Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Hakan Orhan
Hakan Orhan
86.4K UP
Uyarlayan 4 gün önce 5 dk.

Yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre; kırsal alanlarda yaşayan insanlar, Alzheimer hastalığı geliştirme açısından daha düşük risk altında olabilir.

Yeni Güney Galler’de yaşayan ve 45 yaşın üzerinde olan 260.000’den fazla yetişkinden elde edilen veriler analiz edildiğinde dikkat çekici bir sonuç ortaya çıktı. Buna göre, eyaletin kırsal ya da daha uzak bölgelerinde yaşayan kişilerin, şehirlerde yaşayanlara kıyasla 11 yıllık takip süresi boyunca Alzheimer hastalığı teşhisi alma riskinin %6 ile %19 arasında daha düşük olduğu görüldü.

17
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Zişan Işık
Zişan Işık
113.8K UP
Yazar 4 gün önce 6 dk.

Nöron kodlama denildiğinde çoğu zaman akla ilk olarak önceki makalelerimizde açıkladığımız ışıkla ya da kimyasal maddelerle yapılan müdahaleler gelir. Optogenetik ve kemogenetik yaklaşımlar, nöronların ne zaman aktif olacağını veya susturulacağını belirlememizi sağlar ancak bu yöntemlerin nöronun mevcut biyolojik altyapısını korumak gibi ortak bir özelliği vardır. Genetik kodlama ise bu noktada radikal biçimde ayrılır. Bu yaklaşımda amaç, nörona geçici bir kontrol mekanizması eklemek değil; nöronun hangi tür bir hücre olduğu, hangi proteinleri ürettiği, nasıl elektriksel davrandığı ve hangi sinyallere duyarlı olduğu gibi temel özelliklerini DNA düzeyinde yeniden tanımlamaktır.

Başka bir deyişle genetik kodlama, nöronun davranışını yönetmekten ziyade nöronun ne olduğu sorusuna cevap verir. Bu nedenle genetik kodlama, nöron programlamanın altyapısıdr.

15
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı üyeliği tamamen ücretsiz ve sitemizi çok daha etkili, interaktif ve keyifli bir şekilde kullanmanızı sağlayacak. Üye değilseniz, birkaç saniyede üyelik oluşturabilirsiniz! Üyeyseniz de giriş yapmanızı tavsiye ederiz.

Söz
Ömer Talha Arısoy
Alıntıyı Ekleyen 3 gün önce
Evrimin ışığı olmaksızın, biyolojide hiçbir şeyin anlamı yoktur.
Kaynak: Theodosius Dobzhansky(Evrimsel Biyolog)
3
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hüseyin Güngör
İnceleyen9 3 gün önce
Game of Thrones kurgu evreninin hikaye anlatıcılığını gördüklerimin en kompleksi olduğunu iddia ettiğim için o evrenden gelen bir yapıma da büyük bir heyecan duydum. GoT için de dediğim üzere, çok dallı budaklı bir yapım olduğu için oturması ve içine çekmesi vakit alıyor. Ayrıca daha önce pek görmediğimiz tarzda fars yani kaba bir komedi stili de var. Hani böyle MCU'nun inşa ettiği ciddiyeti She-Hulk, Deadpool gibi yapımlarla sabote etmek gibi. Bu yüzden arada birader bu ne dedirtiyor insana. Sulandırmayı pek seven birisi değilim. Tüm bunlarla birlikte düşününce ben ilk bölümlere karşı insanların heyecanına anlam veremedim. Bence tamamen "Uf, House of Dragon'da işlerin kızışmasına sabredemedik, bu yeni çıktı, ona karşı bunu övelim." motivasyonuyla yapılan bir hype.d

Sezon 6 bölümden oluşuyor. Olması gerektiği gibi 4. ve özellikle 5. bölüm efsane bir dokunuş yaptı. GoT demek ki aynı GoT, yatırım yapmaya değer dedirtti. Bir de bana kalırsa düşük bir açılıştan bu seviyeye çıkınca muazzam bir algı yarattı. Breaking Bad toksik hayranlarını da hareketlendirdiğini göz önünde tutmalıyız. İnsanların belki de Breaking Bad'i gereksiz şişirdiklerini zamanla fark etmelerine sebep olur. Şu an en iyi 62. dizi konumunda. Ben esas vurgunun yine derin görerek, dizinin potansiyel ilerleyiş şeklinden dolayı, Breaking Bad, Kurtlar Vadisi, Dune, SW gibi, hayatta ilerlerken "karanlıkla dans" temasından geleceğini düşünüyorum. Çünkü, denene göre dizi Egg'in, yani tatlı bir çocuğun, kral olma yolundaki hayatını sezonlar şeklinde ele alacak. Bu da, işaret ettiğim yapımlardaki gibi, kötüleşmese de antileşecek bir karakteri izleyeceğimiz anlamına gelir ve bu GoT gibi zaten muazzam dramatik olan bir evrenden gelecek. Oluşacak dramatik etkiyi hayal edemiyorum ama altından kalkılırsa sinemada seviye atlatır derim. İlk sezon işte tüm bunlara göz kırptı. Ben potansiyelinden heyecanlıyım ama şu an 9 seviyesinde derim. İlk Dune filmi için de aynılarını söylemiştim. Bu arada malum sahnedeki radikal çekim tekniği de çok iyi geldi. Bunlar klişeden kurtarıyor ve mesela kanlı bir orta çağ mücadelesini aktarmak için çok iyi oluyor.

Tüm bunların yanında, gelecekte kral olacak masum bir çocuğun gözlerindeki, inandığı değerlere bağlı kalarak masum insanları koruduğu için yargılanan bir şövalyenin yanında durmayı seçen prense olan hayranlığı izlemek çok daha keyifli. Bu kısımlara dikkat edelim. GoT evreninin iki farklı dokusunu bir araya getiriyor dizi ve bu sulandırma da biraz bundan olmalı. Bir tarafta ejderhalarını kaybeden kanlı bir hanedan, diğer tarafta halkın sefaletinden çıkıp gelen ve sisteme kafa tutan bir gariban. Bu iki kültürün temasını anlatıyor.
9.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Eser
Ece Müker
Ece Müker
609.6K UP
Eseri Ekleyen 3 gün önce Film
Puan Ver
Orjinal Adı : 100 Nights of Hero
Yönetmen: Julia Jackman
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
Söz
Evrim Ağacı
Alıntıyı Ekleyen 19 Ocak 2019
Türlerin bağımsız olarak yaratıldıklarına yönelik ana akım görüş, bize hiçbir bilimsel açıklama sunamamaktadır.
Bu alıntı Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
30
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı Akademi

Evrim Ağacı Akademi'yi kullanarak kendini Genel Biyoloji konusunda geliştirebilirsin.

Dilan Eser
Dilan Eser
103.9K UP
22 saat önce
Kadınlar günümüz kutlu olsun
25 görüntülenme
4
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'na Destek Ol
1
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, sitemizin/uygulamamızın çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, %100 reklamsız ve çok daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 50₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Söz
Şafak Aki
Şafak Aki
118.1K UP
Alıntıyı Ekleyen 12 Haziran
Bir toprak parçasının etrafını çevirip, Burası benim, diyen ilk adam etrafında kendisine inanacak saf insanlar bulduğunda sivil toplumun temellerini atmış demektir. O zaman bir kişi ayağa kalkıp, Dikkat edin, bu dolandırıcıya inanmayın; dünyanın bütün meyvelerinin hepimizin olduğunu ve dünyanın kimseye ait olmadığını unuttuğunuzda günlerimiz sayılıdır, demiş olsaydı insanlığı ne çok felaketten ve savaştan kurtarmış olurdu.
Kaynak: Rutger Bregman / Çoğu İnsan İyidir
7
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
164.6K UP
ANTROPOLOJİ DE YÜKSEK LİSANS YAPIYORUM 6 gün önce Sen de Cevap Ver

Merhaba

Doğum lekeleri sadece birer pigment veya damar değişikliği değil; aynı zamanda gelişim yolculuğumuzun sessiz tanıkları gibi geliyor bana. Bir çok insanda olan hatta her gün gördüğümüz için hiç aklımıza gelmeyen bir soru bu .Genetik geçiş deyip bırakıyoruz .Bazen çok seviyoruz bu lekeleri özdeşleşiyor bizimle .Bazen rahatsız olup üzülüyoruz .Bende doğum lekeme bakarken bazen kendi bedenimle sessiz bir sohbet ediyormuş gibi hissediyorum. Küçük ve silik olduğu için neredeyse görünmez, ama ben onu her zaman biliyorum; adeta kendime ait, gizli bir işaret gibi. Aynı leke annemde de var onun lekesi ise biraz daha belirgin; sanki her gördüğünde kendini ilan etmek ister gibi duruyor. Bu farklar bana, hele kardeşler arasında paylaşılmış bir durum ise aynı anne rahminden çıkan iki kişinin bile ne kadar farklı izler taşıyabileceğini ve bedenimizin bize ne kadar benzersiz bir hikâye yazdığını hatırlatıyor.

Öncelikle doğum lekelerinin büyük kısmı gerçekten anne karnında, yani embriyonik gelişim sırasında oluşuyor. Özellikle pigmentli olanlar, cildimize rengini veren melanosit adı verilen hücrelerin gelişim ve yerleşim sürecindeki küçük farklılıklardan kaynaklanıyor. Vücudumuzdaki bazı hücreler, daha bebekken yani embriyo döneminde, nöral krest adı verilen bir yerden ayrılır ve cildin farklı bölgelerine göç ederler. Bu hücreler cildin rengini ve bazı lekeleri belirler. Göç ederken bazı bölgelerde çok birikirler veya normalden farklı şekilde dağılırlar. İşte bu fazla birikim veya düzensiz dağılım, o bölgede cildin daha koyu veya daha belirgin bir leke olarak görünmesine yol açar. Daha basit bir dille bu lekeler, bebekken hücrelerin vücutta dağılırken yaptığı “yerleşim hatalarının” sonucu olarak ortaya çıkar (Bolognia et al., 2018).[1]Ama ilginç olan şu .Her doğum lekesi doğum anında görünür olmak zorunda değil. Bazıları doğumda vardır ama çok siliktir; bazıları ise bebeklik döneminde, hatta çocuklukta belirginleşir. Özellikle bazı melanositik nevüsler zamanla koyulaşabilir ya da büyüyebilir. Yani “doğum lekesi” denmesi her zaman “doğduğu anda belirgin” olduğu anlamına gelmez.Sizin lekenizin silik ve ten rengine yakın olması, o bölgede melanosit yoğunluğunun çok artmamış olabileceğini düşündürür. Kardeşinizin lekesinin simsiyah ve belirgin olması ise o bölgede melanin üretiminin daha fazla olması ya da melanositlerin daha yoğun kümelenmiş olmasıyla ilgilidir. Melanin miktarı, melanosit sayısı ve melanozomların büyüklüğü lekenin koyuluğunu belirleyen temel faktörlerdir (Habif, 2016).[2] Burada genetik faktörler devreye giriyor. Aynı aile içinde bile doğum lekelerinin tipi, rengi ve belirginliği farklı olabilir. Çünkü melanositlerin dağılımı ve aktivitesi, çok sayıda genin etkileşimiyle belirlenir. Ayrıca bazı doğum lekeleri pigmentle değil, damar yapısıyla ilgilidir. Örneğin halk arasında “şarap lekesi” denilen kapiller malformasyonlar, cilt altındaki damarların genişlemesine bağlıdır ve bunlar daha kırmızı yada mor görünür (James et al., 2020).[3]

Tüm Reklamları Kapat

Doğum lekeleri aslında bir tür gelişimsel varyasyondur. Çoğu tamamen iyi huyludur ve hayat boyu sessizce bizimle kalır. Tıbbi olarak önemli olan nokta; hızlı büyüme, renk değişikliği, düzensiz kenar gibi değişimlerin izlenmesidir. Ama büyük çoğunluğu sadece bedenin bize özgü imzası gibidir.[4]

Bence en güzel tarafı aynı anne rahminden çıkan iki kardeşte bile farklı izler bırakması :)) Sanki beden, her birimizi ayrı ayrı yazıyor.

Teşekkür ederim.



Kaynaklar

  1. Jean L. Bolognia, et al. (2017). Dermatology. Yayınevi: Elsevier.
  2. Thomas P Habif. (1985). Clinical Dermatology, A Color Guide To Diagnosis And Therapy. Yayınevi: Elsevier.
  3. William D. James. (2020). Andrews’ Diseases Of The Skin: Clinical Dermatology. Yayınevi: Elsevier.
  4. Doğan Kutbay. (). Tıp Eğitimi.
Bu cevap, soru sahibi tarafından en iyi cevap seçilmiştir. Ancak bu, cevabın doğru olduğunu garanti etmez.
2
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
164.6K UP
İnceleyen 6 gün önce
Merhaba
Bazen bir kitabı okumaya başlamadan önce, onunla kavga edeceğimi hissederim. Daha kapağını açmadan içimde hafif bir gerilim olur. Çünkü bazı metinler sadece bilgi vermez; insanın inandığı, tutunduğu, hatta sığındığı yerlere dokunur. İnancın Sonu tam da böyle bir kitap. Okurken sadece satırları değil, kendi zihnimi de tarttım. Nerede savunmaya geçiyorum, nerede susuyorum, nerede hak veriyorum diye.

İnancın Sonu, Sam Harris’in inanç ile aklı bir düelloya çıkardığı metni. Bu kitapta uzlaşma yok. Yumuşatma yok. Harris, modern dünyanın en büyük sorunlarından birinin sorgulanmayan dini inanç olduğunu söylüyor ve bunu neredeyse bir cerrah soğukkanlılığıyla masaya yatırıyor.

Kitabın ruhunu taşıyan cümlelerden biri olan “Dini inançlar eleştiriden muaf tutulduğu sürece, insanlığın ilerlemesi her zaman tehlike altında olacaktır.” Bu cümle bir iddia değil sadece; bir meydan okuma. Çünkü Harris’e göre din, diğer tüm düşünce sistemleri gibi eleştirilebilir olmalı. Bilim hata yapabilir, siyaset yanlışlanabilir, felsefe çürütülebilir. Ama din çoğu zaman “kutsal” olduğu için tartışma dışı bırakılır. O ise tam tersini yapıyor: Kutsalın üzerine ışık tutuyor.

Bir başka bir ifadede ise şunu söyler . “İnsanlar, kanıt olmadan inanmayı bir erdem haline getirdiler.”
Burada durup düşünmemek zor. Çünkü gerçekten de birçok kültürde “iman”, sorgulamamakla eş anlamlıdır. Oysa Harris için kanıtsız inanç bir erdem değil; epistemolojik bir boşluk. Ona göre akıl, insanlığın en güçlü aracıdır ve bu araç, inanç söz konusu olduğunda askıya alınmamalıdır.

Kitap özellikle dini şiddet üzerinden çarpıcı bir analiz yapar ve şu cümleyle hafızayı kazımaya çalışır .
“İntihar bombacısını motive eden şey umutsuzluk değil, cennete olan inancıdır.” Bu söz ürpertici. Çünkü burada din, teselli veren bir sistem değil; eylemi, hatta ölümü anlamlandıran bir güç olarak resmedilir. Harris’e göre iyi niyetli insanlar, kutsal bir amaç uğruna korkunç şeyler yapabilir. Bana kalırsa en çok tartışılması gereken cümle şudur. “İyi niyetli insanların kötü şeyler yapabilmesi için din gerekir.” Bu iddia abartılı mı? Belki. Ama insan tarihi düşünüldüğünde tamamen yabana atılacak bir söz de değil. İnanç, insanı yüceltebildiği kadar, körleştirebilir de. İşte Harris bu kör noktaya bakıyor. Kitap boyunca hissettiğim bir eksiklik var: İnancın içsel, varoluşsal boyutu. Mesela Søren Kierkegaard inancı bir “atlayış” olarak tanımlar; aklın ötesine geçen ama insanın varoluşunu derinleştiren bir deneyim olarak görür. Ya da William James, dini deneyimi psikolojik gerçeklik üzerinden anlamaya çalışır. Harris ise daha keskin bir yerde durur. Onun için soru nettir: “Doğru mu, yanlış mı?”

Ama insan sadece doğru veya yanlış çizgisinde yaşamıyor. Bazen inanmak, anlam arayışıdır. Bazen yalnızlığa karşı bir dirençtir. Bazen ölüm korkusuna karşı sessiz bir cevaptır. Harris bu duygusal ve sembolik alanı pek dikkate almaz; o daha çok inancın toplumsal ve politik sonuçlarına odaklanır.
belki de kitabın en çarpıcı yanı burada , İnancı kutsallıktan indirip tartışılabilir bir nesne haline getirmesi. Bu kolay değil. Hele inancın kimlik haline geldiği toplumlarda hiç değil. İnancın Sonu bir saldırı mı, yoksa bir uyarı mı? Belki ikisi de. Okurken insan ya savunmaya geçiyor ya da düşünmeye başlıyor. Ama kayıtsız kalmak mümkün değil.

Ben kitabı kapattığımda şunu düşündüm: İnanç ile mantık gerçekten düşman mı? Yoksa biz mi onları düşmanlaştırıyoruz? Belki mesele inancın varlığı değil, sorgusuz kabul edilişi. Belki de asıl korkulan şey, Tanrı’nın değil, soruların gücü. Bazen bir kitap, cevap vermek için değil, insanın içindeki sessiz çatışmayı görünür kılmak için yazılır. Bu kitap tam olarak bunu yapıyor sanırım.
Puan Ver
İNANÇ VE MANTIĞIN KAFA KAFAYA ÇARPIŞMASI
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
5
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı'nı sosyal medya hesaplarından takip etmeyi unutmayın! Yeni paylaşımlarımızı görmek için bizi aşağıdaki sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.

Daha Fazla İçerik Göster
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)