Yaşam, cansız, ölü, tepkisiz bir şey değildir! Biz insanlar, ancak dürttüğümüzde bize tepki veren, konuştuğumuzda bize yanıt veren oluşumları canlı algılamak gibi bir eğilim göstermekteyiz. Oysa bilimin bugün artık açıkça görebildiği gibi, cansız gibi görünen yerde bile Quantum düzeyinde bir hareket söz konusu ise, yaşamda anlam bulabilmek için, sanırım her şeyden önce yaşamın kendisiyle birlikte gelen olayları, insanlar arasındaki ya da insanın doğadaki diğer varlıklarla arasındaki ilişkileri okuma becerimizi arttırmamız gerekiyor. Çünkü eğer bir Tanrı varsa bile, herhangi bir yerden bizimle doğrudan ilişki kurmuyormuş gibi görünüyor. O bizimle, yarattığı doğa, o doğadaki düzen, o düzende yaşayan varlıklar ve olaylar aracılığı ile iletişim kurmaktaysa eğer, insan doğadaki düzeni, fizik yasalarını, insanlar arasındaki ilişkilerin doğasını anladıkça daha fazla anlam buluyor, daha derinden duyumsuyor yaşamı. O halde, insan doğası ile ilgili birkaç şey paylaşmakta fayda var. Eğitim Bilimci ve Tıp kadını Maria Montessori, “Bir insanın” diyor, “yedi yaşına geldiğinde, hangi bilim dalına, hangi sanata eğilimli olduğu bellidir artık. Ve de çocuk yaşlarından başlayarak ruhundaki yeteneği keşfedip yaşatabildiği oranda, diğer tüm erdemleri de kendiliğinden gelişir.” Yazık ki içinde bulunduğumuz toplumsa kültür yapısı olsun, bize verilen okul eğitimi olsun, çok da bu yetenekleri ortaya çıkarabileceğimiz bir ortam sunmamakta… Fakat buna rağmen, sonraki yaşlarımızda bile içimizdeki cevherleri keşfetmek için harekete geçmişsek, Epiktetos’un söylediği gibi, “yaşamda” diyor, çevrendekilerin sana yüklediği anlamlara, onların sende gördüğü ve belki de senin farkında olmadığın özelliklere kulak ver.”
Bundan birkaç yıl öncesinde, şimdi iyi bir psikiyatrist olan bir tanıdığımız bana şu anısını anlatmıştı. Lise yıllarımda bile, otobüste yanıma oturanlar veya beni hiç tanımadığı halde benimle bir teması olan kimseler, bana dertlerini anlatmaya başlarlardı. Öyle çok karşılaşıyordum ki bununla, bu benim bu mesleği seçmemdeki önemli etkenlerden biri olmuştu.
Yazımı, Doğulu düşünürlerden birinin bir sözü ile bitirmek istiyorum. “İnsana” diyor, “cevherlerle bir maden gibi bakmalı; eğitimdir ki o cevherleri dışarı döktürür, eğitimdir ki, o cevherlerin dünyaya ışık olmasının yolunu açar.” Belki geçmiş kültürümüzün aile yapısı ve okul ortamlarımız kendimizdeki cevherleri keşfetmemize çok da yardımcı olmamışlarsa da, bugünün bu elektronik bilgi paylaşımı ortamında, kendimizdeki yeteneği bulmaya yönelik inancımızı kaybetmemişsek, bunu geliştirebileceğimiz pek çok imkan bulabiliriz. Çünkü “Hayat, bir hükümdarın birilerini göreve yolladığı bir yere benzer. İnsan yüzlerce farklı işi de yapsa, hükümdarının verdiği görevi yerine getirmedikçe, ne yüreğinde huzuru bulacak, ne de yaşamda bir anlam….” (Celaleddini Rumi)[1][2][3]
Kaynaklar
-
Maria Montessori. (2007). Gott Und Das Kind. ISBN: 978-3-451-23553-5. Yayınevi: Herder Verlag. sf: 222.
-
Epiktetos. (2015). İçsel Huzur İyi Bir Yaşamın Kapısını Açar. ISBN: 978-605-333-373-9. Yayınevi: Beta Yayınları. sf: 55.
-
Paulo Coelho. (2025). Akan Nehir Gibi. ISBN: 978-975-07-6569-8. Yayınevi: Can Yayınları. sf: 238.