Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Bu yazı, İnsanın Evrimi yazı dizisinin 11. yazısıdır. Dizinin ilk yazısına gitmek için buraya, dizideki tüm yazıları görmek için buraya tıklayınız. Yazı dizileri, EA Akademi'nin bir parçasıdır.

Yazı dizisi içindeki ilerleyişinizi kaydetmek için veya kayıt olun.

Sandra Bullock'un başrolünü oynadığı Netflix yapımı Bird Box filmi büyük yankı uyandırdı. Filmden türetilen memler her yerde! Kimi filme hayran kaldı, kimi ise yerden yere vurdu. Tıpkı geriye kalan tüm filmler gibi! Burada ise sorumuz şu: Bird Box, bize insan evrimin geleceği ile ilgili ne öğretebilir?

Bird Box sonrası yayılan memlere bir örnek...
Bird Box sonrası yayılan memlere bir örnek...

İnsanların Evrimleştiğini Nereden Biliyoruz?

İnsanların halen evrimleştiğini biliyoruz; çünkü evrimleşmek zorundayız! Her ne kadar Doğal Seçilim'in etkisini kısmen kırabilmiş olsak da, Doğal Seçilim ne evrimin tek mekanizmasıdır, ne de evrimden söz edebilmek için sadece Doğal Seçilim'e odaklanmak yeterlidir. Evrimin matematiksel altyapısı, Hardy-Weinberg Dengesi'ne dayanır. Hardy-Weinberg Dengesi ise, şu 5 koşul sağlandığı sürece evrimin gerçekleşmeyeceğini öngörür:

  1. Doğal Seçilim olmayacak.
  2. Bireyler arası üreme tamamen rastgele olacak; Cinsel Seçilim olmayacak.
  3. Mutasyonlar (ve diğer çeşitlilik mekanizmaları) olmayacak.
  4. Popülasyon sonsuz büyüklükte olacak, sınırlı olmayacak; dolayısıyla Genetik Sürüklenme olmayacak.
  5. Popülasyonun alt birimleri arasında veya farklı popülasyonlar arasında göç ve gen aktarımı olmayacak.

Bu koşulların sayısı bazı kaynaklarda 7'ye kadar çıkarılmaktadır; ancak bu 5'i temel kabul edilmektedir. Hardy-Weinberg Dengesi der ki, bu 5 koşulun 1 tanesi bile bozulacak olsa, o canlı popülasyonu evrimleşmek zorundadır! Çünkü bunlardan 1 tanesinin bile kırılması, popülasyon içerisindeki genlerin görülme sıklığını değiştirecektir.

Evet, evrimi hızlıca gözleyebilmenin yolu Doğal Seçilim gibi bir seçilim mekanizmasının aktif olmasıdır. Ancak evrim, sadece seçilime muhtaç değildir. Evrimin teknik tanı, nesiller içerisinde popülasyon içerisindeki gen frekansının (görülme sıklığının) değişimidir. Yukarıdaki 5 unsur da, gen frekansını doğrudan değiştirebilecek güce sahip faktörlerdir. Bazıları daha güçlüdür, bazıları daha zayıf... Ancak bunlardan 1 tanesi bile geçersizse; yani popülasyonda Doğal Seçilim varsa ve/veya Cinsel Seçilim varsa ve/veya mutasyonlar (ve diğer çeşitlilik mekanizmaları) varsa ve/veya popülasyon sonsuz sayıda bireye sahip değilse ve/veya göç yaşanıyorsa, o popülasyon evrimleşmektedir. Nokta. 

İnsan popülasyonları için, Hardy-Weinberg Dengesi'nin tutması gereken koşullarından 1 veya 2 tanesi değil, hiçbiri tutmamaktadır! Yani 5 faktör de üzerimizde halen, çeşitli şiddetlerde de olsa, işlevseldir. Dolayısıyla türümüz, halen evrimleşmek zorundadır ve evrimleşiyor da... Evet, Doğal Seçilim'in etkisini tıp sayesinde büyük oranda kırdık ve bu, zaten yavaş bir süreç olan evrimi epey bir yavaşlatmamıza neden oldu. Ancak durdurmadı. Yavaşlatmak bir şey, durdurmak bambaşka bir şey.

İnsanların evriminin devam ettiğine yönelik daha fazla bilgi almak için buradaki yazımızı okuyabilirsiniz.

İnsan Bundan Sonra Neye Evrimleşecek?

Bize en sık sorulan sorulardan birisi, insanın bundan sonra neye evrimleşeceği konusu. Aslında evrimsel biyolojinin bir türün ne tip özellikler evrimleştireceğini kestirmek konusunda hiçbir sıkıntısı yok. Neil Shubin'in Tiktaalik fosilini nasıl keşfettiğini hatırlayın. Ya da Edward Wilson'ın karıncaların evrimindeki ara basamağı nasıl keşfettiklerini... Her iki örnekte de evrimsel biyologlar, belirli bir evrimsel ara türün ne özelliklere sahip olması gerektiğini, nerede yaşaması gerektiğini, ne tarz bir ekolojiye sahip olması gerektiğini evrimsel biyolojinin araçlarını kullanarak öngörmüşlerdi, sonrasında da bu türleri elleriyle koymuş gibi bulmuşlardı.

Modern bilimin genel sorunu, çevrenin nasıl değişeceğini tam olarak kestiremiyor oluşudur. Küresel ısınma nedeniyle ortalama sıcaklıkların artacağını, deniz seviyelerinin yükseleceğini, vs. biliyoruz. Ancak türlerin cinsel tercihlerinin nasıl değişeceğini, yerel bölgelerdeki çevresel değişimlerin ayrıntılarını veya çevresel değişimlerin ekolojik dinamiklerin nasıl değiştireceği gibi konuları kestiremiyoruz. Bunlar çok kaotik işleyen süreçler. Fakat eğer ki çevrenin ne şekilde değiştirileceği bize söylenirse veya belirli şartlar altındaki evrim merak ediliyorsa, evrimsel biyologlar gerek bilgisayar modellemelerini kullanarak, gerek gen-çevre etkileşimlerinden yola çıkarak, gerekse de karşılaştırmalı anatomi gibi yöntemler kullanarak bir türün neye, nasıl evrimleşeceğini kestirebilirler.

İşte insanın evrimindeki sıkıntı da budur. Geleceğin bize ne getireceğini tam olarak bilemediğimiz için, biyolojik evrimin nasıl bir yön alacağını da kestiremiyoruz. Ama diyelim ki Bird Box evreni gerçek oldu ve nereden geldiğini bilmediğimiz tuhaf yaratıklar, kendilerine bakan insanları intihara sürüklüyorlar. Dolayısıyla görme yetisi daha az gelişmiş olanlar veya görme engelliler bir anda avantajlı konuma geçiyorlar. Geriye kalan her şeyin aynı kaldığı bu yeni ekolojik şartlar altında evrim nasıl bir yön izlerdi?

Bird Box Bize Evrimle İlgili Neler Öğretiyor?

Bird Box'un bize evrimi öğretmekte sunduğu en önemli araç, aslında çalışan bazı özelliklerimizin dezavantajlı konuma geçmekle kalmayıp, doğrudan doğruya ölümümüze sebep olmaya başlamasıdır. Birçok bilimkurgu filminde insanlığın başından geçen belirli zorluklar gösterilmektedir; ancak spesifik bir genetik veya fiziksel özellik herhangi bir avantaj veya dezavantaj sağlamıyorsa, dolayısıyla hayatta kalma ve üreme başarısına herhangi bir etki olmuyorsa, herhangi bir yönde evrim yaşanmayacaktır. Örneğin kendi başına okyanus seviyelerinin yükselmesi sayısız şehrin yok olmasına neden olabilir; ancak bizi doğrudan doğruya evrimsel bir patikaya itelemeyecektir. Ancak yaşam alanımıza giren yepyeni bir avcı, bir hastalık veya çevresel bir etmen, eğer ki belli özelliklerimize göre bizde seçilim baskısı yaratıyorsa, yani hayatta kalma ve üreme olasılığımızı değiştiriyorsa, o noktada güçlü bir Doğal Seçilim'den, dolayısıyla evrimden söz etmek mümkün olacaktır.

Bird Box evreninde olacak olan da budur: Görme engelliler avantajlı konuma geçecek, daha kolay hayatta kalacak ve daha çok üreyeceklerdir. Körlük sadece genetik nedenlerle olan bir sorun olmadığı için, bazılarının yavruları normal görüşlü doğacaktır. Normal görüşlü bu yavrular, dezavantajlı yavrular olacaktır. Ancak genetik nedenlerle kör olanların yavruları da ya tamamen ya kısmen kör olacaktır ve bunlar, diğer bireylere göre avantajlı olacaklardır. Benzer şekilde, kendileri sağlıklı olsalar da yavruları genetik mutasyonlar nedeniyle doğuştan kör olan yavrular da avantajlı olacaktır. Tüm bu yavrular daha kolay hayatta kalıp, daha çok üreyecek ve kendilerine görme engelini veren genleri taşıyan daha çok yavru üreteceklerdir. Böylece insan popülasyonu sadece birkaç nesilde bile görme yeteneğini büyük oranda veya tamamen yitirecektir.

Gözlerin Yok Oluşu

Daha çılgını da var: Bu durum uzun süreler boyunca devam edecek olursa, bırakın kör olmayı, gözlere sahip olmak bile dezavantajlı bir durum olacaktır! Yani herhangi bir genetik mutasyon, göz üretimine engel oluyorsa, avantajlı bir mutasyon olacaktır! Böylece insanlar, birçok ara basamaktan geçtikten sonra, nesiller sonunda insanlar sadece kör olmakla kalmayıp, ayrıca göz dediğimiz organı da tamamen yitirecektir.

Bunun olabileceğini biliyoruz; çünkü şu anda gezegenimizde bu süreçten geçen canlılar var! Üstelik onları intihara sürükleyen çılgın avcıları da yok! Meksika Tetrası ile tanışın.

Meksika Tetrası
Meksika Tetrası
National Geographic

Bu balıkların su yüzeyine yakın yerlerde yaşayan atalarında gözler bulunuyor, bu tür halen hayatta. Ancak derin okyanus mağaraları içine göç eden bir diğer popülasyon, zifiri karanlıkta yaşıyor. Bu ortamda gözlere hiçbir ihtiyaç bulunmuyor. Buna bağlı olarak da bu türün gözleri tamamen körelerek yok oldu. Bazı bireylerde göz benzeri bir oluşum görülüyor; ancak üzeri deri ve pul tabakasıyla kaplı, yani işlevsiz. Harika bir ara form örneği!

Meksika Tetrası
Meksika Tetrası
YouTube

İşte bu noktada anlamamız gereken şey şu: Mağarada yaşayan Meksika Tetraları gözleri var diye ölmüyorlardı. Atalarında göz üretimine engel olan her türlü mutasyon avantajlıydı, çünkü işe yaramayan bir organı üretmek, korumak, bakmak, tamir etmek aşırı masraflıdır! Dolayısıyla kuzeninizde bu organ hiç üretilmiyorsa ya da eksik bir şekilde üretiliyorsa, kuzeniniz size karşı avantajlı konuma geçecektir; çünkü o organa harcayacağı enerjiyi hayatta kalma ve üremeye harcayabilir! Görebileceğiniz gibi bir organın evrimleşmesi veya yok olması için illa aşırı güçlü bir seçilim baskısı gerekmez. Çevresel şartlara bağlı olarak belli yönde ufak seçilim baskıları bile uzun nesiller boyunca köklü değişimler yaratabilir.

Evrim ve Bilinçli Tercihler

Bird Box ve Meksika Tetrası’ndan öğrenmemiz gereken bir diğer konu da şu: Canlıların hiçbiri bir özelliği kazanmayı veya yitirmeyi “seçmiyorlar”. Burada bilinçli bir tercih yok. Her canlı türünün belirli bir genetik çeşitliliği bulunuyor. Yani türün tüm bireyleri birbirinin kopyası değiller, farklılıkları var. Bu farklılıklar durmaksızın, rastgele oluşuyor. Çevre değiştikçe, bu özellik kombinasyonlarından bazıları avantajlı, bazı diğerleri dezavantajlı konuma geçiyor. Eskiden avantajlı olanlar dezavantajlı olabiliyor. Veya tam tersi… Bu yeni avantajlılar daha kolay hayatta kalıp daha çok ürüyorlar ve kendilerine avantaj veren genler hangileriyse, onları gelecek nesle daha çok aktarabiliyorlar. Dezavantajlılar ise ya ölüyorlar, ya çok daha zor hayatta kalıp, daha zor ürüyorlar. Böylece kendilerini dezavantajlı kılan gen varyantları da kendileriyle birlikte yok oluyor. İşte popülasyonlar nesiller içinde böyle böyle değişiyor. Tekil bir birey asla evrimleşmiyor. Evrimleşen her zaman popülasyonlar, canlı toplulukları. Evrime karar veren kimse veya hiçbir bilinç de yok. Çevre ve genler arasındaki etkileşim, evrimi kaçınılmaz olarak doğuruyor. Zaten bu nedenle günümüzde robotlarımız bile evrimleşebiliyor veya Nobel Ödülü, kimya alanındaki evrim uygulamalarına verilebiliyor; çünkü evrim bir doğa yasası, sadece biyolojik varlıklar için geçerli bir yasa değil.

İnsanlar için de evrim aynen böyledir. İnsanlar da evrimleşirken herhangi bir bilinç kullanmamışlardır. Çevre değiştikçe, türümüzün popülasyonunun gen dağılımı bu yeni çevre şartlarıyla etkileşmiştir. Böylece maymunsu atalardan, modern insanlar, yani bizler evrimleştik. 

İnsanlar Gelecekte Neye Evrimleşecek?

Peki ya insan evriminin geleceği? İnsan evriminin hızını kökleyecek olan şey, uzaydan gelen tuhaf yaratıklar olabilir; ancak bundan çok daha olası birkaç şık var. Bunlardan kısaca bahsedip size üzerinde düşünecek bir konuyla bu konuyu sonlandırmak istiyoruz:

İnsanlığın Uzayı Fethi

İlk olasılık, uzaylıların bize gelmesi değil; bizim uzaya yayılmamız! Uzayda farklı gezegenlere, hatta yıldızlara ulaşıp, buralarda koloniler inşa ettikçe, türümüzün çevreyle etkileşimi kontrolümüzün dışında gelişecektir. Biz bu gezegenlerin çevresel şartlarını dizginlemeye çalışsak da, bir koloni inşa etmenin zorlukları ve öngörülemezliklerinden doğan problemler, türümüzü vahşi çevreyle yüz yüze getirecektir. Hele ki gezegenler ve yıldızlar arası mesafenin aşırı uzun olması düşünüldüğünde, izolasyon şartları oluşacaktır. Yani bir gezegendeki insanlar ile, diğer gezegendekiler artık çiftleşemeyecektir; çünkü ne kadar hızlı yolculuk yaparsak yapalım, evrensel hız sınırı olan ışık hızı bizi her zaman kısıtlayacaktır. Buna bağlı olarak oluşan coğrafi izolasyon, yeni insan türlerinin evrimini tetikleyecektir. Gezegensel şartları sadece belirli düzeylerde değiştirebileceğimiz ve bu süreçte kontrolümüz dışında olan çok fazla unsur olacağı için, her insan popülasyonu kendi gezegeninin şartlarına adapte olmak zorunda kalacaktır. SpaceX gibi firmalarla yeniden yeşeren dış gezegenlere yayılma hayalimiz, bu yöndeki olasılığı arttırıyor.

Biyoteknoloji ve Gen Müdahalesi

Bir diğer seçenek ise biyoteknoloji alanından geliyor: Eğer ki genlerimiz üzerinde kusursuz bir kontrole sahip olabilirsek; evrimimize yön vermemiz de mümkün olabilir. Dilediğimiz genleri değiştirip, yeni genler yaratıp vücudumuza dahil etmek bizi bambaşka türlere dönüştürebilir. Çünkü genellikle tek bir gen, tek bir özelliği kontrol etmez. Tamamen alakasız bir özelliği değiştirmek istediğinizde, örneğin ömrümüzü uzatmak istediğinizde, kaçınılmaz olarak fiziksel görünümü de değiştirmek zorunda kalabilirsiniz. Bu da türümüzü bambaşka görünümlü canlılara evrimleştirebilir. Son dönemlerde yaşanan CRISPR-Cas9 alanındaki gelişmeler, evrimimizin bu yönde gidebileceğine dair önemli sinyaller veriyor.

Biyonik Evrim

Tabii bir diğer seçenek, fiziksel başlayan, kimyasal olarak devam eden ve günümüze kadar biyolojik olarak gelen evrim yasasının, biyolojik olarak devam etmemesi olabilir. Evet, biyonik ve teknolojik evrimden söz ediyoruz! Belki de gelecekte biyolojik parçalarımızı kısmen veya tamamen terk etmemiz mümkün olabilir. Kim bilir, belki de bir gün bilincimizi makinalara aktarıp, vücudumuzu dilediğimiz gibi değiştirebileceğiz. Neuralink veya Nectome gibi firmalar bu alanda çalışmalar sürdürüyorlar; ancak bu seçenek “dikkate değer” olabilmek için halen biraz uzakta.

Nükleer Savaş

Bir diğer seçenek ise, Soğuk Savaş Dönemi’nin korkulu rüyası atomik savaş olabilir. Savaşın kendisi değil ama, böylesi yıkıcı bir savaş sonrasında teknolojimizi, tıbbımızı ve bizi medeniyete bağlayan araçları yitirecek olursak, kendimizi tekrar vahşi doğanın içinde bulabiliriz. Bu da, tıp ve teknoloji sayesinde ayak dirediğimiz Doğal Seçilim’i hızla geri getirebilir. Vahşi yaşamdaki başarımıza göre hayatta kalıp ölmemiz, tıpkı Bird Box’ta ve son 4 milyar yıldır gezegenimizde olduğu gibi seçilim baskılarını hayatımızın sıradan bir gerçeği haline getirebilir.

Hiçbir Şey Değişmezse...

Son bir seçenek ise… Hiçbir şeyin dikkate değer miktarda değişmemesi olabilir. Yani vahşi yaşama dönmeyebiliriz, uzaya yayılmayabiliriz, genlerimizi değiştirmeyebiliriz. Bu durumda bile evrimleşmeye devam ederdik; çünkü türümüz halen eşlerini belirli özelliklere göre seçiyor, halen mutasyona uğruyor, genlerinde halen transpozon denen sıçrayan gen elemanları bulunuyor. Yani Doğal Seçilim üzerimizdeki gücünü yitirmiş olsa da, evrimin diğer mekanizmaları aynı hızla işlemeye devam ediyor. Bu tarz evrimin sonuçlarını kestirmek daha güç; çünkü Genetik Sürüklenme gibi evrimsel mekanizmalar, Doğal Seçilim’e göre çok daha rastlantısal çalışıyor ve geleceği kestirmeyi zorlaştırıyor. Fakat bu, evrimleşmeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Son 2000 yılda bile süt sindirim becerimiz, kanımızdaki hemoglobinin özellikleri, insülinin vücudumuzdaki çalışma prensipleri, menopoza girme yaşı, dişilerde kalça genişliği, bebeklerde doğum kilosu, erkeklerde BMI değerleri, bebeklerde kafatasının çevre uzunluğu, kolesterol oranlarımız gibi birçok özelliğimiz evrimleşti! Yani evrimimiz tüm hızıyla devam ediyor; sadece daha az kestirilebilir bir şekilde. Eğer hiçbir şey değişmezse, gelecekte de bu şekilde devam edecek ve bizler, yavaş yavaş, farkında olmaksızın, her bir nesilde biraz daha evrimleşeceğiz.

Geleceğe Dair Bilmemiz Gerekenler...

Yani evrim sonucunda gelecekteki bir canlının neye benzeyeceğini bilmemiz için, şu an ile gelecekte merak ettiğimiz nokta arasındaki her mikrosaniyedeki çevre şartlarını %100 bilmemiz ve bir süper-bilgisayar üzerinde bu etkilerin fenotip üzerindeki tüm etkilerini istisnasız olarak çıkarmamız, Evren'deki katrilyonlarca parametreyi hesaba katarak ne tip mutasyonlar, crossing-overlar, transpozonal sıçramalar geçirileceğini hatasız bulmamız ve bu hesaplar dahilinde meydana gelecek genetik değişimlerin fenotip üzerindeki etkilerini eksiksiz çıkarabilmemiz gerekmektedir.

Çünkü doğa ve evrim tam olarak böyle işler. Ve günümüz teknolojisi, bunların bırakın yarısını, trilyonda birini yapacak kadar bile gelişmemiştir. Parametrelerin çok kısıtlı bir miktarını tanımlayabiliriz, bunlar arasındaki ilişkilerin neredeyse hiçbirini (en azından var olan muhtemel ilişkilere kıyasla hiçbirini) çıkaramayız; mutasyonlar, transpozonal sıçramalar, crossing-overlerın hiçbirini bırakın tamamen tanımlamayı, belirli ihtimaller dahilinde bile tanımlayamayız. Çünkü en basitinden, vücudunuza giren radyoaktif alfa ışınlarının açısı ve yönünü bile kestirmek olanaksızdır.

Ancak, parametreler sınırlandırılarak bazı istatistik hesaplarında bulunulabiliyor elbette. Bu da bilimin deterministik yapısından ve evrimin bir bilim olmasından kaynaklanıyor. Örneğin insan türünün %95 ihtimalle önümüzdeki 70.000-6 milyon yıl arasında yok olacağını öngörebiliyoruz. Veya moleküler saat hipotezi sayesinde yaklaşık ne zaman türleşme meydana geleceğini istatistiki olarak öngörebiliyoruz. Evrimsel süreçte, bir mutasyonun popülasyonda kaç nesil sonra sabitleneceğini bilebiliyoruz. Sadece Doğal Seçilim hesaplarıyla, bir türün yeni iki veya daha fazla türe kaç nesilde evrimleşeceğini hesaplayabiliyoruz.

Ancak bunların hepsi, bazı sadeleştirmelere dayanıyor ve bir noktaya kadar gerçekçi. Bu nokta ise, gerçek dünyadan şimdilik çok uzakta. Ancak bilim, kademeli olarak biriken ve gelişen bir bilgi türü, tıpkı evrimin işleyişi gibi ilerliyor. Bu sebeple, gelecekte çok daha güçlü hesaplar yapabileceğimiz çok açık. Son 100 senede evrimsel biyolojide atılan adımlar, 3 gün önce uçak yapamazken, bugün Mars'ta hayat aramamız kadar hızlı atılmış adımlardır.

Yani insanların gelecekte neye evrimleşeceği sorusu şimdilik net olarak cevaplanabilir bir soru değil. Ancak anahtar kelime şu: Şimdilik.

Bilim İnsanlarının Tahminleri ve Öngörüleri

Scientific American dergisinin Eylül 2014 sayısında da uzmanlar, “Gelecek, türümüze ne getirecek?” sorusu hakkında bazı eğitimli tahminlerde bulundular. Bu tahminler, biyolojik olmaktan ziyade kültürel ve teknolojik olmak durumunda, çünkü bahsettiğimiz gibi, bugünden itibaren milyonlarca yıl sonrasına kadar olabilecek tüm çevresel değişimleri ve tüm genetik verileri bilmeden, gelecekte neye evrimleşeceğimizi tahmin edemeyiz. Bu ne yazık ki mümkün değil. Ancak yine de, akademisyenlerin bu zorlu soruya verdikleri cevapları okumanızı tavsiye ederiz.

Missouri Üniversitesi’nden paleontropolog Carol V. Ward şöyle yanıtlıyor:

Evrim, gelecekte neler olacağını tahmin etmemize izin veren bir süreç değildir. Biz sadece geçmişte neler olduğunu görebiliriz. Bunu yapabilmek için bazı bireylerin diğerlerinden daha fazla yaşayabilen yavrular vermelerine neden olan şeyi bilmeli, yüzlerce ve binlerce nesildir seçilim baskısının süregeldiğinden emin olmalı ve bu farklılıkların altında yatan genetik ve fenotipik farklılıkları bilmeliyiz. Ancak tüm bunları gerçekten bilemeyiz ve bilmiyoruz da. Tüm söyleyebileceğim 1 milyon yıl sonra bakmalı ve neler olduğunu görmeliyiz.

New York'taki Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’nden paleontropolog Ian Tattersall şöyle cevap veriyor:

Bizimki gibi büyük bir popülasyon içerisinde faydalı biyolojik yenilikleri kazanmanın hiçbir yolu yoktur. Yetersizliklerimizi farkına varmak için telafi yollarını bulacağız ama eğer popülasyonumuzda bazı felaket dehşet verici parçalar olursa biyolojik evrim süresince bir yere gitmenin hiçbir yolu yoktur. Şimdi bütün gözler kültürel/teknolojik cephede.

University College London'dan genetik uzmanı Steve Jones şöyle yanıtlıyor:

Seçilim, gelişmiş ülkelerde az çok bir sonuca ulaşmıştır. Eğer bakarsanız global şeyler farklıdır, cilt rengi ve diğer özelliklerin dünyadaki genetik dengesi değişecek bunun sonucunda demografik nedenlerle Afrikalıların sayısında devasa bir artış olacak. Ancak şimdiye kadar bu etkiler gelişmiş ülkelerde çok küçük olmuştur.

Georgia Regents Üniversitesi’nden sinirbilimci Joe. Z. Tsien ise, Scientific American için Temmuz 2007'de yazdığı Bellek Kodu başlıklı yazısında şöyle diyor:

Günümüzden 5000 yıl sonra zihnimizdekileri bilgisayara indirebilecek, uzak dünyalara seyahat edebilecek ve ağ içerisinde sonsuza kadar yaşayabilecek miyiz?

Washington Üniversitesi’nden paleontolog Peter Ward, Scientific American'ın Ocak 2009 sayısında yazdığı İnsanlığın Geleceği – İnsanlar Nasıl Evrim Geçirerek Değişecek? başlıklı yazısında şöyle diyor:

Yapan Zeka insan bilincinin çeşitli bileşenleri kapsayarak bu bileşenleri artık insan olmayan bir yapıda birleştirebilir- ki bu da bizi gereksiz kılar.

Yapay Zeka'nın geleceği ile ilgili olarak buradaki yazı dizimizi okuyabilirsiniz:

Sonuç

Görebileceğiniz gibi, önümüzde birçok seçenek bulunuyor. Elbette burada bahsettiğim olasılıkların birçok detayı ve alternatifi de bulunuyor. Kim bilir, Bird Box evreninde belki de farklı tipte görüşü mümkün kılan bir organ da evrimleşebilirdi; böylece görüşümüzden feragat etmek zorunda kalmazdık. Ancak bunlar isteğe bağlı olmadığı için, hangi olasılığın gerçekleşeceğini öngörmek mümkün olmuyor. İnsan evriminde de, az önce bahsettiklerimden hangisi veya hangilerinin gerçekleşeceğini sadece zaman gösterecek. Belki de tamamen farklı bir evrimsel patikaya sapacağız, kim bilir?

Ancak evrimin yönünü merak ediyorsanız, size söyleyebileceğimiz şu: Bize geleceğin çevresel şartlarını söyleyin, size evrimin yönünü söyleyelim.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 3
  • 4
  • 1
  • 0
  • 0
  • 1
  • 1
  • 1
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • K. Schultz. Experts Tackle Question Of How Humans Will Evolve. (2014, Eylül 01). Alındığı Tarih: 19 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Scientific American

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 18/08/2019 05:13:34 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/7547

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!

İnsanların Evrimi Durdu mu, Yoksa Evrimleşmeye Devam Ediyor Muyuz?

Milankovitch Döngüleri, Paleoiklim Değişiklikleri ve İnsansıların Evrimi

Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.”
Türk Atasözü
Geri Bildirim Gönder