Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
İnceleme
Gizem Çetin
Gizem Çetin
123.8K UP
İnceleyen9 1 gün önce
Dokuz ana bölümden ve bir ek bölümden oluşan bu kitapta, yazar, savaş fotoğraflarının psikolojik ve toplumsal etkilerini çeşitli yönleriyle inceliyor.

Virginia Woolf'un, Londralı bir avukatın "Sizce savaşı nasıl önleriz?" sorusuna cevap olarak yazdığı Üç Gine adlı kitaptan bahsederek başlayan yazar, Woolf'un savaşa ait bir vahşet fotoğrafına bakan kişilerin aynı duyguları hissettiğinden söz açar. Dehşet ve tiksinti... "Savaş uğursuzluktur," hissi.

Ardından "Sizce savaşı nasıl önleriz?" sorusunun gizli öznesi "biz"i sorgular. "Biz" derken kimdir? Diğer ülkelerde yaşayan, kendilerine bizzat zararı dokunmasa da savaştan insani olarak kaygı duyacak kişilerdir. Dünya kamuoyudur. Ancak güvende olan insanlar, gündelik hayatın akışı içerisinde uzak bir yerde olan savaşı görmezden gelebilirler, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" misali. İşte burada savaş fotoğrafları devreye girer ve bu konuları "gerçek" kılar.

Savaş fotoğraflarının tek etkisi, insanları genel bir savaş karşıtlığına yöneltmek değildir. Bu fotoğraflar politik olarak da kullanılabilirler. Burada, yazar, Yugoslavya'nın dağılışı esnasında, bir köyün topa tutulmasıyla öldürülen aynı çocukların fotoğraflarının hem Sırpların hem de Hırvatların propaganda dosyaları içinde yer aldığını örnekler ve ekler: "Yazısını değiştirirseniz, çocukların ölümü kolaylıkla yeniden ve yeniden kullanılabilme özelliğine sahiptir."

Günümüzden bir örnek ekleyeyim buraya. Rusya - Ukrayna savaşında da internette dezenformasyonlar başını alıp gitmedi mi?

Bir savaşın tarafı olan insanların, kendi taraftarlarının yaptığı vahşet fotoğraflarına karşı inkar tavrına girdiğinden de bahsedilmektedir.

Vahşet fotoğrafları, kitabın yazarına göre, birbirine zıt tepkiler uyandırabilir. "Bu bir barış çağrısı olabilir. Veya bir öç çığlığı olabilir. Ya da sadece, fotoğrafik bilgilerin sürekli belleğe atılıp üst üste yığılması sonucunda, yaşanan korkunç şeylere dair bir kafa karışıklığı yaratabilir."

Yazar, okura, fotoğraflara karşı hissedecekleri güçlü duygusal tepkilerin akılcı bir sorgulamaya engel olmaması gerektiğini de hatırlatır. Gösterilenler kadar gösterilmeyenler de vardır çünkü.

İkinci bölüm, fotoğrafçılığın diğer iletişim yollarına üstünlüğüne odaklanır. Kitabın yazıldığı 2003 yılında internet yaygın olmadığı için, yazar, her gün dünyanın dört bir köşesinde olup bitenlerin bilinebileceğinden bahsetmenin abartı olduğunu belirtir ama bence 2023 yılı için artık abartı olmadığını söyleyebilirim. Görüşünü de TV ve radyodaki haberlerin süzüldüğünü ve kısa bir süre sonra gündemden kalktığına dayandırır ve kurgusal bir farkındalık yarattıklarını söyler.

Yazara göre haber metni ya da videolarının aksine fotoğraf kalıcıdır ve "hâlâ daha derinden bir can acıtma, insan zihninde daha derin bir iz bırakma gücüne sahiptir. Bu haliyle fotoğraf bir alıntıya, veya bir veciz söze, veya bir özdeyişe benzer. Hepimiz kendi zihnimizde, anında hatırlanmaya hazır yüzlerce fotoğraf biriktiririz."

Fotoğrafçılığın itici gücü, sarsıcı ve dramatik görüntülerdir. Bu, savaş fotoğrafları için de böyledir. "1839 yılında kameranın icat edilişinden beri, fotoğraf sanatı ölümle hep haşır neşir olmuştur." Düşüncelerin ağırlığını, onlarca sözcük yerine tek bir fotoğraf karesi taşıyabilir.

Üçüncü bölümün konusu, acıların ikonografisidir. Yunan mitolojisindeki trajedileri temsil eden heykellerden ve acı dolu sahneler içeren Hristiyan ikonlarından söz açan yazar "Anlaşılan o ki, acı çeken bedenleri gösteren resimlere karşı duyulan iştahlı merak, neredeyse çıplak bedenlere gösterilen arzulu merak kadar şiddetlidir." tespitine ulaşır.

Acının görsel hale getirilmesinde amaçlanan şey insanları harekete geçirmek, empati kurdurmak veya eğitmek olsa da, bir tür meydan okuma da içerir: Buna bakabilir misiniz? "Bir görüntüye irkilmeden bakabilmenin yatıştırıcı bir tarafı vardır. Ama irkilmenin de ayrı bir hazzı vardır."

Dolayısıyla insanın ıstırap verici sahnelere bakmaktan zevk alan bir tarafı vardır. O acıyı hafifletecek bir şeyler yapabilecek konumda değilsek, hepimiz kendimize yüklediğimiz anlam ne olursa olsun dikizci sayılırız, yazara göre.

17. yüzyılda çeşitli Avrupalı sanatçıların o dönemki Fransız işgalleri karşısında savaşın dehşetini tasvir eden oyma baskı resimlerini anlattıktan sonra bu eserlerin yapılış hedefinin de o görüntülere bakanları uyandırmak, sarsarak şok etmek ve derinden yaralamak olduğunu söyler.

Resim ve fotoğraf arasındaki farkı anlatır. Resim bir sentezdir, ressamın hafızasında kalanı aktarmasıdır. Burada anlatılan sanatçılardan Fransisco de Goya, her resmin altına notlar yazmıştır mesela. "Ben bunu gördüm", "Bu gerçekti", "Barbarlar!" gibi... Fotoğrafta buna gerek yoktur. Fotoğraf, olanı direkt, çıplak bir şekilde gösterir.

Ardından, savaş fotoğrafçılığının tarihine geçer. Savaş fotoğrafçılığı, savaş şiirleri gibi insanları asker olmaya ve savaşa teşvik için kullanılmıştır ilk başta. Çekilmeden önce mizansen ayarlanmış ya da sonradan üzerinde oynanmıştır. Bu ise hayal kırıklığı yaratır çünkü fotoğrafın gerçeği gösterme gücünü elinden alır.

"Poz olarak hazırlanarak çekildiklerini öğrenince özellikle hayal kırıklığına uğradığımız fotoğraflar, diğer öğeler bir yana, aşkı ve ölümü doruğa çıkaran mahrem ânları kaydettiği düşünülen fotoğraflardır. ... Biz her zaman, fotoğrafçının aşk ve ölüm evinde bir casus olmasını, fotoğrafı çekilenlerin de kameranın farkında olmamalarını, 'kendilerini bırakmış, en doğal halleriyle' kalmalarını arzu ederiz."

Dördüncü bölümde, fotoğrafın, ölüm ânını adeta mumyalayarak sonsuzlaştırdığından bahseder. Bu anlarda yalnızca ölümün kendisi vardır. Ölen kişi ya da kişiler, çoğunlukla meçhuldürler. "... fotoğrafını çektiği kişiler, sonsuza değin bir yığın, bir yekûn olarak kalmışlardır: meçhul kurbanlar."

Çünkü savaş insanın bireyliğini yok eder. "Virginia Woolf, ... savaşın caniliğinin kapsamının bireyler olarak hatta bir tür olarak insanın tam da kendi ayırt edici özelliklerini yok ettiği görüşünü dile getirmiştir.

Devletlerin savaş fotoğrafları üzerinde uyguladığı sansürü anlatır. Bu fotoğrafların halk ya da diğer askerler üzerinde yapacağı etkiye göre devletler, kimi zaman, bu içerikleri yasaklamayı seçmişlerdir.

Ayrıca savaşın geçtiği coğrafya da acıların açık olarak belgelenme ve gösterilme derecesini de etkilemektedir. "Savaşın geçtiği yer ne kadar uzak ya da egzotik olursa, ölüleri ve ölmekte olan kişileri tam cepheden gösteren resimlere sahip olma ihtimalimiz de o ölçüde artmaktadır." Afrika gibi... Asya gibi... Beyaz olmayan insanlar gibi... Yani beyaz insanın acısı bile farklı, daha saygıdeğer sayılıyor.

"Genel olarak bakıldığında, yayın organlarında çıkan fotoğraflarda gösterilen feci biçimde sakatlanıp yaralanmış bedenler Asyalılara ya da Afrikalılara aittir. Bu gazetecilik âdeti, egzotik (yani, sömürgeleştirilmiş) insanları çekinmeden teşhir etmeyi matah belleyen ve kökü yüzyıllara dayalı bir pratiğin mirasıdır: nitekim, Afrikalılar ve uzak Asya ülkelerinin sakinleri, on altıncı yüzyıldan yirminci yüzyılın başlarına değin Londra, Paris ve diğer Avrupa başkentlerinde açılan etnolojik sergilerde hayvanat bahçesi hayvanları gibi teşhir edilmişlerdir."

Beşinci bölüm, savaş ve barışın insan algısındaki yerini konu edinir. Modern etik duyguların temelinde dünya barışı ütopik bile olsa olması gerekendir, esastır. Savaş ise sapkınlıktır, istisnadır, durdurulamaz olsa bile. Tarihte ise tam tersidir. Barış istisna, savaş kuraldır.

Ardından yine aynı bölümde bu tür fotoğraflardaki güzellik kavramını sorgular. Istırap manzaralarına güzellik katılabilir mi? Bir yıkım fotoğrafı, güzel olabilir mi? Estetik, sanat ve savaş fotoğrafları arasındaki ilişki nedir? Fotoğrafçılığın dönüştürücü gücü nedir?

Sanırım biraz hızlanmalıyım, çünkü böyle giderse kitabın yarısı uzunluğunda özet olacak. O kadar isabetli tespitler var ki hiçbirini atlamak istemiyorum. Kapsamlı ve özlü bir kitap, referansları o kadar geniş ki, Platon'dan Da Vinci'ye, Fransisco de Goya'dan Baudelaire'e, yani adını hiç duymadığım bir sürü ressam, yazar, yönetmen, fotoğrafçı... Ek bölümünde ise yazarın ödül alırken yaptığı konuşma var. "... edebiyat özgürlüğün ta kendisidir!" diye bitiyor. Enfes.
9.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Eyüp Akman
Eyüp Akman
128.8K UP
Çeviren 24 Ağustos 2002
Eski fotoğraflarda, yukarıdaki bulutsunun izine rastlanmıyor. 1992’de, takımyıldız olarak Cygnus yönünde bulunan bir beyaz cüce yıldız, klasik bir nova patlamasıyla dış katmanlarını uzaya savurdu. Bu olaya Nova Cygni 1992 deniyor. Patlamadan gelen ışık, yakın yıldızlararası çevreyi aydınlattı; zaten orada bulunan bu gaz bulutunu görünür kıldı; mevcut hidrojeni uyararak kırmızı ışımanın ortaya çıkmasına yol açtı. Nova tarafından gerçekten dışarı atılan tek gaz ise, fotoğrafın merkezinin hemen üstünde görülen küçük kırmızı bir top olarak seçilebiliyor. Zamanla nova kabuğundan gelen ışık sönükleşecek; bu bulutsu da yeniden görünmez olacak!
0
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Emre Çalışan
Emre Çalışan
51.6K UP
3 gün önce
#Atatürk
18 görüntülenme
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı'nı sosyal medya hesaplarından takip etmeyi unutmayın! Yeni paylaşımlarımızı görmek için bizi aşağıdaki sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.

Yaşam Ağacı Gözlemi
Abdullah Vatansever
Gözlemi Yapan 4 gün önce Türkiye, Ankara
Ankara keçiörende, yağmurlu bir gün sonrası kara yosunundan alınan örnekte bulunmuştur.
13
1 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Zcn Ymncn
İnceleyen 6 gün önce
Harika bir film: İzlediğinizde, " Neden daha önce seyretmedim ? " diye düşüneceksiniz. Geç izlemiş olmanız sizde zaman kaybettiğiniz hissi yaratacak.
9.6/10
(99 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : The Shawshank Redemption
Yönetmen: Frank Darabont
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
3
1 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Yaşam Ağacı Gözlemi
Erdem Kuruca
Erdem Kuruca
71.8K UP
Gözlemi Yapan 2 Aralık 2024 Türkiye, İstanbul
riva'da bir gece gözleminden birçok yaban tavşanı ile birlikte alanda dolaşıyorlardı.
8
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
2
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Dolduk taştık! ❤️ Bugün İnsan Yaşamının Psikolojik Evrimi etkinliğimizi gerçekleştirdik. Öncelikle değerli hocalarımız Hüreyla Balcı ve Eren Yalçın'a bizlere katkıları için çok teşekkür ederiz. Her bir katılımcımıza ilgileri için çok teşekkür ederiz. Sonraki etkinliklerimizde görüşmek dileğiyle. ❤️
85 görüntülenme
10
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
2
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
⚡ Kinetik enerji, bir cismin hareket hâlinde olmasından kaynaklanan enerji türüdür. Bir cisim duruyorsa kinetik enerjisi yoktur, hareket etmeye başladığı anda ise sahip olduğu hız ve kütleye bağlı olarak kinetik enerji kazanır. Bu nedenle kinetik enerji, doğrudan hareket kavramıyla ilişkilidir.

📏 Klasik mekaniğe göre bir cismin kinetik enerjisi, cismin kütlesi (m) ve hızı (v) ile tanımlanır. Bu ilişki genellikle Ek = 1/2 · m · v² ifadesiyle gösterilir. Burada önemli olan nokta, hızın karesinin enerji üzerinde belirleyici olmasıdır. Bu durum, hızdaki artışların enerji üzerinde orantısız derecede büyük etkiler yaratmasına neden olur.

🚗 Örneğin aynı kütleye sahip iki araçtan biri diğerinden iki kat daha hızlıysa taşıdığı kinetik enerji iki kat değil, dört kat fazla olur. Bu yüzden trafik kazalarında hız artışı, çarpışma etkisini beklenenden çok daha fazla büyütür. Fren mesafelerinin uzaması ve çarpışma şiddetinin artması da bu fiziksel ilişkiyle doğrudan bağlantılıdır.

🔄 Kinetik enerji yalnızca doğrusal hareketle sınırlı değildir. Dönen cisimler de kinetik enerjiye sahiptir ve bu durum “dönme kinetik enerjisi” olarak ele alınır. Örneğin dönen bir tekerlek ya da pervane, hem dönme hareketinden hem de varsa ilerleme hareketinden kaynaklanan kinetik enerji taşır.

🧲 Kinetik enerji kendiliğinden artmaz, artması için cisme bir kuvvet uygulanması ve bu kuvvetin cisim üzerinde iş yapması gerekir. Aynı şekilde kinetik enerji kaybolmaz; sürtünme, hava direnci veya çarpışma gibi süreçlerde ısı, ses ya da başka enerji türlerine dönüşebilir.

📊 Bu yönüyle kinetik enerji, hareketin fiziksel sonuçlarını anlamak için temel kavramlardan biridir ve mekanikteki pek çok olgunun açıklanmasında merkezi bir rol oynar.

Yazar: Damla Şahin Uçar

ℹ️ Bu içerik, Evrim Ağacı internet sitesinden derlenerek hazırlanmıştır. Derleme sırasında bazı önemli detaylar kaybolmuş olabilir. Konu hakkında eksiksiz bilgi almak ve kaynaklarımızı görmek için içeriği lütfen evrimagaci.org üzerinden okuyunuz.
Eser
Ece Müker
Ece Müker
609.6K UP
Eseri Ekleyen 2 gün önce Film
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
Evrim Ağacı'na Destek Ol
4
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Eray Şeyhan
Eray Şeyhan
101.2K UP
İnceleyen10 1 Haziran
La Mettrie, bu eserini 18. yüzyılda anonim olarak yayımlamasına rağmen, Makine İnsan yazıldığı günden itibaren yoğun eleştirilere maruz kalmıştır. “İnsan bir makinedir” görüşü, özellikle ruhun ölümsüzlüğüne ve tanrısal yaratılışa inananlar tarafından sert biçimde eleştirilmiştir. Zira bu düşünce, Tanrı’ya, ruhun varlığına ve özgür iradeye yer bırakmıyordu. Materyalist ve hazcı bir etiği savunduğu için, birçok kişi onun fikirlerinin ahlaki yozlaşmaya yol açacağını düşünmüştür. La Mettrie’ye göre erdem, acıdan kaçma ve haz alma ilkesine dayanıyordu. Bu yaklaşım, geleneksel ahlak anlayışıyla taban tabana zıttı. La Mettrie, bu radikal fikirlerini, kendisinden önceki düşünürlerin görüşlerini sentezleyerek temellendirir. Özellikle Descartes ve Locke’un etkisinden yola çıkarak, insanın ruhsuz bir makine gibi işlediğini ileri sürer. Bu iddialarını ise ampirik gözlemlerine dayandırır; çünkü kendisi her şeyden önce bir hekimdir. Makine İnsan’ın bazı bölümlerinde, insana yakın canlıların beyin yapılarından söz eder ve bunu oldukça anlaşılır, hatta yer yer dikkat çekici bir üslupla dile getirir. Bugün hâlâ önemini koruyan Makine İnsan, yalnızca 18. yüzyılın değil, günümüz düşünce dünyasının da etkili eserlerinden biridir. La Mettrie’nin insanı doğanın bir parçası olarak görmesi ve zihinsel süreçleri bedensel işlevlerle açıklaması; nörobilim, psikoloji ve evrimsel biyoloji gibi çağdaş bilim dallarının yaklaşımlarıyla örtüşmektedir. Günümüzde insan zihnini açıklamak için artık ruh kavramına ihtiyaç duyulmaması, La Mettrie’nin sezgisel olarak öne sürdüğü fikirleri doğrular niteliktedir. Her ne kadar döneminde dışlanmış olsa da, Makine İnsan fikri, insanı anlamamızda bilimsel düşüncenin önemine dikkat çeker.
Kitap
9.0/10
(2 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : Man a Machine
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
10
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)