Fermi Paradoksu Paradoksu: Fermi'ye Atfedilen Soru Ona Ait Olmayabilir; Paradoks da Paradoks Olmayabilir!

Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Daha önceki bir yazımızda ve aşağıdaki videomuzda Fermi Paradoksu'ndan detaylıca bahsetmiştik. Bu içeriğimiz ve yazımız, bilim camiasında genel geçer olarak kabul edilen anlatıyı takip etmekteydi.

Ne var ki o yazıda ve bu videomuzda Fermi Paradoksu'na kuşkuyla yaklaşan ve gerçekçi bir soru/paradoks olarak görmeyen araştırmacılardan ve perspektiften bahsetmemiştik. Bu yazımızda, bu eksiği giderecek ve Fermi Paradoksu'nun neden Enrico Fermi'ye ait olmayabileceğinden ve neden bir paradoks da olmayabileceğinden söz edeceğiz.

Fermi Paradoksu Nedir?

Fermi Paradoksu'nu hatırlamak için, kısa bir tanımı fizikçi Paul Horowitz’den alalım. Herewitz, "Evren'de Yaşam Arayışında Yeni Bir Çağ" (A New Era in the Search for Life in the Universe) başlıklı kitabında Fermi paradoksu hakkında şunu söyler:

Eğer ileri teknolojili bir uygarlık galaksimizde 1 milyar yıla yakın zaman boyunca yaşıyor idiyse ve onlardan bazıları yıldızlar arası yolculuk ve kolonileştirmeyle uğraşıyor idiyse, neden biz onların [dünyaya] ziyaretine dair fiziksel hiçbir delile rastlamadık?

Biraz daha teferruata inelim: Bu argümanın tezine göre gözlemlenebilir evrende 1022 ve 1024 tane yıldız vardır. Bu rakam birin ardına 22 veya 24 tane sıfır koyulması demektir. Bu öyle büyük bir rakam ki Google'a İngilizce olarak 1022 yazsanız, bu rakamın açılımını yazmak yerine, bilimsel notasyonda "1e+22" yazmaktadır.

Argümanın tezine göre bu 25 haneli yıldız sayısının %5 ila %20 arası bizim Güneş'imizle benzer özellikleri taşımaktadır. Tezin savunucularının bir önerisine göre, bu yıldızların %5'i güneşimize benzer özellik taşımaktadır. Bu da 500 kuintilyon, yani 500 milyar kere milyar “Güneş'e” denk gelmektedir. Ya da açacak olursak 500'ün ardından 18 tane sıfır gelmesi demektir: 500.000.000.000.000.000.000

PNAS'ta yayımlanan bir makaleye göre, bu “Güneşlerin” ya da Güneş-benzeri yıldızların %22'si, etrafında bizim yerimize benzer özelliklere sahip bir gezegen barındırmaktadır. Bu 500 kuintilyonun 5'te 1'i demektir; yani Evren'de 100 kuintilyon tane Dünya'mıza benzer gezegen dolaşmaktadır. Bu sayı hakkında bir kıyaslama yapalım: Evren'de, Dünya'daki her kum tanesine karşılık, 100 tane Dünya-benzeri gezegen vardır!

Paradoksun savunucuları, bu noktadan sonra bir gözlemleme veya araştırmaya dayanmayan, sadece tahminle devam etmektedir: Eğer bu Dünya-benzeri gezegenlerin sadece %1'inde bile hayat oluştuysa, o zaman 1 kuintilyondan fazla gezegende hayat var demektir. Eğer bu 1 kuintilyon gezegendeki hayatın yine %1'inde bile hayat çok ileri seviyedeyse ve bizden binlerce yıl ilerideki teknolojiye ulaşmayı başardıysa, o zaman evrende 10 katrilyon gezegende bizden binlerce yıl ileride olan hayat var demektir. Bu sayı, 1'in ardına 15 sıfır eklenmesi demektir: 10.000.000.000.000.000

Tüm bu sayılar, Gözlenebilir Evren'in tümü için geçerli olan sayılardır. Oranlar üzerinden giderek sadece kendi galaksimiz üzerine bir tahminde bulunacak olursak, galaksimizde 1 milyar tane hayat olmalıdır. Bunların yine %1'i bizden binlerce yıl ileri seviyeye, yıldızlararası yolculuk yapabilecek seviyeye ulaşabildiyse, galaksimizde 100 bin tane ileri seviye uygarlık olmalıdır.

Şimdi, "paradoks" olarak algılanan argüman burada devreye girmektedir: Galaksimizde bu kadar çok sayıda hayat olması gerekirken, binlerce "çok ileri seviye uygarlık" olması gerekirken, neden bunlara dair bir sinyal, bir delil, bir iz, bizim Voyager 1'imiz gibi bir rokete veya uzay sondasına rastlayamıyoruz? Hem de yıllardır arıyor olmamıza rağmen?

Argüman sadece bununla sınırlı kalmaz: Çok ileri seviye uygarlıkların neye benzemesi gerektiğini tanımlar, onların yıldızlar arası yolculuk yapabilmesini sağlayacak hipotetik yöntemler sunar ve hatta “Şimdiye kadar çoktan galaksiyi kolonileştirirdi.” argümanında bulunur. Buna bağlı olarak, galaksimizin kolonileştirilmemiş olmasını paradoks olarak sunar.

İşte bu paradoksun da, fizikçi Enriko Fermi tarafından ilk olarak vurgulandığını veya popülerleştirildiğini söyler. Buna ek olarak, bu paradoksun meşhur fizikçi Enrico Fermi'nin bir öğle yemeğinde ortaya attığı söylenir. İşte bu yüzden Fermi Paradoksu olarak anılır. Bu argüman, doğrudan olmasa da, dolaylı yollardan uzayda bizden başka akıllı yaşam var olmadığını iddia etmek için de kullanılmaktadır.

Kısaca özetlersek: Fermi Paradoksu olarak bildiğimiz soru, uzayda akıllı yaşam ya da yaşam var olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu ortaya koyarak, bu yüksek ihtimalli uzaydaki akıllı yaşam belirtisi hakkında hiçbir delilin bulunmayışını, onlarla bir irtibat kurulmadığını yahut kurulamamasını, onlara ait bir Voyager 1 gibi iz veya bir sinyal, varlığına dair bir ilan var olmaması gibi durumları birleştirerek ortaya bir soru atar: Var olma ihtimali bu kadar yüksek iken niye yoklar? Belki de onlar yoklar?

Bu konudaki çok daha detaylı açıklamaları buradaki yazımızdan okuyabilirsiniz.

Fermi Paradoksu, Fermi'ye Ait Değildir!

Konuya bu argümanın Enrico Fermi'ye ait olmadığını, aslında kime ait olarak görülmesi gerektiğini göstererek başlayalım:

Bu tez, uzayda akıllı yaşam araştırma fonunun kapatılması gerektiği, bunu aramanın boş yere para, bütçe ve enerji harcadığı tartışmaları yüksek olduğu dönem olan 1970'lerin ve 1980'lerin başında meşhurluk kazandı. İşin garibi de şudur ki, bu tezi veya sözde paradoksu tekrarlayanlar bu tez ile alakalandırdığı fizikçi Enriko Fermi'den pek bir alıntı yapmazlar. Enriko Fermi bu tez hakkında hiçbir kitap veya makale yazmadı, uzaylıların var olma ihtimalini çürüten bir kitap, bir makale veya konferans düzenlemedi, onun bu konuda hiçbir yayını yok. Öyleyse bu tez niye Fermi paradoksu olarak bilinir?

Bu paradoksun önericilerine göre 1950 yılında fizikçi Enrico Fermi, 3 diğer fizikçiyle beraberdi: Emil Konopinski, Edward Teller ve Herbert York. İddiaya göre Enrico Fermi, onlara bir öğle yemeği sırasında tezini anlattı ve diğerlerine sordu: “Eğer uzaylılar (başka gezegende oluşan akıllı hayatın üyeleri) gerçekten var ise onlar nerede?” Argümanın bazı önericilerine göre Enriko Fermi, tam da bu yemek sırasında bu paradoksu ortaya attı.

Fizikçi ve yazar Eric Jones, Enrico Fermi'nin de bulunduğu öğle yemeği tartışmasında, orada bulunan diğer fizikçilerle iletişime geçti ve onlardan tartışma hakkında bilgi topladı. Bu bilgilerini ise kendisinin “Herkes Nerede? Fermi'nin Sorusunun Beyanı” adlı makaleyle Royal Astronomical Society isimli dergide yayınladı. Eric Jones’un kitabında tartışmadaki diğer 3 fizikçinin mektupları da var.

Kitaba göre, Enrico Fermi'nin soruyu nasıl sorduğunu Konopinski şöyle hatırlıyor: “But where is everybody?” yani “Ama herkes nerede?” Edward Teller ise Fermi'nin “Where is everybody? (Herkes nerede?)” diye sorduğunu hatırlıyor. Herbert York ise Fermi'nin “Do not you wonder where everybody is?" ("Herkesin nerede olduğunu merak etmiyor musunuz?") diye sorduğunu hatırlamaktadır.

Peki, bu oldukça yakın hatıralar, onun bu “paradoksun” sahibi olduğunu ileri sürmeye yeter mi? O sohbette bulunan diğer 3 fizikçiye göre hayır, asla. Eric Jones’in kitabının 3. sayfasında, bu tartışmaya katılanların beyanları da var. Bizzat orada bulunan 3 fizikçiye göre onlar, o öğle yemeğinde The New Yorker dergisinin uzaylılar hakkındaki bir karikatürü üzerine konuşmaktaydılar. İşte o zaman Enriko Fermi bu tezi anlattı ve orada bulunanlara “Where are they?” yani “Onlar nerede?” diye sordu. Size o anları tartışmadaki fizikçiler anlatsın:

…ve o [Enriko Fermi], fikirlerini, uzaylıların bizi asla ziyaret etmemiş olmasının sebebi muhtemelen yıldızlararası yolculuğun imkânsızlığı veya yıldızlararası yolculuk imkânsız değilse de çektiğin zahmete, sarf ettiğine emeğe değmiyor oluşu ya da bu seviyedeki bir uygarlık bu seyahati gerçekleştirecek kadar ömrü olmamasıdır diyerek sonuçlandırdı.

York ve Teller, Enrico Fermi'nin o tartışmada yıldızlar arası yolculuğun imkânsızlığını ortaya koymaya çalıştığını düşündüklerini söylemektedir. Yani hiç kimse bu tartışmada Enrico Fermi'nin uzayda başka yaşam olmadığını ima veya iddia ettiğini düşünmemektedir.

O tartışma esnasında orada bulunmuş fizikçi Dr. Edward Teller bu tartışmayı yazıya döken Eric Jones'a yazdığı mektupta şöyle demektedir:

Ondan sonra, tam da sohbetin ortasında o [Fermi], ortaya beklenmedik bir soru attı: “Herkes nerede?” Kesin emin olduğum bir şey şudur: İnsanların “Dediğiniz doğru ise, herkes nerede?” diye Fermi'den yaptığı alıntı yanlıştır. Fermi, bu soruyu o an devam etmekte olan hiçbir diyaloğa bağlamamıştı. Bu sorudan sonra büyük ve uzun kahkaha attık. Sonuçta Fermi aniden konuşmamıza alakasız bir şey demiş olsa bile, oradaki herkes onun uzayın başka bir yerindeki yaşamdan bahsettiğini biliyordu. O gün, o konuşmada, uzaydaki yaşamların arasındaki mesafenin çok uzak olduğundan, bizlerin galaksinin metropolünden uzakta oduğundan ve diğer herkesten uzakta yaşadığımız haricinde herhangi bir şeyden bahsedildiğini sanmıyorum.

Anlayacağınız, Fermi Paradoksu olarak paylaşılan tez, aslında Enrico Fermi'nin yıldızlar arası yolculuğun imkansız veya değersiz olduğu yönündeki tezini çarpıtmaktadır. Enrico Fermi, uzayda başka bir yerde yaşam veya uygarlık olmadığını iddia etmemekteydi. Enrico Fermi'nin yıldızlar arası seyahatin imkânsız olduğunu veya bunun harcadığın emeğe ve kaynağa değmediğini düşünmesi şaşırtıcı olmasa gerek, çünkü bu konuşmanın olduğu zaman olan 1950 yılında roket teknolojisi bile daha tam olarak gelişmemişti. Hatta uzaya bir uydu bile fırlatılmamıştı!

Argümanın Gerçek Sahibi Kim?

“Onlar var ise, neredeler? Var olsaydılar gelirlerdi, gelmediler demek ki yoklar.” kanısı, astronom Michael Hart tarafından ortaya atılmıştır. “Dünya Dışı Varlıkların Yokluğuna Yönelik Açıklama” başlıklı kitabının 128. sayfasının 3. paragrafında Michael Hart şöyle demektedir:

Olgu A, her hakikat gibi açıklama talep eder. Eğer galaksimizde başka bir yerde akıllı varlıklar olsaydı, o zaman onlar nihai olarak uzay seyahati gerçekleştirirlerdi ve galaksiyi keşfeder, kolonileştirirlerdi. Tıpkı bizim dünyayı keşfettiğimiz ve kolonileştirdiğimiz gibi... Ancak Olgu A [onlar], burada değiller; demek ki yoklar.

Michael Hart'ın bu tezi, fizik literatüründe bu tezle ilgili ilk argümandır. Bundan daha öncesinde bu argümana dair hiçbir ize rastlanmamaktadır. Dolayısıyla bu tezi ortaya ilk atanın, astronom Michael Hart olduğunu söyleyebiliriz. Yani Fermi Paradoksu olarak sunulan tezdeki argümanlar Michael Hart'tan gelmektedir, Enrico Fermi'den değil. 1980 yılında fizikçi Frank Tipler, Michael Hart'ın bu tezindeki argümanlarını inceledi ve konuyla ilgili şöyle söyledi:

Diyelim ki akıllı bir yaşam galaksiyi kolonileştirmek istedi. Peki bunun için gereken kaynağı nereden sağlayacaktı? 

Bu soru biraz anlamsız gelmiş olabilir, şöyle açıklayalım: Mesela biz galaksiyi kolonileştirmek isteseydik, galaksimizin neredeyse her yerine uğramamız gerekirdi. Galaksi merkezi, bizden 26.000 ışık yılı uzaktadır. Bu kadar uzun bir yolculuğa çıkarken kullanacağımız roket yakıtını veya enerjiyi nereden sağlardık?

Frank Tipler, bu soruya yanıtı Royal Astronomical Society dergisinin 1980 yılının Eylül ayındaki yayını için kaleme aldığı “Dünya Dışı Akıllı Canlılar Yoktur (Extraterrestrial Intelligent Beings Do Not Exist)” adlı makalesinde vermiştir: Tipler, akıllı bir yaşam formunun embriyolarını zeki gemilere yükleyip, hedefe varınca kendi kendine bu embriyoları hayata döndürebilecek ve kendi kendine orada şehirler inşa edecek bir yaşam formu aracılığıyla kolonileştirebileceğini önermektedir. Fizik literatüründe buna Von Neumann (Fon Noyman) sondaları denmektedir.

Von Neumann sondaları hipotetik bir sondadır. Hipoteze göre böyle bir akıllı uzay gemisi uzaya fırlatıldıktan sonra hedefe varacak, vardığı gezegendeki maddelerden yararlanarak orada kendi kopyasını oluşturacak ve yeni hedeflere gönderecektir. Her gemi kendi hedefinde insan embriyosuna hayat verecektir. Frank Tipler'e göre böyle bir durumun var olmaması, dünyamızda ve Güneş sistemimizde bunun izlerinin olmaması bizlerin evrendeki tek akıllı canlılar olduğunun kanıtıdır. Frank Tipler'in ilavesi ile Fermi Paradoksu'na “uzaylılar galaksiyi çoktan kolonileştirirdi, kolonileştirmediklerine göre onlar yoklar” hususu da eklenmiştir.

Frank Tipler'in bu önerisine yanıt, diğer ünlü bilim insanları Carl Sagan ve William Newman’dan geldi. Onlara göre Frank Tipler bu sondaları ve kolonileştirmeyi hafife almaktaydı. Astronomical Society, Quarterly Journal dergisinde yazdıkları bir makalede, bu sondalar hakkında şöyle diyorlar:

Böyle bir sonda, kendi kopyalarıyla tüm galaksiyi Von Neumann araçlarının domine ettiği bir habitata dönüştürürdü. Galakside milyarlarca Von Neuman aracı meydana gelirdi ve bunlar birbirini yerken, tüm galaksiyi birkaç milyon yıl içinde yok ederlerdi. Böyle bir sondayı yaratabilecek kadar akıllı bir uygarlık, bu riske girmeyecek kadar da akıllı olmalıdır.

Yani Carl Sagan ve William Newman’a göre, böyle bir sondayı yapan bir uygarlık, galaksiyi kolonileştirmek yerine, kendilerini yapay zekânın kolonisi yapma yolunda ilk adımı atmış olacaktı. Carl Sagan, kendi makalesinde Von Neumann araçlarının hedefi olan bakir bir gezegene ulaştıktan sonra, sadece birkaç kopya ile yetineceğine dair bir sınır bulunmadığını da söyler. Carl Sagan'ın hesaplamalarına göre, her Von Neumann aracı sadece 1 kopya yapabiliyor olsa bile birkaç milyon yıl içinde galaksi, Von Neumann araçlarının yaşam alanına dönüşürdü.

Carl Sagan'a göre, Von Neumann araçlarının pratikte uygulanabilir olduğunu varsaysak bile, Von Neumann araçlarının yaratabileceği araçlar sayısında ya bir limit olmalıdır ya da bir limit yoktur. Eğer limit yok ise, o zaman galaksi bu araçların mekânına dönüşürdü. Eğer sınır/limit var ise o zaman bizim gezegenimizde zaten yaşam gelişmekte olduğundan dolayı bizi boş verirlerdi ve bize uğramazlardı. Çünkü etrafımızda yaşama elverişli olmayan o kadar gezegen varken, kendi limitli gemilerinden birini bizim gezegenimiz için harcamazlardı.

Carl Sagan makalesinde Frank Tipler'in pozisyonuna doğrudan saldırmakta, bu saldırıda ise o dünyanın Evren'in merkezi olmadığı görüşü olan Kopernik Prensibi'ni kullanmaktadır. Kopernik Prensibi, günümüz astronomi, kozmoloji ve görelilik fizik bilimlerinin temelidir. 

Carl Sagan’ın Frank Tiplere yaptığı bir diğer eleştiri ise Frank Tiplerin “delilin yokluğu yokluğun delili” varsayımıdır. Carl Sagan, Frank Tiplerin uzaylılar hakkında delil yokluğunu onların yokluğuna delil olarak yorumladığını söyler.

Buraya kadar görünen şu ki, bu tez, aslında Fermi Paradoksu olarak değil, Hart-Tipler Argümanı olarak adlandırılmalıdır. Bu tezin Fermi Paradoksu olarak değil de Hart-Tipler Argümanı olarak bilinmesi gerektiğini söyleyen ilk kişilerden biri de yazar Charles Seeger’dir:

Bu tez ilk kez Dr. David Stephanson tarafından 1977 yılında bir çalışmasında Michael Hart ve Frank Tipler'in öncüllerini Enrico Fermi'nin sorusu ile birleştirerek yayınlaması ile Fermi Paradoksu olarak bilinmeye başlandı. Dr. Stephanson, Michael Hart'ın önermelerini Fermi'nin “Onlar nerede?” sorusuna olası bir cevap olarak sundu. Anlayacağınız, Fermi Paradoksu olarak bildiğimiz tezi aslında ya “Michael Hart Paradoksu” veya “Hart-Tipler Paradoksu” ya da “David Stefanson Paradoksu” olarak adlandırmak daha doğru olsa gerek.

Özetle: Bu paradoksun önermeleri Hart ve Tipler tarafından geliştirilmiştir. Tez, Fermi'nin sorusuyla bağlanarak, Fermi Paradoksu olarak David Stephanson tarafından yayınlanmıştır.

Hart-Tipler Argümanı Bir Paradoks Değildir!

Şimdiyse bu Hart-Tipler argümanın paradoks olmadığını gösterelim. Bunun için, "paradoks" tanımını yapalım: Paradoks, mantıklı ve doğru görünen; ama çelişkili sonuca götüren, sonucun yanlış olduğunu söyleyen bir durumdur.

Hart-Tipler Argümanı, Michael Hart'ın "Olgu A" diye isimlendirdiği “onlar burada değiller/yoklar” olgusunu “ileri seviye dünya dışı uygarlık” olgusunu çürüttüğüne delil olarak varsaymaktadır. Bu varsayım ise, “ileri seviye uygarlıklar galaksiyi kolonileştirirdi” varsayımına dayanmaktadır.

Oysa uzayda akıllı yaşam var olma ihtimalinin yüksek olması ve hatta var olması ve onların bize uğramaması, bizimle irtibata geçmemesi, galaksiyi kolonileştirmemesi arasında bir çelişki yoktur. Günümüzde Stephen Hawking gibi birçok bilim insanı, uzaylıları keşfetsek bile onlarla irtibata geçmememiz gerektiği görüşünde. Ya uzaylılar da bu görüşteki birileri ise ve bu yüzden saklanıyorlarsa? Varlığını ifşa etmiyorlarsa?

Dahası, bu ikisi arasında bir çelişki var olduğu kanaatine varmamız için akıllı yaşamın başka yaşamlarla irtibata geçeceğini %100 ortaya koyan bir veri gerekir. Akıllı yaşamın mutlaka başka yaşamlarla irtibata geçeceğine dair elimizde tam olarak ne vardır? Bu paradoks sanılan soru, aslında akıllı yaşamın mutlaka ve mutlaka galaksiyi fethedeceği ve kolonileştireceği varsayımına dayanmaktadır.

“İleri seviye uzaylılar galaksiyi kolonileştirirdi” argümanı, doğru olduğuna dair bir bulgu mevcut olmayan birçok varsayımı içermektedir:

  • Yıldızlar arası yolculuk uygulanabilir, pratikte mümkündür. Yıldızlar arası yolculuk için önerilmiş bir kaç hipotetik yöntem vardır; ama bunlar henüz pratiğe dönüştürülememiştir. Şimdiye kadar pratik olarak mümkün olduğu projeleştirilen tek yıldızlar arası yolculuk yöntemi Starshot breakthrough yöntemidir; ama bu yöntem de insan içermemektedir. 1 cm'den bile ufak olan bir kamera, yıldızlar arası yolculuk edecektir. O kadar! Bu yöntemin daha detaylı açıklamasını izlemek isterseniz aşağıdaki videoya göz atabilirsiniz. Uzaylıların bizi ziyaret etmesinin neden olası olmadığını öğrenmek isterseniz buradaki yazımızı okuyabilirsiniz.
  • Galaksinin kolonileştirilmesi X zamanda gerçekleşirdi. Kolonileştirmeyi hesaplayabiliriz; ama ne elimizde bunun mümkün olduğuna dair bir veri vardır, ne de akıllı yaşamın bunu mutlaka gerçekleştireceğine dair bir esas vardır.
  • Dünya'mız kolonileştiricilerin hedeflerinden biri olurdu. Evet, dünyamızda bol bol zenginlik var, bunu kabul edebiliriz. Ama bu, bizim standardımızdadır! Dünya'mız, ileri seviye bir uygarlığın binlerce yıl uzayda seyahat ederek gelmesine, savaşmak için bir cephe, bir ordu, mühimmat göndermesine değecek kadar önemli midir? Bunun hakkında bir şey demek zordur. Hart-Tipler Argümanı, Dünya'mızın veya Güneş Sistemi'mizdeki gezegenlerin buna değeceğini %100 garanti olarak kabul etmektedir.
  • Bu koloni statüsü milyonlarca veya milyarlarca yıl devam ederdi, bizim çağımıza denk gelirdi. Diyelim ilk 3 varsayımı bir şekilde kanıtladık. Peki bu koloni statüsü sonsuza kadar devam edecek miydi? Kaç yıl devam edecekti? Bizim çağımıza denk geleceği ne malum? Ya bundan 1 milyar yıl önce gelip gittilerse? Ya şu an yoldalar ve 15.000 yıl sonra buraya ulaşacaklarsa? Hart-Tipler Argümanı, bütün bu ihtimalleri görmezden gelerek uzaylı istilasının mutlaka bizim çağımıza denk geleceğini varsaymaktadır.

Hart-Tipler Argümanına Yanıtlar!

Hart – Tipler Argümanı'na, önde gelen bilim insanları tarafından bugüne kadar çeşitli yanıtlar verilmiştir. Gelin bunlardan birkaçına bakış atalım.

Akıllı dünya dışı yaşam arama kurumu SETI'nin öncülerinden ve Hewlett Packard şirketinin kurucularından, radar televizyon ve bilgisayar alanlarında çok sayıda icada imza atmış Bernard Oliver, kitabında şöyle der: 

Galaksiyi kolonileştirmeye değmez. Yani, böylesi bir teknolojiyi geliştirmek için harcamamız gereken enerji ve malzeme miktarı, galaksiyi kolonileştirerek elde edeceğimiz malzeme ve enerjiden çok daha fazla olabilir.

Bir düşünelim: En yakın uzay cismi olan Ay'a gitmemiz bile milyarlarca dolar ve 12 yıl civarı masraf demekti. Peki ya en yakın gezegene gitmek ne kadar bütçeye ve yıla mâl olacak? Peki, galakside yolculuk yapmayı sağlayacak araç ne kadar kaynağa mâl olur? Şöyle bir akıllı canlıyı düşünün: Onlar da bizim gibi evrimleşmiş olsun. Onlar da bizim gibi, evrimleştiği gezegenin fizik ve doğa kurallarına tabii olsun. Onların da belli bir ömrü olsun. Bu durumda, gezegeninden dışarıdaki uzay onlar için de elverişli olmazdı; tıpkı bize elverişli olmadığı gibi... Şimdi böyle canlılar, galaksinin merkezinde ise ve ışık hızının 10'da 1'i ile seyahat edebiliyorlar ise bile, bize gelmeleri 260.000 civarı yıl sürer.

Diyelim onlar robotlaştı (İng: "cyborg") ve uzay şartları onlara etki etmiyor. Peki, onlar ışık hızının kaçta biri ile seyahat edebilirler? Diyelim ışık hızının %50'si... Peki bize gelmeleri kaç bin yıl sürerdi? Zaman genişlemesinden ötürü seyahat edenler için bize kıyasla zaman biraz yavaş akacaktır; ama yine de yüz binlerce yıla ihtiyaç vardır. Belki de galaksiyi veya evreni kolonileştirmek harcadığın zamana, efora ve maliyete değmiyordur? 

Ya aynı zamana denk gelmediysek? Mesela varsayalım ki yıldızlararası seyahatin az maliyetli ve kolayca pratik yolu var. Peki ya onlar bundan milyonlarca sene önce galaksi seyahatini bitirdilerse? Ya Dünya'yı kolonileştirip kendilerine lazım olanı aldılarsa ve onlardan kalan iz dinozorlar zamanında kaybolduysa?Belki de yıldızlar arası seyahat teorik olarak mümkündür; ancak pratik olarak imkansızdır?

Landis'in Paradoks Çözümü

Yazar Stephen Webb şöyle der: “Eğer Evren Uzaylılarla Dolup Taşıyor ise Herkes Nerede? Fermi Paradoksu ve Dünya Dışı Yaşam Sorununa 50 Çözüm (If the Universe is Teeming with Aliens… Where is Everybody? Fifty Solutions to the Fermi Paradox and the Problem of Extraterrestrial Life)” kitabında, Fermi Paradoksu'na cevap olabilecek 50 olası cevap önermektedir. Bu cevaplardan en önemlilerinden birisi, NASA çalışanı, astronom ve mucit Geoffrey Alan Landis’in önerdiği açıklamadır. Landis'in bu açıklaması 3 temel varsayıma dayanmaktadır. 

İlk olarak Landis’e göre yıldızlar arası yolculuk mümkündür ama zordur. Landis fizik kurallarının yıldızlar arası yolculuğu engellemediğini ama oldukça zor duruma getirdiğini, uzun zaman alacağını söyler. Ona göre her uygarlığın yıldızlar arası yolculuk yapabileceği maksimum bir mesafe vardır. Landis’e göre biz insanlar, günün birinde bize 12 ışık yılı uzaklıkta olan Tau Ceti yıldızını kolonileştirebileceğiz; ama ondan ötesine geçemeyeceğiz.

Landis'in ikinci varsayımı ise yıldızlar arası yolculuğun oldukça zor ve zahmetli olduğu için kolonileştiren gezegenin kolonileştirilen gezegen üzerindeki kontrolü oldukça düşük olacağı ve neticede kolonileştirilmiş gezegen zamanla kendi kültürünü, bilimini ve bunların sonucunda bağımsızlığını geliştireceğidir. Dolayısıyla kolonizasyona devam etmeleri için bir neden olmayacaktır.

Landis'in 3. varsayımı ise, hal böyle iken uygarlıklar zaten içinde akıllı yaşam olan bir gezegeni kolonileştiremeyeceği, yani buna gücü yetmeyeceğidir.

Bunların sonucunda Landis bir kural önermektedir: Bir kültürün kolonileştirme siyaseti ve imkânı ya vardır ya da yoktur. Böyle imkânı olan uygarlık kendi ulaşabileceği mesafelerdeki yıldızların hepsinde bir koloni oluşturacaktır. Kendi mesafesinde kolonileştirilmemiş ya da kolonileştirilebilecek yıldız bulunmayan uygarlıklar böylece kolonileştirme siyaseti olmayan bir medeniyet olacaktır. 

Bu açıklama neden önemlidir? Bu model, Fermi Paradoksu'nu gerçekten bir paradoks varsaysak bile, Carl Sagan'ın limitli sondalar yanıtını da göz önünde bulundurunca, bizim elimizdeki veriler ve algıladığımız realiteye tamamen uyan bir modeldir. Biz, galaksimizin sessiz ve sakin bir köşesinde olabiliriz. Landis'in, "bizim için ulaşılabilir" dediği mesafede sadece 11 adet yıldız bulunmakta. Biz, galaksinin merkezine uzağız. Belki de bu civarlardaki tek uygarlığız; belki de diğer yıldızlardaki komşularımız şu anda Taş Devri'ndeler; belki de onlar daha kılıç-mızrak dönemindeler, kim bilir? 

Avrupalılar, kendi türdaşları olan Kuzey Amerika yerlilerini bundan sadece 2-3 yüzyıl öncesine kadar kolonileştiriyordu; ama bazı kabileler, çeşitli sebeplerden ötürü kendi haline bırakıldı ve bugün bile kendi halinde yaşıyorlar. Amazon ormanlarında hala da bizim medeniyetimizle bir bağ kurmamış, biz tarafından irtibata geçilmemiş kabileler vardır. Bunun bir diğer örneği ise Sentinel adası sakinleridir. Onlar, bizim deyişimizle hala "ilkel" koşullarda yaşamaktalar. Ne biz onları kolonileştirdik, ne de kendi ileri seviye teknolojimiz ve hayat tarzımızla tanıştırdık... Peki, biz de galaksinin böyle kendi haline bırakılmış kabilelerinden olamaz mıyız?

Gördüğümüz üzere, istilacılar her yeri ve herkesi mutlaka ve mutlaka kolonileştirir diye bir kaide yok. İstisnalar kaideyi bozmaz diyebilirsiniz. Peki ya biz de galaktik istilacıların istisnasıysak? Şimdi gene “Onlar var ise mutlaka ve mutlaka yıldızlar arası yolculuk yapabilecek seviyeye gelirdi ve galaksiyi kolonileştirirdi” fikrini doğru varsayalım. Peki, biz de istilacılar tarafından öyle ya da böyle kendi haline terk edilmiş galaksinin şanslı “Kızılderili kabilelerinden” biri olma ihtimalimiz “Onlar bizi fethetmedi öyleyse yoklar.” argümanına cevap olamaz mı?

Uzaylılarla İletişim Kurmak...

Şimdi uzaylı istilasını bırakıp argümanın diğer hususlarına gelelim: “Tamam, diyelim ki galaktik fetih öyle ya da böyle gerçekleşmemesi normaldir. Peki neden varlıklarına dair hiçbir sinyal yok? Teknolojileri yıldızlar arası kolonileştirmeyi sağlayamıyor olabilir; ama neden bir radyo sinyali, mesaj veya Voyager 1 gibi bir sondaları yok bunların? Teknolojileri bizim seviyemize geldiyse bunların hepsi olması gerekmez mi?”

Zagreb Üniversitesin'den Marko Horvat'ın “Uzaylı Uygarlıklardan Radyo Sinyalı Yakalama Olasılığını Hesaplama” başlıklı tezinde özellikle, uzaydaki başka uygarlıklara mesaj niyetli gönderilmiş mesajların sübjektif (öznel) olduğu için tarafımızca yakalanma ihtimalinin sıradan radyo sinyallerini yakalama ihtimalimizden daha düşük olduğunu söylemektedir. Marko Horvat'a göre günün birinde uzaylı sinyali yakalayacak olursak, bu, hemen hemen kesin olarak mesaj olarak gönderilmiş sinyal değil de, onların yayın için yayınladığı radyo sinyaller olacaktır.

Fermi Paradoksu'nda uzaylıların uygarlık seviyesini belirlemek için paradoksun savunucularının alıntı yaptığı Frank Drake ise, uzaylıların bizi duymasının oldukça zor olduğunu söylemektedir. Buna sebep olaraksa Drake, “gittikçe değişen sinyal yayınlarının, sinyallerimizin içeriğini epey zayıflatması” olduğunu ileri sürer. Frank Drake’in dediğine göre, analog yayıncılıktan dijital yayıncılığa geçmek sinyalleri 4 kat zayıflatmıştır. Geçmişteki yayın sinyalleri binlerce watt güç ile çalışan büyük radyo istasyonundan yayınlanmaktaydı ve bu sinyaller oldukça güçlüydü. Günümüzde ise 75 watt güç ile çalışan uydu sinyalleri kullanılmakta ve bu sinyaller oldukça zayıftır.

Peki, bu yerdeki durumun uzaylılarla ne alakası var? Bu bizim zayıflığımız, onların değil ki onların sinyallerini fark edemeyelim diyor olabilirsiniz. Peki ya aynı durum uzaydaki "hemşehrilerimiz" için geçerliyse? Onlar da kendi radyo sinyallerini istek dışında zayıflattıysa?

Harvard Profesörü Avi Loeb'e göre ise “biz uzaylılardan gelen sinyalleri anlayamıyor olabiliriz”. Ya onların yayınladığı sinyal çeşidi bizim keşfetmediğimiz sinyal çeşidi ise? Yani belki şu anda bile onların yayınladığı sinyal çeşidi etrafımızda dolaşıyor bile olabilir ve biz bunu fark edemiyor olabiliriz. Ve aynı zaman da Frank Drake’in dediği gibi uzaylı komşularımızın da sinyalleri kendileri farkında olmadan onların istemi dışında zayıflamış ve bu zayıflıktaki sinyali yakalayamıyor olabiliriz. 

Uzay Sondaları

Voyager 1'imiz gibi araç konusuna gelirsek: İster inanın ister inanmayın, uzay gözlemlememiz çok zayıf, daha Plüton’un arkasında bir gezegen olup olmadığını bile netleştiremiyoruz. Gezegen dediğimiz yapılar en az Ay büyüklüğündedir ve bunları kendi Güneş Sistemi'mizde bile gözlemleyemiyoruz. Kendi yıldızımızın bölgesinde ek bir gezegenin var olup olmadığını bile gözlemleyemeyen teknolojik seviyedeyken, uzayda komşularımızın fırlatmış olduğu 3-5 metre büyüklüğündeki bir cismi fark etmemiz ne kadar olasıdır?

Yani şu an uzay böyle sondalarla dolup taşıyor ise bile bunu fark etmemiz çok zor olurdu. İnsanlığın 1973 yılında fırlattığı Pioneer 1 aracının, uzayın şu an neresinde olduğunu bile bilememekteyiz. Kendi sondasını takip edemeyen, nerede olduğunu bulamayan bizler, uzayın derinliklerinden, yüksek bişr zaman farkı ile fırlatılmış bir sondayı yakalayamaması, bulamamasından doğal ne olabilir?

Sinyallere Cevap...

"Diyelim koskocaman bir gezegeni bile gözlemleyemeyen bizlerin, bir sonda veya uzay aracı bulamaması normal. Peki, bizim sinyallerimize cevap gelmemesi onların yokluğuna kanıt olamaz mı?” diye düşünebilirsiniz.

Bizim uzaya radyo sinyalleri yaymaya başladığımıza en fazla 100-120 yıl geçmiştir. Radyo sinyalleri ışık hızıyla hareket etmektedir. Eğer bundan 60 ışık yılı ötede bir uygarlık varsa ve sinyalimizi alır almaz bize yanıt verdilerse, cevap anca bugün gelirdi. Yani bu soru, olsa olsa sadece 60 ışık yılı yarıçapında ve en az bizim teknolojik seviyemizde ve bizim teknolojimizi anlayabilen ve algılayabilen bir uygarlığın olmadığına kanıt veya argüman olarak sunulabilir. Ama bu da zayıf bir argümandır; çünkü bize yanıt vermemeleri için çeşitli nedenleri var olabilir:

  1. Stephen Hawking gibi, onlar da uzaylılarla irtibata geçmemek yanlısı olabilirler.
  2. Sinyal gönderiyorlar ama sinyal zayıflığından dolayı yakalayamıyor olabiliriz.
  3. Onlar bizim sinyallerimizi anlayamıyor veya yakalayamamış olabilirler. Profesör Avi Loeb dediği gibi farklı çeşit sinyaller kullanıyor olabiliriz.
  4. Sinyalimizi aldılar ama daha nasıl yanıt nasıl mesaj gönderecekleri konusunu tartışıyor olabilirler.
  5. Daha uyduları yok olabilir, yani uzayda yayın yapabilecek seviyeye gelmemiş olabilirler.
  6. 60 ışık yılı çevremizde akıllı ve zeki yaşam var ama daha teknoloji seviyesine gelememiş olabilirler, onlar daha Roma İmparatorluğu seviyesinde olabilirler.
  7. Bizi umursamıyor olabilirler. “60 ışık yılı öteden mesaj gelmiş, Aman gelmişse gelmiş canım orada özlediğim biri var mı ki cevap yazayım, bana ne?” diyor olabilirler.
  8. Belki de mesajı çözemediler daha? Mesela Voynich el yazması denen kitabı düşünün. O kitap, bu Dünya'da yazılmış ama hangi lisanda olduğunu çözemiyoruz. Kitap neden bahsediyor çözemiyoruz. Peki, başka bir yıldız sistemindeki başka bir gezegendeki uygarlık bizim İngilizce veya her hangi bir lisanda attığımız mesajlarını anlayamıyor olamaz mı?

Uzaylıları Esir Almak?!

Konu buraya gelmişken yan konuya da bir el atalım: 1947 yılında ABD'ye uzaylıların gelmiş olduğunu, ABD'li askeri yetkililerin ve başkanının onları esir aldığını söyleyen spekülasyonlar duymuşsunuzdur. Kendinize bir soru sorun: 1947 yılının teknolojisine sahip bir uygarlık, 2018 yılının teknolojisine sahip olan uygarlığı esir alabilir mi? 2018 yılının silahları ve teknolojisi 1947 yılının teknolojisinden kaç yüz kat daha güçlüdür?

Şimdiyse şunu düşünün: Yıldızlar arası ya da gezegenler arası yolculuk yapma imkânı sağlayan teknolojiyi, 1947 yılının teknolojisi ile esir alabilir miyiz? Uzay yolculuğu yapabilen bir donanma, 1947 yılının askeri imkânlarını darmadağın etmez mi? O zamanın imkânıyla uzay yolculuğu yapabilen kavmi esir almak imkânsız değil midir?

Bu basit nedenle bile uzaylıları esir aldık, üzerinde deneyler yapıyoruz gibi söylentilere kulak asmamak gerek. Bunlara asla itibar etmeyiniz, gezegenler veya yıldızlar arası yolculuk yapabilenler bizim hükümetlerimizi ve imkânlarımızı çiğner geçerlerdi, onları esir alamazdık. Bu söylentiler gerçeğe çok uzaklar. 

Sonuç

Asıl konumuza dönerek yazımızı sonlandıralım: Hart-Tipler Argümanı'nın (ya da popüler ismiyle Fermi Paradoksu'nun) bir paradoks olduğunu düşünmemiz için, "yıldızlar arası seyahat pratikte mümkündür", "akıllı canlılar galaksiyi mutlaka kolonileştirirdi", "yaşadığımız gezegen onların koloni hedeflerinden biri olurdu", "onların kolonileştirmesi bizim çağımıza denk gelirdi" gibi çok sayıda varsayımı, %100 doğru olarak kabul etmemiz gerekir. Bu varsayımı kabul edersek, belki bu argüman doğrudur, sonucu doğrudur; ama biz niye bu varsayımların hepsini doğru kabul etmemiz gerekir? İşte bu soru, Hart-Tipler Argümanları'nı öne sürenlerin bahsetmediği, açıklamadığı ve kanıtlamadığı sorulardır.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 6
  • 3
  • 4
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 1
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • E. M. Jones. ''Where Is Everybody. '' An Account Of Fermi's Question. (1985, Mart 01). Alındığı Tarih: 18 Ağustos 2019. Alındığı Yer: OSTI
  • M. Hart. An Explanation For The Absence Of Extraterrestrials On Earth. (2019, Ağustos 18). Alındığı Tarih: 18 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Harvard University
  • B. M. Oliver. (1994). Galactic Colonization And Other Flights Of Fancy. IEEE Potentials, sf: 51-54.
  • C. Sagan, et al. (1983). The Solipsist Approach To Extraterrestrial Intelligence. The Quarterly Journal of the Royal Astronomical Society, sf: 113-121.
  • C. L. Seeger. (1985). Fermi Question, Fermi Paradox: One Hit, One Out. The Search for Extraterrestrial Life: Recent Developments, sf: 487-491.
  • F. J. Tipler. (1980). Extraterrestrial Intelligent Beings Do Not Exist. The Quarterly Journal of the Royal Astronomical Society, sf: 267-281.
  • S. Webb. (2002). If The Universe Is Teeming With Aliens ... Where Is Everybody?: Fifty Solutions To The Fermi Paradox And The Problem Of Extraterrestrial Life. ISBN: 9780387955018. Yayın Evi: Springer Science & Business Media.
  • M. Horvat. (2019). Calculating The Probability Of Detecting Radio Signals From Alien Civilizations. ArXiV.
  • R. McKie. Aliens Can't Hear Us, Says Astronomer. (2010, Ocak 27). Alındığı Tarih: 18 Ağustos 2019. Alındığı Yer: The Guardian
  • A. Griffin. Humanity Might Have Received A Signal From Aliens That It Isn’t Checking, Says Harvard Professor. (2017, Mart 03). Alındığı Tarih: 18 Ağustos 2019. Alındığı Yer: The Independent

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 16/09/2019 14:25:47 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/623

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Kesin bir şekilde inanmak için, şüphe ile başlamamız gerekir.”
Stanislaw Leszczynski
Geri Bildirim Gönder