Merhaba
Kitabı paylaşıp okumama neden olan arkadaşımıza teşekkür ederim. Giordano Bruno (1548–1600), İtalyan filozof, düşünür, eski bir Dominiken rahibidir.
Dominican Order (Dominiken Tarikatı), 13. yüzyılda İspanyol rahip Saint Dominic tarafından kurulan Katolik bir dini tarikattır. Resmi adı “Vaizler Tarikatı”dır (Order of Preachers). Temel amaçları Hristiyanlığı öğretmek, vaaz vermek, eğitim faaliyetleri yürütmek ve dönemin “yanlış inanç” olarak görülen fikirlerine karşı dini savunmaktı. Dominikenler özellikle eğitimli rahipleriyle tanınırdı; üniversitelerde ders verir, felsefe ve teolojiyle ilgilenirlerdi. Bu yüzden birçok düşünür ve akademisyen bu tarikattan çıkmıştır. En bilinen isimlerden biri de Thomas Aquinas’tır. Ancak Dominiken Tarikatı’nın tarihindeki tartışmalı yönlerden biri, bazı üyelerinin Orta Çağ’daki Engizisyon mahkemelerinde görev almasıdır. Bu yüzden tarikat bazen dini otorite ve sorgulamalarla da anılır.
Yazar astronomiyle ilgilenen bir entelektüel ve Rönesans döneminin en sıra dışı isimlerinden biridir. En çok, dönemin kabul gören düşüncelerine karşı çıkması ve düşünce özgürlüğünü savunmasıyla tanınır. Ancak onu yalnızca “yakılarak öldürülen filozof” olarak görmek eksik olur; Bruno aynı zamanda evren, insan zihni, din, hafıza ve sonsuzluk üzerine oldukça cesur fikirler geliştiren bir düşünürdü.
Küllerin Şöleni, ilk bakışta sadece felsefi bir tartışma kitabı gibi görünse de aslında bir düşünce cesareti metni. Giordano Bruno burada yalnızca evreni değil, insanın düşünme biçimini de sorguluyor. Kitap, Kopernik’in Güneş merkezli evren anlayışını savunurken dönemin dar kalıplarına, dogmalarına ve düşünce korkusuna da sert bir eleştiri getiriyor. Ama bunu kuru bir bilim diliyle değil; zaman zaman alaycı, zaman zaman öfkeli, bazen de şaşırtıcı derecede insani bir anlatımla yapıyor.
Kitabı okurken insan şunu hissediyor. Bruno’nun derdi sadece “Dünya dönüyor mu?” sorusu değil. Onun asıl meselesi, insanların neden düşünmekten korktuğu. Çünkü Bruno’ya göre evren sandığımızdan çok daha büyük, insan bilgisi ise çoğu zaman kendi korkularının içine sıkışmış durumda. Özellikle kitabın diyaloglar üzerinden ilerlemesi, metni klasik bir felsefe kitabından daha canlı kılıyor; sanki bir masada oturmuş, dönemin insanlarının tartışmalarını dinliyormuşsunuz gibi.
Kendi adıma bu kitabı okurken en çok etkileyen şey, Bruno’nun yalnızlığı oldu. Çünkü bazen haklı olduğunu düşündüğünüz bir şeyi savunmak, çoğunluğun içinde tek başına kalmayı göze almak demektir. Bruno’nun satırlarında bir bilginin heyecanı kadar, anlaşılmamanın yorgunluğu da var gibi hissettim. Özellikle bugün bile farklı düşüncelerin kolayca dışlanabildiği bir dünyada, onun sözleri insanı ister istemez düşündürüyor.
Elbette kitabın zorlayıcı tarafları da var. Dil zaman zaman ağırlaşabiliyor; çünkü eser hem Rönesans dönemi tartışmalarını hem de dönemin bilimsel ve dinsel polemiklerini taşıyor. Eğer “akıp giden roman” beklentisiyle okunursa yorabilir. Ama biraz sabırla ilerleyince, metnin altında çok daha büyük bir soru beliriyor: İnsan gerçekten bildiğini mi savunur, yoksa alıştığını mı?
Sonunda bana kalan his şu oldu. Küllerin Şöleni, sadece astronomi veya felsefe kitabı değil; düşünce özgürlüğünün bedeli üzerine yazılmış bir metin gibi. Bruno sanki bize şunu anlatır “Evrenin büyüklüğünden korkmayın; asıl korkmanız gereken, zihninizi küçültmektir.” belki de bu yüzden kitap, yüzyıllar geçse bile hala güncel hissettiriyor. Bazen insan, geçmişte yaşamış bazı insanların bugünden daha cesur olduğunu düşünmeden edemiyor.