“‘Nasıl’ sorusu insanı harekete geçirir, ‘neden’ sorusu ise insanı düşünmeye sevk eder.”
Anonim bir söz olsa da, insan zihninin gelişimini anlatmak için oldukça güçlü bir yaklaşım sunuyor.
Bence bir insanın daha derin düşünebilmesinin temelinde “neden” sorusu yatıyor. Çünkü “nasıl” sorusu çoğu zaman bir yöntemi, bir çözümü veya bir hareket biçimini aratırken; “neden” sorusu olayların arkasındaki sebebi, bağlantıları ve anlamı araştırmaya iter.
Fakat burada önemli olan şey sadece soru sormak değildir. Bizim bugün sorduğumuz birçok soruyu geçmişte başka insanlar da sordu. Hatta bu sorular üzerine araştırmalar yaptı, makaleler yazdı ve yeni fikirler geliştirdi. Bu yüzden derin düşünmenin önemli bir kısmı da, insanlığın daha önce ürettiği bilgi birikimini anlamaktan geçiyor.
Bir “neden” sorusunun cevabını güvenilir kaynaklardan öğrenmek, düşünmenin sonu değil başlangıcıdır. Asıl gelişim; cevaplanan her sorunun ardından yeni sorular üretebildiğimiz anda başlar. Çünkü zihin, yalnızca bilgi depolayarak değil; bilgiler arasında yeni bağlantılar kurarak gelişir.
Belki de insan zihninin gerçek sıçraması, sorduğumuz soruların henüz kimse tarafından cevaplanmadığını fark ettiğimiz anda başlar. İşte o noktada düşünce, yalnızca öğrenen değil; üreten bir yapıya dönüşür. Bilimsel gelişmelerin büyük kısmı da tam olarak böyle doğmuştur: Cevapsız kalan bir “neden” sorusundan.
Kaynakça olarak bu düşünceyi destekleyen birkaç önemli isim:
• Sokrates — “Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez.”
• Albert Einstein — “Önemli olan soru sormayı bırakmamaktır.”
• Karl Popper — Bilimin gelişimini, sürekli test edilen ve yanlışlanabilen sorular üzerinden açıklamıştır.
• René Descartes — Sistematik şüphe ve düşünme yöntemiyle modern düşüncenin temelini atan isimlerden biridir.