Gerçek, anlaması son derece zor olan; halen eksiksiz bir tanımına sahip olmadığımız, baş döndürücü bir olgudur.[1] İnsanlık, kendini bildi bileli "gerçek olanı" anlamaya ve anlatmaya çalışmıştır. Fakat gerçek, öylesine karmaşık ve girift yapılıdır ki, bugüne kadar ona yaklaşmanın veya en azından ifade etmenin birçok farklı yolunu bulduk: felsefe, bilim, din, sanat, edebiyat bunlardan sadece birkaçı... Her biri, farklı varsayımlarla ve perspektiflerle gerçeğe yaklaşmaya çalıştı ve birbirinden farklı araçları kullanarak gerçeğe (ya da gerçeğin insanlar üzerindeki izdüşümüne) erişebileceğimizi, ona erişemesek bile belirli açılarını, belirli bir kapsamda izah ve ifade edebileceğimizi iddia ettiler. Burada biz, bu yöntemlerden bugüne kadar gerçeği evrensel olarak tanımlamak konusunda en başarılısı olan ve bizim de özel ilgi alanımız olan bilime ve bilimin temel varsayımlarına (ve bazı olası kısıtlarına) değineceğiz.
Bilim, Evren'in ilk anından şu anına (ve hatta geleceğine) kadar olan tüm var oluş basamaklarını tutmayı başaracak kadar kapsamlı, isabetli ve öğretici bir uğraştır: Bilim, Büyük Patlama anından itibaren, fizikle (hatta daha spesifik olarak kuantum mekaniği ve kozmoloji ile) başlar.[2] Fiziksel süreçler sonucunda oluşan ilk atom altı parçacıklar, fizikokimyasal bazı süreçlerden geçerek elementleri oluşturmuş, elementler bir araya gelerek molekülleri inşa etmeye başlamış ve bu sayede kimyanın doğması mümkün olmuştur.[3] Kimyanın ana konusu olan elementler ve moleküller, Evren'deki astronomik olayların merkezinde yer almıştır. Bu astronomik olaylardan birisi, jeokimyasal süreçlerin bir sonucu olarak doğan kayalık gezegenlerdir - ki bu kayalık gezegenleri (ve özellikle de Dünya isimli olanını), jeoloji isimli bir bilim dalı inceler.[4]