Simyacı, özellikle Türkiye’de popüler kültür içinde “derin bilgi”, “kadim sır” ve “unutulmuş hakikat” söylemleriyle dolaşıma giren bir figür ve anlatı biçimi olarak değerlendirilebilir. Ancak simyacı, tarihsel olarak gerçek bir entelektüel figür olmasının yanı sıra, günümüzde çoğu zaman mistik otorite, ezoterik bilgelik ve sembolik üstünlük iddiasıyla yeniden üretilmektedir. Bu nedenle simyacı kavramı, hem tarihsel hem de kültürel bağlamda eleştirel bir okumayı hak eder.
Tarihsel bağlamda simyacılar, modern kimyanın ve deneysel bilimin öncülleri olarak görülebilir. Maddelerin dönüşümü, elementlerin yapısı ve doğanın gizli düzeni üzerine çalışan simyacılar, bugün bilimsel yöntemle açıklanan pek çok sürecin erken, eksik ama önemli adımlarını atmışlardır. Ancak bu tarihsel simya, günümüzde çoğu zaman bağlamından koparılarak romantize edilir. Simya, bir araştırma pratiğinden çok, “aydınlanmış olma” iddiasının simgesine dönüşür.
Modern popüler söylemde “simyacı”, bilgiyi paylaşan değil; bilgiyi saklayan, ima eden ve seçkinlere ait kılan bir figür olarak sunulur. Bu figür, belirsizlikten güç alır. Açık bilgi yerine kapalı semboller, eleştiriye açık argümanlar yerine sezgisel doğrular sunar. Bu durum, düşünsel derinlikten çok epistemik ayrıcalık üretir: Simyacı “biliyor”dur, ama nasıl bildiğini açıklamak zorunda değildir.
Eleştirel açıdan bakıldığında, simyacı figürü modern çağda çoğu zaman bilimsel bilginin yarattığı belirsizlik ve güvensizlik duygusuna verilen romantik bir tepkidir. Bilim karmaşıktır, yavaştır ve kesinlik vaat etmez; simyacı ise hızlı, kesin ve kişisel dönüşüm vaat eder. Bu nedenle simyacı anlatısı, bilginin değil, anlam arzusunun boşluğunu doldurur.
Öte yandan simya metaforu tamamen değersiz değildir. Simyanın içsel dönüşüm, kendini arıtma ve bilinç üzerine kurulu sembolik dili, edebi ve felsefi bağlamlarda güçlü bir anlatı aracı olabilir. Sorun, bu metaforun bilgi iddiasına dönüştüğü noktada başlar. Simya bir sembol olarak anlamlıdır; yöntem olarak sunulduğunda ise eleştirel düşünceyi askıya alır.
Simyacı figürü, bugün daha çok bilgiyle değil, bilgelik iddiasıyla dolaşan bir kültürel simgedir. Tarihsel simyacı ile modern “simyacı” arasındaki farkı görmek, bilginin nasıl üretildiği, nasıl dolaşıma sokulduğu ve kimin adına konuştuğu sorularını sormayı gerektirir. Simyacı, bu sorular sorulmadığında derinlik vaat eden ama düşünceyi kapatan bir figüre dönüşür; sorgulandığında ise modern bilginin sınırlarını anlamamıza yardımcı olan bir aynaya.