Mutluluk ve istikrar kavramı üzerine kurulmuş bir dünya düşünün. Aile yok. Aitlik yok. Annelik ve babalık ayıp sayılıyor. Kadınlar ve erkekler arasında eğlencelik ilişkiler desteklenirken, ciddi ilişkiler ahlak dışı sayılıyor. "Herkes herkes içindir." Gelişim yok. Sınıflara ayrılmış bu toplumda hangi sınıfa aitseniz, o sınıfın gereksinimlerine göre embriyo döneminden itibaren şartlandırılıyorsunuz.
... ve yaşadığınız hayatı ne olursa olsun seviyorsunuz. Örneğin Epsilonlardansanız kasten kısa boylu, çirkin, bedensel işinizi yapmaya yetecek kadar düşük zekalı bırakılmanıza rağmen isyan etmiyor, mutluluk duyarak çalışıyorsunuz. Ya da güzel, yakışıklı, sağlıklı, uzun boylu bir Alfa'ysanız bile sizin şartlarınıza sahip olmayan Epsilon ve Betaları sorgulamak aklınıza gelmiyor.
Bu kitabı okumadan önce konforun bu kadar ürkütücü bir kavram olabileceği aklıma gelmezdi. Okurken insan olarak zıtlıklara ihtiyacımız olduğunu düşündüm. Mutluluk kadar üzüntüye de, zevk kadar mahrumiyete de, istikrar kadar istikrarsızlığa da... Uygarlık kadar vahşiliğe de.
Vahşi ya da asıl adıyla John, ormanda Kızılderililerle büyümüş bir karakter. Böylece insanlığını koruyabilmiş. Onun sesi sizin de iç sesiniz oluyor. Sanki siz John'sunuz, sizsiniz yoz uygarlıktan zehirlenen, "soma" paketlerini avuç avuç dışarı atıp insanlara uyanmaları için haykıran...
İnanılmaz bir kitap. İnanılmaz derken lafın gelişi, inanılır, hatta ucundan kıyısından yaşadığımız bir kitap. Defalarca okuyabilirim. Elimden gelse herkese okuturdum. İnsanın özünden kopuk ütopya düşlerinin en büyük distopyaları doğurduğunu söylerdim.
Aldous Huxley'in Kadim Felsefe adında bir kitabı varmış. Doğu ve Batı felsefelerinden bahsediyormuş, Mevlana ve Gazali de varmış kitapta. Yazara saygı duydum. Zaten Cesur Yeni Dünya'nın derin bir sorgulamanın ve öze varışın meyvesi olduğu o kadar belli ki...