Gökyüzünün derinlikleri, evrenin akıl almaz estetiğini gözler önüne seren eşsiz manzaralar barındırıyor. Yıl boyunca amatör ve profesyonel astrofotoğrafçıların yakaladığı büyüleyici kareleri değerlendiren ZWO Yılın Astronomi Fotoğrafçısı yarışmasının bu yılki sonuçlarına baktığımızda insan emeği ile kozmik zarafetin nasıl kusursuzca buluştuğuna bir kez daha şahit oluyoruz.
Yarışmanın genel birincisi, Kral Takımyıldızında yer alan ve Dünya'dan yaklaşık 650 ışık yılı uzaklıkta bulunan Köpekbalığı Bulutsusu oldu. Farklı kategorilerde ödül alan diğer çarpıcı fotoğraflarla birlikte gökyüzünün en etkileyici ayrıntılarını keşfe çıkıyoruz.
Ergenekon Destanı, düşmanlarına yenilen bir boyun dağlarla kapalı bir vadiye sığınıp çoğalmasını ve sonunda dağı eriterek dışarı çıkmasını anlatan bir köken anlatısıdır.[1] Anlatının bu yazıda izlediğimiz en eski yazılı biçimi ise Gazan Han'ın veziri Reşidüddin Fazlullah'ın derlediği Camiü't-Tevarih'te (Tarihler Derlemesi) yer almaktadır.[12] Bu metne göre Moğol adlı boy öteki Türk boylarıyla savaşmış ve geriye iki erkek ile iki kadından fazlası kalmamış, kurtulanlar da tek bir dar patikayla ulaşılan, otu bol bir bozkıra sığınmıştır.[1] Bu yerin adı Ergune-kun'dur.[1] Nüküz ile Kıyan adlı iki erkeğin soyu burada uzun yıllar boyunca çoğalmış, sonunda yetmiş körükle bir demir yatağı eritilmiş, geçit açılmış ve boylar hep birlikte bozkıra göç etmiştir.[1]
Bugün yaygın olarak anlatılan Ergenekon ise, geçit açılırken bir bozkurdun çıkagelip boylara yol gösterdiği sahnesiyle bu metinden belirgin biçimde ayrılmaktadır.[8] Oysa Reşidüddin'in Ergenekon anlatısında kurt bir hayvan olarak geçmemekte, metinde adı verilen bir demirci veya bir takvim tarihi de bulunmamaktadır.[1] İşte yazının asıl sorusu da bu farktır. Bu yazıda önce adın anlamına ve olay örgüsüne, ardından anlatının hangi eserlerden geçtiğine ve bir köken anlatısı olarak neyi açıkladığına bakacağız, son olarak da Göktürklerin kurt anlatılarıyla akrabalığını, kurdun destana nasıl girdiğini ve Cumhuriyet Türkiye'sinde destanın nasıl bir simgeye dönüştüğünü izleyeceğiz.
Yaklaşan 2026 ara seçimleri öncesinde seçmenlerin heyecandan endişeye kadar pek çok farklı duyguyu bir arada hissettiğine tanık oluyoruz. Peki ama öfke, siyasi aktivizmi tam olarak nasıl güdülüyor ve günün sonunda kimlerin sandık başına gidip oy kullanacağını nasıl etkiliyor?
Michigan State Üniversitesinin İletişim Bölümünde yürütülen yeni bir araştırma, öfkenin şiddet içermeyen siyasi eylemler ve oy verme niyetiyle olan ilişkisi de dâhil olmak üzere harekete geçirici sonuçlarını mercek altına aldı. PLOS ONE dergisinde yayımlanan çalışmada araştırmacılar; öfkenin otomatik olarak sandığa yansımadığını, bu durumun kişilerin siyasi bir sonucu etkileyebileceklerine dair inancına, yani öz yeterlik algısına bağlı olduğunu belirledi. Araştırmanın başyazarı ve Michigan State Üniversitesi İletişim Sanatları ve Bilimleri Fakültesi İletişim Bölümü Başkanı Prof. Dr. Monique Turner konuyu şöyle açıklıyor:
Paleontoloji (İng: "paleontology"), fosillere dayanarak Dünya'daki yaşamın tarihini inceleyen bilim dalıdır.[5] Fosilleri inceleyen bilim dalının adı paleontoloji, bu alanda çalışan bilim insanının adı da paleontologdur.[5] Sözcüğün kökü Yunancadır ve palaios "eski", ontos "varlık", logos ise "inceleme" anlamına gelir.[1] Yani paleontoloji, kelime anlamıyla eski varlıkların incelenmesidir.[1] Paleontologlar arazide kazı yapar, buluntuların yerini haritalandırır ve malzemeyi ayırır, ardından da bu kalıntılardan geçmiş canlıların zaman içinde nasıl değiştiğini, nerede ve nasıl yaşadığını çıkarırlar.[2][5]
Bu bilim dalı neden önemlidir? Fosiller, evrim için önemli kanıtlar sağlar.[3] Geçmişin ekolojisi hakkında da bilgi verirler.[2] Biz bu yazıda önce fosilin ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu anlatacak, sonra fosillerin nasıl yaşlandırıldığına ve paleontologların sahada ne yaptığına geçeceğiz. Arada sık yapılan bir karışıklığı da düzelteceğiz: paleontolojinin arkeolojiyle aynı şey sanılması.
Periyodik özellikler, periyodik tabloda belirli bir düzenle değişen element özellikleridir.[1] Atom yarıçapı grupta aşağı inildikçe büyümekte, periyotta soldan sağa gidildikçe küçülmektedir. Birinci iyonlaşma enerjisi ise periyotta genellikle artmakta, grupta genellikle azalmaktadır.[1] Elektronegatiflikte de yol aynıdır. Yani elektronegatiflik periyotta soldan sağa artmakta, grupta aşağı doğru azalmaktadır.[2] Bu eğilimleri açıklarken en çok başvurulan nicelik, etkin çekirdek yüküdür.[4][5] Bu nicelik, çekirdeğin artı yükünün en dış elektronlara ulaşan kısmını anlatmaktadır.[4][5] Ancak bu düzenin bir yanı ilk bakışta ters görünmektedir. Periyotta sağa gidildikçe atomlar daha çok elektron taşımakta, buna karşın küçülmektedir.[1] Dahası grupta aşağı inmenin etkisi de beklenenden güçlüdür. Sezyumun çekirdeğinde 55 proton vardır, ama en dış elektronunun hissettiği yük yaklaşık 6 birimdir.[5] Biz bu yazıda önce periyodik tablonun nasıl kurulduğuna, ardından bu eğilimlerin arkasındaki mekanizmaya bakacak, sonra bu mekanizmayı yarıçapa, iyonlaşma enerjisine, elektron ilgisine ve elektronegatifliğe sırayla uygulayıp kimyasal davranışa geçeceğiz.
Periyodik tablonun adı, elementlerin özelliklerinin düzenli aralıklarla yinelenmesinden gelmektedir. Bu düzenin anlaşılması iki aşamada oldu. Elementlerin atom kütlesine göre dizildiği ilk aşamada tablonun öngörüleri doğrulandı, ikinci aşamada ise sıralamanın asıl ölçütünün atom numarası olduğu anlaşıldı.[14][15] İlk düzen 1869'da önerildi, atom numarasının yeri ise 1913'te ortaya kondu.[14][15] Yani iki aşama arasında kırk yılı aşkın bir süre vardır.[14][15]