Türklerin 300 yıl süren zorla Müslümanlaştırılmasından sonra da içten içe Arabın gelenekleriyle uzlaşamaması sonucu Anadolu Aleviliği doğmuş ve onun rafine biçimi olan Bektaşilik bugüne kadar gelmiştir.
Anadolu Aleviliği, geleneksel Türk ve diğer Orta Doğu halklarının kültürü ile vicdani bir inanç düzeyinde İslamiyetin sentezi olarak doğar.
Türkmen geleneği ve Orta Asya, Anadolu Aleviliği oluşumunda bir motivasyon kaynağı olarak önemli bir rol oynamıştır. Anadolu'daki Türkmenler kendilerini ezen, kültürel olarak aşağılayan devleti ‘doğal olarak’ benimsemez. Göçebe ortaklaşacı bir hayattan gelenlerin, ezilen ve dinsel asimilasyona uğrayanların inancı olarak belirginleşen Alevilik, insanlar arası ayrımı aşıp kavimleri ve inançları eşit kabul eder.
1200'lere kadar Alevi sentezi yoktu. Aleviliğe benzer özellikler taşıyan batınî inanç sistemleri var ve bunlar kendilerini İslamlaştırmaktan kurtardıkları oranda sonradan Aleviliğe dönüşmüşler. 15. yy dan sonra Ali kültünü içe almışlar. (Erdebil Tekkesi 1460-1501 ve Şah İsmail / Safevi Devleti ile de ilişkileri var.) Yalnız Alevilerin "tahta kılıçlı Ali" si tarihsel Ali'den farklıdır. Tarihsel Ali bu inancın içine alınmış, baş tacı yapılmış, ancak ciddi bir revizyondan geçirilmiştir. O artık 72 millete kılıç çalan değil, sadece savunma pozisyonlarında iyi bir savaşçı olan, onun dışında çelik kılıcı alınıp eline tahta kılıç verilmiş bir Ali’dir. Yani Ali, Türkmenlerin eski inançlarına giydirdikleri İslamî bir figürdür. Anadolu Alevisi’nin Ali’si; kadınıyla birlikte ibadetinde, semahında, deyişinde, düvazında, sazında, dolusunda, ceminde tarihsel Ali’den çok farklı çizgide yaratım olarak karşımıza çıkıyor. Dedelerin soylarına başlangıç teşkil ettiğine inandıkları Ali, işte bu Ali olmalıdır.
Bu dönemlerde hâlâ kendilerine Alevi dememekte Alevi kavramı kullanılmamaktadır. Kendilerini Kızılbaş olarak nitelemektedirler. Bazıları tarikat (Bektaşi, Vefai, Kalenderi, Hayderi, Hurufi vb.), Bazıları boy (Tahtacı, Çepni, Abdal, Avşar vb.) Bazıları da Ocak isimleriyle (Ağuçan, Dede, Garkın, Kureyşan vb.) isimleriyle anılmaktadır.
Kendisi olarak yaşama olanağı elinden alınıp zorla Müslümanlaştırılan farklı inanç mensupları mecburen İslamiyet’in içine girip, onun kabuğu altında kendilerini yaşatma çabasıyla onun bir kolu haline gelmiştir. Baskı ve asimilasyon sonucunda giderek geleneksel inançlarını yaşayamaz hale gelen halklar; “Elhamdülillah Müslüman olduk” demek durumunda kalsalar da İslam’ın farzlarını ve şeriatı reddederek onun Allah, öbür dünya, kıyamet, insan vb. temel kavramlarının tam tersini savunmuşlardır. [1]
Kaynaklar
-
E. Aydın. (2013). Kimlik Mücadelesinde Alevilik. Yayınevi: Literatür Yayıncılık. sf: 425.