Genç Werther’in Acıları insanın eline aldığı bir roman değil de, sanki birinin gece yarısı yazıp kimseye göndermeye cesaret edemediği mektupları okumak gibi. Werther konuşuyor, ama aslında kalbi konuşuyor; aklı pek söz almıyor. Goethe bize “bakın böyle bir genç vardı” demiyor, “bakın içinizde hâlâ böyle bir yer var” diyor.
Werther’in derdi sadece Lotte’ye duyduğu aşk değil. Asıl derdi, dünyaya sığamamak. Her şeyi fazla hissediyor: Sevgiyi de, hayal kırıklığını da, güzelliği de. Doğa ona fazla güzel geliyor, insanlar fazla yüzeysel, kurallar fazla dar. O yüzden Werther’in acısı romantik bir aşk acısından çok, varoluşsal bir taşma hâli. İçinde olanlar dışarıya sığmıyor.
Lotte burada bir insan olmaktan çıkıyor neredeyse. Bir eşik gibi. Werther’in ulaşamayacağı, ama vazgeçemeyeceği bir anlam. Onu sevmesi, “mutlu olma ihtimali”ni sevmesi gibi. Ama hayat orada durmuyor; Albert var, düzen var, akıl var. Werther bunların hepsine yabancı. Çünkü o, uyum sağlamayı değil, hakikatini korumayı seçiyor.
Romanın en sarsıcı tarafı Werther yanlış olduğunu biliyor ama yine de vazgeçmiyor. Kendini durdurmak istemiyor. Acıyı bir yük gibi değil, kimliğinin bir parçası gibi taşıyor. Sanki mutlu olursa kendini kaybedecekmiş gibi. Goethe burada çok tehlikeli ama çok dürüst bir şey yapıyor. Acıyı yüceltmeden, ama inkâr da etmeden gösteriyor.
Werther’i okurken insanın içinden şu geçiyor: “Biraz sakin ol, biraz geri çekil.” Ama aynı anda da şunu hissediyorsun: Eğer Werther bunu yaparsa, Werther olmaktan çıkacak. Çünkü bazı insanlar için denge, ruhun ölümü gibi geliyor. Onlar ya çok sever ya hiç sevmez. Ya yanar ya donar.
Bu kitap bu yüzden hâlâ can yakıyor. Çünkü hepimiz hayatımızın bir yerinde Werther olduk. Birini değil belki, ama bir ihtimali sevdik. Uyum sağlamayı reddettik. “Beni böyle kabul etsinler” dedik. Ve çoğu zaman dünya buna hazır değildi.
Kendimize ait bir cümleyle bitirecek olursak," Bazı acılar geçmez, çünkü aslında gitmesi istenmez; insan onlarla kendini tanır.”
Genç Werther’in Acıları bir intihar romanı değil. Bir gencin değil, bir duyarlılığın hikâyesi. Ve belki de Goethe’nin bize bıraktığı en dürüst soru şu “Ya sorun dünyada değilse ama biz bu dünyaya biraz fazla açık kalpli geldiysek?”
Eseri paylaşan incelememi okuyacak herkese teşekkür ederim