Damak tadımızı ve lezzet algımızı tek bir etken değil, genetik mirasımız, evrimsel biyolojimiz, anne karnından başlayan çevresel deneyimlerimiz ve koku duyumuzun ortak çalışması belirler. Temelde tat, türümüzün beslenirken hayatta kalabilmesi için milyonlarca yılda şekillenmiş kimyasal bir pusuladır.
Biyolojik düzeyde en belirleyici unsur, dilimizdeki tat tomurcuklarının yoğunluğu ve tat reseptörlerini kodlayan genlerimizdir. Dil üzerindeki mantarsı papillaların sayısı kişiden kişiye büyük farklılık gösterir, papillası yoğun olan bireyler tatları çok daha keskin algılar. Benzer biçimde, TAS2R38 gibi acı tat reseptör genlerindeki çeşitlilik, bazı insanların brokoli, lahana veya yabani hardal gibi bitkilerdeki kükürtlü bileşikleri dayanılmaz derecede acı bulmasına, bazılarınınsa bu tadı neredeyse hiç fark etmemesine yol açar.
Evrimsel geçmişimiz, temel tat tercihlerimizin çatısını kurmuştur. Doğada tatlılık olgun meyveleri ve zengin kalori kaynaklarını, tuzluluk mineral dengesini, umami ise proteinleri işaret ettiği için türümüz doğuştan bu tatlara yönelir. Buna karşılık acılık ve aşırı ekşilik, doğadaki zehirli alkaloidlere veya bozulmuş besinlere karşı koruyucu bir erken uyarı sistemidir. Çocukların yeşil yapraklı ve buruk yabani otlara mesafeli durması da tam olarak bu biyolojik savunmanın taze bir yansımasıdır.
Lezzet dediğimiz algının büyük bir kısmını aslında koku duyumuz oluşturur. Besinleri çiğnerken ağız boşluğundan burun gerisine yükselen aromatik moleküller, koku alma epiteline ulaşarak gerçek lezzet profilini beyne iletir. Genetik koku reseptörü farklılıkları, aynı bitkinin veya yemeğin iki insana tamamen zıt deneyimler yaşatmasına neden olabilir. Kişniş yapraklarındaki aldehitleri algılayan koku genine sahip bireylerin bu güzelim yeşilliği sabun tadında hissetmesi, bu durumun en bilinen örneğidir.
Son olarak damak tadı, anne karnındaki amniyotik sıvıdan ve anne sütünden itibaren maruz kaldığımız besinlerle yoğrulan, öğrenilebilir bir hafızadır. Tekrarlanan deneyimler, yerel mutfak alışkanlıkları ve bağırsak mikrobiyotamız tat tercihlerimizi ömür boyu yeniden şekillendirir. Günümüzde beton binaların arasında yapay tatlandırıcılarla körelen damaklarımız, doğanın sunduğu o hafif acımsı, yabani ve topraksı lezzetleri yadırgasa da, doğru ve sabırlı bir beslenme pratiğiyle dilimizin biyolojik hafızasını zenginleştirmek her zaman mümkündür.
Kaynaklar
-
Danielle R. Reed, Antti Knaapila. Genetics Of Taste And Smell: Poisons And Pleasures. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı
-
Catherine A. Forestell. Flavor Sensing In Utero And Emerging Childhood Dietary Patterns. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı
-
Nicholas Eriksson et al.. A Genetic Variant Near Olfactory Receptor Genes Influences Cilantro Preference. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı