Evrim Ağacı
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
İnsanların yaşama biçtiği amaç olan 'hayatta kal ve çoğal' aslında canlı düzeyinde 'acıdan kaç ve hazza yönel'dir. İlkini söyleyen kişiler Doğanın veya yaşamın şuurlu olduğunu kabul etmeyerek bunu söylerler. Dolayısı ile ortada bir 'amaç' tanımlaması onlar için yoktur. Bu anlamda amaç tanımının varlığını kabul etmek bile çok çetrefilli bir iştir. İnsanların bu kadar amaç tanımlamasını kullandığına bakmamak gerek. Canlılar olarak bizim temel ve 'normal' durumumuz acı verenden kaç ve haz verene yöneldir. Haz derken bunu huzur olarak geniş bir anlamda alabilirsiniz. Çünkü acı veren herşeyden kaçma dürtüsü temel bir dürtüdür. Huzursuzluk da acı verir. Bu nedenle huzura yönelme de insan için güçlü bir itkidir. Bu açıdan yaşam aslında bize ikisini de sunar. Acıdan kaçış ne kadar dürtü ise haz/huzur arayışı da o kadar dürtü. Acıdan kaçış huzura yönelmeyi doğurur ve besler. Temel olan budur. İnsanların neyle huzur bulduğu ve açıdan nasıl kaçmayı başardığı da kişiye bağlı olarak değişkendir. Psikoloji bilimi de 'normal'i bu temelde tanımlar. En dipte başka bir temel yoktur. Canlılığın doğası şuur düzeyinde temelde acı ve haz üzerine yazılıdır ve bunun üzerine kurgulanmıştır.
Yeni bir bilimsel araştırma manşetlere taşınır. Bu çalışma belirli bir diyetin işe yaradığını, bir gıda takviyesinin hafızayı güçlendirdiğini, yeni bir öğretim yönteminin okuma becerilerini geliştirdiğini veya bir yönetim yaklaşımının ekip verimliliğini artırdığını gösterir. Biz de beslenme alışkanlıklarımızı, ebeveynlik tarzımızı ya da çalışma düzenimizi hemen buna göre ayarlarız; bilimin yolundan gideriz.
Birkaç ay sonra bir başka haber başlığı çıkar ve ilkini tamamen çürütür. Örneğin yumurtanın sağlığa zararlı olduğu söylenirken birden faydalı olduğu ilan edilir. Kırmızı şarap kalbi korur mu, korumaz mı? Bitter çikolata, az yağlı diyetler, ayakta çalışma masaları veya bir salgın sırasındaki maske kullanımı gibi konularda bilimsel temelli olduğu belirtilen öneriler durmaksızın değişir. Sonunda insanlar “araştırmaların gösterdiği” iddialara güvenmeyi bırakır.
Kısa ve net cevap: Evet, çocuk sahibi olma planı bulunmayan bir birey için her ay regl olmak sağlıklı yaşamanın biyolojik bir zorunluluğu değildir! Ancak bunu tek bir genetik müdahaleyle, vücudun dengesini hiç bozmadan bir ömür boyu ortadan kaldırmak günümüz biyoloji bilgisiyle mümkün değildir.
Öncelikle sosyal medyada sürekli pompalanan ve hiçbir bilimsel temeli olmayan o devasa miti çöpe atalım: Regl kanaması vücuttaki toksinleri temizlemez, kirli kanı dışarı atmaz! Bu iddia tamamen bir sahte bilim safsatasıdır. Menstrüasyon kanaması, döllenme gerçekleşmediğinde kalınlaşmış rahim içi dokusunun yani endometriyumun kontrollü biçimde dökülmesinden ibarettir. Eğer rahim iç tabakası hormonlarla baskılanıp kalınlaşmazsa, atılacak bir doku da oluşmaz. Vücutta hiçbir zehir veya atık birikmez!
Nitekim modern tıpta uzun süredir bunu hormonlu spiraller, implantlar veya kesintisiz doğum kontrol yöntemleriyle güvenle yapıyoruz. Bu uygulamalar rahim tabakasını uykuda tutarak kanamayı durdurabiliyor. Yapılan geniş klinik çalışmalar, bu yolla kanamamanın genel sağlık üzerinde olumsuz bir etkisi olmadığını, aksine kansızlık ve endometriozis gibi durumlarda yaşam kalitesini belirgin biçimde artırdığını gösteriyor.
Peki neden bunu CRISPR veya benzeri bir gen düzenleme teknolojisiyle kalıcı olarak yapamıyoruz? Çünkü insan biyolojisi tek bir açma kapama anahtarından ibaret değildir! Genomumuzda sadece adet kanamasını durdurup diğer tüm sistemleri kusursuz bırakacak izole bir "regl geni" bulunmaz. Bu döngü beyindeki hipotalamus, hipofiz bezi ve yumurtalıklar arasındaki akıl almaz güzellikteki hormonal bir orkestrayla yönetilir.
Eğer genetik düzeyde bu orkestrayı susturmaya kalkarsanız, sadece kanamayı durdurmakla kalmazsınız. Östrojen ve progesteron gibi hayati hormonların sinyalini bozarak kemik erimesi, kalp ve damar problemleri gibi ağır sonuçlar doğuran erken bir menopozu tetiklersiniz. Genetik mühendisliği hücrelerimizin kaderini değiştirebilecek ilham verici bir devrimdir, fakat sistemik hormonal dengeyi böylesine körlemesine kesmek sağlığı korumak değil, vücudun temel mekanizmalarını altüst etmek olur.
Bilim haberlerimizi ve diğer yazılarımızı Google Haberler'de görmek için bizi takip etmeyi unutma.
Merhaba
Beyin sisi başlı başına bir hastalık değil odaklanma güçlüğü, unutkanlık, zihinsel yavaşlık ve yorgunluk gibi belirtilere verilen genel bir isimdir. Bu nedenle tek bir yöntemle “yok etmekten” önce sebebini bulmak gerekir. Uykusuzluk, yoğun stres, kaygı, bazı ilaçlar, kansızlık, B12 eksikliği, tiroit sorunları, kan şekeri düzensizliği ve geçirilmiş enfeksiyonlar bu tabloya yol açabilir. İlk aşamada uyuma ve uyanma saatini düzenlemek, yedi ila dokuz saat uyumak, yeterli su içmek, öğün atlamamak ve çoğu gün kısa da olsa yürümek faydalı olabilir. Çalışırken aynı anda birçok işle uğraşmak yerine bildirimleri kapatıp 25–40 dakikalık tek görev dönemleri kullanmak, ardından kısa mola vermek odaklanmayı kolaylaştırır. Kafeini günün geç saatlerine bırakmamak ve önemli işleri zihinde tutmaya çalışmak yerine yazmak da yükü azaltır. Düzenli uyku, öğrenme, hafıza, dikkat ve karar verme becerileri için temel bir etkendir. Bilinç bulanıklığı aniden başladıysa veya konuşma bozukluğu, tek taraflı güçsüzlük, bayılma ya da alışılmadık şiddetli baş ağrısı eşlik ediyorsa beklemeden acil yardım alınmalıdır. Saygılarımla.[1][2]
Cevaplara baktım da kimse sürü psikolojisinden bahsetmemiş. İnsanlar birbirleriyle ne kadar yarışıyor gibi görünseler de aslında durum ben seni yendimden daha farklı. Buradaki durum birini yenmek değil başarıyla daha çok kabul görmek çünkü sürüden dışlanmak istemezsiniz. Günümüzde sürüden atılmak artık kişiyi öldürmüyor çünkü Amazon ormanları yerine artık mega kentler var. Yine de insan bu psikolojiyi sürdürmeye devam ediyor. Bunun da sebebi içsel dönüşümlerin çok yavaş değişmesi.
Bir bilginin tekrarlanma sıklığı ile ona inanılma olasılığı arasında belirgin ve pozitif bir ilişki vardır, psikoloji literatüründe bu durum illüzyonel gerçeklik etkisi olarak adlandırılır. Yalanın büyüklüğü açısından bakıldığında ise ilişki tek yönlü veya doğrusal değildir. Akla aykırı veya devasa yalanlar ilk duyulduğunda zihnin eleştirel bariyerlerine çarpar, ancak yeterince sık tekrarlandıklarında aşinalık kazanarak inanılırlıklarını kademeli biçimde artırabilirler.
Bu sürecin nörobilişsel temeli büyük oranda beynin enerji tasarrufu eğilimine dayanır. Zihnimiz dünyayı anlamlandırırken bilişsel akıcılık dediğimiz kestirme bir mekanizmaya başvurur. Daha önce duyulmuş ve sinirsel ağlarda iz bırakmış bir ifadeyle yeniden karşılaşıldığında, beyin bu bilgiyi çok daha az çabayla işler. İnsan zihni bu işlem kolaylığını ve aşinalığı genellikle doğruluk hissiyle karıştırma eğilimindedir. Bilgiyi işleme süreçlerine odaklanan bilişsel modeller, zihnin karşılaştığı bir bilgiyi önce otomatik olarak doğru kabul ettiğini, şüphe duyup yanlışlama çabasının ise prefrontal kortekste fazladan zihinsel efor gerektirdiğini gösterir.
Yalanın büyüklüğü devreye girdiğinde algı mekanizması farklı bir dinamikle karşılaşır. Küçük ve sıradan yalanlar günlük hayatın referans noktalarıyla kolayca test edilebilir, bu yüzden zihin bunları kişisel tecrübelerle çürütmekte zorlanmaz. Buna karşılık çok büyük ve cüretkâr iddialar, insanın kendi ahlaki sınırları nedeniyle "Hiç kimse bu kadar bariz bir şeyi tümüyle uyduramaz" şeklinde hatalı bir varsayıma kapılmasına yol açabilir. Başlangıçta absürt gelen bir iddia bile aralıksız tekrar edildiğinde, eleştirel değerlendirmenin getirdiği bilişsel yorgunluk direnci aşındırır. Araştırmalar, iddianın büyüklüğünün başlangıçtaki inandırıcılık tabanını düşürdüğünü, fakat tekrarlanma sıklığının o iddianın algılanan doğruluk oranını her halükarda yukarı taşıdığını ortaya koymaktadır.
Toplumsal ölçekte ya da bireysel ilişkilerde tanık olduğumuz bu tablo, zihnin saf hakikati aramaktan ziyade aşinalık ve tutarlılık arayışının bir sonucudur. Eleştirel süzgeçler yoğun uyaran ve zihinsel yorgunluk altında zayıfladığında, sık tekrar edilen büyük bir yalan, en yalın gerçeklikten daha tanıdık ve dolayısıyla daha inandırıcı gelebilir.
/content/a56cc6f8-fdb6-4bca-a490-13567ec053bb.jpeg)
/apod/261105.png)