Yazıma başlamadan belirtmeliyim ki, Midnight Express yalnızca gerçek olaylardan etkilenerek yazılmış bir film değil; aynı zamanda bir ülkenin itibarının sinema yoluyla nasıl temsil edilebileceğine dair üretilmiş en korkunç ve etkili örneklerden biridir, bu etkisiyle tabulaşmayı başarmıştır Türkiye’de. Film, 1977’de bizzat başkarakter Billy Hayes tarafından kaleme alınan kitaptan esinlenmiştir ve senaryosu, Hayes’in başından geçen gerçek olayları dramatize ederek sunar. 1978 yılında Cannes Film Festivali’nde gösterime giren ve Türkiye’de yasaklanan film, Türk-Amerikan ilişkilerinin zayıf olduğu bir dönemde büyük yankı uyandırmıştır.
Filmin ilk sahnelerinde İstanbul’un silüeti, camiler; kalabalık, gelişmemiş sokaklar ve arkada çalınan Türk müziğiyle, yönetmen izleyiciye oryantalizmin ve yabancılık duygusunun sinematik bir örneğini sunar. Hayes’in havalimanındaki sahneleri, dilini anlamadığı bir ülkenin yabancılığını ve yakalanma stresini hissettirmek için özenle tasarlanmıştır. Bu sahneler, seyircinin Billy ile empati kurmasını sağlarken, aynı zamanda Türkiye’yi “tehditkar ve yabancı bir yer” olarak kodlar seyircinin bilinçaltında.
Film, Hayes’in yakalanması ve hapishane sürecine girişiyle, gerilimi ve karakterin psikolojik çöküşünü yoğunlaştırır. Gardiyan Hamido’nun acımasızlığı, Rıfkı’nın sadizmi ve savcının kin dolu tavrı üzerinden film, Türk karakterleri tek boyutlu ve olumsuz biçimde sunar. Neredeyse tek bir iyi niyetli Türk karakter olmaması; Halihazırda yabancı görülen Türk insanını, Batılı izleyicinin gözünde saf kötü hale getirir. Buradaki sorun, yalnızca dramatik etki değil; aynı zamanda kolektif bir stereotipin yaratılmasıdır. Hayes’in cezasının 4 yıldan 30 yıla çıkarılması ve mahkemede Türk halkını hedef alarak hakaret etmesi, karakterin film başından beri hissettiklerinin ve psikolojik çöküşünün dışavurumudur. Artık Hayes “mantıklı bir özne” değildir; ruhsal çöküşü ve çaresizliği, seyirciler tarafından açıkça hissedilir. Tek bir kurtuluş yolu vardır artık Hayes'in.
Rıfkı’ya karşı gösterdiği şiddet, öfke ve cinnetin en ham, gerçekçi hâlinin sinemada sunulduğu eşsiz sahnelerden biridir. Bu sahneler, Hayes’in insanlıktan kopuşunu dramatik bir biçimde yansıtırken, film bir yandan da seyirciyi psikolojik gerilimin içine çekmeyi başarır.
Akıl hastaları koğuşuna düşmesiyle Billy’nin tamamen çökmüş hâli temsil edilir. Koğuşta yaratılan boğucu atmosfer, seyircinin karakterin zihinsel yıkımını deneyimlemesini sağlar.
Filmin ilerleyen sahnelerinde, Billy diğer akıl hastası mahkumlarla birlikte bir sütunun etrafında yürür. Bu sırada Ahmet adlı bir mahkum, Billy’ye her insanın bir makine olduğunu, bazılarını bozuk olarak fabrikadan çıkardıklarını ve işte bozuk makinelerin buraya hapsedildiğini anlatır. Billy, bunun üzerine mahkumların döndüğü yönün tersine yürüyerek diğer "bozuk makineler" gibi olmadığını ispatlamaya çalışır kendince. Ahmet, ona iyi bir Türk’ün sağdan yürüdüğünü, ters yönde yürüyenlerin komünizm yanlısı olduğunu hatırlatır. Bu uyarı, Billy’nin artık bu "bozuk makineler"den oluşan sistemin parçası olmadığını fark etmesini sağlar; kendi bilincini ve yönünü yeniden kazanır.
Son sahnelerde Hayes’in sevgilisinin ziyareti ve Hamido’yu alt ederek hapishaneden kaçışı, bir kurtuluş anı sunar. Ancak bu “mutlu son”, filmin karanlık, rahatsız edici atmosferini tamamen ortadan kaldırmaz. Film, izleyicide hâlâ güçlü bir gerilim ve rahatsızlık bırakır; Türkiye’ye dair yaratılan imaj ise günümüzde dahi sürecektir. İzleyici ise Hayes’in kurtuluşuna sevinmelidir.
Özetle söylemeliyim ki, Midnight Express sinematografik olarak ve müzik tasarımı açısından çok etkileyici, psikolojik gerilimi başarıyla işleyen bir yapım. Ancak filmdeki tek boyutlu saf kötü Türk karakterleri ve mekanlar, tarihsel ve kültürel bağlamda Türkiye’yi problemli hatta "medeniyetsiz" denilebilecek bir şekilde temsil ediyor. Bu yönleriyle film hem büyüleyici hem rahatsız edici bir deneyim sağlıyor. Türk izleyiciler olarak bu temsili kesinlikle eleştirme hakkına sahibiz; ancak sinema açısından bakıldığında; gerilimi, karakter psikolojisi, sahne tasarımı ve başarılı film müzikleri ile ölmeden izlemenizi kesinlikle tavsiye ettiğim bir film. Kimisi için Türkiye’nin karanlık geçmiş dönemlerinin temsili; kimisi için düşmanca ve ırkçı bir propaganda filmidir Midnight Express…
Puanım: 7/10.