Yüksek hassasiyetli tıbbi testleri düşündüğümüzde genellikle büyük cihazlarla, eğitimli teknisyenlerle ve özenle kontrol edilen koşullarla dolu bir hastane laboratuvarı hayal ederiz. Bu durum, bilim insanlarının bir sensör yüzeyine bağlanan biyomoleküllerin neden olduğu son derece küçük değişimleri tespit etmeye çalıştığı optik biyosensörler (biyolojik algılayıcılar) için özellikle geçerlidir.
Bu minik değişimler hastalıklar, tedaviye verilen yanıtlar veya biyolojik işlevler hakkında önemli bilgiler taşıyabilir. Ancak bunları tespit etmek çoğunlukla hassas spektrometrelere, kararlı ışık kaynaklarına ve özenle hizalanmış cihazlara ihtiyaç duyar. Bu durum, birçok gelişmiş biyosensör teknolojisini laboratuvar ortamında güçlü kılsa da daha küçük kliniklerde, uzak bölgelerde veya hasta başı bakım noktalarında kullanımını zorlaştırır.