Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Kafana takılan neler var?
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Tan Yıldız
Tan Yıldız
56.9K UP
Yazar 4 Temmuz 2021 12 dk.

Tepki süresi, çoğu durumda görsel olan duyusal bir uyaranın ortaya çıkması ile deneğin vazifesel bilişsel tepkiyi vermesi arasındaki zaman olarak tanımlanır. Tepki süresi genellikle ölçülmesi basit olan bir psikolojik yapıdır ve ölçüm sürecinde deneklerden bir butona basmaları beklenir. Bu kavramın bilimsel geçmişi daha geriye gitse de güncel tanımı ile ilk kez, diferansiyel psikolojinin kurucusu ve Darwin'in kuzeni olan Sir Francis Galton (1822-1911) tarafından kapsamlı bir şekilde irdelenmiş ve hakkında hipotezler geliştirilmiştir. Tepki süresi kavramı, psikoloji alanının kantitatif ve deneysel olan bir bilim olarak ortaya çıkmasına büyük katkıda bulunmuştur. 19. yüzyıl zarfında Galton, diferansiyel psikoloji bağlamında bireyler arasındaki farkları tepki süresi temelinde incelerken, Wilhelm Wundt (1832-1920) ise aynı şekilde 1861 yılında Leipzig'de deneysel psikoloji laboratuvarını kurarak, tepki süresi kavramı çerçevesinde araştırmalar düzenlemiştir. 19. yüzyılın psikolojik çalışmalarında tepki süresi kavramının önemini vurgulamak için deneysel psikoloji tarihçisi olan Edwin G. Boring "19. yüzyılın sonlarının zihinsel kronometri dönemi olduğunu" söylemiştir.[1]

Aslen ilginç olan ise tepki süresinin çeşitli bilişsel değişkenlerle yakından ilişkili olmasıdır. Galton, İngiltere'nin o zamanlardaki başbakanı olan Sir William Gladstone da dahil olmak üzere 10,000 kişiye tasarladığı tepki süresi testlerini uygulamıştır. Elde ettiği verilerin ışığında, elinde zekayı ölçmesini sağlayacak IQ testi gibi bir paradigma bulunmasa da, duyusal ayırt etme becerisi ve dışsal uyarılara tepkime süresinin zeka ile ilişkili olduğunu öne sürmüştür. Sosyoekonomik statüyü içeren bir meslek skalası çıkararak bu iddiasını sınayan Galton, meslek grupları arasında önemli bir fark olmadığını gözlemleyince, geriye kalan hayatı boyunca bu tür kronometrik araştırmalardan uzak durmuştur.[2]

39
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Nevzat Keskin
Seslendiren 2 gün önce 7:44
Eminiz ki okurlarımız arasında hatırı sayılır bir çoğunluk merakla Breaking Bad'i izlemiştir ve sonlandığı için derin ve tedavi edilemez bir üzüntü duyuyordur....
3
Sizden Gelenler
Bilime ve bilgiye aşk ile bağlı birisiyim. Evrim ağacında benim gibi bilime ve bilgiye aşk ile bağlı insanları görmek hoşuma gidiyor. 11 yıldır bizlerim bilgiye açlığımızı gidermeye çalışıyorsunuz iyi ki varsınız. Hiç vazgeçmeyin bilim tutkunuzdan.
Teknosayar Teknosayar
6 gün önce
Suyun kaldırma kuvvetini kullanarak döngü sistemi enerji uretebilirrmiyim

Mesela içi helyum dolu balonlar alternatoru döndüren çarka bağlı olur çarkın sol tarafı su haznesi olur suda balonlar kalkar sagtarafta su olmadığı için aşağı düşer ve tekrar su haznesine girer böylece bir döngü oluşturulup elektrik uretilebilirmi

54 görüntülenme
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Zişan Işık
Zişan Işık
109.6K UP
Yazar 4 gün önce 5 dk.

Nöronların aktivitesini dışarıdan kontrol etmek, modern nörobilimin en temel hedeflerinden biridir. Beynin hangi devrelerinin hangi davranışları ürettiğini anlayabilmek, yalnızca nöronların doğal aktivitesini gözlemlemekle değil, bu aktiviteye nedensel biçimde müdahale edebilmekle mümkündür. Bu nedenle nöron kodlama yaklaşımları, günümüzde nörobilim araştırmalarının merkezinde yer almaktadır.

Nöron kontrolünde çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Çoğunluğu ışık temelli yaklaşımlar olsa da bu teknikler her deneysel koşul için ideal değildir. Beyne fiber optik yerleştirilmesi, ışığın biyolojik dokuda sınırlı yayılımı, uzun süreli ve sürekli modülasyon gereksinimi gibi durumlar; farklı kontrol mekanizmalarına duyulan ihtiyacı artırmıştır. Özellikle davranışsal deneylerde veya saatler süren devre manipülasyonlarının gerekli olduğu çalışmalarda ışık temelli yöntemler pratik sınırlamalarla karşılaşabilir.

10
1
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Beyza Pullu
Beyza Pullu
121.5K UP
Yazar 19 Şubat 2021 4 dk.

Karbon ayak izi; alınan her ürün veya gerçekleştirilen her faaliyet için farklı süreçlerde atmosfere salınan karbon gazı toplamı olarak tanımlanabilir. Başka bir deyişle, birim karbondioksit cinsinden ölçülen, kurum veya bireylerin, ulaşım, ısınma, elektrik tüketimi vb. faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının miktarıdır.

Besin tercihlerimizin de karbon ayak izimize etkisi vardır. Her besinin, üretim sürecinden sofraya gelene kadarki sürede geçirdiği tüm işlemler o besinin karbon ayak izini belirler. Üretiminde harcanan su, ulaşımı, taşıma için soğuk zincire ihtiyaç duyulup duyulmaması, üretim süreci gibi birçok faaliyet bu konuda belirleyicidir. Bunu daha iyi anlamak için, çeşitli besinlerin sera gazı (İng: "Greenhouse Gas" veya kısaca "GHG") üretimlerine bakalım;

34
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ahmet Özkaya
Ahmet Özkaya
165.3K UP
Yazar 25 Nisan 2021 1 sa.

Marksizm (veya Marxizm), 19. yüzyılın ikinci yarısında Karl Marx ve Friendrich Engels’in çalışmalarına dayanan felsefi, iktisadi, siyasal ve toplumsal bir yaklaşımdır. Daha resmî tanımıyla Marksizm, özellikle de toplumsal sınıf ilişkilerini, sosyal çatışmaları ve sosyal dönüşümü diyalektik bir perspektiften inceleyen, tarihsel gelişimi materyalist (daha isabetli ifadesiyle tarihsel materyalist) bir bakış açısıyla yorumlayan, sosyoekonomik bir analiz yöntemidir. Marksizm'in temelleri, 19. yüzyılda yaşamış Alman filozofları Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından atılmıştır.

Tam da bu noktada, yazımıza başlamadan evvel, önemli birkaç uyarıyı yapmakta fayda görüyoruz: Marksizm'i yalnızca bir politik hareket olarak görmek onu anlamamızı zorlaştırabilir; çünkü günümüzde Marksizm, estetikten edebiyata, metafizik tartışmalardan epistemolojiye, sosyolojiden tarihe, antropolojiden ekonomiye, arkeolojiden sanata, kriminolojiden kültürel araştırmalara, eğitimden coğrafyaya, film teorisinden tarih yazıcılığına, edebi eleştiriden medya araştırmalarına, felsefeden siyaset bilimine, psikolojiye, bilimsel araştırmalara, şehir bölge planlamaya ve hatta tiyatroya kadar uzanan epey geniş kapsamlı bir literatüre etki etmektedir.

191
3
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 13 Mart 2018 42 dk.

Evrim Ağacı olarak aşı konusundaki "tarafımız", bilimsel ortak görüşten yanadır: Aşıların faydaları ve zararları modern çalışmalar ışığında net olarak bilinmektedir ve eldeki tüm veriler, halk tarafından da özgürce erişilebilirdir. Bu akademik çalışmalar, tartışmasız bir şekilde göstermektedir ki aşılar, modern bilimin en büyük zaferlerinden birisidir; halk arasında yaygın olarak kullanılmalıdır ve bu konuda bilimsel verilere dayanmaksızın veya var olan bilimsel verileri çarpıtma yoluyla karşıtlık yapanlar kamu sağlığını kasten tehdit etmektedir![1][2][3][4][5][6][7][8][9][10][11][12][13][14][15] Aşılar hakkında aklınıza takılabilecek bütün soruların cevaplarını buradaki soru-cevap dizimizden okuyabilirsiniz.

Bu yazımızda, aşıların temel mantığını ve çalışma prensiplerini anlatacağız, geçmişteki aşıların hastalıkları nasıl ortadan kaldırdığını izah edeceğiz, bu hastalık yok edici özelliğinin paradoksal sonuçlarını ele alacağız ve aşı karşıtlığının temel yanlışlarını ve problemlerini inceleyeceğiz. Özellikle COVID-19 salgınıyla gündeme gelen ancak öncesinde de farklı aşılar için aynı çürütülmüş argümanları tekrar tekrar gündeme getiren aşı karşıtlarıyla karşılaştıysanız (veya onlardan biriyseniz), bu yazının sizi bilimsel olarak doğru yönde bilinçlendirmesini ümit ediyoruz.

88
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ece Müker
Ece Müker
589.4K UP
1 gün önce
Science Advances dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, Pasifik Kuzeybatısı boyunca meydana gelen dev depremlerin geçmişine dair daha güvenilir bir zaman çizelgesi oluşturmayı mümkün kılıyor. ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’ndan (USGS) Jenna Hill ve ekibi, Kaliforniya Crescent City açıklarında derin deniz tabanını otonom su altı araçları ve robotlar kullanarak yüksek çözünürlükte haritaladı. Ayrıca hem okyanus tabanındaki türbidit tabakalarından hem de bu çökeltilerin koptuğu dik yamaçlardan uzun çamur örnekleri aldı.

Radyokarbon tarihleme sonuçları, yamaçlardaki çamur ile deniz tabanındaki çamurun aynı yaşta olduğunu gösterdi. Bu durum, bölgenin bir dalma-batma zonu üzerinde yer alması nedeniyle, tektonik hareketlerin alttan yukarıya doğru yeni çamur sıkıştırarak yamaçları sürekli “yeniden doldurduğunu” ortaya koyuyor. Derin okyanusta fırtına ve sellerin etkisiz olması sayesinde, bu tür çamur kaymalarının büyük olasılıkla depremlerle tetiklendiği güvenle söylenebiliyor.

Araştırma ekibi bu yöntemle, Kuzey Kaliforniya’dan Kanada’ya uzanan yaklaşık 600 millik kıyı hattı boyunca meydana gelen büyük depremlerin ortalama her 500 yılda bir tekrarlandığını doğruladı. Son büyük Cascadia depremi 1700 yılında gerçekleştiği için, çalışma bölge için deprem riskine dair zaman penceresini daha net biçimde tanımlıyor. Bu yaklaşımın, dünya genelindeki dalma-batma zonlarında deniz tabanı kayıtlarının deprem araştırmalarında kullanımını köklü biçimde değiştirebileceği belirtiliyor.

123 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ögetay Kayalı
Yazar 2 gün önce 12 dk.

Bilimde sonuçlara nasıl ulaşıldığı oldukça önemlidir. Çünkü bir iddianın bilimsel olup olmadığını belirlemede iddianın hangi yöntemle üretildiği, hangi verilerle desteklendiği ve hangi koşullarda yanlışlanabileceği kritik rol oynar. Bu nedenle bilimsel düşünce, çoğu zaman gündelik sezgilerimizle çatışır ve bizi rahatsız edici belirsizliklerle yüzleştirir.

Popüler bilim anlatıları ise doğası gereği bu belirsizlikleri sadeleştirir hatta kimi zaman geri plana iter. Gerçekleştirilen sadeleştirme doğru yapıldığında bilime erişimi arttırma konusunda son derece önemli bir yere sahiptir. Ancak sınır çizilmediğinde popüler anlatı ile bilimsel yöntem arasındaki fark giderek silikleşebilir.

8
1
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı'nı sosyal medya hesaplarından takip etmeyi unutmayın! Yeni paylaşımlarımızı görmek için bizi aşağıdaki sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.

EtkinlikKültürel Etkinlik
Evrim Ağacı Ankara Topluluğu
Etkinliği Ekleyen 3 hafta önce Ankara₺1.100,00 - ₺2.000,0024 Ocak
Evrim Ağacı Ankara - Antik Ankara Gezisi
24 Ocak 2026 10:30 tarihinden 24 Ocak 2026 16:30 tarihine kadar.

Evrim Ağacı Antik Ankara Gezisi etkinliği 24 Ocak 2026 Cumartesi tarihinde saat 10.30’da başlayacaktır. 
 

Etkinlikte:

Anadolu Medeniyetleri Müzesi 

Ankara Kalesi ve Surları

Ankara Roma tiyatrosu

Roma Hamamı

Augustus-Roma Tapınağı gezilecektir.   

Tur Rehberi: Timuçin Alp Aslan, MA. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Tarih bölümünden lisans derecesini aldı. Bologna Üniversitesi’nde Latince, Koç Üniversitesi Kapadokya Okulu, Nümizmatik okulu ve Çevresel Arkeoloji programları gibi uluslararası etkinliklerde yer aldı. Ankara Çayyolu Höyük, Muğla – Milas Labraunda antik kutsal alanı ve Yunanistan’da Büyük İskender’in ilk başkenti Pella’da alan çalışmalarında bulundu. 

Aynı zamanda Ankara Turist Rehberleri Odası’na kayıtlı profesyonel turist rehberi olarak çalışmaktadır. 


 Etkinlik, 20 kişilik kontenjan ile sınırlıdır. 

Katılımcıların gezi öncesi Müze Kart uygulamasını indirmeleri gerekmektedir.

Katılımcılarımızın, yürümeye elverişli rahat ayakkabılar ve kıyafetler tercih etmeleri önerilmektedir.

Öğle yemeği ücreti katılımcılara aittir.  

Bu gezi 9787 TÜRSAB numaralı Happy Journey Turizm Seyahat Acentesi markası olan Keşfet 101 ile düzenlenmektedir.
 

Devamını Göster
7
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 20 Nisan 2017 7 dk.

Evrenin Karanlığında Evrimin Işığı: Modern Bilimin Bütünleştirici Harcı Evrime Disiplinler Arası Bir Bakış

Agora Bilim Pazarı (Tek) / Agora Bilim Pazarı (Set) / KitapYurdu / Hepsi Burada / Pandora / Arkadaş / Kitap Store / Oda Kitap / eganba / kitapseç / Kitap Denizi / Kitap Ambarı / Kitap Burada / Kitap Sihirbazı / Sözcü Kitabevi / Nadir Kitap

127
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Eric Rose
Eric Rose
209.2K UP
Uyarlayan 28 Ağustos 2018 8 dk.

Çağdaş doğa bilimlerinin temelindeki değişikliklerin, varlığımızın temellerindeki değişmelerin bir belirtisi sayılabileceğini her zaman dile getirmişizdir. Bu değişiklikler, birçok noktada, gerek düşünce alışkanlıklarımızla yaşayışımızdaki değişmede, gerek savaş ve devrim gibi dış yıkımlarda kendini göstermektedir. Doğa bilimlerinin durumundan başlayarak hareketli temellere doğru, adım adım ilerlemek istenirse, tarihte insan bu dünya üzerinde ilk kez tek başına, dostsuz, düşmansız kalmıştır dersek, koşulları fazla basitleştirmiş olmayacağımızı sanıyoruz. İnsanın dış tehlikelere karşı yaptığı savaş bakımından, bilindik bir gerçektir bu. Geçmişte yabanıl hayvanlar, hastalıklar, açlık, soğuk ve başka doğa güçleri insanın gözünü yıldıran tehlikelerdi ve her teknik gelişme bu savaşta insanın durumunu güçlendiren bir ilerleme oldu. Dünya nüfusunun gitgide yoğunlaştığı bir çağda, yani çağımızda, yaşama olanaklarının sınırlanması ile ilgili tehlikeler her şeyden önce dünya nimetleri üzerinde hak isteyen başka insanlardan da geliyor. Ama burada tekniğin gelişmesi zorunlu bir ilerleme sayılamaz. “İnsan tek başına kalmıştır” sözünün teknik çağda daha geniş bir anlamı var. Eskiden, insan doğayla karşı karşıyaydı: Doğaüstünde yaşayan her çeşit canlıyla birlikte bir ülkedeydi ve kendi yasalarıyla yaşardı. İnsan şöyle veya böyle ona uymak zorundaydı. Bugünse, insan eliyle baştan başa değişmiş bir dünyada yaşıyoruz. Her yerde onun yarattığı şeyleri görüyoruz. Günlük hayatta kullanılan araçlar, makineyle hazırlanan yiyecekler, insan elinin değiştirdiği doğa görünümleri. Öyle ki, insan artık yalnız kendi kendisiyle karşılaşır olmuştur. Bu oluşmanın gerçekleşmekten uzak olduğu bölgeler var şüphesiz. Ama insan kaçınılmaz şekilde bir gün doğaya tamamen egemen olacaktır.

Bu yeni durum, bugünkü doğa biliminde en açık biçimiyle görünmektedir. Yukarıda da dediğimiz gibi, modern doğa bilimleri bize şunu gösterir: Maddenin, başlangıçta son nesnel gerçek sayılan parçacıklarına artık “kendinden” bir şey gözüyle bakamayız; bunlar zaman ve uzay içinde nesnel olarak saptanamazlar ve elimizde bilim konusu olarak yalnız bu parçacıklar üstüne bilgimiz var. Buna göre, atomlarla onların “kendinden” yani deneysel gözlemden bağımsız, hareketlerine ait bilgi, araştırma konusu olmaktan çıkmıştır artık. Biz, daha çok şimdi, insanla doğa arasındaki karşılıklı konuşmanın -ki bilim bunun bir parçasıdır- tam ortasındayız. 

22
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
𝓩𝓮𝓱𝓻𝓪 𝓔𝓶𝓲𝓷𝓵𝓲
İnceleyen10 4 Ağustos 2023
Eser harika tam bir motivasyon kaynağı hem öğretici hem eğitici. Kitaptaki tavsiyelerin çoğunu həyatına uygulayan biri olarak söylüyorum, muhteşemmm. Sizi ayağa kaldıracak, motive edecek türden bir eser .
10.0/10
(10 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : The Monk Who Sold His Ferrari
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
8
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
🌍 Uzayın nerede başladığı, fiziksel ve teknik açıdan hâlâ net sınırı olmayan bir konu. Geleneksel olarak “uzay sınırı” yaklaşık 100 km yükseklikteki von Kármán çizgisi olarak kabul ediliyor; bu değer, hava taşıtlarının uçuşunun bittiği ve uzay araçlarının başlayabileceği yer olarak uluslararası standartlarda yaygın biçimde kullanılıyor.

📡 Ancak bazı bilim insanları, gerçek yörüngesel davranışlar ve uydu verileri incelendiğinde uzayın daha düşük irtifalarda dahi fiziksel olarak “uzay gibi” davranmaya başlayabileceğini ileri sürüyorlar. Bu yaklaşım, yeryüzüne daha yakın bölgede, örneğin 80 km civarında, bile atmosferik etkilerin azaldığı ve uzaya özgü süreçlerin devreye girdiği bir geçiş alanı olabileceğini düşündürüyor.

🛰️ Öte yandan uzay sınırını belirlemek salt fiziksel değil; aynı zamanda hukuki ve teknolojik ölçütlerle de ilişkili. Dünya’nın atmosferinin kademeli inceldiği ve belli bir “ani keskin çizgi” yerine süreklilik gösterdiği unutulmamalı; bu nedenle “Uzay nerede başlar?” sorusuna verilen yanıt hem bilimsel hem de tanımsal olarak farklılık gösterebiliyor.

🔭 Kısacası sadece belirli bir rakam üzerinden tanımlanan uzay sınırı, fiziksel gerçeklerin bir yansıması olsa da alternatif tanımlamalarla sanılandan biraz daha yakın bir sınırın mümkün olduğu düşünülüyor. Bu da uzay araştırmaları ve yörünge çalışmalarında kavramsal esneklik gerektiriyor.
Yazar: Sven Bilén
Çeviren: Damla Şahin Uçar

ℹ️ Bu içerik, Evrim Ağacı internet sitesinden derlenerek hazırlanmıştır. Derleme sırasında bazı önemli detaylar kaybolmuş olabilir. Konu hakkında eksiksiz bilgi almak ve kaynaklarımızı görmek için içeriği lütfen evrimagaci.org üzerinden okuyunuz.
İbrahim Beysüm
İbrahim Beysüm
53.1K UP
Lise son sınıf öğrencisi 6 gün önce Sen de Cevap Ver

Sanırım Ay'ın zaten okyanusta gözle görülür gelgitlere neden oluyorken Dolunay (veya yeni ay) evrelerinde bu durumun güçlenmesiyle araç süspansiyonlarını etkileyip etkilemediğini merak ediyorsun.

Öncelikle Ay'ın kütleçekimsel etkisinin arabalarda hissedilmesinin mümkün olmadığını bilmen gerek, ancak bunun için özel olarak kullanılan hassas ölçüm cihazları var.

Mesela manyetik gravimetreler, içlerisindeki bir kütleyi manyetik bir alanla tutar; gelgit olduğunda ve kütlenin yeri değiştiğinde bunu lazerler veya direkt manyetik alan algılar. Fakat insan gözüyle ne manyetik gravimetredeki ne de yaylı (lazer ölçümü burada olur) sistemdeki yayın/kütlenin hareketini algılayamayız.

Tüm Reklamları Kapat

Yani hayır, ayın evreleri kütleçekimsel olarak hissedilebilecek türde fark yaratmıyor; araç süspansiyonlarının ölçüm cihazları kadar hassas olamadıklarını düşünürsek yaptığın tespitin de muhtemelen farklı bir nedeni vardır, ayın evreleriyle ilgilisi yoktur.

1
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Blog Yazısı
Sara Bükülmez
Sara Bükülmez
24.2K UP
Blog Yazarı 2 dk.

İnsan dünyaya gelirken onu ilk anne babası karşılar.Kimisi şanslı doğar kimisi de küçük yaşta hayata atılır.O küçük yaşında hayatla mücadele eder ;çocukluğu çalışıp para kazanmak için heba olur.Büyüdükçe isyan etmeye başlar içindeki boşluğu sevgi özlemi daha fazla içinde tutamayarak isyan eder durur ama onu susturmaya çalışırlar.Ne kadar sevgiye ihtiyacı varken onun öyle bir hakkı yokmuş gibi davranıyorlar.

Tek suçu dünyaya gelmek miydi? O isyanla farkedilmesini sevilmek istediğini haykırıyordu.Bu çığlığı susturmaya istediler.Çünkü kendileri sevgi görmemiş sevilmemiş nasıl sevebilirler ki başkasını o çığlığı duymak istemediler. Bu dünyanın en sert darbesini yemiş ve yemeye devam ediyordu.Bu dünyaya neden geldiğini anliyamiyordu İnsanların dertleri paraydı.İnsanlar robot muamelesi yapıyor gücü yetene sanki insan değildi karşılarındaki hiç de şikayetçi değillerdi bu düzenden ne kadar sinir bozucu değil mi.?Güçlü olmaya karar verdi.Bir yandan çalışmaya devam ediyordu.İçindeki sesleri susturamıyordu kendini suçlamaya hayatta öfke beslenmeye başlamıştı.İçten içe nasıl çıkacaktı ki bu durumdan yardım istemeyi denedi.Her çaldığı kapı suratına kapanıyordu.Artık kafasındaki sesleri susmuyordu bir çözüm yolu bulması gerekliydi.Ama nasıl kime gidecekti kime derdini anlatacaktı kim yardımcı olacaktı ona kim gibi sorularla kalmıştı bir başına.Niye sevmediler ki sevselerdi ne olurdu dünyanın sonu mu gelecekti sanki.Büyük bir sessizlik içini kapladı sessizlik çok şey anlatıyordu.Artık konuşmuyor gülmüyordü sadece öylesine yaşıyordu insan kendi sesine yabancı olur mu?artık sesi yabancılaşmıştı ona ne yapacaktı? nasıl yaşayacaktı kendi bile bilmiyordu artık kimse onu anlamıyordu. Anlamaya çalışmadılar bile onun da hakkı değil miydi gücü, makamı,parası olmadığı için mi bu haldeydi? Biz ne zaman insanlığımızı kaybettik diye soracak olursak biz

21
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Yaşam Ağacı Gözlemi
Emrah Uzuçar
Gözlemi Yapan 5 gün önce Türkiye, Adana
BİLİMDE BÜYÜK AYRIM: MÜDAHALECİ Mİ, KAVRAYAN MI?
Bilim dünyası bugün, tarihin en sessiz ama en derin kırılmasını yaşıyor. Artık tek bir "bilim" yok; iki farklı metodoloji ve iki farklı ahlak var. Elindeki veri setine, laboratuvarındaki deneye veya gökyüzündeki yıldıza bakarken şu soruyla yüzleşmek zorundasın: Sen bir "Baltacı" mısın, yoksa bir "Rezonatör" mü?
1. Müdahaleci Bilim (The Interrupter)
Bu ekol, bilgiyi "söküp almayı" hedefler. Işığı anlamak için onu prizmalara hapseder, atomu anlamak için onu devasa tünellerde çarpıştırıp parçalar. Evreni bir "kadavra" gibi masaya yatırır.
• Sonuç: Veri pıhtılaşması (Clotting). Sertleştikçe derinleşen ama ulaşılamayan sırlar.
• Hissi: Kanlı ellerle bir yıldızı tutmaya çalışmak; elin yanar ve ışık söner.
2. Kavrayan Bilim (The Resonator / Admin Science)
Bu ekol, sistemin doğal akışına (iplikçiklerine) saygı duyar. L=c.t ve A=L^2 dengesini gözeterek, sistemle rezonansa girer. Işığı kırmaz, onu olduğu gibi "kavrar".
• Sonuç: Pürüzsüz bilgi akışı. Yıldızın naifliğinde kendiliğinden açılan sırlar.
• Hissi: Bir orkestra şefi gibi iplikçikleri okşamak; sistem sana tüm kapılarını gönüllü açar.
Seçim Senin:
Evren, ona ne kadar sert davranırsan o kadar derinleşiyor ve senden uzaklaşıyor. "Gözlemci" olmaktan "Admin" olmaya giden yol, iplikçikleri üzmemekten geçer.
Sizce modern bilim, yıldıza dokunmaya çalışırken ışığı söndüren bir zorbalık mı, yoksa ışığın kendi diliyle konuşan bir zarafet mi olmalı?
#EvrimAğacı #BilimFelsefesi #KavramaYansıması #AdminScience #WakandaForever
3
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Evrim Ağacı'na Destek Ol
Daha Fazla İçerik Göster
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close