Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

1950'nin sıcak bir yaz gününde Los Alamos Ulusal Laboratuvarında sıradan bir öğle yemeğiydi. Ancak böylesi üst düzey bir laboratuvardaki öğle yemekleri bile sıra dışı muhabbetlere sahne olabiliyor. Hele ki yemekte bir araya gelenler, dönemin en üst düzey nükleer fizikçileri olan Edward Teller, Herbert York, Emil Konopinski ve Enrico Fermi ise...

Bu isimler çoktan "insanlığın nükleer çağı" olarak bilinen dönemi inşa etmiş dehalardı. Bu isimler ve daha nicelerinin çalışmaları sonucunda hem nükleer santraller ve nükleer bombalar gibi teknolojiler mümkün oldu, hem de atom fiziğinde yepyeni devrimler yaratılabildi. Ancak bu hikayede bizi ilgilendiren, spesifik bir öğle yemeği sırasında bu arkadaşlar arasında geçen muhabbet.

Sohbet, yakın zamanlarda gazetede çıkan UFO haberleri üzerineydi. Uzayda yaşam ihtimalinden bahsediyorlardı. Özellikle de önlerindeki 10 yıl içinde ışıktan hızlı giden cisimler keşfetme ihtimalini tartışıyorlardı. İşte anlatılana göre bu sırada Enrico Fermi, olduğu yerde birden sıçrayarak o meşhur soruyu sordu: "İyi ama... Herkes nerede?"

Arkadaşları, o başka hiçbir şey söylemese de, bahsettiği şeyi biliyordu: İstatistiki olarak düşünülecek olursa, Evren yaşam kaynıyor olmalıydı. Evren'in baktığımız her köşesinde öyle veya böyle canlılığa rastlamalıydık. Fakat bugüne kadar ne UFO'ların gerçekten uzaylılara ait araçlar olduğunu ispatlayan tek bir kanıt üretilebildi, ne de teleskoplarımız ve uzay sondalarımızla canlılığa dair herhangi bir ize rastlayabildik. Bu durumda, tıpkı Enrico Fermi gibi, biz de size soruyoruz: Herkes nerede?

Yaşamın İstatistiki Olasılığı

Şunu bir düşünün: Sadece Samanyolu Galaksisi içinde, Güneş'imize benzer özelliklerde 20 ila 40 milyar adet yıldız bulunuyor. Gözlenebilir Evren içinde en azından 100 milyar galaksi olduğu düşünülüyor - ki bu sayı muhtemelen 300 milyarı geçiyor. Cüce galaksiler de buna dahil edilecek olursa, sayının 7.5 - 10 trilyon civarında olduğu hesaplanıyor! Yani Evren'de milyar kere trilyonlarca yaşam barındırma potansiyeline sahip yıldız bulunuyor.

Sadece Samanyolu Galaksisi içerisinde 40 milyar civarında Dünya-boyutlu, kendi yıldızlarının yaşanabilir bölgesinde bulunan gezegen olduğu düşünülüyor. Sadece Samanyolu Galaksisi'nde, bunun iki katı kadar uydu gök cisminin yaşanabilir olma potansiyeli bulunuyor. Bu yaşanabilir olma potansiyeli bulunan gezegenlerin 11 milyar civarı Güneş-benzeri yıldızların etrafında dönüyor.
Sadece Samanyolu Galaksisi içerisinde 40 milyar civarında Dünya-boyutlu, kendi yıldızlarının yaşanabilir bölgesinde bulunan gezegen olduğu düşünülüyor. Sadece Samanyolu Galaksisi'nde, bunun iki katı kadar uydu gök cisminin yaşanabilir olma potansiyeli bulunuyor. Bu yaşanabilir olma potansiyeli bulunan gezegenlerin 11 milyar civarı Güneş-benzeri yıldızların etrafında dönüyor.

Ki burada sözünü ettiğimiz, bildiğimiz anlamıyla, karbon-temelli ve su barındıran gezegenlerde ortaya çıkan yaşam. Yaşamın alternatif formlarından söz etmiyoruz bile! Bu trilyon kere katrilyonlarca yıldızın en azından %25'inin etrafında, ortalamada 5 gezegen ve en azından 1 kayalık gezegen olduğu tahmin ediliyor. Dünya, bu kadar çok sayıda gezegenden sadece bir tanesi... 

Yaşam, Dünya'nın ömrünün ilk birkaç yüz milyon yılı içinde, yani günümüzden 4 milyar yıl kadar önce, abiyogenez ve kimyasal evrim yoluyla başladı. Yani yıldızlarına belli bir mesafede bulunan, yani Goldilocks Bölgesi içinde bulunan gezegenlerdeki koşullar, bildiğimiz anlamıyla yaşamın doğal yollarla evrimleşmesi için uygun gözüküyor - ki milyar kere trilyonlarca gezegenden birçoğu da, uygun bölgenin içinde bulunuyor olmalı. Dolayısıyla bunlarda yaşam, çoktan evrimleşmiş olmalı.

Aşağıdan izleyebileceğiniz Simülasyon Teorisi ve Kardashev Ölçeği ile ilgili videolarımızda da anlattığımız gibi, bu canlılardan bir kısmı medeniyetler inşa edip, galaksilere yayılmaya başlamış olmalıdır.

Öyle ki, şu andaki aşırı yavaş uzay araçlarımızın erişebildiği hızlar sayesinde bile sadece birkaç milyon yılda Samanyolu Galaksisi'nin bir ucundan diğerine gidebilmeliyiz. Bu kulağa uzun bir süre gibi gelse de, jeolojik ve kozmolojik skalada milyonlarca yıl bir hiçtir! Yani teoride, bugüne kadar, uzaylılara ait olduğundan emin olduğumuz en az bir uzay aracı veya uzay sondası görmeliydik.

Bu konudaki görüşlerini sorduğumuz YouTube ailemiz buradaki gibi, Twitter ailemiz ise aşağıdaki gibi yanıtlar verdi:

İşin öteki yüzü olan pratik tarafta ise şu gerçek var: Bugüne kadar bırakın yıldızlarına veya galaksilerine hükmeden Tip-2 veya Tip-3 medeniyetleri, bırakın hipergerçekçi evrimsel tarih simülasyonları yaratan Tip-4 ve üzeri zeki medeniyetleri, canlı sayabileceğimiz hiçbir varlıkla, bir bakteriyle bile karşılaşmadık. UFO'ların gerçekten uzaylı olduğuna yönelik iddialarının istisnasız hepsi asılsız safsatalardan ibaret. Dolayısıyla yüksek olasılıklar veren hesaplarımız ile gözlemsel verilerimiz uyuşmuyor. İşte bu uyumsuzluğa Fermi Paradoksu adını veriyoruz.

Fermi Paradoksu'nun Olası Çözümleri

Peki paradoksu çözebilir miyiz? Henüz değil; çünkü elde yeterince veri yok. Ancak bilim ilerleyişini sürdürüp, veriler toplamaya devam ederken, paradoksa yanıt olabilecek bazı olasılıkları (yani hipotezleri) biriktirebiliriz. Yeni veriler ışığında bu hipotezleri eleyip, gerçeğe en yakın olanları bir araya getirerek Evren'de Yaşam Teorisi gibi bir teoriyi inşa etmeyi başarabiliriz. Gelin eldeki olasılıklara bir bakış atalım:

Büyük Filtre Hipotezi Nedir?

İlk olarak karşımıza Büyük Filtre Hipotezi çıkıyor. Evrim Ağacı okurları evrim mekanizmalarına aşinadır; dolayısıyla şöyle anlatalım: Büyük Filtre'yi, Doğal Seçilim'in kozmolojik bir versiyonu gibi düşünebilirsiniz. Yani türler bazında değil de, medeniyetler bazında işleyen bir seçilim mekanizması...

Medeniyetler Kendi Kendilerini Yok Ediyor Olabilirler

Biyolojik yollarla evrimleşen beyinlerimiz sayesinde ürettiğimiz teknolojiler, bir noktada kontrolümüzden çıkarak medeniyeti yok ediyor olabilir. Bunu, Yapay Zeka'nın kontrolden çıkması gibi bilimkurgusal şekillerde de düşünebilirsiniz, nükleer bomba teknolojisinin kullanılmasıyla medeniyetlerin yerle bir olabileceği gerçeği şeklinde de... Her nasıl olursa olsun, medeniyetler kusursuz zekalara sahip olamadıkları ve belli düzeyde güç, üstünlük ve baskınlık gibi ihtiraslar taşıdıkları için kendilerini yok ediyor olabilirler. Ya da G.O.R.A.'dan Bob Marley Faruk'un deyimiyle: "Belki de kendi kendimizi yok etmeye programlanmışızdır?"

Medeniyetler Birbirlerini Yok Ediyor Olabilirler

Daha da ürkütücü bir olasılık, yaşamın kendi kendisini değil, birbirini yok etmeye programlanmış olmasıdır. Sonuçta Dünya'daki yaşamın büyük bir kısmı birbirini yemeye veya birbirine karşı savunmaya yönelik evrimleşmiştir. Bir aslanın bir gazelin gırtlağını parçalaması şiddet ve vahşettir; ancak doğal dengenin bunun üzerine kurulduğunda hemfikirizdir. O gazel ölmezse, sevimli aslan yavruları asla hayatta kalamazlar. İş insanlara gelince aynı fikirden rahatsız oluruz; çünkü kültürel olarak başkalarının yaşamlarına müdahale etmenin kötü bir şey olduğuna kanaat getirmişizdir.

Fakat oyun alanı bütün evren, oyuncular birbirinden farklı güçlerdeki medeniyetler olduğunda, aslan ile gazel arasındaki var oluş mücadelesi, yani Doğal Seçilim devreye giriyor olabilir. Medeniyetler birbirleriyle karşılaştıklarında, en uyumlu ve güçlü olanların hayatta kalması şeklinde bir rekabet beliriyor olabilir. Bu durumda da çok az sayıda medeniyet ayakta kalabilir ve birçoğu birbirini süreç içinde yok edecektir. Bu da, bizlerin uzayda neden medeniyetler görmediğimizi açıklayabilir.

Bu sadece birbiriyle karşılaşan medeniyetlerde görülmüyor da olabilir. Doğal gelişimlerinin bir uzantısı olarak uzaya açılan medeniyetler, diğer medeniyetleri katlediyor olabilir. Çünkü insanı düşünün: İnsan-benzeri duygulara sahip türler, az miktarda teknoloji ve bol miktarda egolarıyla yola çıkıp, tıpkı bizlerin Dünya'da yaptığımız aptallığı takip ederek diğer yaşamları katlediyor olabilirler. Mesela diğer medeniyetlerle irtibat kurmayı seçen medeniyetler, habersiz bir şekilde kozmik olarak dezavantajlı konuma düşerek evrimsel süreçte eleniyor olabilir; çünkü baskın medeniyet, yaşamın olduğunu tespit ettiği gezegenleri yok ediyor, kolonize ediyor veya malzeme olarak kullanıyor olabilir. Sonuçta gelişmiş düzeydeki ilk medeniyetler, diğer medeniyetlerin kendilerine rekabet yaratmasını istemiyor ve potansiyel gördükleri medeniyetleri engelliyor olabilirler.

Tabii bir olasılık da, bu üstün yaşam formlarının diğer yaşam formlarını basitçe umursamıyor olmaları olabilir. Bir ev inşa etmeniz gerektiğinde, inşaat alanında yaşayan karıncaların, sincapların veya farelerin hayatını umursuyor musunuz? Tip-2 veya Tip-3 bir medeniyet, daha Tip-1 bile olamamış düşük bir medeniyetle karşılaştığında, sistem veya galaksilerini umursamazca tüketiyor olabilir. Sonuçta biz yaşamı ilk gördüğümüzde elbette şaşıracağız ve eğer tehdit unsuru değilse, belki korumaya da çalışacağız. Ancak bu şekilde yüzlerce, binlerce yaşam formuyla karşılaştığımızda artık bu sıradan bir olay haline gelecek ve basitçe, "işimize bakacağız". Her neye ihtiyacımız varsa onu alacak, bu süreçte yok olan medeniyetleri umursamayabileceğiz.  

Doğa Yasaları Büyük Filtre'ye Takılıyor Olabilir

Ancak Büyük Filtre illa medeniyetler düzeyinde işlemek zorunda değil. Süreçler de filtreye takılıyor olabilir.

Örneğin abiyogenez yoluyla yaşamın evrimi, yani cansız moleküllerin kimyasal evrim sonucunda canlılığı ortaya çıkarması, eğer ki aşırı düşük olasılıklı bir olaysa, devasa yıldız ve gezegen sayısı bile canlılığın tekrar tekrar ortaya çıkabilmesi için yeterli olmayabilir. Sonuçta devasa büyük bir sayıyla, inanılmaz küçük bir olasılığı çarparsanız, bu ikisi arasındaki dengeye bağlı olarak çok küçük bir sayı elde etmeniz de mümkündür. Dünya, bu düşük olasılıklardan birinin yaşandığı nadir vakalardan biri olabilir. 

Tabii Büyük Filtre abiyogenezden ötesinde de devreye giriyor olabilir. Mesela abiyogenez epey olası bir süreçse bile; belki de mitoz bölünmeden mayoz bölünmenin evrimleşmesi çok zor bir olaydır? Bu durumda yine galaksiye yayılabilecek medeniyetlerin ortaya çıkma ihtimali çok düşük olabilecektir. Benzer şekilde, evrimin tüm basamakları olası olabilir ve belki de medeniyetler sıradan şekillerde tekrar tekrar evrimleşiyordur; ancak bunlar doğal felaketlerin, örneğin bir göktaşı çarpması veya süpervolkanizma gibi olayların aşırı sık yaşanmasından ötürü yok olup duruyorlardır. Yani Büyük Filtre Hipotezi, Doğal Seçilim'in amansız düzeydeki bir versiyonu olabilir.

Zekanın Evrimi Çok Nadir Olabilir

Öte yandan belki de bu tip bir seçilim baskısının şiddeti sandığımız kadar güçlü değildir ve gerçekten de canlılık Evren'de milyonlarca defa evrimleşmiştir. Bu durumda, bu canlılığı tespit edemiyor oluşumuzu açıklayan bir olasılık, zeki canlılığın henüz evrimleşmemiş veya aşırı az sayıda evrimleşmiş olmasıdır.

Sonuçta evrimin bir amacı yok; medeniyetler inşa edebilecek düzeyde zeki canlıların ortaya çıkması şart değil. Ve eğer ki insandan bile gelişmiş medeniyetler henüz yaygın değilse, teleskoplarımızın düşük çözünürlüğü ve uzayda taradığımız hacmin küçüklüğü düşünülecek olursa, bu basit yaşamın izlerini göremiyor olabiliriz. Sonuçta Mars'tan Dünya'ya baktığınızda bile Dünya'da yaşam olduğuna dair hiçbir iz göremezsiniz. Kaldı ki on milyonlarca ışık yılı uzakta bulunan gezegenlerdeki, yani günümüzden on milyonlarca yıl öncesine ait ışığın bize ulaştığı gezegenlerdeki canlılığı tespit edebilelim.

Mars'tan Dünya...
Mars'tan Dünya...
NASA
Uzaydan Dünya...
Uzaydan Dünya...

Öyle ki, uzayın baktığımız bölgelerinde şu anda aslında medeniyetler olabilir ve biz bunu göremiyor bile olabiliriz. Çünkü bu medeniyetlerin evrimleştiği son birkaç bin yılda üretilen ışık, henüz Dünya'ya ulaşmamıştır ve milyonlarca yıl boyunca da ulaşmayacaktır! Çünkü ışık hızı sonsuz değil, sınırlıdır. Dolaysıyla uzayın derinliklerine baktığımızda, gezegen ve yıldızların milyonlarca yıl önceki geçmişlerini görüyoruz; bugünlerini değil. 

Bunu şöyle anlatalım: 70 milyon ışık yılı uzaktan, hiper bir teleskopla Dünya'ya bakan biri, insanların değil, dinozorların hükmettiği bir Dünya görecektir; çünkü günümüzden 70 milyon yıl önce yola çıkan ışığı toplayabilmekte ve görebilmektedir.

Bu arada şunu da söylemekte fayda var: En gelişmiş teleskoplarımızın çözünürlükleri bile gezegenler üzerindeki canlıları görebilecek kadar hassas değildir. Hatta gezegenleri bile çoğu zaman bulanık noktalar ve hatta yıldızları üzerine gölge düşüren ufak sinyal gürültüleri olarak görebiliyoruz. Yani teleskopların nasıl çalıştığı da iyi anlaşılmalı.

Tabii medeniyetler evrimleşmiş olabilir; ancak tıpkı bizler gibi sınırlı teknolojiye sahip olabilirler. Dolayısıyla henüz görebileceğimiz büyüklükte medeniyetler inşa edememiş olabilirler. Sonuçta burada da anlattığımız gibi, bizim medeniyetimiz de oldukça gülünç bir seviyede; henüz Tip-1 bir medeniyet bile değiliz! Yaşam 4 milyar yıllık tarihe sahip olsa da, türümüz sadece son 300.000 yıldır var, profesyonel sayılabilecek anlamda bilime ise sadece son 200-300 yıldır sahibiz. Yani eğer Büyük Patlama, herhangi bir yılın 1 Ocak'ında saat 00:00'da yaşanmış olsaydı, insanlık o yılın 31 Aralık gününde, saat gece 22:24 civarında ilk defa evrimleşirdi. Tarıma ve yerleşik yaşama, 31 Aralık'ta gece 23:59'u 32 saniye geçe geçmiş olurduk. Biz, bu kadar yeni bir türüz! Diğer medeniyetler de aynı durumdan muzdarip olabilirler. 

Evren'in Ücra Bir Köşesinde Evrimleşmiş Olabiliriz

Bir diğer olasılık ise, aslında bol miktarda bulunan medeniyetlerden çok uzakta, Evren'in ücra bir köşesinde bulunuyor olma olasılığımızdır. Sonuçta Evren devasa bir yapı ve biz, şanssız bir köşesinde evrimleşmiş olabiliriz.

Evren Çok Genç veya Ufak Olabilir

Veya Evren halen aşırı genç olabilir. Sonuçta daha katrilyon kere katrilyon kere katrilyonlarca yılın bile yanında ufacık kalacağı kadar ömrü olan bir yapıdan söz ediyoruz. 13.82 milyar yıl, yaşam kaynayan bir yapıya bürünmek için çok kısa olabilir. Hele ki Çoklu Evrenler Teorisi doğruysa, akıl almaz sayıdaki evrenin her biri, akıl almaz sürelerdir var olabilir. Bunlar yanında bizim evrenimiz belki de çok minik ve çok gençtir, kim bilir?

Medeniyetler Gezegenlerine Hapsoluyor Olabilir

Başka olasılıklar da var: Örneğin Kardashev Cetveli ile ilgili yazımıza da haklı olarak gelen bir soru, Tip-2 veya Tip-3 medeniyetlerin nereden malzeme bulacağı konusuydu.

Gezegenlerin madde miktarı son derece sınırlı ve asteroidler de fazlasıyla ufak ve uzak cisimler... Belki de medeniyetler, her ne kadar büyük potansiyele sahip olsalar da, malzeme yetersizliğinden ötürü evrimleştikleri gezegende hapsoluyorlardır?

Bu, kozmik bir şaka olurdu; ancak devasa yapılar inşa etmek için aşırı düzeyde malzeme gerekiyor ve buna erişim sağlamak çok zor olabilir.

SETI Paradoksu: Yanlış Zamanda Yanlış Şeyi Yapıyor Olabiliriz

Daha da fenası, yanlış zamanda yanlış şeyi yapıyor olmamızdan ötürü yaşamı bulamıyor olma ihtimalimiz de var. SETI Paradoksu olarak bilinen bir paradoksa göre, medeniyetler diğer medeniyetlere sinyal göndermeye çalışmak yerine, diğer medeniyetleri dinlemeye çalışıyor olabilirler.

Bu durumda kimse sinyal göndermediği için, kimse de birbirini duyamıyor olabilir. Sonuçta biz bile uzaya sadece birkaç defa kastî sinyaller gönderdik; çoğu zaman sadece dinleme halindeyiz. Hatta diğer medeniyetler anlamlı sinyalleri çok kısa bir süreliğine gönderiyorlarsa, bunları doğru zamanda ve doğru şekilde dinlemek ve tespit etmek aşırı güç olabilir. Bu nedenle medeniyetler birbirlerinin asla farkına varamıyor olabilirler.

Tabii eğer ki sinyallerin tipi veya doğası farklıysa ve biz doğru frekansta dinlemiyorsak da kimseyi duymayı bekleyemeyiz. Sonuçta biz genellikle radyo sinyallerini takip ediyoruz; ancak Tip-3 bir medeniyetin radyo sinyalleri kullanmak zorunda olmadığı aşikar. Doğru bir frekansı veya dalga türünü tutturduğumuzda, intergalaktik bir sohbetle karşılaştığımız anı düşünsenize!

Hayvanat Bahçesi Hipotezi: Medeniyetler Bizimle Bilerek İrtibat Kurmuyor Olabilir

Tabii daha çılgın olasılıklar da var: Medeniyetler bizimle bilerek irtibat kurmuyor olabilir... Çünkü bu, Birinci Direktife yani Prime Directive'e aykırıdır.

Star Trek izleyenler bilirler: Galaktik bir medeniyet, uzaylı medeniyetlerin iç işlerine ve doğal gelişimine karışmamalıdır. Yani Hayvanat Bahçesi Hipotezi olarak da bilinen bu açıklamaya göre, uzaylılar varlığımızın farkında olup da bize karışmıyor olabilirler; sonuçta bizler de hayvanat bahçesindeki hayvanları gözleriz ve onlara pek müdahale etmemeye çalışırız. 

İnsanlar ve Yaşam Gerçekten "Özel" Olabilir

Bir diğer olasılık ise, bunların hepsinin hatalı olması ihtimali. Belki de insanlar gerçekten özel bir türdür ve gerçekten de bilinçli bir varlık tarafından, özenle var edilmişlerdir?

Bu bilinç bir tanrı veya bir tanrıdan ayırt edemeyeceğimiz kadar gelişmiş bir diğer medeniyet olabilir. Bu medeniyet veya bilinç, kutsal kitaplarda anlatıldığı gibi de olabilir; ancak bambaşka bir doğaya da sahip olabilir.

Örneğin belki de bizler, uzaylılar tarafından yapılan deneylerin ürünüyüzdür? Daha önceden detaylarını anlattığımız Simülasyon Teorisi'nin bir formu olan Planetaryum Hipotezi, uzaylılar için Dünya'nın deneysel bir simülasyondan ibaret olduğunu söylemekte...

Medeniyetler Çoktan Aramızda Olabilir

Tabii belki de diğer medeniyetler bizimle çoktan irtibata geçti ve hatta aramızda bulunuyorlar!

Ancak UFOloji sahası öylesine çok sayıda komplo teorisi ve yalanla örülü ki, bu yazımızda bu olasılığa ve benzeri uçuk iddialara girmek istemiyoruz. Hoş, yukarıdakiler daha az uçuk mu emin değiliz ama...

Sonuç: Bilimin Boş Hipotezi

Anlayacağınız, elde çok sayıda hipotez ve çok az sayıda veri var. En basitinden, uzaylı bir medeniyet varsa bile neler yapmak isteyeceğini hayal etmesi bile güç! Belki de yayılmak istemiyorlardır? Belki de insanlar ilgilerini çekmiyordur? Belki de psikolojik yapıları "yayılma", "işgal", "kolonizasyon" gibi kavramları algılayamayacak kadar farklı evrimleşmiştir? Belki de bu olasılıkların hepsi hatalıdır ve tamamen başka bir olasılık doğrudur? 

İşte yine aynı noktaya geliyoruz: Hayal gücünün sınırlarını zorladığımızda, karşımıza çıkan olasılıkların sonu yok ve diğer yazılarımızda da anlattığımız gibi yine, bilimin boş hipotezi, bu saydığımız hipotezlerin hepsinin hatalı olduğunu varsaymamızı gerektiriyor.

Yapmamız gereken, bu hipotezleri aklın bir köşesinde tutup, daha çok veri geldikçe bunları elemek, şekillendirmek, gözden geçirmek... Asla ve asla bunlardan birine saplanıp kalmamak ve hoşumuza giden bir tanesinin nihai gerçek olduğunu varsaymamak. Çünkü bunu yapacak olursak, gerçekten de doğru olan olasılığı tutturma ihtimalimiz yok denecek kadar az. Bu durumda, bilimin ilerleyişine ve gerçeğe ulaşma olasılığımıza da ket vurmuş olacağız.

Orada bir yerlerde en azından basit düzeyde yaşamın var olması çok olası. Ancak henüz ona ulaşamadık. Bu da, çok daha fazla çalışmamız, gözümüzü çok daha fazla uzaya dikmemiz ve yaşamı çok daha yakından tanımaya başlamamız gerektiği anlamına geliyor. Ya da usta bilimkurgu yazarı Arthur C. Clarke'ın da dediği gibi:

İki olasılık var: Ya Evren'de yalnızız, ya da değiliz. Her iki olasılık da, eşit derecede ürkütücü...
Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 5
  • Tebrikler! 11
  • Bilim Budur! 6
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 3
  • Güldürdü 1
  • İnanılmaz 3
  • Umut Verici! 2
  • Merak Uyandırıcı! 7
  • Üzücü! 4
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 1
  • Korkutucu! 2

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 17/11/2019 14:27:00 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/1084

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Reklam
Reklam
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Dikkatimizi Evren ile ilgili gerçeklere ne kadar çok çevirirsek, içimizdeki yok etme güdüsü bir o kadar azalacaktır.”
Rachel Carson
Geri Bildirim Gönder