Sıcaklık nedir? Bu soru özellikle fen derslerinin ilk ünitelerinde ele alınır. En yaygın yanıtı şudur:
Bu çok kötü bir tanım olmamakla birlikte en iyisi de değildir. Muhtemelen sıcaklıkla ilgili bilmeniz gereken başka birçok şey vardır.
Sıcaklık nedir? Bu soru özellikle fen derslerinin ilk ünitelerinde ele alınır. En yaygın yanıtı şudur:
Bu çok kötü bir tanım olmamakla birlikte en iyisi de değildir. Muhtemelen sıcaklıkla ilgili bilmeniz gereken başka birçok şey vardır.
Günümüzde halen evrimin bilim insanları tarafından "şüpheyle yaklaşılan" ve "kabul edilmemiş", sadece bir "teori" olan, dolayısıyla "ispatlanamamış" bir "düşünce" olduğuna dair söylentiler halk arasında dolaşıyor, dolaştırılıyor. Bu işteki ilk tuhaf taraf, biyoloji ve ilgili dallarda çalışmalar yapan tüm bilim insanlarının %95'inden fazlası (kimi kaynağa göre %99 civarı) evrimi kabul etmektedir (buradan, buradan, buradan, buradan, buradan, buradan, buradan, buradan, buradan ve benzerlerinden bilgi alabilirsiniz). Diğer gülünç taraf, bir doğa yasasını, bir bilim insanının bilimsel bir temelde reddedebileceğini iddia etmekten kaynaklanıyor. Tabii şu anda bilimin içinde olmayan toplumlarda evrimin neden yasa olduğu bilinmediği, Evrim Teorisi'nin ne olduğunun anlaşılmadığı ve "evrim" ile "Evrim Teorisi"nin birbirinden farklı şeyler olduğu algılanamadığı için, bu tür sanrılar da kısmen anlayışla karşılanabilmektedir. Ancak sözü edilen bu konularda bir miktar bilgi edinen kişiler, evrimin bilimsel düzlemde reddedilebilir bir kavram olmadığını kolayca göreceklerdir. Yani birilerinin evrimi reddetmesi, kütleçekimini reddetmesi kadar absürttür. İkisi de benzer şekillerde gözlenmiş, test edilmiş, algılanmıştır. İki konuyla ilgili de teoriler bulunmaktadır; ancak bir doğa yasası ile, o yasaya yönelik bilimsel teori birbirine karıştırılmamalıdır. Evrimin doğada gerçekleştiği tartışılabilir bir konu değildir. Tıpkı bıraktığımız topların yere düşüp düşmediği gibi... Ancak bu yasaların neden ve nasıl işlediği elbette tartışılabilir; zaten gözlem ile bilim arasındaki fark da buradadır diyebiliriz. Herkes gözlem yapar; ancak sadece "neden" ve "nasıl" diye sorabilenler bilim üretebilirler. Teoriler de, bu sorulara aranan cevaplardan doğarlar. Tüm bunları öğrenmek için, 3 yazıdan oluşan Bilimsel Yöntem yazı dizimiz okunabilir.
Bu makalemizde ise halk arasında evrimle ilgili yanlış anlaşılmalardan ziyade, bilim düşmanlarının kendilerini haklı çıkarmak için bilimsel cemiyeti de sahtekar bir şekilde yanlarına çekme çabalarına değinmek istiyoruz. Halk üzerinde, sanki evrim bilim camiasında kabul edilmiyormuş, büyük bir ret varmış, bilim insanları evrimi umursamıyormuş gibi bir algı yaratılmaya çalışılmaktadır. Bu elbette saçmalıktır. Ancak kimi zaman, bu tür iddiaların saçmalıklarını görmek için, çarpıcı verilerden söz etmek faydalı olmaktadır. Biz de burada, tüm Dünya'daki bilim insanlarını çatısı altında toplayan bir bildiriyi ve bu bildiriye imza atan kurumları inceleyeceğiz.
Son birkaç gün içinde bazı "gazete"ler (!) de dahil olmak üzere sosyal medyadaki birtakım hesapların, Evrim Ağacı olarak 2013 yılında Richard Dawkins ile ilişkili bir ismi Türkiye'de ağırlamış olmamızdan ve Richard Dawkins'in bilimsel çalışmalarından bahsetmemizden yola çıkarak ve Dawkins'in de Epstein'le (o yönde hiçbir kanıt olmamasına rağmen) kriminal bir bağlantısı olduğu varsayımıyla, Evrim Ağacı olarak bizim de Jeffrey Epstein ile bir bağlantımız olduğu yönünde abesle iştigal ve çocukça bir iddiası, artık tetikçilik boyutuna ulaşacak seviyede paylaşıldığı için, bu açıklamayı yapmak elzem olmuştur.
Bunu açıklamak zorunda kalmak bile utanç verici olsa da Jeffrey Epstein adlı canavar veya onunla işbirliği yaptığı bilinen herhangi bir kişiyle herhangi bir maddi veya manevi işbirliğimiz bulunmamaktadır. Benzer şekilde, Richard Dawkins'den veya vakfından hiçbir şekilde para almadığımız gibi, herhangi bir dernek, vakıf, örgüt, devlet vb. kurumla hiçbir ilişkimiz bulunmamaktadır.
Dünyada bilinen ilk üniversiteyi, günümüzde bildiğimiz anlamda bir üniversite değildi bu, Platon kurmuş ve kesin olmayan bir bilgiye göre girişine şöyle yazdırmıştı: "Ageometretos medeis eisito!". Türkçe karşılığı "Geometri bilmeyen giremez!" Böyle bir söz yazılı mıydı değil miydi bilinmez ama bu anlayışın Antik Yunan filozofları ve sonrası bilim insanlarında kabul gördüğü bir gerçekliktir. Çünkü kendisinden önce ve sonra gelen filozoflar mantığın önemini iyice kavramış, düşünce sistemlerinin temeline oturtmuşlar ve bu sayede modern bilimin temelini atmışlardı. Pisagor, Euclid, Eratosthenes geometriyi kullanarak ellerindeki kısıtlı imkânlara rağmen harikalar yaratan bu matematikçilere yalnızca birkaç örnektir.
Geometriyle dönemin teknoloji adına zor şartlarına meydan okuyan başka bir bilim insanı Edmond Halley'dir. Halley'i en çok adının verildiği kuyrukluyıldız ile tanıyoruz. Ancak tabii ki Halley'i kuyrukluyıldız ile özdeşleştirmenin ötesine geçmek zorundayız çünkü bilime katkısı oldukça fazla. Kendisinin güney yıldızlarından Ay'ın çekim alanına, Dünya'nın manyetik alanından geometriye birçok konuda çalışması bulunuyor. Bunların hepsinden tek bir yazıda bahsetmek mümkün olmadığından eski Yunan filozoflarından bu yana birçok insanın merak ettiği astronomik birimin (AB) yani Dünya ile Güneş arasındaki uzaklığın nasıl hesaplanabileceğine dair metodundan bahsedeceğiz.
Bizden en çok talep edilen konu, belgesel tavsiyesinde bulunmamız. Ne yazık ki evrimi anlamak için izlemeniz gereken belgesellerin birçoğunun Türkçesi bulunmuyor.
Ama yine de "yaşayan" bir liste oluşturmanın ve zamanla güncellemenin faydalı olacağı kanısındayız. Bu listede iki alt başlık olarak hem İngilizce, hem Türkçe belgeseller yer alıyor. Türkçe belgeselleri ise dublajlı olanlar ve altyazısı mevcut olanlar olarak ikiye ayırdık.
Evrimden söz ederken aklımızda bulundurmamız gereken en önemli şey, bireylerin değil popülasyonların evrimleştiği gerçeğidir. Dolayısıyla evrimsel bir analizin ilk adımı, popülasyonları anlamak ve analiz etmekten geçer. İşte bu yazımızda, popülasyonları anlamak adına ufak bazı adımlar atacağız. Umuyoruz ki faydalı olacaktır.
İlk olarak bazı soru işaretlerini giderip, bazı gerçeklerden bahsedelim: hiçbir türün tekil birey evrimleşmez. Yani siz ya da ben asla evrimleşmeyeceğiz. Biz neysek, oyuz. Ömrümüz boyunca değiştik ve değişiyoruz, değişeceğiz de... Ancak bunların hiçbiri evrimsel değişimler değildir. Bunlar, ömrümüz içerisinde geçirdiğimiz gelişimsel değişimlerdir. Bu değişimlerin doğrudan evrimsel bir anlamı yoktur. Elbette dolaylı yoldan evrimsel gidişatı etkileyebilir; örneğin kas yapıyor olmanız, vahşi doğada hayatta kalma şansınızı kısmen arttırabilirdi. Ancak bu kaslı yapınız, evrimsel bir anlam taşımaz; çünkü neredeyse hiç kalıtsal değildir (epigenetik faktörleri şimdilik göz ardı ediyoruz). Dolayısıyla sizin kaslı olmanız, yavrularınızın da kaslı olacağı anlamına gelmez. İşte bireyin ömrü içerisinde geçici olarak edindiği bu değişimlere modifikasyon, bu modifikasyonların toplamında meydana gelen değişime ise gelişim denir. Modifikasyon, genellikle sonradan kazanılan ve geçici olan özellikler için kullanılır: kas yapma bir örnektir, diğer tipik örneği ise ten renginin güneş altında bronzlaşmasıdır. Bunlar, bu değişimlere neden olan faktörler ortadan kalkarsa zaman içerisinde yok olurlar: eğer ki güneş altında durmazsanız, teniniz eski rengine dönecektir. Kas yapmayı bırakırsanız, kaslarınız eski haline dönecektir. Ancak gelişimsel her değişim geri dönmez: ömrünüz boyunca boyunuz uzar, bilgileriniz artar, dişleriniz değişir, vs. Bunların hiçbiri zaman içerisinde geri dönmez. Fakat yine de bu değişimler evrimsel anlam ifade etmez, çünkü bu değişimler kalıtsal değildirler.
Daha önceki yazılarımızda seçilimin evrime nasıl etki ettiğini matematiksel olarak göstermiştik. Şimdi seçilimin özellikle tek bir tipine, yönlü seçilime odaklanalım. Çünkü aslında "yönlü seçilim" adını verdiğimiz seçilim türü, diğerlerinin de özünde yatmaktadır. Örneğin "bozucu seçilim", iki farklı yöne (ekstreme) "doğru" dengenin bozulmasıdır. Yani birbirine zıt iki yönü içerisinde barındırır. "Sabitleyici seçilim" ise, uçların elendiği ve belli bir özellik bakımından ortalamada olanların seçildiği bir seçilim türüdür. Burada da, ortalamaya "doğru" bir seçilim görülür. Evet, bunlar yönlü seçilimden farklı seçilim türleridir; ancak yönlü seçilimi tam olarak anladığımızda, diğerlerinin de nasıl evrime katkı sağladığını görebilmiş oluruz. Bu sebeple bu yazımızda yönlü seçilimi daha detaylı analiz edecek ve bunun sonuçlarına göz atacağız.
Yönlü seçilim, hatırlayabileceğiniz gibi, özellik dağılımı içerisinde belli bir ucun (ekstremin) avantajlı olmasından ötürü sürekli olarak o yöne doğru olan seçilim türüdür. Yani bir popülasyonda uzun bireylerin avantajlı olması ve geri kalan tüm bireylerin uzunlara göre çeşitli seviyelerde dezavantajlı olması, uzun vadede yönlü bir seçilimi beraberinde getirecektir. Daha uzun olanlar daha kolay hayatta kalacak ve üreyecek, kendilerinin uzun olmasını sağlayan genleri gelecek nesillere daha fazla aktaracaktır. Böylece her nesilde üretilen yavruların ortalamadaki boy uzunluğu, önceki nesillere (atalarına) göre daha fazla olacaktır. Böylece popülasyon farklılaşacak, evrim geçirecektir.
Evrim Ağacı'nı sosyal medya hesaplarından takip etmeyi unutmayın! Yeni paylaşımlarımızı görmek için bizi aşağıdaki sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.
Uzun Kuyruklu Baştankara; yuvarlak gövdeli, kısa ve kalın gagalı, çok uzun ve ince kuyruklu bir kuştur. Erkek ve dişileri birbirine benzer. Genç kuşlar, ilk kıştan önce yetişkin tüylerine geçiş yaparlar. Tüyleri ağırlıklı olarak siyah ve beyaz olup değişen miktarlarda gri ve pembe renkler de bulunur.
Avrupa'nın en küçük kuşları arasında yer alır. Sonbaharın sonlarında 10.4 grama kadar ulaşabilirken ortalama ağırlığı 7 gramdır; kanat açıklığı 16-19 cm ve uzunluğu ise 13-16 cm'dir, bunun 8-9 cm'si sadece kuyruktur. [1] Kuyruk uzunluğu, toplam uzunluğun yaklaşık %56 ila %61.5 kadarıdır.
Evrim Ağacı üyeliği tamamen ücretsiz ve sitemizi çok daha etkili, interaktif ve keyifli bir şekilde kullanmanızı sağlayacak. Üye değilseniz, birkaç saniyede üyelik oluşturabilirsiniz! Üyeyseniz de giriş yapmanızı tavsiye ederiz.
Sevmek için bilinçli bir şey gerekir bu şey de hiçbir makinede bulunmaz. Ama elbette beyin de bir makinedir, kalp ciğerler ya da böbrekler gibi bütün yetilerinin nihayetinde mekanik olarak açıklanacağı bir organdır
O meşhur T.Rex kükremesini duymuşsunuzdur değil mi? Nerdeyse tüm popüler kültür kaynaklarında T.Rex başta olmak üzere pek çok etoburun ihtişamlı bir kükreyişi vardır. Buna bağlı olarak bugün günlük hayattaki pek çok kişinin de kafasına dinozorların genel olarak kükrediği fikri yerleşmiştir. Dinozor kelimesi akıllara geldiğinde o meşhur kükreme sesi ile aklımızda canlanmaktadır. Aslında yapılan çalışmalar, durumun pek de öyle olmadığını gösterdi. Hatta dinozorların kükreyemediğini bile söyleyebiliriz.
Dinozorların kükreyememesi pek çok kişi tarafından oldukça garip karşılanacaktır. Devamında ise şu soru akıllara gelecektir. Peki, bu canlılar nasıl sesler çıkarıyordu? Bu sorunun cevabı için Teksas Ünivetsitesinin bir grup araştırmacısı tarafından dinozorların sesleri üzerine bir araştırma yapıldı. Araştırmada materyal olarak günümüzde yaşayan dinozorlar olan kuşları ve onların en yakın akrabaları olarak düşünülen "crocodilianları" kullandılar. Crocodilianlar incelendiğinde tıslama ve homurtular dışında pek de ses çıkarmadıkları görülmüştür. Ancak evrimsel süreçte yaklaşık olarak bundan 250 milyon yıl kadar önce dinozorlardan ayrıldılar. Bu sebeple araştırmacılar, dinozorların direkt olarak kendileri olan kuşlara bakmaya karar verdiler. 66 - 68 milyon yıl önce Antarktika'da Vegavis iaai isimli antik bir kuş bulundu. 2013 yılına geldiğimizde Teksas Üniversitesinden Dr. Clarke, fosili yeninden analiz etti ve bu canlıda kuşlarda ötüşü sağladığı bilinen syrinx isimli yapının bulunduğuna dair kanıtlara rastladı. Syrinx yapısı, Avian dinozorlara bugünkü modern kuşlarda duyduğumuz biçimde ötüşler kazandırdı. Avian dinozorlarda syrinxi görebiliyoruz. Peki, bu durum non avian (kuş olmayan) dinozorlarda nasıldı? Non avian dinozorlarda syrinx yapısına henüz rastlamış durumda değiliz. Bu yüzden onların, mevcut ötücü kuşlar kadar çeşitli yapıda sesler çıkarmadıkları düşünülüyor. Kuşlar, ağzı açık ve yüksek perdeli melodisel ötümler yapmaktadır. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, dinozorlar ise ağzı açık kükremeler yerine, ağzı kapalı seslendirmeler yaptılar. Hayvanlar ağzı kapalı sesleri yemek borularını ya da trakeal keselerini (nefes borularındaki keseleri) şişirerek çıkarır. Bu sesler, düşük perdelidir; ıslık sesi veya hırıltı ile karıştırılabilir. Günümüzdeki modern timsahların hırıltıları bu seslere örnek olarak verilebilir. Bu yönleriyle non avian dinozorların sesleri kuşlardan ayrılmaktadır. Sonuç olarak birçok dinozorun ağzı açık kükremeler yapamadıklarını bunun yerine ağzı kapalı homurtu ve tıslama benzeri sesler çıkardıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.
Bunu sadece Evrim Ağacı'nın eskileri bilir. 2010 yılında kurulan Evrim Ağacı'nın en önemli parçalarından biri, evrim ve ilgili konularda ürettiğimiz devasa Makale Arşivi'mizdi. Bu arşivimiz, her geçen gün daha da büyüyen şekilde yoluna devam ediyor. Nostalji yapmak isteyenlere önerilir!
Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.