Merahaba
Richard Dawkins evrimi “inanılması gereken bir fikir” gibi sunmaz; aksine zaten gözümüzün önünde duran bir gerçeği sakin sakin gösterir. Dawkins bu kitapta okuru ikna etmeye çalışan bir vaiz gibi değil, elinden tutup “gel, birlikte bakalım” diyen meraklı bir rehber gibi konuşur.
Kitabın en güçlü yanı, evrimi soyut bir teori olarak değil, somut kanıtların toplamı olarak ele almasıdır. Fosiller, genetik benzerlikler, embriyoloji, coğrafi dağılım, deneyler ve doğrudan gözlemler.Dawkins her başlıkta aynı şeyi yapar, “Bu sadece bir açıklama değil; test edilmiş, defalarca doğrulanmış bir gerçek.” Özellikle evrimin “sadece geçmişte olmuş” bir olay olmadığını, bugün hâlâ işlediğini göstermesi kitabın omurgasını oluşturur. Antibiyotik direnci kazanan bakteriler ya da çevreye uyum sağlayan hayvan popülasyonları, evrimin canlı ve devam eden bir süreç olduğunu net biçimde ortaya koyar.
Dawkins’in dili samimi çünkü üstten konuşmaz. Okurun kafasındaki itirazları bilir ve onları ciddiye alır. “Eğer evrim doğruysa neden ara formları görmüyoruz?” gibi soruları küçümsemeden ele alır ve fosil kayıtlarının aslında bu formlarla dolu olduğunu, sadece popüler kültürün beklentilerinin bilimle uyuşmadığını anlatır. Burada Dawkins’in temel tavrı nettir.Bilim, sezgilerimize değil, kanıtlara dayanır.
Kitapta belki de en çarpıcı mesaj şudur. Evrim, rastgele bir karmaşa değildir. Mutasyonlar rastlantısal olabilir ama doğal seçilim asla rastgele değildir. Çevre, işe yarayanı tutar, işe yaramayanı eler. Dawkins bunu çok sade bir biçimde açıklar ve evrimi “kör ama son derece titiz bir süreç” olarak tanımlar. Bu anlatım, evrimi “tesadüfler yığını” sananlar için özellikle aydınlatıcıdır.
Samimi olmasının bir nedeni de Dawkins, evrimin insanı küçültmediğini, tam tersine insanı evrenin içine dürüstçe yerleştirdiğini savunur. İnsan özel olarak yaratılmış olmak zorunda değildir; yine de olağanüstüdür. Milyarlarca yıl süren bir sürecin sonunda, evrenin kendisi üzerine düşünebilen bir canlı ortaya çıkmıştır. Dawkins’in sessiz hayranlığı burada hissedilir. Evren mucizevi değilse bile, fazlasıyla hayret vericidir.
Kitabı bitirdiğinde insanın içinde garip bir his kalır. Ne bir boşluk ne de soğuk bir indirgeme. Daha çok şu düşünce, “Bizim hikâyemiz sandığımdan çok daha uzun, çok daha derin ve çok daha gerçek.” Yeryüzündeki En Büyük Gösteri, evrimi savunmak için değil, onu görmek isteyenler için yazılmış bir kitap. İkna etmekten çok, gözleri açmayı hedefliyor ve bunu, bağırmadan, korkutmadan, küçümsemeden yapıyor.
Belki de bu yüzden kitap boyunca hissedilen temel duygu, evrim, sadece biyolojinin konusu değil; insanın kendine dair anlattığı hikâyenin en dürüst versiyonu.