Merhaba
Gürültü kirliliği, istenmeyen ya da zararlı seslerin insan yaşamını ve çevresini olumsuz etkileyecek düzeyde sürekli veya yoğun biçimde var olmasıdır. Günümüz kentlerinde trafik, sanayi, inşaat faaliyetleri ve kalabalık sosyal alanlar gürültü kirliliğinin temel kaynaklarını oluşturmaktadır. Gürültü, çoğu zaman yalnızca rahatsız edici bir unsur olarak algılansa da bilimsel çalışmalar bunun ciddi ve çok boyutlu bir halk sağlığı sorunu olduğunu göstermektedir.
Dünya Sağlık Örgütü, çevresel gürültüyü Avrupa’da sağlığı tehdit eden en önemli çevresel risklerden biri olarak tanımlamaktadır. WHO’nun değerlendirmesine göre çevresel gürültü, hava kirliliğinden sonra insan sağlığı üzerinde en büyük olumsuz etkiye sahip faktörlerden biridir (World Health Organization, 2011). Bu tespit, gürültünün yalnızca bireysel bir rahatsızlık değil, toplumsal ölçekte ele alınması gereken bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır.
Bilimsel literatürde gürültünün insan sağlığı üzerindeki etkileri hem işitsel hem de işitsel olmayan etkiler olarak ele alınmaktadır. Basner ve arkadaşları, gürültünün biyolojik olarak anlamlı bir stres etkeni olduğunu ve yalnızca işitme kaybına yol açmakla kalmadığını vurgulamaktadır. Araştırmacılar, gürültüye maruz kalmanın stres hormonlarını artırarak kardiyovasküler hastalık riskini yükselttiğini belirtmektedir (Basner et al., 2014). Bu bulgular, gürültünün uzun vadede hipertansiyon ve kalp hastalıklarıyla ilişkili olduğunu göstermektedir.
Gürültü kirliliğinin en yaygın ve çoğu zaman fark edilmeyen etkilerinden biri uyku üzerindeki olumsuz etkileridir. Muzet, çevresel gürültünün uyku evrelerini bozduğunu ve birey farkında olmasa bile uyku kalitesini ciddi biçimde düşürdüğünü ifade etmektedir (Muzet, 2007). Uyku bozuklukları ise dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü ve genel yaşam kalitesinde düşüş gibi dolaylı sonuçlara yol açmaktadır.
Gürültü kirliliğinin çocuklar üzerindeki etkileri, konunun eğitim ve bilişsel gelişim boyutunu da gündeme getirmektedir. Stansfeld ve Clark, okul çevresindeki trafik ve uçak gürültüsünün çocukların okuma becerileri ve hafıza performansı üzerinde olumsuz etkiler yarattığını ortaya koymuştur (Stansfeld & Clark, 2015). Bu bulgular, gürültünün yalnızca fiziksel sağlıkla değil, bilişsel gelişimle de yakından ilişkili olduğunu göstermektedir.
Toplumsal açıdan bakıldığında gürültü kirliliği, çevresel adalet sorunu olarak da değerlendirilebilir. Gürültüye maruz kalma düzeyi çoğu zaman sosyoekonomik koşullarla ilişkilidir. Yoğun trafik ve sanayi bölgelerine yakın yerleşim alanlarında yaşayan bireyler, gürültünün olumsuz etkilerine daha fazla maruz kalmaktadır. Bu durum, gürültü kirliliğinin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda politik ve toplumsal bir mesele olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak gürültü kirliliği, modern yaşamın kaçınılmaz bir yan ürünü olarak kabul edilmemesi gereken ciddi bir çevresel ve sağlık problemidir. Bilimsel çalışmalar, gürültünün beden ve zihin üzerinde derin etkiler yarattığını açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu nedenle gürültü kirliliğiyle mücadele, bireysel önlemlerle sınırlı kalmamalı; kent planlaması, ulaşım politikaları ve kamusal alan düzenlemeleriyle bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır.
Vakit ayırıp okuyacak herkese teşekkür ederim.[1]
Kaynaklar
-
Basner et al, et al. (2026). Auditory And Non-Auditory Effects Of Noise On Health. ResearchGate. doi: 10.1016/S0140-6736(13)61613-X. | Arşiv Bağlantısı