Merhaba
Dinozorları geri getirme fikri insanın içinde tuhaf bir heyecan uyandırıyor. Bir yanımız çocuk gibi “ya gerçekten mümkünse?” diyor, diğer yanımız ise bilimin soğukkanlı gerçekliğini hatırlatıyor. Açık konuşayım: Bugünkü bilgilerimize göre dinozorları Jurassic Park’taki gibi geri getirmemiz mümkün görünmüyor.
Temel mesele DNA. DNA kimyasal olarak kalıcı bir yapı değil; zamanla parçalanıyor. 2012’de yapılan bir çalışmada DNA’nın yarı ömrünün yaklaşık 521 yıl olduğu hesaplandı (Allentoft[1] ve ark., 2012). Bu, milyonlarca yıl boyunca sağlam kalmasının neredeyse imkânsız olduğu anlamına geliyor. Şu ana kadar güvenilir biçimde elde edilmiş en eski DNA örnekleri yaklaşık 2 milyon yıl öncesine ait (Grønnow ve ark., 2022). Dinozorlar ise 66 milyon yıl önce yok oldu. Aradaki fark o kadar büyük ki, elimizde çalışabileceğimiz özgün genetik materyal yok.
Peki ya bir yerlerde korunmuş DNA varsa? Şu ana kadar yapılan araştırmalarda dinozorlara ait doğrulanmış DNA bulunamadı. Kehribar içindeki böceklerden DNA çıkarma fikri bilimsel olarak çok cazip görünse de, moleküler bozulma süreçleri buna izin vermiyor. Yani elimizde genomu yeniden inşa edecek bir “ham madde” yok.
Diyelim ki mucize oldu ve parçalı bir genom bulduk. Yine de sorun bitmiyor. Bir canlıyı üretmek sadece gen dizisini bilmek demek değil; o genlerin embriyo gelişimi sırasında nasıl çalıştığını, hangi hücresel ortamda aktive olduğunu bilmek gerekiyor. Ayrıca bir taşıyıcı tür gerekir. Yünlü mamut projelerinde bu yüzden Asya fili kullanılıyor; çünkü yakın akraba. Dinozorların yaşayan en yakın akrabaları kuşlar. Evet, teknik olarak kuşlar evrimsel olarak theropod dinozorların devamıdır. Ama bir tavuk embriyosunu T-Rex’e dönüştürmek, sadece birkaç geni açıp kapatmakla olacak bir iş değil.
Bazı araştırmacılar, tavuk embriyolarında atalara ait özellikleri (örneğin kuyruk uzaması ya da diş benzeri yapılar) aktive etmenin teorik olarak mümkün olduğunu öne sürüyor. Bu yapılabilirse ortaya çıkacak şey gerçek bir dinozor değil; dinozor benzeri özellikler taşıyan genetik olarak değiştirilmiş bir kuş olur. Yani “geri getirme” değil, evrimsel bir tersine mühendislik denemesi.
Bir de işin felsefi tarafı var. Diyelim ki eksik genomu tahminlerle doldurduk ve dinozor benzeri bir canlı ürettik. Bu gerçekten 66 milyon yıl önce yaşamış tür mü olurdu, yoksa modern bilimin tasarladığı yeni bir organizma mı? Kimlik meselesi burada da devreye giriyor.
Benim kişisel yorumum şudur. Dinozorları geri getirmekten çok, onları anlamak zaten başlı başına büyüleyici. Kemik parçalarından kas yapısını, yürüyüş biçimini, hatta tüy renklerini tahmin edebiliyoruz. Evrimsel biyoloji ve paleogenetik inanılmaz ilerledi ama bazı biyolojik sınırlar var ve zaman, DNA için acımasız.
Kısacası, gerçekçi bilim çerçevesinde dinozorları aynen geri getirmek mümkün görünmüyor. Ama kuşlara her baktığımızda aslında onların yaşayan torunlarını görüyoruz. Belki de dinozorlar tamamen kaybolmadı; sadece küçüldü, hafifledi ve uçmayı öğrendi. Ve bu bile başlı başına inanılmaz bir hikâye.
Kaynaklar
-
K. H. Kjær, et al. (2022). A 2-Million-Year-Old Ecosystem In Greenland Uncovered By Environmental Dna. Nature, sf: 283-291. doi: 10.1038/s41586-022-05453-y. | Arşiv Bağlantısı