Gökyüzünün derinlikleri, evrenin akıl almaz estetiğini gözler önüne seren eşsiz manzaralar barındırıyor. Yıl boyunca amatör ve profesyonel astrofotoğrafçıların yakaladığı büyüleyici kareleri değerlendiren ZWO Yılın Astronomi Fotoğrafçısı yarışmasının bu yılki sonuçlarına baktığımızda insan emeği ile kozmik zarafetin nasıl kusursuzca buluştuğuna bir kez daha şahit oluyoruz.
Yarışmanın genel birincisi, Kral Takımyıldızında yer alan ve Dünya'dan yaklaşık 650 ışık yılı uzaklıkta bulunan Köpekbalığı Bulutsusu oldu. Farklı kategorilerde ödül alan diğer çarpıcı fotoğraflarla birlikte gökyüzünün en etkileyici ayrıntılarını keşfe çıkıyoruz.
Ergenekon Destanı, bir savaşta neredeyse tamamen yok edilen bir topluluğun dağlarla çevrili bir vadiye sığınmasını, orada yüzyıllar boyunca çoğalmasını ve sonunda bir demir dağı eritip açtığı yoldan dışarı çıkmasını anlatır. Hikayenin elimizdeki en eski yazılı biçimi, İlhanlı veziri Reşidüddin'in Gazan Han'ın isteğiyle 14. yüzyılın başında hazırladığı Camiü't-Tevarih'te yer alır.[1][2] İkinci büyük anlatım, Harezm hanı Ebülgazi Bahadır Han'ın 1663'te yazmaya başladığı Şecere-i Türk'tedir ve Ebülgazi, Reşidüddin'in kitabını önünde tuttuğunu açıkça yazar.[2] İki metnin kahramanları da Moğol boylarının ataları Kıyan ile Nüküz'dür. İki metinde de dışarıya giden yolu bir kurt değil, demir cevherini eritmek için kurulan yetmiş körük açar.[1][2]
Bugün Türkiye'de en çok bilinen anlatımda ise yolu bir bozkurt gösterir ve çıkış günü 21 Mart olarak kutlanır. Bu iki ayrıntı, Reşidüddin'in ve Ebülgazi'nin metinlerinde geçmez.[1][2] Yol gösteren kurt, Ziya Gökalp'in 1913'te yayımlanan Ergenekon şiirinde açıkça yer alır. 21 Mart bağı ise 1990'larda devletin resmi Nevruz kutlamalarıyla yaygınlaşır.[7][9] Kurt motifinin kendisi çok daha eskidir: 7. yüzyılda yazılan Çin hanedan tarihleri, Göktürk hükümdar ailesi Aşina'nın bir dişi kurttan türediğini ve bu kurdun dağlarla çevrili bir mağarada on oğul doğurduğunu kaydeder.[3] Aşağıda önce Ergenekon'u kendi kaynaklarının anlattığı biçimiyle okuyacak, sonra Çin yıllıklarındaki Aşina hikayesiyle karşılaştıracak ve bugünkü anlatımın nasıl oluştuğunu izleyeceğiz.
Yaklaşan 2026 ara seçimleri öncesinde seçmenlerin heyecandan endişeye kadar pek çok farklı duyguyu bir arada hissettiğine tanık oluyoruz. Peki ama öfke, siyasi aktivizmi tam olarak nasıl güdülüyor ve günün sonunda kimlerin sandık başına gidip oy kullanacağını nasıl etkiliyor?
Michigan State Üniversitesinin İletişim Bölümünde yürütülen yeni bir araştırma, öfkenin şiddet içermeyen siyasi eylemler ve oy verme niyetiyle olan ilişkisi de dâhil olmak üzere harekete geçirici sonuçlarını mercek altına aldı. PLOS ONE dergisinde yayımlanan çalışmada araştırmacılar; öfkenin otomatik olarak sandığa yansımadığını, bu durumun kişilerin siyasi bir sonucu etkileyebileceklerine dair inancına, yani öz yeterlik algısına bağlı olduğunu belirledi. Araştırmanın başyazarı ve Michigan State Üniversitesi İletişim Sanatları ve Bilimleri Fakültesi İletişim Bölümü Başkanı Prof. Dr. Monique Turner konuyu şöyle açıklıyor:
Paleontoloji (İng: "paleontology"), fosillere dayanarak Dünya'daki yaşamın tarihini inceleyen bilim dalıdır.[5] Fosilleri inceleyen bilim dalının adı paleontoloji, bu alanda çalışan bilim insanının adı da paleontologdur.[5] Sözcüğün kökü Yunancadır ve palaios "eski", ontos "varlık", logos ise "inceleme" anlamına gelir.[1] Yani paleontoloji, kelime anlamıyla eski varlıkların incelenmesidir.[1] Paleontologlar arazide kazı yapar, buluntuların yerini haritalandırır ve malzemeyi ayırır, ardından da bu kalıntılardan geçmiş canlıların zaman içinde nasıl değiştiğini, nerede ve nasıl yaşadığını çıkarırlar.[2][5]
Bu bilim dalı neden önemlidir? Fosiller, evrim için önemli kanıtlar sağlar.[3] Geçmişin ekolojisi hakkında da bilgi verirler.[2] Biz bu yazıda önce fosilin ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu anlatacak, sonra fosillerin nasıl yaşlandırıldığına ve paleontologların sahada ne yaptığına geçeceğiz. Arada sık yapılan bir karışıklığı da düzelteceğiz: paleontolojinin arkeolojiyle aynı şey sanılması.
Periyodik özellikler, elementin periyodik tablodaki konumuna bağlı olarak düzenli biçimde değişen özelliklerdir. Atom yarıçapı, iyonlaşma enerjisi, elektron ilgisi ve elektronegatiflik bunların başlıcalarıdır.[1][2] Atom yarıçapı aynı grupta yukarıdan aşağıya, yani atom numarası (Z) arttıkça büyür, aynı periyotta ise soldan sağa küçülür.[1] Birinci iyonlaşma enerjisi genellikle periyotta soldan sağa artar, grupta aşağı inildikçe azalır.[1] Elektronegatiflik de aynı yolu izler.[2] Bir elementin tablodaki yeri, bu özelliklerin hangi yönde değişeceğini kabaca önceden söyler.
Bu değişimin ne kadar büyük olabileceğini iki element gösterir. Gaz halindeki bir helyum atomundan tek bir elektron koparmak için mol başına 2372 kilojul enerji gerekir.[3] Potasyumda aynı işin bedeli 419 kJ/mol'dür ve periyodik tablonun ilk 36 elementi içinde bunlar iki uç değerdir: en yüksek birinci iyonlaşma enerjisi helyuma, en düşüğü potasyuma aittir.[3] Yarıçap ile iyonlaşma enerjisinin ters yönlerde hareket etmesinin basit bir nedeni vardır. Daha büyük atomlarda en gevşek bağlı elektron çekirdekten daha uzakta durur ve bu yüzden daha kolay koparılır.[1]