Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat
Tüm Reklamları Kapat

Sosyal Kimlik Teorisi Nedir? İnsanın Kabileci (Tribalist) ve Ayrımcı Kökenlerine Yönelik Neler Söyler?

Sosyal Kimlik Teorisi Nedir? İnsanın Kabileci (Tribalist) ve Ayrımcı Kökenlerine Yönelik Neler Söyler?
31 dakika
7,674
  • Sosyal Psikoloji

Sosyal kimlik, bir bireyin ait olduğunu hissettiği gruplara bağlı olarak, yani grup aidiyetinden yola çıkarak kendine yönelik geliştirdiği kavrayışın bir parçasıdır.[1] Toplumsal bir şekilde yaşayan insanlar, çok farklı şekillerde gruplara ve alt gruplara ayrılırlar. Bu gruplar arasındaki karmaşık ve dinamik etkileşimler, 1970'lerde ve 80'lerde Henri Tajfel ve John Turner tarafından geliştirilen ve Sosyal Psikoloji sahasının altında yer alan Sosyal Kimlik Teorisi kapsamında incelenir.[2], [3]

Kategorik Düşünme ve Süreğenlik

İnsanlar, kategorik düşünmeye meyilli canlılardır. Toplumda "basmakalıp" veya "stereotip" olarak adlandırılan kalıplar da bunun bir ürünüdür. Sosyal kimlik de bu kategorik düşünmenin bir sonucudur.

Tüm Reklamları Kapat

Bunu anlayabilmek için, kategorik düşünmenin yarattığı bazı diğer problemleri düşünebilirsiniz: Bilim nerede biter? Sahtebilim nerede başlar? Mesela çeşitli maddeleri birbiriyle karıştırarak kurşunu altına çevirmeye çalışan simya neden bir "sahtebilim" olarak görülüyor da, ondan doğan "kimya" bir bilim olarak görülüyor?

Bu, felsefenin en büyük uğraş ve problemlerinden biri olan Demarkasyon Problemi'ne işaret etmektedir; ancak burada bunun detaylarına çok fazla girmeyeceğiz. Birçok bilim insanı ve bilim okuru içinse bu soruya cevap vermek zor değildir: Simya veya astroloji gibi sahtebilimler, bilimin metodolojisini takip etmedikleri, buna ayak diredikleri ve ne zaman bilimin metotları ile sınansalar sonucun hep hüsran olduğunu gördüğümüz için bunlara "sahtebilim" diyoruz dedik. Bu, tüm filozoflar tarafından kabul görmeyecektir; ama makul sayılabilecek bir kategorizasyon denebilir.

Tüm Reklamları Kapat

Peki, bir diğer örneği ele alalım: Siz ne zaman "çocuk"tunuz, ne zaman "yetişkin" oldunuz? 18 yaşında mı? Neden? Vücudunuzda tam da 18. yaş gününüzde ne oldu ki artık "genç" olarak değil de "yetişkin" olarak sınıflandırılmaya başlandınız? Hiçbir şey... Bu örnekleri sayısız olarak artırmak mümkündür: Daha önceki yazılarımızda "ilk insan", "ilk kedi", "ilk çam ağacı" ve hatta "ilk canlı" gibi "ilklerin" neden bilimsel olarak geçersiz olduğunu anlatmıştık. Aşağıda konu ile ilgili bir videomuzu izleyebilirsiniz:

Evren'de neredeyse hiçbir şey kusursuz bir şekilde kategorilendirilmiş değildir, hemen her şey süreğen bir yapıdadır. Ama beynimiz bu süreğenliği kabullenmekte zorluk çekmektedir. İllâ bir şeyleri bir kategoriye yerleştirme ihtiyacı hissederiz. Örneğin biyolojide, "tür" dediğimiz şey çok net tanımlansın, her türün sınırı belli olsun ve bir canlıya baktığımız anda çat diye onu bir kategoriye yerleştirebilelim istiyoruz. Bir insana bakabilelim ve çat diye onu "iyi" veya "kötü" kategorilerinden birine koyabilelim istiyoruz. Bir millete veya bir ülkeye bakalım ve çat diye onu "dost" veya "düşman" kategorisine koyabilelim istiyoruz. Hayatlarımız, bize karmakarışık şekillerde gelen bilgileri, özenle düzenlenmiş kategori kutularına yerleştirmekle geçmektedir. Buna bağlı olarak siyah ve beyazlarımız giderek netleşmektedir; griler ise ya artık hiç kalmamıştır ya da giderek azalmaktadır.

Neden? Çünkü beyin dediğiniz şeyin olayı budur. Beyin, bir veri işleme makinasıdır. Belirsiz bir şekli gördüğünüzde, beyniniz sadece 20 milisaniye içinde onu bir yüz olarak ayırt edebilmektedir; o şey, bir yüz olmasa bile! Buna pareidolia diyoruz ve bulutlarda tavşanlar görmemizin, domateste veya inekte kutsal işaretler gördüğümüzü sanmanızın nedeni budur. Beyin, anlamsız bir veriyi anlamlandırıp, kategorilendirip, bir sonraki işe geçmektedir. Çünkü çalıların arkasında gördüğünüz belli belirsiz yüzün bir "aslan yüzü" olduğunu yeterince hızlı fark etmezseniz... Çok geç. Öldünüz. Dolayısıyla o ihtimali görmezden gelmek yerine, o belirsizliği "aslan" olarak kategorilendirmek, atalarımız için her zaman daha avantajlıydı.

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Ta ki medeniyetler inşa edip, kendimizi doğadan soyutlayıp, uğraşlarımızı baştan yaratana kadar. Artık çalılar arkasında bizi bekleyen aslanlar yok; ama dürtülerimiz kaybolmadı: Belirsizlik altında, halen birbirimizi "düşman" olarak kategorilendiriveriyoruz.

İnsanın sosyal bilişi de işte bu kategorizasyona dayalıdır: Benzer olan uyaranları benzerliklerine göre, zıt olan uyaranları farklılıklarına göre sınıflandırırız.[4] Hayvanlar ve bitkileri benzerliklerine göre sınıflandırdığımız gibi, insanları da cinsiyet, ulus, etkik köken ve benzeri özelliklerine göre sınıflandırmaktayız. Bu sayede, yeni bir uyaranla (yeni bir "birey" ile karşılaştığımızda, onu bilişsel anlamda sıfırdan işlemek zorunda kalmayız. Daha önceden karşılaştığımız uyaranlara bağlı olarak zihnimizde yarattığımız kategorilerden birine yerleştiririz ve o bireyin de o kategorideki/gruptaki kişilerle aynı niteliklere sahip olduğunu varsayarız.[5] Bu açıdan sosyal kategorizasyon hem faydalı ve gereklidir, hem de insanlar ve insan grupları arasındaki ilişkiler üzerinde doğrudan etkisi olan, tehlikeli olma potansiyeline sahip, anlaşılması gereken bir olgudur.

Sosyal Kimlik Teorisi: İç Gruplar ve Dış Gruplar

Sosyal Kimlik Teorisi'ne göre insanlar, anlamdan bağımsız olarak "Biz" ve "Onlar" kategorilerinde düşünmeye meyillidirler; yani insanların gruplaşması için, söz konusu grupların anlamlı olması gerekmemektedir.[6], [7], [8]

Bir bireyin "Biz" olarak gördüklerine "iç grup" denmektedir. İnsanlar, genellikle iç gruplarını yüceltmeye meyillidirler; çünkü iç grubu, kendilerinin bir uzantısı olarak görürler. Sonuçta birçok insan kendilerini "iyi" veya "ahlaklı" gibi pozitif şekillerde değerlendirmeye yatkındırlar; kimse kendini "kötü" veya "ahlaksız" gibi negatif niteliklerle tanımlamaktan hoşlanmaz. Buna pozitif seçkinlik (İng: "positive distinctiveness") denmektedir ve "pozitif ayrımcılık" ile karıştırılmamalıdır. Pozitif seçkinlik, her bireyin kendi gözünde ve diğerlerinin gözünde pozitif bir şekilde görülmek isteyecek şekilde motive edildiğini söyler. Yani her bir birey, pozitif bir benlik algısı için çabalar.

İşte öz saygı hipotezi olarak bilinen bir hipoteze göre insanlar, kendilerini ait gördükleri grupları da kendileri gibi değerlendirirler; çünkü aksi takdirde o grupta işleri olmayacağını düşünürler.[9] Buna bağlı olarak, kendi gruplarını da pozitif bir şekilde değerlendirmeye meyillidirler.[10] Buna iç grup kayırıcılık (İng: "in-group favoritism") adı verilmektedir ve bilişsel bir önyargı olarak kategorize edilmektedir.[11], [12]

Tüm Reklamları Kapat

Öte yandan insanlar, "Onlar" olarak gördükleri "dış grup" denen kategorileri dışlamaya, küçümsemeye ve aşağılamaya meyillidirler; çünkü eğer o kişiler dışlanmayacak bir kişi veya grupta olsalardı, "Biz" kategorisine ait olurlardı ve değillerse, "Biz" olmayı hak etmeyecek niteliklere sahip olmalıdırlar. Dış gruplara karşı takınılan genel tavra dış grup yericilik (İng: "out-group derogation") adı verilmektedir.[13]

Dış grup yericiliğin en ilginç sonuçlarından biri, grup homojenliği (İng: "group homogeinity") kavramında karşımıza çıkmaktadır: İnsanlar, iç gruplarının daha çeşitli ve zengin olduğunu, dış grupların ise daha birbirine benzer ve bayağı olduğunu düşünmeye meyillidirler (buna, "onlar benzerler, biz çeşitliyiz" algısı da denmektedir).[14], [15] Ancak dış grupların birbirine benzer bireylerden oluştuğuna yönelik bu bilişsel önyargı, genellikle pozitif özellikler açısından değil, negatif özellikler açısından düşünüldüğünde belirgindir. Yani insanlar, dış gruptaki bireylerin negatif özellikler konusunda birbirine benzer olduğunu düşünürken, pozitif özellikler konusunda "istisnai" olabildiklerine inanmaya meyillidirler.[16] Bu da dış grup yericiliğin formlarından biri olarak görülmektedir.[17]

Sosyal Kimlik Teorisi'nin bu kategorizasyon analizinin ilginç detaylarından biri, kişilerin pozitif seçkinlik elde edebilmek adına bazı stratejiler geliştirmeleridir. Yani iç grup ve dış gruplar her zaman katı sınırlara sahip değillerdir ve bireyler, daha pozitif bir seçkinliğe erişebileceklerini düşündükleri gruplara geçebilirler. Buna bireysel hareketlilik (İng: "individual mobility") denir.

Burada yeri gelmişken, ufak bir ayrımdan söz etmekte de fayda vardır: Sosyal Kimlik Teorisi, sosyal kimliklere bağlı olarak ayrışmayı açıklamak üzere geliştirilmemiştir; sadece sosyal kimliklerin ne olduklarını açıklamaya yönelik geliştirilmiştir.[18] Buna rağmen, birçok sosyal psikolog tarafından Sosyal Kimlik Teorisi, genel bir sosyal kategorizasyon teorisi olarak değerlendirilmiştir.[19], [20] Sonradan Sosyal Kimlik Teorisi üzerine inşa edilen Öz Kategorizasyon Teorisi (İng: "Self-Categorization Theory"), daha genel bir "benlik" ve "grup süreçleri" ayrımına gidebilmek üzere geliştirilmiştir.[21] Daha sonradan bu iki teori; insan gruplaşmasını, ayrımcılığı, ötekileştirmeyi ve sosyal kimlikleri izah etmek için bir arada kullanılmıştır. Bu ortaklığa kimi zaman sosyal kimlik yaklaşımı veya sosyal kimlik perspektifi adı verilmiştir.[22]

Tüm Reklamları Kapat

Büyük Sekizli

Her bireyin kimi, neye göre "iç grup" ve "dış grup" olarak gördüğü değişmektedir; ancak evrensel olarak belirgin olan 8 sosyal kimlik bulunmaktadır:

  1. Irk: Aslen sosyal olarak tanımlanmış olan; ama biyolojik temeli varmış gibi davranılan, dolayısıyla deri rengi, saç biçimi, göz rengi ve yüz özellikleri gibi fiziksel karakteristiklere göre tanımlanan kimliklerdir. "Beyaz/Kafkasyalı", "Asyalı", "Latin" ve "Siyah" gibi kategoriler buna örnektir.
  2. Etnik Köken ve Ulus: Kültür, dil ve doğulan ülke gibi özelliklere göre karakterize edilen kimliklerdir. Örneğin "Arap", "Koreli", "İsveçli" gibi kategoriler buna örnektir. Ayrıca etnik kökenin bir uzantısı olarak "ulus" da verilebilir. Ulus ile etnik köken arasında ayrıma gidildiğinde, bir devlet ile tanımlanan ulusların altında birçok etnik köken bulunduğu söylenebilir. Örneğin Hindistan bir ülke olduğu için; "Hintli" bir ulus kategorisi iken, Hindistan'da yaşayan yüzlerce etnik kökenden ikisi olan "Pencaplı" veya "Bengalli" birer etnik köken kategorisidir.
  3. Cinsel Yönelim: Bir kişinin bir veya daha fazla kişiye duygusal, romantik, cinsel, ruhani ve/veya şefkate dayalı çekim veya yakınlık hissetmesine göre tanımlanan kimliklerdir. "Düzcinsel (heteroseksüel)", "Eşcinsel (homoseksüel)", "Aseksüel" gibi kategoriler buna örnektir.
  4. Cinsel Kimlik: Bir kişinin kendilerini cinsel anlamda nasıl gördüğüne göre belirlenen kategorilerdir. Bir kişinin cinsel kimliği, biyolojik cinsiyeti (doğumda atanan cinsiyet) ile örtüşebilir veya örtüşmeyebilir. "Düz cinsiyetli (cisgender)", "pancinsiyetli (pangender)", "trans kadın" veya "trans erkek" gibi kategoriler buna örnektir.
  5. Engelsizlik/Engellilik: Bir kişinin günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmek için sahip olduğu fiziksel ve zihinsel kapasiteye göre belirlenen kimliklerdir. "Engelsizlik", "körlük", "sağırlık" gibi kategoriler buna örnektir; ancak engellilik her zaman fiziksel olarak görünür olmak zorunda değildir (örneğin "depresyon", "otizm", "disleksi", "lupus" veya az önce saydığımız fiziksel engellerin daha belirsiz olan versiyonları da bu kategorilere örnektir)
  6. Din/Ruhanilik: Kutsal olarak görülen kavramlara yönelik olarak bireysel veya organize olarak sergilenen pratiklere göre belirlenen kategorilerdir. "Teist", "ateist", "Müslüman", "Yahudi" gibi kategoriler buna örnektir.
  7. Yaş: Bir bireyin doğumundan itibaren geçen süreye bağlı olarak belirlenen kategorilerdir. Genellikle her bir yaş grubu ayrı bir kategori olarak görülmez; daha ziyade "nesilsel" ayrımlara gidilir. "X Nesli", "Y Nesli", "Milenyaller", "Boomerlar" gibi kategoriler buna örnektir. Ancak özellikle gençler arasında görülen "89'lu" ve "90'lı" gibi kategoriler de buna örnektir. Benzer şekilde, "bebek", "çocuk", "yetişkin", "yaşlı" gibi daha genel kategoriler de buna örnek olabilir.
  8. Sosyoekonomik Statü: Bir kişinin gelir ve varlık gibi ekonomik parametrelere bağlı olarak toplumda edindiği seviyeye göre belirlenen kategorilerdir. "Fakir" ve "zengin" gibi sınırları daha muğlak kategoriler; "yılda 100.000₺'den az kazanan", "yılda 100.000-250.000₺ kazanan" gibi daha sayısal kategoriler ve "fakir sınıf", "alt orta sınıf", "üst sınıf" gibi kategoriler buna örnektir.

İnsanların başvurduğu sosyal kimliklerin bunlardan ibaret olmadığı hatırlanmalıdır; fakat bunlar, en belirgin ve yaygın olarak ortaya çıkan, dolayısıyla sosyal etkileşimleri en güçlü şekilde belirleyen kimliklerdir.

Ayrıca her bireyin bu kategorilere eşit şekilde dağılmadığına da dikkat edilmelidir. Bu kimlikler arasında belli başlı örüntüler bulunması mümkündür (örneğin yaş ile din kimliklerinin ilişkili olabilmesi gibi). Benzer şekilde, bu kimlikler bir arada evrimleşebilirler (örneğin cinsel kimliğe yönelik ayrımcılık ve korumaya bağlı olarak bir ulusta sosyoekonomik sınıfların belirlenebilmesi gibi). Ne var ki bu kategorilerin illâ her insanda aynı şekilde dağılması beklenmemelidir.

Elbette, kimi özel durumda bu kategoriler çok keskin bir şekilde bir arada belirebilirler ve buna bağlı olarak iç gruplar ile dış gruplar arasındaki etkileşim katılaşabilir. Örneğin göçmenler ve mülteciler, evrensel olarak dış grup olarak görülen gruplardır. Sosyal Kimlik Teorisi açısından bu mantıklıdır; zira göçmenlik, tanım gereği bir dış grubun iç gruba dahil olma çabasıdır. Kendilerini özel bir iç gruba ait hisseden kişilerin bu çabayı genelde "yıkıcı" görmesi şaşırtıcı değildir. Sosyal Kimlik Teorisi, bunun olumlu veya olumsuz olmasıyla ilgili bir yorum yapmaz veya evrensel bir çözüm ortaya koymaya çalışmaz; sadece insan toplumlarında belirgin olan bu kategorik uyumsuzluğun kaynağını izah eder. Örneğin yapılan araştırmalar, insanların, özellikle de ulus ve sosyoekonomik statü açısından kendi iç gruplarıyla daha uyumlu olduğuna inandıkları coğrafyalardan veya gruplardan gelen göçmenleri kabul etmeye daha açık olduklarını göstermektedir - ki bu, Sosyal Kimlik Teorisi'nin temel öngörülerinden birisidir.[23]

Tüm Reklamları Kapat

Agora Bilim Pazarı
Sherlock Holmes - Baskerville Laneti

“Bütün bunların anlamı nedir, Holmes?”
“Cinayet bu, Watson…”
Aşınmış bir baston, gözden kaçmış bir aile portresi, firari bir katil ve bir hayalet köpek üzerine kurulu eski bir lanet… Sherlock Holmes’un karşısına çıkmış en meşhur, en karmaşık dava. Her bir yeteneğini sergilemek ve sadık dostu Dr. Watson’ın koşulsuz desteğini almak zorunda.

İngiltere’nin çizgi roman dünyasındaki önemli temsilcilerinden Ian Edginton ve I.N.J. Culbard tarafından uyarlanan bu dört Arthur Conan Doyle klasiğinden üçüncüsü Baskerville Laneti Kutlukhan Kutlu çevirisiyle karşınızda.

“Culbard ve Edginton konunun özünü yakalamada gerçek birer usta. Her sayfası keyif.”
–Rachel Cooke, The Observer

Devamını Göster
₺58.00
Sherlock Holmes - Baskerville Laneti

Sosyal kimlikler, kişilerin belli bir gruba ait olabilmesini ve bu sayede sosyal dünyada aidiyet ihtiyaçlarını tatmin edebilmelerini sağlar. Sosyal kimlikler kendi başına "iyi" veya "kötü" olmak zorunda değillerdir; farklı bağlamlarda her iki türden etki de görülebilir. Örneğin sosyal kimlikler, bireyleri ait hissettikleri kimlikle etkileşime geçecek şekilde sosyalleştirebilir (buna pro-sosyal davranış denir).[24], [25] Öte yandan bu kimlikler; sosyal, hukuki veya askeri yollarla belirli kimliklerin baskılanmasına ve hatta 2. Dünya Savaşı gibi vahim örneklerde görüldüğü üzere, toptan eliminasyonuna neden olabilir. Dolayısıyla bu kimliklere hangi coğrafya ve hangi zamanlarda hangi anlamların yüklendiği önemlidir. Dolayısıyla sosyal psikolojinin bu sahasını iyi anlamak, insanlar tarafından inşa edilen sistemlerde bu kimliklere yönelik ayrımcılık, zorbalık, vb. problemleri çözebilmek açısından önemlidir.

Ayrıca sosyal kimlikleri anlamak, insanların kişilik psikolojilerini anlamak açısından da önemlidir. Bir birey, kendini belli bir grup ile daha güçlü bir şekilde ilişkilendirdiğinde, o grubun genel davranışları, doğruları, yanlışları, fikirleri, vb. özellikleri o kişiyi daha güçlü bir şekilde şekillendirecektir. Bu şekillendirme, doğrudan davranışları etkileyebildiği gibi, aynı zamanda kişilerin kendileriyle ilgili ne kadar rahat ve özgüvenli hissettiklerini de belirlemektedir. Örneğin bir gruba ait hisseden bir birey, o grubun takdir ettiği bir statü veya yetenek kazandığında, kendilerini daha güvende, tatmin olmuş ve saygın hissedebilirler. Bu hisler, o kişilerin davranışlarını etkileyebilmektedir.

Sosyal kimliklere göre ayrılan gruplar arasındaki ortak noktalar ne kadar az ise, yani farklı "zevkler ve tercihler" arasında ne kadar az örtüşme var ise, o kadar polarize ve saldırgan bir dinamik doğmaktadır. Çünkü böyle olmayan bir toplumda iki kişi belki politik olarak aynı görüşte olmayabilir, ama film zevkleri örtüşebilir. Müzikte anlaşamayabilirler, ama aynı takımı tutarlar. Aynı yemekleri sevmezler, ama hobileri ortaktır. Ama ne zaman ki politika, müzik, film, sanat, spor, bilim, din ve benzeri grup karakteristikleri bir bütün olarak ayrışır, yani örneğin aynı dine mensup olanlar aynı politik görüşleri besleyip aynı filmleri izleyip aynı sanat akımlarını destekler ve diğer grup da kendi içinde bu şekilde öbeklenir, işte o zaman medeniyete diyalog ve mantık değil, tribalistik dürtüler hükmetmeye başlar.

Kişiler Arası - Gruplar Arası Skalası

Bu dürtü değişimini anlamak için, Sosyal Kimlik Teorisi'nin en temel postülatlarından birini anlamamız gerekmektedir: Kişilerin sosyal davranışları, bir grup içindeyken, yalnız başına oldukları zamanlardan farklı olacaktır. Yani bir sosyal grubun varlığı, bireyin davranışlarını değiştirmektedir. Ancak bu değişim, kesintili değil, süreğendir. Yani kişi, kendi başınayken bambaşka, grup içindeyken bambaşka davranmaz; sadece kişiler arası etkileşim ile gruplar arası etkileşim arasında bulunan skalada gidip gelir. Bu gidip gelmeyi belirleyen, sosyal bir grubun içerisinde olmak veya olmamaktır.

Bu skalanın bir ucunda tamamen kişiler-arası davranış bulunmaktadır. Bu tür davranışlar, kişinin sadece bireysel karakteristikleri ve diğer 1 kişiyle olan kişiler-arası ilişkileriyle belirlenen davranışlardır. Öte yandan tamamen gruplar-arası davranışlar, sadece, 2 kişiden daha fazla kişi arasında olan etkileşimlerden doğan davranışlardır.[2] Ancak bunlar, ideal uçlardır; gerçek hayatta ve pratikte çok az insan bu kadar uç noktalarda davranışlar sergiler. Birçok kişi, bu iki ucun arasında bir yerlerde bulunacaktır ve bulundukları sosyal duruma göre bu skalada yer değiştireceklerdir.[26]

İşte az önce söz ettiğimiz Öz Kategorizasyon Teorisi, bireysel ve sosyal kimlikler arasında daha net ayrımlara gider ve daha derin bir analiz yapar. Sosyal Kimlik Teorisi, bir kişinin bu skalada nerede yer alacağını belirleyen sosyal ve yapısal faktörleri tespit etmeye çalışır.[9]

Minimal Gruplar ve Tribalizm: Anlamsız Kategorilere Göre Bölünen İnsanlar

İnsanlar arasında ayrımcılığı normal bulan birçok kişi ve akım mevcuttur. Bu kişiler için kişilerin iç gruplarını yüceltmeleri ve kendi statülerini en iyi duruma getirmeye çalışmaları, bunu yaparken gerekirse dış grupları ezmelerinin kabul edilebilir olduğunu normaldir. Özellikle de sosyoekonomik statü veya ırklar gibi çok derin ve eski tarihleri olan kategorilerde yapılan ayrımcılık, toplumda daha geniş kesimlerce "normal" görülmektedir.

Ne var ki insanlardaki ayrımcılık güdüsü, sanılandan çok daha bayağı ve tehlikelidir. Öyle ki, bu alanda araştırma yapan bilim insanlarını bile şaşırtacak düzeyde bir gruplaşma söz konusudur. Bunu, Sosyal Kimlik Teorisi'ne yönelik deneylerin tarihinde görebilmekteyiz.[27]

Araştırmacılar "ırklar" gibi yüklü kavramlar olmaksızın, insanları tamamen anlamsız gruplara ayırdıklarında ve sonrasında yavaş yavaş bu gruplara birer anlam yüklediklerinde, o grupların hangi noktada diğer gruplara karşı önyargı geliştirdiklerini, yani "iç grup övücülüğün" ve "dış grup yericiliğin" nerede başladığını, yani kısaca ötekileştirmenin hangi noktada başladığını görmek istediler. Bu şekilde yapılan çalışmalara minimal grup paradigması (İng: "minimal group paradigm") denmektedir.[28]

Bunu yapmak için, zarif bir gruplama yolu buldular: Eğer buradaki videomuzu 06:05 noktasından itibaren 40 saniye boyunca (yani 06:45'e kadar) izlerseniz, siz de deneyin bir parçası olabilirsiniz. Ancak basitçe yaptıkları şuydu: Bir kağıt üzerine rastgele bir sayıda noktalar (mesela 45 adet nokta) koydular ve deneklere bu noktaları 1-2 saniyeliğine gösterdiler. Sonrasında katılımcılara bu 1-2 saniyeliğine gördükleri kâğıtta kaç adet nokta olduğunu düşündüklerini sordular. Herkes tahminlerini söyledi. Sonrasında ekranda 30 nokta olduğunu söylediler; dolayısıyla kimi katılımcı nokta sayısını araştırmacıların ilân ettiğinden fazla tahmin etmişti, kimi daha az tahmin etmişti. Katılımcılara, tahminlerinin yüksek veya az olmasına bağlı olarak "abartıcılar" ve "azımsayıcılar" olarak iki gruba ayrıldıkları söylendi. Böylece her katılımcı, iki gruptan birine ait olmuş oldu.

Tüm Reklamları Kapat

Ancak böyle bir insan kategorilendirmesi bulunmamaktadır. Bu grupların var olduğunu anlamlı bir şekilde gösteren hiçbir çalışma yoktur. Hatta ekranda 30 nokta bile yoktu, sayıyı uydurmuşlardı. Söylediğimiz gibi, örneğin gerçekte 45 nokta vardı; ancak katılımcılar gerçek sayıyı bilmiyorlardı ve araştırmacıların söylediği sayıyı "gerçek" olarak aldılar. Yani araştırmacılar, katılımcılara sayı ve gruplar konusunda yalan söylediler.

Bunu yapma nedenleri şuydu: Sanıyorlardı ki bu kadar aptalca bir gruplandırma nedeniyle insanlar kendilerini "abartıcılar"a veya "azımsayıcılar"a ait görmezler, karşı tarafa önyargı beslemezler. Dolayısıyla o rastgele gruplara yavaş yavaş anlam yükleyip (mesela "abartıcılar"ın aynı zamanda daha çok para kazanabildiği gibi şeyler söyleyerek, o gruplara anlam yükleyerek), önyargıların hangi noktada başladığını görebilmeyi umuyorlardı.

Ama çok yanılıyorlardı. Daha hiçbir ek anlam yüklemeden, katılımcılar kendi gruplarını övmeye ve diğerini yermeye başladılar: Mesela bir kişi abartıcıysa, daha önce hiç tanımadığı ve hakkında başka hiçbir şey bilmediği abartıcı diğer kişilere daha çok para vermeyi seçiyordu. Azımsayıcılara ise daha az para veriyor, hatta onların parasını azaltmaya çalışıyordu. Diğer grup da aynısını yaptı.

Bu deneyler daha sonradan daha da saçma yollarla tekrar edildi: İnsanlar, yazı-tura atılan bir paranın geldiği yüze bağlı olarak "yazıcılar" ve "turacılar" olarak ayrılıp, birbirlerine ayrımcılık uyguladılar. Bir diğer deneyde katılımcılara bir dizi sanat eseri gösterip, beğenip beğenmedikleri soruldu. Buna bağlı olarak "Klee stili" ve "Kandinsky stili" olarak bilinen iki stile ayrıldıkları söylendi. Tahmin edeceğiniz üzere, bu stillerin ikisi de uydurmaydı. Dolayısıyla katılımcılar, daha önceden bu tür stilleri bilmiyorlardı ve çizimler de doğal olarak bu stille çizilmemişti. Buna rağmen, daha önceden ne bu sözde sanat akımlarıyla ne de birbirleriyle etkileşmiş olan katılımcılar, kendi grubundan olduğu söylenen kişilere daha yüksek sempati göstermiş, kendi gruplarından olanların kişilik özelliklerinin daha üstün olduğunu belirtmiş, diğerlerini ise dışlamaya çalışmışlardır. Kendilerine harcayabilecekleri bir miktar para verildiğinde, kendi gruplarıyla paylaşmayı seçerken, karşı grupla "boğaz boğaza rekabet" denebilecek düzeyde bir saldırganlıkla mücadele etmişlerdir. Örneğin kendilerine şu 2 seçenek sunuldu:

Tüm Reklamları Kapat

  1. Size 2 dolar vereceğiz, dış gruptan birine de 1 dolar vereceğiz.
  2. Size 3 dolar vereceğiz, dış gruptan birine de 4 dolar vereceğiz.

Katılımcıların çoğu, ikinci seçenekte kendileri daha çok para alacak olmalarına rağmen, sırf dış gruba zarar vermek için birinci seçeneği seçtiler! Üstelik bunu, daha önceden hiçbir şekilde etkileşmedikleri, tamamen uydurma kategorilere göre ayrılmış insanlara karşı yaptılar.

Bu davranışa genel olarak "kabilecilik", yani "tribalizm" denmektedir. Görüldüğü üzere insan tribalizmi, öyle çok derin anlamlı gruplara ihtiyaç duymamaktadır. İnsanlar, akıl almaz düzeyde bayağı kategorilere göre kabilelere bölünüp, grup ayrımcılığına başlayabilmektedirler. Öyle ki, bazı çalışmalara göre, bırakın 2 grubun varlığını, sadece 2. bir insanın var olup olmaması bile kabileciliği tetiklemeye yetmektedir. Dolayısıyla bu kadar basit bir şekilde ayrışan insanların inşa ettikleri yapıların da ayrımcılık ve gruplarla bezenmiş olması şaşırtıcı değildir.

Mavi Gözün "Üstünlüğü"

Yukarıdaki örnek tehlikesiz ve kontrollü ortamda yapılan bir deneydi. Ancak bu etkiyi çok tehlikeli bir şekilde silaha dönüştürmek de mümkündür. Örneğin Jane Elliot'un 3. sınıf öğrencileriyle yaptığı bir deneyde, öğrenciler göz rengine göre gruplara ayrıldılar.

Grupların oluşturulmasından kısa bir süre sonra, çocukların davranışları değişmeye başladı: Daha üstün olduğu söylenen mavi gözlüler grubu, birbirleriyle dayanışma kurmaya başlayarak kendilerine verilen güç ve statüyü sınıfı yönetmekte kullanmaya başladılar. Kahverengi-gözlü çocukları "dış grup" olarak görmeye başladılar: Kendilerinden farklı ve aşağı olarak görüyorlardı. Sırf mavi gözlerinden ötürü üstün oldukları söylendiği için!

Tüm Reklamları Kapat

Burada şunu vurgulamakta fayda vardır: Yukarıda da tartıştığımız gibi, insanların inşa ettikleri sosyal kimliklerin bazıları, bireylerin hayatlarını belirleyecek ve etkileyecek kadar güçlüdür. Yani insanların tamamen anlamsız gruplara göre ayrışabiliyor olmaları, inşa ettikleri kimliklerin bir kısmının gerçekten anlamlı ve etkili olmadığı anlamına gelmemektedir.[29], [30]

İnsanların Atalarında İç Grup ve Dış Gruplar

Modern sosyal psikolojiyi şekillendiren bu kavramlar, evrimsel psikoloji ile desteklendiğinde daha da net anlamlara kavuşmakta, belli riskler daha belirgin hâle gelmektedir: İnsanlar tribalist bir doğaya sahiptir; çünkü binlerce yıl önce kabileler halinde yaşayan atalarımız, gerek insan kabilelerini gerekse de hayvan kabilelerini kendi perspektiflerine göre sınıflandırmışlardır. Yani vahşi hayatta yaşayan atalarımız, "Biz" ve "Onlar" ayrımını keyfî olarak yapmıyorlardı. Kendilerini her an tehdit edebilecek kabileleri veya türleri "dış grup" olarak görüp, onlardan kaçınıyor veya onları öldürmeye çalışıyorlardı. Bizi ve çocuklarımızı avlayanlar, bize göre düşmandı. Günümüzde artık bu tür bir "anlık tehdit" altında olmamamıza rağmen, birilerini "Onlar" kategorisinde gördüğümüz anda, tehlikeli, adaletsiz, berbat, pis, kötü, aşağılık olarak nitelendirmeye de meyilliyiz.

Öte yandan hem atalarımız hem de modern insanlar için "biz"den olanlar adil, yüce, kudretli, sevecen, iyi olmalıdır. Bu tavır, sadece iç grubun kendini pohpohlamasından ibaret değildir, aynı zamanda ait olduğumuz grubun daha yüce olduğunu düşünmek, özgüvenimizi ve benlik saygımızı pekiştiren duygular yaratmaktadır.

Zaten bu yüzden bu tribalist psikolojinin temelinde sadakat yer almaktadır; gerçekler veya bilgi değil. Tribalist bir düzende önemli olan, kabilenin değerlerine aykırı davranmamaktır. Eğer başka bir kabilenin değerlerini makul veya geçerli bulacak olursanız, sizin kabilenizden biri sizi ihanetle suçlar ve kısa sürede dışlanırsınız. Öteki kabileye de geçemeyecek olursanız, kabilesiz bir birey olursunuz ve vahşi doğada, bundan daha kötü bir durum olamazdı. Vahşi doğada insanlar, birbiriyle işbirliği sağlayarak hayatta kaldılar; eğer yalnız başınaysanız, ölüsünüz demektir. Tarih boyunca da ara sıra durgun dönemler geçirdikten sonra kendimizi yeniden giderek kamplara hapsetmemiz ve giderek kutuplu bir dünya yaratmamız bundan olabilir.

Tüm Reklamları Kapat

Beyin Taramaları ve Sosyal Kimlik

Buraya kadar anlattıklarımız, farazi bir teori geliştirme çabası değildir. Yapılan çalışmalarda, sosyal kimlik ve gruplaşma/kategorileşme faktörünün doğrudan beyindeki etkilerini görmek mümkündür.

Örneğin yapılan bir dizi çalışmada, birbirini iç grup ve dış grup olarak görülen kişilere elektrik şoku verildi ve fotoğrafları çekildi.[31], [32], [33] Sonrasında her iki gruptan da katılımcılar MRI cihazı içerisine yerleştirilerek, iç grup ve dış gruptan olan kişilerin fotoğraflarını gördükleri zaman beyinlerinde yaşanan değişimler incelendi. Tahmin edileceği üzere, fotoğrafta şoku yiyen kişi, izleyicilerin iç grubundansa, kişiler şok yiyen o kişiyle daha fazla empati kurdular. Dış gruptansa, daha az önemsediler. Empati ile ilişkili beyin bölgeleri, iç grubun şok yediği fotoğraflara bakarken, dış grupta olduğundan daha net bir şekilde aydınlandı.

İnsanların birbirine bu derece zulmedebilecek bir biyolojiye sahip olması kulağa korkunç gelebilir; ama çaresiz değiliz. Aynı araştırma, bir çıkış yolu da sunuyor: Bu defa MRI cihazına yatan katılımcıya şok verildi. Bu sırada hem iç gruptan hem de dış gruptan kişilere bir miktar para dağıtıldı. Bu kişiler, belli bir paradan vazgeçmeleri, yani ödeme yapmaları halinde, MRI cihazındaki kişiyi şoktan kurtarabiliyorlardı.

Şoku yiyen kişiye, birinin onu kurtarıp kurtarmadığı söylendi. Kimse kurtarmayı seçmezse, elektrik şoku yedi. Eğer biri para ödeyim kurtarmayı seçerse, hangi grubun para ödediği söylendi. Eğer dış grup olarak gördükleri kişiler kendilerini kurtaracak olurlarsa, aksi takdirde şoku yiyecek kişilerin beyinlerinde, iç gruptaki bireylere duydukları kadar empatik bağ tepkisi verildiği görüldü. Sonradan bu kişilere şok vermeksizin iç grup ve dış gruptan bireylerin şok yediği fotoğraflar gösterildiğinde, empatik tepkinin, önceden dış grup olarak görülen ama kendilerini kurtarmayı seçen kişiler için de sürdüğü görüldü. Yani dış grup olarak gördüğümüz kişilerle dayanışmak, işbirliği yapmak, etkileşmek, tribalistik duyguları yumuşatıyor, ayrışmaları azaltıyor denebilir.[34]

Tüm Reklamları Kapat

Keyfekeder Değişen Kategoriler

İnsanlar olarak sadece kategorik düşünmekle kalmıyoruz, aynı zamanda o kategorileri "dost" ve "düşman" olarak niteleyebiliyoruz. Daha fenası, atalarımızın aksine artık bunu artık son derece keyfi nedenlerle yapıyoruz.

Mesela bir aslanın yavru bir geyiği avlaması, parçalaması, yemesi, bir zamanlar "aslanın avı" konumunda olan bizler için felakettir, berbattır, içler acısıdır. Nadiren aslanın da beslemek zorunda olduğu yavruları olduğunu, yavrusu olmasa bile kendini doyurmak zorunda olduğunu düşünürüz. Bu durumda geyik bizdendir, aslan onlardan... Ama kendi grubumuzun gücünden ve üstünlüğünden söz ederken, ceylan avlayan aslanları değil de, alanını diğer rakiplerinden koruyan aslanları düşünürüz. O zaman aslan bizdendir, bizimkiler aslan gibidir, diğerleri ise kötü, pis, öteki...

Yani kategorilerimiz mutlak sınırlara sahip olsa da içine koyduklarımız zamana, mekana, ihtiyaca göre yer değiştirebilir. Bu değişkenlik ilk etapta iyi bir şey gibi gelebilir ama bir şeyi bir kategoriden alıp diğerine koyma kurallarının muğlak olduğu gerçeği büyük bir sorun yaratır: O anda ihtiyacımız olan her neyse, şeyleri ona göre kategorize ederiz. Bir sistemimiz veya rasyonel bir gerekçemiz olmak zorunda değildir.

Örneğin yapılan çalışmalarda, tuttukları futbol takımının kazandığı maçlardan bahseden kişilerin "Çok iyi oynadık." diyerek "biz" dilini kullandığı, takımları kaybettiğindeyse "Çok kötü oynadılar." diyerek "onlar" dilini kullandıkları görüldü.[35] Yani var oluşumuzu garanti altına alacak veya en basitinden, özsaygımızı yüceltecek her neyse veya her kimse, onu "Biz" kategorisine yerleştiririz. Var oluşumuzu tehdit eden veya benlik saygımızı azaltan her neyse, bir süre önce veya başka bir coğrafyada o şey "bizlerden" olsa da, bir anda kendini "Onlar" arasında bulur. Ve artık kötüdür, pistir, düşmandır. Ta ki yeniden kabul görene kadar...

Tüm Reklamları Kapat

Oksitosin Hormonunun Rolü

Bunun sinirbilimsel temellerini de net olarak bilmekteyiz. Oksitosin hormonunu ele alalım. Ne işe yaradığını bilen herkesin favori hormonlarından biri budur; çünkü anne-bebek bağını güçlendirir, eşler arası bağlılığı ve sadakati artırır, grup içi kohezyonu yani birlikteliği pekiştirir, bireylerin birbirine daha ılımlı ve anlayışlı yaklaşmasını sağlar ve daha bir dolu "güzel" şey...

Ama oksitosinin nasıl çalıştığına daha dikkatli bakarsanız, bu muhteşem tanımın bir anda tuzla buz olduğunu görürsünüz: Oksitosin, bu olumlu şeyleri sadece "Biz" olarak gördüğümüz ve algıladığımız kişilere karşı pekiştirmektedir.[36] Eğer bir kişiyi veya unsuru "Onlar", yani dış grup olarak görüyorsak, oksitosin seviyelerimiz arttıkça onlara karşı saldırganlaşırız.[37] Yani hormonlarımız bile "Biz" ve "Onlar" ayrımını pekiştirici bir role sahiptir.

Bunu deneysel olarak göstermek mümkündür. Yapılan bir çalışmada, Hollandalılara tipik bir tramvay problemi sorulmuştur.[38] Şöyle bir senaryo hayal edin: Raylara 5 kişi bağlanmış ve siz rayları değiştirecek bir kolun başında duruyorsunuz. Eğer kolu çekmezseniz, tren 5 kişiyi öldürecek. Kolu çekerseniz, tren yön değiştirecek ve 5 kişi kurtulacak ama bu defa 1 kişi ölecek. Bu soru, felsefenin temel sorularından birisi ve daha önceden bir incelemesini yaptığımız için burada detaylarına tekrar girmeyeceğiz.

Bunu öğrencilere bu şekilde sorduğunuzda, benimsedikleri felsefeye bağlı olarak kolu çekmeye veya çekmemeye karar verebilirler. Kolu çekip 5 kişiyi kurtaran ama 1 kişiyi öldürenler genelde sayı farkına odaklanır; çünkü daha çok kişi kurtulmuştur. Kolu çekmeyenler ise sorumluluğa odaklanır: Kolu çektiğinizde, o 1 kişinin ölümünden sorumlu olan sizsiniz ama çekmediğinizde, tren halihazırda gittiği yolda bir felakete sebep olur. Burada bu felsefelerin farkı bizim için önemli değildir. Önemli olan, kimin nasıl davrandığı ve buna göre ayrıldıkları gruplardır.

Tüm Reklamları Kapat

Bu gruplar belirlendikten sonra, araştırmacılar bu kişilere o kolu çektiklerinde ölecek 1 kişinin ismini söylediler: Bu isim ya Flemenkçe bir isimdi ya da Hollandalılar arasında ırkçılığın yaygın olduğu iki gruptan birine aitti: Almanlar veya Müslümanlar. O 1 kişinin ismi verildiğinde, katılımcıların tercihleri değişmedi: Başta o raylardaki 1 kişi anonimken kolu çekmeyi seçenler yine çekmeyi seçtiler, çekmeyenler çekmemeyi seçtiler. Yani sadece ismin verilmesi, katılımcıların etik algısını etkilemeye yetmemişti.

Ama sonra bu öğrencilerin bir kısmına oksitosin verildi, bir kısmınaysa plasebo verildi, yani o gruba değişim yaratacak hiçbir şey verilmedi. Oksitosin alanlar, eğer kolu çektiklerinde ölecek kişi Hollandalı ise, kolu çekmemeye, dolayısıyla o Hollandalıyı kurtarmaya ve 5 kişinin ölmesine daha kolay razı olmaya meyilli hale geldiler. Eğer o 1 kişinin adı Almanca veya Arapça bir isimse, kolu daha fazla çekmeye meyilli hale geldiler. Tek bir hormon, davranışlarını kökten değiştirdi! Hem de gruplar arası uçurumu açacak şekilde!

Sosyal Kimlikleri Anlamanın Önemi

Sanıyoruz bu örnekler, bu sosyal kimlikleri anlamanın önemini görmenize yeterli olacaktır. Bazıları bu tür çalışmalara bakıp, olabilecek en yanlış sonuca varırlar: "İşte! Biyolojimiz bizi kötülüğe şartlandırıyor, yani bu çok normal!"

Halbuki bir şeyin biyolojik olarak evrimleşmiş olması bir şeydir, ama biyoloji üzerine inşa ettiğimiz kültüre onu nasıl adapte edeceğimiz, hangi kısımlarından sakınacağımız, neyi nasıl değiştireceğimiz tamamen bizim üst düzey bilişsel fonksiyonlarımıza kalmıştır. Medeniyetimiz, biyolojik sınırlarımızın ötesine geçmemizi sağlamaktadır. Günümüzde kimse kendi avının peşinde koşmamaktadır, eşimizle çiftleşebilmek için birbirimizle güreşmeyiz. 20 yaş dişi çıkarıyoruz diye artık ölmüyoruz; atalarımız ölüyorlardı! Avlanırken bacağımızı kesip, mikrop kapıp ölmüyoruz.

Tüm Reklamları Kapat

Bizi halen öldüren biyolojik ve çevresel unsurlar yok mu? Elbette var. Biyolojimiz belli başlı davranışlarımızı etkilemiyor mu? Elbette etkiliyor. Ama biyolojimizi anlayıp, kültürümüzü ve medeniyetimizi buna göre şekillendirme imkanına sahibiz. Gerilimi, çatışmayı, gruplaşmayı pekiştiren özellikleri dışlayarak daha harmonik sistemleri yaratmayı seçebilecek zekaya sahibiz.[39]

Aksi takdirde ne olur? Sizi sizden iyi anlayanlar, en temel dürtülerinizi kullanarak sizi güdebilirler. Tarihin en yıkıcı katilleri ve manipülatörleri, insanları ırk, cinsiyet, etnik köken, cinsel yönelim gibi "biz" ve "onlar" kategorilerini kullanarak yönetmedi mi? Hiç, bir ülkeye giren bir diğer ülkenin "Buranın kaynakları çok iyi, biz bunu alalım." dediğini gördünüz mü? İllâ öteki tarafın bir farklılığı, bir "öteki"liği öne çıkarıldı.[40] Çünkü aksi takdirde bir başkasına ait olanın alınmasını desteklemeyebilecek insanlar, o "öteki"liğin fark edilmesi sonrası, onlara yapılan tüm fenalıkları kabul edebilir hâle geliyorlar.

Neden? Memento mori... Ölümlülüğünü hatırla... Daha önceden de anlattığımız gibi, Dehşet Yönetim Kuramı'nın öngördüğü şekilde, ölümlükleri veya ölümle ilişkili tehditler hatırlatılan kişiler, çok hızlı bir şekilde aidiyet duygusunu pekiştiren gruplara sarılmaktadırlar. "Biz" ve "Onlar" gibi grupların salt varlığı bile, ölüm riskini hatırlatan bir unsurdur; çünkü iç gruptakilerin ellerindekini kaybedebilecekleri endişesini yaratır.

Yani sosyal kimlikleri silaha dönüştürenler, bu yaklaşım ile bir taşla iki kuş vurmuş olurlar: Hem öteki taraf canavarlaştırılıyor, hem de size ölümlülüğünüz hatırlatılıyor. Bunların ikisi bir araya geldiğinde, en beklemediğiniz insanlar ve toplumlar bile, hayatta kalma güdüsü ile saldırganlaşabiliyorlar. Çünkü biyolojik olarak buna programlanmış haldeyiz.

Tüm Reklamları Kapat

Burada altı önemle vurgulanması gereken nokta, insanların bundan ibaret olduğu iddiasının bulunmayışıdır. Bazen bu tür anlatımlarda doğa sadece vahşetten ibaretmiş, sadece bencil olanlar kazanırmış gibi bir algı oluşabilmektedir. Tam tersine, dayanışma ve işbirliği çok avantajlı stratejiler ve doğanın her yerinde bunu görebiliyoruz, işbirliği ve cömertliğin avantajlarını matematiksel olarak bile ispatlayabiliyoruz. Ama biyolojimizin sadece bir kısmı bile bu bencil ve ötekileştirici duygulara sahipse, onu manipüle etmenin yollarını bulmak da imkansız değil demektir. İşte üst düzey bilişsel fonksiyonlarına değer veren kişilerin yapabilecekleri bir şey, bu bayağı dürtüleri dizginlemek, onların kendilerini yanlış yönlendirmesine engel olmaktır.

Aşinalık Etkisine Dayalı Ayrımcılık

Son bir deneysel örnek vererek konuyu toparlayalım: Bir çalışmada araştırmacılar, ortalama bir Japon yüzü ile ortalama bir İsrailli yüzünü oluşturdular.[41] Sonrasında bir yazılım kullanarak, bu Japon ile İsraillinin yüzlerini farklı derecelerde harmanladılar. Yani birinden diğerine doğru kademeli bir geçiş yarattılar. Bunun bir örneğini aşağıda görebilirsiniz:

En solda "tipik" bir Japon yüzünden, en sağda "tipik" bir İsrailli yüzüne doğru giden bir yüz skalası. Her bir görselin altındaki iki sayı, sırasıyla Japon ve İsrailli yüzünün yüzde kaç katkı sağladığını göstermektedir.
En solda "tipik" bir Japon yüzünden, en sağda "tipik" bir İsrailli yüzüne doğru giden bir yüz skalası. Her bir görselin altındaki iki sayı, sırasıyla Japon ve İsrailli yüzünün yüzde kaç katkı sağladığını göstermektedir.

Sonrasında Japonlara ve İsraillilere, bu yüzlerin kime ait olduğunu söylemeksizin, hangilerini daha güvenilir bulduklarını sordular. Bir yüz bariz bir şekilde "Japon" olmasa bile, Japonlar kendilerine skalada daha çok benzer olan yüzleri daha güvenilir buldular. İsrailliler ise tam tersini... Ve hiçbiri, yüzlerin bu şekilde bir skaladan geldiğini bilmiyorlardı, yani Japonlarla İsraillinin yüzlerinin karıştırıldığını bilmiyorlardı.

Bu hem çok mantıklı hem de çok tehlikelidir: Bu kişilerin hiçbiri, doğduğu yeri seçmemiştir; dolayısıyla o yüzleri güvenilir bulmalarının, bir doğum tesadüfü haricinde hiçbir gerekçesi yoktur. Daha ufacık yaşlarımızda bize benzer olan yüzleri tanımaya başlıyoruz ve onları güvenilir olarak sınıflandırıyoruz. Birebir aynı bebeği bir diğer ülkede yetiştirecek olsanız, o bebek oradaki kişilere benzer yüzleri daha güvenilir bulacaktı. Ya da öyle bir Dünya hayal edin ki her bebek, bütün insan çeşitliliğini tam olarak tanıyarak büyüsün... O zaman kendi toplumuna ait yüzleri daha güvenli bulacak bir önyargı geliştirmeyecekti, çünkü böyle bir fark olmayacaktı.

Tüm Reklamları Kapat

Sosyal Kimlik Teorisi'ne Yönelik Eleştiriler

Geliştirildiği günden bu yana Sosyal Kimlik Teorisi, sosyal psikoloji içinde çok büyük bir güç olmakla birlikte, birçok araştırmacı tarafından farklı açılardan eleştirilmiştir.

Bu eleştirilerin başında, yazımız içinde de söz ettiğimiz öz saygı hipotezi gelmektedir. Bu hipoteze göre, bir grubun diğerinden belli bir konuda başarılı olması, başarılı olan o gruba ait bireylerde öz saygıyı pekiştirmektedir. Ayrıca bir tehdit unsuru olması halinde gruplaşmak, bireylerin tehdit unsuruna karşı birleşmesini sağlayarak hayatta kalma avantajı sağlayabilir.[42], [43] Ne var ki bir grup bilim insanı öz saygı ile sosyal kimlik arasındaki doğrusal ilişkiyi reddetmektedir; hatta doğrudan doğruya Sosyal Kimlik Teorisi'nin temelleriyle çeliştiğini söyleyenler bile vardır.[44], [45] Onlara göre öz saygı veya pozitif seçkinlik gibi kavramlar, sosyal kimlikleri pekiştiren veya tanımlayan unsurlar değil, bu kimliklerin bireyin algısındaki yansımalarıdır.

Bir diğer eleştiri, dış grup üyelerini cezalandırmanın iç grup üyelerini ödüllendirmeye nazaran öz saygınlığı daha az pekiştirdiğini gösteren çalışmalardan gelmektedir. Buna bağlı olarak araştırmacılar, Sosyal Kimlik Teorisi'nin negatif boyutta çalışmadığını, eğer çalışıyorsa sadece pozitif etkileşimleri öngörebildiğini söylemektedirler. Elbette sosyal kimlik teorisyenlerinin bu eleştirilere verdikleri cevaplar üzerinden tartışmalar sürmeye devam etmektedir. Yani teorinin eleştiriliyor olması, çökmüş veya zayıf olduğu anlamına gelmemektedir.[46]

Bir diğer eleştiriye göre Sosyal Kimlik Teorisi, birbirine benzer olan grupların ayrışmak adına çaba sarf edeceklerini öngörmektedir.[47] Ancak bu şekilde benzer grupların etkileşmesine dayanan deneylerde, grupların birbirinden farklılaşmaya çalışmadığı, tam tersine gruplar arası geçişkenliğin pekiştiği görülmüştür. Ancak Sosyal Kimlik Teorisi araştırmacıları, bu türden bir tutarsızlığın teoriyle ilgili değil, gruplarla ilgili olduğunu söylemektedirler: Örneğin teoriye göre bir bireyin kendi grubunu daha "stabil" olarak algılaması, gruplar arası statü hiyerarşisinden daha önemlidir. Dolayısıyla gruplar arası geçişkenliğin görülmesi, stabiliteyi arttırıcı bir etkiye sahiptir ve teoriyle örtüşür.

Tüm Reklamları Kapat

Son bir eleştiri ise, teorinin açıklayıcı gücünün çok yüksek olmasına karşın tahmin etme gücünün çok zayıf olmasıdır.[48], [49] Ancak Sosyal Kimlik Teorisi araştırmacıları bu eleştiriyi de reddetmektedirler; çünkü teori, hiçbir zaman gruplar arası ilişkileri nihai olarak tanımlayabileceğini ve dolayısıyla bunlar arasındaki dinamiği mutlak olarak tahmin edebileceğini söylememiştir. Daha ziyade Sosyal Kimlik Teorisi, her bir grubun kendi bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini söylemektedir.[50]

Sonuç

Anlayacağınız Sosyal Kimlik Teorisi, modern bilimin en ilginç ve tartışılan sahalarından birisidir ve bugüne kadar insan grupları arasındaki davranışları izah etme konusunda büyük başarılar ortaya koymuştur. Bu bakımdan, insanı daha iyi anlamamızı sağlamak konusunda önemli bir araç olduğu söylenebilir.

Dolayısıyla bu yazının okurları olarak, bir anlığına durup, ait olduğunuz veya kendinizi ait hissettiğiniz grupları düşünün. Bunların farkında olmanız önemlidir, çünkü bugün tanımadığınız bir kişiyi tüm çeşitliliğinden alıkoyup, halihazırda kafanızda var olan kategorilerden birine yerleştirirken, eğer kendi iç gruplarınızı ve dış gruplarınızı fark ederseniz, belki biraz daha gerçekçi bir sınıflandırma yapabilirsiniz.

Hem kim bilir, belki bir gün insanları, canlıları, doğayı illa kategoriler üzerinden düşünmek zorunda olmadığımızı, her zaman Evren'deki süreğenliği hatırlamamız gerektiğini fark ederiz.

Özetle: Sadece ölümü değil, süreğenliği de hatırla...

Alıntı Yap
Okundu Olarak İşaretle
35
Paylaş
Sonra Oku
Notlarım
Yazdır / PDF Olarak Kaydet
Bize Ulaş
Yukarı Zıpla

İçeriklerimizin bilimsel gerçekleri doğru bir şekilde yansıtması için en üst düzey çabayı gösteriyoruz. Gözünüze doğru gelmeyen bir şey varsa, mümkünse güvenilir kaynaklarınızla birlikte bize ulaşın!

Bu içeriğimizle ilgili bir sorunuz mu var? Buraya tıklayarak sorabilirsiniz.

Soru & Cevap Platformuna Git
Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Tebrikler! 10
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 3
  • Umut Verici! 3
  • Muhteşem! 2
  • Bilim Budur! 2
  • Merak Uyandırıcı! 2
  • İnanılmaz 1
  • Korkutucu! 1
  • Güldürdü 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
Tüm Reklamları Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 08/12/2022 20:10:18 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/10771

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Tüm Reklamları Kapat
Size Özel (Beta)
İçerikler
Sosyal
Doğa Yasası
Sosyal
Müzik
Sahte
Cinsiyet
Yanlış
Biyokimya
Wuhan Koronavirüsü
Astronomi
Evrimsel Biyoloji
Çeşitlilik
Manyetik
Su Ayısı
Karanlık Madde
Obezite
Kimya Tarihi
Lgbt
Tedavi
Avcı
Göğüs Hastalığı
Doğru
Savunma
Önlem
Nasa
Atmosfer
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Bağlantı
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Bu platformda cevap veya yorum sistemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla aklınızdan geçenlerin, tespit edilebilir kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Gönder
Ekle
Soru Sor
Daha Fazla İçerik Göster
Evrim Ağacı'na Destek Ol
Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katmak için hemen buraya tıklayın.
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
EA Akademi
Evrim Ağacı Akademi (ya da kısaca EA Akademi), 2010 yılından beri ürettiğimiz makalelerden oluşan ve kendi kendinizi bilimin çeşitli dallarında eğitebileceğiniz bir çevirim içi eğitim girişimi! Evrim Ağacı Akademi'yi buraya tıklayarak görebilirsiniz. Daha fazla bilgi için buraya tıklayın.
Etkinlik & İlan
Bilim ile ilgili bir etkinlik mi düzenliyorsunuz? Yoksa bilim insanlarını veya bilimseverleri ilgilendiren bir iş, staj, çalıştay, makale çağrısı vb. bir duyurunuz mu var? Etkinlik & İlan Platformumuzda paylaşın, milyonlarca bilimsevere ulaşsın.
Podcast
Evrim Ağacı'nın birçok içeriğinin profesyonel ses sanatçıları tarafından seslendirildiğini biliyor muydunuz? Bunların hepsini Podcast Platformumuzda dinleyebilirsiniz. Ayrıca Spotify, iTunes, Google Podcast ve YouTube bağlantılarını da bir arada bulabilirsiniz.
Yazı Geçmişi
Okuma Geçmişi
Notlarım
İlerleme Durumunu Güncelle
Okudum
Sonra Oku
Not Ekle
Kaldığım Yeri İşaretle
Göz Attım

Evrim Ağacı tarafından otomatik olarak takip edilen işlemleri istediğin zaman durdurabilirsin.
[Site ayalarına git...]

Filtrele
Listele
Bu yazıdaki hareketlerin
Devamını Göster
Filtrele
Listele
Tüm Okuma Geçmişin
Devamını Göster
0/10000
Alıntı Yap
Evrim Ağacı Formatı
APA7
MLA9
Chicago
Ç. M. Bakırcı. Sosyal Kimlik Teorisi Nedir? İnsanın Kabileci (Tribalist) ve Ayrımcı Kökenlerine Yönelik Neler Söyler?. (27 Temmuz 2021). Alındığı Tarih: 8 Aralık 2022. Alındığı Yer: https://evrimagaci.org/s/10771
Bakırcı, Ç. M. (2021, July 27). Sosyal Kimlik Teorisi Nedir? İnsanın Kabileci (Tribalist) ve Ayrımcı Kökenlerine Yönelik Neler Söyler?. Evrim Ağacı. Retrieved December 08, 2022. from https://evrimagaci.org/s/10771
Ç. M. Bakırcı. “Sosyal Kimlik Teorisi Nedir? İnsanın Kabileci (Tribalist) ve Ayrımcı Kökenlerine Yönelik Neler Söyler?.” Edited by Çağrı Mert Bakırcı. Evrim Ağacı, 27 Jul. 2021, https://evrimagaci.org/s/10771.
Bakırcı, Çağrı Mert. “Sosyal Kimlik Teorisi Nedir? İnsanın Kabileci (Tribalist) ve Ayrımcı Kökenlerine Yönelik Neler Söyler?.” Edited by Çağrı Mert Bakırcı. Evrim Ağacı, July 27, 2021. https://evrimagaci.org/s/10771.

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim Gönder
Paylaş
Reklamsız Deneyim

Evrim Ağacı'ndaki reklamları, bütçenize uygun bir şekilde, kendi seçtiğiniz bir süre boyunca kapatabilirsiniz. Tek yapmanız gereken, kaç ay boyunca kapatmak istediğinizi aşağıdaki kutuya girip tek seferlik ödemenizi tamamlamak:

10₺/ay
x
ay
= 30
3 Aylık Reklamsız Deneyimi Başlat
Evrim Ağacı'nda ücretsiz üyelik oluşturan ve sitemizi üye girişi yaparak kullanan kullanıcılarımızdaki reklamların %50 daha az olduğunu, Kreosus/Patreon/YouTube destekçilerimizinse sitemizi tamamen reklamsız kullanabildiğini biliyor muydunuz? Size uygun seçeneği aşağıdan seçebilirsiniz:
Evrim Ağacı Destekçilerine Katıl
Zaten Kreosus/Patreon/Youtube Destekçisiyim
Reklamsız Deneyim
Kreosus

Kreosus'ta her 10₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Destek Ol

Devamını Oku
Evrim Ağacı Uygulamasını
İndir
Chromium Tabanlı Mobil Tarayıcılar (Chrome, Edge, Brave vb.)
İlk birkaç girişinizde zaten tarayıcınız size uygulamamızı indirmeyi önerecek. Önerideki tuşa tıklayarak uygulamamızı kurabilirsiniz. Bu öneriyi, yukarıdaki videoda görebilirsiniz. Eğer bu öneri artık gözükmüyorsa, Ayarlar/Seçenekler (⋮) ikonuna tıklayıp, Uygulamayı Yükle seçeneğini kullanabilirsiniz.
Chromium Tabanlı Masaüstü Tarayıcılar (Chrome, Edge, Brave vb.)
Yeni uygulamamızı kurmak için tarayıcı çubuğundaki kurulum tuşuna tıklayın. "Yükle" (Install) tuşuna basarak kurulumu tamamlayın. Dilerseniz, Evrim Ağacı İleri Web Uygulaması'nı görev çubuğunuza sabitleyin. Uygulama logosuna sağ tıklayıp, "Görev Çubuğuna Sabitle" seçeneğine tıklayabilirsiniz. Eğer bu seçenek gözükmüyorsa, tarayıcının Ayarlar/Seçenekler (⋮) ikonuna tıklayıp, Uygulamayı Yükle seçeneğini kullanabilirsiniz.
Safari Mobil Uygulama
Sırasıyla Paylaş -> Ana Ekrana Ekle -> Ekle tuşlarına basarak yeni mobil uygulamamızı kurabilirsiniz. Bu basamakları görmek için yukarıdaki videoyu izleyebilirsiniz.

Daha fazla bilgi almak için tıklayın

Önizleme
Görseli Kaydet
Sıfırla
Vazgeç
Ara
Raporla

Raporlama sisteminin amacı, platformu uygunsuz biçimde kullananların önüne geçmektir. Lütfen bir içeriği, sadece düşük kaliteli olduğunu veya soruya cevap olmadığını düşündüğünüz raporlamayınız; bu raporlar kabul edilmeyecektir. Bunun yerine daha kaliteli cevapları kendiniz girmeye çalışın veya diğer kullanıcıları oylama, teşekkür ve en iyi cevap araçları ile daha kaliteli cevaplara teşvik edin. Kalitesiz bulduğunuz içerikleri eleyebileceğiniz, kalitelileri daha ön plana çıkarabileceğiniz yeni araçlar geliştirmekteyiz.

Soru Sor
Aşağıdaki "Soru" kutusunu sadece soru sormak için kullanınız. Bu kutuya soru formatında olmayan hiçbir cümle girmeyiniz. Sorunuzla ilgili ek bilgiler vermek isterseniz, "Açıklama" kısmına girebilirsiniz. Soru kısmının soru cümlesi haricindeki kullanımları sorunuzun silinmesine ve UP kaybetmenize neden olabilir.
Görsel Ekle
Kurallar
Platform Kuralları
Bu platform, aklınıza takılan soruları sorabilmeniz ve diğerlerinin sorularını yanıtlayabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu platformun ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Gerçekten soru sorun, imâdan ve yüklü sorulardan kaçının.
Sorularınızın amacı nesnel olarak gerçeği öğrenmek veya fikir almak olmalıdır. Şahsi kanaatinizle ilgili mesaj vermek için kullanmayın; yüklü soru sormayın.
2
Bilim kimliğinizi kullanın.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla sorular ve cevaplar, bilimsel perspektifi yansıtmalıdır. Geçerli bilimsel kaynaklarla doğrulanamayan bilgiler veya reklamlar silinebilir.
3
Düzgün ve insanca iletişim kurun.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Sahtebilimi desteklemek yasaktır.
Sahtebilim kategorisi altında konuyla ilgili sorular sorabilirsiniz; ancak bilimsel geçerliliği bulunmayan sahtebilim konularını destekleyen sorular veya cevaplar paylaşmayın.
5
Türkçeyi düzgün kullanın.
Şair olmanızı beklemiyoruz; ancak yazdığınız içeriğin anlaşılır olması ve temel düzeyde yazım ve dil bilgisi kurallarına uyması gerekmektedir.
Soru Ara
Aradığınız soruyu bulamadıysanız buraya tıklayarak sorabilirsiniz.
Alıntı Ekle
Eser Ekle
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, fark edildiğinde ufku genişleten tespitler içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Formu olabildiğince eksiksiz doldurun.
Girdiğiniz sözün/alıntının kaynağı ne kadar açıksa o kadar iyi. Açıklama kısmına kitabın sayfa sayısını veya filmin saat/dakika/saniye bilgisini girebilirsiniz.
2
Anonimden kaçının.
Bazı sözler/alıntılar anonim olabilir. Fakat sözün anonimliğini doğrulamaksızın, bilmediğiniz her söze/alıntıya anonim yazmayın. Bu tür girdiler silinebilir.
3
Kaynağı araştırın ve sorgulayın.
Sayısız söz/alıntı, gerçekte o sözü hiçbir zaman söylememiş/yazmamış kişilere, hatalı bir şekilde atfediliyor. Paylaşımınızın site geneline yayılabilmesi için kaliteli kaynaklar kullanın ve kaynaklarınızı sorgulayın.
4
Ofansif ve entelektüel düşünceden uzak sözler yasaktır.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
5
Sözlerinizi tırnak (") içine almayın.
Sistemimiz formatı otomatik olarak ayarlayacaktır.
Gönder
Tavsiye Et
Aşağıdaki kutuya, [ESER ADI] isimli [KİTABI/FİLMİ] neden tavsiye ettiğini girebilirsin. Ne kadar detaylı ve kapsamlı bir analiz yaparsan, bu eseri [OKUMAK/İZLEMEK] isteyenleri o kadar doğru ve fazla bilgilendirmiş olacaksın. Tavsiyenin sadece negatif içerikte olamayacağını, eğer bu sistemi kullanıyorsan tavsiye ettiğin içeriğin pozitif taraflarından bahsetmek zorunda olduğunu lütfen unutma. Yapıcı eleştiri hakkında daha fazla bilgi almak için burayı okuyabilirsin.
Kurallar
Platform Kuralları
Bu platform; okuduğunuz kitaplara, izlediğiniz filmlere/belgesellere veya takip ettiğiniz YouTube kanallarına yönelik tavsiylerinizi ve/veya yapıcı eleştirel fikirlerinizi girebilmeniz içindir. Tavsiye etmek istediğiniz eseri bulamazsanız, buradan yeni bir kayıt oluşturabilirsiniz. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu platformun ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Önceliğimiz pozitif tavsiyelerdir.
Bu platformu, beğenmediğiniz eserleri yermek için değil, beğendiğiniz eserleri başkalarına tanıtmak için kullanmaya öncelik veriniz. Sadece negatif girdileri olduğu tespit edilenler platformdan geçici veya kalıcı olarak engellenebilirler.
2
Tavsiyenizin içeriği sadece negatif olamaz.
Tavsiye yazdığınız eserleri olabildiğince objektif bir gözlükle anlatmanız beklenmektedir. Dolayısıyla bir eseri beğenmediyseniz bile, tavsiyenizde eserin pozitif taraflarından da bahsetmeniz gerekmektedir.
3
Negatif eleştiriler yapıcı olmak zorundadır.
Eğer tavsiyenizin ana tonu negatif olacaksa, tüm eleştirileriniz yapıcı nitelikte olmak zorundadır. Yapıcı eleştiri kurallarını buradan öğrenebilirsiniz. Yapıcı bir tarafı olmayan veya tamamen yıkıcı içerikte olan eleştiriler silinebilir ve yazarlar geçici veya kalıcı olarak engellenebilirler.
4
Düzgün ve insanca iletişim kurun.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
5
Türkçeyi düzgün kullanın.
Şair olmanızı beklemiyoruz; ancak yazdığınız içeriğin anlaşılır olması ve temel düzeyde yazım ve dil bilgisi kurallarına uyması gerekmektedir.
Eser Ara
Aradığınız eseri bulamadıysanız buraya tıklayarak ekleyebilirsiniz.
Tür Ekle
Üst Takson Seç
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu platform, yaşamış ve yaşayan bütün türleri filogenetik olarak sınıflandırdığımız ve tanıttığımız Yaşam Ağacı projemize, henüz girilmemiş taksonları girebilmeniz için geliştirdiğimiz bir platformdur. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Takson adlarını doğru yazdığınızdan emin olun.
Taksonların sadece ilk harfleri büyük yazılmalıdır. Latince tür adlarında, cins adının ilk harfi büyük, diğer bütün harfler küçük olmalıdır (Örn: Canis lupus domesticus). Türkçe adlarda da sadece ilk harf büyük yazılmalıdır (Örn: Evcil köpek).
2
Taksonlar arası bağlantıları doğru girin.
Girdiğiniz taksonun üst taksonunu girmeniz zorunludur. Eğer üst takson yoksa, mümkün olduğunca öncelikle üst taksonları girmeye çalışın; sonrasında daha alt taksonları girin.
3
Birden fazla kaynaktan kontrol edin.
Mümkün olduğunca ezbere iş yapmayın, girdiğiniz taksonların isimlerinin birden fazla kaynaktan kontrol edin. Alternatif (sinonim) takson adlarını girmeyi unutmayın.
4
Tekrara düşmeyin.
Aynı taksonu birden fazla defa girmediğinizden emin olun. Otomatik tamamlama sistemimiz size bu konuda yardımcı olacaktır.
5
Mümkünse, takson tanıtım yazısı (Taksonomi yazısı) girin.
Bu araç sadece taksonları sisteme girmek için geliştirilmiştir. Dolayısıyla taksonlara ait minimal bilgiye yer vermektedir. Evrim Ağacı olarak amacımız, taksonlara dair detaylı girdilerle bu projeyi zenginleştirmektir. Girdiğiniz türü daha kapsamlı tanıtmak için Taksonomi yazısı girin.
Gönder
Tür Gözlemi Ekle
Tür Seç
Fotoğraf Ekle
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu platform, bizzat gözlediğiniz türlerin fotoğraflarını paylaşabilmeniz için geliştirilmiştir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Net ve anlaşılır görseller yükleyin.
Her zaman bir türü kusursuz netlikte fotoğraflamanız mümkün olmayabilir; ancak buraya yüklediğiniz fotoğraflardaki türlerin özellikle de vücut deseni gibi özelliklerinin rahatlıkla ayırt edilecek kadar net olması gerekmektedir.
2
Özgün olun, telif ihlali yapmayın.
Yüklediğiniz fotoğrafların telif hakları size ait olmalıdır. Başkası tarafından çekilen fotoğrafları yükleyemezsiniz. Wikimedia gibi açık kaynak organizasyonlarda yayınlanan telifsiz fotoğrafları yükleyebilirsiniz.
3
Paylaştığınız fotoğrafların telif hakkını isteyemezsiniz.
Yüklediğiniz fotoğraflar tamamen halka açık bir şekilde, sınırsız ve süresiz kullanım izniyle paylaşılacaktır. Bu fotoğraflar nedeniyle Evrim Ağacı’ndan telif veya ödeme talep etmeniz mümkün olmayacaktır. Kendi fotoğraflarınızı başka yerlerde istediğiniz gibi kullanabilirsiniz.
4
Etik kurallarına uyun.
Yüklediğiniz fotoğrafların uygunsuz olmadığından ve başkalarının haklarını ihlâl etmediğinden emin olun.
5
Takson teşhisini doğru yapın.
Yaptığınız gözlemler, spesifik taksonlarla ilişkilendirilmektedir. Takson teşhisini doğru yapmanız beklenmektedir. Taksonu bilemediğinizde, olabildiğince genel bir taksonla ilişkilendirin; örneğin türü bilmiyorsanız cins ile, cinsi bilmiyorsanız aile ile, aileyi bilmiyorsanız takım ile, vs.
Gönder
Tür Ara
Aradığınız türü bulamadıysanız buraya tıklayarak ekleyebilirsiniz.