Yükleniyor...

Terime Git
Kapat
Siteyi Tam Sürümde Kullan

Deri Rengi ve Çekik Gözlülük Gibi Coğrafyaya Özgü Farklılıklar Neden Evrimleşti?

Coğrafi Özelliklerin Evrimine ve 1940 Öncesi Deri Rengi Dağılımı Haritası'na Bir Bakış...
Yazar:
Okunma: 68,511 | Süre: 8 dakika
Yayınlanma Tarihi:
Rastgele İçerik

Özgün

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Evet; çekik gözlülük ve deri rengi gibi fiziksel farklılıklar evrimin ürünüdür. Ancak bunun ne anlama geldiği ve nasıl ortaya çıktığı çok iyi anlaşılmalıdır. İzah edelim:

İnsan türü (Homo sapiens) en yeni keşiflere göre günümüzden 384.000 yıl kadar önce Homo heidelbergensis türünden evrimleşmiş bir hayvan türüdür. Her ne kadar türümüzün evriminden sonra, evrimsel zaman dilimleri açısından oldukça kısa zaman geçmiş olsa da, belli başlı değişimlerin olabilmesi için fazlasıyla zaman bulunmaktadır. İşte coğrafyalara özgü farklılıklar bu evrimsel farklılaşmanın bir ürünüdür.

Dünya karmakarışık bir yer. Ancak bu, her zaman böyle değildi. Sadece 1 asır öncesinde, taşımacılığın çok daha sınırlı ve zorlu olmasından ötürü insanlar evrimsel geçmişe dair özelliklerini daha fazla yansıtacak şekilde Dünya üzerinde bir dağılım göstermekteydi.

Homo sapiens evrimleştiği ilk andan itibaren uçaklarla seyahat etmeye başlayıp, gemilerle okyanusları aşamamıştır. Günümüzden 10.000-5.000 yıl öncesine kadar sıradan bir vahşi hayvan türü gibi yaşamıştır. Bu süreçte binlerce kilometre göç etmiş, birçok farklı yöne doğru ayrılmış ve insan popülasyonları, evrimleştikleri Afrika'dan çıktıktan sonra on binlerce yıl boyunca birbirleriyle irtibat kuramayacak şekilde izole olmuşlardır. İşte günümüzdeki farklılıkların tamamı, bu izole dönemde edinilmiş özelliklerdir; devam etmekte olan bir evrim baskısının ürünü değildir!

Her türde olduğu gibi insan türünde de izole ortamda farklı yaşam biçimlerine adapte olan Homo sapiens, soğuk ve buzullardaki ışık yansımaları sebebiyle buzullarla kaplı olan bölgelerde çekik gözlü bir yapı evrimleştirmiş, burada ve burada izah ettiğimiz gibi yine Güneş'in dik ışınlarından uzaklaştıkça açık ten ve kıl renklerini evrimleştirmiştir. Yani teknik olarak bu süre zarfında türleşme başlamıştır ve daha uzun sürecek olsaydı, Homo sapiens türü de yeni alt türlere ve hatta yeni türlere evrimleşebilirdi.

Ne var ki yerleşik yaşama geçilmesiyle birlikte öncelikle kültür, sonrasında teknoloji gelişti ve insanların yayıldığı alanlar inanılmaz bir biçimde genişlemiştir. Bu sayede izole olan toplumlar birbiriyle karışmaya başlamış ve türleşme hızı ciddi miktarda düşerek günümüzdeki gibi büyük oranda yavaşlamıştır. Bu sebeple farklı coğrafyalardaki özellikler yeni evrimleşen özellikler olmamakla birlikte, Homo sapiens türünün Afrika'dan çıktıktan sonra evrimleştirdiği niteliklerdir ve bunlar, bu adaptasyonların geliştiği coğrafyalardan gelen soylar ile günümüze kadar taşınmıştır.

Yağlı Göz Kapağı

İşte Asyalılar'daki yağlı göz kapağı (epikantik katlanma) da bu özelliklerden birisidir. Aslen bu katlanma Doğu Asya, Güneydoğu Asya, Orta Asya, Kuzey Asya, Polinezya, Mikronezya, Yerli Amerikalı, Khoisan ve Malagazi toplumlarında görülmektedir. Ancak özellikle Kuzey Siberya, Aleut ve Iniut toplumlarında çok daha bariz ve yağlıdır.

Bu nedenle evrimsel biyologlar bu yağ tabakasının özellikle de dondurucu rüzgarlara karşı bir savunma adaptasyonu olduğunu düşünmektedirler. Ayrıca buzlarla kaplı ve soğuk bölgelerde yerden yansıyan güneş ışınlarının göze girişini ayarlamak konusunda da avantajlı olduğunu düşünen bilim insanları bulunmaktadır. Yani bir çeşit kar körlüğü adaptasyonu olduğu düşünülmektedir.

Asya boyunca bu yapının görülmesi, bu kişilerin buzul bölgelerde yaşayan atalardan geldiğini düşündürmektedir. Ne var ki Afrika'daki bazı gruplarda da bu yapının görülmesi, konunun bundan biraz daha karmaşık olabileceğini göstermektedir ve bu alanda çalışmalar devam etmektedir. Bu sıcak bölgelerde aynı adaptasyonun aşırı sıcağa (ve özellikle de fazladan gelen mor ötesi ışınlara) karşı bir savunma sağladığını gösteren bulgular mevcuttur.

Peki Ya Deri Rengi?

İnsan türünün en geniş ve belirgin çeşitlilik unsurlarından biri kuşkusuz deri rengidir. Deri rengi konusundaki çeşitliliği (varyasyonu) inceleyen biyologlar, bu rengin melanin adı verilen bir renk pigmenti ile ilgili olduğunu kısa sürede fark etmişlerdir. Halk arasında sanılanın aksine, deri renginin güneş ışınları ile doğrudan bir ilgisi yoktur. Güneş ışınları ile deri rengi arasındaki ilişki dolaylıdır.

İnsanlar, çoğunlukla siyah renkte bir deriye sahip olacak şekilde, Afrika'da evrimleşmiştir. Yani bizler, aslen siyah derili bir türüz (bunun bazı detaylarını buradan öğrenebilirsiniz). Ancak sonradan Afrika'dan dışarı göç ederek kuzey enlemlere ulaşan insanlar için siyah deri rengi dezavantajlı olmaya başlamıştır. Güneş ışınları, özellikle de mor ötesi (UV) ışınlar, melanosit hücrelerini uyararak daha fazla melanin üretilmesine neden olmaktadır. Bunun sebebi, UV ışınlarının türümüzün derisinde 3 temel etkiye neden olmasıdır. Bunlar:

Güneş ışınları gerekenden fazla oldukça, bu tepkimeler ve etkiler aşırı sonuçlar doğurabilir. Örneğin aşırı UV ışınları hücre yapısını ve döngülerini bozarak kansere ve ölüme neden olabilir. Vitamin B folat eksikliği, DNA üretimini etkileyerek hücre bölünme döngülerini bozar. Aşırı Vitamin D bulunması ise Vitamin D zehirlenmesi olarak bilinen ve kusma, susuzluk, hassaslık, yorgunluk, kabızlık ve kas ağrıları ile kendisini gösteren bir hastalığa neden olur. Ancak Vitamin D eksikliği de tehlikelidir; bu durum da kemik oluşumunu olumsuz etkilemekte, ayrıca diyabet, kanser, kalp hastalıkları ve zihinsel hastalıklara neden olabilmektedir. Dolayısıyla vücudun aldığı UV ışını miktarı en uygun (optimum) seviyede tutulmalıdır. 

Bu optimizasyon, melanosit hücrelerinin ürettiği melanin pigmenti ile sağlanır. Melanin arttıkça, vücuda giren UV ışınları daha fazla engellenmiş olur. Melanin artışının bir yan etkisi olarak deri rengi koyulaşır. Daha fazla Vitamin D üretimi, dolayısıyla daha fazla UV ışını gerektiğinde ise melanosit hücreleri melanin üretimini keserek UV ışınlarını engellemeyi durdurur ve melanin az üretildiğinden deri rengi açık olur. 

İşte evrimsel süreçte, Afrika'da ve genel olarak ekvator hattında bulunan coğrafyalarda yaşayan atalarımız ve günümüz insanlarının deri rengi, dik güneş ışınlarından kaynaklı aşırı UV alımına, dolayısıyla aşırı Vitamin D üretimine engel olmak için döllenmeden ve deri dokusunun oluşumundan itibaren genetik olarak fazla melanin üreten melanosit hücrelerine sahiptir. Bu yüzden siyahi renktedirler. Daha kuzey enlemlerdeyse güneş ışınları eğik ve dolayısıyla UV ışınları az olduğundan, bu ışınlardan daha fazla faydalanabilmek için melanosit hücreleri az melanin üretirler ve bireyler beyaz tenli olur. Bu iki bölge arasında kalan enlemlerde ise, bu iki uç rengin arasında kalan tonlarda renk görülmektedir.

Görülebileceği gibi bu durum, "Siyah daha ilkel, beyaz daha gelişmiş." anlamına gelmemektedir. İnsanlar göç ettikçe, seçilim mekanizmaları devreye girmiş ve farklılaşmışlardır. Eğer ki Afrika'dan ayrılmayacak olsaydık, hepimiz halen siyah derili olacaktık. Deri renginin toplumsal statü açısından bir üstünlük ya da alçaklık belirtisi olmadığı, coğrafi konuma bağlı olarak evrimin işleyişinden kolaylıkla anlaşılabilmektedir.

1940 Öncesi Deri Rengi Dağılımı Haritası
Wikipedia

1940'lardan sonra özellikle hava taşımacılığının gelişmeye başlamasıyla, insan popülasyonları da bu coğrafi bariyerleri yıkmaya başlamıştır. Siyahlar beyazların yaşadıkları bölgelere, beyazlar siyahların yaşadıkları bölgelere kolaylıkla erişebilmişlerdir. Dahası, zaten halihazırda var olan bilimimiz sayesinde deri rengi hayatta kalma konusunda herhangi bir önem arz etmemeye başladığı için, bu göçler herhangi bir dezavantaj ya da avantaj sağlamamıştır. Bu nedenle günümüzde deri renklerine bağlı olarak insanların dağılım haritası çok daha karmaşıktır ve hatta evrimle ilgili faydalı bilgiler veremeyecek kadar iç içe geçmiş haldedir. Ancak eğer ki tüm bilim ve teknolojimiz elimizden alınacak olsa, birkaç bin yıl içerisinde evrimin mekanizmaları bizi, doğanın dikte ettiği dağılıma geri dönmeye zorlayacaktır.

Kızılderililer, "Kızıl" Derili midir?

Kızılderililerin atalarının Amerika kıtasına geçişiyle ilgili en yaygın kabul gören hipotez,Bering Boğazı'ndaki suların çekilmesi veya donmasıyla oluşan "kara köprüsü" üzerinden, Avrasya'dan göçen insan toplumlarının Amerika'ya geçişidir. Bu köprünün 60.000 ila 25.000 yıl önce arasında oluştuğu ve bundan 7.000 yıl öncesine kadar bu köprünün varlığını sürdürdüğü düşünülmektedir. Göçün ise bundan 12.000 yıl önce gerçekleştiği hesaplanmaktadır. 12.000 yıl öncesiyle 8.000 yıl öncesi arasında bu toplumlar, Amerika kıtası üzerinde yüzlerce farklı bölgeye yayılmışlardır. Bunun sebebi olarak çok değişken olan hava koşulları gösterilmektedir. 8.000 yıl öncesindeyse iklim kısmen günümüzdekiyle aynı niteliklere kavuşmuştur.

"Kızılderili" ismi her ne kadar bizde çizgi filmler ve popüler kültür sayesinde "sevimli" bir isim imajı yaratsa da, İngilizce karşılığı olan "redskin" kelimesi, siyahilere karşı söylenen bazı sözcüklerde olduğu gibi öfkeye sebep olabilmekte ve İngilizcede argo olarak kabul edilmektedir. Hatta "Redskins" isimli bir hokey takımı, 2020 yılında bu ismi değiştirme kararı almıştır.[5] Bunun yerine "Amerika Yerlisi" tercih edilebilir.

Aslında kızılderililerin derisi "kızıl" değildir. Açık kahverenginin ilginç bir tonudur ve temel olarak renklerini Asyalılar ile paylaşırlar, bu da Bering Boğazı Teorisi'ni desteklemektedir. Ne var ki, Amerika'nın iklim koşulları dahilinde renkleri bu şekilde biraz daha koyulaşarak, onlara isimlerini veren "kızıla benzer" bir renge kaymıştır. Bunun sebebi de, yukarıda izah ettiğimiz gibi güneş ışınları ve bunun etkileridir.

Sonuç

Dolayısıyla bu yüzeysel fiziksel farklılıklar evrim tarihimizdeki popülasyon bazındaki izolasyon farklarının getirdiği adaptif değişimlerdir; dolayısıyla evrimsel özelliklerdir. Fakat bunların yüzeyselliği öylesine güçlüdür ki (örneğin deri renkleriyle ilgili bu çalışmayı okumanızı öneririz); bu tip özelliklerin ayrımcılık için kullanılması büyük bir hata olacaktır. Irk kavramının insan türü (ve genel olarak biyolojide) geçerliliğini neden yitirdiğini buradan, buradan, buradan, buradan ve buradan alabilirsiniz.

Okundu Olarak İşaretle

Bu içeriğimizle ilgili bir sorunuz mu var? Buraya tıklayarak sorabilirsiniz.

İlginizi Çekebilecek Sorular
Soru & Cevap Platformuna Git

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. M. Muehlenbein. (2010). Human Evolutionary Biology. ISBN: 978-0-521-70510-3. Yayınevi: Cambridge University Press.
  2. N. G. Jablonski. (2006). Skin: A Natural History. ISBN: 0520242815. Yayınevi: University of California Press.
  3. R. A. Strum. (2009). Molecular Genetics Of Human Pigmentation Diversity. Human Molecular Genetics, sf: 9-17. | Arşiv Bağlantısı
  4. B. Lang, et al. (2000). Race And Racism In Theory And Practice. ISBN: 978-0847696932. Yayınevi: Rowman & Littlefield Publishers.
  5. ^ L. Carpenter. Washington’s Nfl Team To Retire Redskins Name, Following Sponsor Pressure And Calls For Change. (13 Temmuz 2020). Alındığı Tarih: 22 Ağustos 2020. Alındığı Yer: Washington Post | Arşiv Bağlantısı

Etiketler

Kategoriler