Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Canberk Çolak
Canberk Çolak
297.3K UP
Uyarlayan 4 Ekim 2020 3 dk.

SARS-CoV-2 virüsü ile hayatımıza giren koronavirüs pandemisi gün geçtikçe dünyada yayılmaya devam ediyor. Virüsü taşıyan canlıların doğrudan ya da dolaylı teması ile insanlara bulaşan virüs, öldürücülüğü az olsa da bulaşıcılığının yüksekliği yüzünden insan hayatını önemli ölçüde tehdit eden bir hal aldı. Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) yaptığı açıklamaya göre, Ekim 2020 itibariyle Dünya üzerinde salgın yüzünden hayatını kaybedenlerin sayısı 1 milyonu aştı.

Virüsü taşıyan ama herhangi bir hastalık belirtisi göstermediği için virüsü taşıdığının farkında olmayan insanlar nedeniyle giderek yayılan salgınının belirtilerini ve yakalanmanız halinde yapmanız gerekenlere şu içeriğimizden ulaşabilirsiniz. Biz bu içeriğimizde daha spesifik bir konuyu ele alacağız ve "Covid-19 enfeksiyonu neden koku duyusunun kaybına neden oluyor?" sorusunun üzerinde duracağız.

32
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 15 Mayıs 2021 22 dk.

Adaptasyon, Doğal Seçilim yoluyla evrimleşen özelliklerin tamamına verilen isimdir. Dolayısıyla adaptif bir özellik, canlının bulunduğu ortamda hayatta kalma başarısını (uyum başarısını) artırır. Bu özellikler, popülasyon içinde çeşitlilik mekanizmalarıyla rastgele ve sürekli yaratılırlar, ancak yalnızca uygun çevre şartları oluştuğunda seçilirler. Bu özelliklerin evrimleşmesi sonucu, canlının ortamına "adapte olduğunu" söyleriz.

Daha önceden de izah ettiğimiz gibi, adaptasyon olgusu, evrimi harici bir bağlamda anlamsızdır; yani adaptasyonların evrimsel değişim olmadığını iddia etmek, tanım gereği oksimorondur: Adaptasyon, Doğal Seçilim yoluyla evrimleşen özelliklere verilen isimdir. Bir şey adaptasyon olup da evrimleşmemiş olamaz. Ancak evrimleşmiş her özellik adaptasyon değildir: Örneğin Cinsel Seçilim yoluyla evrimleşen özellikler her zaman "adaptasyon" kapsamında görülmez (bu, tartışmalı bir yaklaşım olsa da). Daha yaygın kabul edilen şekilde, Genetik Sürüklenme nedeniyle evrimleşen özellikler adaptasyon değildir.

238
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Sibel Özkan
Sibel Özkan
175.1K UP
Uyarlayan 2 gün önce 8 dk.

Matematiksel nominalizm; matematiksel nesnelerin, ilişkilerin ve yapıların ya hiç var olmadığını ya da soyut nesneler olarak var olmadığını (ne uzay-zamanda yer alırlar ne de nedensel güçlere sahiptirler) savunan bir görüştür. Genel olarak matematiksel nominalizmin iki biçimi vardır: Matematiksel nesnelere bağlılıktan kaçınmak için matematiksel (veya bilimsel) teorilerin yeniden formüle edilmesini gerektiren görüşler ve matematiksel veya bilimsel teorileri yeniden formüle etmeyen, bunun yerine bu teoriler kullanıldığında matematiksel nesnelere bağlılığın söz konusu olmadığını açıklayan görüşler.

Daha önce matematiksel Platonizm hakkındaki yazımızda nominalizm ile platonizmin kısa bir karşılaştırmasını yapmıştık. Bu yazımızda detaylandıracak olursak matematik hakkındaki ontolojik tartışmalarda bu iki görüşün ön plana çıktığını söyleyebiliriz.

11
1
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Eren Gürleyük
İnceleyen10 1 hafta önce
Küçük Prens’i okuduktan sonra insan bazen gökyüzüne bakıp, “Koyun çiçeği yedi mi acaba?” diye düşünür. Masal gibi anlatılan ama yetişkinleri en çok yakalayan, dünyanın en güzel kitaplarından biri.
9.6/10
(166 Kişi)
Puan Ver
The Little Prince
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
6
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
133.5K UP
İnceleyen 6 gün önce
Yüksel Aksu’nun Bak Postacı Geliyor’unu konuşurken sanki filmi değil de, tanıdık bir kasabayı ve içindeki insanları anıyormuşuz gibi oluyor. :)))

— “Bu film niye bu kadar tanıdık?” diyorsun.
— “Çünkü Ege’de geçmesinden değil sadece,” diyorum, “bizim içimizden geçiyor.”

Yüksel Aksu bağırmadan anlatıyor. Postacı geliyor ama aslında kimseye bir müjde getirmiyor; herkes kendi içinden bir şeyler bekliyor. Mektuplar var, evet… ama daha çok söylenemeyenler var. O yüzden filmde sessizlikler çok konuşuyor.

— “Bir şey olacak sandım hep.”
— “Oluyor zaten,” diyorum, “ama sinemada değil, insanların içinde.”

Aksu’nun sineması tam burada duruyor işte. Büyük çatışmalar, keskin dönüşler yok. Kasabanın gündelik hali, küçük kırılmaları, hafif gülümseten ama iç burkan anları var. Postacı bir karakterden çok bir hatırlatma: Beklemek, umut etmek, vazgeçememek…

— “Hüzünlü müydü sence?”
— “Biraz,” diyorum, “ama Ege hüznü bu. Güneşin altında sessiz sessiz duran.”

Bak Postacı Geliyor, bana göre Yüksel Aksu’nun en sahici işleri gibi; insanı izlerken değil, bittikten sonra yakalıyor. Kapı kapanıyor, postacı gidiyor ama insanın içinde bir cümle kalıyor: Beklediğin şey gelmese bile, beklemek seni değiştirmiş oluyor.
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
3
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Eda Alparslan
Çeviren 21 Haziran 2022 5 dk.

Son 15 yılda, psikoz araştırmalarının sonuçları bariz şekilde değişti. Anlaşılan o ki, psikoz semptomları sanıldığından çok daha sık görülüyor.[1] Dahası, psikozun klasik semptomları olan halüsinasyonlar ve sanrılar, psikotik sayılmayan birçok başka mental rahatsızlığın da semptomları olarak karşımıza çıkıyor. Bu bulgular, psikoz ve nevroz arasındaki sınır çizgisinin bulanıklaşmasına ve klasik nozolojik yöntemlerin sorgulanmasına yol açtı.

Psikoz ve nevroz arasındaki geleneksel ayrımların çöküşü bir süredir bekleniyordu. Örneğin, Claridge, 1972'de psikotik semptomların nevrotik semptomlardan nitelik açısından farklı olmadığını, aslında bilişsel ve kişisel özelliklerin noktalarını temsil ettiklerini öne sürmüştü.[2]

48
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Shivanista 00%&Amp;/+/
İnsanım . 5 gün önce Sen de Cevap Ver

Kişi bitkisel hayatta olduğundan dolayı tam olarak acıyı hissedemez . Kendisi sadece sevenlerine psikolojik acılar ve hastaneler için masraf olurlar . ( Tabi ki de bitkisel hayatta iken ) Burada ötanazi yapıp yapmama durumu aileye bağlıdır . İnsanlar umuda bağlı kalmayı severler . Ya olursa ihtimali için hayatlarını bile verebilirler . Burada eğer o seçimi yaparsan ve fişini çekersen belki de ileride büyük bir buluş ya da en önemlisi bir canı kurtaracak birisi olacaktır . İşte bu belirsizlik yüzünden insanların çoğunluğu fişi çekemez ve o sorumluluğu üstüne alamaz . Kısacası sen orada fişi çektiğinde sonsuz derecede olasılığında fişini çekmiş olursun . O kişi tam olarak acıyı hissedemediği içinde acısını son verdim demek sadece vicdanı rahatlatır .

1
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
EtkinlikSeminer
Evrim Ağacı İstanbul Topluluğu
Etkinliği Ekleyen 1 ay önce İstanbul₺250,0017 Ocak
Egzersiz Üzerine: Hareketin Evrimi ve Modern Hareketsizlik
17 Ocak 2026 14:00 tarihinden 17 Ocak 2026 17:00 tarihine kadar.

İlk insanların doğal olarak hareketli yaşam tarzından modern dünyanın uzun süreli oturmaya dayalı düzenine geçişi ele alınacaktır. Hareketsizliğin omurga, eklem ve kas sistemi üzerindeki etkileri; ağrı, fonksiyon kaybı ve postür bozuklukları gibi sonuçlar bilimsel veriler ışığında incelenecektir. M.Sc. Egzersiz Uzmanı Doğa Altıntaç’ın sunumuyla doğru egzersiz prensipleri, hareket kalıpları ve günlük yaşamda uygulanabilir çözümler üzerinde durulacaktır.

Tarih: 17 Ocak 2026, Cumartesi
Saat: 14.00 – 17.00
Yer: Vogs Coffee, Bahariye

Katılımcılar için temel amaç: vücut farkındalığı kazanmak, hareketsizliğin fizyolojik etkilerini anlamak ve bunlarla başa çıkmak için uygulanabilir, bilim temelli stratejiler edinmek.

Devamını Göster
30
0 Yorum
1
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Pedram Türkoğlu
Yazar 6 Temmuz 2017 26 dk.

Paleontolojinin rönesansı derken ne demek istiyoruz? Terim olarak 1842’de Dinosauria (korkunç kertenkele) kelimesini ilk ortaya koyan kişi Richard Owen adında bir paleontolog/biyolog idi. Kendisi Darwin’in çalışmalarına da destek veren ve katılan bir bilim insanıydı. Fakat evrimi, Darwin’in açıkladığından daha karmaşık bir yapıda olduğunu düşünüyordu. Diğer yandan başka insanların çalışmalarına göz diken ve korkulan bir kişi olduğu da söyleniyor. Bu yüzden Thomas Huxley gibi bilim insanlarıyla arası iyi değildi.

Dinozorlarda tüylerin keşfi ile adeta bir ’’Renaissance’’ yaşandı. Bu rönesansın fikir babasının John Ostrom olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Elbette 1927'de dinozorlardan kuşlara geçişi resmeden Gerhard Heilmann'ı kesinlikle unutamayız. Paleontoloji uzmanı olmamasına rağmen önemli bir öncüdür. John, 1969’da Deinonychus antirrhopus örneği üzerinde incelemeler yaparak, kuşların dinozorlar ile doğrudan akraba olduğunu söyleyen ilk kişidir. Tabi dinozorların kuşlar ve sürüngenler arasında geçiş olduğunu düşünen, Darwin’in çalışmalarına destek veren Thomas Huxley’i ve Karl Gegenbaur’u da es geçmemek lazım. Ancak John, dinozorların sürüngenden geçiş değil de, tam olarak kuş benzeri olduğunu dile getiren ilk kişi olduğu için paleontolojide ve paleobiyolojide yeri ayrıdır. John'un fikirleri daha sonra karşılaştırmalı anatomi çalışmaları ile ayrıntılı olarak desteklendi.

84
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Butter Finger
2 gün önce
Dünyayı filozoflar yönetse acaba nasıl bir yer olurdu?
47 görüntülenme
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 29 Eylül 2021 30 dk.

Plastik adı verilen insan yapımı polimerlerin çok sayıda günümüzde birçok faydası ve çok sayıda kullanım alanı vardır.[1] Bunların detaylarını buradan okuyabilirsiniz. Bu yazımızda, plastiğin faydaları veya genel olarak zararlarından değil, plastiklerle ilgili çok spesifik ama son derece yaygın bir yalandan söz edeceğiz: Plastiklerin diğer ürünler kadar veya sınırsız geri dönüştürülebilir bir malzeme olduğu yalanından... Bunun neden bariz bir yalan olduğunu anlamak için, çok basit birkaç istatistik verebiliriz:

Eğer geri dönüştürülen plastiğin, üretilen toplam plastiğe oranını görmek isterseniz, aşağıdaki grafiği inceleyebilirsiniz:

132
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Yaşam Ağacı Gözlemi
Ebru Tuba Ölçücü
Gözlemi Yapan 28 Mart 2024 Türkiye, İstanbul
Kartal ilçesinde, şehrin ortasında bir Xanthoria paretina. Likenlerde yüksek bitkilerdeki gibi stoma, kütiküla ve epidermisin olmayışı nedeniyle, havadaki kirleticilerin hepsi tüm tallus yüzeyi ile emilmektedir. Xanthoria parietina hava kirliliğine karşı yüksek toleranslı bir liken türüdür ve havadaki toksik elementlerin seviyelerini belirlemek için biyoindikatör canlı olarak kullanılmaktadır. Tallusu 15 cm’ye kadar çap yapabilen, oldukça düzgün rozet şeklinde, sarı-turuncu (gölgede gri) renkte, yapraksı, çok kıvrımlı-yatay veya kısmen dik loblu bir liken türüdür. Gözlemlediğim tür bu zamana kadar gördüğüm en fazla yayılım gösteren Xanthoria paretina oldu.
12
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 14 Nisan 2014 14 dk.

Bir önceki yazımızdan hatırlayabileceğiniz gibi, artık uyum başarısının ne olduğunu, evrimi neden etkilediğini ve bir popülasyondaki ortalama uyum başarısının ne anlama geldiğini biliyoruz. Bu yazımızda da bu konu üzerinden giderek çeşitli popülasyonları, farklı genotip dağılımlarına göre analiz etmeyi öğreneceğiz. Böylece farklı seçilim baskıları altında, farklı genotiplerin ne yönlere doğru evrimleşebileceğini tahmin etmeyi ve hesaplamayı öğrenmiş olacağız. Ancak başlamadan önce, ortalama uyum başarısının nasıl hesaplandığını hatırlayalım ve bunun matematiksel anlamını bir örnek üzerinden görelim. Hatırlayacak olursanız ortalama uyum başarısını şöyle hesaplıyorduk:

Hatırlayacağınız gibi burada F harfiyle belirtilenler genotip frekanslarını (örneğin AA genotipinin popülasyon içerisinde bulunma sıklığını), omega (ω) işaretiyle gösterilenlerse, o genotipin çevreye uyum başarısını ifade etmektedir. Dolayısıyla her bir genotipin uyum başarısını, o genotipin bulunma sıklığı ile çarparak sonuçları topladığımızda, popülasyonun ortalama uyum başarısını elde etmiş oluruz. Bu tıpkı şu soruyu çözmeye benzer: 

68
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
0
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'na Destek Ol
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı üyeliği tamamen ücretsiz ve sitemizi çok daha etkili, interaktif ve keyifli bir şekilde kullanmanızı sağlayacak. Üye değilseniz, birkaç saniyede üyelik oluşturabilirsiniz! Üyeyseniz de giriş yapmanızı tavsiye ederiz.

İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
133.5K UP
İnceleyen 17 saat önce
Selamlar bu incelemeyi yazarken aklıma sadece Milenaya değil Kafkanın başka iki kadına da yazdığı mektuplar geliyor.Felice Bauer’e 1912–1917 yılları arasında yüzlerce mektup yazdı. Hatta iki kez nişanlanıp iki kez ayrıldılar.Grete Bloch’a (Felice’nin arkadaşı) yazdığı mektuplar vardır, oldukça karmaşık ve dolaylı bir ilişkidir :))) daha çok Milenaya yazdığı Mektupları bilir herkes.

Kafka’nın Milena’ya yazdığı mektuplar, birine yazılmış olmaktan çok, bir yaraya seslenme gibidir. Sanki Milena bir kişi değil de, Kafka’nın kendine en yakın geldiği aynadır. O mektuplarda sevgi vardır ama rahatlatan bir sevgi değil bu; insanı iyileştirmeyen, ama insanın kaçamadığı bir yakınlık.

Kafka Milena’ya âşıkken bile huzurlu değildir. Tam tersine, mektuplar boyunca sürekli bir geri çekilme, bir “gel ama çok da yaklaşma” hâli vardır. Milena’ya duyduğu şey, sevilmekten çok anlaşılma arzusu gibidir. Çünkü Milena onu yazan biri olarak, kırılgan biri olarak, eksik biri olarak görür. Kafka için bu çok tehlikelidir; insanın gerçekten görülmesi kadar korkutucu bir şey yoktur.

Bu mektuplarda Kafka kendini sürekli suçlar. Hasta olduğu için, güçlü olmadığı için, birlikte bir hayat kuramayacağı için. Ama bu suçluluk sahici bir mazeret mi, yoksa hayata karşı duyduğu büyük çekingenliğin bahanesi mi, insan emin olamaz. Milena’ya “sana zarar veririm” derken, aslında “hayata karışırsam dağılırım” demektedir.

En çarpıcı olan şudur , Kafka Milena’ya yakın olmak ister ama yakınlığın sonuçlarından korkar. Mektuplar bu yüzden bir kavuşma hazırlığı değil, bir mesafe koreografisidir. Her cümlede biraz daha açılırken, bir sonraki cümlede geri çekilir. Milena onun için bir ihtimaldir ama aynı zamanda bir uçurumdur.

Kafka’nın edebi sesi bu mektuplarda neredeyse çıplaktır. Romanlarında kurduğu labirentler yoktur; savunma mekanizmaları zayıflamıştır. Dava’daki Josef K. neyse, Milena’ya yazan Kafka da odur: Anlaşılmak ister ama yargılanmaktan korkar. Sevilmek ister ama bunun bedelini ödeyebileceğine inanmaz.

Bu yüzden Milena’ya Mektuplar bir aşk metni değildir; bir var olma sancısıdır. Kafka bu mektuplarla Milena’ya ulaşmaktan çok, kendine dokunur. Ve okur şunu hisseder: Bazı insanlar sevgiyi yaşayamaz, sadece yazar. Bazı aşklar da yaşanmak için değil, insanın kendini tanıması için vardır.

Kafka Milena’ya şunu demek ister gibidir, hiç açıkça söylemeden:
“Beni sevme. Beni anla. Ama çok da yaklaşma. Çünkü ben kendime bile tam yaklaşamıyorum. Kim bilir belki “Bazı insanlara yaklaşamayışımız, onları sevmediğimizden değil; kendimizi o kadar açıkta bırakmaya cesaret edemediğimizdendir.” :)))
9.0/10
(3 Kişi)
Puan Ver
Milena'ya Mektuplar
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Diyojen 1
Diyojen 1
30.7K UP
Üye 29 Temmuz 2020 1 Cevap
Evin önünde bunu yakaladım ne olduğunu bulamadım türünü söyler misiniz?
1,950 görüntülenme
Kırkayak mı Çiyan mı?
Kırkayak mı Çiyan mı?
3
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close