Yaklaşan 2026 ara seçimleri öncesinde seçmenlerin heyecandan endişeye kadar pek çok farklı duyguyu bir arada hissettiğine tanık oluyoruz. Peki ama öfke, siyasi aktivizmi tam olarak nasıl güdülüyor ve günün sonunda kimlerin sandık başına gidip oy kullanacağını nasıl etkiliyor?
Michigan State Üniversitesinin İletişim Bölümünde yürütülen yeni bir araştırma, öfkenin şiddet içermeyen siyasi eylemler ve oy verme niyetiyle olan ilişkisi de dâhil olmak üzere harekete geçirici sonuçlarını mercek altına aldı. PLOS ONE dergisinde yayımlanan çalışmada araştırmacılar; öfkenin otomatik olarak sandığa yansımadığını, bu durumun kişilerin siyasi bir sonucu etkileyebileceklerine dair inancına, yani öz yeterlik algısına bağlı olduğunu belirledi. Araştırmanın başyazarı ve Michigan State Üniversitesi İletişim Sanatları ve Bilimleri Fakültesi İletişim Bölümü Başkanı Prof. Dr. Monique Turner konuyu şöyle açıklıyor:
Paleontoloji (İng: "paleontology"), fosillere dayanarak Dünya'daki yaşamın tarihini inceleyen bilim dalıdır.[5] Fosilleri inceleyen bilim dalının adı paleontoloji, bu alanda çalışan bilim insanının adı da paleontologdur.[5] Sözcüğün kökü Yunancadır ve palaios "eski", ontos "varlık", logos ise "inceleme" anlamına gelir.[1] Yani paleontoloji, kelime anlamıyla eski varlıkların incelenmesidir.[1] Paleontologlar arazide kazı yapar, buluntuların yerini haritalandırır ve malzemeyi ayırır, ardından da bu kalıntılardan geçmiş canlıların zaman içinde nasıl değiştiğini, nerede ve nasıl yaşadığını çıkarırlar.[2][5]
Bu bilim dalı neden önemlidir? Fosiller, evrim için önemli kanıtlar sağlar.[3] Geçmişin ekolojisi hakkında da bilgi verirler.[2] Biz bu yazıda önce fosilin ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu anlatacak, sonra fosillerin nasıl yaşlandırıldığına ve paleontologların sahada ne yaptığına geçeceğiz. Arada sık yapılan bir karışıklığı da düzelteceğiz: paleontolojinin arkeolojiyle aynı şey sanılması.
Periyodik özellikler, elementlerin periyodik tablodaki yerine göre rastgele değil, periyotlar ve gruplar boyunca belirli kurallarla değişen özellikleridir.[3][5] 9. sınıf Kimya dersinde bu özelliklerden üçü işlenir: atom yarıçapı, iyonlaşma enerjisi ve elektronegatiflik.[5] Kısa cevap şudur: aynı periyotta soldan sağa gidildikçe atom yarıçapı azalır, iyonlaşma enerjisi ve elektronegatiflik artar. Bir grupta yukarıdan aşağıya inildikçe ise atom yarıçapı artar, iyonlaşma enerjisi ve elektronegatiflik azalır.[1][5] Bu yönleri ezberlemek kolaydır, ama her birinin bir nedeni ve bazılarının istisnası vardır. Bu yazıda önce atom yarıçapının neden böyle değiştiğini, sonra bu değişimin iyonlaşma enerjisini ve elektronegatifliği nasıl yönlendirdiğini gerçek ölçüm değerleriyle ele alıyoruz. Son olarak elektronegatiflikle sık karıştırılan elektron ilgisini kısaca ayırıyoruz.
Atom yarıçapı, küre biçiminde düşünülen bir atomun çekirdeği ile en dış katmanı arasındaki uzaklıktır.[2][5] Ancak bir atomun yarıçapı tam olarak ölçülemez.[5] Bunun yerine birbiriyle temas halindeki veya bağ yapmış iki atomun çekirdekleri arasındaki uzaklık ölçülür ve atom yarıçapı bu uzaklıktan hesaplanır.[5] Bu ölçülerden biri kovalent yarıçaptır (İng: "covalent radius"). Kovalent yarıçap, kovalent bağla birleşmiş aynı türden iki atomun çekirdekleri arasındaki uzaklığın yarısıdır.[3] Tanımı ortaya koyduğumuza göre artık eğilimlerden ilkine bakabiliriz. Bir grupta yukarıdan aşağıya inildikçe atom yarıçapı artar.[5] Aşağı indikçe atom numarası ve katman sayısı artar, son enerji seviyesindeki elektronun çekirdeğe uzaklığı da büyür.[2][3][5]
İnternet dünyasında beklenmedik bir şekilde viral hâle gelen içeriklerle sık sık karşılaşıyoruz ancak bunlardan pek azı 2023 yılında Japonya'daki Twitter kullanıcılarının dikkatini çeken paylaşım kadar niş bir konuya odaklanıyor. Söz konusu paylaşım Finlandiya'da bulunan Helsinki Doğa Tarihi Müzesindeki sıra dışı bir sergi parçasını gözler önüne seriyordu.
Bu sergi parçası Eston paleontolog Elga Mark-Kurik tarafından büyük bir özenle hazırlanan ve soyu tükenmiş Sacabambaspis cinsine ait bir balığın rekonstrüksiyon modelinden başkası değildi. Ziyaretçilerin karşısına çıkan bu antik canlının sahip olduğu şaşkın yüz ifadesi kısa sürede milyonlarca insanın ilgisini çekmeyi başardı.
Sucul ekosistemlerin sağlığını incelerken genellikle su yüzeyinden ya da belirli orta derinliklerden alınan numunelere odaklanıyoruz. Ancak su kütlelerinin en hassas katmanları çoğu zaman doğrudan dip tortusuyla temas eden dar bir sınırda yer alıyor. ABD'nin Florida eyaletinde yer alan Banana Nehri üzerinde yürütülen yeni bir araştırma; dip sularında yaşanan oksijen yetersizliğinin, nehir tabanına gömülü olan ve zararlı alg patlamalarını besleyen besin maddelerini yeniden açığa çıkardığını gösteriyor.
Florida Teknoloji Enstitüsünde deniz bilimleri alanında yardımcı doçent olan Dr. Austin Fox liderliğinde gerçekleştirilen bu çalışma, nehir genelinde bugüne kadar yapılmış en kapsamlı oksijen ölçümlerine dayanıyor. Fox ile birlikte okyanus mühendisliği ve deniz bilimleri doktora öğrencisi Ben Crews, yüksek lisans öğrencisi Rebecca English ve araştırma teknisyeni Mary McDonald tarafından hazırlanan makale, Frontiers in Marine Science dergisinde yayımlandı.