olabilecek çekinik genlerin bir araya denk gelme şansları, normal çiftleşmelere göre çok daha yüksektir. Bu sebeple de doğan yavrular sıklıkla hastalıklı ya da sorunlu doğmaktadırlar. Bir oran vermek gerekirse, ensest ilişkiler (insanlarda akraba evlilikleri gibi)sonucunda doğan yavruların sorunlu olma ihtimali, normal çiftleşmelere göre 64 kattan daha fazladır.

Doğa, doğal olarak bu duruma karşı da bir seçilim baskısı uygulamaktadır. Çünkü ensest ilişkiye giren canlıların yavruları dezavantajlı olacak ve elenecektir. Dolayısıyla ensest ilişkiye yatkın olan bireylerin soyları elenecek ve bu yatkınlığa sebep olan genler de popülasyon içerisinde azalacaktır. Ancak çoğu zaman olduğu gibi, düşük bir frekansta bu bireyler popülasyon içerisinde kalacaktır. 

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
4
Puan Ver
523
Alim Karaçay
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
bir parçacığın yükü nasıl belirlenir veya bir nesnenin yükü? elektronlar - yüklüdür deriz bunu da yanlış bilmiyorsam - yüklü plaka tarafından itilmesine bağlarız plakayla elektrona arasında başka bir ilişki olamaz mı? ve plakanın - yüklü olduğunu nerden biliyoruz? yük nedir? bütün bunları detaylı bir şekilde anlatırsanız sevinirim
Puan Ver
3
Puan Ver
1,040
Hüseyin Özgür Ceylan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Mesela australopithecuslarla ilgili çalışma var mı? fosilleşmiş canlılar için dolayısıyla sorduğum soru
Puan Ver
1
Puan Ver
465
Yıldız Tozu
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
bunun hızlanarak genişlemeyle ne gibi bağlantısı vardır?
Puan Ver
5
Puan Ver
21k
Mustafa Ozan
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Örneğin savaşlara karşı olmak için hümanist, kadın haklarını savunmak için feminist veya halka değer vermek için sosyalist olmak mı gerekiyor?
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
6
Puan Ver

"Bağlanmak" bir bütün içerisindeki esaslı kabul edilen doğrular uğruna tali yanlışlara göz yummak ise etik anlamda her ne için olursa olsun yanlış bir eylemdir. Zira bile bile yanlış yapmak her ne koşulda olursa olsun ahlaki değildir. Bununla birlikte ideolojiler zannedilenin aksine "kural kalıpları" değil "ilkeler bütünüdür". Bu yüzden ideolojiler insanların reflekslerini, tavır alışlarını, belirler. Söz gelimi politik bir olay olduğunda insanlar ister istemez bir refleks geliştirir. Geliştirdikleri refleksler de onların ideolojilerini ortaya koyar. Bir hümanist politik bir olayda bireyin özgürlüklerini önceler. Bir feminist her şeyden önce kadınlara yönelik hak ihlallerini engellemeye çalışır. Sosyalistler emek-sermaye ikiliğinin toplumda çözülmesi gereken en önemli konu olduğunu savunur ve emekten yana durur. Milliyetçiler yurt içinde ortak dil ve tarih ekseninde yurttaşlık bilincini geliştirmek ve yurt dışına karşı yurttaşların ortak haklarını korumak ister. Daha genel konuşacak olursak her ideoloji birbirini dışlamaz. Emeğin konumuna önem veren bir sosyalist yeri geldiğinde milliyetçi refleksler de geliştirebilir. Ancak onun milliyetçiliği emeği dışlayan veya sermayeyi koruyan bir milliyetçilik olmaz. Burada vurgulanması gereken, ideolojileri ideoloji yapanın kural üreten dinamolarının, ilkelerinin olmasıdır. Buradan hareketle bir ideolojiye "bağlanmak" zorunlu olmasa da ideolojisizlik de imkansızdır. İdeolojilerin esnemeyen özleri, kural üreten dinamoları, iyi tespit edilmeli; bu tespit doğrultusunda hangi ideolojilerin birbiriyle zorunlu çelişki içerisinde olduğu ortaya konmalıdır. Bunu yaptıktan sonra ise bir ideolojinin veya ideolojilerin doğru olduğuna kanaat getirilebilir. Getirilmelidir de.

Favorilerime Ekle
Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
115
Dilara Yolcu
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Öne Çıkarılan Cevap Öne Çıkarılan Cevap
Puan Ver
10
Puan Ver

Çok güzel bir soru. Zor da bir soru, çünkü Darwin genel olarak çağının standartlarına uymayan bir adamdı; ancak bu uyumsuzluğu yaşı ilerledikçe netleşti, belirginleşti. Bir bakalım:

Viktoryen Dönem'de zenginler arasında kadınlara değer verilse de, genel olarak kadınlar ikinci plandaydı. Zaten günümüzdeki eşitsizliklerin çoğu da bu dönemdeki beyaz erkek elitizminin bir uzantısı (tabii o da kendisinden önce gelen süreçlerden köken alıyor). Örneğin, yine buna bağlı olarak siyahilerin köle olarak alınması sıradan karşılanıyordu.

Darwin, hem kadın hakları konusunda, hem kölelik konusunda çağdaşlarından ötedeydi. Erken yaşlarında kadınlara, evliliğe, köleliğe yönelik toy ve çağdaşlarıyla daha uyumlu bir tavır sergiledi. Örneğin köleliğin üzerine pek kafa yormamıştı. Evlilik içinse şurada anlattığımız ilginç hesap kitabı yaptı.

Ancak özellikle Beagle yolculuğundan sonra zihinsel olgunlaşma süreci de başladı. Arjantin ve genel olarak Latin Amerika'da gördüğü kölelik uygulamalarından sonra kölelikten tiksinmeye başladı ve bunu mektuplarına da yansıttı.

Darwin, eşine ve çocuklarına inanılmaz bağlı bir insandı. Örneğin gündelik rutini içinde çalışmalarından zaman ayırıp, eşinin piyano çalışını veya kitap okumasını dinlemek vardı. Benzer şekilde, kızı Annie öldüğünde bundan kendisiyle eşinin kuzen olmasını suçlu bulmuştu ve Türlerin Kökeni'ni yazmaya uzun yıllar ara verdi, kendini derinden suçluyordu; ancak eşini asla bu yüzden terk etmedi veya onu aşağılamadı.

Yani Darwin'i çağına uygun şekilde yargılamak lazım; ancak bunu yapacak olsaydık bile çağdaşlarının fazlasıyla ötesinde olduğunu, hatta bugünkü aydınların önemli bir bölümünden bile ileride olduğunu görebilirdik.

Ne yazık ki bunun haricinde toplumsal cinsiyet veya eşcinsellik gibi konularda pek yazmadı; dolayısıyla tam fikirlerini bilemiyoruz. Ancak biyolojik cinsiyet kavramına (insan-odaklı olmasa da) fazlasıyla kafa yorduğunu biliyoruz (Cinsel Seçilim'den ötürü); ancak bunu sosyolojik bir temelde pek ele almamıştı.

Darwin'in özellikle de 1850'lerden sonra eşi ve çocuklarına olan sevgisi ve saygısını görmek için Creation filmini izlemenizi tavsiye ederim.

Favorilerime Ekle

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı Charles Darwin ve Evlilik: Darwin'in Evlilik Öncesi Yaptığı Artılar ve Eksiler Listesi
  2. Evolution Institute Top 10 Anti-Slavery Quotes From Charles Darwin
  3. Evrim Ağacı Darwin'in Günlük Rutini
  4. Evrim Ağacı Evrim Mekanizmaları - 4: Cinsel Seçilim (Rastgele Olmayan Çiftleşme)
  5. IMDb Creation (2009)
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
3,325
Oguzhan Atas
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Merhaba arkadaşlar, hayvanların yada bir canlının denek olarak kullanılmaması ilaç sanayini nasıl etkilerdi? İlaçlarımız şimdiki kadar gelişir miydi?
Puan Ver
0
Puan Ver
25k
Ersals Krononot
Favorilerime Ekle
Sonra Cevapla
Takip Et
Nedeni ne olabilir. Magnezyum mu, Besin bulma / hareket için sindirim/onarım gereken yüksek enerji mi yoksa başka bir şey mi...
Tüm Sorular
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bilime dayanmayan felsefe boştur. Bilim keşfeder, felsefe yorumlar.”
Albert Einstein
Geri Bildirim Gönder