Evrim Ağacı Logo Evrim Ağacı
Evrim Ağacı
Reklamı Kapat

COVID-19 Aşıları Hakkında Sık Sorulan Sorular: Yeni Aşılarla İlgili Bilmek İsteyeceğiniz Her Şey!

COVID-19 Aşıları Hakkında Sık Sorulan Sorular: Yeni Aşılarla İlgili Bilmek İsteyeceğiniz Her Şey!
Yazar Dr. Noc Çağrı Mert Bakırcı Editör Çağrı Mert Bakırcı
44 dakika
8,344 Okunma Sayısı
Not Ekle
Reklamı Kapat
Bu içerik tıp ve sağlık ile ilişkilidir. Sadece bilgi amaçlı olarak hazırlanmıştır. Bireysel bir tıbbi tavsiye olarak görülmemelidir. Evrim Ağacı'ndaki hiçbir içerik, profesyonel bir hekim tarafından verilen tıbbi tavsiyelerin, konulan bir teşhisin veya önerilen bir tedavinin yerini alacak biçimde kullanılmamalıdır. Daha fazla bilgi için buraya tıklayınız.

COVID-19 aşılarının uzun süreli etkileri nasıl olacak? Aşının %95 etkili olması ne demek? COVID aşıları nano parçacık içeriyor mu? Bu tarz sorular için bilimsel terimlerle yazılmamış, basit bir açıklama yapmak zor olabilir. Bu yazı, bilimsel ve yetkili kaynaklardan alıntılarla beraber COVID-19 aşısı hakkında birkaç soruya verilen basitleştirilmiş cevapların taslağından oluşuyor.

Bu yazının kendisi hiçbir şekilde resmi bir rehber değildir, daha çok sizi gerçek ve saygın kaynaklara yönlendirmek için yaklaşılabilir bir kaynaktır. Her cümlede belirtilen kaynak cümle sonlarında veya alakalı yerlerde, [] şeklinde gösterilmiştir. Bu yazıdaki bilgilerin hiçbirisi sizin için tıbbi tavsiyede değildir. Buradaki hedefimiz, size COVID-19 aşılarına dair sıkça sorulan sorulara yardımcı olacak cevaplara giden linkleri sağlamaktır, sizin kişisel sağlık durumunuz için ne yapmanız gerektiğini söylemek değildir. COVID-19 aşısını olup olmamak kişisel bir karardır fakat var olan kanıtlara dayanılarak ve sizin doktorunuza danışarak verilmelidir. Sitemizdeki alt menüde bulunan İçindekiler tuşunu kullanarak, istediğiniz soruya ve cevabına atlayabilirsiniz.

İçindekiler aracımız.
İçindekiler aracımız.

COVID-19 Aşılarına Dair Sık Sorulan Sorular, Bunların Cevapları, Paylaşılan Yalanlar ve Gerçekler

COVID-19 aşıları nasıl bu kadar hızlı üretildi?

Çünkü bilim insanları, devletler ve diğer uzmanlar, küresel bir sağlık krizine bir bütün olarak cevap vermeyi seçtiler ve gidişata sırt çevirmediler. Birçok insan aşıların çok hızlı bir şekilde ve "gereğinden az" miktarda test edilerek, "aslında yapılması gereken güvenlik işlemleri es geçilerek" piyasaya sürüldüğünü düşünüyor. Bu doğru değil.

Süreç, normalde olandan çok daha hızlı işledi, çünkü test ve verilerin gözden geçirilmesi sırasında işlemleri muazzam düzeyde yavaşlatan bürokratik engellerin tamamı ortadan kaldırıldı. Bu sayede bir grup veri üretildikten sonra, kurumların onu incelemek için aldığı aylarca ve hatta yıllarca sürebilen bekleme süreleri ortadan kaldırıldı. Herkes için bu kriz 1 numaralı öncelik olduğu için, daha verilerin toplanması aşamasında bile ilgili kurumlar konunun takipçisiydi, böylece veriler derlendikten sonra, günler içerisinde kararlar alabildiler.

Reklamı Kapat

Standart Aşı Üretim Prosedürü Takip Edilirse...
Standart Aşı Üretim Prosedürü Takip Edilirse...
The New York Times

Elbette işin içinde bolca para da var; ancak birçok aşı karşıtının sandığı gibi değil. Normalde aşıları çok daha hızlı bir şekilde üretebilecek bilim ve teknolojiye sahibiz; ancak aşılar çok kârlı bir iş olmadığı için, firmalar bu alana pek eğilmiyorlar. Ancak kriz zamanlarında devletler, kamu sağlığını korumak için firmalara devasa paylar ödemeyi göze aldıkları için, firmalar da işi gücü bırakıp bu alana eğilmeyi seçiyorlar. Bu sayede, bilime ve teknolojiye bu düzeyde kaynak ayıracak olursak sorunları ne kadar hızlı bir şekilde çözebildiğimizi görmüş oluyoruz.

Üstelik eski sağlık krizlerine nazaran, modern teknolojimiz çok daha ileride: Kuş gribi veya SARS gibi sadece 15-20 yıl önce yaşadığımız salgınlarda bile genetik araçlarımız bugünkünden çok daha zayıftı. Şöyle düşünün: İnsan Genom Projesi 15 yılda sadece 1 genomu dizileyebildi; günümüzde binlerce insanın genomunu paralel olarak birkaç günde dizileyebiliyoruz. İnsan genomundan çok daha küçük olan virüs genomunun birkaç gün içerisinde dizilenmesi, araştırmaları çok hızlı bir şekilde ilerletti.

Benzer şekilde, mRNA aşı teknolojisi çok hızlı bir şekilde üretilebilen, çok adaptif bir aşı teknolojisi olduğu için, bu araçla üretilen aşılar geleneksel yöntemlere göre çok daha hızlı bir şekilde üretilip, test edilebildi. mRNA üzerinde değişim yapmak çok daha kolay ve hızlı olduğundan, farklı kombinasyonlar çok daha hızlı test edilebildi. Bu nedenle onaylanan ilk aşılar mRNA aşıları oldu.

Ayrıca koronavirüslerle ilk defa karşılaşmıyoruz: 1960'lardan beri tanıdığımız bir virüs ailesi. SARS-benzeri koronavirüsler üzerinde 17 yıldır araştırmalar sürüyor. Dolayısıyla bu virüslerle nasıl mücadele etmemiz gerektiğini iyi bildiğimiz için, hızlıca pozisyon alabilmemiz de mümkün oluyor.

Bir diğer hızlandırıcı faktör, aşı araştırmalarının yapıldığı ülkelerde, klinik deneylerin sürdüğü zaman aralığında salgının iyice kontrolden çıkmış olmasıydı. Normalde aşı grubu ile plasebo gruplarını (bunları aşağıda tekrar göreceğiz) normal yaşantılarına bırakıp, hastalığa yakalanıp yakalanmadıklarını takip etmek gerekmektedir. Eğer salgın yeterince büyük değilse, bu gruplarda yeterince enfeksiyon oluştuğunu görmek için uzun süreler beklemek gerekebilirdi. Ancak örneğin İngiltere ve ABD gibi ülkelerde salgın o kadar kötü durumdaydı ki, her iki grup da virüse bolca maruz kaldılar ve hedeflenen enfeksiyon sayılarına çok hızlı ulaşılabildi.

Son olarak: Aslında aşılara yönelik araştırmalar ve verilerin toplanması tamamlanmış değil. 2020'nin sonlarına doğru gelen "aşı onayları", ilerleyen sorularda da detaylarını göreceğimiz gibi "Acil Kullanım İzinleri" ile ilgili ve sadece belli risk gruplarında olan insanların kullanımını kapsıyor; çünkü aksi takdirde bu kişilerin ölme ihtimali çok yüksek. Eğer bu tarihlerde aşı olmaya kalkacak olursanız, sıradan bir vatandaş olarak aşı olamayacaksınız; çünkü henüz nihai onaylar ("lisanslama") verilmedi.

Arzulanan Aşı Üretim Hızı...
Arzulanan Aşı Üretim Hızı...
The New York Times

Yani aşı üretiminde hiçbir basamak atlanmadı. Sadece normalde bürokratik, maddi ve lojistik nedenlerle çok daha uzun süren süreçler önündeki tüm engeller kaldırılarak, süreç olabilecek en kısa süreye indirgenmiş oldu. Bunu yaparken güvenlik önlemleri azaltılmadı; tam tersine, arttırıldı: İçinde yaşadığımız çağı düşünecek olursanız, bugüne kadar üretilmiş bütün ilaçlar arasında en şeffaf olan ve en çok sayıda şüphecinin ve bilim insanının gözlerinin üzerinde olduğu bir süreçten geçiyoruz. En ufak hatalar affedilmiyor, en ufak belirsizlikler sorgulanıyor. Aşı üretim süreçlerinin güvenliğini kontrol eden çok sayıda bağımsız aktör bulunuyor ve bunlar, bir aşının üretim sürecindeki bütün basamakları sorguluyor, halka açık raporlar hazırlıyorlar ve gerektiğinde belirli süreçlerin tekrar işletilmesini talep ediyorlar.

Bunlar, ürünün güvenilirliğini katlayarak arttıran faktörler. En son hangi ilacın üretim sürecini, verilerini ve bulgularını bu kadar yakından takip etmiştiniz? Ve en son ne zaman on milyonlarca insan bir ilacın üretim sürecini, verilerini ve bulgularını bu kadar yakından takip etmişti?

Reklamı Kapat

Aşılar nasıl çalışıyor?

Bu soru, şu soruyla aynı: Genel olarak aşılar nasıl çalışır? Çok fazla aşı çeşidi var; ama temelde hepsi aynı şekilde işliyor:[1]

  1. Virüs veya bakterinin daha az tehlikeli bir versiyonu (ya da patojenden küçük bir protein) hazırlanır.
  2. Bağışıklık sistemine gösterilir.
  3. Bağışıklık sisteminin cevap hazırlaması için 2 hafta beklenir.

Bağışıklık sisteminin size koruma vermek için yeni hedefe cevap oluşturması iki hafta sürer.[2] Aşıların enfeksiyon esnasında değil enfeksiyondan önce yapılmasının sebebi budur.

Bir virüs için aşı olduğunuzda, aşı genelde ya virüs proteinlerinin küçük bir kısmı ya da enfekte etmeye özelliği olmayan, zayıflatılmış bir COVID-19 virüsü içerir (ki bu virüsün adı SARS-CoV-2'dir). Bu sizin bağışıklık hücrelerinizin, molekül ya da virüsün şeklini tanımasına olanak sağlar. Sonraki birkaç hafta içinde, bu bağışıklık hücreleri kendileri de antikor üretebilecek hale gelirler, böylece gelecekte virüsle bir daha karşılaştıklarında enfeksiyona karşı savunmaya hazır olacaktır. Aşının kendisi gerçekten tehlikeli virüsü içermediği için bu, sizin gerçekten hastalığa sebep olmadan bağışıklık sisteminizi eğitmenize olanak sağlar.[3]

mRNA aşıları nasıl çalışıyor?

Bu konuyu buradaki yazımızda detaylıca anlatmıştık; ancak yine de özetleyelim: Geleneksel aşılar genelde COVID-19’a sebep olan virüsün kılıfındaki bir çıkıntı gibi viral bir protein etrafında şekillendiriliyor. mRNA aşıları birazcık farklı, proteini direkt vermek yerine virüsün üretiminde kullanılabilecek küçük bir RNA parçası ekliyorlar. (Bu durumda COVID-19 virüsünün kılıfındaki bir çıkıntı)

Reklamı Kapat

Bu konuda pek çok yanlış anlaşılma var ve bunların başında gelen hata şu: mRNA aşıları bütün virüsü baştan yazmıyor, sadece bir kısmının üretimine olanak sağlıyorlar. Sonuç olarak enfeksiyöz (enfekte etmeye yatkın) değil ve çoğalamıyorlar.

RNA hücrenizde sonsuza kadar kalmaz, kodladığı proteinleri yapmak için kullanıldıktan sonra bozunmaya başlar. RNA aşısı olmak, genlerinizi değiştirmeyen, geçici bir olaydır (bir sonraki soruda buna daha detaylı bakacağız). Bazı insanlar RNA’nın "yeni hücreler kodladığını" duymuş olabilir, ama mRNA yeni hücreler kodlamaz, sadece protein kodlar ve o viral proteinin birkaç kopyası yapıldıktan sonra kaybolur. Bu mRNA'lar tarafından üretilen proteinler, hücrenin yapısına katılabilir ve hücreleri tamir etmekte kullanılabilir; bu, bir "hücre yapmak" ile aynı şey değildir çünkü bir hücrenin yapılabilmesi için yüz binlerce farklı mRNA molekülü gerekir, sadece 1 çeşit değil.

Yani baştan sona, mRNA aşıları şöyle çalışır:

  1. mRNA aşısı yapılır.
  2. mRNA aşısı hücreleriniz tarafından içeri alınır.
  3. mRNA, viral proteinleri sentezlemek için kullanılır.
  4. Viral proteinler bağışıklık sisteminin gelecekteki enfeksiyonlara karşı hazırlığı için kullanılır.
  5. mRNA hücre içinde bozunur ve en sonunda kaybolur.

Bu sürecin hiçbir noktasında mRNA aşısı DNA’nızı değiştirmez veya hastalığa sebep olan COVID-19 virüsünü sentezletmez.[4]

mRNA aşıları DNA’nızı değiştiriyor mu?

Kısa cevap: hayır, mRNA aşıları DNA’nızı değiştiremez. Bunun mümkün olmamasının iki temel nedeni var:

  1. mRNA, sadece hücrenizin sitoplazmasında bulunur.[5] DNA’nızın bulunduğu çekirdeğin içine girmek için, gerekli işaretçilere sahip değildir.[6] Dolayısıyla DNA’nıza yaklaşamaz bile.
  2. mRNA çok kararlı değildir ve hücreye alındıktan ve protein sentezlendikten sonra hızlıca bozunur.[7]

mRNA aşıları kol kaslarınıza uygulanır. mRNA, hücrenin içine girdiğinde SARS-CoV-2 virüsüne ait bir protein parçasını yapmak için kullanılır. Proteinin birkaç kopyası yapıldıktan sonra hücre mRNA’yı parçalar. Sonra o viral proteinler bağışıklık sisteminize gönderilir, bağışıklık sisteminiz de bu virüse karşı koruyucu bir antikor üretmek için iki hafta kadar uğraşır (olası bir gelecek enfeksiyona karşı).

mRNA aşısı kol kaslarınıza enjekte edildiğinde kolunuzdaki hücreler tarafından emilir ama hiçbir zaman DNA’mızın bulunduğu hücre çekirdeğine girmez. mRNA, ribozomların mRNA’yı virüsün çıkıntı proteinlerini oluşturmak için talimat olarak kullanıldığı sitoplazmada durur. Proteinler sonrasında bağışıklık sistemine “vücuda yabancı bir madde” olarak sunulur ve bağışıklık sistemi gelecekte onunla savaşma cevabı için çalışır.

Unutmayın: Eğer DNA’nızı değiştirmek birazcık RNA enjekte etmek kadar kolay olsaydı var olan genetik hastalıklar için daha iyi çözümler bulurduk. mRNA aşısı olmak, esasında gerçek bir SARS-CoV-2 virüsü enfeksiyonu sırasında olanların daha güvenli bir versiyonudur; çünkü mRNA virüsün kendisini değil de sadece bir proteinin küçük bir parçasını kodluyor.[8], [9]

İnsan vücudu, DNA'yı mRNA'ya dönüştürebilir ve eğer bunu yapmasaydı, canlılığımızı sürdürmemiz mümkün olmazdı. Ancak liselerde biyolojinin merkezi dogması gibi "havalı" ve kısmen yanıltıcı bir isimle öğretilen bir şekilde, bu süreç genellikle tek yönlü işler: DNA, RNA üretir, RNA da protein üretir. Örneğin proteinlerin DNA üretmesini beklemeyiz. Benzer şekilde, RNA da DNA üretemez.

Ama bu, teorik olarak doğru değildir. RNA'dan DNA üretimi mümkündür ve retrovirüsler adı verilen bir virüs grubu, bunu düzenli olarak yapabilirler (benzer şekilde, proteinlerin de kendi kendilerini kopyaladıkları veya kimi durumda DNA veya RNA'ya ihtiyaç duymadıkları da biliniyor). Ne var ki bu, aşırı nadir olan bir olaydır ve birçok mekanizmanın bir arada işlemesini gerektirir. Aşılarda ise bunların hiçbiri bulunmuyor.

Yine de en sıra dışı ihtimali düşünelim: mRNA'nın DNA üretebilmesi için, LINE-1 retrotranspozonları adı verilen transpozonların kullandığı proteinleri çalması gerekir. Bu gen, ters transkriptaz isimli bir proteinin üretilmesini sağlar ve bu sayede mRNA okunarak DNA üretilebilir. Ancak bunun yaşanma ihtimali yok denecek kadar azdır ve yaşanacak olsa bile, üretilen DNA'nın sizin DNA'nıza entegre olma ihtimali ve aynı zamanda anlamlı bir zarar verebilme ihtimali inanılmaz küçüktür; hatta pratik olarak olanaksızdır. Dolayısıyla bir aşı olduğunuzda alacağınızdan emin olduğumuz fayda, tartışmasız bir şekilde, o aşının size verebileceği potansiyel zararlardan çok ama çok daha yüksektir.

Bu konudaki kafa karışıklıklarından birisi, su çiçeği gibi hastalıklara neden olan bazı virüslerin hücrelerimiz içerisinde on yıllar boyunca uyuyup, sonra birden uyanarak zona gibi hastalıklara neden olmasıdır. HIV gibi diğer virüsler ise RNA'yı DNA'ya dönüştürebilecek mekanizmaları bünyelerinde taşıyabilirler. Ancak ne COVID-19 hastalığının sebebi olan SARS-CoV-2 ile ilgili böyle bir bulgu mevcuttur ne de COVID-19 aşılarında bu mekanizmaların herhangi biri bulunur. Dolayısıyla bu konular, COVID-19 aşılarıyla ilgili değildir.

Bir aşının %95 etkili olması ne demek?

Aşının %95 etkili olduğunu duymuşsunuzdur, ama bu sayı ne anlama geliyor? Basitçe ortaya koymak gerekirse, siz aşıyı olmadan önceki semptomatik COVID-19’u geçirme riskiniz %95 azalıyor demektir.

Reklamı Kapat

Bir geri adım atmak ve COVID-19 denemelerinin nasıl tasarlandığını tarif etmek muhtemelen yardımcı olacaktır. COVID-19 aşısı klinik denemeleri çift kör yöntemi ile yapıldı. Bu ne demek? İnsanlar denemelere katıldığında onlara rastgele COVID-19 aşısı ya da plasebodan (hiçbir etkisi olmayan tuzlu su) birinin yapılacağı söyleniyor. Buradaki numara, ne tedarikçinin ne de deneğin hangisini aldığını bilmemesi. Bu bilgi, deneylerin en sonunda açıklanıyor.

Bu tasarımın amacı, aşıyı alan insanların normalden farklı davranmamalarını garantilemek. Mesela aşıyı olduğunu bilen birisi arkadaşlarıyla buluşmak ya da kalabalık alanlara girme konusunda daha rahat davranabilir. Bu da aşıyı işe yaramıyor gibi gösterebilir.

Bu bilgiyi deneyde yer alan herkesten saklayarak aşının gerçek etkisini ve plaseboyu karşılaştırmak ve aşının ne kadar iyi işe yaradığını anlamak çok daha kolay oluyor. Eğer aşılanmış grupta çok daha az COVID-19 vakası varsa bunun anlamı muhtemelen aşının onları korumasıdır.

Örnek olarak, büyük bir faz 3 denemsi aşılamayı içerebilir, yaklaşık 15.000 kişiye gerçek aşı, başka yaklaşık 15.000 kişiye de plasebo karışımı yapılıp, zamanla hangi grupta daha çok COVID-19 teşhisi görüldüğü incelenebilir. Bu deneyde hastalara bilinçli olarak virüs verilmiyor, deneklerin günlük yaşamlarını inceliyorlar. Eğer iki grup arasında oransal olarak çok büyük bir fark varsa aşının hastalığı engellemeye büyük katkı sağladığını görüyorsunuz.

Burada örnek olarak gerçek verilere bakalım. Pfizer deneyleri için yakın zamanda bildirilen FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) aşısı klinik veri paketinde, aşılanan grup (mavi) ve plasebo grubu (kırmızı) arasında zaman içindeki yaklaşık enfeksiyon oranlarını karşılaştırdılar (aşağıdaki tablo).[10] Y ekseninde meydana gelen bir artış daha fazla COVID teşhisi var demek. X ekseni ise plasebo veya aşıdan sonra geçen gün sayısını gösteriyor. Bu tablodan iki şey anlaşılmalı:

  1. Aşının ilk dozu uygulandıktan sonra işe yaramaya başlaması yaklaşık 14 gün sürüyor. Bu aşağıdaki grafikte çok açık çünkü kırmızı ve mavi gruplarda COVID-19 artışı benzer ilerliyor.
  2. 14 günden sonra yeni COVID-19 enfeksiyonları sayısı aşılanmış grupta (mavi) plasebo (kırmızı) grubundan çok daha az.
Yukarıdaki deneyin plasebo ve aşı gruplarındaki etkisi, aşılanmışlar mavi, plasebo grubu kırmızı çizgi ile gösteriliyor.
Yukarıdaki deneyin plasebo ve aşı gruplarındaki etkisi, aşılanmışlar mavi, plasebo grubu kırmızı çizgi ile gösteriliyor.
Medium.org

İki dozluk aşıları tek doz alabilir miyiz?

Bu, aşıdan aşıya değişiyor; ancak bir aşının 2 doz alınması öneriliyorsa, bunun sebebi ikinci dozun "güçlendirici" (İng: "booster") etkiye sahip olması. Örneğin Pfizer aşısı, her biri 0.3 mililitre olmak üzere, 3 hafta arayla iki dozda uygulanıyor. Tek dozun koruyuculuğu bağımsız olarak araştırılmadığı için, şu anda eldeki sonuçları sadece iki doz üzerinden değerlendirmek zorundayız. Dolayısıyla iki dozluk bir aşının ilk dozunu alacak olursanız, (aşağıda değineceğimiz alerjik reaksiyon durumları haricinde) ikinci dozunu da mutlaka yaptırmanızı öneririz.

Reklamı Kapat

Hayatta kalma şansı %99 olan bir insan, neden %95 oranla etkili bir aşıyı yaptırsın?

Eğer önceki soruyu okumadıysanız, bu sorudan önce onu okumanızı tavsiye ederiz. “Aşı %95 etkili” cümlesinin ne kastettiğini anlamanız çok önemli. Görünüşte, sayılara bakarsanız, bireysel risk faktörlerinizi düşünerek hesaplanan hayatta kalma şansınız %99’sa “sadece” %95 etkili bir aşıyı yaptırmayı istemeniz garip gelebilir.

Fakat, bir aşının %95 etkili olması demek, aşıyı olmadan önceki hastalığı kapma ihtimalinizi %95 azaltıyor demek. Kesinlikle, "sizi %95 koruyor %5 ihtimalle COVID-19 virüsünü bulaştırıyor" gibi bir anlama gelmiyor. Yani daha önce iyi olma şansınız %99’sa, şu an %99,95 oluyor. Bu, gayet iyi bir gelişme. Ayrıca %99, sadece hayatta kalmanı oranı. Akciğer yaraları, beyin hasarı, kalp ve damar hasarı gibi hasarların oluşma oranında da %95 azalma olduğunu söylersek cazip gelebilir.[11]

Teorik olarak bir aşı %50 bile etkili olsa, yine de yardımcı olacaktır, çünkü aşı olmadan önceki hastalık riskini yarıya düşürecektir. COVID aşılarının ne kadar uzun süre korunma sağladığını göreceğiz, ama Pfizer araştırmasından alınan verilere göre en azından birkaç ay sağlam bir koruma sağlayacaklar.

COVID-19 aşısının uzun süreli etkileri neler?

Büyük soru: Aşıları bir yıldan kısa süredir test ediyorsak uzun süreli etkilerini nasıl bilebiliriz? Ne yazık ki, COVID hastalığının veya aşısının uzun süreli sonuçlarını birkaç yıl beklemeden doğrudan inceleyemeyeceğimizi söylemenin dolaylı bir yolu yok. Şimdilik bu iki seçenekten (aşı veya COVID-19 hastalığı) hangisinin kısa ve uzun dönemde daha büyük bir risk taşıyacağı konusunda fikir yürütmek durumundayız.

Hastalığı geçiren çoğu kişi, tamamen sağlığına kavuşuyor; buna bir itirazımız yok. Bunu tahmini sayılara dökelim ve bireysel olarak sizin %99,5 hayatta kalma (yani %0,5 ihtimalle ölüm) ve %2 hastanelik olma ihtimaliniz var diyelim.[12] Lütfen bu sayıların yaklaşık olduğunu ve risklerle faydaları göstermek için bir genelleme olduğunu unutmayın.

Kötü bir COVID hastalığı geçirirseniz en olası ne olur? Hayatta kalabilirsiniz, ama virüsün siz virüsü sisteminizden attıktan uzun süre sonra bile kalacak olacak uzun süreli etkileri olabilir.

Bu uzun süreli etkiler akciğer hasarlarını (pulmonary fibrosis), kalp kasınızda enfeksiyonu, atar ve toplar damarlarınızda hasarları, beyin hasarını, uzun süreli tat/koku kaybını ve diğer aylarca sürebilen “uzun süreli” semptomları içerebilir.[12], [13] 2002’deki SARS salgınında ana hastalığı atlatan ve iyileşen bazı hastalar yıllar boyunca azalmış akciğer kapasitesiyle uğraştılar.[13]

Reklamı Kapat

Şu anda hastaların %10 civarında bir kısmı COVID-19 deneyiminin uzun süre kalıcı bazı semptomlar geliştirdiğini doğruladı.[14] Bazı enfeksiyonların teşhis konulmadan devam edebileceğini hesapladıktan sonra (belki de semptomların %90 kadarı açıklanmamış durumda[15]), tüm enfeksiyonların %1-%2'sinin uzun süreli semptomlara sebep olabileceğini tahmin edebiliriz. Şu anda COVID-19’un uzun süreli etkilerinin akciğer yaraları, kalp hasarı, beyin hasarı ve damar hasarlarını tetikleyen ne olacağını söylemek zor olabilir, ama şimdi gerçekçi olalım: kaç yaşında olursanız olun, bu hasarlardan kaçınmak isteyeceksinizdir - ki bunlar, her yaşta oluşabilirler.[16]

Bununla karşılaştıracak olursak, denemelerde COVID-19 aşısıyla karşılaşan katılımcılara ne oldu? Bazı insanlar için kesinlikle yan etkiler olacağını (ve bazen şiddetli olabilir) söylemek önemli olacaktır; ama bunlar sadece birkaç gün sürüyor. Bazı kişiler yorgunluk, kas ağrıları, ateş ve aşağıda belirtilen başka etkileri deneyimleyebiliyor.

Düşünsel bir deney olarak, 30.000 kişinin COVID-19 aşısını olduğunu düşünelim. Denemelerden elde ettiğimiz klinik bilgiye göre bu aşılar sıfır ölüme sebep olacaktır. Fakat hastaların çoğu yorgunluk, kas ağrıları, ateş gibi bazıları şiddetli olabilen ama birkaç günde geçen yan etkileri yaşayacaktır. Şiddetli alerjik tepkime geçmişi olan bazı hastalar kötü alerjik tepki riski altında olabilir.[17]

Haydi, bunu 30.000 kişiyi COVID-19 ile enfekte etseydik ne olacağıyla kıyaslayalım. %99,5 hayatta kalma oranıyla 150 kişi ölürdü ve yüzlerce kişi hastanelik olurdu – ama yaşarlardı ya da akciğer hasarı, kalp hasarı, duyuların uzun süreli kaybı gibi uzun süreli etkileri yaşarlardı.

Hayatta kalma şansı hesaplamada kullanılan %99,5 yerine %99,9 olsa bile hala hasta grupta 30 ölüm varken aşılanan grupta hiç ölüm olmayacaktı.

Bu tarz kıyaslamalar düzenleyici insanların COVID-19 aşısı için risk ve avantaj hesaplama yöntemidir. Günün sonunda, sizin bireysel olarak aşıyı gerçek enfeksiyonla kıyaslayarak karar vermeniz gerekiyor, çünkü beklemeden COVID-19 hastalığının veya aşısının uzun süreli etkilerinden %100 emin olamayız.

FDA’nın Pfizer aşısı üzerine bilgilendirme belgesinin gözlemlenen riskler ve klinik deneyler hakkında mükemmel açıklamaları var ve detaylara girerek aşılamadan sonra oluşan spesifik yan olaylar, aşının nasıl çalıştığının analizi, çalışmanın demografisi, yaş gruplarının analizleri hakkında yazıyor.[10]

COVID-19 aşısının ne tür yan etkileri olabilir?

Önceki soruda tartıştığımız gibi, aşıların yan etkileri var. Bu yan etkilerin bazıları bazı insanlarda şiddetli olabilir. Öncelikle şunu netleştirmekte fayda var: Aşı üreticileri, gördükleri bütün yan etkileri raporlamak zorundalar. Bu yan etkileri takip eden Aşı Yan Etki Olayı Raporlama Sistemi (İng: "Vaccine Adverse Event Reporting System" ya da kısaca VAERS) isimli bir sistem bile var! Bu sistem üzerinden şu bilgiler an an raporlanıyor:

  • Aşı verilme hataları ve bunun yan etki ile ilişkili olup olmadığı.
  • Ciddi yan etkiler (ki bunun aşıyla hiçbir ilgisi olmayabilir bile, yine de raporlanmak zorunda)
  • Çoklu Sistem Enflamatuar Sendromu vakaları
  • Hastanelik olma veya ölümle sonuçlanan bütün COVID-19 vakaları.

Şimdi, gelelim yan etkilere... Bu etkiler aşıdan aşıya bir miktar değişebilse de, çoğunda benzer yan etkiler tespit edildiğini görüyoruz - ki bu mantıklı: En nihayetinde tüm aşılar, aynı virüsün uyandıracağı tepkiyi yaratmaya çalışıyorlar ve gündemde olan aşıların çoğu, bunda oldukça başarılılar. Pfizer aşısından örnek vermek gerekirse AP News klinik sonuçlara dayalı bu grafiği üretti. Yan etkilerin de hastanın yaşı, yan etkinin tipi ve şiddeti gibi kıstaslar verildiğini göreceksiniz.[18]

Reklamı Kapat

Gri çizgi o semptom için var olan bütün şiddet seviyesinin özetidir: Örneğin, 55 yaşında altında az ya da orta ya da şiddetli yorgunluk yaşayan hasta oranı yaklaşık %59,4 mesela.

Pfizer aşısının etkileri
Pfizer aşısının etkileri
AP News

Peki diğer yan etkiler neler? Her aşı geliştirme programında oluşma riski olan birkaç farklı sonuç daha var. Büyük olanlar enflamatuar/alerjik reaksiyonlar, antikor-bağımlı güçlendirme ve Guillain-Barré Sendromu. Buradaki önemli nokta bu tarz kötü tepkilerin ortaya çıkış zamanı (eğer söz konusu aşı için bunlar problem olacaksa). Bu etkiler, aşıdan yıllar sonra ortaya çıkmıyor. Eğer ortaya çıkacaklarsa, günler ya da aylar içinde oluyor.

Enflamatuar/alerjik reaksiyonlar aşının ilk ya da ikinci dozunu aldıktan sonra hızlıca gerçekleşir, genelde dakikalar içinde ama bu süre bir güne kadar çıkabilir. Bu tarz alerjik reaksiyonlar genelde kısa dönem problemleridir, özelliklede kötü alerjik tepkime geçmişi olan insanlarda, ama uzun süreli endişe yaratmazlar.[18], [19]

Antikor-bağımlı güçlendirme (İng: "Antibody-dependent enhancement" veya kısaca ADE), başka hastalıklarda gözlemlenen nadir bir etkidir.[19] Basitçe açıklamak gerekirse, virüse sadece yarı yola kadar bağışıklık tepkisi verip tamamen etkisiz hale getirmemesidir ve antikorlar bu virüsün bazı hücreler girebilmesi için işini kolaylaştırdığı için bu durum ikinci teması daha kötü hale getirir.

Bu, humma hastalığı virüsü için gözlemlenmiş bir durumdur ve herhangi bir aşı gelişim sürecinde yakından izlenen bir şeydir.[20] Bu durumla ilgili önemli soru (eğer gerçekleşiyorsa) ne zaman olduğunu söyleyebilmek. Aşılanan hastalar gerçekten plasebo grubundan daha kötü sonuçlar alıyor olsaydı bu klinik deneylerden belli olurdu.

Aşılanmış grupta enfeksiyonların sayısının ve şiddetinin azalması yerine aşılanmış grup plasebo grubuna göre daha kötü durumda olurdu. Bu şansız bir durum olurdu fakat aşı klinik deneylerinin sonucundan çok net bir şekilde anlaşılırdı ve bu durumun COVID-19 aşısında gerçekleştiğine dair hiçbir kanıt yok. Hatta genel tepkiler tam tersi: aşı yapılan insanlar daha az semptom geçiriyor ve şiddetli hastalık geçirme riski düşüyor.

Guillain-Barré Sendromu (GBS) enfeksiyon veya bazı nadir vakalarda görüldüğü üzere aşılama sonrasında karşılaşılabilen bir enflamasyon çeşididir.[21] Çoğu vaka genelde viral enfeksiyon veya aşılamadan birkaç hafta sonra başlar. Bazen bir ameliyat da bu sendromu tetikleyebilir. Daha da nadir vakalarda aşılamalar GBS riskini artırabilir. Bir örnek çizmek gerekirse mevsimsel grip GBS riskini %0.000001 kadar (milyonda bir) kadar arttırabilir.[22] Bu yeni aşının riski bundan daha çok yükseltme şansı da var, o yüzden klinik deneylerde bakılan bir şey. Çoğu GBS vakası altı ila sekiz hafta arasında[23] gerçekleştiği için, eğer COVID-19 aşıları belirgin bir şekilde GBS riskini arttırsaydı, aşılamadan birkaç ay sonra görünürdü, yıllar sonra değil. GBS’ye dönen birkaç COVID-19 vakası keşfedildi.[24], [5]

Aşıların yaygın aşılama süresince yan etkileri nasıl takip edilecek?

Bir aşı üretilip de kullanılmaya başlandığında güvenlik takip süreci sona ermemektedir. Firmalar, farmakoihtiyat (İng: "pharmacovigilance") adı verilen bir plan yapmak ve bunu otoritelere raporlamak zorundadır. Bu plan çerçevesinde, aşının kitlelere yapılması sırasında oluşabilecek bütün yan etkiler ve gelişmeler anlık olarak takip edilir ve raporlanır. Ayrıca şu anda devam etmekte olan Faz-3 çalışmalarındaki yeni verileri de bu şekilde raporlamaya ve buna bağlı olarak kamu sağlığını etkileyecek kararlar almaya devam edilecektir.

Bu arada şu da unutulmamalıdır: Bir aşının uygulanmaya başlamasından sonra, firmanın kendisi haricinde, çeşitli devlet otoriteleri de kendi inceleme ve gözlemlerini başlatmakta veya sürdürmektedir. Buna bağlı olarak, birden fazla kurumsal göz, aynı gidişatı anlık olarak izlemekte ve raporlamaktadır. Benzer şekilde, devlet veya özel firmalardan bağımsız kuruluşlar da gidişatı izleyebilmekte ve kendi raporlarını üretebilmektedir. Tüm bunlar, çok çok düşük ihtimalle de olsa beklenmedik bir durum oluşacak olursa, hızlı bir şekilde doğru kararların alınabilmesini sağlayacaktır.

Alerjik reaksiyondan endişe etmeli miyiz?

Bunu çok basit ve CDC tarafından da önerilen bir algoritmayla kendiniz çözümleyebilirsiniz:[25]

Reklamı Kapat

  1. Daha önce bir aşıya alerjik tepki göstermediyseniz ve bildiğiniz bir alerjiniz yoksa, aşıya karşı alerjiden korkmanıza gerek yok.
  2. Bildiğiniz bir alerjiniz varsa, aşı içeriğini kontrol edip hekiminize danışınız.
  3. Aşı içeriğindeki herhangi bir içeriğe alerjiniz olduğunu kesin olarak biliyorsanız (daha önceden tepki gösterdiyseniz), o aşıyı olmayın.
  4. Genel olarak aşırı alerjik tepki gösterme geçmişiniz varsa, aşıyı olmadan mutlaka bir hekime danışın. Aşırı alerjik tepki nasıl tanımlanıyor? Epinefrin kullanacak ve/veya hastanelik olacak kadar alerjik tepkiye "aşırı alerjik tepki" diyoruz. Hafif kızarıklıklar gibi tepkiler buna dahil değil.
  5. İki doz verilen aşılarda, ilk dozdan sonra aşırı alerjik tepki gösterirseniz, ikinci dozu olmayın.

Aşırı alerjik reaksiyon çok nadir görülen bir durumdur. mRNA aşılarında buna sebep olan en olası bileşen polietilen glikol isimli bir lipit (kesin olarak bilinmiyor). Bunu sadece bu aşılarda kullanmıyoruz, grip aşısından cilt kremlerine ve diş macunlarına kadar birçok üründe bulunuyor. Eğer spesifik olarak bu yağ bileşenine alerjiniz varsa, içeriğinde polietilen glikol olan bir aşı olmamalısınız (doğal olarak).

Tekrardan: Bunlar haricindeki kimsenin aşı alerjisinden, diğer herhangi bir şeye karşı alerji geliştirmekten daha fazla korkmasına gerek yok.

Bir aşı, Acil Kullanım Onayı kapsamından çıkıp, rutin kullanıma nasıl geçer?

Acil Kullanım Onayı, olağanüstü şartlar altında geliştirilen ilaçların hızlı bir şekilde risk gruplarına ulaştırılabilmesi için verilen bir onaydır. Zaten bu yüzden eğer ki risk grubunda değilseniz, aşılar uygulanmaya başladıysa da sizin aşıya erişmeniz haftalar ve hatta aylar sürebilir. Bu süreçte veriler toplanmaya ve raporlanmaya devam etmektedir. Bunlar sonucunda üretilen aşılar, eğer ki yerleşik ilaç standartlarını sağlamaya devam ederse, lisanslama adı verilen bir süreçten geçerek, Acil Kullanım Onayı'ndan çıkarılırlar ve yaygın, rutin kullanıma geçerler. Eğer bu süreçte aşının ek güvenlik ve etkinlik bilgileri gelmeye devam etmezse veya biyogüvenlik ile ilgili endişeler baş gösterirse, aşının lisansı verilmeyeceği gibi, Acil Kullanım Onayı da iptal edilebilir.

Gerçek bir enfeksiyondan kazanılan bağışıklık, aşıdan kazanılan bağışıklıktan daha mı iyidir?

Hayır, gerçek enfeksiyondan kazanılan bağışıklık her zaman aşıdan daha iyi değildir. Örneğin, 3 Aralık 2020’de Moderna mRNA aşısıyla ilgili yeni bir güncelleme paylaşıldı ve önceki klinik aşı denemelerinde aşılanan otuz dört hastadan alınan örneklerde son aşıdan sonra hala bazı hastalarda antikor bulundu.[8] Örnek hastaların arasında antikorlarının dayanıklı olduğunu gösteren yetmiş bir yaşında hastalar da vardı. Aşağıdaki tabloya baktığımızda antikor seviyesinin yavaşça azaldığı açıkça görülüyor, ama bu aşının en azından birkaç aylık koruma sağladığını gösteriyor.

NEJM

Buna benzer Pfizer aşısını olmuş deneklerdeki antikor seviyelerini gerçek COVID-19 enfeksiyonunu atlatmış kişilerin kanındaki antikorlarla kıyaslayan bir veri analizi gösteriyor ki aşı gerçek COVID-19'dan iyileşmiş hasta örneklerine göre iki ila dört kat daha fazla antikor oluşmasını sağlamış[9] . Bu bulguları klinik deneylerde görülen semptomatik COVID-19’dan koruduğunun kanıtlarıyla birleştirince, aşılardan kazandığınız koruyuculuğun en az birkaç ay sürmesi oldukça yüksek bir olasılık gibi görünüyor. Fakat antikor seviyesine bakmak bütün hikâyeyi anlatmaz, bu yüzden gerçek kıyasa klinik deneylerdeki kişilerin ne kadar korunduğunu görerek karar verilecek.

Aşıdan gelecek bağışıklık ne kadar sürecek?

Henüz bilmiyoruz, fakat şu anki veriler aşının, özellikle semptom göstermeyen veya enfeksiyonu hafif geçiren bazı insanlarda, gerçek enfeksiyonlardan daha büyük antikor cevaplarını üretebileceğini olabileceğini gösteriyor.[9] Klinik deneylerden gelen diğer verilere göre aşılardan gelen bağışıklık cevapları en az birkaç ay boyunca sürüyor.[8]

COVID bağışıklığı zamanla azaldığına göre tek bir seferde hastalan, iyileş ve bir daha hasta olma mantığının buna uygulanamayacağı açıkça görülüyor.[8] Eninde sonunda bağışıklık korumanızı yükseltmek için bir desteğe ihtiyacınız olacak. Bu desteğe ihtiyacınız olup olmadığını ve varsa ne zaman gerekli olacağını öğrenmek için klinik deneylerdeki hastalardan tekrar enfeksiyon riskinde olmaya başlayandan gelecek verilerin devamını beklememiz gerekiyor.

Klinik testleri yapılan ilk mRNA aşısı bu mu?

Hayır. mRNA aşıları insanlardaki klinik deneylerde yaklaşık beş yıldır test ediliyor. Bu linkteki, Şubat 2020’de yayınlanmış makale, 12 farklı enfeksiyöz hastalık için gerçekleştirilen tamamlanmış mRNA aşı deneylerinden verileri içeriyor. Eğer mRNA aşılarının nasıl çalıştığı hakkında daha detaylı bir okuma istiyorsanız, Nature dergisinde 2018’de yayınlanmış güzel bir makale var.[26]

Bu cümlenin sonunda yer alacak kaynak, daha önceden influenza için tasarlanmış ve Faz 1 deneylerinde iyi bir koruma ve bağışıklık cevapları sağladığını gösteren, Aralık 2015 ile Ağustos 2017 arasında katılımcıları test eden bir mRNA aşısının 2019’da yayınlanmış sonuçlarını içeriyor.[27] Bu kaynakta ise 2017’de paylaşılan ve Zika virüsüne geliştirilen karşı mRNA aşısının klinik deneyleri var.[28]

Fakat mRNA aşıları daha önce bu seneki ölçekte hiç test edilmemişti demek de kesinlikle doğru olur. Bu örnekleri vermemin tek sebebi pek çok insanın bu pandemiye kadar mRNA aşılarının hiç insanlar üzerinde denenmediğini düşünmesi, ki durum böyle değil.

COVID-19 aşıları "canlı" aşılar mı?

Hayır, son zamanlarda hakkında çok şey duyduğunuz COVID aşıları “canlı” değiller.[29] Canlı aşılar bütün hastalığa sebep olmasa da bazı hücreleri enfekte edebilen, zayıflatılmış virüsleri içerir. Bu bütün virüsü bile içermeyen mRNA aşılarından oldukça farklıdır ve sadece belli bir proteinin bir kısmını kodlayan mRNA’yı içerir. Bu mRNA bütün virüsün nasıl üretildiğini talimatlarını bile taşımaz, DNA’nızı değiştiremez ve viral protein yapmak için kullanıldıktan sonra parçalanır.

Gelecekte bilim insanları canlı, zayıflatılmış virüsü COVID-19 aşısı için kullanarak daha iyi sonuçlar alabilirler, ama şu andaki aşı adayları için bu geçerli değil.

COVID-19 aşıları size COVID-19 hastalığını bulaştırabilir mi?

Hayır, daha önceki bölümde de anlatıldığı gibi COVID-19 aşıları size COVID-19 hastalığını bulaştıramaz, çünkü tam virüse bile sahip değiller. mRNA aşıları sadece belli bir proteini kodlamak için gerekli bilgiye sahiptir ve çoğalamaz.[29] mRNA viral proteinden birkaç tane yapılmak için kullandıktan sonra parçalanmaya başlar ve en sonunda tamamen yok olur.[5]

Vücudunuzun bağışıklık sistemi için koruyucu bir cevap oluşturması aşıdan sonra yaklaşık iki hafta sürer. Bunun anlamı da aşıyı olduğunuz fakat henüz yeterli bağışıklığı geliştiremediğiniz kaçınılamaz bir süreç vardır. Mesela bugün aşı olduysanız ve COVID'le enfekte olmuş birisi yarın gelip üstünüze öksürse sizin de enfekte olma ihtimaliniz çok yüksektir. Bu bütün aşılar için geçerlidir… Ve örneğin mevsimlik influenza aşısı konusunda pek çok kafa karışıklığına sebep olur. Eğer birisi aşıyı olduktan iki hafta sonra bağışıklığın tam olarak oluştuğunu bilmiyorsa ve grip aşısından üç gün sonra virüsü kapıp hastalanıyorsa aşının gribe sebep olduğunu düşünebilirler fakat gerçekte sadece bağışıklık sistemlerinin koruma geliştirmek için yeteri kadar vakti olmamıştır.

Muhtemelen COVID-19 aşıları ile ilgili de aynı kafa karışıklığını, birisi, ilk COVID-19 aşısını olduktan hemen birkaç gün (iki haftalık bağışıklık süreci tamamlanmadan çok önce) sonra semptomları gözlemlediğinde ve pozitif test sonucu aldığında yaşayacağız. “66 YAŞINDAKİ KADIN COVID-19 AŞISINI OLDUKTAN ÜÇ GÜN SONRA HASTALIĞA YAKALANDI” gibi başlıklar görmemeyi umut ediyoruz; çünkü sonraki aylarda birkaç milyon insanın aşı olacağı düşünülürse tam olarak bu senaryo gerçekleşecek.

Reklamı Kapat

Bağışıklığı baskılanmış kişiler üzerinde de COVID-19 aşısı başarıyla uygulanılabilir mi?

Bu tarz spesifik sorular için doktorunuza danışmanız en iyisi. Konu bağışıklığı baskılanmış kişiler ve COVID’e gelince iki büyük soru ortaya çıkıyor:

  1. Aşı baskılanmış bağışıklığı olan insanlarda COVID hastalığına sebep olacak mı?
  2. Aşıdan herhangi bir koruyucu fayda sağlayacaklar mı?

Sorunun cevabı hayır; çünkü aşılar canlı ve çoğalabilir virüsü içermiyorlar ve bu yüzden de gerçek hastalığa sebep olamazlar. Bununla beraber doktorunuza durumunuzla birleştiği takdirde kötü kombinasyonlar oluşturabilecek diğer yan etkiler ile alakalı danışmalısınız ve bir plan oluşturmalısınız.

2. sorunun cevabı bu kadar net değil; çünkü baskılanmış bağışıklığı olan her insanda baskılanma farklı bir seviyededir. Aşılara vücudunuzun vereceği cevaplar bunun altında yatan pek çok bağışıklık hastalığı veya ne çeşit ilaçlar aldığımızda göre değişebilir.[30], [31]

COVID-19 aşısı sizin COVID-19 testinde pozitif çıkmanıza sebep olabilir mi?

Hayır, COVID-19 aşısını olmak sizin şu anda enfekte olup olmadığınızı test etmekte kullanılan testlerde pozitif çıkmanızı sağlamayacak.[29] Bu tarz PCR ve antijen temelli testler sizden alınan örneklerde viral RNA veya viral protein varlığını aramak üzere tasarlandı ve kol kaslarınıza yapılacak olan mRNA enjeksiyonu böyle bir pozitif sonuca yol açmayacaktır.

Fakat aşı antikor üretimine yol açacak ve bu da iki hafta sonra, bağışıklık sisteminiz antikor temelli COVID-19 testlerinde pozitif çıkmanıza sebep olabilir. Bu antikor testleri (kan testleri) şu anda enfekte olup olmadığınızı anlamak için kullanılmaz ve kesinlikle burun boğaz ve tükürük örneğiyle yapılan PCR ve antijen testlerinden farklıdır.

COVID-19 aşıları çocuklar için güvenli mi?

Şimdilik, aşıların çocuklar için güvenli ve etkili olup olmadığını bilmiyoruz. Klasik farmasötik süreçte önce yetişkinlerde güvenlik ve etkililiğini ölçer ve iyi görünüyorsa çocuklar üzerinde denemeye başlanır. COVID-19 aşılarındaki şu ana kadar yapılan denemeler yetişkinlerdeki klinik çalışmalarda güvenliğin iyi olduğunu gösterdi ve 12-17 yaş aralığındaki çocuklar üzerinde çalışmaya başladılar.[32], [33] Eğer bu araştırmaların sonuçları yetişkinlerde güvenli olduğu kadar gençler de olduğunu gösterirse daha da küçük çocuklar için güvenli olup olmadığını test etmeye geçecekler. Şimdilik FDA, 16-17 yaşındaki çocuklardaki etkilerin, daha gençlerde de çok benzer sonuçlar vereceğini öngörüyor; ancak bunu nihai bir gerçek olarak kabullenmek için henüz erken.

COVID-19 aşıları hamileler için güvenli mi?

Kısa cevap: Hamile kadınlarda aşının güvenli veya etkili olup olmadığını bilmiyoruz çünkü klinik deneylerde bugüne kadar dahil edilmediler. Bu durum, iki ucu... riskli bir değnek demek: Eğer hamile kadınlarda COVID-19 aşısının zararı yoksa, o aşıyı yapmamak gebeleri riske atmak demek olacak; ancak elde veri yokken, aşının herhangi bir zararı olmadığını varsaymak da doğru olmaz. Hamile kadınlar olası zararlardan korumak için klinik çalışmalara dahil edilmediğinden bu konuda karar vermek için bilgimiz çok az.

Bu durum, hamile kadınların hamile olmayanlara göre şiddetli COVID-19 bağlantılı hastalıklar konusunda riskinin yüksek olduğunu düşünürsek daha da karmaşıklaşıyor; bu yüzden aşı sayesinde korunma oldukça önemli olabilir ama henüz ulaşılabilir bir klinik veri yok.[31] Bu konuyu gebeliğinizi takip eden hekiminizle konuşmanız gerekiyor.

COVID-19 aşılarının içinde nanoparçacıklar var mı?

Aslında evet, ama bu durum, sandığınız kadar "heyecan verici" değil. Nanoparçacıkların ne olduğu hakkında pek çok kafa karışıklığı var. Üstelik bu nanoparçacıkların aslında nanorobotlar olduğuna dair de pek çok popüler görüş var. mRNA aşılarında kullanılan nanoparçacıklar oldukça basit ve başka tarz ilaçların içinde on yıllardır kullanılıyor.[32]

Bu nanoparçacıklar, genellikle basit yağ parçacıklarıdır. Esasında yağ nanoparçacıkları, küçük bir küre şeklinde çift katlı bir yağ tabakası içerir (hücre zarında olduğu gibi), içinde de küçük bir su cepçiği bulunur. RNA gibi korumak istediğiniz hassas bir molekülünüz varsa istediğiniz noktaya (kol kaslarının içi gibi) gelene kadar bu hassas molekülü yağ küresinin ortasına koyabilirsiniz, bu çift tabakalı yağ onu bozulmadan koruyacaktır ve hücrenin içine kadar bozunmadan gitmesini sağlayacaktır. Bu kadar... Nanoparçacıkların görevi budur! Herhangi bir robotun veya elektronik yazılımın, konu ile hiçbir alakası bulunmuyor.

Konu ile alakasız olarak bilgi verelim: İlk onaylanmış yağ nanoparçacık ilacı Doxil adında kanser karşıtı bir ilaçtı ve 1995'te onaylanmıştı.[33] Aynı yağ nanoparçacığını içeriyordu, su dolu bir çekirdek etrafında çift katlı yağ tabakası, fakat ortasına RNA koymak yerine bu parçacıklar Doksorubisin adında bir kanser ilacı ile doluydu. Bu ilacı yağ nanoparçacıklarının içine koyarak bu partikülün tümör bölgesine gidene kadar saklı kalmasını sağlıyordu. Bunun anlamı da Doksorubisin moleküllerinin hedef dışında başka bir yere zarar vermediğidir (kalp gibi). Klinik deneylerde kullanılan pek çok yağ nanoparçacığı çeşidi var ama bizim burada ana fikrimiz, nanoparçacık kelimesinin genelde aslında sadece bazı kargoları korumak için kullanılan küreciklerken küçük robotları kast edecek şekilde yanlış kullanılan bir kelime olması.[32]

Burada nanoparçacığın gerçek anlamı ve küçük bilgisayar veya robotlar anlamına gelen yanlış anlaşılması arasındaki farkı inceleyen güzel bir makale var.[34] Eğer şu anda nanoparçacıkların çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılması hakkındaki trendler konusunda daha derin bir araştırma yapmak isterseniz bul link sizi daha detaylı bir makaleye yönlendirecektir.[35]

COVID-19 aşılarının içinde mikroçipler/takip cihazları var mı?

Hayır, (doz başına yaklaşık birkaç dolara üretilen) aşılarda biyometrik verilerinizi kaydedip iletilebilecek mikroçip bulunmuyor. Bunun için buradaki detaylı raporu okumanızı tavsiye ediyoruz.[36] Bu metin, bu mitin olası kökenini tarif ediyor ve Bill Gates’in sizi takip etmeye çalıştığına dair sizi ikna etmek için düzenlenmiş video kliplerini araştırıyor. Bu arada, aslında orijinal kayıtlar kendisinin aşıyı takip etmek istediği hakkında konuşmuyor, yani dünya çapında kargolanan aşı dozlarını üretim zincirinin takip edilmesi hakkında...

Reklamı Kapat

Aşının cam şişesinin üzerine gönderme ve depolama esnasında kolayca içindekinin saklanma ve satış koşullarının ve bazı sayıların görünmesini sağlayacak bir cihaz/etiket yapıştırmak ve gerçek aşınım içine takip cihazı koymak arasında çok büyük bir farklılık olduğunu söylemeye gerek bile – ki bunu kimse denemedi ve hiçbir şekilde gerçek COVID-19 aşılarının içerisinde yer almıyor.

COVID-19 aşısı olan biri, hastalığa yakalanabilir mi?

Evet; ancak bu ihtimal, aşı olmayan birine göre çok ama çok daha düşüktür. COVID-19 aşıları %100'e çok yakın düzeylerde koruma sağlıyor olsa da, bu oran %100 olmadığı sürece mutlaka aşıyı olmasına rağmen hastalığa yakalanan bireyler olacaktır. Dahası, şu anda virüs o kadar yaygın ve kontrolden çıkmış halde ki, tam da aşıyı olduğunuz günlerde (birkaç gün önce veya sonra) virüsü kapma ihtimaliniz oldukça yüksek; dolayısıyla "aşıyı olmasına rağmen hastalığa yakalanan" bazı insanlar, daha aşı işlevini göstermeye başlayamadan hastalanmış olacak (buna tesadüfi enfeksiyon diyoruz).

Reklamı Kapat

COVID-19 aşısı olanlar, maske ve izolasyona devam etmeli mi?

Şimdilik evet. Çünkü aşıyı olan birinin virüse yakalanacak olursa hastalığı yaymaya devam edip etmeyeceğini de henüz bilmiyoruz. Bu nedenle aşıyı olsanız bile, salgın tamamen sönene kadar diğer önlemleri (maske, izolasyon, hijyen, vb.) sürdürmelisiniz. Hem bunlar, aşıların yaygınlaşmasıyla eş zamanlı olarak yükselişe geçen grip ve nezle gibi hastalıklara yakalanma ihtimalinizi de düşürecektir.

Eğer hastalığı geçirmiş ve iyileşmişseniz bile COVID-19 aşısından faydalanabilir misiniz?

Muhtemelen evet, sizin bağışıklık korumanızın zamanla yavaşça azaldığını bildiğimize ve ilk enfeksiyondan birkaç ay sonra yeniden enfekte olan vakalarla karşılaşıldığına göre bir daha enfekte olma riskini azaltmak için faydalanılabilir.[26], [37] Yeniden enfeksiyonlar nadirdir -ki bu güzel bir şey- ve çoğu kişinin birkaç ay boyunca korunacağını gösterir.

İlk enfeksiyondan iyileştikten sonra aşı olmanın, böyle semptomlar gerçek viral enfeksiyon temizlendikten uzun süre sonraya kadar bile kalabildiği için, ilk enfeksiyondan kalan uzun dönemli semptomları azaltıp azaltmayacağını henüz bilemiyoruz.

COVID-19 aşısı doğurganlığı etkileyecek mi?

Aşının doğurganlıkla herhangi bir ilgisi olduğuna dair hiçbir kanıt yok. Pfizer aşı denemelerinde aşılanmadan sonra istemeden hamile kalan birkaç kadın vardı: aşı grubunda 12 kişi ve plasebo grubunda 11 kişi.[10] Aşılanmış gruptaki 12 kişinin hamileliğinde hiçbir yan etki bulunmadı. Bu sadece denemelerden yanlışlıkla toplanmış küçük miktarda bir veri; ama belki de aşı ve doğurganlık endişesini haksız çıkartan, küçük miktarda bir güvencedir.

Belki de COVID-19'un dış proteinlerden birisinin insanlarda bulunan syncytin-1 amino asidine benzer olduğunu ve aşıya karşı geliştirilen bağışıklığın bu aminoaside karşı da bağışıklık geliştireceğini, bu şekilde de sizi kısır yapacağını öne süren iddiayı görmüş olabilirsiniz. Bu iddia birçok sebepten dolayı yanlıştır ve birçok bilim insanı tarafından eleştirilmiştir.[38] Ne yazık ki bu iddiayı açıklamak biraz daha bilimsel ve detaylı bilgi gerektirir bu yüzden teknik bilgi almayı çok istemiyorsanız sonraki soruya geçebilirsiniz.

Diğer bütün kanıtların eksikliğinde bile aminoasit benzerliği bulmak çok da zor bir şey değil ve aslında iki büyük proteinin aminoasitlerinin kesiştiği bölgeleri bulmak oldukça kolay. Eğer virüsün proteininin kod dizilimini vücuttaki diğer proteinlerle karşılaştırırsanız syncytin-1 benzeri başka kesişim noktaları da (belki de daha büyük) bulabilirsiniz, hemoglobin ve kolajende de olduğu gibi. Bu istatistiksel olarak yaygındır; zaten herhangi iki büyük proteini kıyasladığımızda arada bir ben benzer aminoasit dizilimleri görmeyi beklersiniz.

Üstelik syncytin-1 gibi aminoasitleri ve influenza, E. coli, Streptococcus veya mevsimsel koronavirüs (NL63 ve 229E) gibi yaygın patojenlerle karşılaştırdığınızda kıyaslanabilir benzerlikleri bulabilirsiniz. Eğer virüsünün proteini ve syncytin-1’de bulunan amino asitlerin benzer olması bağışıklığın iki tarafı da etkilendiği anlamına gelseydi o zaman bu mantığın vücudumuzda kesişen amino asitlere sahip bütün patojen ve proteinlerde gerçekleşmesini beklerdik.

Eğer syncytin-1 aminoasidi ve viral proteinin yapılarında büyük ölçekte bir benzerlik olsaydı (sadece seyrek amino asit benzerliği değil), o zaman bağışıklık cevaplarının iki hedefi benzer olarak tanıması mümkün olabilirdi. Fakat bu kadar büyük ölçekte bir benzerlik veya bağışıklık hücreleri tarafından tanımlamanın kesiştiğine dair gördüğümüz kadarıyla bir kanıt yok. Eğer böyle bir benzerlik olsaydı bile T Lenfosit hücrelerinin kendine tepki verme riskini azaltmak için toleransın artmasını beklerdiniz.[39] Gördüğümüz kadarıyla bu iddiayı desteklemek için kullanılan tek “kanıt” sadece bazı amino asit benzerliklerini göstermek ve bu da kendi başına yeterli değil.[38]

Bağışıklık sisteminin kendi vücudumuza saldırmasını engellemek için çok sayıda kontrol noktası vardır ve birkaç benzeşen aminoasit parçası, kötü reaksiyonlara sebep olmak için yeterli değildir.[40], [37]

Sonuç olarak, aşıları olacak olan insanlardan daha fazla klinik veri toplayacağız ve sonrasında hamile kalmaya karar vereceğiz fakat şimdiye kadar bunun mantıklı bir endişe olduğuna dair hiçbir kanıt göremiyoruz. Ayrıca CDC ve Maternal ve Fetal Tıp Cemiyeti gibi kurumlar da gebe kadınların aşılanmaması gerektiği yönünde herhangi bir öneride bulunmamaktadır.[41], [42], [43]

Nasıl bir yıldan kısa sürede COVID-19 aşısını üretebildiler, ama kansere hala çare bulamadılar?

Bazı hastalıkları tedavi etmek diğerlerinden daha kolaydır. Kanserli hücreler normal hücrelere birkaç küçük mutasyon dışında çok benzemektedir. Bunun anlamı kanser hücrelerini hedef alıp sağlıklı hücreleri almamanın oldukça zor olduğudur ve bu da kemoterapi ilaçlarının genellikle yan etkilerinin vücuda çok zararlı olmasının sebebidir.[44] Üstelik kanser, çok çeşitli bir sürü hastalığı kapsayan şemsiye bir terim olarak kullanılmaktadır ve kanserin farklı türleri farklı tedaviler gerektirmektedir.[45], [46] HIV ile ilgili olarak da bu yazımızı okuyabilirsiniz.

Mutasyonlar ve evrim aşıyı etkisiz kılmayacak mı?

Koronavirüs soy hatlarında evrim devam etmekte, yeni mutasyonlar biriktirmeyi sürdürmektedir. Bunlar, virüsün yapısını zaman içerisinde değiştirmekte ve dolayısıyla aşı etkinliğini değiştirebilecek potansiyel bir risk faktörü olmaktadır. Ancak şu ana kadar SARS-CoV-2 soy hatlarında görülen hiçbir mutasyon (veya mutasyon öbeği), aşıyı tamamen işlevsiz hale getirecek düzeyde değildir. Örneğin bu virüslerin yüzey proteinlerinde görülen D614G veya N501Y gibi mutasyonlar, koronavirüslere "taç" görünümünü kazandıran "mızrak proteinlerinin" birçok alt biriminden sadece birkaç tanesini değiştirirler. Ancak aşılar, bu alt birimlerin birçoğunu savunma sistemine tanıtabilecek biçimde hazırlanmaktadır. Dolayısıyla evrimsel değişim sonucunda mızrak proteinleri bir miktar değişse bile, aşılar sizi bu virüslere karşı korumaya devam edecektir.

Ayrıca koronavirüsler, grip virüslerinin aksine çok daha yavaş evrimleşmektedir ve küresel bir sağlık krizi içerisinde olduğumuz için bu virüslerin evrimi çok yakından takip edilmektedir. mRNA aşı platformları gibi yeni teknolojiler, çok daha adaptif doğaya sahip oldukları için, virüslerin değişimine bağlı olarak hızlı bir şekilde yeniden düzenlenebilirler ve güncellenebilirler. Bunun yapılmasını gerektirecek bir durumda, yani virüs fazlasıyla hızlı evrimleşmeye başlayacak olursa, sezonluk aşı olmak veya aralıklarla "booster" adı verilen güçlendirici dozlar almak gerekebilir. Şu anda bu yönde bir gidişat görülmemektedir.

COVID-19 aşısı kan içerecek mi?

Hayır. Aklınıza iyileşen alınan plazma geliyor olabilir - ki bu aşıdan tamamen farklıdır.[47] Şu anki aşılar birkaç farklı yağ molekülü, kendine eşleyemeyen mRNA ve biraz tuz ve şeker içermektedir.[10] Evet, eğer kendini bakmak isterseniz, aşının içindeki tüm malzemeler yayınlandı.[48], [11]

COVID-19 aşısı COVID-19’a sebep olan virüsü içerecek mi?

Hayır, şu anki aşılar gerçek, canlı COVID virüsünü içermemektedir ve bu yüzden de gerçek COVID enfeksiyonuna sebep olamaz veya size pozitif COVID test sonucu çıkartamaz.[29]

Reklamı Kapat

COVID-19 aşısı pandemiyi bitirecek mi?

Cevap “Henüz değil” gibi görünüyor, çünkü ilk başta sadece sınırlı sayıda aşı yapılacak.[45] Yüksek risk oranına sahip insanlar aşıyı ilk olacağından dolayı ve bu aşılanmış grupta hastalık ve ölüm oranının önemli miktarda azaldığını gözlemleyebiliriz. Bu da COVID-19 un ölümcüllük oranın düşmesi anlamına gelir fakat hala aşılanmamış insanlar arasında virüs alışveriş olacaktır.

Bu sebepten ötürü aşılar yapılmaya başladığı anda önlem almayı bırakamayız. Muhtemelen normal düzene dönüş 2021 içinde yavaş yavaş ve kademeli olarak gerçekleşecektir, pandeminin bir anda bitmesi gibi değil.[45]

COVID-19 aşısı elitler tarafından dikte edilen bir popülasyon kontrol yöntemi mi?

Hayır, değil. Her yeni tıbbi üründe bu tür safsatalar halk arasına pazarlanmaktadır: "Firmalar beyninizi kontrol etmek istiyor.", "Zenginler bedeninize hakim olacak.", "Elitler popülasyon kontrolü yapıyorlar." ve daha nicesi... İşin aslı şu: Bunların hepsi uydurmadır. Çünkü aşılar popülasyonun geneline uygulanmakla kalmayacak, aynı zamanda devlet liderleri ve zenginler gibi kesimler çoktan aşıyı olmaya başladılar bile. Hatta Amazon gibi firmalar, kendi iş güçlerinde kayıp olmaması için, kendi çalışanlarına öncelik sağlanması adına lobicilik faaliyetleri bile sürdürüyor![49] Eğer bu, insanları öldürecek bir popülasyon kontrolü yöntemi olsaydı, firmalar çalışanlarına öncelik tanınmasını ister miydi?

Yapılan araştırmalar, kilolu, obez veya sigara içen kişilerin koronavirüse yakalanması halinde daha ağır bir hastalık geçirdiklerini ve ölme risklerinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. COVID-19 örüntüleri, özellikle de düşük sosyoekonomik sınıflarda olan kişilerin daha yüksek ağır hastalık ve ölüm riski taşıdığını da göstermektedir. Bunun sebebi, bu virüsün (veya aşının) bu grupları özellikle etkilemesi için üretilmesi değil, bu kişiler arasındaki yaşam biçimleri, meslekleri, sağlık hizmetlerine erişimi gibi faktörlerin benzerliğidir.

Aşı önceliği, kişilerin bireysel risk düzeyine göre belirlenmektedir; deri rengine, konuştukları dile, gelir düzeylerine veya eğitim seviyelerine göre değil. Örneğin 30 yaşında olup, evinden çalışan sağlıklı bir insan; diyabeti olan, yaşlı ve kilolu bir mağaza işçisinden daha sonra aşılanacaktır. Buna karşılık bir manavda çalışan hamile bir kadın da, 80 yaşında olan ve bakımevinde yaşayan bir insandan daha geç aşılanacak; ancak aile çiftliğinde yaşayan genç ve sağlıklı bir erkekten daha önce aşılanacaktır.

“Sürü bağışıklığı”na için ulaşmak kaç kişinin aşılanması gerekecek?

Bu cevaplaması zor bir soru olarak görünebilir ama cevap muhtemelen toplumun yüzde altmışı ile sekseni arasında bir kesiminin aynı anda bağışıklığa ulaşması, sürü bağışıklığının alt sınırına ulaşılması için gerekli.[46] Bu dinamik bir hedef ve ayrıca bildiğimiz üzere bağışıklık zamanla zayıflıyor. Örneğin toplumun %85’i aşılanmayı seçerse fakat bazı kısıtlamalar yüzünden bu %85’in aşılanması 12 aya yayılırsa, sonlara sıra gelene kadar ilk aşılanan insanların bağışıklığının azalmış olması mümkün (bu tamamen teorik bir hesaplama, sadece neden sürü bağışıklığına ulaşmak için gereken insan sayısının kesin olarak hesaplanmasının zor olduğunu göstermek için).

Önemli bir nokta: Bu, bir "hep ya da hiç" davranışı değil. Toplumun sadece yüzde kırkı bile tek seferde bağışık hale gelirse, bu virüsü tamamen durduramasa da virüsün yayılma hızını yavaşlatacaktır. Bağışıklıktaki her türlü artış yayılıma yavaşlatmaya yönelik, doğru yolda atılmış bir adımdır.

Kesin olan bir şey ise sürü bağışıklığına ulaşmak için bütün popülasyonu bilinçli olarak enfekte etmenin iyi bir fikir olmadığıdır. %99,9 yaşama şansı olduğunu düşünseniz bile yüz binlerce ölümü teklif ediyorsunuz demektir ve bu hayatta kalacak olanların uzun süreli yan etkilerinin hesaba katılmamış hali. Aşı sürü bağışıklığına ulaşmanın daha güvenli bir yolu fakat oraya ulaşmamız aşı tedariği ve insanların aşı olup olmama seçimleri tarafından sınırlanacaktır.[46]

Aşıların etkinliğini veya zararlarını nasıl anlayacağız?

Bu nokta hakkında aslında oldukça endişeliyim. İlişki ve nedensellik arasındaki farkın yanlış anlaşılmasından ortaya çıkan devasa bir problemi deneyimlemek üzereyiz.[50]

Verilerden gelebilecek bütün güvenlik endişelerini değerlendirmek için aşıların güvenliği, aşılar toplum ulaşımına açıldıkça izlenmeye devam edilecek, aynı zamanda da aşılarla alakası olmayan birçok rastgele tıbbi olay gerçekleşecek.[48] Biyoistatistikçiler gelen verilerin aşı ile bağlantılı olup olmadığını anlamak için gerekli eğitim ve araçlara sahip olacak fakat çoğumuz olmayacağız.

20 milyon insanı doktor muayenehanesine getirseydiniz ve her birine zararsız, tuzlu sudan oluşan plasebo aşısını yapsaydınız ve bir ay sonra iletişime geçseydiniz bu hastaların binlercesi kalp krizi, yeni teşhis edilmiş kanser, ölüm gibi oldukça kötü tıbbi olaylar yaşamış olacaklardı. Bu olan olaylar tuzlu su yüzünden mi oldu? Muhtemelen hayır, bu olaylar sadece doktor ziyaretinden sonra gerçekleşti ve bu kadar kalabalık bir grupta bu tarz olaylar her gün gerçekleşir. Bu teorik 20 milyon insanın bazıları belki de tuzlu su enjeksiyonundan sadece birkaç saat sonra kalp krizi geçirebilir.

Oldukça sıkı denetimden geçirilen klinik deneyler yürütülmesinin sebebi ise aşıları olan grupta plasebo grubuna kıyasla herhangi bir yan etkinin ortaya çıkma oranının artıp artmadığını görmektir. Bazı vakalarda bu tarz etkilerin genel toplumda ortaya çıkma oranları ile de kıyaslayabilirsiniz.

Milyonlarca COVID-19 aşısı topluma yapıldıktan sonra kesinlikle COVID aşısını olduktan hemen sonra araba kazasına karışan veya ertesi gün kalp krizi geçiren insanların olduğu olaylar yaşanacaktır. Bu tarz güvenlik bilgilerini depolayan devasa veri bankalarında erişiminiz olmayan bizler için, bu tarz olayların toplumdaki yaygınlığı ile aşılanmış kişiler arasındaki yaygınlığını kıyaslama imkanımız olmadığından aşı ile bağlantılı olan ve olmayan olayları ayırt etmek oldukça zor olacaktır. Bu yüzden bireysel anekdotlar içeren raporları verilerin resmi istatistiksel yorumlarını yorumladığımız özgüvenle yorumlamayı engellemek için dikkatli olmak zorundayız.

Bu yazı kimin sponsorluğunda hazırlandı?

Bu yazıya kimse sponsor olmadı ve bizler, herhangi bir aşı üreticisinden, hükümetten ve herhangi bir kimseden finansal destek almıyoruz. Hiçbir COVID-19 aşısı üreticisi ile anlaşmamız da yok.

Umarız bu bilgilerin hiçbirisinin tıbbi tavsiye olmadığı ve sizi sadece daha yetkili kaynaklara ve linklere yönlendirmek amaçlı bir yazı olduğu anlaşılmıştır.

Ve umarız bu yazıyı faydalı bulmuşsunuzdur. Yazının orijinal yazarına kahve ısmarlamak isterseniz, buraya tıklayabilirsiniz. Evrim Ağacı'na katkıda bulunmak isterseniz, buraya tıklayabilirsiniz.

Okundu Olarak İşaretle
Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Tebrikler! 15
  • Muhteşem! 7
  • Bilim Budur! 7
  • Merak Uyandırıcı! 5
  • Umut Verici! 4
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 2
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  1. Türev İçerik Kaynağı: Medium | Arşiv Bağlantısı

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 22/01/2021 13:46:58 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/9763

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Reklamı Kapat
Güncel
Karma
Agora
Instagram
Tutarlılık
Amerika
Atmosfer
Tüy
Kanıt
Şüphecilik
Einstein
Zihin
Ölüm
Sinir
Genetik Mühendisliği
Yumurta
Santigrat Derece
Afrika
Kuyrukluyıldız
Homeostasis
Sars Virüsü
Botanik
Kadın Doğum
İnsanlık
Kimyasal
Enerji
Elektron
Sars
Toplum
Daha Fazla İçerik Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Yazı Geçmişi
Okuma Geçmişi
Notlarım
İlerleme Durumunu Güncelle
Okudum
Sonra Oku
Not Ekle
Kaldığım Yeri İşaretle
Göz Attım

Evrim Ağacı tarafından otomatik olarak takip edilen işlemleri istediğin zaman durdurabilirsin.
[Site ayalarına git...]

Filtrele
Listele
Bu yazıdaki hareketlerin
Devamını Göster
Filtrele
Listele
Tüm Okuma Geçmişin
Devamını Göster
0/10000
Reklamı Kapat
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“İyi bir kahkaha ve insanlara yönelik merhametli olmak, erişebileceğimiz en üst bilgi seviyesidir.”
Richard Feynman
Geri Bildirim Gönder
Reklamsız Deneyim

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, Evrim Ağacı'nda çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 10₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Destek Ol
Takipçi UP İçerik Soru Cevap

Devamını Oku