UFO'ların Bilimsel Analizi

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

UFO’lar (Tanımlanmamış Uçan Cisim) spesifik bir iddia değil, genel bir konudur. Los Angeles Savaşı, Kemerburgaz UFO ve Phoenix Işıkları gibi olaylar UFO’lar konusunda spesifik birer iddiadır. Bu sebeple böylesine geniş bir konuyu uzunca işlediğimiz için elbette her yönüne değinmemiz mümkün olmayacaktır. 51. Bölge, Ekin Çemberleri, Roswell Olayı, Antarktika’daki Naziler, Mars’taki Yüz, Reptilianlar gibi konulara da değinmeden UFO’lara dair farklı bir perspektif sunmaya çalışıyoruz. Ayrıca USO’lar, Mavi Kitap Projesi, Wow! Sinyali, Fermi Paradoksu, Kardaşev Cetveli ve Drake Denklemi gibi ek konular da bulunmaktadır. Bunları detaylarıyla incelemek size kalmış olsa bile kısaca üzerinden geçmek de gerekir:

  • USO’lar: Farklı şekillerde olup (daire, küre, üçgen vs.) Dünya’nın sulu bölgelerinde (deniz, göl, nehir vs.) suyun içinde kalan, suyun içinde seyahat eden ya da sudan faydalanan, yani adeta denizaltı, gemi ve uçak gibi özellikleri bir arada bulundurduğu iddia edilen UFO türüdür.
  • Mavi Kitap Projesi: USAF (ABD Hava Kuvvetleri) tarafından ve sistematik olarak yürütülen UFO araştırmalarıdır. Daha önce Sign Project (1947) ile Grudge Project (1949) araştırmaları yapılmıştır, Blue Book Project (1952) türünde üçüncüdür. Amacı UFO’ların ulusal güvenliğe bir tehdit olup olmadığını araştırmak ve bilimsel olarak UFO’lara ilişkin verileri analiz etmekti. 1969 senesinde projeye son verildiğinde 12,618 UFO raporu toplanmıştı. Bunların çoğu doğal fenomenler ya da uçaklar olarak tanımlanabildi ve Condon Report'ta (1968) UFO’larla ilgili anormal hiçbir şeyin tespit edilmediği bildirildi. Belki de UFO’ların askeriye tarafından da ciddiye alınması halkta “Onlar da inceleme altına aldılarsa, vardır gerçek bir yanı” düşüncesine neden olmuş olabilir.
  • Wow! Sinyali: 15 Ağustos 1977 tarihinde Ohio Eyalet Üniversitesi’nde “Big Ear” adlı radyo teleskobu 72 saniyelik bir radyo sinyali almıştı. Astronom Jerry R. Ehman birkaç gün sonra kayıtlı verileri incelerken bir anomali tespit etti ve kağıdın üzerinde “Wow!” (Tr: Vay canına!) yazdı. O günden beri aynı sinyal bir daha tespit edilemedi ve birçok açıklamaya rağmen tam olarak ne olduğu anlaşılamadı, bu durum da halk arasında uzaylılardan gelen bir sinyal olarak yorumlandı. Ancak birçok bilim insanı, tüm olasılıklara açık fikirli davranılsa bile, bu tarz belirsizliklerin direkt uzaylılara atfedilmesini bilimsel bir yorum olarak kabul etmemektedir. Belki uzaydaki bir fenomenden kaynaklandı, belki de gerçekten uzaylılardan gelen bir sinyaldi; bunu kanıtlayacak olan kişiler yine bilim insanları olacaktır.
  • Fermi Paradoksu: “Herkes nerede?” sorusunu sorduran bir paradokstur. Dünya dışı uygarlıkların var olabilme olasılığının yüksek olması ile bunu doğrulayacak herhangi bir kanıt (ziyaret ya da iletişim) olmamasının arasındaki çelişkiyi ele alır. Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’nda çalışan fizikçi Enrico Fermi tarafından dile getirildi, Michael H. Hart ile birlikte yazdıkları 1975 tarihli bir yazıda konunun detaylı tartışmaları yer aldı.
  • Kardaşev Cetveli: Bir uygarlığın teknolojik gelişmişlik seviyesini o uygarlığın kullanabileceği enerji miktarına göre ölçen bir yöntemdir ve ilk kez 1964 yılında astrofizikçi Nikolay Kardaşev tarafından ileriye sürülmüştür. İlk başta iletişim için kullanılacak enerji düşünülürken günümüzde bu tanımlar daha da genişletilmiştir. Aynı şekilde Tip I, II ve III varken, günümüzde Tip 0, IV, V ve VI gibi çeşitler de eklenmiştir, ancak Tip 0 hariç bu yeni eklemeler bazıları için bilimsel açıdan henüz tam anlamıyla kabul edilebilir görünmemektedir. Astrofizikçi Carl E. Sagan, yaptığı hesaplamalara göre insan türünü 1973 senesine göre değerlendirirken bu ölçekte 0.7 olarak görünüyoruz. Teorik fizikçi Michio Kaku 100 ila 200 sene içerisinde Tip I, birkaç bin sene sonra da Tip II olacağımız görüşünde. Tüm tipleri özetlemek gerekirse: Tip 0, kendi gezegenindeki tüm enerjiyi kısmen kullanabilir. Tip I, gezegenindeki tüm enerjiyi kullanabilir. Tip II, gezegenine yakın yıldızdaki tüm enerjiyi kullanabilir (bunun için Dyson Küresi fikri ortaya atılmıştır). Tip III, içinde bulunduğu galaksideki tüm enerjiyi kullanabilir. Tip IV, içinde bulunduğu evrendeki tüm enerjiyi kullanabilir. Tip V, tüm evrenlerdeki enerjiyi kullanabilir (bu durum Çoklu Evren görüşünü kabul eder). Tip VI, uzay ve zamanı kontrol edip evrenler yaratabilir (adeta bir tanrı gibi).
  • Drake Denklemi: Green Bank’te (Batı Virginia, ABD) Ulusal Radyo Astronomi Gözlemevi’nde çalışan radyo astronom Dr. Frank Drake, galaksimizde yaşayan teknolojik medeniyetlerin olası sayısı üzerinde düşünürken 1961 yılında bu meşhur denklemi geliştirmiştir: NT = R fp ne f1 fi ft t1
  1. NT = İletişim kurabileceğimiz medeniyetlerin sayısı.
  2. R = Uygun yıldızların ortalama doğma oranı.
  3. fp = Gezegensel sistemlere sahip yıldız oranı.
  4. ne = Sistem başına düşen Dünya-benzeri gezegen oranı.
  5. f1 = O gezegenler arasında yaşamın başlama oranı.
  6. fi = O yaşam içerisinde zeki yaşamın evrimleşme oranı.
  7. ft = O zeki yaşam içerisinde teknoloji geliştirme oranı.
  8. t1 = İletişim kurma yetisi olan medeniyetin ömür süresi.

Uzaylıların Varlığı

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, SETI (Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması), NASA (Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) ile ESA (Avrupa Uzay Ajansı) gibi ciddi araştırma merkezlerinin hiçbirinde bugüne kadar içlerinde uzaylıların olduğu UFO’ların varlığını doğrulayabilecek bir veri elde edilememiştir. Okumaya devam etmeden önce de şunların iyi anlaşılmasını istiyoruz:

  • Dünya dışı akıllı yaşamın var oluşu, illa UFO’ların da var olduğunu göstermez.
  • UFO’ların var olmayışı, illa Dünya dışı akıllı yaşamın da var olmadığını göstermez.

Kısacası “UFO’lar gerçek midir?” ve “Evrende yalnız mıyız?” birbiriyle ilişkili olan iki ayrı sorudur. Her ihtimalde, kanıtlama sorumluluğu her zaman iddia sahibi üzerindedir (Cehalete Başvurma Safsatası). Bu konuyu ele alırken en sık karşılaşılan eleştirilerden biri “Yani koca evrende yalnız olduğumuzu mu düşünüyorsunuz?” cümlesidir. Herhalde az önce verdiğimiz iki örnekle böyle düşünmediğimizi belirtmiş olduk. Evet, milyarlarca galaksinin olduğu bu devasa kozmosta yaşama elverişli kimyasalların bol olmasıyla en basit organizmalardan teknolojik seviye olarak bizlerden çok daha ileride olan türlere kadar bir canlının olması olasılıklar dahilindedir. Bilim insanları bile evrende yalnız olduğumuzu sanmanın insan-merkeziyetçi bir görüş olduğunu düşünmektedirler. Ancak sonuç ne olursa olsun aklımıza bilimkurgu yazarı Arthur C. Clarke’ın şu sözü gelmektedir:

İki olasılık var: Ya evrende yalnızız, ya da evrende yalnız değiliz. İki olasılık da eşit derecede ürkütücü...

Gece gökyüzüne bakınca “Acaba şu an orada bir yerlerde aynı şekilde gökyüzüne bakıp “Yalnız mıyız?” sorusunu soran bir uzaylı türü var mıdır?” düşüncesi ürkütücü ve heyecan vericidir. Elbette günümüzde birçok insan “Uzaylı” kelimesini duyduğunda direkt “Biz insanlar gibi düşünebilen, teknoloji üreten, uzayda seyahat edebilen” türleri düşünebilmektedirler. Biyolojide canlı ile cansız kavramlarının arasındaki fark oldukça incedir, çünkü ikisi de aynı maddelerden meydana gelmektedir. Başka bir gezegende farklı bir evrimsel süreç işleyebileceğinden belki de tam olarak “neyi” aradığımızın bile farkında olamayabiliriz. “Canlı” dediğimiz zaman tanıdık özellikleri olan (göz, burun, bacak vs.) ve hareket edebilen şeyleri düşünürüz, ancak bu fazlasıyla eksik bir tanımlamadır, astrobiyoloji de bu detayların üzerinde durmaktadır. Yine de her ne kadar “küçük yeşil adamlar” Hollywood filmlerinin etkisiyle oluşturulan bir imaj olsa da bazı bilim insanları uzaylı türlerinin bizlere benzer vücut yapılarına sahip olabileceklerine (iki göz, iki kol ve iki bacak vs.) ihtimal verebilmektedirler. Hatta internet üzerinden yayınlanan bir uzaylı röportajında sorguya çekilen uzaylı kendilerinin başka bir gezegenden gelen bambaşka bir canlı değil, bizim türümüzün başka bir türe evrilmesiyle oluşan bir türe ait olduklarını açıklıyor. Videonun Star Trek dizisinde de çalışan film editörü, grafik tasarımcısı ve görsel efekt uzmanı Aristomenis Tsirbas tarafından hazırlanan bir animasyon olduğunu bilsek bile, uzaylı figürlerin aslen türümüzün gelecekteki versiyonları olması ilginç bir düşüncedir. Ancak işin biyolojik kısmıyla ilgilenmek yerine buradaki ana iddiamız üzerine odaklanacağız: UFO’lar. Yazımızın devamında “Uzaylı” dediğimiz zaman karışıklık olmasın diye “Dünya Dışı Akıllı Varlık” dediğimizi varsayın, çünkü sonuçta bizler de birer uzaylı sayılırız. “UFO” dediğimiz zaman da şimdilik “Uzaylıların Uçan Aracı” dediğimizi varsayın.

Tanımlanamayanın Tanımı

UFO’nun açılımı “Unidentified Flying Objects”tir (Tr: Tanımlanmamış Uçan Cisimler). Bazı kişiler buradaki “Tanımlanmamış” kelimesi yerine “Tanımlanamayan” kelimesini kullanmayı tercih edebilirler, ancak zamanla gördüğümüz bazı UFO’ların gerçekte ne olduklarını öğrendikten sonra onları artık tanımlayabildiğimiz için “Tanımlanmamış” demeyi daha çok tercih etmekteyiz. Elbette bazı kayıtlarda halen “Tanımlanamayan” cisimler bulunabilmektedir. Astrofizikçi Neil deGrasse Tyson’ın da dile getirdiği gibi şu örneği kullanmak istiyoruz: Gökyüzüne baktığınız zaman ne olduğunu bilmediğiniz bir şeye “UFO!” demenizde bir sakınca yoktur, çünkü onun ne olduğunu bilmiyorsunuz. Ancak gördüğünüz şeyle ilgili vardığınız sonuç “Başka bir gezegenden gelen uzaylıların uçan aracı” ise, o zaman ona artık bir tanım vermiş oluyorsunuz. Bazı insanlar için “Ben gördüm!” yeterli bir argüman gibi görünebilir ve nasıl oluyorsa bir UFO belirlediklerinde ellerindeki en düşük megapikselli kameraları kullanıyorlar. Amatör fotoğrafçıların bile Ay’ın yüzeyini detaylı bir şekilde çekebildikleri bir çağda bulanık UFO fotoğrafları anlaşılmaz bir durumdur. Üstelik CAD (Bilgisayar-destekli Tasarım) programların yaygınlaşması ve CGI (Bilgisayar-üretimli İmgeleme) gibi teknolojilerin varlığı (beraberinde Görsel Efektler, Özel Efektler ve Kompozit çalışmalar da var) artık sahte UFO kayıtlarını tespit edebilmemizi kolaylaştırmaktadır (bazı Ufologların da kabullendikleri gibi, inceleme için gönderilen UFO fotoğraflarının ortalama olarak %95’inin sahte olduğu görülebilmektedir).

Görsel 1: Passaic, New Jersey’de çekilen fotoğraf
Görsel 1: Passaic, New Jersey’de çekilen fotoğraf
Wikimedia Commons, George Stock, 1952

Sizin gördüğünüz UFO’ya geri dönelim: Büyük ihtimalle “Artık UFO Olmayan Cisimler” başlığının altındaki şeylerden birini görmüş olabilirsiniz. Peki ya gerçekten uzaylıların bir aracını gördüyseniz? Ne yazık ki elinize bu Dünya’ya ait olmayan bir şey geçene kadar bunu kimseye kanıtlayamazsınız. Bu biraz katı görünebilir, ancak önümüze gelen her kişinin şahit olduğu şeyleri ciddiye alsaydık ortalık karışırdı ve neyin gerçek olup neyin olmadığını ayırt edemez olurduk. Bir iddianız varsa, kanıtı da olmalıdır.

Birçok astronom ve meteorolog gökyüzüne baktığında ne gördüğünü iyi bilmektedir, ancak gökyüzüne nadiren bakan sıradan vatandaşlar için ne olduğu bilinen basit bir şey bile bir UFO olarak algılanabilir. Elbette bazen uçak pilotlarından da iddialar gelmektedir, ancak meteoroloji ile ilgili bazı bilgileri iyi öğrenmiş olsalardı bu iddiaları yapmaktan çekinebilirlerdi. Örneğin birçok kişi Merceksi Bulutlarını (İng: Lenticular Clouds) UFO diye karıştırabiliyor. Bu bulutla ilgili birbirinden farklı fotoğraflara bakarsanız ne demek istediğimizi daha iyi anlarsınız.

Görsel 2: İrlanda’da görülen bir Merceksi Bulutu
Görsel 2: İrlanda’da görülen bir Merceksi Bulutu
Wikimedia Commons, Omnisource5, 2015

“Peki UFO dosyalarını açıklayan ülkelere ne demeli?” gibi bir soru sorulabilir. Bu başlığı taşıyan haberler ufolojiye merak salmış kişiler tarafından heyecanla karşılanıyor, bu dosyaları açıklayan ülkelerin hepsi “İtiraf ediyoruz, UFO’lar gerçek, alın saklı tuttuğumuz belgeler” diyormuş gibi davranabiliyorlar. Bu UFO dosyaları, gerçekte daha önceden ne oldukları anlaşılmamış göksel fenomenlerin açıklamalarından ibarettir (bir şimşek türü ya da bir meteoroloji balonu gibi). Elbette bu yine de “Hükumet bizlerden bu dosyaları gizliyor, hatta uzaylılarla gizli sözleşmeler yapıyorlar” diyebilen insanları ikna etmek için yeterli değildir.

Belki de çoğu kişi tarafından bilinmeyen bir başka şeyse “Uçan Daire” (İng: Flying Saucer) fikrinin nereden çıktığıdır. 24 Haziran 1947 tarihinde Kenneth Arnold adlı bir pilot Mount Rainer’da (Washington, ABD) uçarken gökyüzünde neredeyse saatte 2000 kilometre hızla hareket eden dokuz cisim gördüğünü söylemiştir. Gördüklerini tarif ederken muhabirler bunu uçan daireler ya da uçan diskler olarak yazmışlardır. Bazıları Arnold’ın bir serap gördüğünü, bazıları da V şeklinde uçan bir pelikan sürüsü gördüğünü söylemişlerdir. Tek emin olduğumuz şeyse bu tarihlerden itibaren UFO ihbarlarının çoğunlukla uçan daireler olmasıdır artık. Siz bile UFO’ları aklınızda canlandırırken bir daire olarak düşünmüş olabilirsiniz. UFO ihbarlarında bulunan insanlar genellikle şunun gibi ifadeler verebilmektedirler:

  • Sessizce Değişik Şekillerde Uçanlar: “Gökyüzünde birkaç cisim gördüm. Farklı şekillerde uçuyorlardı. Hiç ses yoktu ve ne olduğunu bir türlü anlayamadım.”
  • Sonradan Fark Edilenler: “Öylesine fotoğraf çekiyordum, ardından çektiklerimi bilgisayara yükledikten sonra incelediğimde gökyüzünde garip bir cisim gördüm.”
  • Parlak Olanlar: “Gece geç bir saatte bir türlü anlam veremediğim parlak ışıklar gördüm, öylece duruyorlardı, sonra birden ortadan kayboldular.”

Psikologların da bildikleri gibi, bizler genellikle kayıp bilgileri doldurabilme eğilimindeyizdir. Örneğin gökyüzünde gördüğümüz birkaç ışığı tek bir şeyin bir parçasıymış gibi algılayabiliriz, tıpkı gece karanlığında yolda yan yana giden iki motosikletin aslında bir araba olduğunu sanmamız gibi. Bu da neden gece balonlarını ya da yakınlarda yapılan bir askeri testte gece havaya atılan fişekleri bir bütün olarak düşünüp UFO sanmamıza dair açıklamalardan birisidir.

Görsel 3: Pacman benzeri üç küçük dilimlenmiş dairenin yarattığı illüzyon ile sanki ortada bir üçgenin olduğunu düşünebilirsiniz, ancak bu üçgen yoktur. Bu aynı zamanda “Hayali Kontür” olarak bilinmektedir.
Görsel 3: Pacman benzeri üç küçük dilimlenmiş dairenin yarattığı illüzyon ile sanki ortada bir üçgenin olduğunu düşünebilirsiniz, ancak bu üçgen yoktur. Bu aynı zamanda “Hayali Kontür” olarak bilinmektedir.
Hazırlayan: Arsel B. Acar, 2017

Aynı zamanda buna benzer bir diğer görsel yanılma da “Otokinetik Etki”dir. Siyah bir arka planda durağan görülen küçük ışık noktalarının zikzak hareketleri yapmasına neden olan illüzyondur. Bu bazen insan gözünün istemsizce yaptığı küçük titreşim hareketlerinden kaynaklanabilmektedir, ancak bakan kişi olarak siz asıl hareket edenin o gördüğünüz parlak nokta olduğunu sanabiliyorsunuz, böylece onun bir yıldız değil, bir UFO olduğu yanılgısına kapılabiliyorsunuz.

Bazı UFO ihbarlarında da kırmızı, yeşil ve beyaz ışıkların görüldüğü söylenmektedir. Sonuçta yıldızlar gözlerimize beyaz göründükleri için farklı renklerin bir araca ait olmaları gerektiğini düşünebiliriz. Haklısınız, bu ışıklar bir araçtan kaynaklanmaktadır, ancak bir UFO’ya değil, askeri veya sivil bir hava aracına ait renklerdir zaten.

NASA’nın çektiği fotoğraflarda da UFO’lara dair görüntülerin ortaya çıktığı iddia edilmiştir, oysa daha yakın incelemelerde bunların fotoğraf hatası ya da gerçekte fotoğrafın çekildiği uzay aracının bir parçası olduğu anlaşılmıştır, ancak karanlıktan dolayı bu görüntüler sanki ana araçtan “ayrı” bir parçaymış gibi görünebilmektedir.

Uzak Mesafe ve Zaman Problemi

Üzerinde durulması gereken bir diğer konu da mesafe ve zamandır. “Nereden geliyorlar, neden geliyorlar, nasıl geliyorlar?” gibi sorular sorabiliriz. Uzaylıların yakıt sorununu çözerek yıldızlararası seyahat edebilecek bir araç tasarlayabildiklerini varsayalım. Işık, bir vakumda saniyede neredeyse 300,000 kilometre yol alabilmektedir. Bir ışık yılı ise, ışığın bir yıl içerisinde aldığı mesafedir, bu da neredeyse 9500 milyar kilometre etmektedir (hatırlanabilir olsun diye sayıları yuvarlıyoruz). Bir başka astronomik birim de “Parsek”tir. 1 parsek 3.26 ışık yılı demektir. Bildiğiniz gibi Güneş’ten Dünya’ya ışık 8 dakikada ulaşır. Güneş’ten bir sonraki en yakın yıldız da Proksima Centauri’dir ve bizden yaklaşık olarak 4.2 ışık yılı uzaklıktadır.

Işık hızında gidebilen bir uzay aracımızın olduğunu düşünelim. Kendi galaksimiz olan Samanyolu’nun bir ucundan diğer ucuna ne kadar sürede gidebilirdik? En az 100,000 yıl! Peki bize en yakın galaksi olan Andromeda’ya gitmemiz ne kadar sürerdi? O da 2.5 milyon yıl! Bu sayıları burada paylaşıyoruz, ancak şundan eminiz ki bu boyutları idrak edebilmemiz güçtür. 10 saatlik bir uçak ya da otobüs yolculuğundan bile sıkılabilecek iken, ışık hızında bile gitsek en yakın yıldıza 4.2 yıl sonra varırdık ve yolculukta uyutulmadığımız sürece sabrımız tükenirdi.

Uzaylılar ışık hızında seyahat edebilseler bile, aradaki mesafelerden dolayı bizlere ulaşmaları epey zaman alacaktır. Bazıları bu soruna bir çözüm olarak “Alcubierre Warp Drive”ı önermektedir. Genellikle Star Trek gibi bilimkurgu filmlerinde yer alan ışıktan hızlı (İng: Faster Than Light) bu yolculuklar henüz bilimsel bir spekülasyondur. Bazıları bunun matematiksel olarak mümkün olabileceğini söylerken, bazıları da imkansız bir şey olduğunu belirtmektedirler. Her ihtimalde uzaylıların buna benzer bir şekilde seyahat edebildiklerini varsaysak dahi, tam olarak bizleri nasıl bulabilecekleri de ayrı bir sorundur. Uzaylıların bizleri bizzat tespit etmeleri imkansıza yakın bir görevdir. Dünya’daki hiçbir eserimiz uzaydan görülememektedir, buna Çin Seddi ve Mısır Piramitleri gibi devasa yapılar da dahil. Radyo sinyalleri de tespit edilebilmemiz için yeterli olmayabilir (bugüne kadar ürettiğimiz tüm radyo sinyallerinin ulaştığı en uzak nokta 200 ışık yılıdır, bu da galaksimiz için görülemeyecek kadar küçük bir alan demektir).

Görsel 4: Çin Seddi’nin uydudan alınan görüntüsü (12x12 kilometre). Eğer sol üstten sağ alta doğru inen şeyin Çin Seddi olduğunu düşünüyorsanız yanıldınız demektir, çünkü o gördüğünüz bir nehirdir. Çin Seddi, burada sol alttan sağ üste doğru giden siyah bir çizgidir. Hala göremediyseniz şaşırmayın.
Görsel 4: Çin Seddi’nin uydudan alınan görüntüsü (12x12 kilometre). Eğer sol üstten sağ alta doğru inen şeyin Çin Seddi olduğunu düşünüyorsanız yanıldınız demektir, çünkü o gördüğünüz bir nehirdir. Çin Seddi, burada sol alttan sağ üste doğru giden siyah bir çizgidir. Hala göremediyseniz şaşırmayın.
NASA, GSFC, MITI, ERSDAC, JAROS, US/Japan ASTER Science Team, 2001

Peki ya bizleri çoktan buldularsa? Tyson bu konuyu da esprili bir şekilde dile getirmiştir; Business Insider için yaptığı bir röportajda uzaylıların çoktan Dünya’yı ziyaret etmiş olabileceklerini, ancak kimsenin fark etmemiş olabileceğini söylemiştir. Biz insanlar nasıl ki yolda yürürken yanımızda bulunan solucanlara baktığımızda onlardan zeka olarak çok daha ileride olduğumuz için onlarla iletişim kurma ihtiyacında olmuyoruz, belki de aşırı gelişmiş bir uzaylı türü de benzer şekilde Dünya’mızı ziyaret ettiğinde, kendimizi her ne kadar akıllı saysak bile, onlar için bizimle iletişim kurmayı istemeyecekleri kadar ilginç gelmeyebiliriz. Bu sözler üzerinde tartışılabilir, ancak düşündürücü olduğu da kesindir.

Artık UFO Olmayan Cisimler

1. Üst Atmosfer:

  • Meteorlar
  • Uydu girişleri
  • Roket ateşlemeleri
  • İyonosfer deneyleri
  • Gök-kanca deneyleri
  • Aurora (Kutup) ışıkları
  • Noctilucent bulutlar

2. Alt Atmosfer

  • Uçaklar (Güneş yansıması, hareketli ışıklar, iniş ışıkları)
  • Meteoroloji balonları (Işıklı balonlar, ışıksız balonlar, öbek halindeki balonlar)
  • Bulutlar
  • Arama ışıkları yansımaları
  • Yıldırımlar (Yıldırım hatları, yıldırım zincirleri, yıldırım plakaları, plazma fenomeni, top yıldırım patlaması)
  • Uçakların bıraktıkları izler
  • Yalancı Güneş (Parhelya)
  • Yalancı Ay (Paraselen)
  • Sis ve pus yansımaları (Hareler, pilot hareleri)
  • Keşif balonları (Reklam amaçlı, ışıklandırılmış)
  • Baloncuklar (Lağım atıkları, sabun köpükleri)
  • Askeri test araçları
  • Askeri deneyler (Magnezyum patlamaları)
  • Göç eden kuşlar (Sürüler, bireyler, yansımalar)
  • Seraplar (Üstün seraplar, alçak seraplar)

3. En Alt Atmosfer

  • Kağıt ve diğer atıklar
  • Uçurtmalar
  • Yapraklar
  • Örümcek ağları
  • Böcekler (Sürüler, güveler)
  • Yansımalar (Elektrik yük boşalmaları)
  • Tohumlar (İpekotu tohumları)
  • Tüyler
  • Paraşütler
  • Havai fişekler

4. Yeryüzü veya Civarındaki Cisimler

  • Toz fırtınaları
  • Güç hatları
  • Transformatörler
  • Yüksek sokak ışıkları
  • Yalıtım araçları
  • Cam yansımaları
  • Su tankları
  • Yıldırım atımları
  • TV antenleri
  • Hava ölçüm panelleri
  • Otomobil ışıkları
  • Göller ve su birikintileri
  • Yol gösterici işaretlerin ışıkları
  • Fenerler
  • Buzullar
  • Açılı ve yansıtıcılı çatılar
  • Radar antenleri
  • Radyo astronomi antenleri
  • Böcek sürüleri
  • Yangınlar
  • Petrol rafinerileri
  • Sigara izmaritleri

5. Diğer Cisimler ve Nedenler

  • Gezegenler
  • Yıldızlar
  • Yapay uydular
  • Güneş
  • Ay
  • Meteorlar
  • Kuyruklu yıldızlar
  • Sonradan görüntü (After-Image)
  • Otokinezi (Sabit olmayan yıldızlar, yer değiştiren yıldızlar, düşen yaprak etkisi)
  • Ostazi
  • Göz kusurları (Astigmatizm, miyop, gözlüksüz yapıların gözlemler, gözlük yansımaları, entropikfenomenler (retina hasarları, göz cisimcikleri))
  • Halüsinasyonlar
  • Psikolojik sorunlar
  • Farklı kombinasyonlar ve özet efektler
  • Fotoğraf kayıtlarında oluşan hatalar (Gelişim hataları, kamera içi hatalar)
  • Radar hataları (Anormal kırınımlar, saçılma etkisi, hayalet görüntüler, kuşlar, böcekler, çoklu kırılmalar)
  • Sahtekarlıklar
Görsel 5: Tepedeki listenin özetlenmiş hali
Görsel 5: Tepedeki listenin özetlenmiş hali
Hazırlayan: Akdeniz Akman, 2017

Antik Uzaylılar

Uzaylılar tarafından yapıldığına inanılan antik eserler kısaca OOPArt (İng: Out-of-Place Artifact) olarak bilinmektedir. Modern UFO görüntüleri birçok şüpheciyi ikna etmemektedir, bu sebeple bazı insanlar biraz daha eskiye giderek uzaylıların bizleri daha önce ziyaret ettiklerine dair kanıtlar göstermeye çalışırlar. Çünkü bizleri ziyaret ettilerse, o zaman UFO’lar da gerçek olmalıdır.

Son 100 sene içerisinde birçok hızlı gelişme yaşadık. Ulaşım hızlandı, küresel bir iletişim sağlandı, tıp ilerledi ve Ay’a bile adım atabildik. Bu sebeple bambaşka bir gezegende bir uzaylı türünün çok daha uzun süredir var olup bizlerden katbekat daha ileride olması bir olasılıktır, hatta bizim kıtadan kıtaya seyahat etmemiz kadar kolay bir şekilde gezegenden gezegene seyahat edebiliyor olabilirler. Ancak bizleri bizzat antik dönemlerde ziyaret edip yapılarımızın inşaatına yardım ettikleri iddiası apayrı bir konudur.

Özellikle Erich von Däniken’in yazdığı Tanrıların Arabaları (1968) adlı kitap ile History Channel’da yayınlanmaya başlayan Ancient Aliens (2009) programı bu gibi düşüncelerin popülerleşmesi ile arkeoloji, mimarlık, antropoloji ve tarih gibi araştırma alanları hakkında birçok yanılgıya sahip olmamıza neden olmuşlardır (Sözdetarih ve Sözdearkeoloji gibi). Däniken’in kitabında düşündürücü cümleler de yer alabilmektedir, örneğin bizler başka bir gezegeni ziyaret ettiğimizde bizden daha az gelişmiş bir tür ile karşılaştığımız zaman onlar bizleri anımsayacak çizimler ve eserler geride bırakabilirler (bu Antik Astronot düşüncesi olarak bilinir). Aynı olayın bizim başımıza da geldiği söylenmektedir. Peki buna dair elimizde kanıt var mı?

Antik “sırları” çözmek sanıldığı kadar kolay değildir, tıpkı milyon yıllık fosilleri aramanın mezarda bir kazı yapmaya benzemediği gibi. Antik uzaylılar konusunda fikirlerini paylaşan iddiacıların kitapları, konuyla ilgili oldukça bilgili oldukları izlenimini yaratabilir. Bilgili olmak her zaman iyi bir şey olduğu anlamına gelmez, çünkü bilginin doğrusu ve yanlışı da vardır. Yazarlar düşünceleri konusunda oldukça samimi görünürler ve tarihe farklı bir açıdan bakmamızı tembihlerler. Elbette bazen farklı perspektifler gereklidir, ancak bu her zaman bizleri doğru yerlere götürecektir diye bir kaide yoktur.

Herkes tarih okumayı sevmeyebilir, yaşanılan olaylar sıkıcı gelebilir, özellikle eğitim sürecinde ezbere dayalı bir sistem sebebiyle eskiye dair olan şeyleri öğrenme hevesi körelmiştir. Ancak ortaya “açıklanmamış” ve “gizemli” gibi şeyler atıldığında ve basit bir dille anlatıldığında herkesin ilgisini birden çekebilmektedir. İnsanlar yapbozları severler, ancak nedense birbiriyle uymayan parçaları birleştirmekten de çekinmiyorlar. Örneğin Mısır’daki piramitlere duyulan onca ilgiye rağmen, uzaylılar tarafından yapılmış olduklarına inanan kaç insan Mısır’ın diğer yapılarını, mitolojik hikayelerini, piramitlerin gelişim sürecini ve krallıkları hakkında bilgi sahibidir? Bu sübjektif gizemcilik akımı öylesine yayıldı ki normalde objektif olunması gerekilen yerde, antik eserlere dair yapılan belgesellerde bile, bu “olağanüstü” kavramları görebilmek mümkündür. Haliyle insanlar “Ama bu bilgiyi bir belgeselden edinmiştim” diyebiliyorlar.

Evrende yalnız olup olmadığımızı sorgulamak ve uzaylıların atalarımızı ziyaret ettiklerini düşünmek oldukça heyecanlı konular olsa bile, bunları gereğinden fazla romantize etmek, mitolojileri yanlış yorumlamak, antik yapılar hakkında eksik bilgiler vermek ve eski insanların potansiyellerini bu yapıları tek başlarına inşa edemeyeceklerini düşünecek kadar küçümsemek demin de belirttiğimiz gibi yanılgılara sebep olmaktadır. Antik uzaylı iddialarında genellikle şunlarla karşılaşabilirsiniz:

  • “Uzaylılar yaptı demiyorum, ama uzaylılar yaptı” Mantığı: Kitap yazarı ya da program sunucusu size direkt “Uzaylılar yaptı!” demek yerine sizlere sorular yöneltip bu sonuca varmanızı sağlarlar. Örneğin “Bu yapıyı modern teknoloji olmadan nasıl inşa etmiş olabilirler?” gibi bir soruyu sorarken aslında “Eski insanların bunu yardım almadan tek başlarına inşa edebileceklerine gerçekten inanıyor musunuz?” gibi bir düşünceyi empoze ediyorlar. Ardından “Öyleyse bu insanlar uzaylılar tarafından yardım almış olabilirler mi?” gibi ek bir soruyla sizi “Uzaylılar yaptı” sonucuna ulaştırmaya çalışırlar.
  • “Mitolojik hikayeler, aslında hikaye değildir” Mantığı: Farklı mitolojik hikayelerin aslında uydurmalardan ibaret olmadığını, aksine bu hikayelerin uzaylılardan etkilenerek oluşturulduklarını söylerler. Bahsedilen tanrıların gerçekte uzaylılar olduğunu ima etmeye çalışmaktadırlar. Bunu iddia ederken de antik metinleri hatalı bir şekilde tercüme eder ya da kendi düşüncelerine uyacak şekillerde kelime oyunları kullanırlar. Sadece bunlarla kalmayıp aynı zamanda günümüzde var olan dinlerin ve kutsal kitapların da uzaylılardan kaynaklandığını belirtirler.
  • “Garip görünümlü ve ağır eserlere odaklanma” Mantığı: Antik eserleri (yani heykelleri ve yapıları) benzetim yoluyla kendi düşüncelerine uyumlu sonuçlar çıkarırlar. Bu eserler hakkında bilgi paylaşırken eksik ya da hatalı bilgiler verebilmektedirler. Genellikle insana benzemeyen figürlerden, modern araçları anımsatan heykelciklerden ve hem taşıması ağır olan hem de şekillendirilmesi zor olan bloklardan bahsetmeyi severler, hatta en iyi argümanlarını bu konuyla sunmaya çalışırlar.

Antik uzaylılar iddiasına karşı kimi arkeologlar ve araştırmacılar tarafından yayınlar yapıldığı halde iddiacılar kadar ses getiremediler. Neredeyse herkesin (bu yazıyı okuyan sizin bile) Däniken'i duymuş olması bu durumu yeterince iyi kanıtlamaktadır. Yapılan onca açıklamaya rağmen sık sık etrafta "Bilim insanları bunu açıklayamıyor!" ve "Gizemini hala koruyan eserler!" şeklinde haberler ve paylaşımlar yapıldığını görebilmekteyiz.

Sanat Eserlerinde UFO’lar

UFO vakalarının yakın tarihlerde artış gösterdiğini belirtmiştik. Peki ama bunca zamandır ziyaret ediliyorsak, birkaç yüzyıl önce yaşamış insanlar da onları görmüş olamaz mı? İşte bu nedenle ufologlar gözlerini sanat eserlerine çevirmektedirler. Ancak klasik, Orta Çağ ve Rönesans sanatı konusunda bilgili birisi değilseniz, baktığınız tablolardaki şapka ve ışık saçan cisimler birer UFO’yu andırabilecektir. Bu da o dönemi ve sanatçının bununla neyi kastettiğini anlamadığımızı gösterecektir. Bir mimar bir yapıya bu konularla hiç ilgisi olmayan bir insana oranla daha farklı gözlerle baktığı gibi sanatçılar ve sanat tarihini okumuş insanların yorumları da sanata “Hım, güzelmiş” diyen sıradan insanlara oranla daha yerinde ve tutarlı olacaktır.

Bu konuyla ilgili öne sürülen iddialarda yer alan eserler genellikle dinî semboller içermektedir, bu da temel yanlış anlaşılmaların nereden kaynaklandığını göstermektedir. Semavi dinlerle özellikle gökyüzüne olan odaklanma, bulutlar üzeri Tanrı ve melekler, Ay ve Güneş ile ışığın kutsallığı gibi motifler onların UFO'larla karıştırılmalarına sebep olmaktadır. Bu eserlerden bazıları şunlardır:

  • Carlo Crivelli - Annunciazione
  • Ventura Salimbeni - Esaltazione dell’Eucaristia
  • Sebastiano Mainardi ya da Jacopo del Sellaio – Madonna col Bambino e San Giovannino
  • Masolino da Panicale – Fondazione della chiesa di Santa Maria Maggiore a Roma
  • Paolo Uccello - La Tebaide ya da Scene di Vita Eremitica
  • Arendt de Gelder – Battesimo di Cristo

Kaçırılma Vakaları

Kaçırılma dosyalarının sıklığı özellikle 1980’lerden sonra görülmeye başlamıştır. Bu kaçırılmalarda tecavüzler, deneyler ve implantasyonlar gibi olayların yer aldığı iddia edilir. Bu tarz olaylara dair “anılar” birkaç yıl sonra psikolojik tedavi görenler tarafından dile getirilmektedir. Araştırmacıların da bildiği gibi insan beyni sahte anılar oluşturabilmektedir, ancak buna kendimiz o kadar inanırız ki sanki o anıyı gerçekten yaşadığımızı ileriye sürebilecek kadar emin davranabiliriz, o anıya hiç sahip olmamamıza rağmen.

Kaçırılma deneyimlerinde karıştırılan bir diğer durum da “Uyku Felci” olarak bilinen durumdur. Bunu da birçok kişi yaşayabildiği için ve nasıl bir şey yaşadıklarını ilk başta anlayamadıkları için uzaylılara atfedebilirler. Sonuçta Dünya üzerinde uzaylılara olan inanç oldukça yüksektir. ABD halkının yaklaşık olarak 3’te 1’i gezegenimizin ziyaret edildiğine inanmaktadır.

En bilindik kaçırılma örneklerinden birisi Betty ve Barney Hill çiftinin hikayesidir. 19 Eylül 1961 tarihinde kaçırıldıklarını iddia ederek Barney kendisinden sperm numunesi alındığını ve Betty de göbek deliğine iğne batırıldığını belirtmişlerdir. Çiftin bu olağanüstü iddiası kaçırılma olayının tarihinden yıllar sonra hipnoz altındayken “hatırlanmıştır”. Başka insanlar da benzer şekillerde psikoterapi seansı sırasında ya da hipnoz altındayken bu tarz anıların canlandığını ileriye sürmüşlerdir. Buna yönelik inanç öyle bir yayılmıştır ki uzaylılar tarafından kaçırılmalara dair bir sigorta poliçesi dahi oluşturulmuştur. Ünlü grup intiharı olayında Heaven’s Gate adlı dinî grup da bu sigortaya sahiplerdi.

Kaçırılma mitlerine katkıda bulunan bir diğer isim de Robert Bigelow’dur. Kaçırılmalarla ilgili bir ankete kısmen finansal destek sağlamıştır. 5947 kişinin katıldığı bu ankette doğrudan “Uzaylılar tarafından kaçırıldınız mı?” diye sormak yerine katılımcılara bunlardan herhangi birini tecrübe edip etmedikleri sorulmuştur:

  • Uyku felci ile uyanıp odada bir varlığı hissetmek
  • Bir saatliğine hiçbir şey hatırlamadan ortadan kaybolmak
  • Bir odada nedenini bilmeden sıra dışı ışık ve ışık topları görmek
  • Nedenini bilmeden havada uçmuş olduğu izlenimine kapılmak
  • Vücutta nasıl olduğu bilinmeyen yara izlerini keşfetmek

Bu 5 belirtinin en az 4 tanesine olumlu yanıt vermek katılımcının uzaylılar tarafından kaçırıldığına dair bir kanıt olarak görülmüştü. Yapılan çıkarımlar yaklaşık olarak 4 milyon Amerikalının ya da Dünya üzerinde 100 milyon insanın kaçırıldığı manasına gelmekteydi. Gökbilimci Carl E. Sagan ise konuyu alaylı bir üslupla yorumlamıştır: “Daha fazla komşunun fark etmemesi oldukça ilginç...”

Temel mesele şudur: Varsayalım ki gerçekten gezegenimizi ziyaret eden bir akıllı varlık tarafından kaçırıldınız. Yine de iddianızı kanıtlama yükümlülüğü sizin üzerinizdedir, örneğin uzay gemisinden bir şeyi gizlice alıp saklamanız gibi, çünkü ne çalarsanız çalın mutlaka ilginç bir obje olacağı kesindir ve inceleme altına alınacaktır.

İmplantlar

Vücutlarının içinde yabancı cisimler keşfedenler zamanla bunların bilinçli bir şekilde içlerine yerleştirildiklerine inanmışlardır. Oysa 1940’lardan beri ameliyatlarla çıkarılan bu parçaların cam kırıkları gibi oldukça tanıdık şeyler oldukları görülmüştür. Çıkarıldıkları yerler ise el ve bacak gibi darbelere sıkça maruz kalabilen yerlerdir. Bedenlerimize biz farkında olmadan yabancı maddeler girebilir. Düştüğümüzde, bir yere çarptığımızda, çıplak ayakla koştuğumuzda ve nice aktivite ile bu objelerin içimizde yer edinmeleri olası bir durumdur. En basit örneklerinden bir tanesi, kulaklarımızın içlerinde biriken kiri ancak doktora gittiğimizde öğrenmemizdir. İçine tutulan kameradan ne kadar birikintinin olduğunu görünce şaşırabiliyoruz.

Kişisel Bir Deneyim (Arsel Acar, 2016)

Askerlik yaptığım süre içerisinde bir gece nöbet tutma sırası bana gelmişti. Şehir ışıklarından epey uzak bir yerde bulunduğumuzdan dolayı yüzlerce yıldızı ve hatta Samanyolu galaksimizin sarmal kolunu az da olsa görebilmek mümkündü. Nöbet sırasında etrafı gözlemlerken ara sıra bu muhteşem manzaraya bakmaya da doyamadığım için bir anlığına başımı kaldırdığımda aniden devasa bir parlama gördüm. Gökyüzünde bir yarık oluşmuş gibi aşırı parlak ve yeşil bir şey hızlıca sağdan sola doğru 2 saniye içerisinde geçip kaybolmuştu. Ne gördüğümü anlayamamıştım, ancak buna direkt “UFO” etiketini yapıştırmak yerine araştırmak istemiştim. Daha sonrasında meteoroloji araştırmalarını incelerken bunun “Fireball” (Tr: Alev topu) denilen bir meteor olduğunu öğrendim. Kimyasallarından dolayı yeşil renk olayı dahil anlatılanlarla gördüklerim birebir uyuşuyordu. Belki bir UFO görmemiştim, ama buna üzülmek yerine, meteorlarla ilgili yeni bir şey öğrenmiştim ve böylesine muazzam bir olayı kendi gözlerimle görebildiğim için mutluydum.


Önemli Not: Buradaki yazı Arsel B. Acar ve Çağrı M. Bakırcı tarafından kaleme alınan kitap çalışmasından bir alıntıdır. Bu yazı 25.10.2018 tarihinde güncellenmiştir, bu sebeple bu tarihten itibaren kitapta bazı değişiklikler ve ek bilgiler yer alabilir.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  • Ana Görsel Kaynağı: Unsplash (@wizwow)
  • G.K. Haines. CIA’s Role in the Study of UFO’s, 1947-90. (2008, Haziran 27). Alındığı Tarih: 25 Ekim 2018. Alındığı Yer: CIA
  • T. Urban. The Fermi Paradox. (2014, Mayıs 21). Alındığı Tarih: 25 Ekim 2018. Alındığı Yer: Wait But Why
  • M. Williams. What is the Alcubierre “warp” drive? . (2017, Ocak 20). Alındığı Tarih: 25 Ekim 2018. Alındığı Yer: Phys.org
  • B. Radford. UFO Sightings & News. (2017, Aralık 20). Alındığı Tarih: 25 Ekim 2018. Alındığı Yer: Live Science
  • J. Nickell. States of Mind: Some Perceived ET Encounters. (2012, Kasım 25). Alındığı Tarih: 25 Ekim 2018. Alındığı Yer: Skeptical Inquirer
  • CUFON. List of Things Mistaken For UFO’s. (2018, Ekim 25). Alındığı Tarih: 25 Ekim 2018. Alındığı Yer: CUFON
  • D. Loxton. The Complexity of Alien Abduction and the Multidisciplinary Nature of Fringe Claims. (2016, Haziran 07). Alındığı Tarih: 25 Ekim 2018. Alındığı Yer: Skeptic.com
  • D. Coughi. .). The Art of Imagining UFOs. (2018, Ekim 25). Alındığı Tarih: 25 Ekim 2018. Alındığı Yer: Diego Coughi
  • B. Dunning. Alien Implants. (2016, Mayıs 17). Alındığı Tarih: 25 Ekim 2018. Alındığı Yer: Skeptoid
  • K. Fitzpatrick-Matthews. Bad Archaeology. (2009, Aralık 24). Alındığı Tarih: 25 Ekim 2018. Alındığı Yer: Bad Archaeology
  • SETI Institute. Drake Equation. (2018, Ekim 25). Alındığı Tarih: 25 Ekim 2018. Alındığı Yer: SETI Institute

Gerçek 'Kafa Karışıklığı': Sinestezi ve Evrim

Sistemlerin Evrimi - 4: Boşaltım Sisteminin Evrimi

Skeptisizm Editörü

Arsel Berkat Acar

Arsel Berkat Acar

Skeptisizm Editörü

Katkı Sağlayanlar

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim