Yükleniyor...

Terime Git
Kapat

Wuhan Koronavirüsü Gibi Virüsler, İnsan Eliyle Üretilmiş ve Biyoterör Amaçlı Kullanılmış Olabilir mi?

Koronavirüs, Çin'e Yapılan Bir Biyoterör Saldırısı mı?
Yazar:
Okunma Sayısı: 42,127
Okunma Süresi: 22 dakika
Yayınlanma Tarihi: 31/01/2020 15:05
Son Düzenlenme: 22/05/2020 18:27

Gerçeklik Analizi

Bu içerik, Evrim Ağacı'nın Gerçeklik Analizi Araştırmaları'nın bir parçasıdır. Bu sistem çerçevesinde analiz edilen iddialar, "Gerçek", "Karışık", "Sahte" şeklinde üç sınıfa ayrılmaktadır. Aynı analiz sistemi çerçevesinde, ünlü insanlara atfedilen sözler de incelenmektedir. Bu sözler, "Gerçek", "Hatalı Atıf", "İspatsız" ve "Sahte" şeklinde dört sınıfa ayrılmaktadır.

İddia

Wuhan Koronavirüsü, ABD tarafından üretilmiş bir biyosilahtır. Çin'e bilerek salınmıştır ve bir biyoterör aracıdır. Bu tür araştırmalar hep yapılıyor ve virüsler insan eliyle değiştiriliyor. Bu da, Çin'e ekonomik olarak zarar vermek amacıyla atılmış bir adım.

Gerçek mi?

Gerçek Taraflar

Virüsler biyomühendislik yöntemleriyle, düzenli olarak, çok çeşitli amaçlar güden araştırmalar kapsamında değiştirilmekte ve yeni formları yaratılmaktadır. Ayrıca virüsleri biyoterör aracı olarak kullanmak mümkündür.

Sahte Taraflar

Wuhan Koronavirüsü'nün laboratuvar kökenli olduğuna dair hiçbir bilimsel bulgu bulunmamaktadır. Biyoteröre dair herhangi bir iz henüz tespit edilmiş değildir.

İddianın Kökeni

Salgınlar gibi ürkütücü olaylar sırasında bol miktarda komplo teorisi geliştirilir; çünkü olay sıra dışı olduğu için, ardındaki hikayenin de sıra dışı olması arzulanır. Buna bağlı olarak popüler kültürde bu olayın "izleri" aranır ve insanlığa ait popüler kültür inanılmaz geniş olduğu için, benzer olayların anlatıldığı filmler, kitaplar, çizgi filmler, tiyatro oyunları, bilgisayar oyunları, mobil oyunlar ve benzeri sanat eserleri bulunabilir. Buna paralel olarak güncel gelişmelerden yola çıkarak, salgına sebep olan virüsün insan eliyle üretildiğine dair bilimselmiş gibi gözüken analizler yapılır ve kısmen hayali olarak yaratılan noktalar birleştirilir. Bu tarz anlatılara komplo teorisi adı verilir ve bunlarla ilgili detaylı bilgiyi buradan alabilirsiniz.

Normal evrimsel süreçlerden geçerek insanlara bulaştığına yönelik sayısız kanıt varken, kanıtlardan tamamen yoksun bir açıklamaya inanmak bilimsel bir yaklaşım değildir.

Bilgiler

Virüsler, buradaki yazımızda da detaylıca anlattığımız gibi, canlılığın eşiğinde olan ama cansız olarak kabul edilen yapılardır. Kendi başlarına metabolik faaliyet gösteremeyen bu patojenler (hastalık yapıcı unsurlar), bakterilere veya diğer konak hücrelere bulaştıkları zaman faaliyete geçerek onlara zarar verebilirler. Bir virüsün hangi konağa bulaşabileceğini, virüsün yüzey proteinleri ile konak hücre reseptör proteinleri arasındaki ilişki belirler. Virüsler evrimleştikçe, yüzey proteinleri de değişebilir ve buna bağlı olarak bağlanabildikleri proteinler de değişir. Böylece eskiden A türüne bulaşan bir virüs, evrim sonrası B türüne (de) bulaşabilmeye başlayabilir.

Virüslerin bu ilginç özelliği, onları potansiyel olarak bir biyoterör silahı haline getirmektedir. Çünkü virüslerin genlerini ve/veya yüzey proteinlerini insan müdahalesi yoluyla değiştirerek, istediğimiz tür yüzey proteinlerine sahip olması sağlanabilir. Böylece virüs, sadece belirli özelliğe sahip hücrelere bulaşabilir. Bunu tür bazında hedeflememiz mümkün olduğu gibi, tür içindeki çeşitli niteliklere sahip bireylere yönelik tasarlamak da mümkün olabilir.

Gerçekten de virüs biyomühendisliği uzun bir süreden beri devam etmekte olan bir araştırma sahasıdır. Her ne kadar insanlara bulaşabilen virüsler üzerinde biyomühendislik araştırmaları yapmak birçok ülke tarafından kısıtlandırılmış veya yasak olsa da, bu uygulama halen devam etmektedir. Bir örneği inceleyelim.

The Economist

2015 Yılında Üretilen Yarasa SARS Virüsü Biyoterör Silahı mı?

Wuhan Koronavirüsü (2019-nCoV) ile ilgili detaylı analiz yazımızda da anlattığımız gibi, 2019-nCoV, SARS ve MERS gibi koronavirüsler, betakoronavirüs adı verilen bir alt aileye aittir. Bu alt aile, yarasa koronavirüsleri olarak bilinir; yani bu virüslerin ana rezervuarı yarasalardır. Ancak genellikle bu koronavirüslerin yarasa harici konaklara bulaşabilmesi için, ara bir türde evrimleşmesi gerekir.

Örneğin SARS-CoV, yarasalardan misk kedilerine bulaşıp, bu konak üzerinde evrimleştikten sonra insana bulaşabilmiştir. MERS ise yarasalardan önce tek hörgüçlü develere bulaşmış ve sonrasında insanlara sıçrayabilmiştir. En azından en olası kaynaklar olarak bunlar gösterilmektedir. Bir virüsün hangi konak (veya ara konak) türlerden geçtiği, tamamen evrimsel sürece bağlı bir durumdur. Bunu öngörmek; çevre şartlarını, genetik çeşitliliği ve bunlar arasındaki kısa-orta-uzun dönem etkileşimleri öngörmenin zorluklarından ötürü güçtür.

Muhtemelen an itibariyle birçok koronavirüs, durmaksızın ara konaklara sıçrıyor ama asla insanlara bulaşmıyor; çünkü bir virüsün "amacı" insanlara ulaşmak değil. Biz, insan olduğumuz için, insanlara bulaşmayı başaran koronavirüsleri tanıyoruz, onlarla ilgileniyoruz, onları haber yapıyoruz. Ancak akademisyenler, insanla ilgili olsun olmasın tüm virüslerle ilgileniyorlar ve onları araştırıyorlar.

NursingCE

Bu araştırmaların bir parçası, virüslerin nasıl evrimleştiğini ve bu evrim sonucunda yeni konaklara nasıl bulaştıklarını anlamaktan geçiyor. Bunu anlamak önemli, çünkü bu sayede o bulaşım yöntemlerine engel olan aşılar veya ilaçlar geliştirmemiz mümkün olabilir. Bu nedenle uzmanlar, hastalık yapıcı virüsler üzerinde biyomühendislik ve yönlendirilmiş evrim gibi yöntemlerle durmaksızın çalışmalar yürütüyorlar.

2015 yılında Nature Medicine dergisinde yayınlanan bir makalede uzmanlar, Çin'de yaşayan atnalı yarasaları olarak bilinen bir yarasa grubundan aldıkları SARS virüsünün SHC014 isimli yüzey proteinleri ile, fareler arasında yayılabilecek ve insan hastalıklarını taklit edecek şekilde değiştirilmiş bir diğer SARS virüsünü harmanlayarak, kimerik virüs adı verilen bir karma virüs yarattılar. Kimerizm hakkında daha fazla bilgiyi buradan alabilirsiniz.

Laboratuvar koşullarında yaratılan bu kimerik virüs, insan solunum yollarına bulaşabiliyordu! Bu sayede uzmanlar, bir koronavirüsün insan solunum yollarına bulaşabilmesi için SHC014 yüzey proteine muhtaç olduğunu ispatlamış oldular. Aynı virüs farelerde de hastalıklara neden oldu; ancak onları öldüremedi.

Çok Sayıda Virüs, Çok Sayıda Araştırma...

Üstelik bu, bunu başaran ilk araştırma da değil. Ondan önce, 2013 yılında Nature dergisinde yayınlanan bir diğer araştırmada, aynı yarasa popülasyonundan elde edilen başka bir koronavirüsün de insanlara bulaşabildiğini göstermişlerdi. Ancak şunu hatırlatmakta fayda var: Koronavirüslerin büyük bir kısmı insana bulaşamıyor ve hatta bulaştıkları diğer türler için de neredeyse hiçbir zaman ölümcül olamıyor.

Bu tarz araştırmaların bir diğer önemli bulgusu da şu: Koronavirüsler, eğer ki doğru yüzey proteinlerine sahiplerse, hiçbir ara konağa ihtiyaç duymaksızın, doğrudan doğruya insanlara bulaşabilirler! Ve eğer bu doğruysa, koronavirüs salgınları beklediğimizden daha sık yaşanabilir. Bu da, daha dikkatli olmamız ve önlemlerin arttırılması gerektiği yönünde Dünya'yı önceden uyarmak anlamına geliyor. 2019-2020 Wuhan Koronavirüsü salgınında görülen koronavirüsün de nihai olarak yarasalardan geldiği düşünülüyor; ancak henüz bir ara konaktan insanlara sıçrayıp sıçramadığı netleşmiş değil.

Görülebileceği gibi bu araştırmaların amacı, komplo teorisyenlerinin aksine, "insanlara bulaşan süpergüçlü virüsler yaratmak" değil; virüslerin ne yöntemlerle konaklarına bulaştığını anlamak. Biyoteknoloji araştırmalarında yapılan deneyler her zaman bu tarz ürkütücü özelliklere sahiptir: Örneğin bir genin işlevini tespit edebilmek için, o gen (ve onunla ilişkili diğer genleri) yavaş yavaş susturur ve işlevsiz hale getiririz. Böylece artık işlevsiz olan o genin, canlıda ne tür fiziksel, morfolojik, fizyolojik, davranışsal değişimlere neden olduğunu görürüz ve genin ana fonksiyonlarını tespit edebiliriz. Bu, ürkütücü bir deney silsilesidir; ancak bildiğimiz en iyi yöntem de budur.

Bu tarz kimerik veya değiştirilmiş virüsler yaratan araştırmalar, genel olarak fonksiyon kazanım araştırmaları olarak bilinen bir çatı başlık altında incelenirler; çünkü amaç, virüslere yeni bir fonksiyon kazandırarak bazı özelliklerini daha iyi anlamaktır. Örneğin ABD, Ekim 2014'te yayınladığı bir bildiri ile bu tarz riskli virüs araştırmalarını yasaklamıştır.

Bilim insanları arasında bu tarz biyomühendislik uygulamalarının ne düzeyde gerekli olduğu da son derece tartışmalıdır. Çünkü bu tarz riskli araştırmalarda, risk/fayda analizi yapılır ve deney sonucunda elde edilen bilgi miktarının, deneyi yapma sırasında yüzleşilen risklere değdiğinden emin olmaya çalışılır. Laboratuvar şartlarında yaratılan virüslerin salgınlara neden olabileceği endişesi dolayısıyla bilim insanları bu tarz çalışmalara her zaman temkinli yaklaşırlar.

Loss Prevention Magazine

Koronavirüs ile İlgili İddialar

Wuhan Koronavirüs salgını boyunca, yukarıdaki araştırmaya benzer araştırmalarla ilgili birçok farklı iddia da internette dolaştı. Bunlardan bazılarını şöyle özetleyebiliriz:

Biyoterör: Çin'e Ekonomik Darbe ve Nüfus Kontrolü?

Wuhan Koronavirüsü salgınının bir "biyoterör saldırısı" olduğunu düşünmek oldukça zor. Çünkü komplo teorisyenlerinin iddia ettiği şeylerin birçoğunu sağlamıyor. Bir bakalım:

Bir virüsün biyoterör silahı olarak kullanılabilmesi için birden fazla noktadan yayılmasını ve çok hızlı bir şekilde öldürmesini bekleriz; çünkü terörizmin amacı, belirli bir ülkeye dehşet salarak onlara diz çöktürmek veya çeşitli taleplerin yerine getirilmesini sağlamaktır. Ancak 2019-nCoV (veya yeni ismiyle SARS-CoV-2'nin) böyle bir özelliği olmadığı gibi, ülke ayırt etmeksizin her yere yayıldığını görmekteyiz.

Burada sormak gerekir: Bu silahı ateşleyen kimdi? Eğer genellikle yapıldığı gibi ABD'ye işaret edilecekse; şu anda ABD'nin aynı salgından ötürü içinde bulunduğu salgın ve panik havası nasıl izah edilebilir? Edilemez. Çünkü virüs bir biyoterör silahı değil, doğanın gerçek bir tokadıdır. Dünya'nın her yerine yayılan bir salgını, belirli bir ülkenin biyoterör amacıyla belirli bir diğer ülkeye saldığı iddiasını gerçek verilerle örtüştürmek için çok katmanlı ve bol katmerli uydurmalara başvurmak gerekmektedir. Bu tarz açıklamaların gerçek olma ihtimalinin ise pratik olarak sıfır olduğunu matematiksel nedenlerle biliyoruz.

Finshots

Emsaller

Her salgın sırasında benzer endişe ve komplolar yayılır; ancak hiçbir zaman felaket tellalları tarafından çizilen kıyamet senaryoları yaşanmaz: 2 ayrı Ebola krizi, SARS ve MERS krizleri, vb. salgınlarda da Dünya Sağlık Örgütü tarafından "küresel kriz" ilan edilmişti, yine çok sayıda kıyamet senaryosu çizilmişti, ancak halen buradayız. Her birinde (özellikle de SARS salgını sırasında) ekonomiler etkilenmiş; ancak hiçbir borsa çökmemişti. 2019-nCoV, "gerçek kıyamet" olabilir mi? Bilmiyoruz; ancak kıyametin veya yıkımın şimdi geldiğini düşünmek için iyi bir nedenimiz yok.

Bağımsız Araştırmacılar

Virüsün kökeni ve özellikleriyle ilgili olarak çok sayıda bağımsız araştırmacı çalışıyor. Yukarıda da anlattığımız gibi, laboratuvar virüslerini ayrıt etmemizi sağlayan birçok işaret vardır. Örneğin CRISPR gibi yüksek teknoloji ürünü gen kesme-biçme yöntemleri kusursuz değildir, doğal yöntemleri birebir taklit etmez. Dolayısıyla insan müdahalesini tespit etmek bazı durumlarda zor olsa bile, bu tarz müdahaleler özünde tespit edilebilirdir. Eğer bu virüs gerçekten laboratuvarda yaratılmış olsaydı, bunu anlamamız mümkün olurdu. Bir şeyin hem bilimin ürünü olup, hem bilimin uzmanlarından kusursuz bir şekilde saklanması oldukça zor.

Tahmin Edilebilirlik

Her salgın farklı dinamiklere sahip olsa da, bu tarz virüslerin yayılma dinamikleri çeşitli simülasyonlar, epidemiyolojik veriler ve bilimsel modeller ile öngörülebilmektedir. 2019-nCoV, şu ana kadar sıra dışı sayılabilecek bir yayılma örüntüsü sergilemiş değildir. Salgınların Dünya'yı ve küresel halk sağlığını tehdit edebileceği çok uzun bir süredir zaten bilinmektedir ve bilim insanlarınca uyarılar dört bir yandan yapılmaktadır:

Biyoterör Silahlarında Beklenen Özellikler

Yani bir biyoterör silahından söz edebilmek için en azından:

  1. Olağanüstü bir bulaşıcılık: 2019-nCoV yakın kuzenleri kadar bile bulaşıcı değildir. SARS'ın temel üreme katsayısı 3-5 arasıdır. Kızamığınki 12-16 arasıdır. 2019-nCoV için bu 1.4-2.3 civarındadır. Bu, sezonluk gribin 1.3'lük değerine benzerdir.
  2. Olağanüstü bir öldürücülük oranı: 2019-nCoV yakın kuzenleri kadar bile öldürücü değildir. SARS'ın öldürücülük oranı %10, MERS'inki %35'tir.
  3. Olağanüstü bir yayılma örüntüsü: Şu ana kadar 2019-nCoV'un yayılma örüntüsü, beklenenle büyük oranda örtüşmektedir.
  4. Semptomların çok geç ortaya çıkması: 4-7 günlük semptom görülme süresi olağan dışı değildir.

Bu açılardan bakacak olursak, 2019-nCoV'un sıradan bir salgında beklediğimiz ötesinde pek de sıra dışı bir özelliği olduğu söylenemez. En nihayetinde bir salgındır ve durdurulması zordur; ancak biyoterörden söz etmek için yeterli bulgu bulunmuyor.

Hollywood, Oyunlar veya Bill Gates, Bu Salgını Öngördü mü?

Çeşitli Hollywood filmlerinde bu salgına önceden gönderme yapıldığına dair iddialar halk arasında dolaşıyor. Bu tür düşük seviyeli komplo teorilerine geçit verilememelidir. İnsanlığın kültürel bilgi birikimi öylesine geniş ki, her olayın popüler kültürde bir benzerini ve hatta aynısını bulmak mümkündür. Ayrıca popüler kültür o kadar farklı "alternatif senaryolar" üretir ki, bunların bir kısmının tutması işten bile değildir; ancak tutmayan binlerce tahmin algıda seçicilik yoluyla görmezden gelinir (tıpkı "sahte deprem kâhinciliğinde" olduğu gibi). Kimi zaman The Simpsons, South Park, Family Guy gibi yüzlerce bölümdür devam eden popüler kültür dizilerinde "geleceğin tahmin edildiği" yanılgısı da bundandır.

"Hiçbir şey, korku kadar hızlı yayılmaz."
IMDb

Benzer şekilde, Contagion ve Venom gibi filmlerde gösterilen salgınların, bu salgın ile benzeşmesi tesadüf değildir. Çünkü 2019-nCoV salgını, Dünya'nın karşılaştığı ilk salgın değildir. Salgınlar genelde kalabalık olan ve hijyenik olmayan coğrafyalarda çıkar ve Dünya'ya yayılır. Gerçekçi olmayı hedefleyen filmler de bu tarz gerçekler üzerine senaryolarını inşa ederler. Dolayısıyla Venom gibi bir filmde Çin'de yılan balığı (yılan değil!) yenmesi sonucu salgın çıkması (kaldı ki, yukarıda da izah ettiğimiz gibi yılanlar muhtemelen bu salgından sorumlu değiller), Contagion'da benzer salgın senaryolarının işlenmesi tesadüf değildir; ama komplo da değildir.

Hem senarist deyip geçmeyin, mesela sadece Contagion ve Venom gibi iki filmin senaristlerinden söz etmeye başladığınızda bile karşınıza Side Effects, Pu-239 gibi başka tıbbi senaryolar üzerinde çalışmış Scott Burns ile Fringe, Jumanji, Origin, Lost, Dark Tower gibi alternatif kurgu ve fanteziler üzerinde çalışmış Jeff Pinkner ve Scott Rosenberg gibi senaristler karşımıza çıkıyor. Bu kişilerin ürünlerinin, yani senaryoların bu kadar popüler olabilmesi, gerçek olanla olmayanı harika bir şekilde harmanlayabilmeleri ve size sunabilmeleri. Bu bir komplo değil, senaristlerde olması gereken bir yetenek.

Medium

Plague, Inc.

Benzer bir durum, Plague gibi telefon oyunları için de geçerlidir. Eğer belli bir gerçekçilik düzeyinde olmasaydı, bu oyunları kimse oynamayı tercih etmezdi. Bunu bilen oyun senaristleri, bilimsel verilerden ve simülasyonlardan yola çıkarak, olabildiğince gerçekçi sonuçlar üretmeye çalışırlar. Bu sayede bu kadar başarılı oyunlar üretebilirler. Bunlar elbette bilimsel senaryolar kadar kapsamlı ve detaylı değildir; ancak inandırıcılıklarının yüksek olması, gerçek veri ve bulgulardan yola çıkılıyor olmasıdır. Örneğin, 2019-nCoV salgını sırasında Plague oyununun üreticileri bir basın açıklaması yayınladılar:

Çin'deki koronavirüs salgını derinden endişe vericidir ve hem oyunculardan hem de basından çok sayıda soru aldık. Plague, Inc. oyunumuz 8 yıldır yayındadır ve ne zaman bir salgın olsa, oyuncu sayısında artış görmekteyiz. Çünkü insanlar bu zamanlarda salgınların nasıl yayıldığını daha iyi öğrenmek ve viral salgınların karmaşıklıklarını daha iyi anlamak isterler. Oyunu gerçekçi ve öğretici olması için özellikle tasarladık ve gerçek dünya problemlerini sansasyonalize etmekten uzak durduk. Bu durum, CDC ve Dünya'daki diğer tıp organizasyonları tarafından da fark edildi. Ancak unutmayın ki Plague, Inc. en nihayetinde bir oyundur ve bilimsel bir model değildir. Öte yandan halihazırda devam eden koronavirüs salgını gerçek bir olaydır ve çok sayıda insanı etkilemektedir. Bu nedenle bilgilerinizi doğrudan doğruya yerel ve küresel sağlık otoritelerinden almanızı her zaman tavsiye etmekteyiz.

Görebileceğiniz gibi, oyunların gerçekçiliği bilimden gücünü almaktadır ve bu nedenle bile bilime daha fazla güvenmenizi tavsiye ederiz.

Bill Gates ve Simülasyonlar

Öyle ki, halk sağlığı üzerine çok fazla kafa yoran insanlar da, tıpkı film ve oyun senaristleri gibi, tehlike senaryolarını genel olarak tahmin edebilirler. Bill Gates'in 2018 yılında verdiği bir demeçte, "SARS benzeri bir salgının 6 ay içinde 30 milyon insanı öldürebileceği" öngörüsü de bir kehânet değil; bilgisayar simülasyonlarına dayanan (aşağıdan izleyebilirsiniz), basit bilimsel öngörülerdir. Tıpkı Avustralya'da yaşanan, küresel ısınmayla körüklenen kitlesel yangınların yıllar önce akademik makalelerde ilan edilmiş olması ve ders kitaplarında işlenmiş olması gibi... Bilim, işte tam da bu öngörü gücü nedeniyle güçlüdür, güvenilirdir, önemlidir. Bu nedenle "Bilim çalışıyor!" deriz.

Şunu önemle vurgulamakta fayda var: Pandemik simülasyonları sadece Bill Gates ve ekibi tarafından yapılmamaktadır; bilim camiasındaki standart bir uygulamadır ve yıllardır yapılmaktadır! Bazı örneklerini şöyle listeleyebiliriz:

Bu arada, geleceğin komplo teorisyenlerine şimdiden "selam çakmak" adına, zombi simülasyonları da yapıldığını ve hatta ABD'nin zombi hazırlık planı bulunduğunu ve bizzat CDC tarafından yayınlandığını söyleyebiliriz. Şimdiden hikayelerini yazmaya başlayabilirler.

Ayrıca Bill Gates'in 2018 demecinde söz ettiği gibi, bu tarz bir salgına gerçekten de hazır değiliz. Bu da bir kehanet ya da sır değil; apaçık bir gerçek. Ülkeler bilimsel işbirliği konusunda kendi içlerine kapanıp dış dünyadan izole oldukça, bilimin ilerleyişi de yavaşlayacak. Küresel işbirliği olmadıkça, küresel salgınlar da ölümcül olmayı sürdürecek. Bunun da şaşılacak bir tarafı yok. Nasıl ki ülkemiz depremlere hazır değilse ve bu yalın bir gerçekse, Dünya da küresel salgınlarla baş edebilecek güçte değil. Salgınlar ve bunların yayılımı "büyü" değil, bilim tarafından onlarca yıldır araştırılan temel konulardır. Ancak Dünya'nın hazır olmaması, bilim insanlarının bu konularda kafa yormadığı ve çeşitli senaryolar üzerinde çalışmadığı anlamına gelmez; yukarıdaki gibi simülasyonlar ve araştırmalar da bunların doğal meyveleridir.

Yukarıda da söz ettiğimiz gibi aşılar, tam da bu tarz salgınlar nedeniyle halk sağlığı için müthiş önemlidir. Ancak internet ve sosyal medya nedeniyle aşı karşıtlığı ve bilim düşmanlığı gibi ekoller yayıldıkça, siyaset akımları daha izolasyoncu hale geldikçe ve işbirlikleri azaldıkça, küresel salgınlar da kaçınılmaz olmaya devam edecektir.

Hem bu salgın gerçekten bir "komplo" olsa bile, neden düşük bütçeli ve dikkate değer başarılara erişememiş Hollywood filmleriyle bu tarz küresel manipülasyonlara gönderme yapılsın ki? Bunun hiçbir mantığı yok. Bu tarz komplo teorileri, olağanüstü iddialara inanmak isteyenler tarafından her küresel olay sırasında uydurulan, akıl ve mantığın testlerinden geçemeyen iddialardır.

Sonuç

Tüm bu açılardan bakacak olursak, söz konusu virüsün bir biyoterör saldırısı olduğunu düşünmek için elimizde yeterli ve geçerli miktarda veri olmadığı söylenebilir. İlerleyen dönemde veriler değiştikçe, biz de analizimizi güncelleyeceğiz.

Bu tarz komplo teorileriyle ilgili en büyük sıkıntılardan biri, hayali cevaplar yoluyla komplo teorilerini sorgulayan sorulara rağmen teorilerini canlı tutabilmeleridir. "Bilim insanlarının amacı insanlara saldırı araçları üretmek değil." dendiğinde, "Elbette bunu açıktan ilan edemezler; ne sandınız?" derler. "Wuhan salgını çok düşük öldürücülüğe sahip, nasıl biyoterör saldırısı bu?" dendiğinde "Tabii ki çaktırmamak için o şekilde tasarlanmış, yoksa hemen anlaşılırdı." derler. Bunun bir sonu yoktur. Ne yazık ki bu tarz ispatsız argümanları çürütmenin bir yolu yoktur. İspat yükü, iddia sahibinin omuzlarındadır ve ispatsız olarak ileri sürülen argümanları çürütmek için ispata gerek yoktur.

Komplo teorileri geliştirirken, birbiriyle somut bir şekilde ilişki halinde olmayan veri noktaları ileri sürülerek bir tablo çıkarılır. Buradaki yazımızda da anlattığımız gibi, komplo teorisyenleri bilinmeyen şartlar altında çok sayıda varsayımı birbirine bağlarlar ve bizi bağlaç safsatası dediğimiz bir hataya düşmeye zorlarlar. Bu sayede inandırıcılıklarını arttırırlar; ancak istatistiki isabetlilik oranı çok düşüktür.

Dahası, Dünya çapında binlerce komplo teorisyenleri, her olayla ilgili o kadar çok sayıda iddiada bulunurlar ki, bunların bazıları elbette tutacaktır. Bu tutanlar sayesinde meşhur olurlar; ancak tutmayanlar unutulur gider. Çoğu durumda bu gibi iddiaları takip edenler, o iddialara zaten baştan inanan ve bu inançlarını doğrulayacak ve yüceltecek insanlar arayan kişilerdir.

Çin'de bir biyoterör saldırısı yaşanmış olabilir mi? Evet, elbette! Buna dair herhangi bir kanıt veya bulgu var mı? Hayır, en ufak bir tane yok.

Tabii ki komplo teorisyenlerinin buna yanıtı da "naiflik" olmaktadır. Bu, naiflik değildir. Bilimsel ve objektif verileri, şahsi kanaatlerin üzerinde tutmaktır. Yoksa hepimiz hayal gücümüzü tetikleyen, heyecan verici komplolar ve masallar yazabiliriz. Ancak gerçek nedir? Ve ona nasıl ulaşılır? Asıl soru bu. Komplo teorisyenleri, genel halkın veya bilim insanlarının aksine "uyanmış kişiler" olduklarını iddia etseler de, böyle insanlar değillerdir. Özel bilgilere erişimleri veya çok üstün bir analiz kapasiteleri varmış gibi davransalar da, genel halktan veya bilim insanlarından daha fazla bilgiye erişimleri yoktur. Bu konularda daha fazla bilgiyi Şüphecinin El Kitabı isimli kitabımızdan alabilirsiniz.

Tüm bunlar ışığında, yeni bulgular ortaya çıkana ve somut kanıtlar üretilene kadar bu tarz komplo teorilerine inanmak doğru olmaz. Elbette inanabilirsiniz; ancak bunlara inanmanız, gerçekleri değiştirmemektedir. Benzer şekilde, doğru olduğu ispatlanmamış bir şeye inanmanın sizi "sürüden ayırdığını" düşünebilirsiniz; fakat bu bilgiyle işlevsel herhangi bir değişim yaratabilir misiniz, onun hesabını yapmayı size bırakıyoruz.

Tabii ki bir biyoterör ihtimalini hiçbir zaman %100 eleyemeyiz; ancak elde buna yönelik ikna edici hiçbir kanıt yokken, bu tarz bir iddiaya inanmak için olağanüstü nedenlerimiz bulunmalıdır.

Bu açılardan incelendiğinde, virüslerin her zaman biyoterör aracı olarak kullanılabileceği doğru olsa da, Wuhan Koronavirüsü için bu tarz bir eyleme dair hiçbir iz bulunmadığından, yeni bir bulgu ortaya çıkana kadar, iddiayı "Karışık" olarak nitelendirmek en doğrusu olacaktır.

Bu içeriğimizle ilgili bir sorunuz mu var? Buraya tıklayarak sorabilirsiniz.

İlginizi Çekebilecek Sorular
Soru & Cevap Platformuna Git

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. V. D. Menachery, et al. (2015). A Sars-Like Cluster Of Circulating Bat Coronaviruses Shows Potential For Human Emergence. Nature Medicine | Arşiv Bağlantısı, sf: 1508-1513.
  2. X. Ge, et al. (2013). Isolation And Characterization Of A Bat Sars-Like Coronavirus That Uses The Ace2 Receptor. Nature | Arşiv Bağlantısı, sf: 535-538.
  3. L. Grohmann. (2019). Detection And Identification Of Genome Editing In Plants: Challenges And Opportunities. Frontiers in Plant Science | Arşiv Bağlantısı.

Etiketler

Kategoriler