Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Kafana takılan neler var?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 29 Mayıs 2019 16 dk.

Bizler, üzerinde yaşadığımız Dünya'yı, barındırdığı karalar, içilebilir sular ve akciğerlerimize doldurabildiğimiz oksijen dolu atmosferi nedeniyle Evren'de bizler için var olabilecek tek ve kusursuz yaşam alanı olarak görmeye alışığız. Bu düşüncenin kaçınılmaz gibi gözüken sonuçlarından biri de bu çevrenin tam da bizlere uygun şekilde var edildiğini varsayma... Ancak bu varsayım (ve temel aldığı düşünce), baştan sona ve tamamen hatalı. Bunu, büyük bilimkurgu yazarı Douglas Adams, Otostopçunun Galaksi Rehberi'nde harika bir şekilde anlatıyor:

Şimdi hayal edin, bu durum bir su birikintisinin bir sabah uyanıp düşünmeye başlaması gibidir: "Bulunduğum bu dünya ilginç bir yer -bulunduğum bu delik ilginç bir delik- tam bana göre, öyle değil mi? Aslında bana şaşılacak kadar uyuyor, beni içinde barındırmak için yapılmış olmalı!" Bu öyle güçlü bir düşüncedir ki, güneş gökyüzünde yükselip hava ısınırken, su birikintisi de giderek buharlaşıp küçülür, küçülür ama o telaş içinde her şeyin iyi olduğuna inanmaktadır, çünkü bu dünyanın amacı kendisini içinde barındırmaktır, onu içinde barındırmak için kurulmuştur. Bu yüzden, su birikintisinin kaybolma noktasına geldiği an onu çok gafil avlar...

120
2
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
İnceleme
Çınar Civan
Çınar Civan
622.9K UP
İnceleyen10 23 saat önce
Sinema tarihinin en iyi filmlerinden birisi olmasının arkası hiç boş değil, bu unvanı sonuna kadar hak eden bir şaheser. Godfather'ın bir "mafya" filmi olduğunu bile düşünmüyorum esasen, derin ve yoğun bir aile ve iktidar filmi. "Kim kimi vurdu" hikâyesi izlemiyoruz, "güç insanı nasıl değiştirir" onu izliyoruz. Aileyi korumak için yapılan şeyler, insanı yavaş yavaş neye dönüştürür? Bunu da seyirci olarak izlemiyorsunuz. Ya siz orada olsaydınız? İnsanın neye dönüşebileceğini sarsıcı bir şekilde gösteren bir yapıt. Michael Corleone ise sinema tarihinin en iyi karakter dönüşümlerinden birisidir zannımca. Michael Corleone'dan Don Corleone'a dönüşme hikâyesine "Kötü oldu." demezsiniz, "Ben de aynı durumda olsam..." diye düşünürsünüz.

Al Pacino'nun oyunculuğu ise muazzam bir seviyede. Hem sessiz karakteri hem de karizmatik karakteri oynayabilmeyi çok iyi bir şekilde başarıyor. Aşırı minimal ama kusursuz bir oyunculuk sergiliyor. Marlon Brando ise oynamıyor, adeta yaşıyor. Yaşarken de filmi yaşatıyor. Marlon Brando sesini yükseltmez, tehdit etmez ama bütün film boyunca sizin tüylerinizi bile diken diken yapar. Daha iyisinin olabileceğini sanmıyorum.

Film İtalyan mafyasının New York'u nasıl ele geçirdiğini de çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Gerçek mafya kavramını etkileyici bir şekilde, tarihi bağlamına uygun işliyor. Sicilya'da doğan ve yetersiz kolluk kuvvetlerinin görevini üstlenen, paralı koruma hizmeti sunan mafya; göçle beraber Amerika'ya yerleşiyor. Amerika'daki boşluk ve içki yasağı ile beraber filmde de geçen Beş Aile güç kazanıyor. Tarihin yeraltı dünyasını, belki biraz çarpıtarak da olsa, gözler önüne seren bir yapıt. Eseri izledikten sonra İtalyan mafyasının doğuşunu tarihi olarak mutlaka araştırmanızı öneririm.

Senaryo dışında yönetmenlik açısından da bir şaheser var karşımızda. Francis Ford Coppola; ne zaman müzik kullanılacağını, ne zaman yavaşlanacağını, ne zaman hızlanılacağını ve ne zaman hiçbir şey göstermemenin daha etkili olduğunu çok iyi biliyor. Film sizi manipüle etmiyor, size ne düşünmeniz gerektiğini asla söylemiyor. Sizi akışa dâhil ediyor, sabırla eğitiyor. Bir süre sonra siz de karakterler gibi düşünmeye başlıyorsunuz.

Film müzikleri hakkında yorum yapmaya bile gerek yok. Godfather'ı izlemiş izlememiş herkesin bildiği müzikler hâline gelmesi bile başarısını kanıtlar nitelikte. Kültürümüze işlemiş yapıtlar bunlar artık.

Godfather yaklaşık 50 yıl sonra neden hâlâ zirvede? Tek bir cevabı yok ama benim çok iyi gerekçelerim var. Film size cevap değil, soru soruyor. İyi ve kötünün sınırları çizilmiş değil. Her şey, her şey olduğu gibi... Karakterler karikatürize değil, insan. Godfather bizi anlatıyor, insan olmayı ele alıyor. Bizden kopuk gözüküyor belki ama insanın içini orataya seriyor. Sadece sinematik keyif vermiyor, düşündürüyor ve öğretiyor. Unutmayın, iyi filmler sizi eğlendirir. Büyük filmler ise bunu yaparken sizi biraz da olsa değiştirir. İzledikten sonra (eğer gerçekten "izlediyseniz") eski siz olarak devam etmezsiniz hayatınıza.

İşte, Godfather bu yüzden tarihin en iyi filmlerinden birisi. Üzerinden 50 değil, 150 yıl geçse de böyle kalacak. Zira yıllar bazı şeylerin değerini götürmez, onları eşsiz kılar. Godfather, yıllanmış bir şarap gibidir. Yıllar ona değer katmıştır, sizin izlemenizin üzerinden de her geçen yıl daha çok değerlenecektir.
Film
9.8/10
(94 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : The Godfather
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Mehmet Gülümser
İnceleyen10 4 gün önce
Richard Dawkins'in en epic eserlerinden biri.
Evrim teorisinin müfredattan çıkarılmasıyla bizlerde özellikle biyoloji konusunda çok büyük bi boşluk oluştu. Bizler bu boşluğu kendimiz hurafelerle değil gerçeklerle doldurmalıyız. Bu kitap da bu boşlukları doldurmak için çok yerinde bi kaynaklardan biri. Kitapta bol bol görsellerin kulanılması ayrıca güzel olmuş. Bilip görmemiz gereken tüm bilgilerin görselleri mevcut.
Dawkins, okuyucuları gerçekten iyi tanıyor. Olabildiğince detaya girmeyip okuyucuyu sıkmamaya çalışmış. Bazı kısımlarda detaylara girmeyi çok isteyip giriyor ve bunu yaparken resmen okuyuculardan izin alırmışçasına yapıyor. Dawkins'in bu heyecanını bi okur olarak bizler de hissediyoruz ve bu heyecan kitabı okurken daha iyi bi deneyim sunuyor.
Kesinlikle tavsiye ediyorum.
Okuyun, okutun.
9.5/10
(2 Kişi)
Puan Ver
Evrimin Kanıtları
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
6
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı Akademi

Evrim Ağacı Akademi'yi kullanarak kendini Yapay Zeka konusunda geliştirebilirsin.

Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 14 Nisan 2014 14 dk.

Bir önceki yazımızdan hatırlayabileceğiniz gibi, artık uyum başarısının ne olduğunu, evrimi neden etkilediğini ve bir popülasyondaki ortalama uyum başarısının ne anlama geldiğini biliyoruz. Bu yazımızda da bu konu üzerinden giderek çeşitli popülasyonları, farklı genotip dağılımlarına göre analiz etmeyi öğreneceğiz. Böylece farklı seçilim baskıları altında, farklı genotiplerin ne yönlere doğru evrimleşebileceğini tahmin etmeyi ve hesaplamayı öğrenmiş olacağız. Ancak başlamadan önce, ortalama uyum başarısının nasıl hesaplandığını hatırlayalım ve bunun matematiksel anlamını bir örnek üzerinden görelim. Hatırlayacak olursanız ortalama uyum başarısını şöyle hesaplıyorduk:

Hatırlayacağınız gibi burada F harfiyle belirtilenler genotip frekanslarını (örneğin AA genotipinin popülasyon içerisinde bulunma sıklığını), omega (ω) işaretiyle gösterilenlerse, o genotipin çevreye uyum başarısını ifade etmektedir. Dolayısıyla her bir genotipin uyum başarısını, o genotipin bulunma sıklığı ile çarparak sonuçları topladığımızda, popülasyonun ortalama uyum başarısını elde etmiş oluruz. Bu tıpkı şu soruyu çözmeye benzer: 

69
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Burak Albayrak
Burak Albayrak
356.0K UP
Ekleyen 21 Kasım 2022 36 dk.

Kuduz; çoğunlukla enfekte bir hayvanın ısırması yoluyla bulaşan, insanlarda ve diğer memelilerde ensefalite (beyin iltihabına) neden olan, aşı yoluyla kolaylıkla önlenebilen ancak önlenmediği takdirde çok ölümcül olan, viral bir hastalıktır. Kuduz virüsü (Rabies lyssavirus), memelilerin merkezi sinir sistemini enfekte eder ve nihayetinde beyinde hastalık oluşmasına ve ölüme neden olur. Virüs, genellikle ısırıkları, sıyrıkları ve yaraları kontamine eden tükürük veya mukozal maruziyet yoluyla bulaşır. Ayrıca nakledilen nörolojik dokular (örneğin kornea) ve katı organlar yoluyla kuduz geçişi de belgelenmiştir.

Kuduzun ilk belirtileri; halsizlik veya rahatsızlık, ateş veya baş ağrısı dahil olmak üzere gribe benzer olabilir. Ayrıca ısırık bölgesinde rahatsızlık, karıncalanma veya kaşıntı hissi olabilir. Bu belirtiler günlerce sürebilir. Semptomlar daha sonra serebral disfonksiyon, anksiyete, konfüzyon ve ajitasyon şeklinde ilerler. Hastalığa yakalanma ile semptomların başlaması arasındaki süre genellikle 1-3 aydır ancak bu süre 1 haftadan az veya 1 yıldan fazla olacak şekilde değişebilir. Aradaki süre, virüsün merkezi sinir sistemine ulaşmak için periferik sinirler boyunca kat etmesi gereken mesafeye (dolayısıyla ısırığın vücuttaki konumuna) bağlıdır.

115
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Blog Yazısı
Tolga Yağlıcali
Blog Yazarı 1 dk.

Fransız bilim insanları, “diyet içecekler” ibaresiyle satılan bazı ürünlerin insan sağlığına olumsuz etkileri olduğun ortaya çıkardı.

Fransız Ulusal Sağlık Enstitüsü ve Tıp Merkezi, 9 yıl boyunca 103.388 insanın verilerini inceledi. Uzmanlar yapay tatlandırıcı kullanılan ürünleri kullanan kişilerin kalp ve damar rahatsızlığı yaşaması riskinin çok daha yüksek olduğunu tespit etti. Bilim insanları “diyet ürünü” olarak pazarlanan ve satılan bu ürünlerin risk yarattığını açıkladı.

13
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ferhat Taşar
Ferhat Taşar
50.1K UP
1 ay önce
Öncelikle çok mutluyum burda sizinle fikirlerimi paylaşabileceğim için “tanrı” kavramına inanmıyorum ama günümüzde silahlar ve savaşlar temelinde yatan din kavramı bilim insanlarını bile nasıl gölgesinde bırakabiliyor bu noktada bilim insanlarının üstüne düşeni yaptığına inanıyor musunuz ?
78 görüntülenme
2
1 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
270
1
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
Meltem Çetin Sever
Yazar 30 Nisan 2018 7 dk.

İnsan, "tek zeki canlı" olma sıfatından son derece uzak bir tür. Modern bilim dahilinde beyni olan her canlının zeki ve belli bir ölçüde bilinçli olduğunu biliyoruz. Hayvanlar salt içgüdüleri ile hareket etmiyorlar, otomatik makineler de değiller. Onlar da bizler gibi düşünüyorlar, analiz ediyorlar, algılıyorlar, kararlar alıyorlar. Fakat insan harici hayvanların yine de davranışlarının büyük bir kısmını içgüdüsel davranışlar, özellikle de "sabit hareket örüntüleri" (İng: "fixed action pattern") adını verdiğimiz davranış desenleri domine ediyor. Bu yüzden dışarıdan bakıldığında, canlıları detaylı incelemeyen gözler onların robotlar gibi hareket ettiğini sanıyorlar. Bu, tamamen yanlış.

Örneğin kargaları diğer hayvanlarla karşılaştırdığımızda "Ne kadar zeki hayvanlar!" diye düşünürüz; çünkü o sabit hareket örüntülerini kırmayı başarıyor gibi gözükür. Bu doğrudur da... Fakat bunu yapabilen tek hayvan karga değildir; her hayvan sabit hareket örüntülerinin ötesine geçebilir. Bunu, buradaki yazımızda işlemiştik. Bu yazıda gelin, karga zekasına odaklanalım:

57
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
159.2K UP
ANTROPOLOJİ DE YÜKSEK LİSANS YAPIYORUM 5 gün önce Sen de Cevap Ver

Merhaba

Bu konuyu ben biraz daha geniş bir çerçevede ele almak istiyorum.. Kilo verme isteği, doyduğunu hissedememe ve yemek seçicilik sadece bireysel bir “irade meselesi” değildir. Evrimsel, antropolojik, psikolojik ve sosyolojik katmanları olan bir durumdur.

Evrimsel açıdan bakarsak insan türü kıtlık koşullarında evrimleşti. Avcı-toplayıcı atalarımız için temel problem “fazla yemek” değil “yeterli yiyecek bulamamaktı. Bu nedenle insan beyni enerji yoğun, şekerli ve yağlı besinleri ödül olarak kodladı. Modern ortamda ise gıda kıt değil; aksine sürekli erişilebilir. Evrimsel olarak hızlı enerjiye yönelme eğilimimiz bugün dezavantaja dönüşüyor. Özellikle yüksek kalorili yiyecekler dopamin sistemini güçlü biçimde aktive ediyor. Bu, biyolojik olarak mantıklı ama modern dünyada kilo artışına açık bir mekanizma.

Tüm Reklamları Kapat

Bilişsel düzeyde ise doyma ve yeme isteği aynı şey değildir. Kent Berridge ve Terry Robinson’un geliştirdiği ödül modeli, beyindeki dopamin sisteminin “isteme” (wanting) ile “beğenme”yi (liking) ayırdığını gösterir [1]. Kişi fizyolojik olarak doymuş olsa bile isteme sistemi aktif kalabilir. Bu nedenle bazı insanlar gerçekten tok oldukları halde yemeye devam etmek isterler. Bu durum bir karakter zayıflığı değil, nörobiyolojik bir mekanizmadır.Hormonel sistem de burada önemli rol oynar. Jeffrey Friedman’ın çalışmaları leptin hormonunun yağ dokusundan salgılanarak beyne enerji durumu hakkında bilgi verdiğini göstermiştir . Ancak bazı durumlarda leptin direnci gelişebilir. Yani vücutta yeterli enerji olmasına rağmen beyin “enerji yetersiz” sinyali alır. Bu da doyma hissinin zayıflamasına neden olabilir. Ghrelin hormonunun yani bu hormonu açıklayacak olursak midede üretilen ve salgılanan aynı zamanda açlık hormonu olarak da bilinen bir peptit hormonu dur.( vücutta hormon üretimini ve salgılanmasını düzenlemede rol oynar. Kan şekerinin dengelenmesin etkilidir) Midenin boş olduğu zamanlarda mide tarafından üretilerek beyne sinyal gönderir. Yemek yeme dürtüsünü tetikleyen ghrelin hormonu, mide dolu olduğu zamanlarda azalır ve artışı da açlık hissini güçlendirir. Özellikle uykusuzluk ghrelin seviyelerini artırabilir, leptini azaltabilir; bu da biyolojik olarak daha fazla yeme isteği yaratır.

Ayrıca Psikolojik açıdan bakıldığında ise yeme davranışı sadece açlıkla ilgili değildir. Michael Macht’ın modeli, duyguların yeme davranışını farklı biçimlerde etkileyebileceğini gösterir. Stres, sıkıntı ya da zihinsel yorgunluk, kısa vadeli rahatlama sağladığı için yüksek kalorili yiyeceklere yönelimi artırabilir. Kelly McGonigal stres hormonlarının özellikle enerji yoğun besinlere yönelimi artırabildiğini belirtir. Bu durumda kişi “doymuyorum” diye düşünebilir ama aslında aradığı şey fizyolojik enerji değil, duygusal düzenlemedir. Antropolojik açıdan insan “hepçil” bir türdür. Bu biyolojik esneklik avantajdır ama modern dünyada aşırı seçenek bolluğu karar yükü yaratır. Michael Pollan şunu modern endüstriyel gıdanın insan beslenme örüntülerini radikal biçimde dönüştürdüğünü savunur.[2] Sidney Mintz ise şeker tüketiminin tarihsel ve kültürel olarak nasıl yaygınlaştığını gösterir. Yani bugün tercih ettiğimiz birçok yiyecek yalnızca biyolojik değil, tarihsel ve ekonomik süreçlerin ürünüdür der.

Sosyolojik açıdan mesele daha da karmaşıktır. Pierre Bourdieu (1984), beslenme tercihlerinin kültürel sermaye ve toplumsal konumla ilişkili olduğunu ortaya koyar. Modern toplum hem yüksek kalorili gıdaları sürekli pazarlamakta hem de zayıf bedeni idealize etmektedir. Bu çelişki bireyde suçluluk ve kontrol kaybı hissi yaratabilir. Kişi hem tüketime teşvik edilir hem de tükettiği için yargılanır. Bir de bilişsel boyut vardır. Suzanne Higgs’in çalışmaları, yemek yerken dikkat dağınıklığının daha fazla tüketimle ilişkili olduğunu göstermiştir. Eğer kişi ekran karşısında, otomatik pilotta yemek yiyorsa, beyin o yeme deneyimini zayıf kodlar. Daha sonra tekrar yeme isteği oluşabilir çünkü zihinsel olarak “yemiş olma” hissi yeterince oluşmamıştır. Bütün bu katmanları bir araya getirdiğimizde şunu görüyoruz: doyma hissi sadece mide doluluğu değildir. Evrimsel programlama, hormonlar, ödül sistemi, stres düzeyi, kültürel alışkanlıklar ve toplumsal normlar birlikte çalışır. Bu nedenle kilo verme sürecini yalnızca kalori hesabına indirgemek eksik bir yaklaşımdır.

Eğer kişi doyduğunu hissedemiyorsa, bu biyolojik sinyallerin modern çevreyle çatışmasının sonucu olabilir. Çözüm genellikle daha sert diyet değil; uykuyu düzenlemek, yeme hızını azaltmak, dikkatli yemek, stres düzeyini azaltmak ve sürdürülebilir küçük değişiklikler yapmaktır. Vücut tehdit altında olmadığını hissettiğinde düzenleme sistemleri daha dengeli çalışmaya başlar.

Tüm Reklamları Kapat

Ben her hamilelikte 28 kilo alıp vermiş biri olarak ne zayıflama hapları ne iğneler ne katı diyetler bir işe yaramadığı gibi o kilolar geri dönüyor insana. Ben 20 kiloyu verirken hemen hemen her şeyi yedim şekerli ve paket ürünler hariç .bolca su ve hareket ettim .Şayet kronik bir rahatsızlık yoksa bu yolla kilo verdiğinize hem kalıcı oluyor hemde insan eziyet çekmiyor. Kronik yada genetik bir rahatsızlık varsa doktor kontrolünde vermekte mümkün.

Üzülerek şunu söylemek isterim .Sosyal çevre ve kapitalist sistem, zayıflık ve dış görünüş üzerinden güçlü bir norm üretir. Medya, reklam ve tüketim kültürü bir yandan yüksek kalorili ürünleri sürekli pazarlarken diğer yandan ince, fit bedeni başarı, disiplin ve değerle eşleştirir. Bu çelişkili yapı bireyi hem tüketime teşvik eder hem de tüketimin sonuçlarından sorumlu tutar. Böylece beden, biyolojik bir varlıktan çok toplumsal bir proje haline gelir; kişi kilo vermeyi sağlık kadar sosyal kabul, statü ve görünürlükle ilişkilendirir. Sonuçta zayıflama baskısı yalnızca bireysel bir tercih değil, ekonomik ve kültürel sistemin ürettiği bir beklenti olarak karşımıza çıkar maalesef.

Teşekkür ederim.

Kaynaklar

  1. Kent C Berridge 1, Terry E Robinson. Parsing Reward. Alındığı Tarih: 17 Şubat 2026. Alındığı Yer: National Library of Medicine doi: 10.1016/S0166-2236(03)00233-9. | Arşiv Bağlantısı
  2. MICHAEL POLLAN. (2006). The Omnivore's Dilemma. Yayınevi: THE PENGUIN PRESS.
6
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Söz
Serhat Bayar
Serhat Bayar
50.8K UP
Alıntıyı Ekleyen 4 gün önce
Biz yıldızların çocuklarıyız; Ama aynı zamanda onların pişmanlıklarıyız. İçimizde hem yaratılışın coşkusu, Hem de yıkımın sessiz yankısı dolaşıyor.
Kaynak: Eva'nın Doğuşu (https://linktr.ee/evanindogusu)
5
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı üyeliği tamamen ücretsiz ve sitemizi çok daha etkili, interaktif ve keyifli bir şekilde kullanmanızı sağlayacak. Üye değilseniz, birkaç saniyede üyelik oluşturabilirsiniz! Üyeyseniz de giriş yapmanızı tavsiye ederiz.

Fatma Aşılı
Fatma Aşılı
115.5K UP
1 gün önce
Dunning-Kruger etkisi, bir görevde düşük yeterliliğe sahip kişilerin yeterliliklerini abarttığı bilişsel bir önyargı varsayımıdır.
26 görüntülenme
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Nanolab Nano
Üye 1 gün önce
Akreditasyonuna sahip laboratuvarların önemi nedir?
112 görüntülenme
0
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı'nı sosyal medya hesaplarından takip etmeyi unutmayın! Yeni paylaşımlarımızı görmek için bizi aşağıdaki sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.

Evrim Ağacı'na Destek Ol
EtkinlikSeminer
Evrim Ağacı İstanbul Topluluğu
Etkinliği Ekleyen 1 gün önce İstanbul₺250,00 - ₺350,0028 Şubat
İnsan Yaşamının Psikolojik Evrimi
28 Şubat 2026 14:00 tarihinden 28 Şubat 2026 17:00 tarihine kadar.
Günümüz insanının duygu dünyasını, kaygılarını ve davranış örüntülerini anlamak için bu etkinlikte tarih öncesi yaşama bakıyoruz. Klinik psikoloji ve evrimsel perspektifi bir araya getiren bu buluşma, insanın ruhsal ve düşünsel evriminin izlerini arkeolojik kalıntılar, semboller ve erken dönem yaşam pratikleri üzerinden birlikte yorumlamayı amaçlıyor. Kaygının kökeni, aidiyet ihtiyacı, ritüellerin ve sembollerin ortaya çıkışı, duyguların neden bazen “çok eski” hissettirdiği gibi sorular; tarih öncesinden bugüne uzanan bir çerçevede ele alınıyor. İnsan davranışlarının gerçekten değişip değişmediği, yoksa yalnızca ifade biçimlerinin mi dönüştüğü tartışılıyor. Etkinlik boyunca;
  • Kaygı, korku, güven ve aidiyet gibi temel duyguların evrimsel temelleri,
  • İnsan zihninin belirsizlikle baş etme yolları,
  • Ritüellerin, sembollerin ve hikâye anlatıcılığının psikolojik işlevleri,
  • Günlük hayatta yaşadığımız stres ve tehdit algılarının “eski bir alarm sistemi” ile ilişkisi üzerine disiplinlerarası bir değerlendirme yapılacaktır.
  • Konuşmacılar:
  • Klinik Psikolog Eren Yalçın
  • Dr. Hüreyla Merel Balcı
  • Tarih: 28 Şubat 2026
    Saat: 14.00
    Mekân: Vogs Coffee, Bahariye / Kadıköy
    Devamını Göster
    0
    0 Yorum
    0
    • Paylaş
    • Alıntıla
    • Alıntıları Göster
    Daha Fazla İçerik Göster
    Keşfet
    Ara
    Yakında
    Sohbet
    Agora

    Bize Ulaşın

    ve seni takip ediyor

    Göster

    Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

    Göster

    Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

    Geri dön

    Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

    Geri dön

    Close
    Kapak Görseli Seç
    Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
    Kareler yükleniyor…
    Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
    0:00 / 0:00
    Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
    Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)