Özgür Bir İradeye Sahip Miyiz? ''Özgür İrade'' Nöronunu Ararken...

Yazdır Özgür Bir İradeye Sahip Miyiz?
Felsefenin bin yıllardır konusu olan "özgür irade" meselesi, kuşkusuz sinirbilimin en ilgi çekici ve heyecan verici araştırma sahalarından birisidir. Her geçen gün yığılarak artan bir veri yığını, irademizin herhangi bir hayvanınkinden daha fazla özgür olmadığını, sadece karar alma "algısının" daha kapsamlı işlediğini, dolayısıyla "kontrolü daha fazla elimizdeymiş" gibi hissettiğimizi gösteriyor. Yani çok büyük ihtimalle, şu anda bu yazıyı okuma tercihiniz, sizin özgürce aldığınız bir tercih değil. Beyniniz, bunu otomatik olarak, uyaranlara bağlı olarak yapıyor; ancak kararı siz aldınız zannediyorsunuz. Tabii burada belki "beyin ne, biz neyiz?" gibi bir soru işaretinin de ele alınması gerekiyor; ancak bunu şimdilik ana konumuz yapmayacağız ve kararlarımızı gerçekten özgür iradeyle alıp almadığımızı irdeleyeceğiz. Bu yazımızda, Dünya'nın 1 numaralı teknik üniversitesi olan Massachusetts Institute of Technology'nin yayınladığı "Özgür İrade Nöronunu Ararken" yazısını rehber olarak kullanacağız; ancak yer yer anlaşılması güç olan kısımları daha detaylı olarak izah edecek ve farklı açılardan konuya yaklaşabilmenizi sağlamaya çalışacağız. Umuyoruz ki kendinizi bir nebze daha iyi tanımanız ve anlamanız konusunda katkı sağlayacaktır.

Öncelikle, daha önce hiç gözlenememiş bir şeyi arayan bir çalışmadan bahsetmek istiyoruz. Denek olan kişilerin henüz bir şeyler hissettiklerinin ayırdına varamadan, o dürtüyü uyandırmak üzere ateşlenecek tek bir insan nöronunu arayan bir araştırmadan... Yani örneğin, bir iş için parmağınızı hareket ettirmek gibi çok basit bir eylem yapacağınızı düşünün. Ancak parmağınızı hareket ettirme zamanının geldiğini anlayıp, o hareketi başlatmanızdan önce, beyninizde hangi sinirler ateşleniyor? Bu ateşlenme, hareketin temel kaynağı mı? Eğer öyleyse ve siz daha parmağınızı hareket ettirmeden ve buna karar vermeden "önce" ateşleniyorsa, bu durumda kararı gerçekten "siz" mi almış oluyorsunuz?


Benliğimiz Bir İllüzyon Mu? 

Burada, daha fazla ilerlemeden, giriş paragrafındaki bir soruyu modern bilim ışığında yanıtlayalım: "siz" ve "beyniniz" diye bir ayrım bulunmuyor. Her şey, beyninizden ibaret. Beyninizin ötesinde, berisinde, gerisinde bir "siz" bulunmuyor. Yani antik zamanlardan beri tanımlanan, beyninizi bir makinaya benzetirsek onu kontrol eden bir "üst yapı" (ya da Antik Yunan'da tanımlandığı şekliyle "makinadaki hayalet") bulunmuyor. Beyniniz, iç ve dış duyargaçlardan gelen milyarlarca veriyi sürekli işleyen bir işlemci gibidir. "Benlik" algısının tam olarak nerede ve nasıl oluştuğu bilinmiyor; ancak belli sinirler uyutulduğunda, kişinin benliğini tamamen yitirdiği, dolayısıyla bu hissin tamamen mekanik bir his olduğu net bir şekilde biliniyor. Dolayısıyla, "ruh" veya "metafizik benlik" gibi kavramlar, sadece uydurma terimlerden ibaretler. İnsanların bilmediği ve cevap veremediği konulara uydurdukları, sorudan kaçınmayı sağlayan ve gerçek cevaba ulaşmayı gereksiz kılan maskelerden ibaretler. Şu anda bu yazıyı okurken deneyimlediğiniz veya oturduğunuz noktada bulunduğunuzu hissetmenizi sağlayan "benlik" algısı, beynimizdeki sinir aktivitesinin bir ürünü. Muhtemelen her hayvanda bulunuyor; ancak insanda çok daha karmaşık ve gelişmiş vaziyette. Bu sebeple, her şeyin kontrolünün elimizde olduğunu hissediyoruz ve bizden daha düşük zeka seviyesinde olan hayvanların "otomatik makinalar gibi davrandıklarını" varsayıyoruz. Halbuki muhtemelen bizden 2 kat zeki bir varlık var olsaydı, bizim tüm karmaşık davranışlarımız da ona "otomatik bir makina gibi" gelecekti. 

Dolayısıyla bu makalede aradığımız şey, bu benlik duygusunu besleyen sinirlerin, o benlik duygusu tarafından kararların alındığının farkına varılmasından önce mi, sırasında mı, sonra mı ateşlendiği... Eğer ki önce ateşleniyorsa, bu kararları benliğimiz almıyor demektir. Bu durumda, dehşet bir gerçek suratımıza bir tokat gibi patlayacaktır: kararları alan, şu anda varlığımızı deneyimlediğimiz "kendimiz" ya da "benliğimiz" değildir. Kararları alan, tamamen mekanik bir şekilde, adeta bilgisayar gibi 1 ve 0'ları okumaktan ibaret olan, 1.5 kilogram ağırlığındaki beynimiz ve içerisindeki sinirlerdir. Dolayısıyla benliğimiz, sadece bir "gözlemci" konumundadır. Kararları aldığımızı fark ettiğimizde, çoktan o kararlar benliğimiz için alınmıştır bile. Benliğimiz, sadece o kararları algılamaktan ve uygulamaktan ibarettir. İşte bu yazıda, bunun sebeplerini inceleyecek ve bu konudaki bazı araştırmalara göz atacağız.



Dört yıl önce Los Angeles'taki Kaliforniya Üniversitesi'nden beyin cerrahı Itzhak Fried, sara hastalarının beyinlerine her birinde saç teli inceliğinde elektrotlar bulunan birkaç duyarga yerleştirdi. Hastalar, şiddetli sara nöbetlerinin nedenlerini anlama amaçlı birer ameliyat geçiriyorlardı ve bu işlem sırasında bu deneye katılmaya da razı olmuşlardı. Duyargalar yerleştirildikten sonra ameliyat esnasında bilinci açık durumda bulunan hastalardan kendi seçtikleri bir zamanda bir düğmeye basmaları ve bunu hareketi gerçekleştirmek için ilk dürtüyü ne zaman hissettiklerini de belirtmeleri istendi. 

Sonrasında, deneyin sonuçları Harvard Tıp Fakültesi ve Boston Çocuk Hastanesi'nden sinirbilimci Gabriel Kreiman tarafından inceledi. Kreiman, 12 hastadan ameliyatı esnasında elde edilen verileri incelediğinde beynin hareketle ilgili motor ön destek bölgesinde ve motivasyon ve dikkat ile ilintili ön singulatta bildirilen dürtülerden yüzlerce milisaniye ile birkaç saniye öncesinde tek başına ateşlenen nöronları fark etti. Yani sinirler, gerçekten de kişinin bir kararı almasından çok önce, o kararla ilgili ateşlenmiş oluyordu! Bu, bilim açısından şu anlama geliyor: özgür iradeyle oluşturulduğu sanılan bir kararın, aslında bilinçaltı tarafından ateşlendiğinin ilk sinirbilimsel ve somut ölçümüydü. 

Şimdi Kreiman ve çalışma arkadaşları bu başarıyı tekrarlamak istiyorlar; ancak bu kez bu dürtü-öncesi belirtileri gerçek zamanda algılayıp deneği kararı verilmiş eylemden alıkoymayı ya da en azından bunun olanaklı olup olmadığını görmeyi amaçlıyorlar. Bir diğer deyişle, o nöron bir kere ateşlendikten sonra, kişinin karar değiştirmesi mümkün müdür? Eğer mümkünse, sinir ile kararın uygulanması arasında müdahale eden bir araç olduğundan söz edilebilir. Ancak eğer ki böyle bir şey mümkün değilse, gerçekten de özgür irademiz koca bir algı yanılgısından (sanrıdan) ibaret olduğu anlaşılabilir!

İnsanlar üzerinde yapılmış birçok görüntüleme çalışması, karar almaya yönelik beyin faaliyetlerinin bilinçli eylemden daha önce geliştiğini ortaya koyuyor. Bu güne dek makaklara ve diğer bazı hayvanlara yerleştirilen implantların algılama ve eyleme dair beyin devreleri incelenmişti. Ancak Kreiman, insanlarda bilinç öncesi karar mekanizmasını tek nöron düzeyinde ölçerek yeni bir çığır açtı. Gerçekten de her hastada tepki, sadece ortalama yirmi kadar nörondan geliyordu. Bu, o kadar küçük bir sayıdır ki... Şöyle düşünün: İnsan beynindeki toplam nöron sayısı 86 milyar civarındadır ve her birinin de binlerce bağlantısı bulunur! Bu tepkiler, sadece 20 sinirden ateşlenmekteydi. Üstelik bu tepki veren nöronlar da, daha önceki uyaranlara bağlı olarak ateşlenmekteydi. Yani bu, bir domino etkisi gibi düşünülebilir: çevreden bir uyartı geldiğinde, beynimiz buna zincirleme bir nörokimyasal reaksiyon ile tepki verir. Bu sırada, kararlar alınır ve uygulanır. Kararın alınmasıyla uygulamaya konulması arasındaki kısacık zaman diliminde, benliğimiz bu karardan haberdar olur. 

Bir diğer deyişle, o öncül uyaran olmaksızın, bir karar alabilmemiz mümkün değildir. Siz, bu yazıyı görmeseydiniz ve sinirbilimle veya felsefeyle ilgileniyor olmasaydınız, bu yazıyı buraya kadar okuma kararını alamazdınız. Bir düşünün; aldığınız istisnasız tüm kararlar, bir sorunla karşılaştığınızda aklınıza gelen tüm çözümler (bir anda geliverenler bile), o sıradaki uyaranlara bağlı olarak oluşmaktadır. Yani beyniniz, onu uyaran bir unsur olmaksızın karar veya algı üretememektedir! Bu durumda, çevresel ve içsel uyaranlara bağlı bir robottan hiçbir farkımız olmadığı görülür. Karnınız acıkır, çünkü mideniz belli bir seviyeden daha fazla ve daha uzun boş kalacak olursa, beyninize elektrik sinyalleri göndermeye başlar ve kendinizi "aç" hissedersiniz. Birine aşık olursunuz, çünkü fiziksel görünümü veya ondan aldığınız işitsel veriler (örneğin bir sohbet sırasında), sizin gelişiminiz boyunca size uygun olan karşıt cinsiyet tanımına uygundur ve beyniniz aşık olmanızı sağlayan kimyasalları salgılar. Aşk gibi "kutsal" ve "metafizik" gibi gözüken bir duygu bile, açlık gibi daha sıradan ve mekanik olmasına ses çıkarmayacağımız bir his ile, aynı seviyede mekanistiktir ve kontrolümüz dışındadır. Şu anda bu yazıyı okumayı bırakmaya karar vererek, bu yazının yazarları olarak bize "özgür irade"nizi ispatlamaya çalışabilirsiniz. Ancak eğer ki sizin özgür irade kavramınıza meydan okumasaydık, bu yazıyı kaleme almasaydık, siz bu yazıyla karşılaşmasaydınız ve bu noktaya kadar okumasaydınız, o kararı alacak mıydınız? Durup dururken, alakasız bir diğer yazıyı da okumayı bırakarak bunu ispatlamaya çalışacak mıydınız? Hayır. Ön uyaranlar ve kronolojik ilerleyiş, sizin kararlarınızın öncüllerini belirlemektedir. Benliğiniz daha farkına varmadan, beyniniz kararı almaktadır. Siz, sadece bu kararı sonradan öğrenen bir kişi gibisiniz.


Peki, özgür iradenizi ispatlamak için, bu yazıyı şu anda kapatma şansınız varken bile, kapatmamayı tercih ettiğinizi ileri sürerek bize özgür iradenizi ispatlamış olur muydunuz? Yine hayır. Çünkü beyniniz, sizin kararlarınızdan bağımsız olarak, "özgür iradenin varlığı karşıdakine nasıl ispatlanır?" sorusunun cevabını hafızanızdan (bilgi deponuzdan) tarar ve bir çözüm üretir: "iki tercih arasından karşıdakini şaşırtacak tercihi seçmek, özgür iradeyi ispatlar" şeklindeki bir bilgiye sahip olduğunuz için, bunu uygularsınız. Ee, bu durumda kararı alan siz mi oldunuz? Hayır. Çünkü hafızanızdan bu bilgiyi isteyerek getirmediniz. Üstelik, siz bu şaşırtmalı kararı uygularken de, bu kararı vermenizden saniyeler önce beyniniz zaten kararı vermişti. Dolayısıyla "şaşırtma" kararını bile siz vermediniz. Beyniniz, hafızanızı taradı, bir sonuca ulaştı ve bunu uyguladı. Siz, bu şaşırtma kararının (pencereyi kapatma şansınız varken, kapatmama kararını) alan beyninizle, bunun uygulanması arasındaki bir aracıdan, bir gözlemciden ibaretsiniz. Şu anda, hemen yazıyı kapatmayı seçseniz bile, beyniniz bu kararı almanızdan önce o kararı almış olacak. Yani ne yaparsanız yapın, kararların bilinçaltından ve otomatik olarak gerçekleştirdiği gerçeğini değiştiremiyorsunuz!

Bu tür deneyler; bir parmağı hareket ettirmek, bir şeyi satın almak, yemek yemek ve hatta öldürmek gibi kararların geri planındaki sinirsel faaliyet labirentine daha derinlemesine baktıkça, belki de karar alma mekanizmalarının tüm devrelerini açığa çıkarabilmemizi sağlayacak ve hatta bu sonuç, davranış terapileri ve tedavilerini de mümkün kılabilecek. Seattle'daki Allen Beyin Bilimleri Enstitüsü'nden Christof Koch şunları söylüyor:

''Uyuşturucu, seks, yiyecek ya da kumar bağımlılığı olan ya da obsesif kompulsif bozukluk rahatsızlığı bulunan hastalara yardımcı olmak istiyorsak istemli, ya da özgür irade ile karar almanın sinirsel temelini ve bunun hastalıkla ilgili (patolojik) eşleniklerini anlamak zorundayız. 


Makinayı Yöneten Bir Tanrı Yok!

42 yaşındaki Kreiman çalışmalarının özgür irade üzerine bir çok önemli Batı felsefesi düşüncesine meydan okuduğunun farkında. Arjantin doğumlu ve Harvard Tıp Fakültesi'nde doçent olan sinirbilimci, kısmen bilinçdışı işlevlere dayanan görsel nesne algılama ve hafıza oluşturma konuları üzerine uzmanlaşmış. Bir soruyu önce kafasında yeniden şekillendirip, sonrasında da geniş biçimde yanıtlamadan önce uzun uzun duraklayıp düşünüyor. 

Beyinle ilgili araştırmalara başlangıcıyla ilgili olarak şunları anlatıyor: Cambridge, Massachusetts'teki Broadway caddesinde Jeep marka arabasını sürerken bir yandan da MP3 çalıcısında Vivaldi, Lady Gaga ve Bach arasında gidip geliyor. Bunu yaparken Jeep'e kumanda eden sol eli bir an için kayıyor ve araba hafifçe çift sarı çizginin üzerine doğru sapıyor. Kreiman'a göre buna neden olan nöronları idi ve kısa bir süre içinde de yine nöronlar bu küçük hatayı düzeltmesini sağladılar; kısacası tüm eylemler sinirsel hesaplamaların sonucu olmaktan öte hiçbir şey değiller. Yine Kreiman:

''Ben de çağlar boyunca sorulagelen şu sorunun yanıtı ile ilgiliyim: Kararlarımız gerçekten özgür mü? Bu konuda benim görüşüm biraz uç noktada: bence özgür iradenin özgür hiçbir yanı yok. En sonunda sadece fizik ve matematik kurallarına uyan nöronlar var. 'Karar verdim' demek istiyorsanız buyurun deyin; sonuçta bu kullandığımız bir dil. Ancak içeride makineyi yöneten bir tanrı yok, yalnızca tetiklenen nöronlar var.''


Özgür irade üzerine felsefi fikirlerimiz Aristoteles'e kadar uzanıyor ve bu fikirler de insanların Tanrı tarafından verilmiş, maddesel bedenlerimizden farklı bir zihne sahip olduğunu ve bu zihnin de bizlere herhangi bir şeyi bir diğerine özgürce tercih etme yetisi bahşettiğini iddia eden Descartes tarafından sistemli bir yapıya kavuşturulmuş. Kreiman bunu kendisine çıkış noktası olarak alıyor. Ancak kendi üzerimizde hiçbir denetimimiz olmadığını iddia etmiyor. Kararlarımızın evrim, deneyimler, toplumsal kalıplar, duyular ve algılanan sonuçlardan etkilenmediğini de söylemiyor. Bu konuda söyledikleri şunlar:

''Tüm bu harici etkenler ne yapacağımıza karar veriş şeklimizde çok temel bir rol alıyorlar. Elbette deneyimlerimiz var, elbette öğreniyor ve davranışımızı değiştirebiliyoruz.''

Bu, kritik bir nokta. Az önce, bu yazının yazarları olarak bizleri şaşırtmanız için alabileceğiniz kararlardan söz ettik. Orada, beyninizin sizden bağımsız olarak hafızanızı tarayıp bir sonuca ulaştığını anlattık. Bu hafızanızın nelerle dolduğu, sizin genetiğiniz, geçmişiniz, evrimsel olarak ait olduğunuz tür, toplumsal bilgiler ve kalıplar gibi birçok farklı faktörden etkileniyor. Tam olarak bu sebeple, her birimiz birbirimizden farklı davranış ve kararlara sahibiz. Ancak ortak bir özelliği paylaşıyoruz: hiçbirimiz, kararlarımızı özgürce almıyoruz. Her şey, etrafımızda süregelen fizik, kimya ve biyoloji yasaları çerçevesinde şekillenen çevresel ve içsel uyaranlara bağlı. Kreiman, bizi sonuçta şu ya da bu şekilde davranmaya yönelten nöron tetiklenmesinin yazı-tura oyunu gibi rasgele olduğunda ısrarlı:

''Kararlarımıza hükmeden kurallar paranın yazı ya da tura yüzünün geleceğine hükmeden kurallarla benzeşiyor. Eninde sonunda dayanılan nokta fizik; her iki durum için de karmaşık bir sistem söz konusu. Kimse paranın yazı ya da tura gelmek istediğini iddia etmiyor. Parada hiçbir istem bulunmuyor.''


Özgür İradeyi Sınamak

Görüntüleme ve ölçü aygıtı teknolojileri, beyinde gerçekte neler olup bittiğini ölçebilecek düzeye ancak son birkaç on yılda erişebildi. Araştırmalarda önemli bir dönüm noktasına 1980'lerin başlarında San Francisco'daki Kaliforniya Üniversitesi Fizyoloji bölümünden araştırmacı Benjamin Libet'nin bilinçli özgür irade fikrini gerçek verilerle sınadığı dikkate değer bir çalışma ile ulaşıldı. Libet deneklerine beyindeki toplam elektriksel faaliyeti kafa derisi üzerinden ölçebilen EEG (elektroensefalografi) aletleri yerleştirdi ve her 2,8 saniyede bir tur atan bir saat kadranına bakmalarını istedi. Denekler istedikleri herhangi bir zaman bir düğmeye basacaklardı ancak düğmeye basma isteği ya da dürtüsünü ilk hissettikleri anda saatin kolunun nerede olduğuna da dikkat etmeleri gerekiyordu. Araştırmanın sonuçları baş döndürücüydü: verilere bakılırsa, bu basit eylemle ilgili beyin faaliyetleri, deneğin düğmeye basma isteğinin bilincine varmasından ortalama 300 milisaniye önce başlıyordu! Yani bir karar çoktan alındıktan 0.3 saniye sonra benliğimiz bunun farkına varıyordu. Bu, bilinçaltımızın asıl karar mekanizması olduğu gerçeğini ilk defa ortaya çıkaran araştırma oldu. Tabii itirazlar da hemen peşisıra geldi:

Kimi bilim insanları diğer bazı etkenlerin yanında deneklerin kendileri konusunda bildirimde bulunmalarındaki doğruluk derecesini sorgulayarak deneyin yöntemlerini eleştirdiler. Bu çalışma, diğer bilim insanlarını da aynı türden soruların yanıtlarının nasıl alınabileceği konusunda düşünmeye yöneltti. Ancak deneyi çürütmeye yönelik tüm çabaları sonuçsuz kaldı ve tam tersine deneyi destekler sonuçlara ulaştılar. 

O zamandan bu yana işlevsel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) yöntemi ile kan akışı ölçümlenerek beyin etkinliklerinin haritası çıkarılmaya çalışıldı ve diğer çalışmalar da karar alma öncesindeki beyin faaliyetlerini ölçümlediler. Ancak fMRI her ne kadar beyin biliminde çığır açmış olsa da genel anlamda dolaylı sonuçlar veren bir gereç idi ve milyonlarca nöronun ortalama tepkisini ölçmek suretiyle oldukça düşük uzamsal çözünürlük sağlıyordu. 


Libet altın çağlarını yaşarken, Kreiman daha küçük bir çocuktu. Buenos Aires Üniversitesi'ndeki fiziksel kimya öğrenimi sırasında beyne ve nöronlara ilgi duymaya başladı. Caltech'e doktora için gittiğinde tez danışmanı Koch sayesinde bu tutkusu yoğunlaştı. Koch, DNA'nın yapısını Watson ile birlikte keşfeden Crick ile bilincin nöronlarca nasıl temsil edildiğine yönelik bir çalışmada ortaklık içinde idi. Bu, Arjantin'den gelen, bilimin muhteşem gücü tarafından büyülenmiş bir çocuk için gerçek anlamda bir dönüm noktasıydı. Kreiman o günleri şöyle anımsıyor:

''Birkaç on yıl öncesinde ciddi bilimcilerin bu tür sorular sormaması gerektiği düşünülürdü; onun yerine ya bir şeyler tüttürecekler ya da bir Nobel ödülüne sahip olacaklardı.''

Crick, elbette ki, Nobel ödüllüydü. Beynin görsel bilgiyi nasıl işlemlediğini (görüntüleri ve nesneleri hızla çözümleyebilmek için bilinçdışı süreçlerden yararlanma) incelemenin bilinci anlamanın bir yolu olabileceği varsayımından yola çıkarak Koch ile birçok önemli çalışmada işbirliğinde bulundu. Kreiman bu çalışmalardan oldukça etkilenmişti. Şöyle devam ediyor:

''Biliş, bilinç ve özgür iradenin en temel yönleri gibi görünen konularda indirgemeci bir yaklaşımla nöronlar ve nöron devreleri üzerinden sorgulama yapabilme olasılığı beni çok heyecanlandırmıştı.''

Ancak kafataslarını açtırıp bilim insanlarının beyinlerini kurcalamasına izin vermeye gönüllü kişiler de ağaçta yetişmiyordu. 1990'ların sonunda bir gün Kreiman bilim insanlarının bir araya gelip en yeni bilimsel yazını (literatürü) değerlendirdiği, kitap kulüplerine benzer bir dergi kulübüne katıldı ve burada Fried tarafından kaleme alınmış ve şiddetli sara nöbetlerinin kaynağını araştırmak için beynine elektrot implantlar yerleştirilmiş kişilerde nasıl beyin bilimi yapılabileceğine dair bir makale ile karşılaştı. Kreiman, Fried'den haberdar olmadan önce nöron etkinliklerinin insanlarda değil, sadece maymun, fare ya da kedi gibi hayvanlarda incelenebileceğini düşündüğünü itiraf ediyor. Ertesinde Crick, Koch ve Fried'i tanıştırıyor ve kısa süre içinde Koch, Fried ve Kreiman içlerinde parmağı hareket ettirme dürtüsünün doğrudan sinirsel ölçümünün de yer aldığı, insanın sinirsel faaliyetlerini inceleyen bir dizi çalışmada işbirliğinde bulunuyorlar. Koch o dönemin istemli davranışlar ve özgür irade üzerine bir takım soruları araştırmada yeni bir evrenin başlangıcı olduğunu söylüyor.


Bu Çıkarımlara Katılmayanlar Da Var...

Felsefede süregelen tartışmalardan biri, eğer seçimlerimiz herhangi bir gerekçeye dayanıyorsa hala özgür iradeye sahip olduğumuzun iddia edilip edilemeyeceğidir. Johns Hopkins Üniversitesi'nden felsefeci Hilary Bok birçok, hatta çoğu modern filozofun seçme özgürlüğünün olanaklı olduğuna, ancak elbette sinirsel süreçlerin dürtüler ve eylemlere yol açtığına inandıklarını söylüyor ve şöyle devam ediyor:

''Seçimlerimizin, beyinde meydana gelen herhangi bir olay da dahil olmak üzere, birer öncül nedeni olabileceği olgusu, sinirbilimciler bunun nasıl olduğu konusundaki ayrıntıları ortaya çıkarmaya başlamadan çok önce bizlerin aklına zaten gelmişti. Özgürlük illa ki makineyi içeriden idare eden bir hayaleti gerektirmiyor; sinirsel devrelerimizin bize seçenekleri değerlendirme ve doğru olanı seçme yetisi verdiği gösterilebilirse hala özgür irademiz olduğundan söz edilebilir. Bu deneyler oldukça ilginç ancak özgür irade konusunda henüz can alıcı bir şeyler ortaya koyabildikleri konusunda ikna olmuş değilim.''

Hilary Bok bu deneylerin asıl öneminin insan davranışı üzerine bazı öngörüler ortaya koymaya başlamış olmaları olduğunu ekliyor. Bu, zamanla çeşitli terapilere de yol açabilir ancak o zamana dek yalnızca bu öngörüler bile bir işe elbette yarayacaktır. Irvine'deki Kaliforniya Üniversitesi'nde sinirbilimci olarak çalışan ve kendi fMRI taramasının bilinen psikopatlara benzer özellikler taşıdığını farkeden James Fallon'ın durumunu ele alalım (Fallon'ın fMRI taraması öz-denetim ve empati ile ilgili beyin bölgelerinde düşük faaliyet olduğunu göstermiş). Fallon, oyunlarda küçük torunlarını yenmeyi istemek gibi gündelik durumlarda kararlarını değiştirebilmek için nasıl bilinçli bir çaba gösterdiğini anlatıyor. Hilary Bok şöyle sürdürüyor konuşmasını:

''İradenin özgürlüğü denince gerekli olan şeylerden biri kendi eylemlerimizi denetleyebilecek bir yetiye sahip olmamızdır. Eğer bir psikopat kendi narsisizmini yenmek için yine bu narsisizmi kullanmaya karar verirse, bunda başarılı olabileceğini keşfetmek benim için oldukça önemli olurdu.''

San Diego'daki Kaliforniya Üniversitesi'nden felsefeci Patricia Churchland sinirbilimin eski felsefi sorulara ışık tutabileceğini düşünüyor ve henüz erken aşamalarında olmasına rağmen Kreiman'ın çalışmalarının bu yöndeki anlayışa katkıda bulunduğunu söylüyor. Churchland bu ve benzeri deneylerin kararların değiştirilip değiştirilemeyeceği, dürtülerin denetim altında tutulup tutulamayacağı konularına ışık tutabileceğine ve neden bazı insanların beyinlerine aldıkları hasar sonrasında dürtülerini kontrol etmekte güçlük çektiklerini açıklamakta yardımcı olabileceğine inanıyor ve şunları ekliyor:

''Öz denetim tamamen gerçek bir beyin olgusu. Öz denetimin özgür seçim yapmada anahtar bir bileşen olduğu kabul edildiğinde gerçekten de özgür seçim yetimiz var denilebilir. Toparlanan bir dizi veriden, eylemlerinden vazgeçebilen ya da tatmin olmayı erteleyebilen kişilerle bu yetileri kısıtlı kişiler arasında önemli sinirsel farklılıklar olduğu açıklıkla ortaya çıkıyor.''


Kreiman da karar verme devrelerini çözümlemenin pratikteki yüksek potansiyelinin farkında; ancak çalışmalarının ne şekilde yeni ilaçlara ya da tedavilere yol açabileceği yönündeki sorularımı yanıtlamaktan kaçınıyor. Kreiman:

''Bilimsel yönden temel soru istemli kararların hangi mekanizmalarca alındığı: nerede, ne zaman ve nasıl işleme konuldukları.''

Bu orkestrasyonun nasıl işlediğini daha belirgin olarak ortaya çıkarma serüveninde Kreiman'ın yeni bir yoldaşı var. MIT'de sinirbilimci olarak çalışan ve beyin devrelerini incelemede yeni gereçler geliştirmiş olan Ed Boyden. Diğer çalışmalarının yanında Boyden farelerde çok daha fazla yoğunlukta yerleştirilmiş duyargalarla deneyler yapıyor ve bu duyargalarla aynı anda 100 misli daha fazla nöronu kaydetmek mümkün ("Neuroscience’s New Toolbox" ve "Eavesdropping on Neurons" makalelerine bakınız). Bu teknoloji bilim insanlarının bir ''dürtü'' nöronunun tetiklenmesinde rol alan birçok nöronu tanımlamalarına olanak sağlayabilecek. Kreiman bu sonucun kendi projesi ve daha birçok proje için oldukça büyük bir dönüm noktası olacağını söylüyor. Dünyanın dört bir yanında beynin sinirsel haritasını çıkarmaya çalışan projeler bundan özellikle yarar sağlayacaklar.


Etik Meselesi ve Sonuç

Bu tür cihazlarla tek bir nöronun ışımasını görmek yerine buna neden olan bir elektrik sinyalleri örgüsü görülebilecek. Bu sayede belki parmağınızı oynatmanıza neden olan nöronu ya da şişeye uzanmanıza yol açan nöronu neyin tetiklediğini görebileceksiniz. Boyden şunları söylüyor:

''Sinirsel faaliyetlerin haritasını çıkarabilir ve nöronların dinamik şekilde nasıl sonuçlar oluşturduğunu görebilirseniz beynin bir kararı nasıl hesapladığını görmüş olacaksınız. Duygular, duyular ve anıların birlikte nasıl işlediklerini görebilmek isterdik elbette.''

Kreiman özgür iradeye inanmasa da öz denetim mekanizmalarının kendisine Broadway caddesinde ve hayatta rehberlik eden devrelerde yerleşik olduğuna inanıyor. Bunları keşfedebilmek istiyor ama bunu bugün başarmış olsa dahi akşam eve döndüğünde her şeyin yine aynı olacağı gerçeğini teslim ediyor. Belki bu özgür irade yanılsaması bağlantı şeklimizin bir sonucu ve bu yanılsamadan kurtulmak hiçbir zaman mümkün olmayacak.

Bu konuda daha yapılacak çok araştırma, alt üst edilecek çok gizem var. Fakat her geçen gün, sinirbilimde yapılan müthiş keşifler sayesinde, beynimizin onca karmaşıklığına rağmen ne kadar mekanistik bir doğaya sahip olduğunu daha iyi anlıyoruz. Bu çok önemli, çünkü beynimizi ne kadar mekanik şekilde formülize edebilirsek, onu o kadar iyi anlayabilir, sorunlarını teşhis edebilir ve tamir edebiliriz. Tabi beyni anlamak, mühendislikten felsefeye kadar birçok diğer araştırma ve tartışma sahasını da kökünden etkileyebilecek bir öneme sahip. 

Özgür iradenin olmayışı ve beynimizin mekanistik ama çok karmaşık bir evrim ürünü olmasına gelen tüm karşı argümanlar tek bir temele dayanıyor: etik. "Eğer kararlarımızı kontrol edemiyorsak, o zaman bir insanı öldürdüğümüzde bundan sorumlu olmayacak mıyız?" Bu argüman, o kadar farklı açıdan ve o kadar farklı seviyede hatalıdır ki, sırf çürütürken yepyeni bilgiler denizine açılmak mümkündür. Ancak en basitinden, şu görülmelidir: bizim hukuk sistemimiz rahatsız olacak diye, gerçekler değişmez. Eğer ki beyin mekanistikse, mekanistiktir. Özgür irade yoksa, yoktur. Hukuğu veya etik duygularımızı rahatlatmak için, bilimsel gerçeklerin zıt yönüne gidecek değiliz. "Suçluları yargılayamayacak mıyız?" diye düşünerek bilimsel gerçekleri görmezden gelemeyiz. Dolayısıyla duygulara başvurarak, bilim çarpıtılamaz. 

Ancak bu etik argümanının daha önemli bir kusuru var: kararlarımız bizim elimizde olmayabilecek olsa da (ki bu da kesin değildir, yazıda da belirttiğimiz gibi tartışmalar sürmektedir; ancak verilerin büyük çoğunluğu buraya işaret etmektedir), o kararların dayandığı temeller eğitimimize, geçmişimize, arka planımıza bağlıdır. Zaten günümüzde de hukuk büyük oranda bunlara bakarak çalışır. Sadece bir suç işlemek olay değildir, o suçu oluşturan tüm etmenler incelenir ve karara buna göre varılır. Bir insan suçluysa ama siz suçlu değilseniz, aranızda bir fark var demektir. Bu fark, kararlarınızın özgür olmasından veya olmamasından bağımsızdır. Özgür irade işin içinde olsa da, olmasa da, bir suçlu suçludur, bir suçsuz da suçsuzdur. Eğer ki kararlarımız özgür değilse bile, bugüne kadar suç işlemeyen ve işleyen milyonlarca insan vardır. Dolayısıyla özgür iradenin olmadığı anlaşılacak olsa bile, elbette normal yaşantımıza devam edeceğiz. "Özgür iradeye sahip değilim, bilim bunu söylüyor, dolayısıyla suçlu değilim." demek hiçbir zaman bir mahkeme için geçerli ve yeterli bir sebep olmayacaktır. Çünkü aynı şekilde, yargıcın tek demesi gereken şudur: "Öyleyse ben de seni suçlu bulmak konusunda özgür iradeye sahip değilim, bilim bunu söylüyor, üzgünüm." 

Ne olursa olsun, beynimizle ilgili bütün gerçekleri ortaya koymakla mükellefiz, bilimin görevi budur. Bu gerçekler canımızı acıtabilir, tüm sistemlerimizi alt üst edebilir. Bu, önemli değildir. Bilimin durdurulması veya reddedilmesi için geçerli ve yeterli sebepler değildir.

Çünkü olasılıklar evreni nefes kesicidir: beynimizi anlarsak, belki de tüm evreni anlayabiliriz. 

Taslağı Çeviren: Suat Ayöz (Evrim Ağacı) 

Düzenleyen ve Geliştiren: ÇMB (Evrim Ağacı)

Kaynaklar ve İleri Okuma: 
6 Yorum