Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat

Ne Çok Yakın, Ne Çok Uzak

Arthur Schopenhauer: Kirpi İkilemi

10 dakika
3
Ne Çok Yakın, Ne Çok Uzak
  • Blog Yazısı
Blog Yazısı
Tüm Reklamları Kapat

Soğuk bir akşamüstüydü. Rüzgâr, sokağın köşesinden dönüp kapı aralıklarına doluyor; taş duvarların içinden bile geçip insanın içine yerleşiyordu. O gün, kimse kimseye “iyi misin?” diye sormamıştı. Bahçenin kıyısında, yaprakların altından bir çıtırtı geldi. Küçük bir kirpi çıkageldi. Üstündeki dikenler ıslaktan koyulaşmış, karnı yere yakın; sanki dünyayı taşıyormuş gibi ağır ağır yürüyordu. Bir süre durdu, etrafı kokladı. Sonra bir köşeye kıvrıldı; kendini küçücük bir top yaptı. Üşüyordu. Az sonra bir kirpi daha geldi. O da aynı telaşsızlıkla, aynı yorgunlukla… Sanki yol boyunca herkes ona “fazla yaklaşma” demiş gibiydi. İlk kirpiyi görünce bir an durdu. İkisinin arasında sessiz bir mesafe vardı; ne çok uzak ne çok yakın. Soğuk ikisine de aynı şekilde dokunuyordu ama birbirlerine dokunmak… o başka bir şeydi. İkinci kirpi, yavaşça yaklaştı. Yaklaştıkça hava sanki biraz daha az acıtmaya başladı. Neredeyse iyi gibi… Neredeyse. Tam sıcaklığı bulacaklarken dikenler birbirine değdi. İncecik bir irkiliş… Sonra geri çekildiler. Biraz daha uzak: Soğuk geri geldi. Biraz daha yakın: Dikenler battı. İkisinin de gözlerinde aynı kararsızlık vardı; “burada kalırsam acır” ile “buradan gidersem donarım” arasında gidip gelen, adı konmamış bir hüzün. Derken anladılar: Mesele birbirlerini istememek değildi. Mesele, istemenin yetmemesiydi. Sıcaklık için yaklaşmak gerekiyordu, ama yaklaşınca can yanıyordu. Ve belki de yaşam, tam da bu ayarı bulmaya çalışmaktı.

Kirpi ikilemi nedir?

“Kirpi ikilemi”, Arthur Schopenhauer’un insan ilişkilerindeki temel gerilimi anlatmak için kullandığı meşhur bir metafordur. Schopenhauer’un Parerga und Paralipomena’da aktardığı bu kısa anlatıda kirpiler, soğuktan korunmak için birbirlerine yaklaşmak zorundadır; fakat yaklaştıkça dikenleri batar ve acı verir. Uzaklaşınca acı azalır, bu kez soğuk geri döner. Bu nedenle kirpiler, ne tam birleşme ne de tam kopuş olacak şekilde “orta” bir mesafeyi ya da daha doğru ifadeyle, sürekli yeniden ayarlanan bir dengeyi ararlar. Metaforun felsefi gücü, insanın hem toplumsal bir varlık oluşunu hem de başkalarıyla temasın kaçınılmaz çatışma potansiyelini aynı anda görünür kılmasındadır.

Schopenhauer’un sisteminde insan, akılla parlatılmış bir özne olmaktan çok, temelinde isteme tarafından sürülen bir varlıktır. Bu isteme; arzu, ihtiyaç, korunma, onaylanma, yakınlık kurma gibi itkilerle kendini gösterir. Yakınlık burada “romantik bir süs” değil, varoluşsal bir talep gibidir: ısınmak, yani güven duymak, ait olmak, yalnızlığın yükünü azaltmak. Fakat aynı Schopenhauer, insanı aynı zamanda güçlü bir bencillik ve benlik merkezliliği potansiyeliyle düşünür: Her özne, dünyayı kendi acısı ve arzusunun merkezinden yaşar. İşte “diken” dediğimiz şey, tam bu noktada ortaya çıkar: Başkasıyla temas, sadece sıcaklık değil; aynı zamanda benim istememin, beklentimin, kırılganlığımın ve sınırlarımın başka bir istemeyle çarpışmasıdır. Yakınlık, içimizi ısıtırken benliği daha açık hâle getirir; dolayısıyla incinme olasılığını da büyütür.

Tüm Reklamları Kapat

Bu nedenle kirpi ikilemi, yüzeyde sosyal bir “uyum” hikayesi gibi görünse de özünde bir ahlak ve antropoloji problemidir: İnsan hem başkasına muhtaçtır hem de başkasıyla karşılaşınca kendi benliğinin sertliğini, hassasiyetini ve saldırganlığını (bazen pasif biçimde) açığa çıkarır. Buradaki “çözüm” romantik bir tam birleşme ideali değildir; Schopenhauer’un çizdiği resimde daha çok, toplum içinde yaşamanın gerektirdiği nezaket, mesafe, ölçülülük ve kendini sınırlama pratikleridir. Yani ikilem, “yakın olalım ve her şey çözülsün” demek yerine, “yakınlık bir ihtiyaç; ama yakınlığın sürdürülebilir olması için sınır ve ölçü gerekir” sonucuna varır.

Metaforun akademik değeri, modern psikolojiye de kolayca bağlanabilmesidir: Yakınlık ihtiyacı (bağ kurma, aidiyet) ile yakınlığın maliyetleri (çatışma, sınır ihlali, incinme) arasındaki gerilim, ilişkilerin “doğal arızası” gibi çalışır. Bu yüzden kirpi ikilemi, tek seferlik bir formül değil, ilişkilerde tekrar tekrar ortaya çıkan bir diyalektik gibidir: Yakınlık arttıkça korunma refleksleri tetiklenebilir; mesafe arttıkça da yalnızlık ve güvensizlik yükselir. İnsani olgunluk, dikenleri yok etmekte değil; dikenlerin varlığını kabul edip, sıcaklığı koruyacak ama yarayı derinleştirmeyecek bir mesafeyi birlikte kurabilmektedir.

Yakınlığa neden ihtiyaç duyarız?

Yakınlığa duyulan ihtiyaç, basit bir “duygusallık” ya da kültürel bir alışkanlık değil; insanın hem biyolojik hem de varoluşsal yapısına gömülü çok katmanlı bir zorunluluktur. En genel düzeyde insan, tek başına değil, başkalarıyla birlikte anlam kazanan bir varlık gibi işler: Dil, kimlik, değerler, hatta “ben” dediğimiz iç anlatı bile çoğu zaman bir “biz” alanının içinde kurulur. Bu nedenle yakınlık arayışı, yalnızca haz veren bir tercih değil; süreklilik, güvenlik ve anlam üretimi için işlevsel bir zemindir.

Schopenhauer açısından bakıldığında, insanın yakınlık talebi, büyük ölçüde “isteme”nin tezahürlerinden biridir. İsteme, yaşamı sürdürmeye, acıyı azaltmaya ve arzu nesnelerine yönelmeye dönük kör bir itkidir; bu itkinin içinde korunma ve destek arayışı da bulunur. Yalnızlık, Schopenhauer’un kötümser çerçevesinde sadece romantik bir eksiklik değil, insanın acısını daha çıplak ve daha yoğun deneyimlemesine yol açan bir durumdur. Başkalarıyla temas, bu acıyı bütünüyle ortadan kaldırmasa da onu paylaştırır, hafifletir, dikkatini dağıtır; kısacası istemenin “acıdan kaçınma” eğilimiyle uyumlu bir sığınak işlevi görebilir. Ancak Schopenhauer aynı zamanda, başkalarıyla kurulan temasın yeni acılar üretme kapasitesine de dikkat çeker; yani yakınlık hem ihtiyaçtır hem risk, tam da bu yüzden kirpi ikilemi doğar.

Tüm Reklamları Kapat

Klasik felsefi gelenek içinde yakınlık ihtiyacını temellendiren bir başka hat, insanın “toplumsal” doğasına ilişkin argümanlardır. Aristoteles’in insanı zoon politikon (politik/toplumsal hayvan) olarak düşünmesi, yakınlığın yalnızca duygusal değil, “insan olmanın koşullarından biri” olduğunu ima eder. Yakınlık, burada iki anlamda kurucudur: Birincisi pratik anlamda, hayatta kalma ve ortak yaşamın düzenlenmesi için; ikincisi normatif anlamda, erdem, sorumluluk ve iyi yaşamın inşası için. İnsanın “iyi yaşamı” tek başına değil, ilişkisellik içinde şekillenir; yakınlık, ortak bir dünya kurmanın en temel araçlarındandır.

Evrimsel açıdan bakıldığında yakınlık ihtiyacı ayrıca adaptiftir. İnsan yavrusu uzun süre bakıma muhtaçtır; bu da yetişkinler arası işbirliğini ve sürekliliği değerli kılar. Grup içinde yaşamak; kaynak paylaşımı, bilgi aktarımı ve tehlikelere karşı korunma gibi avantajlar sağlamıştır. Bu bağlamda yakınlık, sadece bireysel bir tercih değil, türün tarihsel başarı stratejisinin parçası olarak görülebilir. Fakat bu stratejinin maliyetleri olduğu için çatışma, rekabet, kıskançlık, sınır ihlali insan zihni aynı zamanda mesafe koyma reflekslerini de taşır. Yakınlığa ihtiyaç duyarız; çünkü yakınlık hem anlam hem güvenlik hem de dayanıklılık üretir. Ama tam da bu yüzden, yakınlık yönetilmediğinde en çok yarayı da oradan alırız.

Yakınlık neden can yakar?

Yakınlık can yakar; çünkü yakınlık, sadece “birlikte olmak” değil, aynı zamanda kendini açmak demektir. Birine yaklaştıkça onu hayatımızda ayrıcalıklı bir yere koyarız; bu da onun sözlerini ve davranışlarını sıradanlıktan çıkarıp “ağırlığı olan” şeylere dönüştürür. Tanımadığımız birinin eleştirisi geçip giderken, sevdiğimiz birinin küçük bir iması bile içimizde büyür. Bu, psikolojik olduğu kadar felsefi bir durumdur: Yakınlık, bizi daha “görünür” kılar ve görünürlük, incinmeye açıklıktır.

Schopenhauer’un çerçevesiyle söylersek, acının önemli bir kaynağı istemenin sürtünmesidir. Her özne kendi istemesiyle dünyaya yönelir; arzuları, beklentileri, korkuları ve sınırları vardır. Yakın ilişki, iki istemenin aynı alanda daha sık karşılaşması demektir. Bu karşılaşma, kimi zaman şefkat üretir ama aynı zamanda kaçınılmaz biçimde çatışma potansiyeli taşır; çünkü iki benliğin “iyi” dediği şeyler her zaman çakışmaz. Kirpinin dikeni burada metaforik olarak, kişinin hassasiyeti kadar kendi taleplerini dayatma eğilimini de temsil eder: Yakınlıktan ısınmak isterken, fark etmeden batırabiliriz.

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.

Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.

Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.

Yakınlığın acıtmasının bir diğer nedeni, yakın ilişkilerin “yüksek beklenti rejimi”yle çalışmasıdır. Uzak ilişkilerde belirsizlik tolere edilebilir; ama yakında, “beni anlamalı”, “bunu bilmeliydi”, “benim için yapmalı” gibi varsayımlar çoğalır. Bu varsayımlar karşılanmadığında acı, yalnızca olayın kendisinden değil, olayın taşıdığı anlamdan doğar: “Demek ki önemsenmiyorum.” Yani can yakan şey çoğu zaman davranışın çıplak hali değil, ona yüklediğimiz ontolojik yorumdur; yakınlık bu yorumları hızlandırır.

Son olarak, yakınlık sınırları daha sık sınar. Beraberlik arttıkça zaman, alan, mahremiyet ve kararlar iç içe geçer; küçük ihlaller bile birikerek kırgınlığa dönüşebilir. Burada acı, salt çatışmadan değil, “ben” ile “biz” arasındaki çizginin bulanıklaşmasından gelir. Yakınlık, sıcaklığıyla birlikte bu bulanıklığı da getirir: Isınırız, ama bazen kendimizi kaybedecekmiş gibi oluruz. Kirpi ikileminin kalbi tam buradadır: Yakınlık, ihtiyaçtır; fakat aynı yakınlık, benliğin en hassas yerlerini temas alanına soktuğu için can yakmaya da elverişlidir.

İkilemi büyüten psikolojik mekanizmalar

Kirpi ikilemini zorlaştıran şey çoğu zaman “kötü niyet” değil, zihnin otomatik çalışma biçimleridir. Bunlardan biri zihin okuma beklentisidir: “Beni seviyorsa zaten anlar” düşüncesi, iletişimi azaltır ve yanlış anlaşılmaları büyütür. Bir diğeri beklenti şişmesidir: Yakınlık arttıkça partnerin/arkadaşın/aile üyesinin her ihtiyacı karşılaması gerektiği sanılır; oysa hiçbir ilişki tek başına tüm duygusal ihtiyaçları taşıyamaz. Bir başka mekanizma mikro ihlal birikimidir: Büyük kırılmalar çoğu zaman büyük olaylardan değil, küçük saygısızlıkların ve üstü örtülen rahatsızlıkların birikmesinden çıkar. Son olarak, geçmiş deneyimlerin izleri vardır: Daha önce reddedilmiş ya da kontrol edilmiş bir kişi, bugünkü ilişkide en ufak işareti bile “tehlike” gibi okuyabilir; bu da ya aşırı yapışmayı ya da aşırı kaçınmayı tetikleyebilir.

Sonuç: Dikenleri yok etmek değil, onlarla yaşamayı öğrenmek

Kirpi ikilemi, insan ilişkilerinin “bozuk” olduğunu değil, insanın kendisinin çok katmanlı olduğunu söyler: Yakınlık ihtiyacı ile kendini koruma ihtiyacı aynı anda doğrudur. Bu yüzden ilişki dediğimiz şey, bir kez kurulduktan sonra kendiliğinden akan romantik bir çizgi değil; sürekli ayar isteyen, hassas bir denge sanatıdır. Schopenhauer’un kirpileri, bize şunu hatırlatır: Bazen üşümemek için yaklaşırız; ama yaklaşmanın bedeli batmaktır. O halde mesele, “dikenleri yok etmek” değildir; çünkü dikenler, insanın hassasiyetleriyle birlikte onun benliğinin de parçasıdır. Mesele, dikenleri tanımak ve onlarla yaşamayı öğrenmektir.

Felsefi açıdan bakınca, bu ikilem insanın hem “toplumsal” hem “yalnız” bir varlık oluşunu aynı anda taşır. Bir yandan yakınlık, anlamı ve güvenliği üretir; öte yandan yakınlık, benliğin sınırlarını zorladığı için acıyı da üretir. Schopenhauer’un isteme kavrayışı burada açıklayıcıdır: Her öznenin arzusu, talebi ve korkusu vardır; yakın ilişki, iki istemenin aynı alanda daha sık karşılaşmasıdır. Bu karşılaşma kaçınılmaz olarak sürtünme yaratır. Dolayısıyla acıyı tamamen sıfırlamayı hedefleyen ilişki ideali, çoğu zaman gerçekçi değildir. Daha gerçekçi hedef şudur: Acıyı anlamlandırmak, yönetmek ve ilişkiyi onarılabilir kılmak.

Buradan pratik ama derin bir sonuç çıkar: Sağlıklı ilişki, çatışmasız ilişki değildir; sınırların açık olduğu, beklentilerin konuşulabildiği, incinmenin inkâr edilmediği ve onarımın mümkün olduğu ilişkidir. Yakınlık, bir “tam birleşme” projesi değil, iki ayrı benliğin birbirine saygı duyarak temas etme biçimidir. İdeal mesafe, tek bir ölçü değil; dönem dönem yeniden bulunan bir ayardır. Bazı zamanlar daha çok yaklaşmak gerekir; bazı zamanlar ise geri çekilmek bir kaçış değil, ilişkiyi koruyan bir nefes alma alanıdır.

Tüm Reklamları Kapat

Kirpi ikilemi bize bir de şunu öğretir: İlişkiyi sürdüren şey, sadece sevgi ya da iyi niyet değildir; kültür, erdem ve beceri de gerekir. Nezaket, sabır, ölçülülük, empati ve özeleştiri Schopenhauer’un da önem verdiği türden bir kendini sınırlama yakınlığın acı üretme kapasitesini azaltır. Çünkü çoğu diken, “kötülükten” değil, farkındalık eksikliğinden batar. İnsan bazen batırdığını bile anlamaz; bazen de batınca geri çekilir ama bunu bir kopuşa çevirir. Olgunluk ise, batmayı inkâr etmeden, ısınmayı da terk etmeden ilişkiyi yeniden kurabilme gücüdür.

Son söz olarak: Kirpi ikilemi bir karamsarlık masalı değil, bir gerçekçilik dersidir. İnsan, hem yakınlık ister hem sınır ister. Hem sarılmak ister hem korunmak ister. Bu ikisinin aynı anda var olması bir çelişki değil, insan olmanın bedelidir. İlişkiler bu bedelin pazarlık alanıdır. Ve belki de en insani başarı, ne tamamen yalnız kalmak ne de kendini bütünüyle kaybetmektir; birlikte ısınırken birbirini kanatmamayı öğrenmek, yani sıcaklığı ve saygıyı aynı anda taşımaktır.

Son olarak Cem Yıldırım'ın "Schopenhauer’un “Kirpi İkilemi” Metaforu Bağlamında İklimler Filminin Kadın-Erkek İlişkisine Yaklaşımı" isimli makalesini okuyabilirsiniz

Okundu Olarak İşaretle
2
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Paylaş
Sonra Oku
Notlarım
Yazdır / PDF Olarak Kaydet
Raporla
Mantık Hatası Bildir
Yukarı Zıpla
Bu Blog Yazısı Sana Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 0
  • Tebrikler! 0
  • Bilim Budur! 0
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 0
  • Merak Uyandırıcı! 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Tüm Reklamları Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 02/01/2026 00:49:08 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22038

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Kafana takılan neler var?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Geçmiş ve Notlar
Yazı Geçmişi
Okuma Geçmişi
Notlarım
İlerleme Durumunu Güncelle
Okudum
Sonra Oku
Not Ekle
İşaretle
Göz Attım
Site Ayarları

Evrim Ağacı tarafından otomatik olarak takip edilen işlemleri istediğin zaman durdurabilirsin.

[Site ayalarına git...]
Bu Yazıdaki Hareketleri
Daha Fazla göster
Tüm Okuma Geçmişin
Daha Fazla göster
0/10000
Kaydet
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close