Ormanlar tekin olmayan ve tekin olmadığı yerlerdir. Gece vaktinde buralar da dolaşılması hoş karşılanmaz –görünür görünmez her canlı tarafından- ya oldu da bir şekilde ormandan geçmek zorunda kaldın, o vakit giydiğin kıyafetin bir yerinde mutlaka ama mutlaka demir, kurttırnağı veya gök boncuk gibi kutlu nesneler taşımalısın. Tabii yeraltına çekilip körü ruhların hizmetkârı olmaktan memnun olmaz isen. Bu nesneler ruhları öldürmez ama onları senden uzak tutar. Ormanlar çokluktur, kargaşadır ve Tanrı’nın terk ettiği yerlerdir. Buraların sırrını ancak kutlu kahramanlar çözebilir ve orman ruhunun sakladıklarını ancak bu kahramanlar bulabilir. Bu ormanlar da sayısını bilemediğimiz kadar çok sayıda iyi ve kötü ruhlar yaşar, gezinir veya ziyaret eder. Ruhlarla sayı bakımından yarışırcasına çok sayıda ağacın, bu ağacın dallarının ve bu dallardaki yaprakların seni izlemediğinden hiçbir zaman emin olamazsın. Bilmediğin bir şeyden korkman seni işe yaramaz bir korkak yapmaz. Bu arada orman ruhları fazla gürültüden, şamatadan ve aşırıya kaçan hareketlerden hoşlanmazlar. Eğer etrafta bildiğin bir kayın ağacı ve nefret ettiğin –çünkü insan sevdiği bir canlıdan kolay kolay vaz geçmek istemez- sarı bir keçin varsa, onu kayın ağacına bağlayıp ruhlara kurban etmek suretiyle bir müddet kahkaha atabilirsin. Ama macera sevmeyen bir kişiliğin varsa ve sürekli birilerinin bir gölge gibi günün belirli vakitlerinde cüretkâr bir şekilde tam karşında durarak seni izlediğinden şüpheleniyorsan iyisi mi sen bütün bu zahmetlere girmekten kendini alıkoy, hatta mümkünse ormanın etrafından dolaşmayı dene ve bu hikâyeye hiç başlamadan burada sonlandır.
Tabanları yağlamayanlara iyi bir haberim var. Denk gelebilecek kadar şanslıysanız ve onları ikna edebilirseniz kötü ruhlara karşı savaşabilecek, Tanrı kutu taşıyan ayıı adı verilen iyi ruhlarla karşılaşabilirsiniz. Şanslıysanız dedim, çünkü insanlara hayat ve saadet bahşetmek isteyen bu ruhlar gökler de yaşarlar. Mesela ben üör, abaası, yek, kara neme gibi kendisine kul köle yapmak için yer üstünde ve yeraltında dört dönüp insanları korkutan ve bazen de onların ruhunu çalıp kendi bölgelerine götürmek isteyen kötü huylu ruhlarla savaşmak için dingin, huzur ve kut dolu göklerden aşağı inebilecek herhangi bir ruh tanımıyorum. Bütün bunlara rağmen hemen enseyi karartmamak lazım. Burnunun ucunu dahi göremediğin, uzun ve sık ağaçlarla dolu, uzaktan bakıldığında kötü bir haber almışçasına insanın içini muazzam bir kasvet ile dolduran karanlık bir ormanın girişinde oturup gökyüzünden bir ışık ya da bir parlaklık beklemek, kılıcın kınını ve okun sadağını kontrol edip yaya olarak girmekten daha doğru bir hareket olacaktır. Yaya olarak dedim, çünkü hiçbir atın oraya girmeyeceğinden eminim.