İçerikler
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
İklim sistemi, atmosfer, hidrosfer, kriyosfer, litosfer ve biyosferden oluşan beş ana bileşeni ve bu bileşenlerin birbirleriyle etkileşimlerini kapsayan küresel sistemdir.[1] Dar anlamda iklim ise bu sistemde ölçülen niceliklerin ortalamasının ve değişkenliğinin istatistiksel tanımıdır. İklim elemanları olarak da anılan bu niceliklerin en sık kullanılanları, sıcaklık, yağış ve rüzgar gibi yüzey değişkenleridir. Bu iki tanım, üç temel soruyu da birbirine bağlamaktadır. İklim nedir, iklim elemanları nelerdir ve iklim sistemi hangi bileşenlerden oluşmaktadır? Aslında bu üç soru aynı yapının farklı katlarına aittir. Bileşenler sistemin parçalarıdır. Değişkenler ise bu parçaların etkileşiminden doğan ölçülebilir sonuçlardır ve iklim de bu sonuçların uzun dönemli istatistiğidir. Biz de üç soruyu tek bir çerçevede ele alacak ve değişkenlerin nasıl ölçüldüğünü birkaç çözümlü hesapla göstereceğiz.
Hava durumu, çevremizdeki atmosferin sıcaklık, rüzgar, yağış, bulutlar ve diğer hava elemanlarıyla nitelenen, sürekli dalgalanan halidir.[2] Bir sabahın serinliği ya da öğleden sonra bastıran bir sağanak bu dalgalanmanın parçalarıdır. İklim de büyük ölçüde aynı elemanlarla ilgilenmektedir. Ancak iklim tek bir anın değerini kaydetmekle yetinmemekte, bu elemanların uzun bir dönemdeki ortalamasını ve bu ortalama çevresindeki dağılımını istatistiksel olarak betimlemektedir. Bu istatistiğin hangi zaman aralığında hesaplanacağı da tanımın bir parçasıdır. İklim değişkenlerinin ortalamasını almak için kullanılan klasik dönem, Dünya Meteoroloji Örgütünün (İng: "World Meteorological Organization") tanımladığı 30 yıldır.[1] Örneğin bir yerin iklimi anlatılırken tek bir yılın sıcaklığı değil, otuz yıllık bir dönemin ortalaması ve bu ortalamanın çevresindeki dalgalanmalar esas alınmaktadır.
Hücresel solunum, glikozun kimyasal bağlarında depolanan enerjiyi bütün canlıların kullanabileceği bir biçime dönüştüren metabolik yolaklar bütünüdür.[1] Fotosentez yapan üretici canlılar, güneşten gelen ışık enerjisini yakalayarak glikoz moleküllerinin kimyasal bağlarında depolanan kimyasal enerjiye dönüştürmektedir. Ancak hücrelerin bu depolanmış enerjiyi açığa çıkarıp yaşamsal işlerde kullanabilmesi, glikozun basamak basamak yıkıldığı biyokimyasal tepkimeler dizisiyle gerçekleşmektedir. Yani glikoz tek hamlede değil, adım adım parçalanmaktadır.
Günlük dilde solunum denildiğinde akla çoğu zaman akciğerlere hava çekip vermek ya da sadece hayvanların oksijen tüketmesi gelmektedir. Oysa bir meşe ağacının yaprak hücreleri de daldaki bir sincabın kas hücreleri de organik moleküllerden enerji elde etmek için hücresel solunum yapmaktadır. Bitkiler de bu süreçten muaf değildir. Üstelik yeryüzündeki erken yaşam biçimleri, çevrelerinden enerji elde etmek için oksijensiz metabolizmadan yararlanmıştır. Öte yandan bir glikoz molekülünden her koşulda tek ve sabit bir sayıda enerji molekülü çıktığı düşüncesi, bir heksoz başına potansiyel ATP veriminin evrensel bir biyolojik sabit olmadığı bulgusuyla çelişmektedir.[16] Bu yazımızda hücresel solunum tepkimelerini karbon atomlarının, elektronların ve fosfat gruplarının izini süren bilimsel bir model olarak ele alacağız.
İki kategorik değişkenli veriler, sayısal bir ölçüm ölçeğine dayanmayan iki ayrı nitel özelliğin aynı araştırma birimleri üzerinde sınıflandırılarak satır ve sütunlarda birlikte özetlendiği veri yapılarıdır.[1][12] Bu yaklaşımın tarihsel temeli Karl Pearson'ın 1904 tarihli olumsallık çalışmasına uzanmaktadır. Çapraz tabloda her gözlem iki özelliğin kesiştiği hücreye yerleştirilmekte ve ortaya çıkan sayılar ortak, marjinal veya koşullu oranlara dönüştürülerek değişkenler arasında bir bağımlılık bulunup bulunmadığı incelenmektedir.
Farklı büyüklükteki grupları sadece ham gözlem sayılarıyla karşılaştırmak ya da bir yüzdelik oranın paydasını gözden kaçırmak, gündelik hayatta sık karşılaştığımız istatistiksel yanılgılardandır. Örneğin kişilerin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıf olarak dört gruba ayrıldığı bir veri kümesinde dördüncü sınıftakilerin %81'i kredi kartı sahibidir, ancak tüm kart sahipleri içinde bu sınıfın oranı yaklaşık %32'de kalmaktadır.[7] Aynı hücre, farklı paydalarla iki ayrı gerçeği anlatmaktadır. Üstelik bir tabloda iki değişken arasında gerçek bir oran farkı yakalansa bile, bu bağımlılığın rastgele dalgalanmadan mı yoksa gizli bir üçüncü değişkenden mi kaynaklandığını ayırt etmek ayrı bir denetim gerektirmektedir.[9][10][11]
Kimyasal tepkime (İng: "chemical reaction") veya kimyasal değişim (İng: "chemical change"), başlangıçtaki maddelerden farklı kimyasal kimliğe sahip bir veya daha fazla yeni madde türünün oluşmasıdır. Bu dönüşüm sırasında maddelerin taneciklerini bir arada tutan mevcut kimyasal bağlar kırılmakta ve atomların yeniden düzenlenmesiyle yeni bağlar kurulmaktadır. Hiçbir atom yok olmamaktadır. Dolayısıyla dönüşümün öncesindeki ve sonrasındaki toplam kütle değişmemektedir. Kimyasal tepkimeler, tepkimeye girenlerdeki ve ürünlerdeki atom sayılarının eşitlendiği kimyasal denklemlerle gösterilmektedir.
Ancak kağıt üzerindeki bir denklemde veya günlük gözlemlerde bu nicel denge ilk bakışta fark edilmeyebilir. Örneğin 2 su molekülü ayrıştığında 2 hidrojen ve 1 oksijen olmak üzere toplam 3 molekül ortaya çıkmaktadır.[4] Çalışan bir sobada ise odun yandıktan sonra geriye az miktarda kül kalmaktadır.[9] İlk bakışta tanecik sayıları ve kütleler birbiriyle uyuşmuyormuş gibi görünmektedir. Oysa korunan nicelik toplam molekül sayısı değil, her bir elementin atom sayısı ve kapalı sistemdeki toplam kütledir. Bu yazımızda fiziksel ve kimyasal değişim ayrımından başlayarak başlıca tepkime türleri, denklem dili ve tanecik sayılarındaki görünür çelişkileri gideren denkleştirme adımları ele alınmaktadır.
Dünyada ticaret, malların ve hizmetlerin ülke sınırlarını aşarak alınıp satılmasıdır. Her ülke bazı malları dışarıya göndermekte, bazılarını da dışarıdan getirmektedir ve bu alışverişin temelinde, ülkelerin bazı malları ötekilerden daha düşük fırsat maliyetiyle üretebilmesi vardır. Bugün bu iş bölümü o kadar incelmiştir ki pek çok ürün tek bir ülkede baştan sona üretilmemektedir. Bir bisikletin frenleri Japonya'da, gidonu Tayvan'da yapılabilir. Ağın ölçeği de çok büyüktür. Dünyada her yıl ihraç edilen malların değeri trilyonlarca ABD dolarını bulmaktadır.
Avrupa ile Uzak Doğu arasındaki tarihi ticaret yolu, İpek Yolları adıyla bilinen ağın bir parçasıdır. Bu yazıda dış ticaretin nasıl ölçüldüğünü, ülkelerin neden ticaret yaptığını, malların hangi yollardan taşındığını, ticaretin hangi kurallarla yürüdüğünü ve Türkiye'nin bu ağdaki yerini ele alacağız. Kavramlarla başlamamızın nedeni basittir. Ticaret haberlerinde geçen sayıların bir bölümü, ancak neyi ölçtükleri bilindiğinde doğru okunabilir. Örneğin ihracat değerindeki bir artış, daha çok mal satıldığını kendiliğinden kanıtlamamaktadır.[16]
/content/f03d53a6-1bd9-4449-8ea1-673854397943.jpeg)
/content/2b8953db-2a1c-415e-aa70-46af77e6e9ed.jpeg)
/content/e01ead95-3bd6-447a-936a-bfb0ac0ee6b1.jpeg)
/content/96afc15a-7097-473f-8cbd-ed352bc2bca1.jpeg)
/content/be3f5260-a244-4b27-bf5b-ea538b166e35.jpeg)