Toplumcu şiir, toplumsal sorunları ve belirli bir düşünce dizgesini merkeze alan geniş kapsamlı bir edebi yönelimdir. Bu yönelimin Marksist öğretiden beslenen kolu olan toplumcu gerçekçilik (İng: "socialist realism") ise insan, toplum ve üretim ilişkilerini devrimci gelişimi içinde betimleyen sanat anlayışıdır. Rusya'da doğan bu edebi yaklaşım, Türkiye'de Meşrutiyet'in son yıllarında yankı bulmaya başlamış, 1920'lerin sonunda ise Nazım Hikmet ile ivme kazanmıştır.[4][11] Güngör'e göre Türkiye'deki toplumcu gerçekçi şairlerin estetik anlayışları arasında önemli farklılıklar vardır. Bu yüzden tek ve değişmez bir şiir kalıbından söz edilemez. Bu incelememizde kuramsal kökenlerden başlayarak Cumhuriyet şiirindeki biçim dönüşümünü, kuşaklar arası farkları ve öncü eserleri ele alacağız.
Aydoğdu'ya göre "toplumcu şiir" terimi sadece sosyalistleri değil, İslamcı veya milliyetçi gibi belirli bir ideolojiyi savunan şairleri de kapsayabilmektedir. Toplumcu gerçekçi sanat ise Marksizm'den beslenmekte ve bu Marksist sanat anlayışının ana temasını insan, toplum ve üretim ilişkileri arasındaki bağ oluşturmaktadır. Gülen'e göre bu sanat anlayışının konu alanında işçi hakları, köylüler, köylü-ağa çatışması, zengin-yoksul ve sömüren-sömürülen karşıtlıkları, Milli Mücadele dönemi, kent yaşamı ve sendikalar bulunmaktadır. Bu sanatın yansıttığı gerçeklik toplumsaldır.
Saf şiir (İng: "pure poetry"), okura öğretici bilgi aktarmaktan ziyade estetik haz vermeyi amaçlayan bir şiir anlayışıdır.[1] Türk edebiyatı incelemelerinde bu yönelim için öz şiir adı da kullanılmaktadır.[4] Bu yaklaşımda şiir, biçim ve dilde estetik mükemmellik (İng: "aesthetic perfection") arayışı olarak değerlendirilmektedir.[10]
Bu anlayışın şairleri yaşam boyu tek bir vezin kalıbına ya da sadece bireysel temalara hapsettiği sanılabilmektedir. Oysa Cumhuriyet döneminde verilen eserler incelendiğinde çok daha katmanlı bir edebi tablo ortaya çıkmaktadır. Örneğin "Ne İçindeyim Zamanın" şiirindeki öznel zaman kurgusu, "Olvido" metnindeki bellek metaforları ve "Destan" şiirindeki toplumsal eleştiri bu çeşitliliği somutlaştırmaktadır. Ayrıca vezin tercihi, saf şiirle toplumcu şiiri ayırmak için tek başına yeterli bir ölçüt değildir.[12] Bir şiir akımını gerçekten kavramak, şair adlarını sıralamaktan öte metnin dilsel mekanizmasını çözümlemeyi gerektirmektedir. Bu nedenle biz de incelememizde şiirlerin ses mimarisine ve yapısal kurgusuna odaklanacağız. Şiirleri dize alıntılamadan, betimleyerek ele alacağız. Aşağıda bu çizgi, Mallarmé ve Valéry'den Haşim, Yahya Kemal ve Cumhuriyet dönemi şairlerine doğru adım adım izlenmektedir.
Anı (İng: "memoir"), genellikle yaşanmış olayların üzerinden zaman geçtikten sonra, kişisel belleğe dayanarak kaleme alınan edebi türdür.[5] Türkçede anı, hatıra ve hatırat kelimeleri aynı kavram alanında kullanılmaktadır. Anı, genellikle bütün bir ömrü anlatan otobiyografiye göre daha dar bir zaman dilimine veya olaya odaklanmaktadır.[2] Anlatımda çoğunlukla birinci kişi bakış açısı tercih edilmektedir.
Belgesel anı ile kurmaca ve biyografi arasındaki sınır, okur gözünde Genç Bir Doktorun Anıları veya Latife Hanım başlıklı kitap gibi eserlerde bulanıklaşmaktadır. Genç Bir Doktorun Anıları'nda bu sınırın nasıl bulanıklaştığını aşağıda yayınevi tanıtımı üzerinden izleyeceğiz. Latife Hanım'da ise yaşamı anlatılan kişi değil, İpek Çalışlar yazardır. Kitap, Latife Hanım'ın kendi yazdığı bir hatırat değildir. Bu makalemizde anı türünün tarihsel gelişimini, anlatı yapısını ve komşu türlerden farkını ele alacağız. Ayrıca dünya ve Türk edebiyatından somut sahnelerle, anlam arayışı taşıyan bir anıyı okurken hangi ölçütlere bakacağımızı inceleyeceğiz.
Mutlak değer fonksiyonu (İng: "absolute value function"), bir gerçek sayıyı sayı doğrusu üzerindeki sıfıra olan uzaklığıyla eşleyen ve negatif girdileri ters işaretlisine dönüştürerek negatif olmayan çıktılar üreten parçalı bir fonksiyondur.[6] Bu temel kural matematikte biçiminde gösterilmektedir. Sıfır veya pozitif bir gerçek sayı fonksiyona girdi olarak verildiğinde hiç değişmeden dışarı çıkarken, negatif bir sayı −1 ile çarpılarak pozitif bir büyüklüğe kavuşmaktadır. Fonksiyonun grafiği ise orijinde birleşen iki doğrusal koldan oluşan keskin bir V biçimindedir.
Mutlak değerin her sayıyı pozitif yaptığı söylenmektedir, ancak sıfır girdisi bu ifadeyi bozmaktadır.[1] Çünkü sıfırın mutlak değeri yine sıfırdır. Ayrıca mutlak değer çizgilerinin dışına eklenen çıkarma işlemleri, dönüştürülmüş fonksiyonun negatif çıktılar üretmesine yol açabilmektedir. Nominal değeri 680 ohm olan bir direncin ±%5'lik üretim toleransında, bu değerden hem aşağı hem yukarı sapma bir mutlak değerle sınırlanmaktadır.[5]
Doğrusal fonksiyon (İng: "linear function"), her girdiye tek bir çıktı atayan, değişim hızı sabit kalan ve grafiği bir doğru olan fonksiyondur. Gerçek sayılarda bu fonksiyon ailesi, koşuluyla veya eğim ile yazıldığında biçimindedir.[1] Her girdiyi doğrudan kendisine eşleyen kuralı ise ailenin referans üyesidir. Grafiği orijinden geçmektedir.
Su altına dalan bir dalgıcın üzerindeki basınç ile sabit hızla giden bir trenin konumu doğrusal modellerle ifade edilebilmektedir, çünkü bu modellerde girdideki eşit adımlar çıktıyı her defasında aynı miktarda değiştirmektedir. Ancak bir denklemin düzlemde nasıl düz bir çizgi ürettiğini anlamak için katsayıların görevini ve doğrusuna uygulanan dönüşümleri birlikte incelemek gerekmektedir. katsayısının işareti ve fonksiyonun sıfırı, grafiği çizmeden bile doğrunun artan ya da azalan olduğunu ve hangi aralıkta pozitif ya da negatif değer aldığını belirlemektedir.