Terör Örgütü Olarak: NATO
Bağımsızlığa vurulan zincir, halka karşı kurulan ordu: NATO’nun kanlı tarihi ve Türkiye’nin kurtuluş rotası.
- Blog Yazısı
"Burada yurdumuzun kanlı karanlık tarihi var. Karanlığı öldürerek kurdular. Hep en seçkin evlatlarını vuruyorlar ve görülmesin, öğrenilmesin diye karanlıkta bırakıyorlar. Bir taslaktı ve hala bir taslaktır. Yeni ve kapsamlı, tabii daha kalifiye araştırmalar yapılmalıdır. Zira hiçbir toplum bu kadar büyük sayıda cinayeti yok sayarak yaşamaya devam edemez" (Faili Meçhul Cinayetler Tarihi - Orhan Gökdemir, yazılama yayınevi)[1]
0. Kuruluş
4 Nisan 1949'un bahar sabahında Washington D.C.'deki Hükümetlerarası Konferans Salonu, dünya tarihinin en keskin dönemeçlerinden birine ev sahipliği yapıyordu. On iki ülkenin dışişleri bakanı, görkemli avizelerin ve mermer sütunların altında, kendilerini Sovyet etkisinden ve kendi ülkelerindeki yükselen işçisınıfı hareketlerinden koruyacak o "askeri sigortaya" imza atmak için toplanmıştı. ABD Başkanı Harry S. Truman kürsüye çıktığında, bu ittifakı "saldırıya karşı bir kalkan" ve "demokrasinin koruyucusu" olarak tanımlayan o meşhur konuşmasını yaptı.[2]
NATO, Amerika Birleşik Devletleri'nin Batı Yarımküre dışında katıldığı ilk barış zamanı askeri ittifakıydı (...) ikincisi ise yeniden yükselen bir Almanya'ya veya Sovyetler Birliği'nden gelebilecek saldırılara karşı güvenceler gerektiriyordu. Amerika Birleşik Devletleri, ekonomik olarak güçlü, yeniden silahlanmış ve bütünleşmiş bir Avrupa'yı, kıta genelinde komünist yayılmanın önlenmesi için hayati önemde görüyordu. (North Atlantic Treaty Organization (NATO), 1949)
Ancak bu resmi söylemin hemen altında, ABD'nin yüzyıllık "yalnızlık" politikasını terk ederek küresel bir müdahalecilik dönemini başlattığı gerçeği yatıyordu. Törenin en çarpıcı ve tarihe ironik bir not olarak düşen detayı ise ABD Deniz Piyadeleri Bandosu'nun seçtiği müzikti. Bakanlar ve diplomatlar imza masasına doğru ilerlerken, bando George Gershwin'in Porgy and Bess operasından iki parça çalıyordu: "I Got Plenty o’ Nuttin’"ve daha da manidarı "It Ain’t Necessarily So" (Defending the West - James Gow) . Salonun içinde "barış ve özgürlük" nutukları atılırken, arka planda "İncil'de okuduğunuz her şey her zaman öyle değildir" nakaratının yankılanması, NATO'nun resmi "savunma" maskesinin altındaki karşı devrimci ve saldırgan özün bir yansıması gibiydi.[3]
İmzalar atıldığında Truman bu paktın "savaşı önlemek için bir yol" olduğunu iddia ediyordu. Oysa o an, Avrupa'nın her köşesinde ve daha sonra Türkiye'de kurulacak olan stay-behind (NATO ve CIA tarafından kurulan, resmiyette bir Sovyet işgaline karşı direnç odağı olarak görünen ancak aslında yerel sosyalist hareketleri bastırmak için kullanılan gizli anti-komünist paramiliter ağlar.) ağlarının, gizli operasyonların ve toplumsal muhalefeti ezmeyi hedefleyen "gayrinizami harp" doktrinlerinin de resmi doğum anıydı. Tören bittiğinde, emperyalizm artık sadece ekonomik bir güç değil, aynı zamanda uluslararası bir orduya sahip, örgütlü bir karşıdevrim aygıtına dönüştü.
1. NATO
NATO'nun tarihsel, siyasal ve sınıfsal kökenlerini anlamak, İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından ortaya çıkan nesnel koşulları bütünüyle kavramayı zorunlu kılmaktadır. Faşizmin askeri ve ideolojik yenilgisiyle birlikte, Avrupa kıtasında daha önce eşi benzeri görülmemiş bir politik tablo şekillenmişti. Milyonlarca kayıp vermesine rağmen Nazi savaş makinesini ezen ve kıtanın yarısını faşizmden kurtaran Sovyetler Birliği'nin uluslararası alandaki prestiji zirve noktasına ulaşmıştı. Eş zamanlı olarak, özellikle Fransa, İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerde faşizme karşı direnişin ana omurgasını oluşturan komünist partiler ve işçi sınıfı örgütlenmeleri devasa bir kitlesel güce, silahlı direniş tecrübesine ve meşruiyete kavuşmuştu. Kapitalist sistem, 1917 Ekim Devrimi'nden bu yana en büyük varoluşsal kriziyle karşı karşıyaydı, zira işçi sınıfı sadece Doğu Avrupa'da değil, kapitalizmin merkez üsleri olan Batı Avrupa'da da iktidara yürüyüşe geçmişti.
Tam da bu tarihsel dönemeçte, 1949 yılında NATO'nun kurulması hiçbir şekilde bir "tesadüf" veya salt bir "savunma refleksi" değildir. Sermaye sınıfının tarih yazımı, NATO'nun kuruluşunu, Batı demokrasilerinin "Sovyet askeri işgaline" karşı korunması gibi bir efsane üzerine inşa etmiş olsa da, gizliliği kaldırılmış istihbarat belgeleri, iç yazışmalar ve Marksist literatürün onyıllardır ortaya koyduğu analizler bu efsaneyi kesin bir biçimde çürütmektedir. NATO, sosyalizmin Avrupa'ya ve dünyaya yayılma ihtimaline karşı kapitalist dünyanın kurduğu devasa bir askeri sigorta ve karşı devrimci bir şebeke olarak tasarlanmıştır. ABD emperyalizminin öncülüğünde inşa edilen bu yapı, bir "barış projesi" olmaktan bütünüyle uzak olup, temelde üç stratejik hedefi garanti altına almak üzere kurgulanmıştır: İşçi sınıfı parlamenter veya devrimci yollarla iktidara yürürse her türlü askeri ve örtülü operasyonla müdahale edilecek, mevcut sosyalist ve ilerici hükümetler içeriden çökertilerek veya dışarıdan kuşatılarak ya devrilecek ya da izole edilecek ve nihayetinde kapitalist düzen ne pahasına olursa olsun silahlı devlet terörüyle korunacaktır.[4]
NATO'nun meşruiyet zemini olarak sunulan "Sovyetler Birliği'nin Batı Avrupa'yı askeri olarak işgal edeceği" söylemi, bizzat dönemin Amerikan devlet aklı ve istihbarat bürokrasisi tarafından reddedilen bir propaganda argümanıydı. 1946 ile 1950 yılları arasında Merkezi İstihbarat Grubu (CIG) ve ardından Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından hazırlanarak ABD Başkanı Harry S. Truman'a sunulan günlük, haftalık ve aylık gizli özet raporların incelenmesi, Soğuk Savaş'ın başlangıcındaki gerçek korkunun ne olduğunu net bir biçimde ortaya koymaktadır. Bu raporlar, kamuoyuna pompalanan askeri savaş histerisinin aksine, Sovyetler Birliği'nin Batı'ya yönelik askeri bir saldırganlık niyetinde olmadığını açıkça vurgulamaktadır.
CIA analizlerinde en tutarlı ve belki de en önemli tema, Sovyet eylemlerinin, izole edildiklerinde ne kadar tehditkâr görünürlerse görünsünler, Batı'ya karşı doğrudan bir askeri saldırıya yol açma ihtimalinin son derece düşük olduğuydu.
/content/5e95d739-d0db-412d-b0e5-78acbec0a9ea.png)
Bu raporda CIA, Sovyetlerin o yıl içinde askeri bir saldırı başlatma niyetinde olmadığını, önceliğinin içsel sağlamlaştırma olduğunu yazar.
Söz gelimi, "1948 Yılında Doğrudan Sovyet Askeri Eylemi İhtimali" başlığını taşıyan ORE 22-48 numaralı Özel Değerlendirme Raporu ve sonrasındaki eklemeler, Sovyet stratejisinin askeri bir işgalden ziyade siyasi ve ekonomik krizlerin devrimci potansiyellerini değerlendirmek üzerine kurulu olduğunu saptamıştır.
/content/a2467bda-0ee0-4545-b2b8-eea3a700b4de.png)
Amerikan istihbaratı, Sovyetler Birliği'nin Batı Avrupa ülkelerindeki istikrarsızlıkları, grevleri ve toplumsal hareketleri kullanarak komünist partilerin güçlenmesini sağladığının ve kapitalist hükümetleri zayıflatarak yasal yollarla iktidara gelme stratejisi güttüğünün tamamen farkındaydı.
Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.
Kapitalist devletlerin, işçi sınıfının seçimler yoluyla bile olsa iktidara gelmesini engellemek için ne tür kanlı ve gayrimeşru araçlara başvurabileceğinin en berrak tarihsel kanıtı, NATO'nun resmi kuruluşundan bir yıl önce, 1948 İtalya genel seçimlerinde sahnelenen emperyalist müdahaledir. İkinci Dünya Savaşı'nda Mussolini faşizmine karşı silahlı direnişi örgütleyen İtalyan Komünist Partisi (PCI), savaş sonrasında İtalya'daki en örgütlü, en saygın ve en kitlesel siyasi güce dönüşmüştü. Sosyalistlerle ittifak kurarak Demokratik Halk Cephesi'ni oluşturan komünistlerin 18 Nisan 1948 seçimlerini kazanıp hükümeti kurma ihtimali, Amerikan sermaye devletinde büyük bir alarma neden oldu.
Bu "kriz" karşısında, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC) peş peşe acil durum planları hazırlamıştır. 8 Mart 1948 tarihinde onaylanan NSC 1/3 numaralı "Komünistlerin Yasal Yollarla Hükümete Katılması İhtimali Işığında ABD'nin İtalya'ya Yönelik Pozisyonu" başlıklı rapor, NATO'nun temel mantığını oluşturan "işçi sınıfının iktidarına askeri ve sivil müdahale" doktrininin anayasası niteliğindedir. Rapor, komünistlerin sandıktan başarıyla çıkıp İtalya'da yönetimi ele almasının, tüm Batı Avrupa, Akdeniz ve Ortadoğu'da kapitalizm açısından yıkıcı bir domino etkisi yaratacağını, SSCB'ye Sicilya ve Güney İtalya'da üs imkânı doğurarak Akdeniz'deki askeri hegemonyayı çökerteceğini vurgulamaktaydı.[2]
2. Gladio: Yeraltı Orduları
NATO'nun resmi ve görünür askeri yapısının ardında, Soğuk Savaş'ın en karanlık sayfalarını oluşturan ve "stay-behind" olarak adlandırılan gizli paramiliter ordular inşa edilmiştir. Resmi belgelerde "Operasyon Gladio" olarak bilinen bu yapı, kapitalist merkezlerin komünizm korkusunun ne denli vahşileştiğini ve insanlık dışına çıktığının en net göstergesidir.
"Stay-behind" stratejisi, kavramsal köklerini İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere Başbakanı Winston Churchill'in Avrupa'yı Nazi işgalinden kurtarmak ve düşman hatları gerisinde bir direniş örgütlemek amacıyla kurdurduğu Özel Operasyonlar İdaresi'nden almaktadır. Savaştan sonra Batılı askeri planlamacılar, olası bir Sovyet işgalinde doğaçlama direniş hareketleri kurmanın çok geç ve etkisiz olacağı sonucuna varmışlardır. Bu nedenle, barış zamanında, her türlü lojistik, iletişim ve silah ihtiyacı önceden karşılanmış, titizlikle eğitilmiş ve yeraltında uyuyan hücreler halinde örgütlenmiş gizli orduların kurulması mantığı benimsenmiştir.[5]
Bu küresel ağların baş mimarı, daha sonra CIA'in efsanevi direktörü olacak olan Allen Dulles'tır. Dulles, İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarında İsviçre'de Stratejik Hizmetler Ofisi (OSS - CIA'in öncül kuruluşu) istasyon şefiyken, Avrupa çapında gizli antikomünist gerilla kuvvetlerinin planlarını yapmaya başlamış ve eski faşist kadrolarla temaslar kurmuştur. Başlangıçta 1948 yılında İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg tarafından kurulan Batı Birliği bünyesinde başlayan bu gizli ordu çalışmaları, 1949 yılında NATO'nun kurulmasıyla bu devasa askeri ittifakın şemsiyesi altına entegre edilmiştir.
Planlamacılara göre bu ağlar temelde iki hayati işlev için yapılandırılmıştı:
1)Casusluk: Düşman işgali altındaki topraklarda kalarak Sovyet askeri hareketlilikleri, lojistik yığınakları ve siyasi faaliyetleri hakkında Batı karargahlarına şifreli iletişim ağları üzerinden kesintisiz istihbarat akışı sağlamak.
2)Sabotaj ve Gerilla Harbi: İşgalci kuvvetlerin ikmal hatlarını kesmek, iletişim altyapısını çökertmek, düşmanla işbirliği yapanları cezalandırmak ve düşman hatlarının gerisinde silahlı direniş eylemleri örgütlemek.
Ancak tarihin akışı içinde Sovyetler Birliği hiçbir zaman Batı Avrupa'ya saldırmamış ve beklenen o konvansiyonel işgal asla gerçekleşmemiştir. Buna rağmen, özenle kurulan ve silahlandırılan bu gizli ordular pasif bir şekilde beklemek yerine aktif hale getirilmiştir. Gerçek ve acil tehdit olarak Sovyet tankları değil, güçlenen yerel komünist partiler, sosyalistler ve anti-emperyalist aydınlar görülmüştür. Bu nedenle ağlar, "gerginlik stratejisi" adı verilen sahte bayrak (false flag) operasyonları, bombalı saldırılar, suikastlar ve provokasyonlarla üye ülkelerin iç siyasetini manipüle etmek için terörize edilmiş birer devlet aygıtına dönüşmüştür.
NATO'nun küresel dinamikleri üstüne daha çok şeyler yazılabilir: CPC,ACC, Silah depoları "harpoon", Gladio'nun merkezi İtalya... Ancak asıl yazmak istediğim konu Türkiye üzerine. NATO'nun Dünya'daki kurduğu örgütlerden kısaca bahsedip Türkiye'ye geçelim:
A) İtalya: Gladio'nun Merkez Üssü
İtalya, Avrupa'daki en güçlü ve kitlesel komünist partiye (İtalyan Komünist Partisi - PCI) sahip olması nedeniyle ABD'nin ve CIA'in en çok enerji harcadığı merkez üssü olmuştur. İtalyan askeri istihbaratı SIFAR bünyesinde kurulan ve "Gladio" kod adını taşıyan yapı, ülkedeki komünist tehlikeyi yoketmek için bizzat CIA istasyon şefleri tarafından finanse edilmiş ve yönetilmiştir. 1956'da CIA ajanı Carmel Offie ve dönemin Roma Büyükelçisi Claire Boothe Luce'un baskılarıyla SIFAR'ın başına atanan General Giovanni De Lorenzo, Gladio ağını tamamen CIA'in vizyonu doğrultusunda yeniden yapılandırmış ve yeraltı ordusu için ABD'den 300 milyon Lira fon sağlamıştır.[6]
/content/aab18af7-8ed0-4e4d-b812-d6f4494d2c9d.jpeg)
Gladio, İtalya'da Soğuk Savaş yılları boyunca sayısız katliama ve faili meçhul eyleme imza atmıştır. Bunlar arasında en bilinenleri, 1969'da Milano'daki Piazza Fontana katliamı, 1974'te Brescia'daki anti-faşist gösteriye ve Italicus Ekspresi'ne yapılan bombalı saldırılar ile 1980'de 85 kişinin öldüğü Bologna Tren İstasyonu katliamıdır. İtalyan senatosunda yürütülen soruşturmalar ve eski istihbarat şefi General Giandelio Maletti'nin itirafları, bu katliamların solcuları itibarsızlaştırmak ve devleti otoriterleşmeye zorlamak amacıyla CIA'in direktifleriyle Ordine Nuovo ve Avanguardia Nazionale gibi aşırı sağcı faşist gruplara yaptırıldığını ortaya koymuştur. Dahası, FOIA belgelerine yansıyan şüphelere göre, Gladio unsurları 1978'de eski Başbakan Aldo Moro'yu kaçırıp öldüren Kızıl Tugaylar örgütünün içine sızmış ve olayları manipüle etmiş olabilir.[7]
B) Belçika ve Yunanistan: Kanlı Provokasyonlar
Belçika'da askeri istihbarat bünyesinde gizlenen SDRA8 ağı, NATO karargahlarına ev sahipliği yapan bu ülkenin de kanlı provokasyonlara sahne olmasına yol açmıştır.
Belçika Parlamentosu'nun raporlarına göre, 1983-1985 yılları arasında Brüksel çevresinde süpermarketlere düzenlenen ve 28 sivilin hayatını kaybettiği, hiçbir hırsızlık amacı gütmeyen vahşi silahlı saldırıların arkasında, devleti sertlik yanlısı güvenlik politikaları benimsemeye ikna etmeye çalışan askeri ve aşırı sağcı Gladio unsurlarının (Westland New Post gibi) olduğu güçlü bir biçimde şüphelenilmiştir.
Yunanistan'da ise gizli ordu, kökleri İngilizlerin İkinci Dünya Savaşı'nda kurduğu direniş birimlerine dayanan LOK (Dağ Komandoları Bölükleri) adıyla yapılandırılmıştı. CIA ajanı Philip Agee'nin açıklamalarına göre, 1955 yılında ABD Generali Truscott ve Yunan Genelkurmay Başkanı Konstantinos Dovas arasında imzalanan gizli belgeyle CIA, LOK'a olası bir solcu darbeyi veya komünistlerin seçim zaferini engelleme görevi vermiştir. Nitekim LOK, 1967'deki Albaylar Cuntası'nın gerçekleştirilmesinde ve muhalefetin şiddetle bastırılmasında aktif rol oynamıştır.[5]
C) Almanya (TD BDJ / Kibitz)
Almanya’daki TD BDJ ve Kibitz yapılanması, burjuva devletinin sınıf düşmanına karşı faşizmi nasıl bir "emniyet askeri" olarak yedekte tuttuğunun kanıtıdır. CIA ve Gehlen örgütü eliyle kurulan bu yapılar, eski SS ve Nazi kadrolarını "antikomünist uzmanlar" olarak yeniden istihdam etmiştir. Bu gizli orduların asıl hedefi sadece bir Sovyet işgali değil, Batı Almanya içindeki sendikacılar, sosyalistler ve barış yanlısı muhaliflerdi; hazırlanan infaz listeleri, devletin kendi halkına karşı yürüttüğü gizli bir iç savaş hazırlığıydı.
/content/a60790a2-f271-42b2-b038-1175796fa35a.jpeg)
Skandallar deşifre olduğunda sorumluların cezalandırılmak yerine devlet kademelerine yerleştirilmesi, bu terör ağlarının sistemden kopuk bir sapma değil, kapitalist devletin asıl koruyucu organları olduğunu doğrular.
D) İspanya
/content/6102a0de-9bc2-4257-b682-e1ac39f7b614.jpeg)
Atocha Katliamı, 1977 yılında İspanya’da faşist diktatör Franco’nun ölümünden sonraki "geçiş döneminde" gerçekleşen, işçi sınıfına ve örgütlü mücadeleye yönelik kanlı bir saldırıdır. Sosyalist bir bakış açısıyla bu olay; sermayenin ve eski rejimin kalıntılarının, yükselen halk hareketini terör yoluyla sindirme ve demokratik kazanımları baltalama girişimidir.
Madrid’deki Atocha Caddesi’nde bulunan ve komünist eğilimli işçi sendikası Comisiones Obreras ile bağlantılı olan bir grup avukatın ofisi, aşırı sağcı militanlar tarafından basılmıştır. Saldırganlar, ofistekileri duvara dizerek yaylım ateşine tutmuş; olay sonucunda üç avukat, bir hukuk öğrencisi ve bir idari personel hayatını kaybederken dört kişi de ağır yaralanmıştır.
3. Türkiye ve NATO
Türkiye, Sovyetler Birliği ile olan uzun kara sınırı ve Ortadoğu'ya olan yakınlığı nedeniyle Soğuk Savaş'ın en kritik ve en sıcak cephe ülkelerinden biri olmuş, NATO'nun güneydoğu kanadını oluşturması hasebiyle ABD istihbarat ve askeri aygıtlarının bir numaralı ilgi odağında yer almıştır. Türkiye'deki egemen burjuvazi ve devlet bürokrasisi, sosyalizm korkusu ve "komünizmle mücadele" kisvesi altında emperyalist kampa tamamen teslim olmuş, bu gönüllü entegrasyon ülkenin siyasal, askeri ve istihbarat bağımsızlığının ABD'ye devredilmesiyle sonuçlanmıştır.[8]
3.1) Kuruluş Süreci
NATO şemsiyesi altında, görünürdeki düzenli orduların ötesinde, olası bir Sovyet işgalinde düşman hatları gerisinde (stay-behind) gayrinizami harp yürütecek gizli ordular kurulması planlanmıştır. Ancak pratikte bu yapılar, Sovyet işgalinden ziyade, NATO'nun "dolaylı saldırı" doktrini kapsamında iç muhalefeti, sosyalistleri ve sendikal hareketleri ezmek için kullanılmıştır.
Türkiye'de bu gizli ordunun temelleri, ülke henüz NATO'ya tam üye olmadan atılmıştır. ABD'nin yardımlarının başlamasının ardından, 1948 yılında aralarında Daniş Karabelen, Alparslan Türkeş, Turgut Sunalp ve Suphi Karaman'ın da bulunduğu 16 kişilik bir subay grubu, kontrgerilla, gayrinizami harp, sabotaj ve suikast eğitimleri almak üzere ABD'ye gönderilmiştir. Kurmay Albay Daniş Karabelen'in ABD'den dönüşüyle birlikte özel komando okullarının inşasına başlanmış; ardından ABD'nin teklifi ve Başbakan Adnan Menderes'in talimatıyla 27 Eylül 1952'de Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde Seferberlik Taktik Kurulu gizlice kurulmuştur.Örgütün finansmanı ve yönetimi büyük oranda ABD'nin elindeydi. STK'nın ilk karargahı, Ankara Bahçelievler'de, CIA'in ve Pentagon'un Türkiye'deki en büyük yapılanması olan Amerikan Yardım Heyeti'nin binasında yer alıyordu. Bu yapı 1965 yılında yeniden yapılandırılarak 1967'de Özel Harp Dairesi (ÖHD) adını almış, 1994 yılında ise Özel Kuvvetler Komutanlığı'na dönüştürülmüştür.[5]
Bu yapının meşruiyet zemini, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nin (NSC) gizli direktiflerine dayanmaktadır. Aralık 1947 tarihli NSC 4-A ve ardından gelen NSC 10/2 direktifleri, CIA'e propaganda, sabotaj, ekonomik yıkım ve yerel antikomünist unsurların desteklenmesi amacıyla "resmen var olmayan" veya Amerikan hükümetinin sorumluluğunu inkar edebileceği gizli operasyonlar yapma yetkisi vermiştir. STK ve Özel Harp Dairesi'nin eğitim müfredatı da doğrudan ABD kaynaklıydı. 1964 yılında Türkçeye çevrilerek askeri eğitime dahil edilen ABD Ordusu'na ait "Sahra Talimnamesi 31-15: Gayrinizami Kuvvetlere Karşı Harekat", kontrgerilla doktrininin ana omurgasını oluşturuyordu.[9] Bu talimnameler, "düşmanı" sadece yabancı işgalciler olarak değil, ülke içindeki memnuniyetsiz ve muhalif sivil unsurlar olarak da tanımlıyordu. Eski CIA ajanı Philip Agee de anılarında MİT ile CIA arasındaki yoğun işbirliğini doğrulamış, MİT'in eğitim ve donanımının bütünüyle CIA tarafından sağlandığını itiraf etmiştir.
3.2) NATO'ya Giriş
Türkiye'nin NATO'ya kabul süreci, uluslararası arenada sanıldığının aksine pürüzsüz geçmemiş, çetin diplomatik müzakerelere ve kıta Avrupası ülkelerinin direncine sahne olmuştur. İngiltere, Fransa ve bazı Kuzey Avrupa ülkeleri, Türkiye'nin coğrafi olarak Kuzey Atlantik bölgesinin çok uzağında olması, SSCB ile çok uzun bir kara sınırını paylaşması ve Ortadoğu'da patlak verebilecek olası bir savaşın otomatik olarak Avrupa'yı da yıkıcı bir çatışmanın içine çekme riski nedeniyle bu üyeliğe başlangıçta şiddetle karşı çıkmışlardır. Ancak dönemin Demokrat Parti hükümetinin Kore Savaşı'na 4.500 kişilik bir "Türk Tugayı" gönderme kararı alması ve bu birliklerin Kunuri gibi muharebelerde gösterdiği üstün direniş, Türkiye'nin Batı çıkarları uğruna kan dökmeye hazır, "güvenilir bir müttefik" olduğunu ispatlamış ve üyelik sürecindeki psikolojik bariyerleri yıkmıştır. Gizliliği kaldırılmış olan 21 Ocak 1952 tarihli Amerikan Dışişleri Bakanlığı yazışmaları, ABD'nin Ankara Büyükelçisi George C. McGhee ile dönemin Türk Dışişleri Bakanı Mehmet Fuat Köprülü arasında geçen stratejik görüşmeleri ve Türkiye'nin NATO'ya girişinin diplomatik perde arkasını çarpıcı bir şekilde aydınlatmaktadır.[10] Görüşmelerde Büyükelçi McGhee, ABD'nin resmi politikasının, Türkiye'nin NATO'ya "hiçbir ön koşul veya şerh olmaksızın" ve İngiltere'nin dayatmaya çalıştığı Ortadoğu Komutanlığı,projesi ile herhangi bir organik bağıntı kurulmaksızın tam üye olarak kabul edilmesi yönünde olduğunu açıkça beyan etmiştir.Türkiye'nin NATO'ya entegrasyon sürecinde İngiltere ile yaşanan gerilimler dikkat çekicidir. Türk Dışişleri Bakanı, İngiltere'nin Türkiye'nin üyeliği konusundaki tutumunda yarattığı "belirsizlikler" ve diplomatik ayak oyunları nedeniyle Londra'ya karşı ciddi bir kırgınlık ve güvensizlik yaşadıklarını ABD Büyükelçisine iletmiştir. Türk tarafı, İngiltere'nin bölgedeki sarsılan emperyal çıkarlarını ve Süveyş Kanalı üzerindeki hakimiyetini korumak amacıyla Ortadoğu Komutanlığı projesini kurguladığından ve Türkiye'nin askeri gücünü Arap dünyasına karşı bir jandarma olarak kullanmak istediğinden şüphelenmiştir. Müzakereler sırasında Türk tarafı iki temel prensibin altını çizmiştir: Birincisi, askeri ve teknik gerekliliklerin harfiyen yerine getirilmesi; ikincisi ise alınacak kararların belirli bir ülkenin prestijini artırmak için değil, "genel iyilik" ve ortak savunma için alınması. İngiltere'nin, Türk birliklerinin doğrudan Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı General Dwight D. Eisenhower'ın komutası altına girmesini nihayet kabul etmesiyle komuta yapısına dair son büyük pürüzler de aşılmıştır. Ekim 1951'de Londra'da imzalanan katılım protokolünün ardından, ABD Senatosu'nun onay süreci de sorunsuz atlatılmış ve protokol 15 Şubat 1952'de ABD açısından yürürlüğe girmiştir. Bunu takiben 18 Şubat 1952'de Türkiye ve Yunanistan resmi olarak NATO askeri kanadına tam üye olarak dahil edilmiştir. Büyükelçi McGhee'nin raporlarında ayrıca, Sovyet sınırında Amerikan propagandası yapmak üzere Türkiye'de bir "Amerika'nın Sesi" röle istasyonu kurulmasının önemi vurgulanmış, NATO üyeliğinin SSCB kaynaklı olası diplomatik utançları ortadan kaldıracağı belirtilmiştir.
3.3) İdeolojik Aygıtlar
Kontrgerilla yapılanması, sadece düzenli subaylardan değil, muhtemel bir sivil çatışmada "vurucu güç" olarak kullanılmak üzere yedekte tutulan aşırı sağcı paramiliter sivil unsurlardan da oluşuyordu. Faşist hareket, mafya ve gerici tarikatlar karşı devrimin ve derin devletin en önemli sivil sacayaklarını oluşturmuştur.
/content/27fc7e10-5e91-4e90-bc26-a0024d1866d4.png)
Bu paramiliter inşada CIA'in Türkiye İstasyon Şefi olarak görev yapan Ruzi Nazar'ın rolü kritiktir. İkinci Dünya Savaşı'nda Kızıl Ordu'dan firar ederek Nazi Almanyası saflarında SS subayı olarak savaşan Özbek asıllı Ruzi Nazar, savaşın ardından CIA tarafından devşirilmiştir. CIA inisiyatifiyle Türkiye'ye atanan Nazar, STK'nın kurucularından Alparslan Türkeş ile olan yakın ilişkisi üzerinden Pan-Türkist ve milliyetçi ideolojiyi Gladio'nun bir aracı haline getirmiştir. MHP'nin ve onun gençlik kolu olan Ülkücülerin komünistlere karşı sokakta bir milis gücü olarak eğitilmesi ve kullanılması CIA ve NATO'nun stratejisi dahilinde şekillenmiştir.
Sadece milliyetçilik değil, siyasal İslam da antikomünist kamplaşmanın bir aktörü olarak dizayn edilmiştir. 1965 sonrasında ülke çapında mantar gibi çoğalan "Komünizmle Mücadele Dernekleri", Özel Harp Dairesi'nin sivil uzantıları olarak işlev görmüştür. Bu dönemde Erzurum'da bu derneklerin kuruculuğunda yer alan Fetullah Gülen gibi isimler, ABD'nin anti-Sovyet kamplaşmasında "kullanışlı" aktörler olarak sahneye sürülmüş ve bu yapı daha sonra Türkiye'nin en köklü istihbarat ve devlet krizlerinden birine yol açacak Fetullahçı Gladio'nun temelini oluşturmuştur. Devlet ve CIA, solun yükselişini engellemek için dini cemaatleri ve tarikatları her zaman sokağa sürülebilecek birer "yedek kuvvet" olarak beslemiştir.
3.4) NATO'nun Türkiyedeki Terör Eylemleri
1) 12 Mart Muhtırası
1971'deki 12 Mart askeri müdahalesinin ardından kontrgerilla, solculara ve aydınlara yönelik bir "sürek avı" başlatmıştır. İstanbul'daki Ziverbey Köşkü, doğrudan Özel Harp uzmanları tarafından yönetilen, anayasanın ve hukukun geçersiz olduğu bir işkence merkezi olarak kullanılmıştır. Kontrgerilla kavramı, Türkiye kamuoyu tarafından ilk kez Ziverbey'deki işkencecilerin kendi ağızlarından öğrenilmiştir.
Bu karanlık yapının resmi ifşası ise ancak 1973'te Başbakan Bülent Ecevit tarafından yapılmıştır. Ecevit, Özel Harp Dairesi'nin gizli ödeneklerinin Başbakanlık'tan istenmesi üzerine, kurumun masraflarının o güne kadar JUSMMAT (ABD Yardım Heyeti) aracılığıyla ABD tarafından karşılandığını tesadüfen öğrenmiş ve bu yapının paramiliter/sivil (MHP vb.) uzantılarından duyduğu derin dehşeti dile getirmiştir. Ancak bu yapı sivil siyasete hiçbir zaman hesap vermemiştir.
2) 1 Mayıs 1977 Katliamı
1 Mayıs 1977 Taksim Katliamı (Kanlı 1 Mayıs), Türkiye işçi sınıfının ve solunun yükselişini kırmak amacıyla planlanan en büyük kontrgerilla operasyonlarından biridir. Yarım milyonu aşkın insanın katıldığı mitingde, Sular İdaresi ve Intercontinental Oteli'nden açılan çapraz ateş ve panzerlerin kitleyi dar sokaklara sürmesi sonucu 34 kişi yaşamını yitirmiştir. Eski solcu ve liberal tarihçi Halil Berktay'ın yıllar sonra Taraf gazetesinde ortaya attığı "Ateş açıldığı palavradır, Maocular ve TKP'liler çatıştı, kendi rezaletlerinden mağduriyet yarattılar" şeklindeki iddialar, aslında onyıllardır polisin, MİT'in ve devletin ürettiği resmi yalanların bir tekrarı niteliğindedir.
/content/2e37a699-40ab-49dc-a3a7-89a73566df07.jpeg)
O gün alanda yaşananlar, sol fraksiyonlar arası bir çatışma değil; aksine sağcı unsurların, CIA bağlantılı birimlerin ve devlet içi derin yapıların işçi sınıfının örgütlü gücünü kriminalize etmek ve 12 Eylül darbesine giden yolu "kaos" yaratarak döşemek için kurduğu kusursuz bir Gladio provokasyonuydu. Nitekim Aydınlık hareketinin eylem öncesinde "provokasyon ve katliam ortamı" istihbaratı aldığına dair uyarıları da bu derin devlet organizasyonunun bilindiğine işaret etmektedir.[11]
3) 12 Eylül 1980: "Bizim Çocuklar Başardı"
Bahçelievler katliamı, Maraş ve Çorum gibi sayısız faili meçhul ve kitlesel kıyımın ardından 12 Eylül 1980 askeri darbesi gerçekleşmiştir. Kontrgerillanın en üst düzey yöneticilerinden biri olarak görev yapmış olan Genelkurmay Başkanı Kenan Evren liderliğindeki bu darbe , CIA tarafından eğitilmiş ekiplerin "istikrarsızlık" yaratarak askeri müdahaleyi meşrulaştırma stratejisinin nihai başarısıdır. Darbenin ardından ABD, cuntaya büyük bir ekonomik ve askeri destek paketini hızla onaylayarak, NATO çıkarları doğrultusunda Türkiye'nin "komünizm tehdidinden" temizlenmesini ödüllendirmiştir.
Neler yapabiliriz?
Yurtseverlik, en yalın tanımıyla, bir ulusun kendi kaderini tayin etme hakkına sahip çıkmasıdır. Ancak Türkiye’nin NATO üyeliğiyle başlayan ve on yıllardır süregelen askeri bağımlılık ilişkisi, bu hakkın önündeki en büyük yapısal engeldir. İncirlik’ten Kürecik’e kadar uzanan yabancı askeri üslerin mevcudiyeti, ülkenin savunma stratejilerinin ulusal çıkarlardan ziyade Atlantik eksenli bir ajandaya eklemlenmesine neden olmaktadır. Gerçek bir yurtsever duruş, toprakları üzerindeki her bir karışın denetiminin kayıtsız şartsız millete ait olmasını gerektirir. Bu bağlamda, yabancı üslere el konulması talebi, bir güvenlik tercihinden öte, vatanın bütünlüğünü koruma sorumluluğudur.
Ankara’da düzenlenecek NATO Liderler Zirvesi, Türkiye için bir yol ayrımını temsil etmektedir. Emperyalist politikaların merkez üssü haline gelmiş bir organizasyonun başkentimizde ağırlanması, bölge barışı ve Türkiye’nin tarafsızlığı açısından ciddi bir risk teşkil etmektedir. NATO’nun genişleme stratejileri ve müdahaleci karakteri, Türkiye’yi komşularıyla karşı karşıya getirmekte ve ülkeyi küresel çatışmaların bir parçası haline dönüştürmektedir.
Vatanı korumak, sadece sınır hatlarını savunmak değildir; vatanı korumak, onun siyasi, askeri ve ekonomik kararlarının başka başkentlerden alınmasına "hayır" diyebilmektir. 7-8 Temmuz zirvesine giden süreçte sergilenen anti-emperyalist tavır, bu toprakların yabancı postallara ve stratejik dayatmalara teslim edilmeyeceğinin bir ilanıdır. Türkiye’nin gerçek kurtuluşu ve onurlu geleceği, NATO gibi savaş örgütlerinden koparak, kendi kaynaklarına ve halkının iradesine dayanan tam bağımsız bir rotaya girmesinden geçmektedir.
Kısaca
NATO Türkiye'nin ve bütün dünya ülkelerinin bağımsızlığına vurulmuş bir zincirdir. NATO üzerine milyonlarca şey yazılabilir, mümkün olduğunca sade yazmaya çalıştım. Fakat bilinmesi gereken tek şey: Daha iyi bir ülke için NATO'yu vatanımızdan atmamız gerektiği.
- 2
- 1
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- Orhan Gökdemir. Faili Meçhul Cinayetler Tarihi: Osmanlı'dan Günümüze Bir Tarz-I Siyaset Olarak Cinayet. ISBN: 9786052222737. Yayınevi: yazılama yayınevi.
- ^ a b Harry S Truman. Address On The Occasion Of The Signing Of The North Atlantic Treaty. Alındığı Tarih: 14 Nisan 2026. Alındığı Yer: The American Presidency Proejct | Arşiv Bağlantısı
- ^ Amerika, Kanada ve Batı Avrupa Bürokratları. North Atlantic Treaty Organization (Nato), 1949. Alındığı Tarih: 14 Nisan 2026. Alındığı Yer: USA Office of the Historian | Arşiv Bağlantısı
- Dünya Armağan. İktidar Kimin Elinde?. Alındığı Tarih: 14 Nisan 2026. Alındığı Yer: Sol Gelenek | Arşiv Bağlantısı
- ^ a b c Daniele Ganser. Nato's Secret Armies. ISBN: 9783280061060. Yayınevi: Orrel Fueseli. sf: 15-53.
- ^ Daniele Ganser. Secret Warfare: Operation Gladio And Nato's Stay-Behind Armies. Alındığı Tarih: 14 Nisan 2026. Alındığı Yer: Parallel History Project | Arşiv Bağlantısı
- ^ Philip Willan. Terrorists 'Helped By Cia' To Stop Rise Of Left In Italy. Alındığı Tarih: 14 Nisan 2026. Alındığı Yer: The Guardian | Arşiv Bağlantısı
- ^ Tahir Kalemci. Alt Emperyalizm Tartışmaları Gölgesinde Türkiye. Alındığı Tarih: 14 Nisan 2026. Alındığı Yer: Sol Gelenek | Arşiv Bağlantısı
- ^ Birgün gazatesi. Basit Bir Plan: Fm 31-15. Alındığı Tarih: 14 Nisan 2026. Alındığı Yer: Birgün | Arşiv Bağlantısı
- ^ ?. Foreign Relations Of The United States, 1952–1954, Eastern Europe; Soviet Union; Eastern Mediterranean, Volume Viii. Alındığı Tarih: 14 Nisan 2026. Alındığı Yer: USA Office of the Historian | Arşiv Bağlantısı
- ^ Merdan Yanardağ. Berktay’ın Yalanı Ve 1 Mayıs 1977’Nin Perde Arkası. Alındığı Tarih: 14 Nisan 2026. Alındığı Yer: soL Haber Portalı | Arşiv Bağlantısı
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 15/04/2026 00:09:50 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22699
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.