Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

İnsanlar olarak ömrümüz çok kısa... Evet, yaklaşık 75 yıl fena bir süre değil; ama bir düşünün; Evren'imiz 13.82 milyar yıldır var! Bu sürenin genişliğini algılamak çok zor. Çünkü bin veya milyondan, milyara geçtiğimizde, sayının ne kadar büyüdüğünü idrak edemiyoruz. 

Bir deneme yapalım: 1000 saniye sadece 16 dakikadır. Sizce 1 milyon saniye, kaç saattir?

3 saat? 10 saat?

Hayır. Tam 11 gün 6 saat!

Peki, bir daha deneyelim: Sizce 1 milyar saniye, kaç gündür?

300 gün? 2-3 yıl?

Hayır. 31 buçuk yıldan uzun bir süredir! Görebileceğiniz gibi bu devasa süreleri algılamak gerçekten zor. Kaldı ki 13.8 milyar yılı idrak edebilelim...

Bu kadar da değil. Bu 13.82 milyar yıllık sürenin %0.0016'sı kadar bir süredir türümüz, yani Homo sapiens hayatta. Eğer 24 santimetrelik bir basketbol topunu, %0.0016'sı boyutuna getirseydiniz, saç telinizin kalınlığından 5 kat daha küçük olurdu. Evren'in var olduğu süreye nazaran bizim var oluşumuz o kadar ufak...  

Sadece ömrümüz de değil; bilgimiz de çok kısıtlı. Çok büyük ihtimalle, medeniyetimizin yükselişinin çok erken bir döneminde doğduk. Bilimimizin felsefi temelleri son birkaç bin yıldır gelişiyor olsa da, gerçek anlamıyla bilim, teknoloji ve bunları besleyen enerjinin üretimine Sanayi Devrimi ile başladık. Sadece son 200 yılda! Yani türümüzün 300.000 yıllık tarihinin yaklaşık binde birinden kısa bir sürede! Türümüzün atalarından ayrılarak kendi evrimsel yolağına girdiği kısacık sürede, Afrika'daki savanalarda aslanlardan kaçıp geyik avlama noktasından çıkıp, Ay'da insanlar yürütmeyi, atoma hükmetmeyi, makinaları havada uçurmayı başardık. 

İyi ama, tüm bunlar ne demek? Az önce türümüzün tüm tarihini, Evren'in yaşına kıyasladık. Peki teknolojimizin bulunduğu noktayı, neye kıyaslayacağız? Gerçekten medeniyetin embriyolojik dönemlerinde miyiz, yoksa artık sona yaklaşmakta mıyız?

Teknolojinin Hızlanan Gelişimi

Dediğimiz gibi, son 200 yıldır bilim ve teknoloji alanında anlamlı atılımlar yapmaktayız. Bilgisayarlar daha yeni hayatımıza girdi; ancak şimdiden onların bir uzantısı olan akıllı telefonlar artık bizler için olmazsa olmaz. Teknoloji hızla ilerliyor ve bunu sadece ceplerimizdeki cihazları güçlendirmek için kullanmıyoruz. Evren'de bizim gibi yaşamlar olup olmadığına yönelik arayışımızı da sürdürüyoruz. Şu ana kadar bu arayışta telefonumuzu açan kimse olmadı; ancak en yakın komşu galaksileri ısrarla çaldırmaya devam ediyoruz.

Bugüne kadar en uzağa ulaşan radyo sinyallerimizin Samanyolu Galaksisi'nde ulaştığı nokta, mavi ile gösterilmiştir.
Bugüne kadar en uzağa ulaşan radyo sinyallerimizin Samanyolu Galaksisi'nde ulaştığı nokta, mavi ile gösterilmiştir.
The Planetary Society

Radyo sinyallerimiz ışık hızıyla hareket ettiği için, en eski radyo sinyallerimiz bile sadece 120 ışık yılı uzakta. Çünkü Dünya'daki ilk radyo sinyalinin gönderilmesinden beri sadece 120 yıl geçti. Uzayda yaşam arayışının bir uzantısı olarak kasten gönderilen ilk sinyal ise 1974'te gönderildi; yani o sinyal sadece 45 yıldır yolda... Buna karşılık Evren'in genişliği 93.3 milyar ışık yılı! Yine milyar girdi işin içine...

Fakat bizim onlara ulaşamıyor olmamız, bir yerlerde bizim gibi medeniyetlerin evrimleşmediği anlamına gelmiyor. Çünkü sonuçta Dünya'da yaşam, cansız moleküllerden başladı ve bizler ve bizimle birlikte milyarlarca diğer tür, gezegenimizdeki 4 milyar yıllık evrimsel süreç boyunca var oldu. Eğer ki Dünya özel değilse, oralarda bir yerlerde başka medeniyetler de olabilir. Bu medeniyetler, 13.82 milyar yıl ömre ve 93.3 milyar ışık yılı çapa sahip bir Evren'de bizden çok ama çok daha gelişmiş olabilirler. Tabii benzer şekilde, çok sayıda medeniyet, bize göre çok daha basit seviyeli olacaktır. Bu durumda şöyle bir soru doğuyor: Biz, en ilkel medeniyetten var olabilecek en üstün medeniyete uzanan geniş ölçekte tam olarak neredeyiz?

Kardashev Ölçeği: Medeniyetimiz Ne Kadar Gelişmiş?

Ne yazık ki kıyas yapabileceğimiz hiçbir diğer medeniyet tanımadığımız için, ölçeğimizi subjektif, yani öznel olarak belirleyebiliyoruz. Ancak yine de, medeniyetlerin gelişmişliğini ölçmek için mantıklı bir ölçek yaratmak mümkün. Ve bunu en başarılı şekilde yapan kişi, Sovyetler Birliği astronomu olup, prestijli Demidov Ödülü sahibi Nikolai Kardashev'dir. Halen hayatta olan Kardashev, 1964 yılında geliştirdiği ölçeğinde bir medeniyetin gelişmişlik seviyesini enerji üretimiyle ölçmeyi uygun buldu. Buna bağlı olarak, 3 seviyeli bir sistem geliştirdi:

Nikolai Kardashev
Nikolai Kardashev
Brics Magazine

Tip-1 Medeniyetler: Gezegensel Medeniyetler

Tip-1 Medeniyet adını verdiği medeniyetler, gezegenlerine yıldızlarından düşen enerjinin tamamını veya buna eşit miktarda enerjiyi kullanabilen medeniyetlerdir. Bunlara Gezegensel Medeniyet de diyebiliriz. Bu yıldız, bizim için Güneş'tir. Güneş'ten Dünya'ya her an 174 katrilyon watt güç aktarılmaktadır. Bunu başarabilmek için, gezegenimizin etrafını verimli Güneş panelleriyle kaplamamız gerekiyor. Tabii ki, bu süreçte yaşanan kayıpları diğer enerji üretim kaynaklarıyla takviye ederek de giderebiliriz. 

Ancak dikkatinizi çekmek istediğimiz "komik" bir nokta var: Biz insanlar, henüz Kardashev'in en düşük seviyeli, yani Tip-1 olarak tanımladığı medeniyet düzeyine bile erişebilmiş değiliz! Kardashev, Tip-1 bir medeniyetin en azından 10 katrilyon Watt güç kullanacağını öngördü. Bizim medeniyetimizin tamamı ise, şu anda 17.7 terawatt ya da 17.7 trilyon watt güç tüketmekte; dolayısıyla en az bu kadar da enerji üretebilmekteyiz. Yani Tip-1 medeniyet, şu anda olduğumuzdan en az 560 kat uzakta! Daha epey bir yolumuz var.

İyi ama, bu düzeyde güç üretimi ve tüketimi, bizi Kardashev Ölçeği'nde nereye koyuyor? Kardashev, 3 seviyeli ve kategorik bir sınıflandırma yaptığı için, Tip 1, Tip 2 ve Tip 3 haricinde medeniyet seviyelerini düşünmedi. Ancak meşhur astronom Carl Sagan, Kardashev Ölçeği'ni matematiksel bir formüle dönüştürdü ve süreğen hale getirdi:

K=log⁡10P−610\LARGE{K=\frac{{\log_{10}P-6}}{10}}

Bu formülde P yerine üretilebilen güç miktarını watt cinsinden yazarak hesap yapabilir ve K harfini hesaplayabilirsiniz. K değeri, size Kardashev Ölçeği'ndeki yerinizi verir. Örneğin K yerine 1 yazarak Tip-1 bir medeniyetin güç tüketimini hesaplayacak olursanız, Kardashev'in de öngördüğü gibi en az 10 katrilyon Watt üretmeniz ve tüketmeniz gerekecektir.

Bir başka örneği ele alalım: 1970'lerde insanlık 10 terawatt ya da 10 trilyon watt kadar güç tüketmekteydi. Bu, bizi, skalada Tip 0.7 yapmaktaydı. Günümüzdeki 17.7 Terawatt üzerinden hesaplayacak olursak, medeniyetimiz şu anda 0.725 seviyesine yükselmiştir.

Görebileceğiniz gibi skala logaritmik olduğu için, bu ufak değişimler bile çok anlamlı. Çünkü Tip-1 Medeniyet olabilmek için erişmemiz gereken düzey olan 10 katrilyon Watt, şu anki güç tüketimimizden en az 560 kat fazla olsa da, Kardashev Ölçeği'nde sadece 0.3 puan civarında bir sıçramaya karşılık geliyor. Tıpkı milyondan milyara ulaştığımızda ne kadar büyük bir sıçrama yaptığımızı fark etmenizin zor olması gibi, Kardashev Ölçeği'ndeki medeniyet seviyeleri arasındaki farkı da idrak etmek oldukça güç.

Tip-0 Medeniyetler: Başlangıç

Tüm bunlara rağmen ilerleme kaydediyoruz denebilir. Hatta bu formülü kullanarak, Kardashev tarafından tanımlanmamış olsa da, Tip-0 bir medeniyetin; yani en basit düzeydeki bir medeniyetin güç tüketimini hesaplayabiliriz. Böylece nerede olduğumuzu daha iyi anlayabiliriz.

Formülde eğer K yerine 0 yazıp, denklemi P için çözecek olursanız, karşınıza 1 milyon watt ya da 1 MW güç tüketimi çıkacaktır. Bu öyle ufak ki, günümüzde sadece birkaç yüz adet evin tükettiği güce eşit! Yani modern teknolojimiz yanında bir hiç... Tip-0 medeniyeti geçeli epey oldu diyebiliriz. Ünlü teorik fizikçi ve fütürist Michio Kaku, türümüzün 100 ila 200 yıl içinde Tip-1 medeniyet olacağını öngörüyor. 

Tip-1 Medeniyet Olunca Ne Olacak?

Peki, bu skalada tam 1'e ulaştığımızda, yani Tip-1 bir medeniyet olduğumuzda ne tarz teknolojiler görmeyi beklemeliyiz?

Öncelikle bu düzeydeki medeniyetimiz, gezegenimizdeki süreçlere hükmedebilir olacak. Depremler, volkanizma, tektonik hareketler, flora ve fauna faaliyetleri, iklim olayları gibi süreçler kontrolümüz altında olacak. Bu düzeyde bir medeniyeti besleyebilecek gücü üretebilmek için muhtemelen füzyon reaksiyonlarına hükmetmiş olacağız. Bu konuda araştırmalar gerçekten de sürdürülüyor. Bu reaktörleri üretmeyi başardığımızda, ortalamada her bir saniye 2 kilogram maddeyi saf enerjiye veya 280 kilogram hidrojeni helyuma dönüştürerek güç ihtiyacımızı gidereceğiz.

Bu süreçte yenilenebilir enerji kaynakları en büyük dostumuz olacak; çünkü Güneş'ten yeryüzüne düşen ışınları veya rüzgar ve dalgalar gibi kendini tekrar eden süreçleri kolaylıkla enerjiye dönüştürüp, giderek karmaşıklaşan teknolojimizi ve uzay programlarımızı besleyebileceğiz.

Bu gördüğünüz, İsveçli tasarımcı Oskar Pernefeldt tarafından
Bu gördüğünüz, İsveçli tasarımcı Oskar Pernefeldt tarafından "Dünya Bayrağı" olarak tavsiye edilen tasarım... İnsanlar 2025-2038 yılları arasında Mars'a insanlı araçlar gönderip Dünya-dışı kolonizasyonun temellerini atacağı için, bu başarının tek bir ülkeye atfedilmesindense gezegene ait görülmesi amacıyla bir çalışma başlatıldı. Bayrak içerisindeki 7 halka, Dünya kıtalarını ve Dünya üzerinde her şeyin birbiriyle nasıl ilişkili olduğunu anlatıyor. Ayrıca halkaların oluşturduğu çiçek, gezegenimizdeki yaşamı sürdüren en kritik canlılar olan bitkilere gönderme yapıyor. Bayrağın mavi rengi ise, Dünya'nın çoğunu oluşturan suyu temsilen seçildi.

Tip-2 Medeniyetler: Yıldızsal Medeniyetler

Fakat daha da büyük düşünmeliyiz: Zeki ve çalışkan bir medeniyetin erişebileceği nokta, kendi gezegeniyle sınırlı olamaz! Tip-2 medeniyetlerle tanışın...

Bu medeniyetler, Tip-1 medeniyetlerden ortalamada 1 milyar kat daha fazla güç üretip tüketebilir. Bunu nasıl yaparlar? Yıldızlarının sadece 1 gezegene düşen enerjisini değil; üretiği enerjinin tamamını kullanarak! Yani sistemlerinin merkezindeki yıldızı dev bir reaktöre dönüştürerek... İşte bu nedenle Tip-2 medeniyetlere Yıldızsal Medeniyet adı da verilmekte...

Henüz uzaya gidip gelmek çok kolay olmadığı için,
Henüz uzaya gidip gelmek çok kolay olmadığı için, "uzay madenciliği" kavramı da günlük hayatlarımızda pek olan bir terim değil. Ancak gerek SpaceX gibi firmaların başarıları, gerekse de uzay yarışının yeniden kızışıyor olması, bu tür kavramların çok yakında hayatlarımızın sıradan bir parçası haline gelebileceğini gösteriyor. Örneğin, 8 Aralık 2015'te ABD Senatosu, uzayda madencilik yapılmasını uygun gören bir yasayı oylayarak geçirdi. ABD Ticari Uzay Fırlatmaları Mücadele Yasası olarak anılan yasa, herhangi bir asteroit ya da uyduda ABD'li bir firma ya da kişi tarafından bulunan herhangi bir mineralin o kişi veya kuruma ait olduğu ve onu istediği gibi kullanabileceğini söylüyor. Söz konusu uzayla ilgili yasalar olunca işler biraz karışıyor. Çünkü uzay kimsenin değil (en azından şimdilik). Dolayısıyla onunla ilgili bir ülkenin yasalar geçirmesi, tuhaf soru işaretlerini doğuruyor. Sonuçta ABD'nin bir yasasını Japonya tanımak zorunda mı? Sanıyoruz ki burada devreye diplomatik üstünlükler giriyor. Ancak eğer ki uzay konusundaki atılımlar bu hızla sürerse, yakın bir gelecekte ABD tarihinde görülen "altına hücum", uzayda tekrar edilebilir!

Bu medeniyetler, kendi yıldızlarına ve bu yıldızların etrafında dönen tüm gezegenlere hükmetmeyi başarmış olacaklardır. Asteroid madenciliği ve gezegen madenciliği gibi uygulamalar sıradan kaynak yaratım yöntemleri haline gelecektir. Bu teknolojik atılımları besleyense, yıldızlarının ürettiği enerji olacaktır.

Dyson Küresi
Dyson Küresi
Medium

Şu anda Güneş'in bütün enerjisini kullanma fikri çılgın geliyor olsa da, buradaki yazımızda da sözünü ettiğimiz Dyson Küresi gibi bir araç kullanarak, yıldızımızın etrafını saran devasa bir güneş paneli küresi inşa edebiliriz. Bu panelin topladığı enerjiyi istediğimiz gezegene yönlendirebiliriz. Böylece Mars'a, Venüs'e, Merkür'e göndereceğimiz kolonilerin bu gezegenleri Dünyalaştırması, yani terraforme etmesi için gerekli enerjiyi sağlayabiliriz. Dahası, sistemimiz içine çeşitli duraklar inşa ederek, Güneş Sistemi dışına yayılmanın hazırlıklarını yapabiliriz. 

Ama Tip-2 Medeniyet'e ulaşma yolunda tek yöntem Dyson küresi değil. Daha çılgın yöntemler de hayal edebiliriz. Örneğin bir karadeliğe ulaşabilirsek, bazı yıldızları bu karadeliğe yönlendirerek, karadeliğin onları yutması sırasında açığa çıkan fotonları toplayarak enerji üretmek mümkün olabilir.

Tabii bir yıldızı istediğimiz yöne nasıl yönlendirebiliriz, bunu henüz bilmiyoruz ama unutmayın! Biz sadece 0.725'lik bir medeniyetiz. Bir farenin bizim güneş panellerimizi anlamasını beklemediğimiz gibi, bizlerin de Tip-2 bir medeniyetin kullanacağı yöntemleri ilk etapta anlaması çok güç olabilir. Örneğin belki de kara deliklere yıldız beslemek yerine, halihazırda etraflarındaki akresyon diskinde bol miktarda malzeme bulunan kara delikleri ve buradan kaçan fotonları, Penrose Süreci olarak bilinen bir olaydan faydalanarak enerji üretim reaktörlerine dönüştürebiliriz. 

Bir kara deliğin etrafındaki akresyon diski
Bir kara deliğin etrafındaki akresyon diski
Blogspot

Tabii daha çılgın yöntemler hayal etmek de mümkün: Örneğin Yıldız Kaldırma denen bir mekanizmayla, bazı yakın yıldızlardaki madde miktarını değiştirerek istediğimiz enerji üretim seviyelerine getirebilir ve onlardan enerji üretebiliriz. Hayal gücünün sınırlarını zorladığınızda, üretebileceğiniz çözümler baş döndürücü olacaktır!

Burada dikkat etmeniz gereken şu: Elbette bunlar pratik olarak imkansız gibi gözükse de, teorik olarak mümkün oldukları sürece, uzun dönem gelecek planlarımıza dahil edilebilirler. Sonuçta bundan 300 yıl önce kimse kıtaları uçarak aşacağımızı veya Ay'da yürüyeceğimizi hayal edemezdi. Bunların her ikisi de o dönemlerde bile teorik olarak mümkündü; ancak pratik zorluklar, böyle bir çabanın imkansız gibi gözükmesine neden olmaktaydı.

Böyle bir medeniyete ne zaman erişebiliriz? Kaku'nun tahminlerine göre bunun için en az birkaç bin yıla daha ihtiyacımız var. Eğer teknolojimiz, eksponansiyel yani giderek hızlanan gelişimini sürdürmeye devam ederse, yıldızımız Güneş'i dilediğimiz gibi tüketmek mümkün olabilir! Bu konuyu YouTube ailemize sorduk ve buradaki gibi cevaplar aldık; Twitter ailemizin verdiği yanıtlar ise şöyle:

Tip-3 Medeniyetler: Galaktik Medeniyetler

Ama Tip-2 Medeniyet'te de durmamalıyız. Kardashev Skalası'nın son basamağı olan Tip-3 Medeniyetler, sadece gezegenlere ve yıldızlara değil, bütün bir galaksiye hükmedebilen medeniyetlerdir.

Galaktik Medeniyet olarak da bilinen bu medeniyetler, Tip-2 medeniyetlerin kullandığı gücün en az 100 milyar katını kullanırlar. Tip-2 medeniyetlerin yaptığı her şeyi yapabilirler; ancak bunu sadece kendi sistemlerinde değil, galaksilerindeki milyarlarca yıldız sisteminin her birinde yapabilirler! Örneğin gezegenleri, daha büyük yapılar inşa etmek için yapı malzemesi olarak kullanabilirler!

Goodfon

Böylesi bir medeniyeti hayal etmek bile güçtür; ancak teknolojinin evriminin teorik fizik sınırları haricinde herhangi bir sınırı yoksa, Tip-2 bir medeniyet nihayetinde bu ürkütücü güce de kavuşacaktır. Örneğin insanlık olarak biz, tüm Samanyolu Galaksisi'ne hükmettiğimizde, bu seviyeye erişmiş olacağız. Tip-2 medeniyetlerin kullandığı yöntemleri genişleterek, birden fazla yıldız, karadelik ve gezegenin enerjisini bir arada sömürüyor olacağız.

Çılgın, öyle değil mi? Kaku'ya göre, eğer ki kendimizi yok etmemeyi becerirsek, bu düzeye erişmemiz en az 100.000 ila 1 milyon yıl kadar sürecek.

Uzayda Bu Medeniyetler Olabilir mi?

Peki, aklınızdan geçtiğini tahmin ettiğim şu soruyu sorayım: Oralarda bir yerlerde bu seviyelere erişmiş herhangi bir medeniyet olabilir mi? Bilmiyoruz.

Ancak şunu düşünün: Bir galaksiye hükmeden bir medeniyet, galaksi içindeki yüz milyarlarca yıldızın hepsinden enerji topluyor olmalıdır. Bu durumda, dışarıdan bakan biri için Evren'in o bölgesinde kapkaranlık bir bölge görmeyi bekleriz.

Boötes süperboşluğu (sağda) ve diğer boşluklar
Boötes süperboşluğu (sağda) ve diğer boşluklar
Wikipedia

Boötes süperboşluğu ile tanışın. 700 milyon ışık yılı uzakta ve 330 milyon ışık yılı genişliğinde, kapkara bir boşluk. Evren'in çapının %0.27'si kadar geniş olan bu boşluğun kapladığı 236.000 megaparsek küplük hacimde en az 2000 galaksi görmeyi beklerken, sadece 60 galaksi görebiliyoruz.

Bu elbette illa bir Tip-3 Medeniyet'in bu bölgeye hükmettiği anlamına gelmiyor. İspat yükü iddia sahiplerinin omuzlarındadır ve aksi ispatlanana kadar, bilimin boş hipotezi böyle bir medeniyetin var olmadığını varsaymamızı gerektirir. Ancak olasılığı düşünmek bile heyecan verici.

Tip-4 ve Üzeri Medeniyetler

Üstelik medeniyet Tip-3'te de durmak zorunda değil. Diğer astronomlar ve astrofizikçiler, Kardashev Ölçeği'ni mikro ve makro ölçekte geliştirmeye devam etmişlerdir. Örneğin Tip-4 Medeniyetler, İntergalaktik Medeniyetler'dir ve Uzay Yolu gibi bilimkurgu dizilerinde en sık işlenen konu budur.

Tip-5 ve üstü medeniyetler ise sadece galaksilere değil, evrene veya Çoklu Evrenler gerçek ise onlara bile hükmedebilen, kendi evrenlerini yaratabilen medeniyetler olacaktır. Buradaki videomuzda Simülasyon Teorisi'ni ele alarak bizlerin bir simülasyonun parçası olup olmama ihtimalini tartışmıştık. İşte eğer biz gerçekten de bir simülasyonun parçası isek, çok büyük ihtimalle Tip 3 bile değil, Tip 5 veya üzeri bir medeniyetin yarattığı bir simülasyondayız.

Ancak hayal gücünün sınırsız dünyasında kendimizi kaybetmektense, şu anki algılarımız çerçevesinde en olası görünen seviyeleri hedeflemek ve o yönde planlar geliştirmek en mantıklısı. Bu nedenle Tip 2 ve Tip 3 medeniyetlerin nasıl olabileceğine odaklanmak en doğrusu olacaktır.

Medeniyetimizin Seviyesini Nasıl Yükseltiriz?

Tabii ki bilim ve teknoloji ile... Uzay görevleri bu nedenle çok kıymetli; çünkü Carl Sagan'ın da dediği gibi, şu anda medeniyetimiz tam bir ergenlik döneminde... Yetişkin, yani bir Tip-1 medeniyet olmaya hazırlanıyor. Bu süreçte halen tek bir gezegen üzerindeki politik kavgalarla uğraşıyor; büyük resmi gözden kaçırıyoruz.

Öyle ki, Tip 2 bir medeniyeti hayal etmesi bile çok güç olsa da, eğer o seviyeye vardığımız noktada doğmuş olsaydık, 2019 yılına bakarak ne kadar ilkel atalardan geldiğimize hayret ederdik. Tıpkı şu anda atalarımıza bakarak ilkelliklerine hayret ettiğimiz gibi...

İnsanlık, eğer var oluşunu sürdürecekse, diğer gezegen, sistem ve galaksilere yayılmak zorundadır. Buradaki yazımızda, bu konuda ışık hızının sabit olması gibi bazı fizik yasalarıyla sınırlandığımızı söylemiştik.

Dolayısıyla bize, asırlar boyu yolculuk yaparak, yüzlerce kişilik kolonizasyon gruplarını diğer sistemlere gönderecek araçlar lazım. Bu gruplar, oralara geri dönmemek üzere yola çıkacaklar ve ana görevleri, vardıkları gezegenlerde hızla yeni kolonizasyon teknolojileri geliştirip, diğer gezegen ve sistemlere yayılmak olacak.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 15
  • 7
  • 5
  • 2
  • 1
  • 4
  • 1
  • 5
  • 2
  • 2
  • 1
  • 1
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • N. S. Kardashev. (1964). Transmission Of Information By Extraterrestrial Civilizations. Soviet Astronomy, sf: 217-221.
  • N. S. Kardashev. (1985). On The Inevitability And The Possible Structures Of Supercivilizations. The Search for Extraterrestrial Life: Recent Developments, sf: 497-504.
  • G. A. Lemarchand. Detectability Of Extraterrestrial Technological Activities. (1992, Kasım 02). Alındığı Tarih: 28 Temmuz 2019. Alındığı Yer: COSETI
  • M. Kaku. The Physics Of Interstellar Travel. (2019, Temmuz 28). Alındığı Tarih: 28 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Michio Kaku
  • S. Kaplan. The Strange Star That Has Serious Scientists Talking About An Alien Megastructure. (2015, Ekim 15). Alındığı Tarih: 28 Temmuz 2019. Alındığı Yer: The Washington Post
  • Z. Galántai. Long Futures And Type Iv Civilizations. (2003, Eylül 07). Alındığı Tarih: 28 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Budapest University of Technology and Economics

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 20/09/2019 15:49:29 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/961

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Birçok insan düşündüğünü zannetiği sırada aslında sadece önyargılarını yeniden düzenlemektedir.”
William James
Geri Bildirim Gönder