İnsanlar sürekli ahlaki meseleler hakkında konuşup dururlar. Kamusal alanlarda ahlaki iddialar öne sürüldüğünde çok sık duyduğumuz tepkilerden biri "onlar ahlak sinyallemesi" yapıyor demektir. Özellikle Twitter bu türden suçlamalar ile doludur: Gazeteci Piers Morgan, oyuncu Jameela Jamil'i "acınası bir erdem sinyalcisi aptal" olmakla; muhafazakâr bir kurum olan Manhattan Institute for Policy Researce iklim aktivistlerini erdem sinyalcisi kişiler olmakla; yazar Bjorn Lomborg ise veganlığı bir erdem sinyallemesi olmakla itham etmiştir (verdiğimiz örneklerden de görüleceği üzere erdem sinyalcisi olma ithamı genellikle solcular değil sağcılar tarafından dile getirilir).
Bu manzarada birini "erdem sinyallemesi" yapmakla suçlamak aslında onu bir tür ikiyüzlülükle itham etmek anlamına geliyor. Suçlamaya maruz kalan kişi ilgili ahlaki meseleyi içtenlikle önemsediğini söyler fakat bu bu suçlamaya göre asıl önemsediği şey yalnızca kendisidir. Bırakın zihinleri veya dünyayı olumlu anlamda değiştirmeyi amaçlamayı, onların tek derdi kendilerini olabildiğince gösterişli ve etkileyici bir şekilde sergilemektir. (2015'te bu ifadeyi kendisinin icat ettiğini iddia eden, ancak aslında icat etmeyen) Gazeteci James Bartholomew’un The Spectator dergisinde belirttiği üzere, erdem sinyalleme başkalarını önemsemek veya onlara içten ilgi göstermekle değil, "kişinin egosunu yüceltme arzusu ve bitmeyen kibrinden" kaynaklanmaktadır.