Evrimsel Süreç - 1: Evrim Tarihi'nin Büyük Zaman Çizelgesi (1. Kısım)

Yazdır Evrimsel Süreç - 1: Evrim Tarihi

Bu yazı dizimiz, belki de Evrimsel Biyoloji'nin bilim camiasındaki görkemli egemenliğini ve bilime karşı dogmalara yönelik artık tartışılmayacak kadar net olan zaferini bilimsel bir dille, herkesin anlayabileceği şekilde aktaracağımız bir yazı dizisi olacaktır. Bu sayede belki de Evrim Ağacı olarak yazı dizilerimizin doruğuna çıkacak, sizi de beraberimizde bu ihtişamlı dağın tepesine tırmandırarak tüm evrim tarihinin, evrimsel sürecin her an elinizin altında olmasını ve net bir şekilde görebilmenizi sağlayacağız. Sizi evrim tarihinin derinliklerine götürürken, aynı zamanda birçok önemli bilgiyi sizlere aktaracak, bu sayede hayata dair bilimsel görüşünüzün çok daha sağlam temellere oturtulmasını sağlayacağız. Aynı zamanda size kademeli evrimsel süreci aktararak, Evrimsel Biyoloji'nin açıklayıcı gücünü göstermeye çalışacağız.

 

Abiyogenez yazı dizimizde tek hücreli en ilkin canlıların cansız varlıklardan nasıl evrimleşebileceklerini detaylıca anlatmıştık. Bu kapsamlı evrim tarihi makalesiyle başlayan "Evrimsel Süreç" yazı dizimizde ise canlılığın ilkin başlangıcından sonra geçtiği basamakları detaylı bir şekilde ele elacağız, önemli grupların ayrım noktalarını inceleyeceğiz, sayısız fosile bakarak evrimin izlerini göreceğiz. Kısaca, bu yazımızdan itibaren, büyük oranda fosiller ve genetik analizler üzerinden giderek canlılık tarihindeki önemli dönemeçlere göz atmaya başlayacağız. Ele alacağımız önemli dönüm noktaları arasında tek hücrelilikten çok hücreliliğe evrimden tutun da, denizlerden karalara çıkış, sürüngenlerin dinozorlara evrimi ve daha nicesini saymamız mümkündür. Bu süreçte, dönemeçlerin neden önemli olduğuna değinecek, evrimsel süreçte bu dönemeçlerin ("köşebaşı taşlarının") var olmasının sebeplerini derinlemesine analiz etmeye ve herkesin anlayacağı bir dilde sunmaya çalışacağız. Kısaca, canlılığın başlangıcından beridir sürmekte olan ve şimdiye kadar 3.8 milyar yılın geride bırakıldığı upuzun zaman dilimine mümkün olduğunca detaylı bir göz atacağız. Umuyoruz ki yazılarımızın bu kısmı tüm okurlarımıza faydalı olacaktır.


 


Bu dizimizin ilk yazısı olarak bu makalemizde ise size hiçbir ön bilgi vermeden, sadece bir zaman çizelgesi vereceğiz. Bu çizelge, evrimsel sürece genel olarak baktığımızda ne gibi köşetaşları gördüğümüzü, Dünya üzerindeki canlılığın 3.8 milyar yıl öncesinden bugüne kadar ne gibi süreçler ve önemli basamaklardan geçerek bugünlere geldiğini aktarmaya çalışacağız. Bu yazımızın faydalı olacağını düşünüyoruz, çünkü eli altında bu makalemizi bulunduran bir şahıs, kolaylıkla Evrim Tarihi'ne hakim olabilecek, önemli detayları gözden kaçırmayacak ve gerektiğinde, başı sıkıştığında kolaylıkla akıl almaz derecedeki büyük zaman dilimlerinde yolculuğa çıkabilecektir.

 

Yazımızı mümkün olduğunca sade, bir o kadar da detaylı hazırlamaya çalışacağız. Bundan kastımız şudur: Evrim tarihinin "kısa bir özeti"ni vermek çok güç, çünkü bahsettiğimiz süreler, öyle elle tutulur zaman birimleri değil: milyon yıllar, milyar yıllardan bahsediyoruz. Ancak yine de olabildiğince zaman çizelgemiz açısından birincil olmayan bilgilerden arındırmaya çalışacağız. Öte yandan, gereken bütün bilgileri de vermeye çalışacağız; bu sayede hiçbir önemli noktanın atlanmamasını hedefleyeceğiz.



Bazı Giriş Tanımları ve Terimler 


Başlamadan önce,  tarihlerin belirtilmesinde kullanacağımız kısaltmaları belirtelim:

 

SI (Uluslararası standartlar) birim sisteminin dikte ettiği üzere "." ile ayrılmış sayılar binlik basamakları göstermektedir. "," ile ayrılmış sayılar ise ondalıklı sayılara denk gelmektedir. Yani "bin" sayısı "1.000" şeklinde yazılmaktadır. "Üç buçuk" sayısı "3,5" şeklinde yazılmaktadır. "Bin yirmi beş buçuk" sayısı ise "1.025,5" şeklinde yazılmaktadır.

 

Ayrıca kısaltmalara bakacak olursak, "milyon yıl önce" kalıbı yerine MYÖ kısaltması kullanılacaktır. Yabancı kaynaklarda bunun yerine "megaannum" (mega yıl, milyon yıl) anlamına gelen Ma kısaltması kullanılabilmektedir. Ayrıca yabancı kaynaklar "bin yıl" kavramı için Ka (kiloannum) kısaltmasını kullanmaktadırlar; ancak biz bunu kullanmayacağız.

 

Ne yazık ki Türkçe jeolojik çağların isimlendirilmesi açısından son derece sınırlı olduğu için, jeolojik evreleri İngilizce olarak yazacağız. İngilizcedeki "supereon", "eon", "era", "period", "epoch", "age" kelimelerine karşılık Türkçede sadece "zaman", "dönem", "çağ" ve "periyot" bulunduğu için ve bunların sınırları terminolojik olarak belirlenmediği için, birbirlerinden ayırmak zor olabilmektedir. Burada bilinmesi gereken, en üst düzey jeolojik zaman aralığının "supereon" olduğu, ondan sonra ise sırasıyla "eon", "era", "period", "epoch" ve "age" terminolojilerinin geldiğidir.

 

Son olarak, zaman dilimlerinin büyüklüğünün anlaşılmasını hedeflediğimiz için, dikkatten kolayca kaçabilecek "milyar" kelimesi yerine "bin milyon" kalıbını kullanacağız. Yani "4 milyar" sayısını "4 bin milyon" şeklinde belirtecek, "4.000 milyon" şeklinde yazacağız. Bu yüzden sizden istediğimiz, yazıya başlamadan önce sadece "yüz bin yıl" gibi göreceli olarak küçük bir zaman diliminin ne kadar devasa olduğunu düşünmeniz, sonrasında ise önce "milyon yıl", sonra "on milyon yıl", sonra da "milyar yıl" gibi kavramların ne anlama geldiğini irdelemeye çalışmanızdır. Lütfen 1.000 yılın bile ne kadar uzun olduğunu tam olarak idrak etmeden ve bu zaman dilimine neler sığabileceği üzerinde en azından 5-10 saniye boyunca düşünmeden bu yazıyı okumaya devam etmeyiniz. Çünkü bahsedeceğimiz zaman dilimlerinin büyüklüğünü anlamadan, evrimi anlamanız imkansız olacaktır. Dolayısıyla bu noktada bir dakikalığına durun, ömrünüzdeki yıl sayısını, bir asırda olan siyasi, ekonomik, ekolojik, vb. olayları, son milenyum içerisinde olan olayı bir düşünün. Sonrasında 1 milyon yılın, 10 milyon yılın, 100 milyon yılın ne demek olduğu üzerine biraz kafa yorun. En sonundaysa, 1 milyon yılın evrim için "göz kırpma süresi" kadar olduğu gerçeği üzerinde düşünün. Tüm bu devasa zaman dilimleri karşısında kalbiniz üzerinde bir ağrı, bir sıkışma hissettiğiniz anda bu yazıyı okumaya devam edin. Ancak bu noktadan sonra gerekli verimi alabileceğinize inanıyoruz.

 

Umarız ki tüm okurlarımıza faydalı bir çalışma olacaktır. Daha fazla sözü uzatmadan zamanın büyüleyici derinliklerine hep birlikte dalalım:

 

 

 

Evrim Tarihi'nin Büyük Zaman Çizelgesi

 

 

Hadean Eon: 4.600-3.850 MYÖ

 

4.600 MYÖ: Dünya gezegenini oluşturacak toz kütleleri Güneş etrafında dönen "birikim diski" adı verilen yapıyı oluşturmuştur. Günümüzden 4.6 milyar yıl öncesindeyiz. Açık halde yazacak olursak, 4.600.000.000 yıl öncesinde. Bu zaman dilimine, bu makalenin potansiyel okurlarının ortalama ömürlerinden (~80 yıl) tam 57.500.000 (57 buçuk milyon) tane sığmaktadır. Birçoğumuzun dedemizin babasını, yani 2 nesil öncesini tanımadığımız düşünülürse, 57.5 milyon neslin ne demek olduğu anlaşılacaktır. Üstelik aslında nesil ömre göre değil, üreme çağına göre hesaplanır. Dolayısıyla, insanın ortalama üreme yaşını 20 alacak olursak, eğer ki insanoğlu son 300.000 yıldır değil de 4.6 milyar yıldır var olsaydı, toplamda 230.000.000 (230 milyon) nesil geçerdi. Hatırlayamayacağınız kadar uzun olabilen 2 nesle karşılık, 230 milyon nesil... Tüm bu girizgahı, ne kadar devasa bir zaman diliminden bahsettiğimizi özenle vurgulamak için vermek istedik. İşte bu noktada, gezegenimizin oluşmaya başladığını görmekteyiz. Devam edelim:

 

4.570 - 4.567,17 MYÖ: Verilen bu zaman aralığında, Dünya'nın gaz ve toz bulutu halden, katı bir hale geçerek gezegenleşmesi yaklaşık 3 milyon yıllık bir zaman almıştır. Bu süre zarfında fizik yasaları etkisi altında bir merkez etrafında dönen toz parçaları giderek birbirlerine "kaynamış", önce büyük taşlar ve kayalar, sonra devasa kaya kütleleri, en son olarak bunların kaynaşması sonucu ise gezegenimiz Dünya oluşmuştur. Bu süreçte ve sonrasında Dünya'nın sıcaklığı aşırı derecede yüksektir.


 

4.533 MYÖ: Muhtemelen Dünya'ya çarparak Dünya içerisine kaynayan Theia gezegeni sebebiyle Dünya'dan dev bir parça koparak Ay'ı oluşturmuştur. Bu oluşum da tek seferde olmamış, tıpkı Dünya'nın oluşumu gibi öncelikle Dünya'dan kopan parçalar bir araya gelerek dev kütleleri oluşturmuş, bunların bir araya gelmesiyle de bir gezegen uydusu olan Ay oluşmuştur. Ay'ın oluşumu sayesinde Dünya'nın merkezi dönmesi belli bir düzene kavuşmuştur. Bu durumun, Dünya üzerinde canlılığın başlamasında önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Ay'ın tam olarak nasıl oluştuğu bilinmiyor olsa da, bu ön-gezegen çarpışması en muhtemel olasılıklardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

4.404 MYÖ: Dünya üzerinde oluştuğu tespit edilen ilk mineral olan Zircon'un oluştuğu zaman.


Zirkon...


 

4.100 MYÖ: Dünya'nın yüzeyi katı bir taban oluşturacak kadar soğumuştur. Bu süreçte atmosfer ve okyanusların oluşumu başlamıştır. Miller-Urey Deneyi ve modern versiyonlarında gösterildiği üzere poliaromatik hidrokarbonların birikimi başlamıştır. Bunun haricinde derin okyanus plakalarında demir sülfidin sentezi sonucunda RNA'nın ilk oluşumu için gerekli tüm ortamlar sağlanmıştır ve daha önceki yazılarımızda açıkladığımız üzere öncelikle ribozim benzeri bir yapı oluşmuş, sonrasında günümüzde bildiğimize benzer bir RNA oluşumu gerçekleşmiştir.

 

4.030 MYÖ: Dünya üzerinde oluştuğu bilinen ilk kayanın oluşumu.

 

4.500 - 3.500 MYÖ: Cansız maddelerin fizik ve kimya yasalarının etkisi altında sürekli deneme-yanılma ve eleme-seçilim mekanizmaları sonucunda canlılığın ilk adımı olarak görülen koaservatların 4.500 yıl kadar önce oluşmaya başladığı düşünülmektedir. Ancak bu koaservatların sabit bir yapıya kavuşmaları 400 milyon yıl kadar almış ve günümüzden 4,1 milyar yıl öncesine denk düşmüştür. Bununla da kalmamış, koaservatların evrimi prokaryotların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu sürecin 3.9-3.8 milyar yıl kadar öncesine gittiği düşünülmektedir. Fakat yine başarılı ve dengeli prokaryotik hücrelerin evrimi için 300 milyon yıl kadar bir süre gerekmiştir. Bu da, günümüzden 3,5 milyar yıl öncesine denk düşer. İlk canlının ne zaman evrimleştiği kesin olarak bilinemese de, elimizdeki zaman aralıkları burada verdiğimiz zaman dilimlerine işaret etmektedir. Muhtemelen ilk canlı 3.9 milyar yıl kadar önce cansızlıktan evrimleşmiş; ancak yeterli bir popülasyona erişilmesi 3.6-3.5 milyar yıl önce mümkün olabilmiştir. Konunun detayları Abiyogenez yazı dizimizde verilmiştir.


Koaservat benzeri yapılanmalar...


 

3.900 MYÖ: Dünya üzerine düşen meteorların sayısının en yüksek değere ulaştığı Geç Bombardıman Dönemi'dir. Bu bombardımanlar canlılığın oluşumunu oldukça ötelemiş, sadece deniz diblerindeki göreceli olarak güvenli volkanik bacalarda bulunan koaservatlar ve ilkin prokaryotik yapılar hayatta kalabilmişlerdir. Bir diğer görüşe göre ise bu dönemde canlılık Dünya'ya uzaydan gelmiştir. Yani bir başka gezegende başlayan hayat, meteorlarla prokaryotik yapılar olarak Dünya'ya taşınmış ve burada yayılmıştır. Bunlardan Dünya üzerinde başlangıç şimdilik daha muhtemel gözükmektedir.



 

Archean Eon: 3.800-2.800 MYÖ

 

3.800 MYÖ: Bildiğimiz anlamıyla en eski prokaryot ataların evrimleştiği dönem. Bu dönemdeki tüm canlılar tek hücreli, prokaryotik ve kemo-ototrof canlılardı. Yani hepsi Dünya üzerinde o dönemde bolca bulunan Karbondioksit gazını karbon kaynağı olarak tüketiyor ve bünyeleri içerisinde inorganik materyallerle oksitleyerek kimyasal enerjiye dönüştürüyorlardı. Bilinen en eski mikrofosiller bu döneme aittir. Yani bu tarihe ulaştığımızda, artık gezegen üzerinde canlılık bulunduğundan eminiz.

 

3.600 - 3.500 MYÖ: Günümüzdeki bütün canlıların yaşamış olan son evrensel atasının yaşadığı dönem. Bu canlıya evrimsel biyolojide son ortak ata veya evrensel ortak ata adını veriyoruz. Türkçede tam bir ayrım olmasa da, İngilizcede günümüzde an itibariyle var olan tüm canlıların ortak atası anlamında cenancestor terimi kullanılmaktadır. Bu, evrensel ortak atadan farklı olarak düşünülebilir. Çünkü evrensel ortak ata, yok olmuş tüm canlıların da ortak atasıdır, ilk canlıdır (koaservatlardan şu anda net olarak bilmediğimiz bir tanesi). Ancak bu evrensel ortak atadan dallanan kollardan sadece bazıları günümüzdeki çeşitliliğe doğru evrimleşmiş, diğerleri yok olmuştur. İşte günümüzdeki çeşitliliğe evrimleşecek olan son ortak ataya "senansestör" adı verilir. Bu ortak ata, 3.5 milyar yıl kadar önce yaşamıştır. Burada "son" denmesinin sebebi, günümüzden geriye doğru gittiğimizde ulaştığımız son ata olmasındandır. Normalde, zamanda ileriye doğru giderken karşılaşılan "ilk" ortak atadır. Bilinmesi gereken, bu canlının popülasyonunun dört bir yönde evrimleşmesi sonucunda ve tabii ki sonrasında gelen sayısız dallanma sebebiyle günümüze kadar var olmuş, var olan ve var olacak tüm canlıların evrimleşebilmiş olmasıdır. Bu dönemde ayrıca prokaryotik canlılar glikoliz denen bir tepkimeyi evrimleştirerek eski döneme göre daha verimli bir enerji üretme yöntemi geliştirirler. Bu dönemde zorunlu olarak oksijensiz sürdürülen metabolizma içerisindeki glikoliz, az miktarda; ancak eskisine göre daha kararlı ve bol miktarda enerji üretimini sağlamıştır. Bu yöntemde, o döneme kadar çevrede bolca üretilmiş glikoz hücre içerisinde kullanılmaya başlanmıştır. Ayrıca bu dönemde prokaryotlar içerisinde büyük bir türleşme meydana gelmiş ve bakteriler ile arkeler birbirinden ayrılmıştır. Son olarak, bu dönemde fotosentezin en ilkin versiyonları evrimleşmiştir. Bu tip fotosentezde oksijen üretilememektedir. Fotosentez yapan canlılar proton akışını kullanarak besin üretebilmektedirler; ancak bu işlem sonucunda henüz oksijen üretilememektedir.

 

3.200 MYÖ: İlk stromatolitlerin oluştuğu dönemdir. Stromatolitler, katmanlar halinde siyanobakterilerin yığılması sonucu oluşan kayalık benzeri yapılardır. Bugün bilinen en eski makrofosiller bu döneme aittir. Aşağıda en eski stromatolitlere ait fosiller gösterilmektedir.


Stromatolit örneği...

 

3.000 MYÖ: Bildiğimiz anlamıyla fotosentez yapabilen ilk siyanobakterilerin evrimi bu dönemde gerçekleşmiştir. Bu canlılar, atalarından aldıkları fotosentetik özelliği bir adım öteye götürerek bünyelerinde bulunan su moleküllerini kimyasal bir araç olarak kullanabilmeyi başarmışlardır. Bu sayede ilk defa oksijen üretilmeye başlanmıştır. Bu oksijen okyanuslardaki çözünmüş demiri oksitleyerek ilk demir madeninin oluşmasını başlatmıştır. Fotosentez sebebiyle atmosferdeki oksijen düzeylerinde yavaş yavaş artış gözlenmeye başlanmıştır. O dönemde yaşayan ve oksijenin yakıcı etkisine adapte olmayan bakteriler için oksijen bir zehir etkisi yaratmış ve neredeyse tamamının ölümüne ve yok olmalarına sebep olmuştur. Bu dönemde Ay halen Dünya'ya çok yakındır ve bu sebeple 300 metreye varan gel-gitler oluşmaktadır. Dünya'daki atmosferik koşullar halen ciddi derecede kaotiktir ve sürekli fırtınalar yaşanmaktadır. Bu karmaşık etkiler, evrimsel sürecin hızlanmasına sebep olmaktadır.

 


Proterozoic Eon: 2.500-542 MYÖ

 

2.500 MYÖ: Büyük Oksitlenme Olayı olarak jeoloji tarihine geçen olay, siyanobakterilerin sayısının aşırı artmasıyla bu dönemde başlamıştır. Bantlı demir oluşumları bu dönemde meydana gelmiştir. Aşağıdaki grafikte, oksijen seviyelerinin bu dönemdeki artışı gösterilmektedir.


 


2.050 MYÖ: Atmosferin ilk defa oksijen yoğunluklu bir hal aldığı dönemdir. Dünya bu zamanda ciddi göktaşı çarpmalarına maruz kalmıştır (Vredefort ve Sudbury bölgelerinde görülen çarpmalar). 

 

2.000 MYÖ: Akritark adı verilen çok önemli bir fosil grubunun oluştuğu ve ciddi miktarda yaygınlaştığı bir dönemdir. Akritarklar genellikle asit içerisinde çözünmeyen, her türlü küçük yapılı organik yapıya verilen genel isimdir. Örneğin yeşil alglerin oluşturdukları kist yapılarının fosilleri, yumurta kabuğu fosilleri ve benzerleri bu fosil kategorisine girer. Bu fosiller, canlıların evrimsel geçmişleri hakkında çok önemli bilgiler vermektedir.

 

1.850 MYÖ: Prokaryotik canlılardan ilk defa ökaryotik tek hücreli canlılar evrimleşmiştir. Ökaryotlar, zar yapılı organellere sahip, çekirdek zarı bulunan, prokaryotlara göre daha gelişkin yapıdaki hücrelerdir. Bu hücrelerin, iki prokaryottan birinin diğerini endositoz yoluyla "yemesi ancak sindirememesi" sonucu evrimleştiği düşünülmektedir. Daha fazla bilgi için Endosimbiyotik Teori ile ilgili yazımıza göz atabilirsiniz. Aşağıda, bu döneme ait ökaryotik canlı fosilleri gösterilmektedir.


İlk ökaryotlara dair bazı iz fosilleri...


 

1.800 MYÖ: Ökaryotik canlıların ilk büyük alemi olan protistalar evrimleşmiştir. Protistalar hem hayvanların, hem bitkilerin evriminde önemli bir köşetaşı rolü oynayacaktır.

 

1.400 MYÖ: Denizler ciddi şekilde fotosentetik canlılar tarafından işgal edilmiştir. Stromatolitlerin çeşidi ve sayısı akıl almaz derecede artmıştır. Yeşil algler tüm denizlere yayılmışlardır. Tüm bunlar, Dünya'daki toplam oksijen üretimini binlerce kat arttıran unsurlardır.

 

1.200 MYÖ: Amitoz Bölünme ile Mitoz Bölünme'nin tam olarak ne zaman ayrıştığı saptanamamıştır; ancak Mayoz Bölünme'nin, yani Eşeyli Üreme'nin ilk defa bu dönemde evrimleştiği bilinmektedir. Bu da evrimin hızını katlayarak arttıracaktır. Aynı zamanda bu dönemde ilk çok hücreli organizmalar evrimleşmeye başlamıştır. Buradan da görüleceği üzere çok hücreli canlıların evrimini Kambriyen Patlaması'na sığdırmaya çalışmak bilimsel bir hata olacaktır. Elbette, bu dönemde oluşan çok hücreliler karmaşıklık bakımından oldukça kısıtlıdır ve bu dönemde ilk defa çok hücreli kırmızı algler evrimleşmiştir. Ayrıca bu dönemde, kıta kayması sonucunda Rodinia adı verilen bir süper-kıta oluşmuştur. Bu, bilinen en eski süperkıtadır. Süper-kıta, Dünya yüzeyi üzerinde, okyanus seviyesinin üzerinde olan tek bir dev kıta kütlesi demektir. Bu kıta haricinde ciddi bir büyüklüğe sahip hiçbir kara parçası bulunmaz.


Rodinia Süperkıtası ve Parçaları... Günümüzdeki bazı önemli şehirler ve bölgeler de bu antik kıta üzerinde gösterilmektedir.



 

1.100 MYÖ: En ilkin dinoflagellatlar evrimleşmiştir. Bu canlı grubu, hayvanların evrimi açısından çok büyük bir öneme sahiptir ve bu grubun içerisindeki türleşme sonucunda bildiğimiz anlamıyla hayvanlar evrimleşmeye başlayacaklardır.

 

1.000 MYÖ: Rodinia süper-kıtası halen varlığını korumaktadır. İlk çok hücreli ökaryotlara ait iz fosilleri bu döneme aittir. Ayrıca dinoflagellatlara ait akritarklar bu dönemde yaygınlaşır, bu da dinoflagellatların ciddi şekilde çeşitlendiğine işaret etmektedir. Ayrıca bu dönemde ilk defa Vaucheria cinsi alglere rastlanır ki bunlar okyanus tabanlarında önemli bir çevre unsurudur. Denizel hayvanların evriminde ve özellikle beslenmelerinde, oksijen alımlarında büyük rol oynamıştır.


Bazı dinoflagellalı örnekleri... Çoğu mikroskobiktir; ancak devasa sayılarda bir arada bulunabilirler.


 

900 MYÖ: Çok hücreli canlıların sayısında bu dönemde artış görülmektedir. Bu artış ve çeşitlenme 200 milyon yıl boyunca sürecektir. Ayrıca bu dönemde hayvanlara ait özellikleri taşıyan dinoflagellalılar evrimleşmişlerdir. Bu canlıların, hayvanlar aleminin en ilkin üyelerinden olan süngerlerin atası olduğu düşünülmektedir.

 

850 MYÖ: Muhtemelen bu dönemde Dünya bir "kartopu Dünya" evresine girmiştir. Yani Dünya'nın tamamına yakını buzullar altında kalmıştır. Bu dönemde de halen çok miktarda fosile rastlanmaz; ancak döneme ait bilgi verecek kadar fosil elimizde mevcuttur. Ancak bu kartopu Dünya olayının çeşitliliği ve evrim hızını arttdığı veya azalttığı konusunda bir uzlaşmaya varılamamıştır. Kartopu Dünya durumu 220 milyon yıl kadar sürecektir. Bu dönemde Rodinia süper-kıtası parçalanmaya başlar. Aşağıda bu döneme ait bir bilgisayar simülasyonu sonuçları görülmektedir:


850 milyon yıl önce Dünya... Kıtaların konumlarının tamamen farklı olduğuna dikkat ediniz. 



 

750 MYÖ: Melanocyrillium cinsi ilk protozoalar evrimleşmeye başlarlar. Bu, hayvanların evrimine atılan ilk kritik adımdır. Protozoa, adı itibariyle "ilkin-hayvan" demektir.

 

630 MYÖ: Kartopu Dünya sona erer. Ancak bu süreçteki zorlu koşullar birçok fosilin de beraberinde yok olmasına sebep olur. Bu yüzden, bu döneme ait elimizde az fosil bulunduğu düşünülmektedir. Bu gerçek, evrime karşıt kitleler tarafından sanki bu dönemde hiç evrim gerçekleşmemiş gibi lanse edilmektedir. Halbuki bu zorlu döneme rağmen halen elde bu döneme ait yeterli sayılabilecek bilgi mevcuttur.

 

600 MYÖ: En ilkin sünger benzeri hayvanı andıran çok hücreli canlıların bu dönemde evrimleştiği düşünülmektedir. 

 

580 MYÖ: Kartopu Dünya'nın sona ermesiyle birlikte fosilleşme oranlarında artış görülmektedir. Bu sebeple, bu dönemden önceki 300 milyon yıllık zaman diliminde evrim geçirmiş canlıların fosillerine bol miktarda ulaşabilmeye başlarız. Bu fosiller, artık net bir şekilde, çok hücreli, daha karmaşık yapılı hayvanların evrimini göstermektedir. Yani Kartopu Dünya, evrimsel geçmişimizde bir karanlık dönem yaratmaktadır. Ancak noktaları birleştirmek, Evrimsel Biyoloji'yi anlamış bir insan için oldukça kolaydır. Zaten hayvanların karmaşıklaşması sadece bu döneme has bir olay değildir ve kısa bir sürede olmamıştır. Ediakaran Biyotası olarak anılan bu karmaşık yapılı fosillerin evrimi, bu dönemden itibaren 40 milyon yıl daha sürmüştür. Ayrıca bu dönemden önce de 300 milyon küsür yılllık bir zaman diliminin bulunduğu unutulmamalıdır. Bu zamanlarda ilkin sölenterler evrimleşmeye başlamışlardır. Bu, hayvanların gerçek anlamda evrimleşmeye başladığı ilk dönem olarak görülebilir.

 

560 MYÖ: Bu dönemde ilk mantarlara rastlanmaktadır. Aşağıda, bu mantarların fosillerine ait bir örnek görülmektedir.



 

550 MYÖ: Atmosferdeki oksijen oranları ciddi miktarda artmaya başlar ve bu dönemlerde, günümüzdeki değerinin üstüne çıkmaya başlar. Bu süreçte atmosferin üst tabakalarına yükselen oksijen gazı yüksek gama ışınları etkisi altında Dünya koşullarında kararsız olan ozon gazına dönüşür ve bu sayede ozon tabakası oluşmaya başlar. Ozon tabakası yüksek radyasyonu engeller ve böylece canlılar okyanus dipleri ve denizlerden, karalara çıkma şansını bulurlar. Zira ozon tabakası öncesinde okyanus yüzeyinin 200 metre kadar altından başlayarak tüm karalar ve hava, yüksek miktarda radyasyona maruz kalmaktaydı. Ancak deniz yüzeyinin 200 ila 1000 metreden aşağısına radyoaktif ışınlar inememektedir ve bu sayede oralar daha güvenlidir; bu döneme kadar canlıların yaşam alanı olmuştur. Bu dönemde taraklıgiller, süngerler ve anthozoalar (resifler ve anemonlar) evrimleşmeye başlamıştır. Ayrıca yassı solucanlar da evrimleşerek beynin ilk örneklerine rastlanmaya başlamıştır. Ayrıca yassı solucanlar çift yönlü simetrinin ilk örneklerini göstermeye başlayan, oldukça ilkin bir hayvan grubudur. Böylece Hayvanlar Alemi iyice çeşitlenmeye başlamıştır.

 

 


Phanerozoic Eon: 542 MYÖ - Günümüz

 

 

Paleozoic Era: 542 - 251 MYÖ

 

542 MYÖ: "Kambriyen Patlaması" olarak bilinen bu dönem, aslında bilimsel anlamda sadece bir geçişi ifade etmekle birlikte, kimi kitle tarafından çarpıtılarak lanse edilmektedir. Bu konudaki ilgili yazımızı okuyabilirsiniz. Kısaca açıklamak gerekirse, bu dönemde canlıların fosillerindeki çeşitlilik ciddi miktarda bir artış göstermiş ve artık oldukça karmaşık bir ekosisteme ulaşılmıştır. Güncel analizler, bu hızlı çeşitlenme döneminin o kadar da anormal ya da şaşılacak bir olgu olmadığını göstermektedir. 

 

540 MYÖ: Palamut solucanları bu dönemde evrimleşmeye başlamıştır. Bu canlıların diğer solucanlardan çok daha ileri düzeyde olduğu bilinmektedir. Böylece hayvanlar adına önemli bir atılım yapılmış olur. Dolaşım sistemi karmaşıklaşmaya başlamıştır. Bu solucanların solungaç benzeri yarıklardan hava aldıkları bilinmektedir. Bu canlıların kimi zaman omurgasızlar ile omurgalılar arasında bir geçiş olduğu söylenir.

 

535 MYÖ: Okyanuslardaki ana çeşitlenme ciddi miktarda artmıştır. Kordalılar'ın ilkin örnekleri, omurgasızlar (trilobitler ve kabuklular), derisidikenliler, yumuşakçalar, kolsubacaklılar, foraminiferler, radiolarianlar gibi dev hayvan gruplarının ilkin örnekleri evrimleşmiş ve çeşitlenmeye başlamıştır. Aşağıda, bilinen en eski kordalı fosillerinden olan Pikaia gracilens gösterilmektedir.


Pikaia gracilens


 

530 MYÖ: Karalardaki ilk hayvan izlerine rastlanmıştır; ancak hiçbirinin uzun soluklu bir şekilde karaya çıkabildiği düşünülmemektedir. Bu fosiller, daha çok kıyı bölgelerde ve keşif amaçlı denemelere ait gibi gözükmektedir. Zira bu durum, evrimsel sürecin ne kadar yavaş ilerlediğini göstermektedir. Muhtemelen bu hayvanlar, karalarda görülmeye başlayan bitkileri yemek üzere, bol besin kaynağına sahip olan ve hiçbir avcının bulunmadığı karalara yönelmişlerdir. Ancak morfolojileri onların karalarda kalmalarını oldukça kısıtlamaktadır. Ayrıca bu dönemde tüm kordalılar ile omurgalıların atası konumunda olan ikonik bir tür olarak görülen Pikaia çeşitlenmeye başlamıştır (yukarıda fosil örneğini vermiştik). Bu tür, kendisinden sonra gelecek olan birçok canlının evrimine yol açmıştır (Myllokunmingia fengjiaoaHaikouella lanceolataHaikouichthys ercaicunensis gibi). Günümüzde bu türün doğrudan soyundan gelen ve bu türe ait bazı özellikleri temsil eden batrak adı verilen canlılar halen bulunmaktadır. 

 

525 MYÖ: İlkin graptolit fosillerinin keşfedildiği zamandır. Bu fosiller kayalar üzerinde ilkel hiyeroglif yazıları gibi izler bıraktıkları için bu ismi almışlardır. İlginç bir şekilde bilim ile alakası olmayan kitleler bu fosilleri "insan çizimi yüz milyonlarca yıl önce vardı" şeklinde lanse edilmekte ve konu hakkında bilgisiz halk kandırılmaya çalışılmaktadır. Bilimden anlamayanların bu işe bulaşması, bu şekilde gülünç sonuçlara da sebep olabilmektedir. Aşağıda bu fosillere bir örnek vermekteyiz.


İnsan çizimini andıran, aslında sıradan fosiller olan graptolit fosillere bir örnek...


 

510 MYÖ: İlk kafadanbacaklıların ve denizel yumuşakçalar olan kitonların evrimi bu döneme denk düşmektedir. Özellikle kafadanbacaklıların evriminde ilk basamak olarak görülen Nautiloidlerin evrimi bu dönemde gerçekleşmiştir.

 

505 MYÖ: Bu hızlı artan çeşitlilik, kendisini belli başlı fosilleşme bölgelerinde göstermektedir. Bunların başında da Burgess Shale adı verilen fosil bölgesi gelmektedir. Bu bölgede, yukarıda açıklanan evrimsel dönüşüm süreçleri net bir şekilde fosillere yansımaktadır. Birbirine çok yakın katmanlarda, çok geniş çeşitlilik görülmektedir. Ancak yine, ne yazık ki daha "1 milyon yıl" ne demek anlayamamış, bilim hakkında bir fikri olmayan kişiler bol bol argüman ürettikleri için, bu fosiller sanki evrime karşıymış gibi bir izlenim yaratılmaya çalışılmaktadır. Halbuki burada izah ettiğimiz süreci anlamamız, Burgess Shale'ın keşfedilmesi sayesinde olmuştur. Yani bu bölgenin keşfi, Evrim'in anlaşılmasını ve süreçteki eksiklerin tamamlanmasını sağlamıştır. Ancak kimi şahıs ve gruplar bunu anlayabilecek bilgi düzeyinden çok uzaktır.

 

505 MYÖ: Omurgalılara ait en ilkin örneklere bu dönemlerde rastlanmaya başlanmıştır. Çenesiz balıkların ilkin ataları bu dönemde varlıklarını göstermeye başlamışlardır. Bu çenesiz balıkların atalarında (ve çenesiz balıkların kendilerinde) iç iskelet kıkırdak yapılıdır. Çiftler halinde yüzgeçler bulunmaz. Kemikli balıklara giden evrimsel süreçte önemli rol üstlenmektedirler.

 

500 MYÖ: Bu dönemden önceki toplamdaki 350 milyon yıllık süreçte günümüzdeki 12 hayvan şubesinden 9'u evrimleşmiştir. Bu dallanma ve hızlı evrim süreci aslında döngüseldir: Canlıların hızlı evrimi, daha fazla rekabete ve daha karmaşık ilişkilere yol açmış, bu da yine evrimi hızlandıran bir etkiye sebep olmuştur. Bu geçiş dönemini aslında evrimsel süreçte bir "eşiğin aşılması" olarak düşünmek mümkündür. Bu dönemde ilk Kordalılar oluşarak günümüzdeki geniş hayvan gruplarına önemli bir adım daha atılmıştır. Birçok çeşit trilobit, priapulid solucanlar, süngerler, kolsubacaklılar ve daha nicesi evrimleşmiştir. Bir yandan da bu hızlı evrim, canlılar arasındaki vahşi mücadelenin güçlenmesinden dolayı ciddi yok oluşlara sebep olmuştur.  Bu dönemdeki atmosferik oksijen miktarı, günümüzdekinin 20-35 katı üzerindedir (günümüzde yaklaşık 385 ppmv olan oksijen bu dönemde 6000 ppmv'ye ulaşmıştır). Bu ciddi oksijen artışı, ilgili yazımızda açıkladığımız gibi çeşitliliğin ana sebebidir.

 

495 MYÖ: İlk konodontlar (planktonik omurgalılar) evrimleşerek hayvanlar alemi açısından bir diğer önemli adım atılmıştır. Aşağıda, bu fosillere bir örnek vermekteyiz. Zaten bu noktadan sonra omurgalılar hızla çeşitlenecektir. Konodontlar notokord sinir şeridine sahip olan önemli bir ara canlı grubudur. Günümüzdeki Konodontlar, görünüş olarak mürenlere benzerler. Atalarında ise bu görünüş pek görülmez, torunlarından çok daha küçüktürler. Günümüzdeki türlerin büyük gözleri ve geniş yüzgeçleri vardır. 


Bir konodont örneği...


 

490 MYÖ: Karasal bitkilerin karaların tamamına hakim olmaya başlaması bu döneme denk gelmektedir. Bir süredir karalarda az çok bulunan bitkiler, gerekli karasal adaptasyonların bu dönemde tamamlanması sonucunda hızlı bir yayılım sürecine girmişlerdir. Bu süreçte çok geniş karalar bitkiler tarafından, adım adım fethedilmeye başlanmıştır.

 

485 MYÖ: Bu dönemde denizlerdeki çeşitlilik de hızla artmaya devam etmektedir. Artık ilk gerçek omurgalara sahip çenesiz balıklar, kendilerinden önce gelen omurgasızlardan evrimleşmeye başlamıştır. Bu, omurgalıların evrimine atılan ilk adım olmuştur. Omurgalılar daha sonradan balıklar, amfibiler, sürüngenler, kuşlar ve memeliler sınıflarını oluşturacaktır. Aşağıda, en ilkin çenesiz balıklardan olan ve atalarının bu dönemde yaşadığı düşünülen Lasanius cinsi bir çenesiz balığın fosili verilmektedir. Lasanius ise bundan 40 milyon yıl kadar sonra evrimleşecektir.


 


480 MYÖ: Daha önceden evrimleşmiş olan hayvan grupları çok daha fazla çeşitlenerek okyanuslara yayılmışlardır. Artık çift kapaklılar, denizyıldızları ve sistoidler gibi canlıların ataları evrimleşmeye başlamıştır. Bu dönemde antik balıklara ait en önemli gruplardan biri olan Placodermi evrimleşmeye başlar. Bu canlılar çeneli balıkların en ilkin atalarını temsil etmektedirler ve solungaç yarıklarından bazılarının değişimi sayesinde çene oluşumu görülür. Kafa ve karın bölgelerinde zırhlanma görülmesi, bu dönemdeki gittikçe vahşileşen hayatta kalma mücadelesine ait bilgiler verir. Vücudun tamamı olmasa da bir kısmı artık pulludur. Geri kalan kısmı ise çıplaktır.

 

475 MYÖ: Kara bitkilerinin yayılması tamamlanmış, mantarlar da karaları istila etmeye başlamıştır. Ayrıca bu dönemde bir buzul çağı daha sona ermiş, canlılık rahat bir nefes alabilmiştir.

 

450 MYÖ: Karasal omurgalıların ilk olarak evrimleştiği dönem budur. Denizlerden yavaş yavaş çıkmaya başlayan bu ilkin omurgasızlar, günümüz kırkayaklarının (millipedler) atalarını oluşturmaktadır. Aşağıda bu ilkin omurgasız fosillerine örnek verilmektedir. Ayrıca artık denizlerde ilk tam konodontlara ve ekinoidlere rastlanmaktadır. Bunlar yine omurgalılardaki çeşitliliğe giden yolda önemli ara basamaklardır.


İlkin bir omurgasız fosili...


 

440 MYÖ: İlk gerçek çenesiz balıklar bu dönemde evrimleşmiştir. Heterostraci, Galeaspida ve Pituriaspida olarak anılan bu aileler, artık bildiğimiz balıkların ilk ataları olarak görülmektedir. Balıklar, diğer bütün omurgalıların atası konumundadırlar ve bu gruptan ayrılan bir diğer kol, amfibileri oluşturacaktır.

 

434 MYÖ: Bildiğimiz anlamıyla damarlı bitkilerin karayı işgali bu dönemde başlar. Daha önceden işgal etmiş olan alglerin yerine göl kenarlarında yaşayan damarlı bitkiler gelir. Bu süreçte yine bu türlere mantarlar eşlik eder. Bilim insanları bitkiler ile mantarların bu ortaklaşa kara işgalinin, simbiyotik ilişkilerle kolaylaştırıldığını düşünmektedir. Trilobitler ve yumuşakçaların çeşitliliği daha da artar. Deniz akrepleri denizlerde yayılmaya başlar. Zırhlı çeneli balıklar evrimleşerek denizlere hakim olmaya başlarlar.

 

420 MYÖ: İlk ışın yüzgeçli balıkların evrimi bu döneme rastlar. Bu dönemde araknidler ve akreplerin ataları da evrimleşirler ve karalarda yaşamaya başlarlar. 

 

410 MYÖ: Balıklardaki diş oluşumlarına ilk defa bu dönemde rastlanır. Belki de upuzun yıllar boyunca, tüm nesillere aktarılacak olan bu diş yapısı, canlıların evrimi ve evrimsel ilişkileri açısından büyük önem taşımaktadır. Ayrıca bu dönemlerde ilk sölekantlar evrimleşmeye başlar. O dönemlerden beridir günümüzde var olan sölekantların ataları, balıkların evriminde önemli bir köşetaşıdır. 1938'e kadar sölekantların halen torun türlerinin günümüzde yaşadığı bilinmemekteydi. Bitkiler bu dönemde iyice çeşitlenmeye başlar.

 

395 MYÖ: İlk likenler ve kayaotları bu dönemde evrimleşmiştir. Biyoçeşitliliğin artmasıyla birlikte canlılar arasındaki simbiyotik ilişkilerin de gelişmeye başladığı görülür. Ayrıca ilkin mikroböcekler, altıbacaklılar, yaylıkuyruklular ve benzeri omurgasızlar bu dönemde evrimleşerek çeşitlenmeye başlar. Bu dönemde karalardaki ilk omurgalı dört bacaklıların izlerine rastlanır. Böylece omurgalı hayvanların karaları işgali resmen başlamış olur.

 

390 MYÖ: Bu dönemde tatlı sularda yaşayan bazı lop yüzgeçli balıklar, su tabanlarında daha rahat hareket edebilmek adına bacaklara benzer yapılar geliştirmeye başlamışlardır. Panderychthys cinsi olarak bilinen (aşağıda gösterilmektedir) bu canlılar, dört bacaklılar olarak anılan Tetrapodların en ilkin atalarını oluşturacaklardır. Bu canlıların göreceli olarak sığ ve bataklık benzeri tatlısularda evrimleştikleri bilinmektedir. Bu ilkin dört bacaklılarda iki yarımdan oluşan bir beyin, geniş bir ağız ve yukarı bakan gözlere sahip bir yüz bulunmaktadır. Bu canlılar suyun dibinde yaşayarak yukarıyı gözlerler. Ancak suyun dibinde rahat hareket edebilme ihtiyacı, bacakların evrimine sebep olmuştur. Ancak bu bacaklar, aynı zamanda karalara çıkışın da sinyallerini verecektir. Bu canlılarda en ilkin bilek yapılarına rastlanmaktadır.


Panderychthys 


 

375 MYÖ: Tiktaalik isimli cinsin evrimi, sulardan karalara çıkışın başlangıcını göstermektedir. Ancak bu süreç oldukça yaygın bir süreçtir ve on milyonlarca yıl alacaktır. Ancak Tiktaalik'in keşfi, bu çıkışı net bir şekilde belgelemektedir zira bu cins, Panderychyhys ile karalarda yaşayan amfibiler olacak olan Acanthostega cinsi arasında tam bir geçiş formudur. Aşağıda Tiktaalik roseae türünün fosili, çıkarıldığı bölge ve canlandırması yer almaktadır.


Tiktaalik 


 

365 MYÖ: Soyu tükenmiş bir amfibi olan Acanthostega ilk defa bu dönemde evrimleşir. Amfibilerin en eski atalarından biri olarak görülen bu cins, net bir şekilde ayırt edilebilen uzuvlara sahiptir. Bu cins ve bu cinsten evrimleşen türlerin karalara çıkabildiği bilinmektedir. Hala tam bir bilek yapısı evrimleşmemiştir. Örneğin bu dönemde evrimleşmeye başlayan Ichthyostega cinsinin en ilkin tetrapodlardan olduğu bilinmektedir. Bu canlının balıklar ile amfibiler arasında bir geçiş türü olduğu nettir. Ayrıca bu dönemde henüz amfibilerin evrimi tamamlanmamıştır. Bu tamamlanma, akciğerlerin evrimi ile olacaktır. Bu iki önemli "ara tür", aşağıda verilmektedir.


Acanthostega 


 

363 MYÖ: Karbonifer Dönemi'ne girilmesiyle birlikte artık Dünya'nın kıtaları az çok tanınmaya başlar. Böcekler karaları ve ilk defa havayı işgal ederler. Köpekbalıkları, balıklar arasından sıyrılarak okyanuslardaki besin zincirinin tepesine tımanırlar. Karalar bitkilerle tamamen kaplanır ve tohumlu bitkiler baskın bitki grubu olmaya başlar.

 

360 MYÖ: Balıklardan ayrılan bir canlı grubu, deniz kıyılarında yaşamaya başlarlar ve bu süreçte karalara daha sık çıkılmaya başlar. Denizlerdeki yüksek rekabet, neredeyse hayvanlar açısından bomboş olan kara yaşantısını cazip bir avantaj haline getirmektedir. Bu yüzden karalara daha uzun süreli çıkabilen bireyler avantajlı konuma geçerler. Bu süreçte, balıklardan ayrılan bu kol, akciğerlerin de evrimini mümkün kılarak amfibiler olarak bilinen sınıfın evrimine sebep olur. Amfibiler akciğerlere ve dört bacağa sahip dev bir canlı grubudur ve günümüzde halen yüzbinlerce örneği yaşamaktadır. Ve bu örneklerde de ilkin tetrapodların özellikleri görülmektedir. Ayrıca bu dönemde ilk defa yengeçler ve eğreltiotları evrimleşmiştir. Kara bitki örtüsü tamamen tohumlu bitkilerce domine edilir.

 

350 MYÖ: İlk büyük köpekbalıkları bu dönemde evrimleşmiştir. Ayrıca ilk sıçanbalıkları ve asalak balıklar da bu dönemde evrimeşmişlerdir.

 

345 MYÖ: İlkin ağaçlara bu dönemde rastlanır. Trilobitler ve zırhlı agnatlı balıklarda bir düşüş gözükmeye başlar. Bu canlılar, değişen ortam koşullarına diğerleri kadar başarılı adapte olamamaktadırlar. Bu da elenmelerine sebep olmaktadır. 

 

340 MYÖ: Amfibilerde ciddi bir çeşitlenme dönemi başlamıştır. Bu dönemde karalarda çok daha adaptif bir şekilde yaşayabilen bu amfibiler, tür sayısı bakımından da ciddi bir artışa geçmişlerdir. Bunun sebebi, hayvanlar açısından boş sayılacak karaların, amfibilerin çeşitlenmesi için bolca alan yaratıyor olmasıdır. Amfibiler karalarda belli bir süre yaşayabilirler, ancak yumurtlamak için denizlere dönmek zorundadırlar, çünkü yumurtaları henüz kara yaşantısına adapte olmamıştır.

 

330 MYÖ: Paleothyris cinsi ilk amniyot omurgalılar evrimleşmeye başlamıştır (aşağıda gösterilmektedir). Bu türler, artık karalara giderek adapte olmaya başlamış türlerdir. Geçen 10 milyon yıllık süreçte amfibilerin yumurta yapısı da özelleşerek karalarda yavruyu üretebilecek fiziksel yapıyı geliştirmiştir. Ayrıca bu basamak, amfibiler içerisinden ayrılan bu özel kolun sürüngelere doğru atılan ilk adımıdır. Unutmamak lazım ki tüm amfibiler bu evrimi geçirmemişlerdir; büyük bir kısmı yaşantılarını normal şekilde sürdürmüştür. Ancak bir kol, sürüngenlere giden evrimsel sürece girerek yumurta yapısını özelleştirmiştir.

 

Paleothyris 



320 MYÖ: Amniyotlar içerisinden sinapsidler evrimleşerek sürüngenlerin en önemli gruplarından biri evrimleşmiştir. Bu sürüngenler, vücut sıcaklıklarını ayarlayabilmek için geniş bir yelpaze taşırlar ve bu sayede karaların derinliklerine kadar hareket edebilirler, denizlerden tamamen bağımsızdırlar. Geriye kalan diğer sürüngenler, yani Sauropsidler karaların farklı bölgelerine yayılmaya başlamışlardır. Sürüngenlerin bu dönemde çeşitlendiği görülür.

 

305 MYÖ: Petrolacosaurus gibi diapsid sürüngenler ilk defa bu dönemde evrimleşmeye başlar. Aşağıda bu türün kemiklerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulan bir model verilmiştir. Bu sürüngenler, günümüzdeki çok çeşitli sürüngenlerin ataları olacak bireylerdir. Bu özel grubun kafatasında iki delik bulunduğu için bu adı almışlardır. Sürüngenlerin en yüksek çeşitliliğe ulaştığı grubu budur. Hatta günümüzde kuşlar bile diapsid olarak sayılmaktadırlar.


,


 

300 MYÖ: Bildiğimiz anlamıyla sürüngenlerin tüm özelliklerini taşıyan bir canlının evrimleşmesi ancak bu zamana kadar sürmüştür. Hylonomus isimli cins, bilinen en eski tam sürüngendir (aşağıda bir canlandırması verilmektedir). Bundan önceki tüm türlerin ara geçiş türleri oldukları bilinmektedir. Günümüz kertenkelelerine büyük ölçüde benzediği düşünülen bu ilkin sürüngenlerin keskin dişleri olduğu düşünülmektedir. Vücudu bir zırh gibi kaplayan keratin yapısının deride kullanımı ilk defa burada evrimleşir. Sürüngenlerin yaşadıkları ortamlardan ötürü sinir sistemleri de daha gelişir ve 12 kafatası siniri ilk defa bu dönemde evrimleşmeye başlar.

 

Hylonomus 



280 MYÖ: En ilkin kınkanatlı böcekler bu dönemde özelleşmeye başlarlar. Tohumlu bitkiler ve kozalaklı bitkiler çok ciddi bir şekilde çeşitlenmeye başlarlar. Karasal amfibilerdeki çeşitlilik sürer.

 

278 MYÖ: Yepyeni ortamlara adapte olmaya başlayan sürüngenlerin evrimi o kadar hızlı gerçekleşir ki, çok kısa sürede kritik bir dallanma meydana gelir: Sürüngenler içerisinde Diapsidler ve Sinapsidler isimli iki büyük kol oluşur. Diapsidler, günümüzdeki modern sürüngenlere evrimleşecek olan kolken, Sinapsidler memelilerin evrimine giden patikadır. Bu canlı grupları kafataslarındaki boşluklara göre birbirlerinden ayrılmaktadır.

 

275 MYÖ: Memelilerin evriminde çok büyük rol oynayacak olan, tüm memelilerin atası olarak ele alınan Terapsidler, Sinapsid sürüngenlerden ayrılarak yeni bir evrimsel sürece girerler. Bu canlılar, memelilerin birçok önemli özelliğini taşırlar: kıllara sahiptirler, dik durabilirler, vb. Dolayısıyla sürüngenlerden evrimleşecek olan memelilere doğru ilk önemli adım atılır.

 

251.4 MYÖ: İlgili yazımızda ele aldığımız Permiyan-Triyasik Yok Oluşu meydana gelir. O dönemde yaşayan tüm denizel türlerin %90-95'i yok olur. Karalardaki canlılar, bulundukları ortamlar sebebiyle denizdekiler kadar kötü etkilenmezler. Belki bu "siliniş", Evrim hızında ciddi bir artışa sebep olmuş olabilir; ancak canlılığın kendini toparlaması tam 30 milyon yıl sürecektir. O dönemi gösteren bir görsel, aşağıda verilmiştir.

 

 

Permiyen-Triyasik Yok Oluşu....

 


Süreç oldukça uzun olduğu için bu noktada kesmemiz gerekiyor. İkinci kısımda kalınan bu noktadan devam edilecektir. Ancak buraya kadar olan kısımdan bile, canlılığın nasıl kademeli bir şekilde evrimleştiğini ve buna dair ne çok veri olduğunu görebilirsiniz. Üstelik burada ele aldıklarımız, sadece çok önemli olan evrimsel olaylardır. Bunların detaylarına inildiğinde, elimizde ciltlerce kitap çıkaracak kadar evrimsel değişim verisi olduğu görülecektir.

 

İkinci kısma geçmek için:

 

Evrimsel Süreç - 2: Evrim Tarihi'nin Büyük Zaman Çizelgesi (2. Kısım)

 

Saygılarımızla.

ÇMB (Evrim Ağacı)



Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Futuyma, Douglas J. (2005). Evolution. Sunderland, Massachusetts: Sinuer Associates, Inc. ISBN 0-87893-187-2.
  2. Nisbet, E.G., and Fowler, C.M.R. (1999). "Archaean metabolic evolution of microbial mats". Proceedings of the Royal Society: Biology 266 (1436): 2375. doi:10.1098/rspb.1999.0934. PMC 1690475.
  3. Anbar, A., et al. (2007). "A whiff of oxygen before the great oxidation event?". Science 317 (5846): 1903–1906. Bibcode 2007Sci...317.1903A. doi:10.1126/science.1140325
  4. Forterre, P., et al. (1992). "The nature of the last universal ancestor and the root of the tree of life, still open questions". BioSystems 28 (1-3): 15–32. doi:10.1016/0303-2647(92)90004-I
  5. Carl Woese, J Peter Gogarten, "When did eukaryotic cells (cells with nuclei and other internal organelles) first evolve? What do we know about how they evolved from earlier life-forms?" Scientific American
  6. Doolittle, W. Ford (2000). Uprooting the tree of life. Scientific American 282 (6): 90–95
  7. Hahn, Jürgen; Pat Haug (1986). "Traces of Archaebacteria in ancient sediments". System Applied Microbiology 7: 178–83.
  8. Olson JM (2006). "Photosynthesis in the Archean era". Photosynthesis Research 88 (2): 109–17. doi:10.1007/s11120-006-9040-5. PMID 16453059
  9. Bjornerund, Marcia (2005), "Reading the Rocks: the autobiography of the Earth" (Basic Books)
  10. Hoffman, P.F., et al. (1998). "A Neoproterozoic Snowball Earth". Science 281 (5381): 1342–6. Bibcode 1998Sci...281.1342H. doi:10.1126/science.281.5381.1342. PMID 9721097
  11. Chiappe, Luis M., & Dyke, Gareth J. (2002). "The Mesozoic Radiation of Birds". Annual Review of Ecology & Systematics 33 (1): 91–124. doi:10.1146/annurev.ecolsys.33.010802.150517
  12. University of California at Berkeley
  13. Andabien
  14. Tolweb
  15. TalkOrigins
  16. Paleos
  17. John Kyrk
  18. University of Waikato-1
  19. University of Waikato-2
  20. Draget
  21. Exploring Time
  22. Ensemble
6 Yorum