Gerçekliğin sınırlarını kadınların hayal gücüyle aşmaya hazır mısınız? Gezegenin Etrafındaki Kadınlar, 15 farklı kadın yazarın kalemiyle bizi lunaparkların gizemli kapılarından geçirip teknolojinin soğuk ama düşündürücü labirentlerine bırakıyor. Antoloji, modanın acımasızlığını yansıtan hologramlardan, toplumun kıyısına itilmiş kadınların görünmez direnişine uzanıyor.
1. Opalesans / Selin Arapkirli
Hemzendiyar adında baskıcı, kadını ikinci sınıf sayan bir ülkede yaşayan Ayla, kaybolan kocasını ararken içinde yaşadıkları düzenin nasıl yalanlar üzerine kurulu olduğunu keşfeder. Selin Arapkirli, mürekkepbalığı genetiği ile insan derisini birleştirdiği bu distopyada, kadının kamusal alandaki "yokluğunu" ironik bir "görünmezlik gücüyle" tersyüz ediyor. Kadının sesinin ve varlığının sistem tarafından silinmesine karşı, sarsıcı bir direniş… Peki Ayla, diğer Hemzendiyarlı kadınları uyandırabilecek mi?
2. Yapay Zekâ Manifestosu / Zeynep Okçu
Duyguların birer lüks sayıldığı, empatinin ise çoktan tarihe karıştığı karanlık bir gelecekte, yazılımcı Bahar, “Empatix” adında bir proje geliştirir. Ne var ki proje yarım kalır. Peki, empatinin yitirildiği bir gelecekte, yapay zekâ, insani duyguları restore edebilir mi? Birçok öyküde yapay zekâ duygusuzluğuyla felaket getirirken, bu öyküde tam tersi, teknoloji umut veriyor.
3. Uzay Bunalımı / E. Nihan Acar
Zamansızlık ve anlamsızlık içindeki varoluş sancısından hiçbir evren kurtaramaz ana karakteri. Simülasyon teorisi ile harmanlanan öyküde, ana karakterin, sistemin dayattığı sahte gerçekliğe duyduğu inançsızlık hiçbir senaryoya rağmen geçmez. Zamanın bir oyun alanına dönüştüğü bu öykü, modern yabancılaşmaya zarif bir eleştiri getiriyor.
4. Modelist / Melisa Parlak
"Daha şık giyinmelisin" baskısıyla başlayan bu teknolojik distopya, güzellik standartlarının kadın bedeni üzerindeki tahakkümünü bir humanoid olan Sibel üzerinden tartışıyor. Sibel, Mel’e yardım etmek için girmiştir eve ama yavaş yavaş sahibinin kimliğini ve hayatını ele geçirir. Mel’in dış görünüşüyle girdiği amansız mücadele, yapay zekânın mükemmeliyetçiliğiyle birleşince karakter kendi evinde bir yabancıya dönüşür. Öykü, kadının özgünlüğünün dijital manipülasyonlarla nasıl rüküş bir esarete sürüklendiğini gösteren bir toplumsal eleştiri sunuyor.
5. Agape / Elif Hamamcı
Leviathan’da, arılardan kopyalanmış bir sistemle, üreme kontrol altına alınmıştır. Doğurganlığı en yüksek olan kadın kraliçe seçilir ve yüzlerce çocuk dünyaya getirmesi sağlanır. Erkekler ise eşeysiz olarak tek tip genetikle üretilmektedir. İsimleri bile yoktur. Kraliçe adayı bir laboratuvara kapatılır ve üzerlerinde deneyler yapılır. Beden, bir laboratuvar nesnesi olmuştur. Özgür olmak isteyen kraliçe adayı Dora… Kraliçe adayına âşık olan bir erkek hemşire, Eros… Aşkları, kaygıları, birbirlerinden gizledikleri ve söyledikleri yalanlar, gerçekçi ve zekice işlenmişti. Kendimi iki karakterin de yerine koyabildim.
6. Korelasyon / Zeynep Kahraman Füzün
Bu öykü, travmanın sadece zihinde değil, bedenin her kıvrımında, kemik çatırtısında ve eşyaların uğultusunda nasıl saklandığını ustalıkla işliyor. Karakterin "Nasıl hissediyorsun?" sorusuna verdiği o kısa ve yalan "İyi" cevabı, aslında devasa bir içsel çığlığın üzerini örtüyor. Öyküdeki küçük "deneyim testi" detayı hikâyeye bilimkurgusal bir katman ekliyor. Anılara bir simülasyon gibi geri gönderilirken geçmişini saniye saniye hatırlıyor ve bu onun için bir işkence. "İyi hikâyelerin hepsi anlatıldı" cümlesi, aslında anlatılamayacak kadar ağır olan gerçeğin bir reddedişi gibi. Derin ve sarsıcı bir öykü.
7. Cam Kemikler / Gizem Çetin
Bu benim öyküm. 😊 Dünyanın kirlendiği bir gelecekte kemik erimesi 20’li yaşlara inmiştir. Belli bir yaşı geçen her birey sağlık için yapay iskelet taktırmak zorundadır. Yapay kemiklerin malzemesi altın, çeşitli metaller, polikarbon ya da cam olabilir. Asiller ve onların hizmetçiliğini yapan yardımcılar olmak üzere iki sınıftan oluşan toplumda, yardımcı aileler polikarbonu tercih ederken; asil erkekler altın kemik, asıl kadınlar cam kemik taktırır. Cam kemik, kırılgan olduğu için kadının hareketlerini epey kısıtlayan bir malzemedir aslında. Fakat asil bir kadının cam dışında bir malzeme istemesi ayıp karşılanır. Metal ve altın kemiklerin fahişelere özgü olduğu düşünülür. Genç bir kızın itirazıyla olaylar gelişir.
8. Yuvaya Dönmek / Deniz K. Üstündağ
Duygusal yoğunluğu yüksek, merak uyandıran bir arayış hikâyesi. Kara deliğin zamanı bükmesi ve bir annenin sevgisi ile kurgulanmış bir öykü. Annenin mırıldandığı şarkı kısmında duygulandım. Kimi günler sadece bir gündür, ama çok güzeldir, tekrar tekrar yaşamaya değecek kadar…
9. Bizi Birbirimizden Ayıran / Serpil Ülger
Bu öykü, "insan" ile "yapay zekâ" arasındaki o klasik sınırı, bir paradoks ve döngü sarmalıyla yeniden tanımlıyor. Yazar, Ayzıt’ın trajik fedakarlığı ile Deren’in uyanışını birleştirir. Üstünlük kas gücünde veya biyolojik kökenlerde değil, "tasarımının ötesine geçebilme" iradesindedir. Deren’in şiddet dolu bir savaşı reddedip "bilgelikle uyutma" yolunu seçmesi, yıkım döngüsünü kırar. Öykü, insanın kendi yarattığı varlığa yenilmesinden ziyade, kendi kusurlarını aşmış bir "halef" bırakma çabasını anlatıyor ve adaletin ancak nefretin bittiği yerde başlayabileceğini hatırlatıyor.
10. Küre / Nurgül Çelebi
Vesica piscis sembolü, tanrıçalık, dişil prensip, Kâbe ve Hacer-ül esved temalarını bir araya getiren, yoğun spiritüel unsurlar içeren bir öyküydü. Her ne kadar konuları pek benzemese de Atiye dizisi aklıma geldi.
11. Çatlak / Ezo Evrim Harsa
Sistemin sözde mükemmel işleyişindeki o küçük "çatlak", hakikate açılan tek kapı olabilir mi? Evren değişiyor, vefasızlık değişmiyor. Öyküdeki kocanın vefasızlığı kalbimi acıtacak kadar gerçekti. Hasta bir kadın vardır ve “küre”ye yatırılması gerekmiştir. Küre, hastayı dış dünyadan yalıtır ve onu mutlu olduğu anılara geri götürür. Fakat bir çatlak vardır. Bilincin sızabileceği bir çatlak. Başta kalbimi sıkan, sonunda derin bir nefes aldıran bir öyküydü.
12. Gizemli Lunapark / Melis Büyükplevne
Kitaptaki en akıcı öykülerden biriydi, tekinsiz gerilim havasını özlemişim. Elif, gizemli bir lunaparka gider ve bir anda kendini bildiği dünyadan çok uzak, tuhaf bir hayatta kalma mücadelesinin ortasında bulur. Karşısına onun gibi lunaparktan geldiğini söyleyen kişiler çıkar fakat birbirlerini yalanlamaktadırlar. Hikâyede kimin doğruyu söylediğini kestirememek insanı sürekli tetikte tutuyor. Özellikle o lunapark aletlerinin manuel halleri ve finaldeki "tam kurtuldum derken yeni bir felakete uyanma" sahnesi cidden sarsıcı. Kaderden kaçmaya çalışırken aslında tam da o kaderin göbeğine düşmek, insana "acaba hangi evrende olursak olalım sonumuz aynı mı?" diye sorduruyor. Konu olarak alakası yok ama Stranger Things atmosferini hissettim.
13. Bir Yeniyetmenin Kuantum Laboratuvarı / Dr. Özlem Kurdoğlu
Kitaptaki en zihin açıcı ve katmanlı öykülerden biriydi. Kuantum fiziğini otoriteye dair bir sorgulamayla harmanlayan o derin atmosferi çok sevdim. Genç bir kuantum öğrencisi olan Krizzz, kendi laboratuvarındaki “besiyerlerinde” evrilen yaşam formlarını incelerken aslında kendi zihnindeki düğümlerle yüzleşiyor. Özellikle devletlerin şirketleşmesi ve bireyin kapana kısılmasına dair yapılan sosyolojik tespitler, öyküye ekstra değer katmış. "Zihinsel Cep" kavramı ve Doğuştan Saygılı’nın verdiği dersler, sadece karakter için değil okur için de birer rehber niteliğinde. Kendi korkularımızın yarattığı canavarlardan kurtulup "yeterliliğe demir atma" fikri de öyle.
14. Ayrıcalıksızlar / Deniz Erkaradağ
Nihayet cinsiyet eşitliği gerçekleşmiş, kadınlar haklarına kavuşmuştur. Hiçbir cinsiyet diğerinden üstün değildir artık. Ne var ki bir grup erkek, bu “ayrıcalıksızlık”larından rahatsızdır ve bir karşı devrim hareketi başlatırlar. Eşitlik yanlıları, her ne kadar ayrıcalık isteyenlerle iletişim kurmaya, masaya oturmaya çalışsa da işe yaramaz. Ayrıcalıksızlar kanlı eylemlere başlarlar. Hoşgörü paradoksunun devreye girme vakti gelmiştir.
15. Unelma Gezegeni Eşitlik Devrimi / Şeyda Aydın
Öykü, "kadınlar ve erkekler ayrı dünyaların insanıdır" sözünü bir gezegen kurgusuna dönüştürmüş. Bir tarafın sonsuz gündüz, diğer tarafın sonsuz gece olması, toplumsal kutuplaşmayı görsel bir şölene çeviriyor. Erkek şiddetinin genetik bir "arıza" olarak kodlanması ve çözümün biyolojik bir ayrışmada aranması, öykünün alt metnindeki en sert eleştiri diyebilirim. Valerie Solanas'ı anımsadım okurken, ancak onun kadar öfkeli bir tonda değildi elbette. Parçalanmanın aslında daha büyük bir bütünleşme için gerekli bir sancı olduğunu vurgulayan öykü, biyolojik evrimi toplumsal barışın yegâne anahtarı olarak konumlandırıyor.