Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Kozmologlar, Evren'in var oluşunun dinamiklerini daha iyi anlayabilmek için, devasa süper bilgisayarlar kullanarak Evren'in bir kısmını aşırı detaylı bir şekilde simüle ederler. Yani bir bilgisayar programı kullanarak Evren'in sahte, ama aşırı gerçekçi bir versiyonunu yaratırlar.

Son birkaç on yılda bu konuda yapılan atılımlar baş döndürücüdür. Öyle büyük ilerlemeler kaydettik ki, Evren'e dair simülasyonlara baktığımızda, kimi zaman gerçek görüntülerden ayırt etmek imkansız hale geldiğini görmekteyiz. 

Ve bu sadece başlangıç. Bilgisayarlarımızın sadece 30-40 yılda bu kadar geliştiğini düşünecek olursak, bundan 3000-4000 yıl sonra neler yapabileceğimizi hayal etmek bile heyecan vericidir.

Elon Musk'ın bu konudaki örneğini ele alalım: Bundan 40 sene önce Pong veya Tetris oynuyorduk. Şimdi hipergerçekçi bilgisayar oyunlarına gömülmüş haldeyiz. Bundan 40 sene sonra oyun, simülasyon ve arttırılmış gerçeklik alanlarında neler başarılacak?

Geliştireceğimiz simülasyonlar muhtemelen öylesine gerçek olacak ki, bunu "gerçekten bile daha gerçekçi" olarak tanımlamamız mümkün olacak. Hatta bugün bile bir teknoloji tanıtım şovuna veya dükkanına gidip, 8K çözünürlükte 98 inç bir QLED TV gibi son model bir televizyonun görüntü kalitesine baktığınızda bunu hissedebilirsiniz. Oculus gibi sanal gerçeklik gözlüklerinin teknolojileri de her geçen gün gelişiyor; Google Maps gibi uygulamalar, yön göstermek için arttırılmış gerçeklik kullanmaya başladı bile!

Üstelik gözlüğü ve uygulamaları bir kenara bırakalım; doğrudan doğruya beyin sinirlerimize bağlayacağımız elektronik devrelerle, bilgisayarda üretilen görüntülerin bilincimize doğrudan yüklenebilmesi pek de uzak değil! Aşağıdaki videomuzda, yıllar önce bu şekilde görme engellilerin görmesine yardımcı olunduğundan bahsetmiştik; izlemenizi tavsiye ederiz:

Sinirbilimci Greg Gage'in ta 2015 yılında verdiği bir TED konuşması sırasında, sahnedeki iki katılımcıdan birinin beyin sinyalleriyle bir diğerinin kolunu hareket ettirdiği videoyu izlemediyseniz de mutlaka izlemenizi tavsiye ederiz:

Yani tüm bu teknolojiler, çok da uzak olmayan bir gelecekte bir araya gelerek beynimizi kusursuz bir şekilde kandırabilecek simülasyonları mümkün kılması kaçınılmaz olacak.

İnsan-Ötesi Evre ve Varsayımlar

Yani aşırı gerçekçi bilgisayar simülasyonları, insan teknolojisinin erişebileceği sınırlar dahilinde gibi gözüküyor. İşte bu noktaya "insan-ötesi evre" adı veriliyor. Bu evrede insanlık, kendi evrenlerini yaratabilecek. Ready Player One gibi filmleri izleyenler bunun ne demek olduğunu bilecektir. Peki bunun simülasyon teorisi ile ilgisi ne? Şimdi oraya gelelim. Ama oraya gelebilmek için, üç noktada (veya varsayımda) hemfikir olmamız gerekiyor.

Varsayım 1: Evren'deki Her Şey Simüle Edilebilir Olmalıdır!

İlki, Evren'de insan bilincinden kuantum mekaniğine, yıldız astrofiziğinden nükleer kimyaya, psikiyatriden mikrobiyolojiye kadar her şeyin bilgisayarlarca bir noktada modellenebilecek yapıda olması gerekiyor. Eğer Evren'de bir şeyler simüle edilemiyorsa, simülasyon teorisinden söz etmemiz de mümkün olamıyor. Fakat şu ana kadar gördüğümüz kadarıyla, evrenin deterministik ve hatta olasılıkçı olan tüm taraflarını bir şekilde modellemek mümkün.

Varsayım 2: İnsanın Evren'deki Yeri Özel Olmamalıdır!

Hemfikir olmamız gereken ikinci varsayım şu: İnsanın, Evren'deki yerinin özel olmaması gerekiyor. Yani bizim gibi bilinçler, gerçekten de doğal evrimsel süreçlerle ortaya çıkabilecek yapıda olmalı. Eğer bir nedenle bilincin doğal yollarla oluşması imkansız ise, simülasyon teorisinden de söz edemiyoruz; çünkü ilk simülasyonu yapabilecek kimse evrimleşemiyor. Ancak buna yönelik de bir problem yok gibi; çünkü evrimsel biyoloji sayesinde bilincin doğal basamaklarını büyük oranda çözmeyi başardık. Bu gidişat bundan sonra da değişecek gibi gözükmüyor.

Varsayım 3: Teknoloji, Yıkıcı Yönde İlerlememelidir!

Üçüncüsü ve sonuncusu, teknolojinin olumlu yönde gelişmeye devam etmesi gerekiyor. Yani az önce de anlattığım gibi, gidişat şimdilik iyi hoş, arada birbirimizi milyonlarla katlettik falan ama, eğer teknolojinin geleceği yapıcı değil de yıkıcı olursa, simülasyon teorisinden söz edemiyoruz. Bir diğer deyişle, eğer doğal yollarla evrimleşen bilinçler, yapıları gereği teknolojiye doğru düzgün hükmedemeyi beceremiyorsa, yani nihayetinde atom bombası, genel yapay zeka, nanorobotik ve benzeri alanlardaki atılımlarla kendilerini yok etmeye biyolojik olarak meyillilerse, bu durumda simülasyon teorisinden bahsedemiyoruz. Yani biyolojik bilinçler sadece zeki olmamalı, aynı zamanda kendilerini yok etmemeyi becerecek kadar da zeki olmalılar. Bu konudan o kadar emin değilim, ama argümana geçebilmek için geçerli olduğunu varsayalım.

Sonuç: Her Şey, Muhtemelen Bir Simülasyon!

İşte bu üç öncül varsayım doğruysa, karşımıza çok ilginç bir durum çıkıyor. Evren'in uçsuz bucaksız zamanı, hatta Evren'den "öncesi" varsa o noktada da bilinçler ortaya çıkmış, evrimleşmiş, karmaşıklaşmış, medeniyetler inşa etmiş olmalılar. Bu medeniyetler, elbet bir noktada kendi geçmişlerini simüle etmek istemiş olmalılar. Nasıl ki biz evrimsel biyoloji için simülasyonlar yapıyoruz, kozmolojik tarihi aydınlatmak için simülasyonlar geliştiriyoruz, bu insan-ötesi evredeki süperzeki canlılar da bir noktada simülasyonlar geliştirmiş olmalılar. Ve bu doğruysa biz, neredeyse kesin olarak bir simülasyonun ürünüyüz.

Hatta muhtemelen bizler, bizim evrimsel geleceğimizde ortaya çıkacak daha da süperzeki türlerin geçmişlerinin simülasyonuyuz. Bu, bizim maymun atalarımızın genlerinin nasıl evrimleştiğini görmek için yaptığımız simülasyonlara benzer bir durum. Eğer bu doğruysa, siz, biz, herkes ve her şey sadece bir bilgisayar koduyuz.

Çünkü olasılıkçı açıdan bakacak olursak bizlerin Evren'in ve zamanın bütün olası versiyonlarındaki ilk "gerçek" simülasyon kabiliyeti olan medeniyet olma ihtimali, bizden önce gelmiş süpermedeniyetlerden birinin simülasyonu olma ihtimalinden çok, çok ama çok daha küçüktür.

Argümanın Babası: Nick Bostrom

Bu çok çılgın bir düşünce; ancak argüman oldukça sağlam. Bu argüman, Oxford Üniversitesi'nde çalışan İsveçli filozof Nick Bostrom (İsveççe: Niklas Boström) tarafından 2001 yılında yazıp, 2003 yılında yayınladığı "Bir Bilgisayar Simülasyonunda mı Yaşıyorsunuz?" başlıklı makalesinde ileri sürüldü.

Bostrom, makalesinde şu 3 olasılıktan birinin gerçek olma ihtimalinin %100'e çok yakın olduğunu söylemekte:

Olasılık-1: İnsan ötesi evreye erişebilecek insan düzeyindeki medeniyetlerin oranı çok düşüktür.

Eğer bu ihtimal herhangi bir nedenle gerçekse, insanlık pratik olarak hiçbir zaman kendi evrenlerini yaratabilecek kadar üstün bir teknolojiye erişemeyecektir. Bunun birçok nedeni olabilir; teorik imkansızlıklar, teknolojik yetersizlikler, pratik problemler, zekanın evrimleşebilirlik sınırı, savaşlar, katliamlar ve daha nicesi...

Fakat sadece birkaç on yılda geldiğimiz noktaya bakacak olursak, bu pek mantıklı bir olasılık gibi gözükmemektedir. Daha şimdiden üretebildiğimiz simüle evrenlerin detayları sayesinde kozmolojide birçok bilinmeyeni çözmeyi başardık. Eğer kendimizi bir şekilde yok etmemeyi becerirsek, bundan birkaç yüz yıl sonra muhteşem başarılara imza atmamız işten bile değildir.

Eğer bu doğru değilse, şu olasılık doğru olmalıdır:

Olasılık 2: İnsan ötesi evreye erişebilmiş medeniyetler, bir nedenle kendi evrimsel tarihlerinin simülasyonunu yaratmaya ilgi duymamaktadırlar.

Bunu şöyle düşünün: Biz, şempanzelerden genetik olarak sadece %1.23 farklıyız ve ne kadar farklı ilgilerimiz, hayatlarımız, kültürlerimiz var. Bir şempanze, bizim simülasyonlar yapmaya yönelik ilgimizi anlayamadığı gibi, biz de onların birçok davranışına anlam veremiyoruz. Bizden aynı yönde %1.23 farklı olan bir insan-ötesi türün ne tarz ilgileri, hayatları, kültürleri olacağını kestirmek zor. Örneğin, Dünya'daki aşırı üzücü kötülüklerin sayısını düşünerek, bunlardan sorumlu olmak istemeyebilirler ve üst bir etik nedenle simülasyonlardan uzak durabilirler.

Ancak eğer bizden başka medeniyetler bugüne kadar zamanın herhangi bir noktasında evrimleşebildilerse, bu medeniyetlerden en az bir veya birkaçı kendi evrimsel tarihinin simülasyonlarını yaratmaya ilgi duyacaktır; etik olsun veya olmasın. Ve işte ola ki onlar, bu simülasyonları yarattılarsa... Şu olasılık doğru olmalıdır:

Olasılık 3: Bir Simülasyonun Ürünüyüz!

Şu anda deneyimlediğimiz her şey, bir simülasyonun parçasıdır. Çünkü bu insan-ötesi türler, kendi geçmişlerine ve alternatif gerçekliklerine yönelik trilyonlarca, hatta katrilyonlarca gerçekten ayırt edilemeyecek kalitede simülasyonlar yaratmış olmalıdırlar. Bu simülasyonlar içinde, kendilerinin bilinçli olduğuna kanaat getiren katrilyonlarca varlık oluşmalıdır; çünkü bilinç de sıradan bir şekilde simüle edilebilecektir.

Bu durumda, bizim bir simülasyonda olma ihtimalimiz, simülasyonda olmayıp da "gerçekten gerçek" olma ihtimalimizden milyarlarca kat yüksektir. Bu da, eğer yukarıda bahsettiğimiz şartlar sağlanıyorsa, neredeyse kesin olarak bir simülasyon ürünü olduğumuz anlamına gelmektedir. Çılgın, öyle değil mi?

Yani Bostrom'un simülasyon argümanı aslında doğrudan bir simülasyon içinde yaşadığımızı iddia etmez. Söylediği tek şey, eğer simülasyonda yaşamıyorsak, argümanındaki ilk iki olasılıktan birinin doğru olması gerektiğidir. Ancak her iki olasılık da pek mümkün gözükmememekte, değil mi? Bu da, kaçınılmaz olarak bir simülasyonda yaşadığımız sonucuna varmamızı sağlamaktadır. 

Argümanın Sonuçları

Argüman oldukça sağlam; ancak tabii ki başta saydığım 3 varsayımdan herhangi biri, hatta birkaçı hatalı olabilir. Yani örneğin eğer bilinç ya da kuantum dolanıklık fiziksel nedenlerle kesinlikle simüle edilebilir bir yapıda değilse, o zaman tabii ki simülasyon teorisi de geçersiz olacaktır.

Fakat ilginç olan da bu: Simülasyon teorisini güçlü kılan, bu varsayımların hatalı olduğunu çok net bir şekilde savunmanın güçlüğüdür. Her biriyle ilgili araştırmalar devam etmektedir ve her bir bulgumuz, sanki bu varsayımların isabetli olduğunu gösterir gibidir:

Bilincin giderek daha da mekanistik olduğunu ve doğal süreçlerle ortaya çıkabileceğini anlıyoruz. Şu anda teknolojik gelişmeler sayesinde insanlığın en barışçıl dönemlerinden birini yaşıyoruz; dolayısıyla bir ihtimal kendimizi yok etmeme şansımız var gibi gözüküyor. Evren'de eşsiz olmadığımıza giderek ikna oluyoruz; hatta sadece birkaç yüz yıllık bilimimizle bile diğer gezegenlerde su, kuyruklu yıldızlarda organik maddeler bulmayı başardık. Bu, bir yerlerde başka yaşamların evrimleşme ihtimalini katlayarak arttırıyor. Fizikteki atılımların hemen hepsinin, Evren'in sayısız balon evrenden veya paralel evrenden biri olduğuna işaret ettiğini görüyoruz.

Eğer tüm bunlar, onlardan anladığımız şeye işaret ediyorsa, bir yerlerde medeniyetler çoktan bizden çok öteye geçmiş ve simülasyonlar yaratmaya başlamış olmalı. Bizim bu simülasyonları yaratacak ilk tür olma ihtimalimiz, bizden çok daha gelişmiş bir türün simülasyonları içindeki kod parçalarından biri olmamız ihtimali yanında aşırı küçük kalıyor.

Buna bağlı olarak argümanın çok ilginç bazı sonuçları da oluyor. Bir örnek verelim:

Kuantum Ölçüm Problemi

Kuantum ölçekte olayların sadece gözlendikleri veya ölçüldükleri zaman tanımlı hale gelmeleriyle ilgili ölçüm problemi isimli bir sorun bulunmaktadır. Bu sorun, Simülasyon Teorisi doğru ise kendiliğinden çözülmektedir. Çünkü bir simülasyon içindeysek, Evren'deki her şeyin her an simüle edilmesine gerek olmamalıdır; yoksa işlem gücü boşuna harcanmış olurdu.

Yani örneğin cep telefonununuzu bilincinizin doğrudan erişemeyeceği bir yere bıraktığınızda, mesela salonda masanın üzerine koyduğunuzda, eğer diğer bilinçler de (örneğin anneniz de) civarda değilse, o telefonun gerçekten modellenmesine gerek yoktur. Telefon, o anda yok olacaktır; ta ki siz, onu yeniden edinmek üzere odaya girene kadar! Yani sadece bilincin odaklandığı kısımların simüle edilmesi, yeterince gerçekçi bir deneyim için yeterlidir.

Bunu modern teknolojilerde zaten görmekteyiz: Oculus gibi bir sanal gerçeklik gözlüğüyle önünüze baktığınızda, arka taraflar simüle edilmez; çünkü boşuna işlemci gücünü harcamak anlamsızdır. Ne zaman ki arkanıza dönersiniz, bu defa da az önce baktığınız yerin simülasyonu durdurulur. Tabii ki bu noktaların ne durumda olması gerektiği arka planda sürekli hesaplanır; ancak simüle edilmez.

Planck Mesafesi ve Planck Zamanı

Simüle edilen şeylerin belirli bir çözünürlüğü olacağını biliyoruz. Örneğin bir "piksel" ve belli bir "animasyon zamanı" bulunmalı. İlginç bir şekilde; içinde bulunduğumuz Evren de boyutsal olarak sonsuz olmak yerine, en küçük mesafe ve en küçük zaman birimlerine sahip. Bunlara sırasıyla Planck Mesafesi ve Planck Zamanı adlarını veriyoruz. İlki 1.6×10−35metre1.6\times{10^{-35}} metre civarında; ikincisi ise 5.39×10−44saniye5.39\times{10^{-44}} saniye civarında...

Tabii ki burada dikkatli olmak gerekiyor: ad hoc, yani sonradan uydurma bir cevap vermiyor olmadığımızdan emin olmalıyız. Bir diğer deyişle, acaba simüle bir evrende yaşadığımız için mi bu şekilde en küçük mesafe ve en küçük zaman var? Yoksa bunlar gerçekten var da, Simülasyon Teorisi'ne uyduğu için teoriye kanıt olarak mı kabul ediyoruz?

Deja vu ve Diğer Zihinsel/Fiziksel Problemler

Buna benzer bir durumu, "sistemsel hata" gibi kavramlarda da görüyoruz: Evren'deki kusurlar; acaba simülasyonun bir yan ürünü olabilir mi? Yani The Matrix filminde, deja vu deneyiminin simülasyon (sistem) hatasına bağlandığını biliriz. Belki de film, gerçekten de doğru bir tespitte bulunuyordu? Bu konuyu aşağıdaki videomuzda işlemiştik:

Benzer şekilde, birçok zihinsel hastalık da (örneğin bunama gibi) Simülasyon Teorisi çerçevesinde kendisine makul bir açıklama bulabilmektedir.

Argümanın Karşıtları

Ancak tabii ki argümana karşı çıkan birçok insan da var: Örneğin fizikçi Max Tegmark, aslında Simülasyon Teorisi'nin mantıklı olduğunu düşünse de, bunun fizik kurallarındaki bilgisizliğimizi açıklamak için çözmek konusunda kullanılmasını saçmalık olarak görüyor. Kendisi, teorinin fizikteki problemleri çözme konusundaki beceriksizliğimizi izah etmek için uydurulmuş bir cevap olmaması gerektiğini düşünüyor.

Benzer şekilde Oxford Üniversitesi'nden Zohar Ringel ve Dmitry Kovrizhi, Evren'deki elektron sayısının böylesine kapsamlı bir simülasyonu çalıştırmak için yeterli olmadığı kanaatinde. Zaten başka uzmanlar da, bu kadar detaylı bir simülasyon için gerekecek enerji miktarının abartılı boyutlarda olduğunu söylüyorlar.

Sean Carroll ise, katıldığı Temel Sorular Enstitüsü Konferansı'nda filozof David Chalmers'ın sohbet ettiği birinin şöyle bir karşı argüman geliştirdiğini söylüyor:

Diyelim ki bu kadar gerçekçi simülasyonlar yapabilen bir tür evrimleşti. Bu türün simüle ettiği türlerin de simülasyonlar yaratma becerisi olacaktır. Ancak simüle edilen bir medeniyetin, kendilerini simüle edenler kadar yüksek bir işlemci gücü olmayacaktır. Dolayısıyla daha alt seviye simülasyonların çözünürlüğü daha düşük olacaktır. Üst seviye simülasyonlar ne kadar güçlü işlemci gücüne sahip olursa olsun, her zaman "aşırı düşük" çözünürlüklü simülasyonlar olan alt evrenler bulunacaktır.

Sean Carroll'a göre bu güzel bir tespit ve dolayısıyla Simülasyon Teorisi'ne şu şekilde karşı çıkmak mümkün olabilir:

  1. Birçok simüle medeniyet yaratabileceğimizi kolaylıkla hayal edebiliriz.
  2. Bu kadar kolay hayal edebileceğimiz şeylerin en azından evrenin bir yerlerinde gerçekleşme ihtimali de yüksektir.
  3. Dolayısıyla muhtemelen bizim evrenimizin ömrü dahilinde simüle edilen çok sayıda medeniyet olacaktır. O kadar çok ki, simüle edilen insan sayısı, bizim gibi olan insan sayısından çok daha fazla olacaktır.
  4. Benzer şekilde, bizim evrenimizin de üst medeniyetler tarafından simüle edilen çok sayıda evrenden biri olduğunu kolaylıkla hayal edebiliriz.
  5. Çok sayıda gözlemcisi olan bir meta-evrende, bizler gibi gözlemcilerin son derece tipik gözlemcilerden biri olmasını bekleriz.
  6. Tipik bir gözlemci, en üst seviyedeki medeniyet olmaktansa, muhtemelen hangi seviyede olursa olsun bir simülasyonun içinde olacaktır.
  7. Dolayısıyla muhtemelen bir simülasyon içinde yaşamaktayız.
  8. Ancak tipik bir gözlemcinin bulunacağı simülasyon, aynı zamanda en alt seviyeli simülasyonlardan birisi olacaktır. Bu seviyedeki simülasyonların kendi simülasyonlarını yaratacak kadar işlemci gücü bulunmayacaktır.
  9. Bu, bir mantıksal çelişki yaratmaktadır: Hem simülasyon yaratabilen medeniyetleri kolaylıkla hayal edip; hem de bunlardan en olası olanlarının simülasyon yaratamayacak kadar düşük seviyeli simülasyonların içinde yer alacağını söyleyemeyiz.

Ancak bu itirazlara yanıtlar da yok değil. Örneğin bir veya birkaç Dyson Küresi kullanarak, yıldızların bütün termonükleer enerjisinin kullanılabilir hale getirmek mümkün. Bu da, intergalaktik bir medeniyet için hipergerçekçi simülasyonlar yaratmaya yetecek düzeyde enerji demektir.

İspat Yükü, İddia Sahibinin Omuzlarındadır!

Tabii ki, İspat Yükü bu konuda elimizi kolumuzu bağlıyor. Bilimdeki boş hipotez kavramı, işte bu yüzden önemli. Eğer bilimsel metodolojiyi kavramaz veya takip etmezsek, aklımıza gelen her çılgın fikri gerçek kabul edebiliriz. Bu teori de onlardan birisi olmaya aday!

İspat yükü, simülasyon argümanının gerçek olduğunu iddia edenlerin omuzlarındadır. Şu ana kadar bu konuda akıl yürütme haricinde makul bir deneysel gözlem ile elde edilmiş bir veri bulunmamaktadır. Daha fenası, eğer bütün bilincimiz ve fizik algımız simülasyon ise, bu simülasyonu deneysel olarak tespit etme ihtimalimiz de oldukça düşük.

İşte bu yüzden, en azından aksi yönünde yeterli ve geçerli kanıtlar üretilene kadar, bir simülasyonda yaşamadığınızı söylemek durumundayız. Çünkü bilim, böyle çalışır.

Size Sorduk...

Evrim Ağacı ailesinin neler düşündüğünü merak ettiğimiz için ufak bir anket açtık. Twitter'daki sonuçlar şöyle:

YouTube ailemizin yanıtlarını ise buradan görebilirsiniz.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 3
  • 1
  • 3
  • 2
  • 1
  • 2
  • 1
  • 2
  • 1
  • 2
  • 2
  • 1
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • N. Bostrom. (2003). Are You Living In A Computer Simulation?. Philosophical Quarterly, sf: 243-255.
  • O. Solon. Is Our World A Simulation? Why Some Scientists Say It's More Likely Than Not. (2016, Ekim 11). Alındığı Tarih: 21 Temmuz 2019. Alındığı Yer: The Guardian
  • B. Eggleston. Review Of Bostrom's Simulation Argument. (2017, Eylül 21). Alındığı Tarih: 21 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Stanford University
  • T. Campbell, et al. (2017). On Testing The Simulation Theory. International Journal of Quantum Foundations, sf: 78-99.
  • S. R. Beane, et al. (2014). Constraints On The Universe As A Numerical Simulation. The European Physical Journal A.
  • S. Carroll. Maybe We Do Not Live In A Simulation: The Resolution Conundrum. (2016, Ağustos 22). Alındığı Tarih: 21 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Preposterous Universe
  • M. McRae. Quantum Weirdness Once Again Shows We're Not Living In A Computer Simulation. (2017, Eylül 29). Alındığı Tarih: 21 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Science Alert
  • G. Rush. Does Recent Research By Zohar Ringel And Dmitry L. Kovrizhin Actually Conclusively Prove That We're Not Living In A Computer Simulation?. (2017, Ekim 07). Alındığı Tarih: 21 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Quora
  • Kurzgesagt. Is Reality Real? The Simulation Argument. (2017, Eylül 21). Alındığı Tarih: 21 Temmuz 2019. Alındığı Yer: YouTube
  • Vox. Why Elon Musk Says We're Living In A Simulation. (2016, Ağustos 15). Alındığı Tarih: 21 Temmuz 2019. Alındığı Yer: YouTube
  • VSauce3. Are You In A Simulation?. (2017, Eylül 21). Alındığı Tarih: 21 Temmuz 2019. Alındığı Yer: YouTube

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 17/10/2019 17:18:37 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/936

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bilim, kendi kendini kandırmamanın bir yoludur. İlk kuralı, kendini kandırmamaktır. Çünkü kandırması en kolay kişi, kendinizsiniz.”
Richard Feynman
Geri Bildirim Gönder