Merhaba
Bazen bazı kitaplar insanın içine sessizce yerleşir, çocukluğun, aile olmanın, kayıpların ve değişimin ne demek olduğunu yeniden düşündürür. Ben Vadim O Kadar Yeşildi Ki’yi (How Green Was My Valley) böyle kitaplardan biri olarak görüyorum. İlk bakışta bir madenci kasabasının hikâyesi gibi görünse de aslında i insanın geçmişe duyduğu özlemi, zamanın bir şeyleri nasıl sessizce alıp götürdüğünü anlatan çok içli bir eser. Kitabı okurken bazen kendi çocukluğunu, aile sofralarını ya da “eskiden her şey daha farklıydı” hissini düşünmeden edemiyor insan. Çünkü bu romanın en güçlü yanı, insanın kalbine dokunan sade ama derin bir hüzne sahip olması.
Vadim O Kadar Yeşildi Ki, Galli bir yazar olan Richard Llewellyn tarafından 1939 yılında yazılmıştır. Richard Llewellyn’in gerçek adı Richard Dafydd Vivian Llewellyn Lloyd’dur. Her ne kadar uzun yıllar Galler kökenli bir maden işçisi ailesinden geldiğini söylese de sonradan yaşam öyküsünün bir kısmını romantize ettiği ortaya çıkmıştır. Buna rağmen kitabın duygusal gücü hiç azalmamıştır. Çünkü yazar, işçi sınıfının yaşamını, aile bağlarını ve toplumsal dönüşümün insanlar üzerindeki etkisini son derece canlı bir şekilde aktarır. Özellikle sanayileşme, emek mücadelesi, sınıfsal dönüşüm ve geleneksel aile yapısının çözülüşü romanda önemli bir yer tutar.
Roman, Galler’deki bir kömür madeni kasabasında yaşayan Morgan ailesinin küçük oğlu Huw Morgan’ın gözünden anlatılır. Hikâye, çocukluk anıları biçiminde ilerler. Huw’un gözünden yalnızca ailesini değil, bir dönemin yavaş yavaş kayboluşunu izleriz. Bir zamanlar “yeşil” olan vadinin zamanla madenlerin dumanı ve ekonomik değişimle dönüşmesi aslında yalnızca doğanın değil, insanların hayatlarının da değişimini simgeler. Bu yüzden kitabın adı çok anlamlıdır .“Vadim o kadar yeşildi ki…” cümlesi biraz da geçmişe duyulan özlemin sesi gibidir.
Romanın en etkileyici yönlerinden biri aile ilişkilerini çok gerçek ve sıcak bir biçimde anlatmasıdır. Morgan ailesindeki dayanışma, sofradaki konuşmalar, baba otoritesi, anne şefkati ve kardeşlik duygusu insanı bazen kendi hayatına götürür. Ama kitap sadece sıcak anılarla ilerlemez; işsizlik, grevler, yoksulluk, aşk acısı, ölüm ve toplumsal baskılar gibi sert gerçekleri de anlatır. Özellikle değişen dünya düzeni içinde insanların birbirine yabancılaşması, eski değerlerin yavaş yavaş kaybolması romanda insanın içine işleyen bir hüzün bırakır.
Bence bu kitabı özel yapan şey, büyük olayları küçük bir çocuğun gözünden anlatmasıdır. Çünkü çocukların bakışı çoğu zaman daha dürüst ve daha kırılgandır. Huw’un yaşadıkları bize şunu düşündürüyor: İnsan bazen bir yeri değil, o yerde hissettiği duyguları özlüyor. Belki de hepimizin içinde “bir zamanlar çok yeşil olan bir vadi” vardır; çocukluk, eski bir ev, kaybedilmiş insanlar ya da artık geri dönmeyecek zamanlar…
Kitap aynı zamanda şu soruyu da düşündürdü bana . Zaman mı değişir, yoksa insanlar mı? Çünkü romanda hem doğa hem aile düzeni hem de toplum sessizce dönüşür. İnsan bunu okurken kendi hayatına da bakıyor; bir zamanlar çok değerli olan bazı şeylerin neden kaybolduğunu sorguluyor.
Romanın 1941 yılında sinemaya da uyarlandığını ve çok ses getirdiğini eklemek gerekir. Özellikle aile, aidiyet, sınıf ve nostalji temalarını sevenler için çok etkileyici bir eser olduğunu düşünüyorum. Belki de bu kitap, insanın geçmişe dönüp bakarken hissettiği o buruk duygunun roman hâlidir: Güzel olan şeylerin çoğu, biz fark etmeden değişiyor.
Kitaptan çok sevilen bir duyguya dönüşmüş şu düşünceyi de hissettirdi. İnsan bazen geçmişte yaşadığı mutluluğu ancak onu kaybettikten sonra gerçekten anlayabiliyor. Bu yüzden Vadim O Kadar Yeşildi Ki, sadece bir roman değil; biraz hatırlamak, biraz özlemek ve biraz da büyümenin bedelini anlamak gibi bir kitap.