Bu kitabı üçüncü kez elime aldığımda anladım ki Scott D. Sampson’ın Dinozorların Destansı Yolculuğu (Dinosaur Odyssey) eseri, popüler kültürün bize dayattığı o yüzeysel "kükreyen dev canavarlar" illüzyonunu kökünden yıkan devasa bir derin zaman manifestosu. Sampson, okuru fosil kemiklerinin soğuk dünyasından çıkarıp biyoenerji, ekolojik ağlar ve levha tektoniğinin muazzam dansına davet ediyor. Sayfalar ilerledikçe Mesozoik Çağ’ın sadece dev yırtıcılardan ibaret olmadığını; toprağın, yaprağın ve görünmez ayrıştırıcıların inşa ettiği devasa bir canlı piramidi olduğunu kavramaya başlıyorsunuz.
Sampson’ın kurduğu büyüleyici anlatı, enerjinin ilk kaynağına, yani Mesozoik florasına inerek başlıyor. Triyas ve Jura dönemlerinin yeşil örtüsünü oluşturan Sikadlar (Cycadophyta), Bennetitler (Bennettitales), Mabet ağaçları (Ginkgoales), iğne yapraklı kozalaklılar (Coniferales ailesinden Araucariaceae, Podocarpaceae, Taxodiaceae) ve taban florayı kaplayan dev ağaç eğreltileri ile atkuyrukları (Equisetales), dönemin enerjisini depolayan ana makinelerdir. Kretase Dönemi’ne gelindiğinde ise ilk manolyamsı bitkiler, defnegiller ve su zambaklarıyla başlayan kapalı tohumlu Çiçekli Bitkiler Devrimi (Angiospermler) yaşanır. Bu devrimle birlikte polenleyici kınkanatlılar, ilk arı ve kelebek benzeri böcek gruplarının ko-evrimi tetiklenir. Yüzeyde yaşanan bu muazzam biyokütle üretiminin besin döngüsünü sağlayan ve ekosistemin sürdürülebilirliğini üstlenen gizli kahramanlar ise termitler, gübre böcekleri (coprophagous beetles) ve mantar topluluklarından oluşan ayrıştırıcılardır.
Bu ekolojik sahnenin üzerinde yükselen Archosauria (Hakim Sürüngenler) klanı, Pseudosuchia (timsah çizgisi) ve Avemetatarsalia (kuş çizgisi) olarak iki dev kola ayrılır. Sampson, dinozorların doğrudan öncelleri olan basal Dinosauromorpha üyelerini (Marasuchus, Lagerpeton, Silesaurus) incelerken, dönemin gökyüzünü ve denizlerini paylaşan diğer sürüngen gruplarını da unutmaz. Gökyüzünde uzun kuyruklu Rhamphorhynchoidea öncülerinden, ibikli Tapejara, devasa Pteranodon ve kütlesel Quetzalcoatlus gibi gelişkin Pterodactyloidea üyelerine uzanan Pterosauria ailesi süzülür. Denizlerde ise balık biçimli Ichthyosauria, uzun boyunlu Plesiosaurus, apex yırtıcı Pliosaurus ve Geç Kretase sularını domine eden Mosasauridae klanı hüküm sürer.
Dinozorlar âleminin evrimsel yelpazesi ise kalça kemiklerinin yapısına göre Saurischia (kertenkele kalçalılar) ve Ornithischia (kuş kalçalılar) olmak üzere iki ana takıma ayrılır. Saurischia takımının teropod kollarında gezinirken; basal formlar Herrerasaurus, Eoraptor ve Coelophysis’in ardından güney kıtalarının hakimi Abelisauridae üyeleri Majungasaurus ile Carnotaurus’a ve sıradışı diş yapısıyla Masiakasaurus’a rastlarız. Suda avlanmaya uyum sağlamış konik dişli yelkenliler Spinosaurus ve Baryonyx, dev karasal avcılar Allosaurus, Carcharodontosaurus, Giganotosaurus ve Acrocanthosaurus ile devam eden bu çizgi; Coelurosauria grubunda apex yırtıcılar Tyrannosaurus rex, Gorgosaurus ve Tarbosaurus’a ulaşır. Bu gruptaki Compsognathidae üyeleri, dev pençeli otçul teropod Therizinosaurus, kuşsı yapılı Chirostenotes ve Oviraptor, ölümcül ayak pençeleriyle Dromaeosauridae üyeleri (Deinonychus, Velociraptor, Utahraptor), zeki Troodon ve kuşların doğrudan öncülü Avialae üyesi Archaeopteryx bu evrimsel çeşitliliğin zirvesidir. Saurischia’nın diğer kanadı Sauropodomorpha ise ilksel Plateosaurus ve Riojasaurus gibi prosauropodlardan, devasa Neosauropodlara (Diplodocus, Apatosaurus, Camarasaurus, Brachiosaurus) ve Geç Kretase’nin zırhlı titanlarına (Argentinosaurus, Puertasaurus, Saltasaurus, Rapetosaurus) uzanır.
Kuş kalçalı Ornithischia takımı ise tamamen farklı bir otçul savunma stratejisi geliştirmiştir. Zırhlı Thyreophora grubunda plaklı Stegosaurus ve Kentrosaurus başı çekerken; Ankylosauria klanı kuyruk topuzuna sahip Ankylosauridae (Ankylosaurus, Euoplocephalus) ve kuyruk topuzu bulunmayıp belirgin omuz dikenleri taşıyan Nodosauridae (Edmontonia, Nodosaurus, Sauropelta) olarak ayrışır. Marginocephalia grubunda kubbe kafataslı Pachycephalosaurus ve Stegoceras ile ilksel Psittacosaurus’tan yaka ve boynuz harikası devlere (Centrosaurus, Styracosaurus, Triceratops, Torosaurus) uzanan Ceratopsia üyeleri bulunur. Ornithopoda hattında ise çevik Hypsilophodon, ardından Iguanodon ve Tenontosaurus gibi geçiş formları yer alırken; ördek gagalı Hadrosauridae ailesi düz kafataslı Saurolophinae (Edmontosaurus, Saurolophus) ve kafataslarında oyuklu ibikler taşıyan Lambeosaurinae (Parasaurolophus, Corythosaurus, Lambeosaurus) olarak çeşitlenir.
Sampson’ın kendi araştırma kariyerinin odağı olan Madagaskar Mahajanga Havzası çalışmaları, kitaba adeta gerilim dolu bir saha günlüğü havası katar. Gondvana’nın parçalanma sürecinde izole olan bu adada, kendi türüne ait diş izlerini taşıyan fosiliyle yamyamlığı (cannibalism) kesinleşen apex yırtıcı Majungasaurus crenatissimus, yatık dişli Masiakasaurus knopfleri, tüy adaptasyonlu avialan Rahonavis ostromi, küt burunlu otçul timsah Simosuchus kurri ve dev yılan Madtsoia gibi sıra dışı türler gün yüzüne çıkarılır. Sampson, bu bulgulardan yola çıkarak kıtaların ayrılmasında canlıların coğrafi izolasyonla farklılaşmasını savunan Varyans (Vicariance) hipotezi ile ada zincirleri üzerinden göçü açıklayan Dağılım (Dispersal) hipotezini karşılaştırır.
Eser, paleontolojinin bir dedektiflik sanatı olduğunu kanıtlayan mikro bulgularla doludur. Karen Chin’in T. rex koprolitleri (fosil dışkı) üzerindeki çalışmaları, etçillerin avlarının kemiklerini kırıp iliğini dahi sindirebildiğini ortaya koyarken; otçul dışkılarındaki bitki kutikula parçaları ve sporangiumlar beslenme tercihlerini belgeler. Sauropod ve Ceratopsian karınlarında bulunan cilalı gastrolitler (mide taşları), selülozun dişlerle değil midede öğütüldüğünü doğrular. Fosil kemiklerdeki ısırma izleri av-avcı ilişkilerini çözerken, Hadrosaurid ve Ceratopsian’ların yüzlerce dişten oluşan diş bataryaları üzerindeki mikroskobik aşınma analizleri, sert angiosperm liflerinin nasıl işlendiğini gösterir.
Bütün bu verileri sentezleyen Sampson, üç temel hipotezle tezini tamamlar. İlk olarak dinozorların ne soğukkanlı kertenkeleler ne de standart sıcakkanlı memeliler olduğunu; kemik histolojisindeki büyüme halkalarının gösterdiği üzere Mesotermi veya dev boyutların sağladığı ısıl kararlılık olan Gigantotermi metabolizmasına sahip olduklarını savunur. İkinci olarak çiçekli bitkiler ile gelişkin otçul diş bataryalarının birlikte evriminin enerjiyi üst basamaklara daha verimli aktardığını ve bu trofik akışın Tyrannosauridae gibi devasa apex yırtıcıları beslediğini açıklar. Son olarak, Ceratopsian yakaları, Hadrosaurid ibikleri ve Stegosaur plaklarının sanıldığı gibi birincil olarak savunma ya da ısı ayarı için değil; tür içi tanıma, sosyal hiyerarşi ve cinsel seçilim sergileri için evrimleştiğini vurgular.
Scott D. Sampson’ın bu başyapıtı, derin zamanın kapılarını aralayıp gezegenimizdeki yaşamın kırılgan ama bir o kadar da muhteşem dengesini kavramak isteyen herkes için benzersiz bir başucu eseri.