Bilim İnsanının Politik Sorumluluğu
Bilim tarafsız değildir; tarafını gizleyen, egemen olandan yanadır. Tarafını açık eden ise bilimi özgürleştirir.
FKF
- Blog Yazısı
Giriş
Türkiye’de “bilim insanı” figürü, kendisini siyasetin dışında tanımladıkça, fiilen iktidarın içinde konumlanır. Tarafsızlık, burada etik bir duruş değil; sınıflı toplumun ideolojik bir örtüsüdür. Türkiye’de bilim insanının politik sorumluluğunu tartışmak, yalnızca akademik etik ya da entelektüel tutum meselesi değildir. Bu tartışma, doğrudan doğruya Cumhuriyet’in tarihsel kazanımlarının, halk egemenliğinin ve kamusal aklın savunulması meselesidir. Çünkü Türkiye’de bilim, uzun süredir yalnızca ihmal edilmemekte; sistematik olarak tasfiye edilmektedir. Bilim karşıtlığı bu topraklarda rastlantısal değildir. Aksine, halkın akla, eleştirel düşünceye ve bilimsel bilgiye dayalı olarak siyasal özne hâline gelmesini engelleyen tarihsel bir stratejinin parçasıdır. Bugün üniversitelerin içinin boşaltılması, akademinin piyasa ve cemaat ilişkilerine teslim edilmesi, bilim insanlarının susturulması; Cumhuriyet’in halkçı ve aydınlanmacı mirasıyla hesaplaşmanın güncel biçimleridir. Bu koşullar altında bilim insanının “politik olmamayı” seçmesi mümkün değildir. Politik olmamak, mevcut düzenin devamından yana tavır almak anlamına gelir.
Bilim ve İktidar
Bilim ile iktidar arasındaki ilişki, çoğu zaman bilimin “yanlış ellere düşmesi” ya da “kötüye kullanılması” gibi sorunlar üzerinden tartışılır. Oysa mesele, bazı bilim insanlarının etik dışı tercihler yapmasından ibaret değildir. Bilimsel bilginin üretimi, dolaşımı ve toplumsal etkisi, doğrudan doğruya içinde yer aldığı ekonomik ve ideolojik düzen tarafından şekillendirilir. Bu nedenle bilimi, iktidar ilişkilerinden bağımsız ve kendi başına işleyen nötr bir alan olarak düşünmek mümkün değildir.
Modern dünyada bilimin temel belirleyeni, liberal kapitalist üretim ilişkileridir. Liberalizm, bilimi özgür bireylerin rasyonel faaliyeti olarak tanımlar ve bu tanım üzerinden bilimin maddi koşullarını görünmez kılar. Bilim insanı, bu anlatıda, yalnızca gerçeğin peşinde koşan bağımsız bir özne olarak sunulur. Oysa bilimsel üretim; fonlara erişim, yayın politikaları, akademik yükselme kriterleri ve rekabetçi performans ölçütleri gibi somut mekanizmalar aracılığıyla piyasa mantığına bağlanmıştır. Bu bağ, bilimin yönünü belirleyen asli unsurlardan biridir.
Kapitalist düzende bilimsel bilginin değeri, giderek toplumsal yararından çok ekonomik karşılığı üzerinden ölçülür. Bir araştırmanın “önemli” sayılması, neyi açıkladığından ziyade ne kadar ticarileştirilebilir olduğuyla ilişkilidir. Patentlenebilirlik, yatırım çekebilme potansiyeli ve rekabet avantajı; bilimsel önceliklerin belirlenmesinde merkezi bir rol oynar. Bu durum, bilimin içerik olarak değilse bile yönelim olarak sistematik biçimde taraflı hale gelmesine yol açar.
Bu taraflılık çoğu zaman açık baskı biçiminde ortaya çıkmaz. Aksine, liberal ideolojinin “tarafsız bilim” söylemi aracılığıyla doğal ve kaçınılmaz bir durum gibi sunulur. Bilim insanından beklenen, bilimin hangi toplumsal ihtiyaçlara hizmet ettiğini sorgulamak değil; mevcut sistemin sunduğu imkanlar içinde üretken olmaktır. Rekabetçi akademik yapı, bilim insanlarını kolektif bilgi üreticileri olmaktan çıkarıp, birbirleriyle yarışan bireysel performans aktörlerine dönüştürür. Böylece bilimin toplumsal sorumluluğu, bireysel etik tercihlerin alanına sıkıştırılır.
Kapitalizmin bilgiyle kurduğu ilişki, bilimi metalaştırır. Bilgi, kamusal bir değer olmaktan çıkarak alınıp satılabilen, sahip olunabilen ve tekel altına alınabilen bir nesneye dönüşür. Bu dönüşüm, yalnızca özel sektörle sınırlı değildir; akademik yayıncılıktan araştırma fonlarına kadar geniş bir alanı kapsar. Bilimsel bilginin erişimi dahi, çoğu zaman ödeme gücüyle belirlenir. Böylece bilim, insanlığın ortak birikimi olmaktan uzaklaşır.
Bu yapı içinde bilimin iktidarla ilişkisi, görünmez ama etkilidir. Bilim, mevcut ekonomik düzenin ihtiyaçlarına uyum sağladığı ölçüde desteklenir; bu ihtiyaçları sorguladığı ölçüde marjinalleştirilir. Liberal söylem, bu durumu bireysel tercihlerin ve serbest rekabetin doğal sonucu olarak sunar. Oysa bu “doğallık”, belirli sınıfsal çıkarların evrenselmiş gibi kabul ettirilmesinden ibarettir.
Bu bağlamda bilim, yalnızca dünyayı açıklayan bir etkinlik değil; dünyayı hangi çıkarlar doğrultusunda açıklayacağını seçen bir pratiktir. Bilim insanı, bu seçimin dışında kalamaz. Ya bilimi piyasanın sessiz bir uzantısı haline getiren düzeni yeniden üretir ya da bilginin kamusal ve kolektif niteliğini savunarak bu düzene karşı konum alır.
Türkiye’de Bilim: Baskı, Piyasalaşma ve Sessizlik
Türkiye’de bilimsel üretim, uzun süredir akademik bir faaliyet olmaktan çıkmış; siyasal, ekonomik ve ideolojik baskıların yoğun biçimde hissedildiği bir alana dönüşmüştür. Ancak bu durumu yalnızca açık baskı mekanizmalarıyla açıklamak yetersizdir. Türkiye’de bilimin yaşadığı krizin temelinde, baskı ile piyasalaşmanın birbirini tamamlayan iki süreç olarak işlemesi ve bu süreçlerin yaygın bir sessizlik kültürü üretmesi yatmaktadır.
Bu bağlamda Türkiye’de popülerleşmiş bazı liberal figürlerin tutumu dikkat çekicidir. İlker Canikligil gibi entelektüel gevezeler, bilimsel ya da entelektüel faaliyeti çoğunlukla bireysel zeka, kişisel başarı ve kültürel üstünlük üzerinden okur. Toplumsal eşitsizlikler, sınıfsal farklılıklar ve yapısal sorunlar; bu anlatıda ya tali unsurlar haline gelir ya da “bireysel yetersizlik” söylemiyle görünmez kılınır. Böylece bilim ve entelektüel üretim, toplumsal bağlamından koparılmış, apolitik bir kişisel performans alanı gibi sunulur.
Bilim insanları üzerindeki baskı, her zaman doğrudan sansür ya da cezalandırma biçiminde ortaya çıkmaz. Daha yaygın olan, belirsizlik, güvencesizlik ve sürekli denetlenme hissidir. Akademik kariyerin geçiciliğe dayanması, sözleşmeli istihdamın yaygınlaşması ve performans ölçütlerinin keyfî biçimde uygulanabilmesi; bilim insanlarını sürekli temkinli davranmaya iter. Bu ortamda bilimsel üretim, yalnızca ne söylendiğiyle değil, neyin özellikle söylenmediğiyle de şekillenir.
Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, sitemizin/uygulamamızın çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, %100 reklamsız ve çok daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.
KreosusKreosus'ta her 50₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.
Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.
PatreonPatreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.
Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.
YouTubeYouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.
Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.
Diğer PlatformlarBu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.
Giriş yapmayı unutmayın!Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.
Bu baskı ortamı, piyasalaşma süreciyle birleştiğinde daha derin bir etki yaratır. Türkiye’de üniversiteler ve araştırma kurumları, giderek proje odaklı, performans temelli ve rekabetçi bir yapıya bürünmüştür. Bilimsel faaliyet, kamusal bir sorumluluk olmaktan ziyade; ölçülebilir çıktıların, sayısal başarı göstergelerinin ve fon bulma kapasitesinin belirlediği bir üretim sürecine indirgenmiştir. Bu dönüşüm, bilimin içeriğini doğrudan değiştirmese bile, yönünü belirgin biçimde daraltır.
Hangi konuların çalışılmaya “değer” olduğu, hangi araştırmaların destekleneceği ya da hangi alanların prestijli kabul edileceği; toplumsal ihtiyaçlardan çok, fon mekanizmaları ve uluslararası akademik piyasayla uyum üzerinden belirlenir. Bu durum, özellikle eleştirel sosyal bilimleri ve kamusal yarar odaklı araştırmaları kırılgan hale getirir. Toplumsal eşitsizlikler, emek süreçleri, çevresel yıkım ya da sağlık politikaları gibi alanlar, yeterince “rekabetçi” veya “yenilikçi” bulunmadığı gerekçesiyle geri plana itilebilir.
Bu koşullar altında sessizlik, yalnızca korkunun değil; rasyonel bir hayatta kalma stratejisinin sonucu olarak da ortaya çıkar. Bilim insanı, politik olarak riskli görülebilecek konulardan uzak durmayı, daha “güvenli” araştırma başlıklarına yönelmeyi ve kamusal tartışmalardan bilinçli biçimde geri çekilmeyi tercih edebilir. Bu tercih, bireysel düzeyde anlaşılır olsa da, kolektif düzeyde bilimin toplumsal işlevini aşındırır.
Sessizlik kültürü, zamanla içselleştirilir. Açık bir yasak olmadan da hangi sınırların aşılmaması gerektiği öğrenilir. Otosansür, baskının en etkili biçimlerinden biri haline gelir. Bilim insanı, yalnızca iktidar ilişkilerini doğrudan eleştirmekten değil; bu ilişkilerin sonuçlarını bilimsel olarak tartışmaktan da kaçınmaya başlar. Böylece bilim, toplumsal gerçekliğin keskin çelişkilerine temas etmekten uzaklaşır.
Bu tablo, Türkiye’ye özgü olmakla birlikte, küresel neoliberal akademi düzeniyle de uyumludur. Ancak Türkiye’de bu süreçler, daha hızlı ve daha sert yaşanmıştır. Güvencesizlik, piyasalaşma ve siyasal baskı aynı anda işlediğinde, bilimin kamusal niteliği ciddi biçimde zayıflar. Bilim insanı, kendisini topluma karşı sorumlu bir bilgi üreticisi olarak değil; sistem içinde ayakta kalmaya çalışan bireysel bir aktör olarak konumlandırmaya zorlanır.
Bu koşullarda “bilim insanı siyasete karışmamalı” söylemi, masum bir etik ilke olmaktan çıkar. Aksine, bilimin mevcut güç ilişkileriyle uyumlu kalmasını sağlayan işlevsel bir ideolojik araç haline gelir. Sessizlik, bilimsel tarafsızlığın değil; uyumun göstergesi olur.
Sosyalist perspektiften bakıldığında, Türkiye’de bilimin yaşadığı sorun, yalnızca ifade özgürlüğü meselesi değildir. Asıl mesele, bilimin piyasa mantığına tabi kılınması ve bu mantığın yarattığı sessizliğin normalleştirilmesidir. Bilim insanının politik sorumluluğu da tam burada ortaya çıkar: Bu sessizliği doğal kabul etmek yerine, hangi koşullar altında üretildiğini görünür kılmak.
Türkiye’de bilim, ancak bu baskı–piyasalaşma–sessizlik döngüsü sorgulandığında, yeniden kamusal bir güç haline gelebilir. Bilim insanının görevi, bu döngünün dışına çıkmanın yollarını aramak ve bilimi toplumsal gerçekliğin karşısında suskun değil, konuşan bir konuma taşımaktır.
Sosyalist Perspektif: Bilim Kimin İçin?
Bilimsel bilginin değeri, çoğu zaman “nesnellik” ve “doğruluk” kavramları etrafında tanımlanır. Oysa bilim, yalnızca doğru ya da yanlış bilgi üretmez; aynı zamanda bu bilginin kimin ihtiyaçlarına hizmet ettiğini de belirler. Sosyalist perspektif için temel soru tam da budur: Bilim kimin için üretiliyor ve kimin yararına işliyor?
Kapitalist düzende bilim, formel olarak evrensel görünse de fiilen eşitsiz bir toplumsal yapı içinde üretilir. Bilgi üretiminin maddi koşulları, bilimin yönelimini belirler. Fon mekanizmaları, araştırma öncelikleri ve akademik prestij ölçütleri; bilimsel faaliyeti toplumun çoğunluğunun ihtiyaçlarından uzaklaştırır. Böyle bir düzende bilim, insanlığın ortak sorunlarına çözüm üretmekten çok, mevcut ekonomik düzenin devamlılığını sağlayan bir araç haline gelir.
Sosyalist bakış açısı, bilimi bu işleviyle değil; potansiyeliyle ele alır. Bilim, piyasanın ihtiyaçlarına göre değil, toplumun maddi ve tarihsel ihtiyaçlarına göre örgütlendiğinde özgürleştirici bir güç olabilir. Bu, bilimin teknik içeriğini değil; örgütlenme biçimini hedef alan bir eleştiridir. Sorun bilimin kendisinde değil, bilimin hangi toplumsal ilişkiler içinde üretildiğindedir.
Bu nedenle sosyalist perspektif, bilimi “tarafsız” ilan etmeyi reddeder. Tarafsızlık iddiası, bilimin sınıfsal karakterini gizleyen ideolojik bir örtüdür. Bilimsel bilgi, üretildiği koşullardan bağımsız değildir; bu koşullar sorgulanmadan bilimin evrenselliğinden söz etmek, eşitsizlikleri doğal ve değişmez kabul etmek anlamına gelir. Sosyalist yaklaşım, bilimi bu görünmezlikten kurtarmayı amaçlar.
Bilimin kimin için üretildiği sorusu, aynı zamanda bilimin kime ulaştığı sorusudur. Bilgiye erişimin sınıfsal olarak bölündüğü bir toplumda, bilimin kamusal bir değer olduğu iddiası anlamını yitirir. Sosyalist perspektif, bilginin metalaştırılmasına karşı çıkar; bilimin paylaşılabilir, erişilebilir ve kolektif bir toplumsal birikim olduğunu savunur. Açık erişim, kamusal bilim ve kolektif üretim pratikleri bu nedenle yalnızca teknik tercihler değil, politik tutumlardır.
Ayrıca sosyalist yaklaşım, bilimi soyut bir ilerleme anlatısına hapsetmez. Bilimsel gelişmelerin kimin yaşamını kolaylaştırdığı, kimin hayatını daha güvencesiz hale getirdiği sorgulanır. Teknolojik ilerlemenin eşitsizlikleri derinleştirdiği, emeği değersizleştirdiği ya da doğayı geri dönülmez biçimde tahrip ettiği durumlarda; bilimsel ilerlemeden değil, sınıfsal yeniden yapılanmadan söz etmek gerekir.
Bu çerçevede bilim insanının rolü de yeniden tanımlanır. Sosyalist perspektifte bilim insanı, yalnızca uzmanlık bilgisi üreten bir teknisyen değildir. Bilimin toplumsal sonuçlarının farkında olan, ürettiği bilginin hangi güç ilişkileri içinde işlev kazandığını sorgulayan ve bu ilişkiler karşısında bilinçli bir konum alan bir toplumsal özne olarak düşünülür. Bu konum, bireysel ahlakla sınırlı değildir; kolektif mücadele ve dayanışma biçimleriyle anlam kazanır.
Sonuç olarak sosyalist perspektif, bilimi reddetmez; onu geri ister. Bilimi piyasanın, rekabetin ve elitist uzmanlık alanlarının dışına çıkararak, toplumun ortak ihtiyaçlarına yönlendirmeyi hedefler. “Bilim kimin için?” sorusu, bu nedenle teorik bir tartışma değil; bilimin geleceğine dair politik bir tercihtir. Bilim, ya azınlığın çıkarlarını optimize eden bir araç olarak kalacak ya da çoğunluğun yaşamını dönüştüren kolektif bir güç haline gelecektir.
- 1
- 1
- 1
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 07/02/2026 09:58:47 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22180
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.