İçerikler
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Periyodik özellikler, elementlerin periyodik tablodaki yerine göre rastgele değil, periyotlar ve gruplar boyunca belirli kurallarla değişen özellikleridir.[3][5] 9. sınıf Kimya dersinde bu özelliklerden üçü işlenir: atom yarıçapı, iyonlaşma enerjisi ve elektronegatiflik.[5] Kısa cevap şudur: aynı periyotta soldan sağa gidildikçe atom yarıçapı azalır, iyonlaşma enerjisi ve elektronegatiflik artar. Bir grupta yukarıdan aşağıya inildikçe ise atom yarıçapı artar, iyonlaşma enerjisi ve elektronegatiflik azalır.[1][5] Bu yönleri ezberlemek kolaydır, ama her birinin bir nedeni ve bazılarının istisnası vardır. Bu yazıda önce atom yarıçapının neden böyle değiştiğini, sonra bu değişimin iyonlaşma enerjisini ve elektronegatifliği nasıl yönlendirdiğini gerçek ölçüm değerleriyle ele alıyoruz. Son olarak elektronegatiflikle sık karıştırılan elektron ilgisini kısaca ayırıyoruz.
Atom yarıçapı, küre biçiminde düşünülen bir atomun çekirdeği ile en dış katmanı arasındaki uzaklıktır.[2][5] Ancak bir atomun yarıçapı tam olarak ölçülemez.[5] Bunun yerine birbiriyle temas halindeki veya bağ yapmış iki atomun çekirdekleri arasındaki uzaklık ölçülür ve atom yarıçapı bu uzaklıktan hesaplanır.[5] Bu ölçülerden biri kovalent yarıçaptır (İng: "covalent radius"). Kovalent yarıçap, kovalent bağla birleşmiş aynı türden iki atomun çekirdekleri arasındaki uzaklığın yarısıdır.[3] Tanımı ortaya koyduğumuza göre artık eğilimlerden ilkine bakabiliriz. Bir grupta yukarıdan aşağıya inildikçe atom yarıçapı artar.[5] Aşağı indikçe atom numarası ve katman sayısı artar, son enerji seviyesindeki elektronun çekirdeğe uzaklığı da büyür.[2][3][5]
İnternet dünyasında beklenmedik bir şekilde viral hâle gelen içeriklerle sık sık karşılaşıyoruz ancak bunlardan pek azı 2023 yılında Japonya'daki Twitter kullanıcılarının dikkatini çeken paylaşım kadar niş bir konuya odaklanıyor. Söz konusu paylaşım Finlandiya'da bulunan Helsinki Doğa Tarihi Müzesindeki sıra dışı bir sergi parçasını gözler önüne seriyordu.
Bu sergi parçası Eston paleontolog Elga Mark-Kurik tarafından büyük bir özenle hazırlanan ve soyu tükenmiş Sacabambaspis cinsine ait bir balığın rekonstrüksiyon modelinden başkası değildi. Ziyaretçilerin karşısına çıkan bu antik canlının sahip olduğu şaşkın yüz ifadesi kısa sürede milyonlarca insanın ilgisini çekmeyi başardı.
Sucul ekosistemlerin sağlığını incelerken genellikle su yüzeyinden ya da belirli orta derinliklerden alınan numunelere odaklanıyoruz. Ancak su kütlelerinin en hassas katmanları çoğu zaman doğrudan dip tortusuyla temas eden dar bir sınırda yer alıyor. ABD'nin Florida eyaletinde yer alan Banana Nehri üzerinde yürütülen yeni bir araştırma; dip sularında yaşanan oksijen yetersizliğinin, nehir tabanına gömülü olan ve zararlı alg patlamalarını besleyen besin maddelerini yeniden açığa çıkardığını gösteriyor.
Florida Teknoloji Enstitüsünde deniz bilimleri alanında yardımcı doçent olan Dr. Austin Fox liderliğinde gerçekleştirilen bu çalışma, nehir genelinde bugüne kadar yapılmış en kapsamlı oksijen ölçümlerine dayanıyor. Fox ile birlikte okyanus mühendisliği ve deniz bilimleri doktora öğrencisi Ben Crews, yüksek lisans öğrencisi Rebecca English ve araştırma teknisyeni Mary McDonald tarafından hazırlanan makale, Frontiers in Marine Science dergisinde yayımlandı.
Ağaçların gövdelerindeki yıllık büyüme halkalarını incelediğimizde kuraklığın izlerini daralan şeritler hâlinde açıkça görebiliyoruz. Fakat Utah Üniversitesinden biyologların yürüttüğü yeni bir araştırma titrek kavak (Lat: "Populus tremuloides") ağaçlarının çok daha ileri gittiğini ve geçmişteki kurak dönemleri yaprak kimyalarına yansıyan "işlevsel bir hafıza" şeklinde kaydettiğini gösteriyor.
Araştırmacılar titrek kavaklarla gerçekleştirdikleri üç yıllık bir ortak bahçe deneyi kapsamında ağaçların kuraklık geçmişinin yeni ürettikleri yaprakların kimyasal savunma mekanizmalarını nasıl şekillendirdiğini belgeledi. İncelenen bu süreç aynı zamanda yapraklar üzerinde yaşayan mikrobiyal mantar topluluklarındaki değişimlerle de ilişkiliydi.
Okyanusların derinlikleri sessiz ve ıssız bir krallık gibi görünse de dalgaların altında akıl almaz derecede gürültücü canlılar yaşar. Bu canlıların birçoğu birbiriyle iletişim kurmak ya da ekolokasyon yöntemiyle yön bulmak için ses çıkarırken bazılarında ise bu sesler avlanma stratejilerinin doğrudan bir yan etkisi olarak ortaya çıkar.
Bizler genellikle sualtı dünyasını dingin bir sığınak olarak tahayyül etsek de deniz canlıları avlarını sersemletmek, eş bulmak veya karanlık sularda yollarını belirlemek amacıyla şaşırtıcı düzeyde yüksek sesler üretebilir. İşte okyanusların en gürültücü sakinlerinden bazıları:
/content/51f51251-ce7d-4675-b740-0f8c06d32e4d.png)
/content/7e95c2bc-3546-414c-a21e-592840f3a295.jpeg)
/content/e3d4f18f-fdae-49f5-ab24-c8937624d674.jpeg)
/content/5c0918d2-f159-4a51-a2f2-75f7e6c478dd.jpeg)
/content/b1ec278e-8feb-4811-bfcf-44a3c3771c6c.jpeg)