Evrim Ağacı
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Kimsenin olmadığı bir kaldırımda yürürken arkanızdan bir adım sesi duyarsınız. Kimse yarışalım demedi, ödül yok, bitiş çizgisi yok ama bir de bakarsınız, adımlarınız sıklaşmış. İnsan farkında bile olmadan, girdiği her ortama görünmez bir skor tablosu asıyor.
İnsan değerini mutlak bir ölçüyle değil, karşılaştırarak ölçüyor. "İyi bir yazarım" cümlesi havada kalır, "çevremdekilerden iyi yazıyorum" cümlesi ise hemen bir anlam kazanır. Geçmişte grup içindeki konum, güvene ve kaynaklara erişimi belirliyordu. Beyin de bu yüzden her ortamda kendine bir sıra numarası arıyor olabilir. Eğitimde notlarla, ailede kıyaslamalarla, sosyal medyada beğeni sayılarıyla bu eğilim sürekli besleniyor. Sonunda yarış, çoğu zaman rakibi bile olmayan bir alışkanlığa dönüşüyor. Bu eğilimin genel kaynağı aşağılık kompleksi değildir. Kaldırımda adımını sıklaştıran herkesin kompleksi yoktur, bu hafif yarışma refleksi herkeste var. Her ortamda öne çıkmaya çalışanlar arasında eksik hissedenler olabilir, ama özgüveni yerinde olduğu halde yarışanlar da var. Bunlar kaybetmekten korktukları için değil, zorlanmayı ve oyunun tadını sevdikleri için yarışıyor. Yarışıyorsa kompleksi vardır demek, birinin içini sadece dışarıdan bakarak tahmin etmek olur.
Skor tablosu herkesin duvarında asılı. Fark ona bakınca kimin hırslandığında, kimin eksik hissettiğinde. Dışarıdan ikisi de aynı hızda yürür...
Evrim Ağacı içeriklerini video yoluyla öğrenmenin en iyi yolu YouTube kanalımız. Kanalımızda birçok bilim insanıyla röportajlarımızı, çeşitli deney gösterilerini ve diğer bilim içeriklerimizi de bulabilirsin.
Evrimsel süreçte kimi zaman bildiğimiz hiçbir canlı grubuna uymayan, öylesine tuhaf ve büyüleyici organizmalarla karşılaşırız ki paleontologların bu canlıları sınıflandırmakta neden bu kadar zorlandığını çok iyi anlarız. İşte Tully canavarı (Lat: "Tullimonstrum gregarium") tam olarak böylesi bir canlıdır. Yaklaşık 300 milyon yıl önce, günümüzde Illinois sınırları içerisinde kalan çamurlu haliçlerde yüzen bu yumuşak dokulu deniz canlısı, aradan geçen onca zamana rağmen evrimsel biyolojinin en büyük bilmecelerinden biri olmayı sürdürüyor.
Fosil kayıtlarında karşılaştığımız pek çok tür, günümüzdeki akrabalarıyla belirgin anatomik benzerlikler taşır ancak bu canlı, bilinen hiçbir kalıba sığmayan anatomisiyle ilk andan itibaren uzmanları çaresiz bıraktı. Canlının vücut planı, bildiğimiz hiçbir hayvan şubesine doğrudan yerleştirilemeyecek kadar sıra dışıydı.
Yani insanların genel olarak bir konuda haksızlığa düştüğünde birbirlerinin sözde zayıflıklarından vurması çok kötü; bence en çok bu durumdan kurtulmalıyız, açıkçası böyle bir durum yaşamak mental olarak çok hasar veriyor.
Sultan Alparslan’ın, 1071 yılındaki Malazgirt Savaşı'nda (tarihî kaynaklarda genellikle savaş meydanında veya sonrasındaki karargahta gerçekleştiği belirtilen) esir alınan Doğu Roma (Bizans) İmparatoru Romen Diyojen’e aşağılayıcı bir esir muamelesi yerine bir konuk/hükümdar gibi davranmasının arkasında hem stratejik, hem siyasi hem de İslami/ahlaki sebepler bulunmaktadır:
Siyasi ve Jeopolitik Vizyon: Sultan Alparslan, Romen Diyojen’i öldürmenin veya zindana atmanın Bizans İmparatorluğu'nu tamamen ortadan kaldırmayacağını, aksine taht için yeni mücadelelere ve başa geçecek yeni liderlerin İslam topraklarına karşı daha şiddetli saldırılar düzenlemesine yol açacağını biliyordu. Diyojen’i dostluk şartıyla serbest bırakarak Bizans'ı kendi içinde bir taht kavgalarına sürüklemeyi ve doğu sınırlarında kalıcı bir müttefik/bağımlı devlet kazanmayı amaçlıyordu.
Hükümdara Saygı (Alın yazısına ve makama hürmet): Türk-İslam devlet geleneklerinde ve eski bozkurt/töre anlayışında, savaşta bile olsa aynı makamı paylaşan hükümdarlara (hakanlara/sezarlara) karşı belirli bir saygı gösterilirdi. Alparslan, "düşman da olsa" taç giymiş bir imparatorun onurunu korumayı tercih etti.
Genişleyici Barış Anlaşması ve Vergi Bağlantısı: Yapılan müzakereler sonucunda Diyojen’e büyük bir maddi tazminat (vergi), yıllık haraç ve savaş durumunda Selçuklu ordusuna asker yardımı yapma şartları kabul ettirildi. Bu sayede Bizans askeri olarak etkisiz hale getirilirken ekonomik olarak da Selçuklu devletine bağlanmış olacaktı.
İslam Ahlakı ve Türk Misafirperverliği: Alparslan’ın dindar kişiliği ve İslamiyet’in esirlere adil, merhametli davranılmasını emreden prensipleri de bu tutumda büyük rol oynadı. Kaynaklara göre Alparslan huzuruna getirilen Diyojen'e kibar davranmış, onu onurlandırmış ve aralarında hükümdarlara yaraşır diyaloglar geçmiştir.
Not: Tarihî kayıtlarda Romen Diyojen doğrudan Malazgirt Ovası'ndaki savaşın hemen ardından Sultan Alparslan'ın huzuruna çıkarılmıştır. #1071
/content/0ba42a6a-6849-489a-8120-cbde5f99a373.jpeg)
/post/39aa77fa-cce4-4778-b2a3-7fc69ed417c4.jpeg)
/post/f2c43bc0-bebe-4003-a04d-acc297a0d6a5.jpeg)