Teleskop denince çoğumuzun aklına önünde büyük bir mercek olan uzun bir tüp geliyor. Ama dünyanın en büyük teleskoplarına baktığınızda hiçbirinde ışığı toplayan bir mercek yok; hepsi bu işi aynayla yapıyor.
Galileo'nun 17. yüzyılda kullandığı tasarımdan gelen mercekli teleskoplarda öndeki mercek, gelen ışığı kırarak bir odak noktasında topluyor. Bir teleskobun ne kadar sönük cisimleri görebileceği de bu merceğin çapına bağlı. Fakat çap büyüdükçe camın ortası desteksiz kalıyor ve mercek şekil değiştirmeye başlıyor. Aynada ise ışık camın içinden geçmiyor, yüzeyinden yansıyor. Üstelik dev bir aynayı tek parça yapmak da şart değil: Altıgen parçalara bölüp tek bir ayna gibi çalıştırabiliyor, parçaları ayrı ayrı hareket ettirebiliyorsunuz. 10 metreyi aşan teleskoplar bu sayede mümkün.
Merceklerin bir sorunu daha var: renk sapıncı. Camın ışığı ne kadar büktüğü, ışığın dalga boyuna göre değişiyor. Mavi ışık kırmızıdan daha fazla kırıldığı için renkler aynı noktada buluşamıyor. Mercekli bir teleskopla Ay'a baktığınızda bir kenarında mavi, öbür kenarında kırmızı bir hale görmenizin nedeni bu. Bunu azaltmak için kusursuz homojenlikte, çoğu zaman birkaç farklı türden özel cam gerekiyor; o yüzden kaliteli bir mercekli teleskop çok pahalı. Piyasadaki ucuz "oyuncak" teleskopların çoğu ise düşük kaliteli mercekleri yüzünden heves kırmaktan öteye geçemiyor.
Yine de mercekli teleskopların güçlü yanları var. Tüpleri kapalı olduğu için içlerine toz dolmuyor, aynalılarda olduğu gibi hizalama ayarıyla uğraşmanız ya da zamanla bozulan ayna kaplamasını yeniletmeniz gerekmiyor. Işığın yolunu kesen bir parça da olmadığı için Ay ve gezegenlerde yüksek kontrastlı görüntüler veriyorlar. Kısacası mercek kötü bir fikir değil; sadece belli bir boyuttan sonra fizik buna izin vermiyor.
✏️ Yazar: Ögetay Kayalı · Editör: Ögetay Kayalı
27 görüntülenme