Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Kafana takılan neler var?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
İnceleme
H. Kübra Küçükbalkaya
İnceleyen 30 Nisan 2022
Bu kitap, sadece çağdaş bilimin bitkilerin duyuları hakkında söylediği şeylerle ilgili bir inceleme değil; öyle olsaydı yalnızca bu alandaki okurlarla sınırlı kalırdı. Onun yerine her bölümde bir insan duyusuna odaklanıp bu duyunun insanlardaki işleviyle bitkilerdeki işlevini karşılaştırıyor.
Kitap bize;
- Bitkilerin yiyeceğe doğru hareket etmekten ziyade yiyeceğe doğru büyüdüğünü böylece kırmızı ışığa duyarlı olduklarını (“Görmek” bölümü),
- Etilenin (Gaz halinde ki tek hormon) meyveler üzerindeki etkisini (“Koklamak” bölümünde)
- Bitkiye iyi konuştuğumuzda büyüdüğünü iddia eden düşüncelerin eleştirisini (“Bitkilerin Duydukları” bölümünde)
- Bitkinin yerçekimini algılaması için statolitlere, insanın ise denge reseptörlerimizin uyarımı için otolitlere ihtiyacı olduğu hakkında aydınlatıcı bilgileri (“bitkilerin konumlarına dair bildikleri” bölümünde) vermekte.


Yukarda bahsettiğim gibi alan dışı okurlar için dili oldukça anlaşılır. Adeta bitki olmak isteyeceğiniz kadar akıcı üsluba sahip olan “Bitkilerin Bildikleri” adlı bu kitabı tüm bilim ve doğa meraklılarına öneririm.
10.0/10
(20 Kişi)
Puan Ver
Dünyaya Bitkilerin Gözünden Bakmak
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
5
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 6 Ekim 2011 30 dk.

Körelmiş organlar (vestigial organs, vestigials) ya da Körelmiş yapılar (vestigial structures) temel olarak Evrimsel süreçte değişen çevre koşullarından ötürü eskiden yapmakta oldukları işlerin yapılmamasıyla birlikte bir organın evrim ekonomisi dahilinde giderek körelmesi, işlevsizleşmesi ve nihayetinde yok olmasıdır. Bu tanım biraz üzeri kapalı olsa da, adım adım yazımızda önemli noktalarını açarak sizleri bilgilendireceğiz.

Bildiğiniz gibi evrim, doğa şartlarına bağlı olarak işleyen bir süreçtir. Doğa şartları ise, katrilyonlarca parametrenin etkisi altında sürekli, an be an değişirler, küçük ya da büyük miktarlarda. İşte bu değişimler, canlıların doğada hayatta kalma ve üreme başarılarını birebir etkilerler. Her türün bireyleri, bireysel olarak birbirlerinden farklıdırlar. Buna, genetik farklılıklar sebep olabileceği gibi, çevrenin de etkisi sebep olabilir. Bunun en güzel örneği, farklı ailelerde büyüyen ama genetik olarak tıpatıp aynı olan tek yumurta ikizlerinin arasında fiziksel ve davranışsal pek çok fark olmasıdır. İşte bu tür içi bireysel farklılıklar (ki bunların sayısı da katrilyonlarla ifade edilebilir), sayısız çevresel etmene karşı bir nevi sınav içerisindedirler. Bu sınavda çevre şartlarına en uyumlu olanlar daha kolay hayatta kalır ve daha kolay/çok üreyebilirler. Böylece kendilerini bu şartlara karşı güçlü kılan genleri ve dolayısıyla bu genlerin etkilerini yavrularına aktarabilirler. Bunun sonucunda da, nesiller sonunda, çevre şartları tamamen değişmediği müddetçe, o şartlara daha önceki nesillerden çok daha uyumlu türler evrimleşir.

195
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ozan Karakaş
Ozan Karakaş
30K UP
Yazar 17 Şubat 2019 21 dk.

Hayal edelim: Harika bir bahar günü, hafta sonu. Sabah uyandınız, uyanma sonrası rutinlerinizi yerine getirdiniz. Güzel bir kahvaltının ardından çayınızı veya kahvenizi koyup bilgisayarın başına geçtiniz. Facebook ikonuna tıkladınız, anasayfada geziniyorsunuz ve karşınıza dikkatinizi çeken bir görsel çıktı; belli ki ilginizi çeken konulardan biri hakkında bir yazıya yönlendiriyor. Tıkladınız, sayfa açıldı, sayfada biraz aşağı inip başlığın olması gereken yere baktınız ve… en büyük korkularınızdan biri gerçek oldu: Okuyamıyorsunuz. Aşağı yukarı yedi yaşından beri büyük çabalar sarf edip geliştirdiğiniz, ciltler dolusu kitapla bileyip keskinleştirdiğiniz o yeti artık yok.

Etrafınıza bakıyorsunuz: Evet, üzerinde buharlar tüten o sıcak içecek hâlâ masanın üzerinde. Bilgisayar ekranının az ötesindeki çerçevede duran fotoğraftaki arkadaşlarınızın yüzlerini seçebiliyor, onları ayırt edebiliyorsunuz. Hemen yanı başınızdaki kütüphanede yatan, Eric Hobsbawm’ın Kısa 20. Yüzyıl kitabının kapağındaki kişinin Charlie Chaplin, kitabın kapağının da kırmızı olduğuna, dahası Chaplin’in bu pozu Büyük Diktatör filminde verdiğine de kuşkunuz yok; ama ne kitabın veya yazarın ismini ne de başka herhangi bir yazıyı okuyabiliyorsunuz.

205
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Bilim ve bilimseverler sıkıcı değildir! Evrim Ağacı Etkinlik Platformu'nu kullanarak bulunduğun şehirde veya internet üzerinde toplantılar, etkinlikler, buluşmalar düzenleyebilir, diğerlerinin düzenlediği etkinliklere katılabilirsin. Ayrıca eğer bilimle ilgili bir iş, staj, burs veya eğitim arıyorsan veya bu pozisyonları dolduracak bilimseverler, bilim insanları ve öğrenciler arıyorsan, Evrim Ağacı İlan Platformu'nu kullanarak Türkiye'deki ve Dünya'nın her yanındaki bilimseverlerin oluşturduğu ağa katılabilir, bu ağa güç katabilirsin!

Seda Baştürk
Seda Baştürk
194K UP
Çeviren 3 Ekim 2020
Güneş’e gitmek ne kadar sürer? 7 yaşındaki Brittany ve 12 yaşındaki D.J. bu soruyu bir akşam yemekte düşündüler. 7 yaşındaki James, gerçekten hızlı bir yarış arabası kullanmayı önerirken, 4 yaşındaki Christopher da hevesle bu öneriye katılıyor. Aile gezilerinde mesafeyi sürate bölerek sürüş süresini tahmin etmekten sorumlu ve gerçekten yaşlı bir adam olan Jerry, hesap yapmayı teklif ediyor. “Bir bakalım.. Güneş 93 milyon mil uzaklıkta. Eğer saatte 93 mil yol gidersek yolculuk sadece 1 milyon saat sürer.” 1 milyon saat ne kadar uzun? Bir yıl 365 gün çarpı her bir gün için 24 saat veya 8.760 saat eder. Yüz yıl 876.000 saat eder ancak bu da hala 1 milyon saatlik sürüş süresinin biraz altında. Yani Güneş gerçekten oldukça uzakta. Christopher etkilenmedi ancak büyüdükçe etkilenecektir. 93 milyon mil uzakta olan ve buna rağmen ona baktığınızda gözlerinizi acıtan bir şeyden etkilenmelisiniz!
2
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Fatih Altındal
İnceleyen 3 gün önce
Birbirlerinin hayatı hakkında karar vermeye mahkûm insanların, bütün zihin enerjilerini toplumu en sağlıklı nasıl yönetecekleri ve geçim sıkıntısı gibi konulara kafa yorarak harcayıp insan doğasına uygun şekilde gönüllerince yaşayabilecekleri yeterli bir zaman bulamamalarına sebep olan yıpratıcı işlerden uzak durmaları gerekir. Ancak bu şekilde beden ve ruh sağlığı birlikte sağlanabilir.

Ama böyle yaşayabilmek için günlük hayatın gerektirdiği rutin ve ihtiyaçları karşılayabiliyor olmak gerekir. Gıda üretimi, temini ve yemeye hazır hâle getirilmesi, temizlik vs işler olmadan hayat devam edemez. Bu işlere zaman harcarsan da insan doğasının gereklerinin karşılandığı hayat mümkün olamaz.

Eski dönemlerde zenginler ve iktidar sahipleri bu angarya işleri kölelere yaptırarak bunlara harcanacak zamanı boşa çıkardılar. Biz insanlar insanî ihtiyaçlarımızı karşılayalım diye insansılar kahır çeksin, dediler.

Oysa şimdi onlarca işçinin günlerce uğraşıp yapacağı işi bir makine dakikalar içinde yapıyor. Şu an bütün insanların temel ihtiyaçlarını ve muhtemelen daha da fazlasını çok kısa süre içinde üretebilecek durumdayız. İnsanların ihtiyaçlarının tamamının karşılandığı noktadan sonra hâlâ üretime devam etmenin ne anlamı var? Neye yarayacak bu üretim?

Şu anda bütün insanlar haftanın günlerinin yarısı, onun da üçer dörder saatinde çalışarak yeterli üretimi yapabilecek durumdalar. Geri kalan zamanda da insanî ihtiyaçlarını karşılayacak o lüks yaşantıyı temin edip beden ve zihin sağlıklarını temin edip koruyabilecek imkâna sahipler. Üstelik hiçbir canlıyı köle yapmadan. Makineler bizim kölelerimiz. Eski dönemlerin köleleri şimdi makineler, efendileri de her bir vatandaş.

Böyle bir imkâna sahipken, hiçbir emek harcamadan üstüne konduğu serveti ve rahat yaşamı bırakmak istemeyen, insanî hayat standartlarıyla yetinmeyip kudret sahibi olmak isteyen bir avuç insanın hırslarının arzularını karşılayabilmek için köleliğe devam ediyoruz.


Genel olarak bunları anlatıyor. Tabii ara ara yorum katmış olabilirim, izah edici olsun diye. Ve kendi cümlelerimle anlatmış olabilirim.
9.0/10
(11 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
6
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı üyeliği tamamen ücretsiz ve sitemizi çok daha etkili, interaktif ve keyifli bir şekilde kullanmanızı sağlayacak. Üye değilseniz, birkaç saniyede üyelik oluşturabilirsiniz! Üyeyseniz de giriş yapmanızı tavsiye ederiz.

Yaşam Ağacı Türü
Haki Serhat Gün
Türü Ekleyen 5 gün önce
Tipik olarak merkezî bir disk ve beş kollu bir yapıya sahip olan denizyıldızlarının bazı türlerinin kol sayısı beşten fazladır. Üst ya da aboral yüzeyleri pürüzsüz, taneli ya da dikenli olabilir ve üst üste geçen plakçıklardan oluşur. Türlerin çoğu kırmızı ya da turuncu gibi parlak renklerde iken bazı türler mavi, gri ya da kahverengi olabilir. Alt ya da oral yüzlerinde hidrolik sistem ile çalışan tüp ayaklar ve ortada bir ağız bulunur. Bazı denizyıldızlarının tüp ayaklarının ucunda sert yüzeylere sıkıca tutunabilen birer çekmen (vantuz) bulunur. Fırsatçı beslenirler ve çoğunlukla bentik bölge omurgasızlarını avlarlar. Çeşitli türleri midelerini dışarı çıkarma ya da suda asılı besin maddelerini filtreleme gibi özelleşmiş beslenme davranışları gösterir. Yaşam döngüleri karmaşıktır ve hem eşeyli hem de eşeysiz olarak üreyebilirler. Çoğu, kaybettikleri ya da zarar görmüş kollarını ve vücut parçalarını yenileyebilir ve savunma amaçlı olarak kollarını vücutlarından ayırabilirler. Asteroidea çeşitli önemli ekolojik rollere sahiptir. Pisaster ochraceus ve Stichaster australis gibi denizyıldızı türleri ekolojide kilittaşı türler kavramının yaygın olarak bilinen örnekleridir. Tropikal Acanthaster planci, Hint Okyanusu ve Büyük Okyanus'un doymak bilmez bir avcısıdır. Asterias amurensis dünya üzerindeki en istilacı türlerden biridir.

Denizyıldızlarına ait fosil kayıtları yaklaşık 450 milyon yıl öncesine, Ordovisiyen döneme dayanır; ancak denizyıldızlarının öldükten sonra vücutlarının parçalanmaya meyilli olması nedeniyle bu fosiller çok detaylı değildir. Fosillerde yalnızca dikenleri ve kemikçikleri korunabilmiştir. Göz alıcı simetrik şekilleri nedeniyle denizyıldızları edebiyatta, efsanelerde, tasarımda ve popüler kültürde yer almıştır. Koleksiyon olarak da toplanan denizyıldızları, logo ve arma gibi tasarımlarda kullanılmakta ve hatta zehirli olma olasılıklarına rağmen bazı kültürlerde besin maddesi olarak da tüketilmektedir.
10
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 27 Temmuz 2011 27 dk.

Filler, o ikonik dişlerini kalıcı olarak yitiriyorlar ve sebebi biziz. Evet, son asır içindeki yasadışı fildişi kaçakçılığı nedeniyle filler, dişsiz olacak biçimde evrimleşmeye başladılar. Eskiden (1930'larda ve öncesinde) dişsizlik fil popülasyonlarının sadece %1-2'sinde görülürken, artık Çin'deki fillerin neredeyse yarısı diş üretemeyen bireylerden oluşmaktadır. Bazı fil popülasyonlarında dişsiz doğum oranları %98'lere ulaşmış haldedir. Bunun ne kadar acı olduğunu, kelimelerle ifade etmemiz çok zordur.

Ancak ara ara sosyal medyada gündeme gelen bu konu, birçok soruyu da beraberinde getirmektedir: Evrim nasıl olur da 80-90 yıl kadar kısa bir sürede yaşanabilir? Fillerin dişlerini kaybetmesi gerçekten evrim mi, yoksa sadece bir adaptasyon mu? Filler, dişlerini kaybetmenin avantajını bildiği için mi dişsiz yavrular doğuruyorlar? Dişler, sürekli kesildikleri için mi köreliyor ve eğer öyleyse, neden sünnetli çocuklar doğmuyor? Bu yazıda, tüm bu sorularınızın ve daha fazlasının yanıtlarını bulacaksınız.

109
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 5 gün önce 24 dk.

Erica Chenoweth tarafından ortaya atılan "%3.5 kuralı", bir ülkede nüfusun aktif olarak %3.5'inin katıldığı kitlesel ve şiddetsiz bir direniş hareketinin, o ülkenin yönetimini ciddi değişimlere zorlamada istisnasız her zaman başarılı olduğuna dair gözlemsel bir iddiadır. Bu kural, şiddetsiz sivil direniş hareketlerinin başarı oranlarına dair kapsamlı istatistiksel araştırmalara dayanmaktadır. Araştırmalar, şiddetsiz kitlesel hareketlerin, nüfusun küçük bir azınlığını oluştursalar bile yeterince geniş katılıma ulaştıklarında, iktidarı değiştirmede veya önemli siyasi dönüşümler sağlamada çok etkili olabildiğini ortaya koymaktadır. Kural, özünde tarihsel bir olguya işaret eder: Geçmişte hiçbir hükümet, zirve noktasında nüfusun yaklaşık %3.5'i kadar bir kesimin seferber olduğu barışçıl kitlesel bir direniş hareketine uzun süre direnememiş, bu eşiğe ulaşan tüm hareketler eninde sonunda hedeflerine ulaşmıştır. Bu nedenle, %3.5 kuralı sosyal hareketler literatüründe sıkça atıf yapılan ve aktivistlerce de ilham kaynağı olarak görülen bir kavram haline gelmiştir. Bu makalede, bu kuralın ortaya çıkışı, dayandığı veriler, Erica Chenoweth'in konuya dair çalışmaları, kuralın sınırları ve eleştirileri ile günümüz toplumsal hareketlerindeki yeri ele alınacaktır.

Erica Chenoweth, şiddetsiz direnişin etkinliği üzerine yaptığı öncü araştırmalarla tanınan bir siyaset bilimci ve Harvard Üniversitesi öğretim üyesidir. Chenoweth, kariyerinin başında şiddet kullanımının nedenleri ve sonuçlarına odaklanmışken, 2006'da katıldığı bir atölye sonrasında şiddetsiz sivil direniş üzerine kapsamlı veri analizi çalışmalarına yönelmiştir. Maria J. Stephan ile birlikte oluşturdukları Şiddetsiz ve Şiddet İçeren Kampanyalar ve Sonuçları (NAVCO) veritabanı, 1900–2006 yılları arasında en az 1000 kişinin katıldığı, ulusal hükümeti devirme veya ayrılık gibi maksimalist siyasi hedeflere sahip 323 ayrı direniş kampanyasını belgelemektedir. Bu çalışma, 2011 tarihli Why Civil Resistance Works (Sivil Direniş Neden İşe Yarar?) adlı kitapta yayımlanmış ve alanında çığır açmıştır. Araştırmanın temel bulgularından biri, şiddetsiz sivil direniş kampanyalarının incelenen vakaların %53'ünde başarıya ulaştığı, oysa şiddet içeren kampanyaların başarı oranının %26'da kaldığı şeklindedir. Bu çarpıcı istatistik, şiddetsiz yöntemlerin sadece etik açıdan değil, stratejik olarak da daha etkili olabileceğini göstererek geleneksel yaklaşımlara meydan okumuştur.

106
9
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Söz
Ömür Selvi
Ömür Selvi
57K UP
Alıntıyı Ekleyen 6 gün önce
Hayat geç kalanları hiç affetmez.
Kaynak: Bu söz, Mihail Gorbaçov'un 1991'deki bir konuşmasında yer alıyor. Gorbaçov, Sovyetler Birliği'nin son dönemlerinde yaptığı açıklamalarda, özellikle reformlar konusunda geç kalmanın tehlikelerine dikkat çekmiştir. Bu söz de, reformların ve değişimlerin zamanında yapılması gerektiğini vurgulayan bir ifadedir. (Özlü Sözler)
14
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Kayra Ünal
Kayra Ünal
110K UP
Çeviren 22 Mayıs 2020 5 dk.

İnsan kanı, bizleri hayrete düşürecek yapıda ilginç bir madde. Çoğumuz kanımızın okullarda, oksijeni ve dışarıdan aldığımız besin maddelerini vücudumuza taşımakla yükümlü olduğunu, aynı zamanda da atık ürünleri vücuttan uzaklaştırmaya katkıda bulunduğunu öğrendik.

Fakat bu yapı, daha bilmediğimiz nice şey sunuyor. Örneğin patojenlere karşı savunucu nitelikte olması, vücut sıcaklığımızı düzenlemesi, önemli iç kimyasalları ve besinleri dengede tutması gibi… Gelin kanımızı biraz daha yakından tanıyalım!

91
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Alper Kaan Selçukoğlu
Yazar 3 gün önce 12 dk.

Belgesellerde veya internet platformlarında dinozorlar, mamutlar ya da dodolar gibi nesli tükenmiş hayvanların etkileyici çizimlerini, üç boyutlu canlandırmalarını veya gerçekçi belgesel kesitlerini görmüş olabilirsiniz. Bu tasvirler hayvanların görünüşünü, yaşam biçimlerini ve çevreleriyle olan etkileşimlerini anlamamıza yardımcı olur. Ancak akla hemen şu soru gelir: Onlar hakkında bu kadar ayrıntılı bilgiye, özellikle de tüylerinin, pullarının, derilerinin veya kürklerinin renklerine nasıl ulaşıyoruz? Fosilleşmiş kalıntılar üzerinden yola çıkarak bu tür bilgileri edinmek mümkün mü, yoksa bunlar tamamen sanatçıların hayal gücüne mi dayanıyor? Bu yazıda nesli tükenmiş hayvanların renklerini nasıl keşfettiğimizi, bilim insanlarının bu konuda hangi yöntemleri kullandığını ve bu çalışmaların hangi sonuçlara ulaştığını birlikte inceleyeceğiz.

Uzun yıllar boyunca fosillerin, tarih öncesi dünyaya dair yalnızca sert dokulara (kemikler ve dişler) ait bilgi sağladığı düşünülüyordu. Ancak özellikle yirminci yüzyılda yapılan çalışmalar, fosillerin derinliklerinde gizlenen renk ipuçlarını ortaya çıkararak bu algıyı değiştirdi.[1]

20
2
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Serdar Çakmak
Çeviren 3 gün önce 5 dk.

Yeni bir deprem kırılma yönlülüğü (İng: "directivity") analizi, özellikle Türkiye'nin batısındaki İstanbul yakınlarındaki Ana Marmara Fayı ile ilgili olarak, kentsel alanlarda sismik tehlike ve risk değerlendirmeleri açısından kritik bilgiler sağlamaktadır.

Almanya’nın Potsdam kentindeki GFZ Helmholtz Yer Bilimleri Merkezi'nden Dr. Xiang Cheng ve Prof. Patricia Martínez-Garzón liderliğindeki bir araştırma ekibi, kırılma yönlülüğü ile taşınan sismik enerjinin yönü arasındaki ilişkiye dayanarak, Marmara Bölgesi'ndeki depremlerin özellikle İstanbul yönüne büyük miktarda enerji ve dolayısıyla yıkıcı bir kuvvet taşıdığını göstermiştir.

8
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Evin Çiftçi
Evin Çiftçi
66K UP
İnceleyen 1 gün önce
İzlediğim en iyi filmlerden birisidir. Baş karakterin hayata uyum sağlamaya çalışması ama her şeyin ters yönde ilerlemesi ,bu durumda karakterin yaşadığı yalnızlığı, bıkkınlığı , nefreti izleyiciyle çok iyi bir şekilde buluşturuyor.
9.8/10
(206 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : Taxi Driver
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
3
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 23 Kasım 2014 11 dk.

Ülkemizi dünyada en fazla sağır kedinin olduğu ülke olarak rahatlıkla adlandırabiliriz. Bu durum son derece üzücüdür. Bunun en büyük sebebi ise, beyaz kıllara sahip kedilerin bir nevi milli kedi olarak, ayrı bir ırkmış gibi lanse edilmesi ve üretilmesidir. Fakat insanlarımız sağırlığı unutup, kedinin hayatını ve sağlığını görmezlikten gelmektedirler. Anadolu coğrafyası içindeki beyaz kedilerimiz, renkli olanlarıyla genetik olarak hiçbir farkı olmamasına karşın; ülkemizde sanki ayrı, özel bir ırkmış gibi gösterilmiştir.

Renkli kedilerde sağırlığa yaygın olarak rastlanmazken, bizler beyaz kedilerimizi, bilinçsizce bir arada çiftleştirerek bu soruna neden olmuşuzdur. Yetiştiriciler dışında, Ankara Hayvanat Bahçesi ve Van Üniversitesi sağırlığa rağmen, üretime senelerdir devam etmektedirler. Bu yazının yazıldığı sıralarda Ankara Hayvanat Bahçesi hiçbir önlem almamıştır ve yapılan araştırmada 9 kediden 7’sinde kısmi sağırlığa rastlanılmıştır (Tike, 2009). Van 100. Yıl Üniversitesi ise sağırlık üzerine, ciddi bir bilimsel test yapmadan üretimlerine onlarca yıldır devam etmişlerdir. Medyada kedilerinin sadece %2-3 oranında sağır olduğundan bahsetmişlerdir, fakat bu inandırıcı olmamakla beraber, genetik olarak imkansızdır.

134
1
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Evrim Ağacı Akademi

Evrim Ağacı Akademi'yi kullanarak kendini Bilgisayar Bilimleri konusunda geliştirebilirsin.

Rahmi Aydoğan
Nihilist 3 gün önce Sen de Cevap Ver
Bu soru, H Adıgüzel tarafından sorulmuştur.
Doğruluğunu kabul ettiğimiz bir fikri/konuyu sorgulamamıza gerek var mıdır?
Doğruluğunu kabul ettiğimiz bir fikri/konuyu sorgulamamıza gerek var mıdır?

Bir fikri sorgulamak, onu yanlışlamak veya çürütmek değil, en sağlam hale getirmek için yapılmalıdır.

Epistemolojik minimalizm, sorgulamanın temel sınırlarını belirler: Yanlışlanabilir mi? Gereksiz varsayımlar içeriyor mu? Gerçekliği ne kadar iyi temsil ediyor?

Gerçeklik ve işlevsellik çerçevesinde bir denge kurarak, bilgiyi mutlaklaştırmadan ama gereksiz şüpheciliğe de düşmeden sorgulamak en sağlıklı yöntemdir.

Tüm Reklamları Kapat

3
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Türkiye Matematik Kulübü
Etkinliği Ekleyen 3 hafta önce ÇevrimiçiÜcretsiz12 Nisan
5. Lise Matematik Çalıştayı
12 Nisan 2025 10:30 tarihinden 13 Nisan 2025 18:00 tarihine kadar.

Lise Matematik Çalıştayı, Türkiye Matematik Kulübünün düzenlediği diğer çalıştaylardan farklı olarak lise öğrencilerine yönelik tasarlanmıştır. 2021 yılından beri çevrim içi platformlar üzerinden gerçekleştirilen çalıştayda lise öğrencilerine yönelik onlarca matematik konuşması ve çeşitli etkinlikler gerçekleştirilmiştir. Planladığımız çalıştayda lise öğrencilerine hem matematik konuşabilecekleri bir ortam sunmak hem de onları alanında uzman matematikçilerle buluşturmak istiyoruz. Lise öğrencilerine içinde bulunabilecekleri bir akademik ortam deneyimi yaşatarak matematiğin sadece bir okul dersi olmadığı farkındalığını kazandırıp öğrencileri sorgulayıcı bir yaklaşıma teşvik etmeyi amaçlıyoruz. 

Devamını Göster
5
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi - Ciltli

Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens kitabıyla insan türünün dünyaya nasıl egemen olduğunu anlatan Harari, Homo Deus’ta çarpıcı öngörüleriyle yarınımızı ele alıyor. İnsanlığın ölümsüzlük, mutluluk ve tanrısallık peşindeki yolculuğunu bilim, tarih ve felsefe ışığında incelediği bu çalışmasında, insanın bambaşka bir türe, Homo deus’a evrildiği bir gelecek kurguluyor.

Yola “önemsiz bir hayvan” olarak çıkan Homo sapiens, tanrılar katına ulaşmak uğruna kendi sonunu mu hazırlıyor?

Homo sapiens nasıl oldu da evrenin insan türünün etrafında döndüğünü iddia eden hümanist öğretiye inandı?

Bu öğreti gündelik yaşantımızı, sanatımızı ve en gizli tutkularımızı nasıl şekillendiriyor?

İnsanı inekler, tavuklar, şempanzeler ve bilgisayar programlarının tümünden ayıran yüksek zekası ve kudreti dışında herhangi bir alametifarikası var mı?

Tarih boyunca benzeri görülmemiş kazanımlar elde etmemize rağmen mutluluk seviyemizde neden kayda değer bir artış olmadı?

“Tüm bunları anlamak için tek yapmamız gereken geriye dönüp bakmak ve Homo sapiens’in aslında ne olduğunu, hümanizmin nasıl dünyaya hakim bir din hâline geldiğini ve hümanizm rüyasını gerçekleştirmeye çalışmanın aslında neden insanlığın kendi sonunu getireceğini incelemektir. İşte bu kitabın temel meselesi budur.”

“Okurken hem eğlenecek hem de çok şaşıracaksınız. Her şeyin ötesinde, kendinizi daha önce hiç düşünmediğiniz şeyleri düşünürken bulacaksınız.” Daniel Kahneman, Hızlı ve Yavaş Düşünme’nin yazarı

“Homo Deus’u okuduğunuzda uzun ve zorlu bir yolculuğun ardından vardığınız bir uçurumun kenarında durduğunuzu hissedeceksiniz. Yolculuğun artık bir önemi kalmayacak, çünkü bir sonraki adımınızı engin bir boşluğa atacaksınız.” David Runciman,The Guardian

Devamını Göster
₺613.00
Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi - Ciltli
Daha Fazla İçerik Göster

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close