Merhaba
Ben bu soruya, zaman içinde yaptığım okumalar ve incelediğim bilimsel kaynaklardan edindiğim bilgiler ışığında cevap vermek isterim. Açıkçası bu soru benim de bir dönem aklıma takılmıştı; her antropoloji öğrencisinde görüldüğü gibi, çünkü ilk bakışta, güneşin yoğun olduğu bölgelerde yaşayan insanların daha açık tenli olmasının daha mantıklı olduğu düşünülebilir. Fakat insan evrimi çoğu zaman ilk bakışta mantıklı görünen fizik kurallarından çok, hayatta kalma ve üreme başarısını artıran biyolojik uyum mekanizmaları üzerinden şekillenmiştir.
Bu soru aslında evrim biyolojisinde çok sık sorulan ve ilk bakışta mantıklı görünen bir çelişkiye işaret ediyor: “Madem beyaz renk ışığı yansıtıyor, neden ekvatora yakın, çok güneş alan bölgelerde yaşayan insanlar daha açık tenli değil?” Ancak insan derisinin evrimi sadece “ısıyı yansıtmak” üzerinden şekillenmedi. Burada asıl mesele sıcaklık değil, ultraviyole (UV) ışınlarının biyolojik etkileri ve bunlara karşı gelişen uyum mekanizmalarıdır.
İlk bakışta fizik açısından düşündüğümüzde beyaz renk güneş ışığını daha çok yansıtır, siyah renk ise daha fazla emer gibi görünür. Bu nedenle “Afrika’daki insanların beyaz olması daha mantıklı olmaz mıydı?” sorusu anlaşılır bir sorudur. Ancak insan derisi bir tişört ya da yüzey gibi davranmaz; derinin rengi esas olarak melanin adı verilen pigmentin miktarıyla ilişkilidir ve melanin yalnızca renk üretmez, aynı zamanda biyolojik koruma sağlar.
Afrika gibi ekvatora yakın bölgelerde güneşten gelen UV radyasyonu çok yüksektir. Bu durumun en büyük sorunlarından biri, vücutta özellikle folat (B9 vitamini) düzeylerini bozabilmesidir. Folat; embriyo gelişimi, DNA sentezi, sperm üretimi ve hücre yenilenmesi açısından kritik bir vitamindir. Şiddetli UV maruziyeti folatı parçalayabilir. Evrimsel süreçte daha fazla melanin üreten, yani daha koyu tenli bireyler UV’ye karşı daha korunaklı olmuş ve üreme başarısı açısından avantaj sağlamıştır. Yani koyu ten rengi yalnızca “güneşe dayanmak” değil, doğrudan biyolojik üreme başarısını korumakla ilişkilidir (Jablonski & Chaplin, 2010).
Öte yandan açık tenin evrimleşmesi de rastlantısal değildir. İnsan toplulukları Afrika’dan çıkarak kuzeye, özellikle Avrupa ve kuzey Asya gibi daha düşük UV alan bölgelere yayıldıklarında yeni bir sorun ortaya çıktı: D vitamini üretimi. İnsan vücudu D vitaminini büyük ölçüde güneş ışığı yardımıyla deride sentezler. Çok koyu deri, az güneş alan bölgelerde D vitamini üretimini zorlaştırabilir. Bu nedenle düşük UV ortamlarında daha açık ten avantajlı hâle geldi; çünkü daha az melanin, sınırlı güneş ışığından daha verimli D vitamini üretimine izin verdi (Jablonski & Chaplin, 2000).
Burada önemli bir nokta da şuydu. İnsanlarda “siyah” ve “beyaz” kategorileri biyolojik olarak keskin değildir. Ten rengi bir spektrumdur ve farklı coğrafyalarda binlerce yıl boyunca değişen çevresel baskılarla şekillenmiştir. Ayrıca tek etken güneş değildir; beslenme biçimi, göçler, cinsel seçilim, kültürel yaşam ve genetik sürüklenme de etkili olmuştur. Örneğin kuzey kutup bölgelerinde yaşayan bazı topluluklar (İnuitler gibi) beklenenden daha koyu tenlidir; çünkü D vitaminini büyük ölçüde balık ve deniz ürünlerinden aldıkları için aşırı açık tene yönelik güçlü bir seçilim baskısı oluşmamıştır (Robins, 2009).
Bir başka yanlış anlaşılma da “siyah renk daha fazla ısı emer, biz siyah bir cam yada bir kumaş parçası değiliz en nihayetinde :)) o zaman sıcak bölgede dezavantajlı olmaz mı?” düşüncesidir. İnsanlarda sıcaklık düzenlenmesinde asıl belirleyici unsur terleme mekanizması, damar sistemi ve vücut oranlarıdır.
Deri renginin ısı yönetimindeki etkisi, UV koruması kadar belirleyici değildir. İnsan evriminde seçilim baskısı çoğu zaman “hayatta kalmak ve üreyebilmek” üzerine işler; yalnızca serin kalmak üzerine değil. Bu yüzden evrimsel açıdan baktığımızda Afrika’da koyu tenin, kuzey bölgelerde ise daha açık tenin gelişmesi aslında çelişkili değil; bulunduğu çevrede biyolojik avantaj sağlayan bir uyum örneğidir. Yani mesele “ışığı yansıtmak” değil, UV hasarı ile D vitamini üretimi arasında bir denge kurmaktır. İnsan derisinin rengi, evrimin çevreyle yaptığı uzun bir pazarlığın sonucu gibi düşünülebilir.
Umarım cevabım yeterli olmuştur. Benim okuduklarımdan ve anladıklarımdan çıkardığım sonuç, insan evriminin çoğu zaman ilk bakışta düşündüğümüz kadar düz bir mantıkla işlemediği yönünde. Bazen bize ‘daha mantıklı’ görünen şey, biyolojik açıdan en avantajlı seçenek olmayabiliyor.
Bu yüzden deri renginin evrimini de yalnızca sıcaklık ya da renk üzerinden değil, insan bedeninin çevreye verdiği çok katmanlı bir uyum süreci olarak görmek gerektiğini düşünüyorum.[1]
Kaynaklar
-
Hatice Kutbay. (). Kendi Yorumum Ve Konu Hakkında Okuduğum Makale Ve Kitaplar..