''Evrim Hakkındaki Mitler ve Yanıtları'' Konulu Röportaj (16 Şubat 2013)

Yazdır

Konular: Evrim Teorisi, Evrim, Evrimi Gözlemlemek, Daktilonun Başındaki Maymun & Boeing 747 İddiası, İndirgenemez Karmaşıklık, Termodinamiğin II Yasası, Evrimsel Ahlak, Eşcinselliğin Evrimi

Soruları Hazırlayan: Arsel Acar (Evrim Ağacı)

Cevaplayan: Çağrı Mert Bakırcı (Evrim Ağacı)

Düzenlenme Tarihi: 16 Şubat 2013

Not: Arsel Acar bu soruları Evrim Ağacı ekibine katılmadan önce hazırladı.


1. Soru: Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Bugün Evrim konusunda yanlış anlaşılan ve ortaya atılan bazı iddialar hakkında sorular sormak istiyoruz. Öncelikle ''evrim sadece bir teoridir'' cümlesine verebileceğiniz en özet cevap nedir?

Evrim Ağacı: Ne demek, bizim için her zaman keyif olduğunu biliyorsunuz. Konu tam rastgeldi, biz de tam bu sıralar farklı şehirlerde yapacağımız etkinlikler için bu konuyla ilgili bir sunum hazırlıyorduk. Her neyse, cevaplara geçelim:

Soruyu bu şekilde sorduğunuz için, gerçekten de en net ve en özet cevabı vereceğiz: "E heralde teori, daha ne olabilirdi ki?"

Bu insanları şaşırtıyor, çünkü teoriyi günlük yaşantımıza girmiş deforme haliyle, yani "asılsız/dayanaksız/ispatlanmamış iddia" olarak düşünüyorlar, biliyorlar. Bilimde neredeyse hiçbir zaman asılsız iddialara yer yoktur. Bilimde "spekülasyon" dediğimiz, az bir veriye dayanarak ciddi sonuçlar çıkarma işinde bile tamamen uydurma yanıtlar verilmez. Kaldı ki bilimsel yöntemin en küçük birimi olan "hipotez" bile, aslında içerisinde "doğa gerçekleri" ya da "bilimsel gerçekleri", yani kısaca "gerçekleri" (facts) barındırır. Bir gerçeği gözleriz, bu gerçeğin "ne" olduğuna dair bazı yaklaşık açıklamalar yaparız ki bunlar hipotezdir. Bu hipotezleri çok farklı koşullarda test ederiz ve sonuçlarımızı bilim camiasına ilan ederiz. Başka araştırmacılar da teste tabi tutarlar. Bir hipotez, her ne kadar tüm bilim insanlarınca yanlışlanmaya (yanlış olduğu ispatlanmaya) çalışılsa da, eğer tüm bu çabalara rağmen çürütülemiyorsa giderek güçlenir. Daha sonra, daha farklı gerçeklere, daha kapsamlı açıklamalar yapabilmek için "neden" sorusunu sorarız. İşte daha önceden çürütülemeyen hipotezleri (ki çok uzun yıllar ve tüm yöntemlerle çürütülemeyen bu hipotezlere "tez" ya da klasik anlamıyla "kanun", "yasa", "ilke" ya da "doğa/bilim gerçeği" demek mümkündür) bir araya getirerek kapsamlı açıklamalar yaparız. İşte bu açıklamalara "teori" diyoruz. Yani bilimsel anlamda bir teori, bilimsel yöntemin en üst noktasıdır. Ondan ötesi yoktur ve hiçbir teori, lisede öğretilen çarpık bilgilerin aksine, "ispatlanınca kanun" olmaz. Bu tek kelimeyle bir safsatadır. Vücudumuzun hücrelerden oluştuğuna dair yaptığımız açıklamalar bile birer teoridir. Klasik anlamıyla kullanılan ancak artık bilimde pek yeri olmayan kanunlar, teorilerin ufak parçalarıdır. Gazların bir kap içerisinde nasıl hareket ettiklerine dair açıklamalar birer teoridir. Havada bıraktığımız cisimlerin Dünya tarafından çekildiğine yönelik açıklamalar bile, "Newton'un Kütleçekim Teorisi" olarak bildiğimiz bir teoridir. Halk arasında bu kadar yaygın olarak bildiğimiz ve gerçekliğini sorgulamayacağımız argümanlar bile bilimde "yalnızca birer teoridir". Aslında bu kalıp baştan hatalıdır. Küçümseme amaçlı eklenen "yalnızca" sözü, saçmalıktır. Teori, bilimsel bilginin doruk noktasıdır. Bu sebeple evrim teorisi bir teoridir ve daima bir teori olarak kalacaktır, zira hiçbir bilimsel açıklama gibi, bunun da gidebileceği daha üst bir nokta bulunmamaktadır. Sanıyoruz yeterince net oldu.


2. Soru: Evrim ile evrim teorisi aynı şeyler mi? Bu konuda daha önce yazdıklarınızı okumuştuk, kısaca izah eder misiniz?

Evrim Ağacı: Çok güzel bir soru ve ilk sorunuzla doğrudan ilgili. İnsanların çok sık yanıldığı bir nokta da bu. Evrimi evrim teorisi ile aynı varsayıyorlar. Halbuki ikisi, bilimsel yöntem içerisinde birbirinden farklı kavramlardır. Evrim bir doğa yasasıdır. Az önce izah etmiştik bunun ne demek olduğunu. Doğada, gerçekler biz onları incelemesek ve anlamasak da bulunmaktadır. Bizler, sadece bunları fark eder, gözler ve ne olduklarını anlamaya çalışırız. İşte evrim, bir doğa yasasıdır. Bizim onu anlamamızdan bağımsız olarak doğada bulunur, bir gerçektir. Bu gerçeği basitçe şöyle izah edebiliriz: "Türler, nesiller içerisinde değişir." Bu bir doğa yasasıdır, dediğimiz gibi. Nesil bazında yeterince zaman verildiğinde değişmeyen tek bir tür bile bulunmaz. Ancak insan bu gerçeği fark etmekle kalmamış, onu anlamak istemiştir. İşte burada "neden" sorusu devreye girer: Bu sorunun cevaplarından yola çıkarak keşfedilen onlarca diğer doğa yasasının (bunlar önceden hipotezdir, sonrasında giderek güçlenirler ve çürütülemedikçe bir nevi yasalaşırlar, yukarıda açıklamıştık) bir araya getirilmesiyle, canlıların nasıl ve neden değiştiği sorusuna verilen cevaba evrim teorisi diyoruz. Yani evrim doğada bulunan bir gerçek, evrim teorisi ise bizim onu anlama yolunda geliştirdiğimiz bir açıklamalar bütünü... En yalın tabiriyle, evrim teorisi, evrimi açıklayan bir bilimsel argümanlar bütünüdür. Sanıyoruz bu konu da yeterince açıklayıcı oldu.


3. Soru: ''Neden bugün evrimi gözlemleyemiyoruz'' diyenler var. Bugün bu konuda yapılan deneyler var mıdır ve hiçbir şekilde gözlemleyebildik mi?

Evrim Ağacı: Bu sorunun da çok net bir yanıtı var: "Ciddi biçimde yanılıyorsunuz." Çünkü evrimi laboratuvar ortamında da, doğa koşulları içerisinde de gözleyebiliyoruz, bu artık çok sıradan bir gerçek haline geldi. Zaten bu yüzden bilim camiasının %98 gibi devasa bir kısmı evrimi kabul eder. Genelde bilimle alakası olmayan, hayatında 1 tane bile makale okumamış, dolayısıyla kulaktan dolma bilgilerle bilimden anladığını sanan şahıslar böyle argümanlar üretirler. Evrim o kadar net bir şekilde gözlenir ki, bilim insanı olmasına rağmen "İndirgenemez Karmaşıklık" gibi bir safsatayı ileri sürecek kadar bilimden kopmuş ve bir ara, türlerin evrimleşemeyeceğini iddia eden Prof. Dr. Michael Behe bile, laboratuvarda yapılan evrimi gözlem çalışmalarını derlediği 2010 makalesinde, evrimin tartışılmaz bir şekilde tür bazında mümkün olduğunu açıklamaktadır (onun hatası burada, sınıfların, şubelerin evrimleşemeyeceğini düşünmekte, ayrıca evrimin doğal bir süreç değil, yüce bir güç tarafından yönlendirilmiş bir süreç olduğunu tamamen dayanaksız olarak iddia etmekte). O makalesi, bu deneylerin bir gözden geçirimi olması açısından çok faydalıdır, okumanızı tavsiye ediyoruz. Makalede de izah edildiği gibi, Lenski deneyi evrimin gözlendiği kusursuz deneylerden biridir. Benzer şekilde 15 yılı aşkın bir süredir Galapagos Adaları'nda türlerin evrimini inceleyen Grant ailesinin çalışmaları da, türlerin doğada ne kadar hızlı evrimleşebileceğini ve birbirinden farklılaşabileceğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bunun haricinde yapılan sayısız uzun-dönemli evrim deneyi, türleşmenin ve evrimin gözlenebileceğini ve bir doğa yasası olduğunu göstermektedir. Çin'de keşfedilmiş bir balık türü o kadar hızlı evrim geçirmektedir ki, sadece 3 nesil içerisinde, 3 nesil önceki atalarıyla çiftleşemeyecek kadar farklılaştığı belgelenmiş ve gösterilmiştir. Evrimi doğada görmek son derece kolaydır. Önemli olan, gerçeklerden korkup korkmadığımıza karar vermektir. Makaleler, araştırmalar, bu araştırmaların tekrar gözden geçirilmeleri, farklı bilim insanlarınca koyulan yaklaşımlar, ek deneyler, çürütmeler, desteklemeler... Her şey ortada. Sadece cesaretli olmak ve makaleleri okumak gerekiyor. Yani bilimi bilim düşmanlarından değil, bilim insanlarından öğrenmek gerekiyor.


4. Soru: Evrimin sadece şansla işlediğini ve bunun çok küçük olasılıklara dayanarak neredeyse imkansız olduğunu söyleyenler var. Bunun için de daktilo başındaki maymun ile bir arsadaki Boeing 747 örneklerini verirler. Buna ne diyorsunuz?

Evrim Ağacı: Bununla ilgili çok uzun bir açıklama makalemiz zaten bulunuyor. Sadece örnekleri dinleyen biri bile, yeterince kıvrak bir zekaya sahipse, bu benzetimlerin ne kadar saçma olduklarını görecektir. Zira evrimsel biyoloji, hiçbir zaman bir şeyin en karmaşık ve son haliyle, bir anda var olduğunu iddia etmemiştir (hurdalığa giren bir kasırganın bir anda, karmakarışık bir Boeing inşa etmesi gibi). Gariptir, canlıların son ve en karmaşık halleriyle var olduklarını iddia edenler, zaten evrime alternatif ve bilim dışı cevaplar arayanların ta kendisidir. Nasıl olur da kendi açıklamalarını betimleyen saçma bir iddiayı evrimsel biyologların karşısına sunuyorlar, bu algı düzeyini anlamlandırmak gerçekten güç. Benzer şekilde, daktilo örneği de gerçeklikten uzak, zira doğada rastgele olaylar, rastgele bir araya gelerek sonuçlar üretmiyorlar. Evrim, hayatın kendisi ne kadar rastlantısalsa, o kadar rastlantısaldır. Hayatımızda gerçekten de rastlantılar vardır. Ancak bunlar, kimi zaman gerçekten karmaşık sonuçlar yaratsalar da, çoğu zaman küçük etkilere neden olurlar. Zaten önemli olan da bu küçük etkilerdir. Bu etkileri seçen bir mekanizma olaya dahil edilecek olursa, evrimin gerçek bir betimlemesine ulaşılabilir. Örneğin daktilolara rastgele basan maymunlardan milyarlarcasını alacak olursanız, trilyonlarca denemeden sonra "olmak ya da olmamak" kombinasyonunu yazan bir tane bulabilirsiniz. Bu, tesadüftür ve tam olarak evrimi simgelemez. Tek bir maymun ve tek bir daktilo ile bile evrimi sembolize edebilirsiniz. Şöyle ki, maymunun yazdığı her kombinasyon, doğada bir uygunluk değerine sahip olmalıdır. Bilim düşmanlarının atladığı nokta budur: "sdags şl ds olsgytyua" gibi bir şey yazılıyorsa ve esasen doğanın o andaki durumunda "olmak ya da olmamak" yazmak avantajsa, 3. kelimeye dikkat edin: "olsgytyua" diye uydurma bir harf dizisi; ancak ilk iki harf, doğaya uygun bir kombinasyon vermiş. İşte bu kelimenin, bu ilk iki harfi sembolik anlatımımızda "hayatta daha kolay kalacak ve bu harflerin gelecek nesillerini üretebilecek" ise, evrimsel bir anlam kazanır. Yani her rastgele denemede, doğruya, yani ortama en uygun olan kombinasyona en yakın denemeler korunacak olursa ve diğer, başarısız denemeler elenecek olursa, nesiller sonunda doğru kombinasyona erişilebilir. Yani her seferinde, doğru harfler seçilecek olursa (ki buna "seçilim" diyoruz), yanlış harflerin tekrar tekrar denenmesiyle, her seferinde en uygunlar seçilecek ve sonunda en uyguna ulaşılacaktır. Tabii evrim böyle yönlü bir olay değildir, çevre değişince, "en uygun kombinasyon" da değişecektir. Bu defa canlılardan bu yeni duruma en adapte olanlar seçilecek ve süreç böyle devam edip duracaktır. İşte evrimin gerçek bir betimlemesi böyle yapılabilir. Baştansavma ve hiçbir bilimsel bilgiye dayanmadan yapılanlar, zırvadan öteye gidemezler. Dahası, bunları ileri süren şahısları da küçük düşürmekten başka hiçbir işe yaramazlar.


5. Soru: İndirgenemez karmaşıklık tam olarak nedir? Göz gibi karmaşık bir yapı nasıl oluşmuştur?

Evrim Ağacı: Yukarıdaki sorularda bahsetmiştik bundan ve ileri süren profesörün bu fikrinin hatalı olmasından... Behe, 1996 yılında, evrimi tam olarak kavrayamamasından kaynaklı bir biçimde, göz ve beyin gibi yüksek karmaşıklık düzeyindeki organların evrim ile oluşamayacağını ileri sürdü ve buna "indirgenemez karmaşıklık" adını verdi. Anlamadığı yer şuydu: yarım bir göz ya da %25 işlevsel bir beyin ne işe yarar? Göremediği ve artık ilkokul düzeyindeki insanların bile fark edebileceği cevapsa şuydu: "hiç olmamasından iyidir". Behe'nin düştüğü hata, evrimin son basamağına bakıp, tüm basamakları bu çerçevede değerlendirmektir. Şu andaki gözümüzü %100 almaktadır; ancak gözümüz kusursuz değildir, hatta tam tersine, ciddi miktarda kusurludur (bunlara burada girerek uzatmayacağız, ilgili makalelerimizde detaylarıyla ele alıyoruz). Dolayısıyla, evrim sürdükçe, gözler de evrimini sürdürecektir. Dolayısıyla aslında biz de, şu anda "yarım bir göz" kullanmaktayız; ancak yeterince işimizi görüyor. İşte önceki basamaklarda da, daha önceki, daha ilkin basamaklara göre gözler oldukça avantajlıydı. Bu yüzden, %1 göz bile, hiç göz olmamasından iyidir ve evrimsel olarak korunacak, gelecek nesillere aktarılacaktır. Zaten bu kendisine izah edildiğinde ve sonra da örneğin gözün ya da bakteri kamçısının evrimsel süreçlerle var olabileceği deneysel yöntemlerle gösterildiğinde, Behe'nin ve destekçilerinin elinde herhangi bir dayanak kalmadı. Hoş, kendisi ve destekçileri halen inatla karmaşık yapıların evrimle mümkün olmayacağını iddia etmeyi sürdürmekteler, ancak sesleri artık çok daha cılız ve temelsiz çıkıyor. 2010 makalesinde evrimi ele alışı, tür bazında evrimin mümkün olabileceğinin defalarca vurgulanması ve bir adım öteye giderek, evrimin kimyasal süreçlerde de gözlenebildiğine dair yeni bir kuram ortaya koyması da bu zayıflamışlığın göstergesi bize kalırsa... Tabii ki Behe evrimi kabul ediyor olsa da, "akıllı tasarım" safsatasının söylediklerine uygun olarak bu süreci bir gücün dışarıdan kontrol ettiğini ileri sürmeyi ihmal etmiyor. Bu çok tipik ve yüz binlerce yıldır, ilkel atalarımızın düştüğü bir hata: anlayamadığın bir doğal sürecin arkasına, onu kontrol eden bir güç ata, böylece açıklamak zorunda kalmayasın... Bunun hiçbir geçerli, bilimsel ve ciddiye alınabilecek bir tarafı yok. Tüm bunlar göz önüne alındığında, "indirgenemez karmaşıklık" denen safsatanın daha ileri sürüldüğü yıllarda bilimsel temelsizlik nedeniyle çöktüğü söylenebilir. Tabii bilimin yüzyıllar gerisinde kalmış bilim düşmanları ile evrim karşıtları, halen Behe'nin içi boş iddiası peşinden gitmektedirler. Ellerinde hiçbir bilimsel veri olmadığından, bu argümanlar onların tek sığınağıdır. Bu sığınakların yıkık binalardan ibaret olduğunu görmek ise oldukça kolaydır.


6. Soru: Termodinamiğin ikinci yasası evrim kuramını çürütür mü?

Evrim Ağacı: Hayır, bu da çok saçma bir argüman. Zaten bunu söyleyen insanlara şunu sorun: "Termodinamiğin ikinci yasası diye tutturmuşsun, birinci yasası ya da sıfırıncı yasası nedir, biliyor musun?" Bilmeyeceklerdir. Bu soru, bilim düşmanlarının nasıl ezberden ve kulaktan dolma bilgilerle konuştuklarının güzel bir örneğidir. Termodinamiğin 2. yasası, entropinin, yani düzensizliğin (kaosun) içerisine enerji akışı olmayan kapalı sistemlerde her zaman artacağını söyler. Bilim düşmanları, yasanın sadece bu yorumunu bildikleri (duydukları) için -ki onu da eksik bilirler- ve evrim de, düzenli varlıklar yaratabildiği için, evrimin bu yasayla çeliştiğini iddia ederler. Halbuki yasa bu kadar değildir, devam eder: "içerisine enerji akışı olan açık sistemlerde ise, entropi artışı enerji sarfiyatıyla dengelenebilir ve yerel olarak düzenli yapılar oluşabilir." Canlılık, enerji tüketmeksizin var olamaz. Neden? İşte termodinamiğin bu ikinci yasasından ötürü. Canlılar, sürekli olarak besin harcayarak, etraflarındaki düzenli kimyasalları parçalar ve çevrelerini düzensizleştirirler. Ancak bu düzensizlikten (besinin parçalanmasından) çıkan enerjiyi kendi bünyelerinde harcayarak, kendi düzenlilik hallerini korurlar. Bakın, her şey ne kadar net bilimde: canlı, etrafını düzensizleştiremezse, yani besin tüketmezse, yani enerji üretmezse ne olur? Ölür. Ölüm ne demektir? Canlının hücrelerinin dağılması ve atomik düzeyde ayrışması. Yani nedir? Düzensizliğe gitmesi! Sonuç? Sonuç şu: Yaşam dediğimiz olay, ölüm dediğimiz mutlak düzensizliğe geçici olarak ve enerji harcama yoluyla karşı koyma sürecidir. Bunu yapmayı bıraktığınız anda, ölürsünüz ve termodinamiğin ikinci yasasının dikte ettiği gibi, atomlarınız ayrışır ve mutlak olarak düzensizliğe ulaşırsınız. Yani yine, düzensizlik en nihayetinde mutlaka artacaktır. Dolayısıyla ikinci yasa evrim ile çelişmek bir yana (ki bunu düşünmek bile şahsın bilimden anlamadığını gösterir), evrimi ve bilimin canlılık ile ilgili açıklamalarını %100 desteklemektedir. Bilimin ihtişamı da bu gücünde gizlidir.


7. Soru: Evrimin ahlakı açıklayamayacağı iddia edilir. Siz buna ne diyorsunuz?

Evrim Ağacı: Bu da yersiz bir iddia. Zira evrimin ahlakı açıklayamadığını iddia edenler, biyolojik evrim ile kültürel evrim farkını dahi bilmeyen şahıslardır. Bu ikisini birbirine karıştırdıklarında, evrimle oluşan türlerde ahlakın olmaması gerektiği gibi boş bir sonuca varırlar. Halbuki ahlak, evrimin nihai ürünlerinden biridir. Zeka konusunda ileri giden türler, etraflarını daha iyi algılayabilmekte ve sosyal yapı açısından güçlenmektedirler. Sosyal olarak güçlenen türler, tür içi ve hatta bir noktadan sonra tür dışı dayanışmaya kadar erişebilmekte, bunun faydalarından yararlanabilmektedirler. Zeka, bir noktadan öteye geçtikten sonra, biyolojik evrimin yanısıra kültürel bir evrim oluşmaya başlar. Yani sosyal yapı içerisindeki ilişkilerin ve olguların evrimi diye düşünebiliriz. Ahlak da bunun bir sonucudur. Hırsızlık yapan bir bireyin toplum tarafından dışlanması, evrime, özellikle de evrimin kültürel yaklaşımına tamamen uygundur: zira bir diğerinin hayatta kalma pahasına elde ettiklerinin, haksız yere çalınması, tür içerisinde kabul edilemezdir. Örnekler sonsuz sayıda arttırılabilir. Benzer şekilde, şefkat gibi kavramların da evrimle açıklanamadığı iddia edilir, durur. Halbuki evrim genetiği okumuş biri, bunun saçmalık olduğunu görecektir. Zira genleri birbirine yakın bireyler, evrimsel süreçte birbirlerini kollarlar ve kelimenin tam anlamıyla "kayırırlar". Bunu, kültürel evrim dahilinde, hoş duygulara bağlarız ("anne sevgisi" gibi). Ancak biyolojik evrim açısından baktığımızda, çok net bir sebebi vardır: yavrusunu koruyan anne, kendi genlerine en yakın genleri korumuş olur, böylece dolaylı yoldan evrimsel başarı sağlamış olur. Biyolojik evrim süreciyle ortaya çıkan bu yapı, kültürel evrim dahilinde hoş duygulara dönüşmüştür, en azından böyle yorumlanır olmuştur - ki bu gayet doğaldır. Yani evrim bu kavramları bırakın açıklayamamayı, evrim kuramı dahilinde "akraba seçilimi" ve "grup seçilimi" gibi mekanizmalar, yani doğa yasaları bile tanımlanmıştır. Dolayısıyla evrim teorisi, bunların açıklanabilmesinin bilimsel yegane yoludur.


8. Soru: Eşcinselliği bir hastalık olarak tanımlayan ve yanlış bulanlar var. Peki eşcinsellik biyolojik açıdan nasıl açıklanmaktadır?

Evrim Ağacı: Bu da hoş bir soru ve eşcinsellikten korkan, bilimden uzak şahıslarla ilgili şu hoş cümle, her şeyi özetliyor aslında: "Dünya'da 500 civarında eşcinsel tür tanımlandı; ancak sadece 1 türde homofobi (eşcinsel korkusu) bulunuyor." Bilin bakalım o tek tür hangisi? Elbette, aciz insan türü. Modern bilimde eşcinsellik, bir anomali olarak değil, bir çeşit (varyasyon) olarak görülmektedir. Sayısız türde eşcinsellik tanımlanmıştır. Eşcinselliğin evrimsel açıdan mümkün olmadığını, dolayısıyla bir hastalık olması gerektiğini savunanlar, biri basit, biri biraz daha zor iki noktayı atlarlar: basit olan nokta, eşcinsellerin ürememezlik yapmadığıdır. Gerekirse, eşcinseller de sadece üreme amacıyla bir araya gelirler ve yavrular elde ederler. Ancak cinsel tercih olarak, kendi cinslerini veya diğer kombinasyonları tercih ederler, o ayrı. Dolayısıyla eşcinselliğin evrimsel süreçte elenmesi için doğrudan bir sebep yoktur. İkincisi ve fark etmesi daha zor olan nokta da şudur: evrim, sadece doğrudan uyum başarısıyla çalışmaz. Dolaylı uyum başarısı da türe katkı sağlayabilir. Eşcinsel bireylerin doğurganlıklarının çok daha yüksek olduğu birçok durum tanımlanmıştır. Yani eşcinsellik, esasında o bireylere katkı sağlıyor bile olabilir (dediğimiz gibi, eşcinseller ürememezlik etmezler, sadece erkek-dişi ilişkisini bir zorunluluk olarak görmezler ki bu bir tercih değil, doğuştan gelen genetik bir çeşitliliktir). Bunun haricinde, eşcinsel bireylerin kültürel ve doğal yapı içerisindeki ilişkileri incelendiğinde, özellikle yakın akrabalarının doğurganlıklarını olumlu yönde etkiledikleri görülmektedir. Yani bir grup içerisinde görülen eşcinsellik, yakın akrabaların doğurganlıklarını arttırıyor olabilir. Açık konuşmak gerekirse, şu anda halen bu olgu üzerindeki araştırmalar sürüyor. Ancak net olarak söyleyebileceğimiz yegane şey, 20. yüzyıldan beri her yeni araştırmayla eşcinselliğin bir hastalık olmadığı açık bir şekilde görülmektedir. Popülasyon içerisinde her zaman bir dağılım vardır ve her özellik, farklı dağılımlar göstermektedir. Nasıl ki 2.5 metrelik bir bireyi "hasta" olarak değil "uzun boylu" olarak tanımlıyorsak (ve bu doğal ama alışageldiğimizden farklı bir varyasyonsa), eşcinsellik de aynı şekilde normal bir varyasyon olarak görülmelidir. Uzun lafın kısası, erkek ile dişi arasındaki ilişkiyi gördüğünüzde nasıl garipsemiyorsanız, eşcinsel ilişkiyi de garipsemeniz anlamsız olacaktır. Şahsi normallerimizi (normlarımızı) kültür belirlediğinden ve kültürün normlarının da çoğu zaman bilimsel bir temeli olmadığından, konulara çok daha geniş açıdan bakmak şarttır. Bu yapıldığında, eşcinselliğin normalliği gün kadar açık olacaktır.

İşte böyle. Evrimle ilgili çok fazla yanlış anlaşılma var. Ancak bu, evrimsel biyologların suçu değil. Evrim düşmanlarının korkuyla yarattıkları sahte evrim imgelerinin bir sonucu. Kafalarından evrim senaryoları yaratıp, bu senaryolar üzerinden giderek halka evrimi aktarmaktalar. Bu gülünç bir çaba, ancak bilimden uzak halkımız üzerinde işe yarıyor. Bu yüzden tüm okurlarımızın bilime çok daha aydın ve dikkatli/bilgili yaklaşmalarını temenni ediyor, bilimi bilim düşmanlarından değil, bilim insanlarından öğrenmelerini tembihliyoruz.

Teşekkürler. Umarız faydalı olacaktır.

6 Yorum