Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
İnceleme
Burak Roni Özgökçe
İnceleyen10 2 gün önce
Çocukluğunuza o saf ve hayal dolu dünyanıza dönmenizi sağlayan mükemmel ötesi güzel bir kitap
9.5/10
(199 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : O Meu Pé de Laranja Lima
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Ögetay Kayalı
Yazar 3 gün önce 26 dk.

3D yazıcı, dijital ortamda tasarlanan bir nesneyi katmanlı imalat yöntemiyle fiziksel hale getiren bir üretim teknolojisidir. Bu süreçte yazıcının mekanik, termal, elektronik ve malzeme iletimine ilişkin parçalara sahip olması gerekir. Çünkü bu tür parçalar, doğrudan baskı kalitesini, baskının doğruluğunu ve güvenilirliğini belirler.

Hemen hemen birçok 3D yazıcı, bu yazıda ele aldığımız elemanlardan oluşurken bazılarında ufak tefek farklılıklar görebilirsiniz. Fakat burada göreceğiniz tüm malzemeler, bir 3D yazıcıyı bir araya getirmenizi sağlayacak tüm materyalleri içeriyor. Yani bir 3D yazıcı toplamak istiyorsanız bu liste tam olarak ihtiyacınız olan parçaların listesi.

7
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Mars Ekspres’den Marslı Uydu Phobos

Neden Phobos bu kadar koyu? Phobos, Mars’ın iki uydusundan en büyüğü ve en içte olanı. Tüm Güneş Sistemi’ndeki en koyu renkli uydudur. Sıradışı yörüngesi ve rengi, yakalanmış buz ve koyu renkli kaya karışımından oluşan bir asteroit olabileceğine işaret ediyor. Phobos’un Mars‘ın kenarına yakın olan bu görüntüsü 2010 yılında, şu anda da Mars’ın yörüngesinde dönmekte olan robotik uzay aracı Mars Ekspres ile kaydedildi. Phobos çok krateri olan çorak bir uydudur ve en büyük krateri de uzak tarafında bulunuyor. Bunun gibi görüntüler sayesinde, Phobos‘un muhtemelen bir metre kalınlığında yumuşak bir toz tabakası ile kaplı olduğu belirlendi. Phobos Mars’a çok yakın bir yörüngede dönüyor. Bu yüzden bazı yerlerden günde iki defa doğup batıyor gibi görünüyor. Buna karşılık bazı yerlerden hiç görünmüyor. Phobos‘un Mars etrafındaki yörüngesi sürekli olarak küçülüyor. Yaklaşık 50 milyon yıl içinde, büyük olasılıkla Mars yüzeyine çarpıp parçalara ayrılacak.

8 Kasım 2020 Günün Astronomi Fotoğrafı (NASA APOD)

📸 Kaynaklar ve Katkıda Bulunanlar:
Görsel Kaynağı: G. Neukum (FU Berlin) et al., Mars Express, DLR, ESA; Teşekkürler: Peter Masek
Çeviren: Seda Baştürk

🔗 Tüm APOD içeriklerini görmek için:
https://evrimagaci.org/apod
Söz
Mustafa Çolak
Mustafa Çolak
20.1K UP
Alıntıyı Ekleyen 1 gün önce
Bilmek istiyorum. İnanç değil, varsayım değil; bilgi istiyorum. Tanrı’nın elini uzatmasını, yüzünü göstermesini, benimle konuşmasını istiyorum. Karanlıkta ona sesleniyorum ama sanki orada hiç kimse yokmuş gibi görünüyor.
Kaynak: (​The Seventh Seal. Yönetmen Ingmar Bergman,1957,Antonius Block karakteri)
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Abdullah Derda Alkazak
İnceleyen10 3 Haziran 2023
📚 İstisnasız her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının okuması gereken bu eser, ülkemizin en saygın bilim insanlarından biri olan Prof. Dr. Celal Şengör'ün on yıllara yayılmış bilimsel yazı ve makalelerinin derlemesinden oluşuyor.

Kitap 7 bölüme ayrılıyor:

1 - Bilim Tarihi

Bilimin kendisini ve günümüzdeki durumunu iyi anlamamız açısından bilim tarihini okumak gerçekten çok önemli. Hocamız bu kısımda bilimin doğuşu, Toroslar adının kökeni, Pirî Reis haritasının asıl hikayesi gibi çeşitli konulara değinerek, bilim tarihi boyunca yaşanan hadiselerden dersler çıkarmamızı umuyor.

2 - Bilim Felsefesi

Bilim yapmak istiyorsak, bilim felsefesini de iyi anlamamız gerektiğini herhalde hepimiz biliyoruzdur. Bu bölümde bilimin metodolojisinin nasıl olması gerektiğini ve bilimde tenkidin nasıl yapıldığını çeşitli konu ve şahsiyetler üzerinden irdeliyoruz.

3 - Popüler Bilim Yazıları

Kitabın diğer altı kısmına yerleştirilemeyen ve çeşitli konuların incelendiği popüler bilim yazıları bu bölümde toplanıyor. Önceki bölümde bahsedilen bilim metodolojisinin, araştırma yaparken nasıl uygulandığını bu bölümde net bir şekilde Celal hocanın ağzından dinliyoruz.

4 - Bilim Sosyolojisi

Diğer bölümlere kıyasla oldukça kısa olan bu bölümde bilimin halk ile olan ilişkisinin nasıl olması gerektiğine değiniliyor.

5 - Eğitim

Bu uzun bölümde; Atatürk'ün bilim insanı profili, eski Milli Eğitim Bakanımız Hasan Ali Yücel'in eğitime olan katkıları ve üniversitelerin günümüzdeki durumu gibi konular üzerinden, her şeyin temelinde eğitimin olduğuna maalesef pek de iç açıcı olmayan hikayelerle şahit oluyoruz.

6 - Nekrolojiler ve Anı Yazıları

Oldukça kişisel olan bu bölümde Celal hoca, ülkemizin ve dünyanın önde gelen bilim insanlarını ve bazılarıyla yaşadığı anılarını güzel bir anlatımla bizlere sunuyor.

7 - Kitap Tanıtımı

Kitabın önceki bölümlerinde bahsi geçen bazı önemli eserlerin tanıtımı bu bölümde yapılıyor.

***

Bu kitabı keyifle okudum, ancak okurken bir o kadar da hüzünlendim. Celal hocanın 30 sene önce ulusumuzun cahilliğine ve liyakatsiz hükumetlerin vurdumduymazlığına olan sitem ve feryatlarının bugün dahi geçerliliğini koruduğunu görmek gerçekten Türk milleti için ne utanç verici... Bu kadar zamanda hiç mi bir şey değişmez? Bilimin doğduğu, üstünden nice medeniyetlerin geçtiği, uğrunda sayısız canın verildiği bu toprakların günümüzdeki hâli gerçekten canımı yakıyor.

Bu kitaptan çıkarılacak tonla ders olduğundan sindire sindire okumanız gerektiğine inanıyorum. Okumanızı birkaç haftaya yaydığınız takdirde pek çok konuda dünya görüşünüz değişecek, büyük bir farkındalık kazanacak, günümüzün bilimsel, sosyolojik ve politik durumlarına farklı bir çerçeveden bakacaksınızdır.

Okuduğum her satırda ulu önderimiz, başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün ileri görüşlülüğüne ve şahsiyetine hayranlığım katlanarak arttı. Vefatından sonra bu güzel cumhuriyetimizin onun gibi birisini yetiştirememiş olması ne kadar üzücü...

"Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ulus kişisinin kafasına koyacağız. Bilim ve fen için kayıt ve şart yoktur."

Mustafa Kemal Atatürk, 27 Ekim 1922, Bursa öğretmenlerine
9.5/10
(58 Kişi)
Puan Ver
Popüler Bilim Yazıları
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
12
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Selen Gündüz Ve Meriç Öztürk
Selen Gündüz Ve Meriç Öztürk Seslendiren 12 Aralık 2024 38:51
Nasıl daha iyi ebeveyn olabilirsiniz? Pozitif ebeveyn kimdir, nasıl olunur? Çocuklarla iletişim kurmanın şekilleri hayatınızı kolaylaştıracak - İşte karşınızda...
22
Evrim Ağacı
Yazar 20 Nisan 2020 27 dk.

Değerli okurlarımız, bu yazımızda sizlere FOTON-M3 projesinin tardigradlara odaklı üç misyonundan biri olan RoTaRad (Rotiferler, Tardigradlar ve Radyasyon) misyonundan bahsedilecektir. RoTaRad misyonu rotiferler ve tardigradlar üzerine gerçekleştirilmiş olmasına rağmen yazımızda sadece tardigradlar üzerindeki deneylere ve sonuçlara odaklanılmıştır. Uzay ortamındaki stres faktörlerinin tardigradlar üzerindeki etkilerini belirlemek adına oluşturulan diğer iki misyon olan TARDIS ve TARSE ile ilgili yazılarımıza linklere tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Tardigradlar veya su ayıları, dünyadaki en zorlu hayvanlar olmaya adaydır. Bu metazoanlar, tüm dünyada derin deniz bölgeleri, gelgit bölgeleri, göller, nehirler, Himalaya dağları, tropiklerin yeşil yağmur ormanları, en kurak çöller ve Kuzey Kutbu'nun sert tundrası gibi çeşitli habitatlarda bulunabilmektedirler. Bununla birlikte, tüm tardigradlar aktif olabilmek için su filmine ihtiyaç duyar. Karasal habitatlarda, nemin fazla olduğu ortamlarda yetişen yosunlarda ve likenlerde bulunurlar. Çevresel strese maruz kaldığında bu yarı karasal tardigradlar kriptobiyoz adı verilen “askı” durumuna girebilirler. Kendilerini gözlemleme fırsatı bulduk. Yaşam Ağacı projemizdeki gözlem kaydımıza buradan ulaşabilirsiniz.

91
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Duru Özen
Üye 3 gün önce Henüz cevap yok.
Mesela Maladaptive Daydreaming’i tanı kılavuzlarına girmesini engelleyen şey nedir ? Bu kılavuzlar nasıl yazılıyor neyi alıp neyi almayacaklarına nasıl karar veriliyor?
121 görüntülenme
0
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Şevval Tektaş
Şevval Tektaş
54.4K UP
3 gün önce
Sadece sorularıma cevap arıyorum :')
36 görüntülenme
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Pedram Türkoğlu
Yazar 28 Şubat 2018 1 dk.

Evet. Fakat normal şartlar altında sistemik hastalıklar arasında risk faktörü olarak değerlendirilmez. Zira taşıdığı patojen sayısı sistemik hastalık yapmaya yeterli olmadığı için vücuda girdikten sonra immün sistem, mukozalar, mide asidi gibi savunma unsurları ile elenir.

Söz konusu hastalık etkenleri arasında kolera, diyare (ishal), dizanteri (mukuslu kanlı ishal), salmonelloz ve tifo olabilir. Fakat dediğimiz gibi sistemik hastalık yapma yeteneği sayıca fazla patojenin direkt açık yaradan kana karışmadığı sürece düşüktür. Ayrıca halka açık, hijyenden mahrum yerlerde veya kişide immün baskılanma (AIDS, gebelik, kemoterapi) olmadığı sürece de düşüktür. 

19
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
143.2K UP
İnceleyen 4 gün önce
Merhaba .
Bu kitabı yıllar önce Antropoloji ve arkeolojiye merak sardığım sıralarda okumuştum ,bu kitabı okurken sanki Jack London karşına oturmuş, alçak sesle ama çok emin bir tonla şunu söylüyor gibi “İnsan sandığın kadar yeni bir varlık değil.”
Âdem’den Önce, bir macera romanından çok daha fazlası; insanın hafızasına, korkularına ve hayatta kalma içgüdüsüne doğru yapılan tuhaf ama etkileyici bir yolculuk.

Roman, modern bir insanın rüyaları üzerinden Paleolitik Çağ’a uzanıyor. London burada bilinci değil, içgüdüyü konuşturuyor. Kahraman konuşmuyor; hissediyor, kaçıyor, korkuyor, saklanıyor ve bu sessizlik insanı sarsıyor. Çünkü bir noktada fark ediyorsun ki, o ilkel korkular hâlâ bizde.

Kitabın en çarpıcı yanlarından biri, insanın doğa karşısındaki kırılganlığını çok yalın bir şekilde göstermesi. London bunu açıkça söylüyor. ''O zamanlar dünya insana ait değildi; insan dünyaya aitti.”
Bu cümle, kitabın ruhunu özetliyor. İnsan merkezli bir evren yok; doğa var, tehlike var, hayatta kalma var. Güçlü olan değil, uyum sağlayan yaşıyor.

Bir başka yerde ise korkunun ne kadar temel bir miras olduğunu hissettiriyor .“Korku, düşünceden önce vardı.”

Bugün bile bazı seslerden, karanlıktan ya da bilinmeyenden irkilmemiz tesadüf değil. London, evrim fikrini edebi bir sezgiyle anlatıyor; bilimsel terimler kullanmadan, ama çok ikna edici bir şekilde.

Benim için Âdem’den Önce, insanın ne kadar “medenî” olduğuna dair kibri biraz törpüleyen bir kitap. Okurken şunu düşünüyorsun. Biz çok değiştik sanıyoruz ama aslında sadece üstüne katmanlar ekledik. Altında hâlâ aynı korkular, aynı refleksler, aynı hayatta kalma arzusu var.

Jack London bu romanla şunu fısıldıyor, İnsanlık hikâyesi cennette başlamadı; soğukta, açlıkta ve korkuda başladı ve belki de bizi insan yapan şey, tam olarak buydu.
Şöyle hissediyorum .
Ne kadar ilerlediğimizi konuşuyoruz ama içimizde hâlâ karanlıktan ürken, hayatta kalmak için tetikte bekleyen o ilk insan yaşıyor :))
Eseri paylaşan arkadaşımıza ve yazdığım incelmeyi okuyacak herkese teşekkür ederim.
9.7/10
(20 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : Before Adam
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Haluk Ertan
Haluk Ertan
75.5K UP
Yazar 5 Eylül 2020 55 dk.

“Abiyogenez” üzerine yazmaya karar veren kişi oldukça zor bir işe kalkıştığını bilir. Çünkü, cansız maddelerden canlının oluşum sürecini tanımlayan kavram, bilimin en önemli ama aynı zamanda en karmaşık araştırma alanı olan “Yaşamın (canlılığın) Kökeni” konusunun merkezinde yer alır. Bundan dolayı, sözlü olsun yazılı olsun bütün kültür tarihi boyunca insanlık, bu sorunla ilgili sayısız çeşitlilikte bilgi ve düşünce ortaya koymuştur ve bu uğraş günümüzde de devam etmektedir.

Deneysel bilimin güçsüz olduğu antik dönemlerde, “Nereden geliyoruz?” sorusuna yanıt bulma ihtiyacını, kadim inançlar ve folklorik efsaneler karşılamıştı. Daha sonra tek tanrılı göksel dinlerin dogmaları ve felsefe devreye girdi. Binlerce yıllık bu entelektüel çabanın ortaya koyduğu devasa külliyat, insan bilincini derinden etkiledi ve bu etkinin hâlâ sürdüğü herkesin bildiği bir gerçek. Başka bir anlatımla, ele alınan konu, efsanelerin, mitolojinin, dogmaların, safsataların, önyargıların gerçek sanıldığı ve çağdaş bilimin henüz yeni araştırdığı bir alanda kalem oynatmaktır. Fakat öte yandan, bilimin açıklayamadığını hiçbir şeyin açıklayamayacağı gerçeği bizlere, yaşamın yani canlının kökeniyle ilgili bilimsel bulguları toplumla paylaşma yükümlülüğü veriyor.

302
2
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Discord
Cem Ergünay
Cem Ergünay
149.8K UP
Yazar 27 Haziran 2024 16 dk.

Astronomiye dair yolculuğumuz, evrenin merkezinde kendimizi gördüğümüz ve kozmosun bizzat bizim etrafımızda döndüğüne inandığımız Dünya merkezli evren fikriyle başlamıştır. Daha sonra ise Güneş'in etrafında dönen 8 gezegenin birinden ibaret olduğumuzu fark ettiğimiz ve üstünde bulunduğumuz bu gezegenin, gökyüzündeki tüm bulanık nesnelerin aralarında bulunduğu milyarlarca yıldız sistemini içeren muazzam Samanyolu galaksisinde olduğunu keşfetmemiz, dolayısıyla da insanın kendine özgü bir yer işgal etmediğinin ortaya çıktığı bir süreç yaşanmıştır.

Böyle bir "küçülme" hikayesi, matematikçi ve fizikçilerin evrenin çoklu evren olarak adlandırılan sonsuz evrenler koleksiyonundan biri olabileceği teorisini ortaya sürmeleriyle 21. yüzyılda da devam etti.

7
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ece Müker
Ece Müker
592.1K UP
5 gün önce
Bu haftanın bilim gündeminde uzaydan iklim değişikliğine, paleontolojiden gezegen bilimine uzanan önemli gelişmeler yer aldı. NASA, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki Crew-11 ekibini tıbbi bir durum nedeniyle erken Dünya’ya geri getirdi; bu, ajansın ilk tıbbi tahliye kararı olarak kayda geçti. Aynı dönemde NASA’nın uzun süredir planlanan Mars Örnek Getirme görevinin iptal edilmesi, Kızıl Gezegen’den yaşam izleri toplama yarışında dengeleri değiştirdi. Dünya’da ise araştırmalar, büyük nehir deltalarının hızla batmakta olduğunu ve bunun iklim değişikliğiyle birlikte kıyı risklerini artırdığını gösterdi. Paleontoloji cephesinde, donmuş bir Buz Devri kurdunun midesinde bulunan yünlü gergedan etine ait kalıntılar, bu dev memelinin neslinin tükenişine dair yeni ipuçları sundu. Hafta boyunca yayımlanan bu çalışmalar, hem gezegenimizin geleceğine hem de geçmişteki ekosistemlere dair kritik sorulara ışık tutuyor.
197 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
3
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Yaşam Ağacı Gözlemi
Ali Gazi Kavak
Ali Gazi Kavak
76.7K UP
Gözlemi Yapan 1 gün önce Türkiye, Hatay
Hatay/Antakya'da yaklaşık 15 yıllık bir üzüm ağacının nemli gövdesinde tarafımca gözlenmiştir. Ortam yaklaşık 4 gündür aralıksız yağış almaktadır.Mantarın görüntüsünden hangi mantar olduğunu bilemediğimden türü net söyleyemiyorum ancak sanırım ağaç kulağı mantarı olabilir.Ortam sıcaklığı yaklaşık 5 derecedir. Kakaolu pudink gibi bir yapısı vardır. Kulak memesi gibi esnektir.
3
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Arda Çetinkaya
Arda Çetinkaya
100.8K UP
İnceleyen10 13 Ağustos 2024
Arap çöllerinde uğradığımız ihanetin ne derece ciddi olduğunu ve savaş durumunda bize etkisinin ne olduğunu ihaneti yaşayan birinden öğrenmek isteyen herkesin kesinlikle okuması gereken bir kitap.
Kitap
10.0/10
(5 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
5
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Söz
Evrim Ağacı
Alıntıyı Ekleyen 18 Ocak 2019
Evrende iki sonsuz doğurgan yaratıcı güç vardır. Biri insan, öbürü doğa. İnsan, yaratıcılığını yitirdiği gün, doğa yaratıcılığını bitirdiği gün her şey bitecektir.
Kaynak: Abdi İpekçi ile yaptığı 1971 röportajından alınmıştır. (Cafrande)
Bu alıntı Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
22
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Kajin Yigit
Ebelik 1. sınıf öğrencisiyim 3 gün önce Sen de Cevap Ver

Merabalar :)

Birinci sınıf bir ebelik öğrencisi olarak elimden geldiğince ,kendi branşım olan ebeliğin kavramlarından ebe-anne-bebek temelli , merak edip araştırdığım konular üzerinden konuyu değerlendirerek size sunmaya çalışacağım . eğer eksiğim veya hatam varsa lütfen mazur görün ve beni eleştirerek gelişmemi sağlamayı unutmayın( ̄︶ ̄)↗  . şimdiden teşekkürler .

Soruyu tekrar hatırlayalım ' Bir anne evladını neden sever ? ' . Bu sorumuzun cevabı ,basit derecelere indirgenmesi mümkün olmayan ,çok katmanlı bir yapıya sahiptir fakat soruyu romantize etmek te bilim dışı olur.

Tüm Reklamları Kapat

1.İLİŞKİDEKİ BİYOLOJİK ZEMİN :

Ebelikte anne sevgisi ' iç güdü ' olarak geçiştirilmez çünkü bu sevgi gebelikte başlayan ve doğumdan sonra da devam eden çok katmanlı , dinamik ve çevreye duyarlı bir biyolojik yeniden yapılanmanın ürünüdür .Ebelik mesleği bu süreci , annenin yalnızca bebeği doğuran değil , bedeni ve beyni gebeliğe uyum sağlayacak şekilde yeniden örgütlenen bir canlı olarak ele alır .

Bilimsel olarak ' anne sevgisi ' denilen tek bir merkez yoktur . Bu durum nöroendokrin + nöroplastik + davranışsal bir sistemin ürünüdür. BU sistem ise ' maternal davranış sistemi olarak ele alınır .ve gebelikten lohusalığa kadar kademeli olarak aktive edilir . Maternal davranış sistemi , temel olarak bebeğin savunmasızlığına yanıt verme zorunluluğundan doğar . Bir çok hormon bu biyolojik zemini hazırlamak için ortak bir şekilde çalışır. Bu hormonlar annenin : bebeğin ağlamasına duyarlı olmasını , onu tehditten korumaya yönelmesini, onun varlığını 'öncelik ' haline getirmesini sağlar

  • Oksitosin -> bağlanma, temas, korunma
  • Prolaktin -> bakım , süreklilik
  • Endorfin -> doğumun acısını anlamlı kılma

-Örnek verilebilecek belirli hormonlardır .Hormonlar sevgiyi yoktan yaratmaz , sevgi için zemin hazırlar.

Tüm Reklamları Kapat

2.GEBENİN TAŞIYICI ROLÜNÜN PSİKOLOJİK KARŞILIĞI :

Ebelik açısından anne, bebeği sadece karnında değil; bedensel hafızasında taşır .Bir kadının bebeğini bedeninde taşıması yalnızca fizyolojik bir süreç değil ;psikolojik yapının derinden yeniden örgütlendiği bir dönemdir. Kadın kendi beden sınırları içerisinde başka bir varlığa alan tanır iken zihninde de benzer bir düzenleme yapar ;düşüncelerinde ,duygularında ve kimliğinde bebeğe yer ayırmaya başlar .Gebelikte yaşanan fiziksel değişimler , kadının benlik algısını dönüştürür. beden artık yalnızca 'kendine ait' değildir ve bu farkındalık , psikolojik olarak paylaşmayı , vazgeçmeyi e öncelik sırasını değiştirmeyi öğretir. Ebelik bakışına göre bu durum , anne olmanın ilk psikolojik eşiğidir. kadın , henüz bebeği görmeden , onun varlığına göre yaşamını ayarlamaya başlar . Bu davranışlar bilinçli bir sevgi göstergesi olmaktan çok , bedende başlayan bir sorumluluğun zihne yansımasıdır. Anne , bebeği yalnızca sevdiği için değil; onun için bir süreçten geçtiğini , bir dönüşüm yaşadığını bildiği için de sahiplenir . Bu durum biyolojik bir refleks değil , yaşanmışlığın psikolojik sonucudur .

Gebeliğin ilerleyen evrelerinde bebeğin hareketinin hissedilmesi gibi küçük ama değerli temaslar annenin iç dünyasında somut bir ilişki kurulmasını sağlar .anne için bebek artık hissedilen , tepki veren bir varlıktır .bu küçük hareketler sayesinde anne artık bebeği hayal eder ve onunla ilgili beklentiler geliştirir , Ebe bu dönemde annenin duygularını ciddiye alır, çünkü bilir ki bu mental hazırlığın eksik kalması durumunda doğum sonrası bağlanma da zorlaşabilir.( Bu yüzden ebelikte erken ten tene temas, annenin bebeği görmesi gibi durumlar anne bebek ilişkisini güçlendirmede önemlidir )

Bedende taşımanın bir diğer psikolojik boyutu da kontrol ve kontrol kaybı arasındaki dengedir . Gebelik , kadına bedeninin her zaman tam anlamı ile kontrolünde olmadığını öğretir. Hormonal değişimler , ani duygulanımlar ve fiziksel sınırlılıklar , kadının kendisi ile ilişkisini yeniden tanımlamasına neden olur . Bu durum i psikolojik olarak hem kırılganlık hem de güç yaratır . Anne kırılganlığını kabul ettikçe bebeğe karşı daha gerçekçi , daha insani bir bağ kurar . Anne kendini psikolojik olarak bebeği sevmeye değer görür çünkü üzerinde uğraşılmış bir üründür.

3.LOHUSA PSİKOLOJİSİ:

Anne -evlat ilişkisi lohusalıkta en hassas halindedir aynı zamanda derinleşmeye açık olduğu da bir gerçektir . Anne bedeni doğumdan sonra büyük bir hormonal değişim yaşar bu hormon dalgalanmaları bağlanmayı destekleyebileceği gibi annenin duygusal gelgitler yaşamasına da neden olabilir . Bu süreçte anne hem yoğun bir yakınlık hissedebilir ,hem de yetersiz, kaygılı ya da yabancılaşmış hissedebilir . Bebek ise tamamen bağımlı olduğu bu dönemde annenin dokunuşuna , sesine ve varlığına yönelerek bağını güçlendirir . Bu dönemdeki bağ kusursuz olma zorunluluğuna sahip değildir . Yeterince güvenli ve desteklenmiş olması anne bebek ilişkisini sağlam bir temel üstüne oluşturur.

ASIL SORU NEDEN ?

Bütün bu yazdıklarım ne içindi ? bunu merak etmiş olabilirsin :>.Açıklamama izin ver :D.

Bir anne evladını bir gün uyanıp ' evladımı çok seviyorum ' dedikten sonra sevmeye başlamaz . Bu sevginin ve bağın derinlerinde yaşadığı zorluklar ve hissettiği kendinde bir parça hissiyatı yer almaktadır, bu durumlar kadının bulunduğu çevreye ,sahip olduğu mental sağlığa ,var olma psikolojisine ve çocuk ile olan temasına bağımlıdır . Bu nedenle günümüzde her anne eşit sevmez ve her çocuk ta eşit derecede sevilmez üzücü ama gerçek bir durumdur bu :<

  • iyi ve sağlıklı günler dilerim . elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım . sorunuzun güzelliği ve değeri için teşekkür ederim ❤
2
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Sizden Gelenler
Özgür Odabaşı
Üye
Harika işler yapıyorsunuz. Başarılarınızın devamını dilerim.
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı'nı sosyal medya hesaplarından takip etmeyi unutmayın! Yeni paylaşımlarımızı görmek için bizi aşağıdaki sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.

Daha Fazla İçerik Göster
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close