Deri Rengi ve Çekik Gözlülük Gibi Coğrafyaya Özgü Farklılıklar Neden Evrimleşti?

Coğrafi Özelliklerin Evrimine ve 1940 Öncesi Deri Rengi Dağılımı Haritası'na Bir Bakış...

Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Evet; çekik gözlülük ve deri rengi gibi fiziksel farklılıklar evrimin ürünüdür. Ancak bunun ne anlama geldiği ve nasıl ortaya çıktığı çok iyi anlaşılmalıdır. İzah edelim:

İnsan türü (Homo sapiens) en yeni keşiflere göre günümüzden 384.000 yıl kadar önce Homo heidelbergensis türünden evrimleşmiş bir hayvan türüdür. Her ne kadar türümüzün evriminden sonra, evrimsel zaman dilimleri açısından oldukça kısa zaman geçmiş olsa da, belli başlı değişimlerin olabilmesi için fazlasıyla zaman bulunmaktadır. İşte coğrafyalara özgü farklılıklar bu evrimsel farklılaşmanın bir ürünüdür.

Dünya karmakarışık bir yer. Ancak bu, her zaman böyle değildi. Sadece 1 asır öncesinde, taşımacılığın çok daha sınırlı ve zorlu olmasından ötürü insanlar evrimsel geçmişe dair özelliklerini daha fazla yansıtacak şekilde Dünya üzerinde bir dağılım göstermekteydi.

Homo sapiens evrimleştiği ilk andan itibaren uçaklarla seyahat etmeye başlayıp, gemilerle okyanusları aşamamıştır. Günümüzden 10.000-5.000 yıl öncesine kadar sıradan bir vahşi hayvan türü gibi yaşamıştır. Bu süreçte binlerce kilometre göç etmiş, birçok farklı yöne doğru ayrılmış ve insan popülasyonları, evrimleştikleri Afrika'dan çıktıktan sonra on binlerce yıl boyunca birbirleriyle irtibat kuramayacak şekilde izole olmuşlardır. İşte günümüzdeki farklılıkların tamamı, bu izole dönemde edinilmiş özelliklerdir; devam etmekte olan bir evrim baskısının ürünü değildir!

Her türde olduğu gibi insan türünde de izole ortamda farklı yaşam biçimlerine adapte olan Homo sapiens, soğuk ve buzullardaki ışık yansımaları sebebiyle buzullarla kaplı olan bölgelerde çekik gözlü bir yapı evrimleştirmiş, burada ve burada izah ettiğimiz gibi yine Güneş'in dik ışınlarından uzaklaştıkça açık ten ve kıl renklerini evrimleştirmiştir. Yani teknik olarak bu süre zarfında türleşme başlamıştır ve daha uzun sürecek olsaydı, Homo sapiens türü de yeni alt türlere ve hatta yeni türlere evrimleşebilirdi.

Ne var ki yerleşik yaşama geçilmesiyle birlikte öncelikle kültür, sonrasında teknoloji gelişti ve insanların yayıldığı alanlar inanılmaz bir biçimde genişlemiştir. Bu sayede izole olan toplumlar birbiriyle karışmaya başlamış ve türleşme hızı ciddi miktarda düşerek günümüzdeki gibi büyük oranda yavaşlamıştır. Bu sebeple farklı coğrafyalardaki özellikler yeni evrimleşen özellikler olmamakla birlikte, Homo sapiens türünün Afrika'dan çıktıktan sonra evrimleştirdiği niteliklerdir ve bunlar, bu adaptasyonların geliştiği coğrafyalardan gelen soylar ile günümüze kadar taşınmıştır.

Yağlı Göz Kapağı

İşte Asyalılar'daki yağlı göz kapağı (epikantik katlanma) da bu özelliklerden birisidir. Aslen bu katlanma Doğu Asya, Güneydoğu Asya, Orta Asya, Kuzey Asya, Polinezya, Mikronezya, Yerli Amerikalı, Khoisan ve Malagazi toplumlarında görülmektedir. Ancak özellikle Kuzey Siberya, Aleut ve Iniut toplumlarında çok daha bariz ve yağlıdır.

Bu nedenle evrimsel biyologlar bu yağ tabakasının özellikle de dondurucu rüzgarlara karşı bir savunma adaptasyonu olduğunu düşünmektedirler. Ayrıca buzlarla kaplı ve soğuk bölgelerde yerden yansıyan güneş ışınlarının göze girişini ayarlamak konusunda da avantajlı olduğunu düşünen bilim insanları bulunmaktadır. Yani bir çeşit kar körlüğü adaptasyonu olduğu düşünülmektedir.

Asya boyunca bu yapının görülmesi, bu kişilerin buzul bölgelerde yaşayan atalardan geldiğini düşündürmektedir. Ne var ki Afrika'daki bazı gruplarda da bu yapının görülmesi, konunun bundan biraz daha karmaşık olabileceğini göstermektedir ve bu alanda çalışmalar devam etmektedir. Bu sıcak bölgelerde aynı adaptasyonun aşırı sıcağa (ve özellikle de fazladan gelen mor ötesi ışınlara) karşı bir savunma sağladığını gösteren bulgular mevcuttur.

Peki Ya Deri Rengi?

İnsan türünün en geniş ve belirgin çeşitlilik unsurlarından biri kuşkusuz deri rengidir. Deri rengi konusundaki çeşitliliği (varyasyonu) inceleyen biyologlar, bu rengin melanin adı verilen bir renk pigmenti ile ilgili olduğunu kısa sürede fark etmişlerdir. Halk arasında sanılanın aksine, deri renginin güneş ışınları ile doğrudan bir ilgisi yoktur. Güneş ışınları ile deri rengi arasındaki ilişki dolaylıdır.

İnsanlar, çoğunlukla siyah renkte bir deriye sahip olacak şekilde, Afrika'da evrimleşmiştir. Yani bizler, aslen siyah derili bir türüz (bunun bazı detaylarını buradan öğrenebilirsiniz). Ancak sonradan Afrika'dan dışarı göç ederek kuzey enlemlere ulaşan insanlar için siyah deri rengi dezavantajlı olmaya başlamıştır. Güneş ışınları, özellikle de mor ötesi (UV) ışınlar, melanosit hücrelerini uyararak daha fazla melanin üretilmesine neden olmaktadır. Bunun sebebi, UV ışınlarının türümüzün derisinde 3 temel etkiye neden olmasıdır. Bunlar:

  • Aşırı UV ışınları hücrelere ve kimyasal süreçlere hasar vermektedir.
  • UV ışını arttıkça, yani güneş ışınları dik geldikçe Vitamin B folat kimyasalının parçalanma tepkimesi hızlanır. Vitamin B folat, DNA üretiminde kullanılmaktadır; bu yüzden vücutta yeterince Vitamin B folat her zaman bulunmalıdır.
  • 7-dehidrokolesterol kimyasalının Vitamin D'ye dönüşmesine neden olan tepkime hızlanır. 7-dehidrokolesterol vücutta bolca üretilir; ancak Vitamin D sadece gerektiği kadar bulunmalıdır.

Güneş ışınları gerekenden fazla oldukça, bu tepkimeler ve etkiler aşırı sonuçlar doğurabilir. Örneğin aşırı UV ışınları hücre yapısını ve döngülerini bozarak kansere ve ölüme neden olabilir. Vitamin B folat eksikliği, DNA üretimini etkileyerek hücre bölünme döngülerini bozar. Aşırı Vitamin D bulunması ise Vitamin D zehirlenmesi olarak bilinen ve kusma, susuzluk, hassaslık, yorgunluk, kabızlık ve kas ağrıları ile kendisini gösteren bir hastalığa neden olur. Ancak Vitamin D eksikliği de tehlikelidir; bu durum da kemik oluşumunu olumsuz etkilemekte, ayrıca diyabet, kanser, kalp hastalıkları ve zihinsel hastalıklara neden olabilmektedir. Dolayısıyla vücudun aldığı UV ışını miktarı en uygun (optimum) seviyede tutulmalıdır. 

Bu optimizasyon, melanosit hücrelerinin ürettiği melanin pigmenti ile sağlanır. Melanin arttıkça, vücuda giren UV ışınları daha fazla engellenmiş olur. Melanin artışının bir yan etkisi olarak deri rengi koyulaşır. Daha fazla Vitamin D üretimi, dolayısıyla daha fazla UV ışını gerektiğinde ise melanosit hücreleri melanin üretimini keserek UV ışınlarını engellemeyi durdurur ve melanin az üretildiğinden deri rengi açık olur. 

İşte evrimsel süreçte, Afrika'da ve genel olarak ekvator hattında bulunan coğrafyalarda yaşayan atalarımız ve günümüz insanlarının deri rengi, dik güneş ışınlarından kaynaklı aşırı UV alımına, dolayısıyla aşırı Vitamin D üretimine engel olmak için döllenmeden ve deri dokusunun oluşumundan itibaren genetik olarak fazla melanin üreten melanosit hücrelerine sahiptir. Bu yüzden siyahi renktedirler. Daha kuzey enlemlerdeyse güneş ışınları eğik ve dolayısıyla UV ışınları az olduğundan, bu ışınlardan daha fazla faydalanabilmek için melanosit hücreleri az melanin üretirler ve bireyler beyaz tenli olur. Bu iki bölge arasında kalan enlemlerde ise, bu iki uç rengin arasında kalan tonlarda renk görülmektedir.

Görülebileceği gibi bu durum, "Siyah daha ilkel, beyaz daha gelişmiş." anlamına gelmemektedir. İnsanlar göç ettikçe, seçilim mekanizmaları devreye girmiş ve farklılaşmışlardır. Eğer ki Afrika'dan ayrılmayacak olsaydık, hepimiz halen siyah derili olacaktık. Deri renginin toplumsal statü açısından bir üstünlük ya da alçaklık belirtisi olmadığı, coğrafi konuma bağlı olarak evrimin işleyişinden kolaylıkla anlaşılabilmektedir.

1940 Öncesi Deri Rengi Dağılımı Haritası
1940 Öncesi Deri Rengi Dağılımı Haritası
Wikipedia

1940'lardan sonra özellikle hava taşımacılığının gelişmeye başlamasıyla, insan popülasyonları da bu coğrafi bariyerleri yıkmaya başlamıştır. Siyahlar beyazların yaşadıkları bölgelere, beyazlar siyahların yaşadıkları bölgelere kolaylıkla erişebilmişlerdir. Dahası, zaten halihazırda var olan bilimimiz sayesinde deri rengi hayatta kalma konusunda herhangi bir önem arz etmemeye başladığı için, bu göçler herhangi bir dezavantaj ya da avantaj sağlamamıştır. Bu nedenle günümüzde deri renklerine bağlı olarak insanların dağılım haritası çok daha karmaşıktır ve hatta evrimle ilgili faydalı bilgiler veremeyecek kadar iç içe geçmiş haldedir. Ancak eğer ki tüm bilim ve teknolojimiz elimizden alınacak olsa, birkaç bin yıl içerisinde evrimin mekanizmaları bizi, doğanın dikte ettiği dağılıma geri dönmeye zorlayacaktır.

Sonuç

Dolayısıyla bu yüzeysel fiziksel farklılıklar evrim tarihimizdeki popülasyon bazındaki izolasyon farklarının getirdiği adaptif değişimlerdir; dolayısıyla evrimsel özelliklerdir. Fakat bunların yüzeyselliği öylesine güçlüdür ki (örneğin deri renkleriyle ilgili bu çalışmayı okumanızı öneririz); bu tip özelliklerin ayrımcılık için kullanılması büyük bir hata olacaktır. Irk kavramının insan türü (ve genel olarak biyolojide) geçerliliğini neden yitirdiğini buradan, buradan, buradan, buradan ve buradan alabilirsiniz.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 0
  • 5
  • 0
  • 0
  • 1
  • 0
  • 0
  • 1
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • M. Muehlenbein. (2010). Human Evolutionary Biology. ISBN: 978-0-521-70510-3. Yayın Evi: Cambridge University Press.
  • N. G. Jablonski. (2006). Skin: A Natural History. ISBN: 0520242815. Yayın Evi: University of California Press.
  • R. A. Strum. (2009). Molecular Genetics Of Human Pigmentation Diversity. Human Molecular Genetics, sf: 9-17.
  • B. Lang, et al. (2000). Race And Racism In Theory And Practice. ISBN: 978-0847696932. Yayın Evi: Rowman & Littlefield Publishers.

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 22/09/2019 03:25:24 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/3544

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Her şeyi yapmak için hiçbir zaman yeterince zaman yoktur; ancak en önemli şeyi yapmak için her zaman yeterince zaman vardır.”
Brian Tracy
Geri Bildirim Gönder