Masalsı bir kurgunun ardında, ölmekte bir uygarlığın tahlili...
İnceleme sonunda spoiler olduğunu söylemem gerekiyor ama okusanız da hevesiniz kaçmaz bence, çünkü bu kitabın olayı, kurgusunun ilginçliği değil. Peki nedir?
Bir uzay gemisi Mars'a çarpar ve gemidekilerden yalnızca bir Çinli adam, gezegendekilerin ona sonradan vereceği adla "Bay Dünya" hayatta kalır. Bay Dünya, Kedi İnsanları denen, suratları kediye benzeyen Marslı bir tür tarafından götürülür.
Kedi İnsanları son derece dejenere olmuş bir toplumdur. Hırsızlık, yalan söylemek ve birbirlerine kazık atmak sıradandır. Tembel ve zevk düşkünleridir. Ciddi işleri yabancılara bırakırlar. Kedi İnsanları yabancılardan korkar, onların sözlerini dinler ve yalnızca yabancılara güvenirken içlerinde büyük bir kopukluğa sahiptir.
Kedilerin imparatoru ülkenin zenginliklerini, antik eserlerini ve arsalarını yabancılara satarken onlar yalnızca günü kurtarır. Herkes devlet memuru olmaya çalışır ve bunu başarınca da yan gelir yatarlar.
Ayrıca Kedi insanları aşırı derecede cinsiyetçidir ve üst düzey bürokratlar, güçlerini birden fazla cariye alarak ispatlar. Bir bölümde Bay Dünya, ölen bir büyükelçinin karısı ve sekiz cariyesiyle tanışır. Büyükelçinin karısı sürekli büyülü yaprak yemediği ile övünmekte ve cariyelere "uğursuz" diye hakaret etmektedir.
Kitapta dikkatimi en çok çeken eğitimin bozulması oldu. Hatta her şeyi başlatanın eğitimdeki bozukluk olduğunu söylemek mümkün. Şöyle ki kedi insanlarının yavruları okula başladığı ilk gün üniversite mezunu olurlar. Gerçek bir eğitim görmezler, kitap bile okumazlar. Öğretmenlere ve müdürlere şiddet uygulayabilirler. Öğretmenlik ülkedeki en değersiz meslektir.
Kitap, alegorik bir anlatıma sahip. Mesela kitapta büyülü yaprak adında bir yaprak cinsi var, Kedi İnsanlarının temel besini. Bu yaprak yiyenleri keyiflendiriyor, tembel olmalarının nedeni de bu, iş yapmalarını engelliyor fakat onsuz da yaşayamıyorlar. Büyülü yaprağa bağımlı olmuşlar.
Büyülü yaprağın afyonu temsil ettiğini düşündüm. Zira 19. yüzyılda İngiliz Doğu Hindistan Şirketi, Hindistan'da ürettiği afyonu yasa dışı yollarla Çin'e sokmaya başladı ve kısa sürede milyonlarca Çinli afyon bağımlısı olmasına neden oldu. Çin imparatoru afyonları imha ettirince de İngilizler Çin'e savaş açtı. Bu olaya Afyon Savaşları denir.
Kedi İnsanları'nı anlatırken aslında Çin'in mevcut durumunu eleştiren Lao She, bunu belli etmemek için arada "Aydınlık Çin, yüce Çin asla böyle değildi" gibi tabirler kullanıyor. Başta "Yazar memleketini kayırmış," demiştim ama okudukça meseleyi daha anladım.
Kitap ilerledikçe didaktik bir yapıya kavuşuyor. Kedi İnsanlarının siyasetteki ve eğitimdeki yozlaşmışlığının analizini Küçük Akrep adındaki genç karakterin ağzından sayfa sayfa okuyoruz. Burada "Aman, yazar kendi ülkesini eleştiriyor," deyip geçmemek gerekiyor. Çünkü bazı satırlarda, ne yazık ki Türkiye'nin bugünkü durumundan da izler buldum.
"En başarılı olanlara en az ödül verilirdi. Kedi İnsanların mantığı böyleydi." diye bir alıntı var mesela. Bizim de dilimize pelesenk olmuş ve hayatta izlerini gördüğümüz bir replik değil midir, "Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz."
Her okur zaten bu soruları kendi içinde soracaktır.
Kitap ilerledikçe daha didaktik bir anlatıma kavuşuyor. Yazar, Mars'a giden bir adamın maceralarını araç olarak kullanarak "Nasıl bir toplum olunmamalı?" ya da "Bir uygarlık nasıl yok olur?" kılavuzu yazmış.
Nitekim kitabın sonu da "kısa boylular" diye tarif edilen -Japonları temsil ettiğini düşünüyorum- başka bir türün Kedi İnsanları'na acımasızca saldırması ve sivil, yaşlı, çocuk dinlemeden öldürmesiyle gelir.