Merhaba
Bazı sabahlar uyanınca şunu düşünüyorum: Az önce yaşadıklarım gerçekten olmadıysa, neden bu kadar gerçek hissetti? Bir mekânda yürümüş, birine dokunmuş, korkmuş ya da sevinmişim gibi… O an bitmiş olsa bile duygusu içimde kalıyor. Rüyalar bana hep şunu hatırlatıyor: Beyin, gerçekliği dışarıdan almak zorunda değil; isterse onu içeriden, hem de kusursuz bir ikna gücüyle üretebiliyor. Belki de bu yüzden rüyalar sadece uykuya ait değil; insanın bilincini, sınırlarını ve “gerçek” dediği şeyin ne kadar kırılgan olduğunu sorgulatan sessiz deneyler gibi. :))
Rüyalarımızı daha gerçekçi yaşamak mümkün mü sorusunun kısa cevabı, teoride evet, pratikte henüz tam anlamıyla değil. Beyin zaten rüya sırasında yaşananları gerçek sanacak şekilde çalışıyor; bizim aradığımız şey bu deneyimi bilinçli, kontrollü ve daha yoğun hâle getirmek.
Rüyayı, beynin gece kendine kurduğu bir sanal gerçeklik ortamı gibi düşünebiliriz. Görüntüler, sesler, duygular ve hatta bedensel hisler beynin kendi üretimi. Rüya sırasında görsel alanlar ve duygusal merkezler çok aktifken, mantık ve gerçeklik denetiminden sorumlu bölgeler büyük ölçüde baskılanıyor. Bu yüzden rüyada olan biteni sorgulamıyor, en tuhaf şeyleri bile doğal kabul ediyoruz. Yani beyin için rüya zaten “gerçek”.
Bugün bu deneyimi daha yoğun yaşamanın en bilinen yolu nun bilinçli rüya, yani lucid dreaming olarak adlandırılıyor. Kişi rüya gördüğünün farkına vardığında rüyayı yönlendirebiliyor, ortamı değiştirebiliyor ve duyuları daha güçlü hissedebiliyor. Bunun nedeni, normalde kapalı olan mantık merkezlerinin kısmen yeniden devreye girmesi. Ancak bu beceri herkes için kolay değil ve sürekliliği zor.
Bilimsel olarak beynin dışarıdan uyarılması da deneniyor. Manyetik veya çok düşük elektriksel uyarımlar, ses, ışık ya da koku gibi uyaranlarla rüyanın içeriğini ve netliğini etkilemek mümkün olabiliyor. Bu yöntemler rüyanın gerçeklik hissini artırabiliyor ama henüz tam kontrol sağlamıyor; daha çok rüyaya küçük yönlendirmeler yapabilen teknikler bunlar.
Gelecekte asıl büyük adım beyin–bilgisayar ara yüzleriyle atılabilir. Beyin dalgalarının okunması, rüyadaki sahnelerin çözülmesi ve dışarıdan doğrudan rüyaya müdahale edilmesi teorik olarak mümkün olabilir diye düşünüyorum. Ancak bu teknoloji henüz çok erken aşamada ve beraberinde ciddi etik ve psikolojik sorular getirebilir.
Aslında önemli bir nokta şu: rüyayı “daha gerçek” yapmak istememizin nedeni rüyanın eksikliği değil, uyanık bilincimizin şüphesi. Rüyanın içindeyken beyin için gerçek ile rüya arasında fark yok. Belki de mesele rüyayı yaşamaktan çok, uyanıkken hissetmediğimiz yoğunlukları gece telafi etmemizdir. İnsan çoğu zaman rüyada yeni bir hayat yaşamaz; gündüz eksik kalan duyguları tamamlar.
Soruyu hazırlayan ark[1]adaşımıza ve vakit ayırıp cevabımı okuyan herkese teşekkür ederim.
Kaynaklar
-
Hatice Kutbay. (). Kendi Yorumum.