Hastanede muayene olurken sağlık çalışanının iki dakika sessizce ekrana bakması size belki sıradan gelir. Peki ya görme engelli olsaydınız?
Seslerden başka hiçbir ipucunuz yokken o sessizlik sizde nasıl bir his yaratırdı?
Hastanede muayene olurken sağlık çalışanının iki dakika sessizce ekrana bakması size belki sıradan gelir. Peki ya görme engelli olsaydınız?
Seslerden başka hiçbir ipucunuz yokken o sessizlik sizde nasıl bir his yaratırdı?
Davranışların incelenmesi, bize organizmaların çevrelerine nasıl yanıt verdiği ve bu yanıtların evrimsel kökenleri hakkında derinlemesine bilgiler sunar. İnsanlar söz konusu olduğunda, psikoloji ve sosyoloji gibi bilimler davranışın temel bileşenlerini ve bu davranışların bireyler ve toplumlar üzerindeki etkilerini anlamamıza yardımcı olur. Öte yandan etoloji ise, insan harici hayvanlar aleminin davranışsal dinamiklerini ve bu davranışların ekolojik ve evrimsel bağlamlarını inceler. Bu disiplinler, hayvanların ve insanların dünyalarını daha iyi anlamamız ve birbirimizle ve doğal dünya ile olan ilişkilerimizi daha iyi yönetmemiz için önemli araçlar sağlar.
Nesli tükenmiş hayvanlar söz konusu olduğunda, onların davranışları hakkındaki bilgilerimiz sınırlıdır çünkü bu hayvanları doğal ortamlarında doğrudan gözlemleme fırsatımız yoktur. Fakat gözlem şansı olmasa da epey kapsamlı tahminler mevcuttur. Kalıntıları bulunan ve Kik adı verilen yünlü mamut bireyi, Buzul Çağı'ndan kalan ve hikayesi bilinen ender memeli hayvanlardan biridir. Kik, yaklaşık 17.100 yıl önce, Alaska'nın iç kesimlerinde, kuzeyde Brooks Sıradağları ve güneyde Alaska Sıradağları arasında dünyaya gelmiştir. O dönemde, bu bölge, Bering kara köprüsü üzerinden Sibirya'ya ve Batı Avrupa'ya kadar uzanan soğuk ve kuru bir çayırlık olarak karşımıza çıkar. Bu geniş bölgeye, bölgenin en ikonik hayvanlarından dolayı "mamut stepleri" adı verilmiştir.[1]
Her ne kadar halk arasında ayıp olarak görülüp utanç kaynağı olsa da, penis, vajina, meme ve testis gibi organların türümüz ve genel olarak hayvanların var oluşu için ne kadar önemli araçlar olduğu aşikardır. Dolayısıyla bu tabuları yıkıp, son derece doğal ve sıradan bir olgu olan, biyolojik varlığımızın yegâne kaynağı olan seksin detaylarından haberdar olmamız gerekiyor. Örneğin penis ile ilgili benzer bir içeriğimizi buradan görebilirsiniz. Cinsellik ile ilgili tüm yazılarımızı buradan görebilirsiniz. Konuyla ilgili bir yazı dizimizi buradan okuyabilirsiniz.
Eğer cinsel organlardan söz edilmesi sizi rahatsız ediyorsa, bu noktada okumayı kesmenizi tavsiye ederiz. Ancak eğer ki varlığımızın nadide sebeplerinden biri olan bu organı tanımak istiyorsanız, faydalı olacağını umduğumuz bu yazımızı okuyabilirsiniz. İyi okumalar.
Evrim Ağacı üyeliği tamamen ücretsiz ve sitemizi çok daha etkili, interaktif ve keyifli bir şekilde kullanmanızı sağlayacak. Üye değilseniz, birkaç saniyede üyelik oluşturabilirsiniz! Üyeyseniz de giriş yapmanızı tavsiye ederiz.
Tyrannosaurlardan hatta dinozorlardan bahsedilince birçoğumuzun aklına gelen ilk canlı herhalde T.Rextir. Dinozor kelimesi ile özleşmiş ve popüler kültürde efsaneleşmiş bu canlıyı hiç yakından incelediniz mi? Öncelikle bu canlıyı biraz tanıyalım. 13 metrelik boyu ve 8 tona varan ağırlığıyla karaya ayak basmış en büyük theropod dinozordu. T.Rexlerin devasa boyutta çeneleri vardı ve bu devasa çene 6 tona yakın bir ısırma kuvvetine sahipti. Tüm bunların yanında keskin bir koku alma duyusu ile sahip oldukları binoküler görüş, onları tam anlamıyla bir ölüm makinasına dönüştürmekteydi. Son yapılan araştırmalarda ise bu canlıların ağır oldukları hatta koşamadıkları düşünülmektedir. Bu da onların pusucul avcılar olabileceği fikrini doğurmuştur. T.Rexler hakkında yeterince bilgi sahibi olduğumuza göre artık asıl konumuza gelebiliriz.
Bu canlıları incelediğimizde dikkatimizi çeken şeylerden bir diğeri ise elbette ki kısa ve iki parmaklı kollarıdır. Peki, devasa boyutlara erişen ve öldürmek için evrimleşen bu canlılar genel olarak neden kısa kollara sahipti?
Zihnimizde beliren her duygu ve düşünce milyarlarca nöronun ürettiği elektriksel sinyallerin sonucudur. Düzen bakımından son derece sert, uyum sağlayabilirlik bakımından son derece esnek olan beyinde tüm bu sinyaller doğal yollarla oluşur ve nörobilimin başta gelen gözlem alanlarındandır. Geleneksel nörobilim, beynin işleyiş mekanizmalarını anlamak için bu doğal yollarla oluşmuş kodları okumaya odaklanır. Bu, beyin tarafından yazılan elektriksel bir sinyal dilinin çözümlenmesi ve deşifre edilmesine çabalayan bir çeşit kriptanaliz sanatıdır fakat modern bilim ve mühendislik ışığında bu doğal sinyaller artık yalnızca gözlem alanı olmanın ötesine geçmiş ve belirli sinir hücresi tipleri doğrudan davranışsal kontrole alınmaya hatta bazı durum ve araştırmalarda programlanmaya başlanmıştır. Bu devrimsel çalışma sahası, genellikle nöromodülasyon, optogenetik gibi "nöron kodlama" olarak adlandırılmaktadır. Bu makale, nöron kodlamanın temel prensiplerini açıklayacaktır.
Nöron kodlama, bir sinir hücresinin temel davranış ve işleyişini; ışık, kimyasal maddeler, elektrik ve genetik araçlar gibi kasıtlı bir dış müdahale ile değiştirme faaliyetlerinin tümüne verilen isimdir. Burada nörona bizzat ve doğrudan bir program yüklenerek kendi halinde doğal uyaranlara verdiği reaksiyonlar baskılanıp yeni bir komut seti ile belirli bir anda spesifik bir kimyasalı üretmeye, ateşlenmeye veya susmaya zorlanır. "Program yükleme" ifadesi ile gerçekte nöronun çeşitli girdilere verebileceği tepki ihtimali ve zamanlamasını değiştiren biyolojik müdahaleler kast edilir.
Evrim Ağacı'nda yayınladığımız bilim haberlerini anlık olarak Bundle üzerinden de okuyabileceğinizi biliyor muydunuz?
Söz konusu insanın kendini geliştirmesi ise bu geliştirmeyi nereye kadar devam ettirebilmesi bence çoğunlukla kişinin motivasyonunun yoğunluğuna ve çevresindeki toplumun dayatmalarına,etkilerine bağlıdır diyebiliriz. Çünkü bir kişi durup dururken ben kendimi geliştirmek istiyorum pek demez. Kendinde bir şeylerin eksik olduğunu hissederse bir noktadan bu sürecin içine girebilir veya sosyal medyada ki çoğunluğu sözde kendini geliştirme videolarından etkilenip yine bir süreç içinde girebilir. Yani bir yerden başlamak için bir motivasyon arar ve bulunca başlar. Bu motivasyon dediğim gibi sosyal medyadan veya kendinden olabilir ve eğer gerçekten kendine sağlam bir şekilde yararı dokunuyorsa bu motivastonun kaynağı pekte önemli değildir. Önemli olan elde ettiği motivasyonu ne kadar verimli kullanabildiğidir. Motivasyon insana bağlı olarak kalıcı ve sürekli bir olgu değildir;azalır,artar veya sabit kalır ve bu kişiyi olumlu ve olumsuz etkileyebilir. Ve insan kendini bu değişken motivasyona bağlı olarak belki uzun yıllar geliştirir veya birkaç gün sonra kendini salabilir. Zirve noktası için ise bence motivasyonu ilk elde ettiği noktadır diyebilirim çünkü o ilk motivasyonu aldığında inanılmaz bir istek duyar kendini geliştirmek için ve bir an önce başlamak ister. Tabii istisnalar kaideyi bozmaz sonuçta insan doğasından bahsediyoruz,değişkenlik göstercektir aynı kapasitesinin değişkenlik göstereceği gibi. Her insan aynı değildir. Her insanın sınırları farklıdır;göreceli olarak zayıfır güçlüdür falan ama kapasite değişkenlik gösterir. Beyin ise bu kapasiteye göre bir noktaya kadar müsaade eder derim ben:)
Evrim Ağacı Akademi'yi kullanarak kendini Sahtebilim ve Şüphecilik konusunda geliştirebilirsin.
Evrim Ağacı'na katkı sağlamanın bir yolu, Agora Bilim Pazarı'na uğrayarak, burada bilimseverlerle buluşturduğumuz bilim kitapları, ders kitapları, hediyelik eşyalar ve diğer ürünlerden satın almak. Bir göz atın, hoşunuza giden bir şeyler bulacağınıza hiç kuşkumuz yok!
Evrim Ağacı'nı sosyal medya hesaplarından takip etmeyi unutmayın! Yeni paylaşımlarımızı görmek için bizi aşağıdaki sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.
Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.