"Coğrafya Kaderdir" Lafı Ne Kadar Bilimseldir? Coğrafya, Gerçekten Kader mi?
Çevresel Determinizm ile Bilim Arasındaki İlişki Nedir?
SyFy
- Özgün
- Coğrafya
- Siyaset Felsefesi
Bu Makalede Neler Öğreneceksiniz?
- Çevresel determinizm, iklim ve coğrafyanın insan davranışları, kültür ve uygarlık gelişimi üzerinde belirleyici olduğunu savunur ancak tarihsel ve sosyal faktörleri göz ardı etmesi nedeniyle eleştirilir.
- İbn Haldun, çevresel determinizmin öncülerindendir ve iklimlerin insan psikolojisi ve toplum yapıları üzerindeki etkilerini gözlemleyerek çevrenin kültürel gelişimde önemli rol oynadığını belirtmiştir.
- Modern eleştiriler, aynı iklim koşullarına sahip farklı toplumlar arasında büyük ekonomik ve sosyal farklar olduğunu göstererek çevresel determinizmin tek başına insan gelişimini açıklamada yetersiz kaldığını ortaya koymaktadır.
İnsanların ve toplumların gelişim süreçlerini açıklamak için tarih boyunca çeşitli hipotezler ortaya atılmıştır. Bildiğimiz anlamda eleştirel düşüncenin Antik Yunan medeniyetinde başladığı kabul edilirse, yeryüzündeki çevre ve insanlar arasındaki farklılıkları anlamak için en önemli çıkarımlara Antik Yunan’dan başlayabiliriz. Bu hipotezlerden biri olan çevresel determinizmin tarihini ise ilk çağ düşünürlerine kadar uzatabiliriz.
Hipokrat, Platon, Aristoteles ve Strabon gibi düşünürler, Antik Yunan medeniyetinin neden diğer bölgelere göre daha ileri olduğunu araştırmışlardır. Neden sıcak ve soğuk iklimler gelişmiş medeniyetlere ev sahipliği yapmamaktadır? Gelişmiş ve uygar toplumlar neden orta iklim kuşağı veya ılıman iklimde ortaya çıkmıştır? Bu sorulara en mantıklı açıklama, çevresel faktörlerin kültürel gelişimle ilişkili olmasıdır. Aristoteles, iklimleri sınıflandırarak bu soruya verilecek cevabın öncülerinden biri olmuştur. Büyük bir uygarlık olarak bilinen Persler, Antik Yunanlılar tarafından barbar olarak tanımlanmıştır. Benzer şekilde Çinli coğrafyacılar tarafından hazırlanan haritalarda, en iç halkada en uygar toplum olan Çinliler, en dış halkada ise soğuk bölgelerde yaşayan barbarlar gösterilmektedir.
Çevresel determinizmin en somut örneklerini görebileceğimiz kişi, Orta Çağ’ın büyük düşünürü ve sosyoloğu İbn Haldun’dur. İbn Haldun, Mukaddime kitabının birinci bölümünde “İklimlerin ve beslenmenin insan yaşamı ve uygarlıklar üzerindeki etkileri” üzerine yazmıştır. İbn Haldun, iklimler hakkında sınıflandırmalar yaparak, hangi iklim türünde insanların nasıl davranışlar sergilediğini gözlemlerle cevaplamaya çalışır. Örneğin, Mukaddime kitabında Sudanlılar ile ilgili şunları belirtir:
Sudanlıların tabiatlarında umumiyetle hafiflik, kararsızlık, kaygusuzluk (endişesizlik), oyun ve eğlence düşkünlüğü görüyoruz. Onlar her türlü musiki nağmeleriyle dans etmeye düşkündürler; her bölge ve her yurtta ahmaklıkla (zekâca az gelişmiş) vasıflandırılır. Bunun doğru sebebi, hikmet ilminin uygun bir bölümünde anlatıldığı ve tespit edildiği gibi, sevinç ve neşe (hayvani ruh) adı verilen, lâtif olan buharın yayılması ve çoğalmasının bir sonucudur. Kaygu (endişe) ise bu buharın buruşması ve yoğunlaşmasından ileri gelir.
İbn Haldun'un bahsettiği buhar kavramı, insana neşe veren bir esintidir. Bu durum ortadan kalktığında endişe hali hâkim olabilir. İbn Haldun, iklim farklılıklarıyla ilgili olarak başka bir tanımda şunları ifade eder:
Bireylerin fiziki ve aktöresel (ahlaki) özellikleriyle yaşadıkları bölgelerdeki iklim koşulları arasında doğrudan bir ilgi vardır. Çok sıcak ve çok soğuk bölgelerde doğup yetişen bireylerin fizyolojik özellikleri, örneğin deri ve göz renkleri, ılıman iklimlerin egemen olduğu yörelerdeki bireylerinkinden yalnızca bu etkenler nedeniyle değişiklik gösterir. İklimdeki düzeyli değişim kendini deri renklerinde de göstermektedir. Sıcak yörelerde yaşayan bireylerde gözlenen yeğni (hafif) yaradılışlık (meşreplik), ivedilik (çabukluk) ve zevke düşkünlük, ılıman yörelerde yaşayan bireylerin davranışlarında ortaya çıkan yeğnilik (rahatlık), soğuk iklimlerde yaşayan bireylerde gözlenen özen ve önleme yönelik vurgu, bireylerin kişilik özellikleriyle yaşadıkları iklim arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Sıcak iklimlerde yaşayan bireyler ılıman iklimlerde yaşamaya başladıklarında sıcak iklimin özelliklerinin onlardan giderek silindiği görülmektedir.
İbn Haldun’un kendi dönemi içinde yaptığı gözlemlerden elde ettiği sonuçlar, sonraları büyük önem kazanmıştır. Ondan sonraki coğrafyacılar ve sosyal bilimcilerin İbn Haldun’u takip ettiğini görürüz. Mukaddime kitabı incelendiğinde, İbn Haldun'un genel olarak çevresel faktörlerin önemine vurgu yaptığı, ancak tarihsel ve kültürel özellikleri de göz ardı etmediği anlaşılır. Katı bir çevresel determinizm savunucusu olmamıştır. En önemlisi, İbn Haldun’un bu görüşleri emperyalizm ve ırkçılık adına dile getirmemiş olmasıdır. 19. yüzyıl Avrupa’sındaki çevresel determinizm savunucularından farklı olarak, kendi döneminde en makul açıklamayı sunmuştur. Yazının ilerleyen bölümlerinde çevresel determinizm ve sömürgecilik ilişkisi ele alınırken, İbn Haldun gibi büyük bir düşünür ve modern sosyolojinin kurucusunun bu ilişkiden bağımsız olduğu tekrar vurgulanacaktır.
Avrupa’da Çevresel Determinizm
Keşifler Çağı ile başlayan sömürgecilik, İspanyollar, Portekizliler ve geç de olsa İngilizler tarafından gerçekleştirilmiştir. Avrupa’nın tamamından daha büyük ve verimli toprakların keşfedilmesi, sömürü ve zenginliği de beraberinde getirmiştir. Yerli Amerikalıların sömürülmesi ve altınlarına el konulması, yeni yerler keşfetmenin ötesinde sömürü faaliyetlerine dönüşmüştür. Kristof Kolomb, Ferdinand Magellan, Vasco da Gama, Bartolomeu Dias ve diğer kaşiflerin keşifleriyle coğrafya bilimi giderek daha önemli hale gelmiştir. Avrupa’nın bu üstün konuma geçmesi, coğrafi çalışmalara da yansımıştır.
Yeni yerler keşfedildikçe, keşfedilen yerlerin fiziksel özelliklerinden kültürlerine kadar büyük bilgi yığınları coğrafyacılar tarafından incelenmeye başlanır. Bu sayede coğrafya biliminin en önemli çalışma alanı bulacağı kıta Avrupa olur. Sosyal, siyasal ve tarihsel süreçlerin uygun olduğu 19. yüzyılda, bilimsel gelişmelerle birlikte çevresel determinizmi savunan coğrafyacılar artmaya başlamıştır. İskoç coğrafyacı Neil Smith’e göre dönemin şartları gereği çevresel determinizme büyük bir ilgi olmuştur.
/old/content_media/341ac9a7f3412540147591635457c8e5.jpg)
19.yüzyılın sonlarında Alman coğrafyacı Friedrich Rätzel sayesinde canlandırılan çevresel determinizm, coğrafyanın en önemli teorisi haline gelmiş ve modern coğrafyada en önemli aşamasına yükselmiştir. Rätzel'in teorisi, 1859'da Charles Darwin'in Türlerin Kökeni adlı eserinin yayımlanmasıyla mevcut desteğini daha da güçlendirmiştir.
Çevresel determinizm, Rätzel'in öğrencisi ve Clark Üniversitesi'nde profesör olan Ellen Churchill Semple tarafından teorinin tanıtılmasıyla 20. yüzyılın başlarında ABD'de popüler hale gelmiştir. Rätzel'in ilk fikirleri gibi, Semple de evrimsel biyolojiden etkilenmiştir.
Rätzel'in bir diğer öğrencisi Ellsworth Huntington, Semple ile aynı dönemde teoriyi genişletmek için çalışmıştır. Huntington'ın çalışması, 1900'lerin başında iklimsel determinizm adı verilen çevresel determinizmin bir alt dalına yol açmıştır. Teorisine göre, bir ülkedeki ekonomik gelişme, ekvatordan uzaklığına bağlı olarak tahmin edilebilir. Kısa büyüme mevsimlerine sahip ılıman iklimlerin başarıyı, ekonomik büyümeyi ve verimliliği teşvik ettiğini belirtir. Kendisinden önce bu fikirlere yakın görüşler olsa da, evrim teorisi sayesinde tıpkı sosyal darwinistler gibi güçlü bir şekilde savunulacağını düşünmüşlerdir. Çevresel determinizm, 1920’li yıllardan sonra eleştirilmiş ve etkisini büyük oranda kaybetmiş olsa da bazı coğrafyacılar tarafından bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde savunulmaktadır.
Ellen Semple, The Influences of Geographic Environment, on the Basis of Ratzel’s System of Anthropo-Geographie (Coğrafi Çevrenin Ratzel’in Antropocoğrafi Sistemine Dayalı Etkileri) adlı kitabının girişinde şunları ifade eder:
Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, sitemizin/uygulamamızın çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, %100 reklamsız ve çok daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.
KreosusKreosus'ta her 50₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.
Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.
PatreonPatreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.
Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.
YouTubeYouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.
Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.
Diğer PlatformlarBu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.
Giriş yapmayı unutmayın!Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.
İnsan, yeryüzünün sunduğu bir üründür. Bu, insanın yeryüzünün sadece bir çocuğu olduğu anlamında değil aynı zamanda yerin ona bir annelik yaptığı, onu beslediği, ona görevler verdiği, düşüncelerini yönlendirdiği, ona vücudunu ve aklını güçlendirecek zorluklar verdiği, ona denizlerde seyahat (navigasyon) ve yeryüzünde sulama gibi problemleri ve zaman zaman da bunların çözümü için ipuçları verdiği anlamındadır.
Abraham Moles tarafından yazılan Belirsizin Bilimleri: İnsan Bilimleri için Yeni Bir Epistemoloji kitabında Laplace tarafından şu alıntıyı paylaşır:
Belirli bir anda, doğayı yöneten tüm güçleri ve onu oluşturan varlıkların birbirlerine göre karşılıklı durumunu bilen bir zekâ olsaydı ve bu zekâ, öte yandan, tüm bu verileri çözümleyebilecek kadar geniş olsaydı, evrenin en büyük cisimlerinin hareketleri ile en hafif atomlarının hareketini aynı bir formül içinde toplayabilirdi; onun için hiçbir şey belirsiz olamaz, geçmiş kadar geleceği de bilirdi. İnsan zihninin hakikati araştırma yönündeki tüm çabası, onu, tasarladığımız bu zekaya sürekli yaklaştırmaya yöneliktir.
Eğer bizim dışımızda çok zeki varlıklar (uzaylılar) bizi izleselerdi, deterministik bir evrende geçmişimizi ve geleceğimizi mutlak olarak bilebilirlerdi. Doğaya bağlı olan insanlar da, deterministik yasalara tabi olduklarından, A’nın B’ye ve C’ye olan nedeni gibi, hepsi bir zincirin halkalarını oluşturur. Nasıl ki sıra sıra dizilmiş taşların en başındaki taş hareket ederse, en son taşın ne olacağını son taş düşmeden tespit edebiliriz. Ünlü Fransız felsefeci Victor Cousin bu düşünceyi daha da ileriye götürerek şu açıklamayı yapmıştır:
Bana bir harita verin, size a priori olarak, söz konusu ülkenin insanlarının nasıl olacağını, o ülkenin tarihte nasıl bir rol oynayacağını rastlantısal olarak değil ama bir zorunluluğun gereği olarak söyleyebilirim.
Bu ifadelere göre coğrafi geziler yapmadan sadece teorik çalışmalarla hatta daha da basit olarak harita çalışmalarıyla ülkelerin geçmiş ve geleceği bilinebilir.
Günümüzde yeni çevresel determinizm, Sachs ve Diamond’ın çalışmalarıyla yeniden gündeme gelmiştir. Tüfek, Mikrop ve Çelik kitabında Diamond, geçmişteki çevresel determinizm görüşlerinden çok farklı düşünceler öne sürmemekle birlikte, gelişmemiş ülkelerin temel ve kesin sebebini çevresel faktörlere bağlamaktadır.
Sosyal bilimlerde determinist görüşler sadece çevresel determinizmden ibaret değildir. Örneğin, tarihselcilik görüşü de tarihi süreçleri göz önüne alarak determinist açıklamalar getirir. Hangi tarihi zaman diliminde doğarsanız doğun, hangi toplumda var olursanız olun, birey tarihsel şartlar tarafından şekillendirilmiştir. İngiltere’de doğarsanız, İngiliz toplumunun kültürel, siyasal, sosyal ve ekonomik koşulları altında yaşamınızı sürdürürsünüz. Somali’de doğarsanız, bu ülkenin yukarıda sayılan özellikleriyle yaşarsınız. Bu durum, insanın seçme özgürlüğünün aksine tarihsel süreçler tarafından belirlenmiş bir olgudur.
İnsanın seçme yeteneğinin olmadığını savunan tarihselcilik görüşüne göre insan, mekanik bir canlıdan çok farklı olarak görülmez. Doğduğu ülkedeki tarihsel süreçlerle ortaya çıkan yaşamı seçen birey değildir. Geçmiş tarihsel süreçlerden gelen bilgi birikimini ve toplumun dinamiklerini oluşturan yapıyı birey seçmez. Yaşadığı toplumda bireyin, tarihsel süreçlerin bilgi birikimiyle oluşan yapıyı değiştirme durumu da yoktur. Çünkü birey, tarihsel bir sürecin içinde bulunur ve ancak bu belirlenimciliğin seyrine göre şekillenir. Diğer bir ifadeyle, bireyin sorumluluğu yoktur ve seçim hakkı, toplumun tüm yaşam dinamiklerinin ürünü olan tarihi seyirlerle ortaya çıkar. Türkiye’de doğan bir birey, bu toplumun tarihsel belirleniminin etkisi altındadır. Türk tarihini şekillendiren olgular ne ise, birey onun küçük bir parçasıdır. Ne yapılırsa yapılsın, birey bu belirlenimcilikten kaçamaz.
Sosyolojizm (Toplumsalcılık)
Toplumsalcılık ya da sosyolojizm, sosyolojiden farklı olarak toplumsal süreçlerin determinist olduğunu savunur. Tarihselcilik ve doğal süreçleri bir dereceye kadar kabul etse de temel etken toplumun belirleyiciliğidir. Bireyler, yaşadıkları toplumda toplumsal süreçler tarafından şekillendirildiği için toplumsal yasalar çerçevesinde hareket ederler. Toplumun koyduğu genel kurallar dışında hareket etmek mümkün değildir. Yaşanılan yerin genel özelliklerinin dışına çıkıldığında toplum tarafından dışlanma gerçekleşeceği için bireyler bu kurallara uymak zorundadır. Sosyolojizmde toplumsal gücün etkisiyle konan kanunlarla birlikte halk arasında kültürel alışkanlıklar da yaşatılabilir.
Amazon ormanlarında doğan kişi, yaşayacağı bölgeyi kendisi mi seçmiştir? Ya da gelir düzeyi yüksek bir toplumda yaşamayı siz mi seçtiniz? Feodal bir toplumda yaşamayı seçen birey midir yoksa toplumun belirleyiciliği midir? Toplumsalcılığa göre cevap hayırdır; bunun en iyi açıklaması, yaşadığınız toplumun kader olarak kabul edilmesidir.
Hukuksal Determinizm
Hukuksal determinizm, diğer argümanlarla benzerlik gösteren bir görüştür. Bu argümana göre, hukuk kuralları tarafından belirlenen toplum ve birey, bu kurallar çerçevesinde hareket etmek zorundadır. Hukuk kurallarına aykırı davranılması durumunda cezai yaptırımlar uygulanacağından, bireyler eylemlerini özgürce gerçekleştiremezler. Devletin oluşturduğu kurallar, bireyin özgür iradesinin dışında bir olgudur. Bu duruma göre, tıpkı bir yazılımcı tarafından programlanan ve belirlenen kurallar doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmak gibidir.
Biyolojizm
Biyolojizm, biyolojiden farklı olarak insanın biyolojik bir canlı olduğunu ve biyoloji yasaları tarafından belirlendiğini savunur. Materyalizmden farklı olarak insanı hem fizyolojik hem de psikolojik özellikleriyle ele alır. Bireyden topluma kadar görülen tek gerçeklik, insanın bu yasalara tabi olduğu ve bu yasaların dışına çıkamayacağıdır. Biyolojik özellikler tarafından insana verilen sınırlar dahilinde hareket edilebilir ve bu sınırlar aşılamaz. İnsanın tüm eylemleri sadece bir yanılsamadan ibarettir. Biyolojik özellikler sayesinde ortaya çıkan psikoloji, biyolojik sınırlılıklar dahilindedir. İnsan zihninin altında yatan olguların hiçbiri insanın kendi seçimi olmayıp dış uyaranlar tarafından belirlenir. Çevrede gördüğümüz tüm insan davranışları sadece bilinçaltının yansımasıdır.
Bu görüşe göre cinayet işleyen, tecavüz ve hırsızlık yapan birey, günümüz hukuk sistemlerinde suçlansa bile özgür iradesi olmadığı için suçlu değildir. Çünkü suç olarak adlandırılan eylemleri birey kendi özgür iradesiyle değil, determinist kuralların belirlediği yasalar dahilinde yapmaktadır. Bu açıdan, suç işleyen bireyi toplumsal yapı gereği davranışından dolayı suçlasak da aslında suçlu değillerdir. Sokakta yürürken elinde bıçakla insanları yaralayan birini hangi kriterlere göre suçlayabiliriz? Özgür iradesi olmayıp, zihnin altında yatan dış etkenler sonucu beyni harekete geçiren bu normlar, bireyi bu şekilde davranmaya zorlamaktadır. Bireyin özgür iradesinin dışında gelişen bu olay ve olguları birey kendi seçimi gibi algılasa da, bu sadece bir yanılsamadan ibarettir.
Diğer determinist kuramlar olan mekanik determinizm, ekonomik determinizm, deneysel determinizm ve ahlaki determinizm de yukarıda belirtilenlere benzer görüşleri savunmaktadır.
Çevresel Determinizm Savunması
Afrika, Orta Amerika ve Güney Asya ülkeleri neden fakirdir? Çünkü çevresel koşullar nedeniyle tarıma elverişsiz topraklarda sürekli yiyecek sorunları yaşanmıştır. Özellikle tropikal iklimlerde yeşillik yoğun olsa da aşırı yağışlar bu ülkelerin gelişimini her zaman sınırlamıştır. İnsan yaşamı için verimsiz olan iklimin en büyük sorunu, hastalıkların ortaya çıkmasına uygun olmasıdır. Afrika’da çok yaygın olan sıtma hastalığı nedeniyle her yıl yüz binlerce Afrikalı hayatını kaybetmektedir. Ayrıca AIDS hastalığının Afrika’dan kaynaklandığı tespit edilmiştir. Hastalıklara uygun iklim ve verimsiz topraklar, Afrikalıların medeniyet kuramamalarına neden olduğu gibi gelişmiş ülkeler tarafından sömürülmelerine de yol açmaktadır.
Doğanın sıradan bir parçası olan insanı diğer canlılardan üstün kılacak bir kriter yoktur. Doğal döngüde var olan canlılar arasındaki çatışmalar, neden biyolojik bir insanda olmamalıdır? En iyi uyum sağlayan canlılar, dünyanın birçok bölgesinde varlıklarını sürdürmektedir. Örneğin karıncalar gibi sosyal canlılar bunun bir örneğidir. Gelişmiş Batı uygarlığı da doğanın bir kanunu gereği, iklimsel elverişliliğe üstünlüğü sayesinde güçsüz ülkeleri sömürmek zorunda kalmıştır. Eğer sömürgeleştirme olmasaydı, bugünkü bilim, teknoloji ve medeniyet ortaya çıkamayabilirdi.
Çevresel deterministler, dünyadaki tüm ülkelerin sosyal, siyasal, ekonomik ve ahlaki özelliklerini iklim koşullarına bakarak açıklayabileceklerini savunmaktadır. Aynı iklim şartlarına sahip bölgelerde benzer siyasal, sosyal ve kültürel özellikler görülmektedir. Örneğin, gelişmiş Batı uygarlığı bunun en önemli örneğidir. Neden Antik Yunan, Roma ve Modern Avrupa uygarlığı Avrupa kıtasında ortaya çıkmıştır? Bu bir tesadüf olabilir mi? Çevresel deterministler, Avrupa kıtasının iklimsel özelliklerinin yanı sıra konumunun da bu avantajı sağladığını belirtmişlerdir.
Montesquieu, 19. yüzyıl sonlarına doğru zenginlik ve yoksulluğun çevresel koşullarla ilişkisini ortaya koymuştur. Ona göre tropikal iklimlerde yaşayan insanlar tembelliğe eğilimli ve merak duygusundan yoksundurlar. İklimin getirdiği bu dezavantaj nedeniyle tembellik ve merak eksikliği gelişmiş toplumların ortaya çıkmasını engellemektedir. Genellikle barbarlık, yüksek suç oranları ve ahlaki yoksunluk iklimin bir yansımasıdır. Ilıman iklimlerde yaşayan bireyler ise iklimin sağladığı avantajlar sayesinde çalışkan, meraklı, rasyonel düşünmeye eğilimli ve ahlaklıdırlar. Büyük medeniyetlerin ortaya çıkmasının en önemli nedeni coğrafi özelliklere olan bağlılıktır.
Çevresel deterministler, dağlarda zorlu şartlarda yaşayan insanları örnek gösterirler. Dağ koşullarında yaşayan insanlar genellikle kaba, zekâ düzeyi ortalama ya da altında ve vahşi dürtüleri ağır olabilir. Çünkü dağ yaşamının zorlu şartları bireyleri istemsizce buna zorlamaktadır. Ayrıca sıcak iklimlerin bir dezavantajı da duygusallığın artmasıdır. Örneğin, soğuk iklimlerde yaşayan bireyler çevresel ve iklimsel faktörler nedeniyle çalışkan ve duygusal yoğunluğu daha az olan kişiler olmaktadır. Sürekli çevresel şartlara karşı mücadele etmek, onları düşünmeye ve doğayla baş etmeye yönlendirirken, çevresel şartların insan yaşamına uygunsuzluğu gelişmiş medeniyetlerin ortaya çıkmasını engellemiştir. Kuzey ve Güney Kutup Dairelerinde hiçbir medeniyetin gelişmemesinin en büyük sebebi de iklimdir.
Jared Diamond tarafından Tüfek, Mikrop ve Çelik kitabında savunulan çevresel determinizme göre, orta iklim kuşağı yaşayan medeniyetlere büyük avantajlar sağlar. Orta iklim kuşağında at, koyun, keçi ve sığır gibi hayvanların bol olması, dolaylı olarak kültürlerin gelişmesini sağlamıştır. Sıcak iklimlerde ise bu tür hayvanların azlığı kıtlıklara sebep olmuştur. Orta iklim kuşağında kolayca yetişen buğday ve diğer tarımsal ürünlerin varlığı, kültürlere yansıması sayesinde gıda bolluğu ve refahı beraberinde getirmiş; bu da bilimsel ve teknolojik gelişmelere ek olarak medeniyetin ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Afrika’da buğday yerine mısır üretimi ve bunun sınırlılıkları büyük dezavantajlara neden olmuştur. Afrika'nın bir diğer sorunu ise bölgeler arasında su kıtlığı ve su fazlalığı gibi tezatlıkların bulunmasıdır. Orta iklim kuşağında ise su daha dengelidir ve akarsular sayesinde yerleşen ilk medeniyetler, tarım ve hayvancılığı geliştirerek büyümüşlerdir. İklim sayesinde gelişen kültür ve onun dolaylı yansıması olan demirin bulunması, çeşitli silahların üretilmesine olanak sağlamış ve bu sayede üstün konuma geçmişlerdir. Ayrıca Amerika kıtasına ilk ayak basan Avrupalılar, çeşitli bulaşıcı hastalıkları yerli Amerikalılara bulaştırarak kitleler halinde ölümlerine yol açmış ve kıtanın ele geçirilmesini kolaylaştırmıştır.
Orta iklim kuşağı doğu-batı yönünde uzanır ve iklimsel farklılıklar azdır. Ancak Amerika kıtası kuzey-güney yönünde uzandığı için iklimsel farklılıklar fazladır. Orta iklim kuşağı hem geniş alanlara sahiptir hem de tarımsal ve hayvansal olanaklar açısından zengindir. Bu durum, nüfusun iyi beslenmesini sağlamıştır. Amerika kıtası ise kuzey-güney yönünde uzanması ve sınırlı tarım olanakları nedeniyle büyük nüfusların oluşmasına olanak tanımamış ve iletişimde kopukluk yaşanmıştır.
Jared Diamond, 19. yüzyıl determinizminin aksine toplumları küçümsemek yerine daha insancıl bir yorum yaparak tepkileri azaltmaya çalışsa da, geçmiş determinizmden çok farklı bir savunma yapmayıp sadece onu günümüze uygun bir dille sunmaktadır. 2003 yılında Antipode dergisinde yayımlanan bir derlemede, önde gelen beşerî coğrafyacılar Diamond’ın çalışmalarını incelemiştir. Andrew Sluyter bunu “önemsiz bilim” olarak eleştirmiştir.
/old/content_media/cafb16765812d8d0073f0eac4c5d4f98.jpg)
Sahra Altı Afrika ve Orta Amerika gibi gelişmemiş ülkeler, maden açısından zengin olsalar da bu kaynakları çıkaramamışlardır. Tembelliğe elverişli iklim koşulları ve teknoloji üretimindeki yetersizlikler nedeniyle göçebe ve kabile hayatında kalmaya devam etmişlerdir. Örneğin, Güney Afrika’da büyük elmas madenlerini Avrupalılar gelişmiş teknolojileriyle işletmektedir. Eğer Avrupalı gelişmiş ülkeler bu madenleri çıkarmasaydı, Afrikalılar altını büyük oranda çıkarıp zengin olamayacaktı. Bu nedenle, gelişmiş teknoloji sayesinde çıkarılan çeşitli madenler Avrupalıların hakkıdır.
Çevresel determinizm perspektifine göre, Afrika ülkelerinin gelişmemiş olmasının nedeni sömürgecilik değil çevresel şartlardır. Sömürge faaliyetleri olmasaydı bile Afrika, bugün olduğu gibi ya da daha kötü koşullar altında olurdu. Sömürge karşıtları tarafından ileri sürülen görüşlerin gerçeği yansıtmadığını savunurlar. Bu nedenle, Avrupalılar sömürmeseydi bile Afrika’nın iklimi nedeniyle tarım faaliyetlerinin olanaksızlığı, hastalıklar ve devam eden savaşlar bu durumu bir şekilde engelleyecekti.
Ayrıca sömürgeleştirme faaliyetlerinin önemli avantajları da olduğu savunulur. Günümüz Afrika haritasına bakıldığında, cetvelle çizilmiş gibi duran düz çizgiler İngilizler tarafından Afrika’daki iç karışıklıkların önlenmesinde büyük avantaj sağlamıştır. Eğer İngilizler sınırları belirlemeseydi, daha büyük savaşlar ortaya çıkabilirdi. Avrupalılar sayesinde teknoloji ile tanışan bazı Afrika ülkeleri, tarımsal faaliyetlerin iyileşmesi sayesinde ilerleme kaydetmiştir. Bu durum sömürgeleştirmenin önemli bir avantajıdır. Afrika kıtasının en gelişmiş ülkesi olan Güney Afrika, sömürgeleştirme sayesinde bu konuma ulaşmıştır.
Hindistan’da yaygın olarak kullanılan İngilizce, karışıklıkları önlemektedir. Hindistan, günümüzde 21 resmi dili olan bir ülkedir. Ayrıca İngiliz sömürgesi sayesinde önemli üniversiteler, örneğin Hindistan Teknoloji Enstitüleri ve Jawaharlal Nehru Üniversitesi, İngilizler sayesinde kurulmuştur. Bazı üniversiteler, dünya eğitim sistemindeki yaygınlıklarını gelişmiş ve medeni İngiliz eğitim sistemlerine borçludur. Bu durumla ilgili olarak Celal Şengör tarafından yazılan bir mektupta, sömürgeciliğin dezavantajları olduğu ancak büyük avantajları da bulunduğu ifade edilmiştir. Hindistan ile ilgili şu açıklamaları yapmıştır:
Hindistan bir İngiliz kolonisi olmasaydı bugün böyle bir Hindistan’dan bahsedemezdik. Birbirinin dilini anlamayan yüz küsur devletçikten oluşuyor olurdu. Gandi Hindistan bağımsızlığı için öne sürdüğü fikirleri de Güney Afrika’da Avrupalı kolonistlerin okullarında öğrenmişti.
Çevresel Determinizme Getirilen Eleştiriler
Çevresel determinizm indirgemecidir. Sosyal olayların karmaşık yapısı nedeniyle tek bir bakış açısıyla nedensellik ilişkisiyle açıklama imkânı yoktur. Uygulanan sosyal araştırmalardan bilindiği gibi indirgemecilik ve nedensellik, mevcut durumu tanımlamaktan uzak olmakla kalmaz, diğer etkenleri önemsiz sayması nedeniyle gerçekliği de silikleştirir. Diğer determinizmlerden farkı yalnızca çevreyi ön plana çıkarmasıdır. Buna rağmen determinizmin ciddi kusurları bulunmaktadır. En önemli eleştirilerden biri şudur: Neden aynı iklim aynı kültürel özellikleri ortaya çıkarmamaktadır?
Çevresel determinizm bu soruya cevap verememektedir. Bunun sebeplerinden biri, sosyal, siyasal, ekonomik, tarihsel ve kültürel gibi faktörleri görmezden gelerek doğru çıkarım yapamamasıdır. Kuzey Kore ve Güney Kore aynı iklim koşullarına sahip olmalarına rağmen neden büyük bir eşitsizlik bulunmaktadır? Kuzey Kore’de kişi başına düşen milli gelir 1.700 dolardır; Güney Kore ise 32.774 dolardır. İki ülke arasındaki bu büyük farkın nedeni çevrenin kader olması değil, tarihsel süreçte yaşanan savaşlar, Güney Kore’nin dışa açılım politikaları ve teknolojiye yaptığı yatırımlar gibi faktörlerdir. İklim ve jeomorfolojik özellikler açısından birbirine üstünlüğü olmayan iki ülke arasındaki bu büyük fark, çevresel determinizmin açıklayamadığı bir durumdur.
Japonya deprem ülkesi ve tsunami felaketleriyle sık sık mücadele eden bir ülkedir. Maden açısından zenginliği de olmayan bu ülke, gereken enerjisini dışarıdan ithal etmektedir. Her yıl hissedilen birkaç deprem yaşanması ve milyarlarca dolarlık zararlara rağmen, maden açısından fakir olmasına karşın nasıl zengin olabilmiştir? Gerek ada ülkesi olması gerekse çevre devletlerle yaşanan çeşitli sorunlara rağmen gayri safi yurt içi hasılası 4.872 trilyon USD'ye ulaşmaktadır. Kişi başına düşen milli gelir ise 48.556 dolardır. ABD ve Çin'den sonra, tüm Avrupa ülkelerinden daha büyük bir ekonomiye sahiptir. Geçmişte Avrupa gibi sömürgecilik yapmamış olmasına rağmen, bu durum çevresel determinizm perspektifinden açıklanabilir mi?
Meksika Duvarı, Nogales kentini ikiye bölmüştür. Toprakların kuzeyi ABD'yi, güney kesimi ise Meksika’yı oluşturur. Aynı iklim ve çevre koşullarına sahip, duvarla ayrılmış ancak birbirine akraba olan iki topluluk, neden Meksika tarafındaki Nogales’de büyük sefalet varken, ABD tarafında refah ortaya çıkmıştır? ABD tarafında yaşayan Nogales sakinlerinin yıllık gelirleri 30 bin dolara ulaşmaktadır. Gençlerin büyük çoğunluğu nitelikli eğitim kurumlarında öğrenim görmektedir. Sağlık sistemindeki gelişmeler sayesinde halkın yaşam süresi uzamış, devlet yaşlılar için çeşitli bakım masraflarını karşılamaktadır. Gelişmiş yol ağı, internet, ulaşım ve elektrik gibi birçok temel hizmet sorunsuz sunulmaktadır. Düşük suç oranları ve insanların can güvenliği endişesinin azlığı, daha insani yaşam koşulları sağlamaktadır. Ayrıca yatırım konusunda kente olan güven nedeniyle çeşitli fırsatlardan yararlanılabilmektedir. Gelişmiş demokrasi sayesinde halk istediği yöneticiyi seçebilmekte, hoşnutsuzluk durumunda eyalet tarafından özgürce itirazlar dikkate alınmakta, en önemlisi ise yönetici ve halkın şehri geliştirmek için birlikte hareket etmesidir. Aynı iklim ve çevre şartlarına rağmen, neden Meksikalılar ABD tarafına geçmek isterken, ABD'liler Meksika’ya geçmek istememektedir?
/old/content_media/b7444f4ab81932bc896cbfbc004e5d08.jpg)
Meksika tarafında ise tam tersi bir durum hakimdir. Okuma oranları çok düşüktür ve halkın çoğunluğunun lise diploması dahi bulunmamaktadır. Yollar bozuk, elektrik, internet ve sağlık sistemleri yetersizdir. Sağlık sistemlerindeki eksiklikler nedeniyle bebek ölümleri artmakta ve 65 yaş üzerindeki nüfus çok azdır. Milli gelir 10 bin dolar veya altında olup eşit dağılım göstermez. Suç oranlarının yüksek olmasına ek olarak yolsuzluk ve rüşvet olayları da diğer önemli sorunlardandır. Özellikle iş kurmak bile ciddi zorluklar içermektedir. Çeşitli kuruluşlara rüşvet vermenin yanı sıra istikrarsız ekonomik durum yatırımcıları caydırmaktadır. Çevresel deterministlere göre kader olan çevre burada kader olmamaktadır. Buradaki en büyük sorunlardan biri, geçmişteki sömürgecilik faaliyetlerinin yol açtığı sorunların devam etmesi ve bununla ortaya çıkan siyasal sorunlardır.
Tropikal iklimlerde hakimiyet süren ülkelerin hep fakir olduğunu öne süren deterministlerin görüşleri doğruluktan uzaktır. Avrupalılar tarafından sömürülmeden önce büyük bir medeniyete sahip olan İnka, gelişmiş yollar, kültürel zenginlik, çeşitli tapınaklar ve tarımda geliştirdikleri yöntemlerle yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Aztekler de dönemine göre büyük bir medeniyet kurmuşlardır. Yazıyı dahi diğer eski dünya karalarından bağımsız olarak keşfetmişlerdir. Avrupalılar Amerika’yı sömürmeden önce Kuzey ve Güney bölgelerinde, yani ılıman iklimin hâkim olduğu alanlarda medeniyet gelişmemişken, tam tersine Aztek ve İnka medeniyetleri günümüzde Peru, Bolivya, Orta Amerika ve Meksika topraklarında hakimiyet kurmuşlardır. Avrupalılar sömürmeden önce kendi geliştirdikleri teknikler sayesinde kıtlığa karşı mücadele yöntemleri oluşturmuş, yiyecek, giyecek, barınma ihtiyaçlarını rahatça karşılamışlardır. Tam tersine Avrupalıların gelmesiyle fakirleşmiş, biriktirdikleri altın ve gümüş gibi değerli eşyalar sömürgeciler tarafından zorla alınmakla kalmayıp, kendi toprakları olmasına rağmen zorunlu ağır şartlar altında köle olarak çalışmak zorunda kalmışlardır. Çevresel determinist söylemlerin aksine, sömürge faaliyetleri nedeniyle giderek fakirleşmiş ve binlerce kişi ağır şartlar yüzünden yaşamını yitirmiştir. Ayrıca eşitsizlikler sadece ülkeler arasında değil, ülkelerin içinde de olabilmektedir. Türkiye’nin doğusu ve batısı arasındaki gelir düzeyindeki eşitsizlik, kaderden ziyade ekonomik süreçlerin dengesiz dağılımından kaynaklanmaktadır. Ülkeler içindeki eşitsiz dağılım birçok ülke için büyük bir sorun teşkil etmektedir.
Avustralya ve Yeni Zelanda, sanayi öncesi dönemlerde ılıman iklim özelliklerine sahip olmalarına rağmen hiçbir gelişme göstermemiştir. Hindistan’daki Vijayanagara ve Etiyopya’daki Aksum gibi bazı uygarlıklar ortaya çıkmış, ayrıca Pakistan sınırları içinde yer alan Mohenjo Daro ve Harappa’daki İndus Vadisi uygarlıkları tropikal iklimde gelişme göstermiştir. Bu tarihi bilgilere göre, bu durumun coğrafyanın kaderi olmasıyla açıklanması mümkün değildir.
Sıcak ülkelerdeki yaygın hastalıklar (sıtma vb.) nedeniyle bu ülkeler gelişememektedir. ifadesi de çelişkiler içermektedir. Hastalıklar sadece Afrikalılara özgü değildir. Tarih boyunca insanlar hangi iklim bölgesinde yaşarsa yaşasın, hastalıklar her zaman var olmuştur. Örneğin Atina’da veba salgını (M.Ö. 430-427), Kara Veba (1346-1350), Büyük Londra Vebası (1665-1666), Tifüs Epidemisi (1847), Rus Gribi (1889-1890), İspanyol Gribi (1918-1920) ve sayamadığımız birçok yaygın hastalık nedeniyle milyonlarca insan tarih boyunca hayatını kaybetmiştir. Günümüz Afrika’sında çeşitli hastalıklar nedeniyle ölümlerin olması coğrafyanın kaderi değil, sağlık koşullarının yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Hastalıklar coğrafya seçmez ve gelişen tıp imkanlarıyla mücadele edilmektedir.
/old/content_media/a7cb49fd46436fc47a81f0a9fa275ca0.jpg)
“Tropikal iklim nedeniyle aşırı yağan yağmurlar toprağı verimsizleştirmekte ve tarımsal faaliyetler verimsiz olmaktadır.” söylemi çevresel deterministler tarafından iddia edilen bir diğer görüştür. Tropikal iklimlerde toprak verimsizliğinden ziyade çiftçilikle ilgili çeşitli problemler engel olmaktadır. Günümüzde çöl şartlarında bile tarım yapma olanakları ortaya çıkmıştır. Buna karşılık bol yağış alan ve bol yeşilliğin olduğu bölgelerde tarım, teknolojik müdahalelerle neden ilerlemesin? Buradaki sorun toprağın verimsizliğinden ziyade teknolojik araçların düzensiz dağılımı ve çiftçilikle ilgili hukuksal sorunlardan kaynaklanmaktadır. Teknolojik gelişmişlikle ilgili Hollanda ve Türkiye örnekleri verilebilir. Hollanda, yaklaşık Konya büyüklüğünde bir ülke olup topraklarının bir kısmı deniz seviyesinin altında bulunduğundan uzun zamandır denizlerden toprak kazanmak için teknoloji sayesinde mücadele etmektedir. Buna rağmen 2016 yılında 94 milyar Euro’luk tarım ihracatı yapmıştır. Türkiye ise 2018 yılında tarım ihracatından 22 milyar 645 milyon 609 bin dolar gelir elde etmiştir. Bu durumun sebebi Hollanda’nın iklimi ve jeomorfolojik özelliklerinin Türkiye’den daha iyi olması mı yoksa gelişmiş ekonomi ve teknoloji üstünlüğü mü daha iyi açıklamaktadır? Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu toprakları, Hollanda’dan geri değil, aksine iklim, bitki ve jeomorfolojik açıdan çok üstündür.
Ortadoğu ilk medeniyetlere ev sahipliği yapmasına rağmen neden günümüzde savaşlarla anılmaktadır? Bu, çevresel determinizmin cevaplayamadığı başka bir sorudur. Dünyanın ilk büyük medeniyetleri Ortadoğu’da ortaya çıktığı gibi, ilk demirin kullanıldığı bölge Anadolu toprakları olmuştur. Sümer, Babil, Akad, Asur, Elam gibi ilk büyük medeniyetlere ilaveten Pers medeniyeti, Sasaniler, Emeviler ve Abbasiler gibi sayısız diğer devletler bu topraklarda ortaya çıkmıştır. Ayrıca, iklimsel olarak elverişli olmayan topraklarda bulunan Mısırlılar da kendi dönemlerinde büyük krallıklar kurmuşlardır. Ortadoğu, dünyaca ünlü birçok bilim insanı ve düşünür ortaya çıkarmış, bu sayede biriken miras daha sonra Avrupa’ya geçmiştir. Geçmişin aksine siyasal açıdan karışık olan ve son 100 yıldır savaşlarla anılan Ortadoğu, geçmişte kader değilken son asırda kader mi olmuştur? Osmanlı İmparatorluğu'nun bölge için çeşitli dezavantajlarına ve geri çekilmesine karşın, bu sefer İngilizler tarafından sömürülen ve kendi çıkarlarına uygun olarak belirlenen haritalar; sanayi devriminden itibaren önemli hale gelen petrol ve ona ulaşma çabaları gibi birçok siyasal ve ekonomik sebep, Ortadoğu’nun savaşlarla anılmasının nedenleridir.
Sömürgeleştirmenin avantajları olduğu ileri sürülen görüşler de bulunmaktadır. Ancak bu, tamamen ideolojik bir bakış açısıyla yapılmış ve bilimsel temelden yoksun bir söylemdir. Sömürgeleştirmenin avantajları olduğu iddialarına karşılık, sömürgeci ülkelerin çok daha fazla avantaj sağladığı unutulmamalıdır. Her ne sebeple olursa olsun, bilimsel açıdan başka bir ülkeyi dil karışıklıkları veya eğitim gibi nedenlerle sömürgeleştirmek kabul edilebilir bir durum değildir. Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin eğitimde başarılı olmalarının nedeni sömürgecilik değildir. Hindistan, geçmişte matematik gibi alanlarda önemli katkılarda bulunmuştur. Dil sorunu sadece Hindistan’da değil, birçok ülkede mevcuttur. Hindistan’da şu anda 21 resmi dil bulunmaktadır. İngilizce olmasaydı başka bir dil kullanılabilirdi. Benzer şekilde, Çin gibi büyük nüfuslu bir ülkede günümüzde yaklaşık 300 dil konuşulmasına rağmen resmi dil Putonghua lehçesidir.
Hindistan’da bazı eğitim kurumlarının nitelikli bir eğitime sahip olması çevresel determinizmi ve sömürgeciliği haklı göstermez. Bilim, evrensel özelliklere sahip bir insan faaliyetidir. Antik Yunanlılar ve İslam coğrafyasında gelişen bilim sayesinde ortaya çıkan birikimi Avrupalılar sahiplenmiştir. Bu durum, Yunanlılar, Persler ve Arapların Avrupa’yı sömürgeleştirmesi hakkını tanımaz. Gelişen bilimsel bilgiye Mısırlılardan Hintlilere kadar az ya da çok katkılar sağlanmıştır. Eğer bu perspektiften bakılırsa, Türkiye’nin İngilizler tarafından sömürgeleştirilmesi de hoş karşılanmalıdır. Dünya üniversite sıralamasında ilk 100 veya 200’e girilemiyorsa, bunun nedeni İngilizlerin yardım etmemesi değil, Türkiye’deki eğitimle ilgili sorunlardır. Nazi Almanyası'ndan kaçan birçok bilim insanı Türkiye’ye gelmiş ve eğitimde ilerlenmesine olumlu katkılar yapmıştır. Ancak eğitimdeki sorunlar çözülememiştir. Gelinen durumda, bu sorunların sömürgeleştirme ile ilgili olmadığı açıkça ortadadır. Tam tersine, eğitimde ilerleme sömürgecilikle ilgili olsa bile, bu durum sömürgeciliği haklı çıkarmaz. Milyonlarca Afrikalının Avrupalılar tarafından zorla çalıştırılması ve günümüzde modern biçimde devam eden sömürgecilik faaliyetleri bilimle değil, ancak ideolojik görüşleri haklı çıkarmaya çalışan, “bilim kisvesi altında” açıklamalar getiren ideolojik bir yaklaşımdır.
/old/content_media/cc66ba235dddc5ce02be0889fc0d7804.jpg)
Daron Acemoğlu ve James A. Robinson tarafından 15 yıllık çalışma sonucu ortaya çıkan 'Ulusların Düşüşü' adlı kitap özellikle modern çevresel determinizmin onlarca çelişkisini ortaya çıkarmakla kalmayıp olay ve olguların altında yatan sebepleri tek bir izm’le açıklamak yerine birçok perspektifi ortaya koymaktadır. Bu yapılırken getirilen açıklamalarında deterministik olduğu söylenmez. Kitabın giriş kısmında şunlar belirtilmektedir:
Ortalama bir Mısır yurttaşının gelir düzeyi, ortalama bir Birleşik Devletler yurttaşının gelir düzeyinin yaklaşık yüzde 12’si kadar ve ortalama yaşam süresi de 10 yıl daha az. Nüfusun yüzde 20’si ise büyük bir yoksul içinde. Bunlar kayda değer farklılıklar olsalar da, Birleşik Devletler ile nüfusun yarısının yoksulluk içinde yaşadığı Kuzey Kore, Sierra Leone ve Zimbabve gibi en yoksul ülkeler arasındaki farklılıklarla kıyaslandığında aslında gayet küçük kalırlar. Neden Mısır, Birleşik Devletler’e kıyasla bu denli yoksuldur? Mısır’ı daha müreffeh bir ülke olmaktan alıkoyan nedir? Mısır’ın yoksulluğu kalıcı mıdır yoksa üstesinden gelinebilir mi? Bu konu hakkında düşünmeye başlamanın en doğal yollarından biri Mısırlıların yüzleştikleri sorunlara ilişkin kendi söylediklerine ve neden Mübarek rejimine karşı ayaklandıklarına bakmaktır. Kahire’deki bir reklam ajansında çalışan 24 yaşındaki Noha Hamed, Tahrir Meydanı’ndaki protestolar sırasında görüşlerini açıkça ortaya koyuyordu: “Yozlaşma, baskı ve kötü eğitimden mustaribiz. Değişmek zorunda olan yozlaşmış bir sistemde yaşıyoruz.” Meydandaki bir başka protestocu, 20 yaşındaki eczacılık öğrencisi Mosaab El Shami de onunla aynı fikirdeydi: “Umarım yıl sonuna kadar seçimle gelen bir hükümetimiz olur, evrensel hak ve özgürlükler yürürlüğe konur ve ülkeyi saran yozlaşmaya bir son veririz.
Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalan sorunlar ve İngiliz sömürgesi olarak yaşamış olan Mısır’ın tarihsel süreçleriyle birlikte kötü yönetim, yolsuzluk, demokrasinin yeterince gelişmemesi, ekonomik kaynakların yöneticiler tarafından halk yerine kendi çıkarları doğrultusunda kullanılması ve diğer çeşitli sebepler, Mısır’ın bu durumda olmasının etkenlerindendir.
Sonuç
19. yüzyılda emperyalizmi haklı çıkarmak için savunulan çevresel determinizm neden Batı Avrupalı olmayanlar tarafından da savunulmuştur? Sıklıkla duyulan “coğrafya kaderdir” sözü, aşağılama, tembellik, geri kalmışlık, kültürsüzlük ve sömürülmeyi hak etmek ile özdeşleştirilir. 19. yüzyılda çevresel deterministler için Ortadoğu’da bulunan ülkeler (Türkiye dahil), geri kalmış Sahra Altı Afrika ve Amerika kıtalarından çok farklı görülmeyip benzer kategorilerde değerlendirilmiştir.
Sömürgeciliği haklı çıkarmak için ortaya çıkan sosyal darwinizm ve çevresel determinizm, sosyal bilimlerde 100 yıl önce terk edilmiştir. Bilimsel hiçbir dayanağı olmayan bu görüşler, günümüzde çok az sayıda araştırmacı tarafından savunulmaya çalışılmaktadır. 19. yüzyılın sonunda coğrafyanın içinde güçlü bir etkiye sahip olan bu görüşler, Avrupalılar tarafından terk edilmesine rağmen Türkiye coğrafya öğretiminde etkisini bir şekilde sürdürmektedir. Bu tezatlara rağmen, bilinçli ya da bilinçsiz şekilde coğrafya biliminin önemini anlatmak için söylenen "coğrafya kaderdir" sözü ideolojik bir görüş olarak terk edilmiştir.
Çevrenin belirleyiciliğinin tek ve en önemli faktör olduğunun savunulmasının başka olumsuz sonuçları da bulunmaktadır. ABD tarafından Japonya’ya atılan atom bombası, Irak savaşında ölen 1 milyon insan ve doğal afetler sonucu deprem nedeniyle kaybedilen hayatlar sadece kaderle açıklanamaz. Örneğin, depremde yaşanan ölümlerin en büyük sebebi insan yapımı ve hatalı binalardır. Japonya, doğal afetlerin sık yaşandığı bir ülke olmasına rağmen bunu kader olarak kabul etmeyip, teknolojinin de yardımıyla önlemler almaktadır. Ortaöğretimde coğrafya eğitimi verilirken çevresel determinizm ya da "coğrafya kaderdir" ifadeleri öğrenciler tarafından içselleştirilmekte ve zihin haritası oluşmasına katkı sağlamaktadır.
Coğrafyaların insan yaşamında yadsınamaz çok güçlü bir gerçekliği olduğu ortadadır. Ancak bu etkinin tarihi, sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel ilişkileriyle ele alınması gerekir. Ancak hiçbirisi mutlak determinist olmayıp güçlü etkileyici nedenlerdir.
19. yüzyıl çevresel deterministlerinden farklı olarak İbn Haldun kendi çağının gereklilikleri dahilinde makul bir açıklama yapmıştır. İbn Haldun’un ünlü olan “coğrafya kaderdir” sözünü 21. yüzyıla uyguladığımızda “coğrafya etkiler” demek daha makul bir açıklama gibi gözükmektedir.
Coğrafyacı Richart Peet’in kısa sözü çevresel determinizmi özetlemektedir:
Çevresel determinizm, emperyal kapitalizmin ideolojisidir.
Evrim Ağacı'nda tek bir hedefimiz var: Bilimsel gerçekleri en doğru, tarafsız ve kolay anlaşılır şekilde Türkiye'ye ulaştırmak. Ancak tahmin edebileceğiniz gibi Türkiye'de bilim anlatmak hiç kolay bir iş değil; hele ki bir yandan ekonomik bir hayatta kalma mücadelesi verirken...
O nedenle sizin desteklerinize ihtiyacımız var. Eğer yazılarımızı okuyanların %1'i bize bütçesinin elverdiği kadar destek olmayı seçseydi, bir daha tek bir reklam göstermeden Evrim Ağacı'nın bütün bilim iletişimi faaliyetlerini sürdürebilirdik. Bir düşünün: sadece %1'i...
O %1'i inşa etmemize yardım eder misiniz? Evrim Ağacı Premium üyesi olarak, ekibimizin size ve Türkiye'ye bilimi daha etkili ve profesyonel bir şekilde ulaştırmamızı mümkün kılmış olacaksınız. Ayrıca size olan minnetimizin bir ifadesi olarak, çok sayıda ayrıcalığa erişim sağlayacaksınız.
Makalelerimizin bilimsel gerçekleri doğru bir şekilde yansıtması için en üst düzey çabayı gösteriyoruz. Gözünüze doğru gelmeyen bir şey varsa, mümkünse güvenilir kaynaklarınızla birlikte bize ulaşın!
Bu makalemizle ilgili merak ettiğin bir şey mi var? Buraya tıklayarak sorabilirsin.
Soru & Cevap Platformuna Git- 36
- 6
- 5
- 5
- 2
- 1
- 1
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- D. Acemoğlu, J. A, Robinson, et al. (2014). Ulusların Düşüşü Güç, Zenginlik Ve Yoksulluğun Kökenleri. ISBN: 978-605-09-1889-2. Yayınevi: Doğan yayıncılık.
- Future Learn. Example 2: Environmental Determinism. (25 Aralık 2019). Alındığı Tarih: 25 Aralık 2019. Alındığı Yer: futurelearn | Arşiv Bağlantısı
- A. Briney. What Is Environmental Determinism?. (7 Temmuz 2019). Alındığı Tarih: 25 Aralık 2019. Alındığı Yer: Thought | Arşiv Bağlantısı
- G. L. Hardin. Environmental Determinism: Broken Paradigm Or Viable Perspective?. (1 Ocak 2009). Alındığı Tarih: 26 Aralık 2019. Alındığı Yer: East Tennessee State University | Arşiv Bağlantısı
- N. Yavan, et al. (2018). Making Human Geography In Turkey Under The Dominance Of Environmental Determinism. Journal of Thınkıng, sf: 77-98. | Arşiv Bağlantısı
- D. Correia. Environmental Determinism: Does Climate Control Our Destiny?. (24 Ocak 2013). Alındığı Tarih: 27 Aralık 2019. Alındığı Yer: Clımate & Capıtalısm | Arşiv Bağlantısı
- Encyclopedia. Determinism, Environmental. (14 Aralık 2019). Alındığı Tarih: 27 Aralık 2019. Alındığı Yer: Encyclopedia | Arşiv Bağlantısı
- Psychology Wiki. Environmental Determinism. (27 Aralık 2019). Alındığı Tarih: 27 Aralık 2019. Alındığı Yer: Psychology Wiki | Arşiv Bağlantısı
- C. Ballinger. Why Geographic Factors Are Necessary In Development Studies. (1 Ocak 2011). Alındığı Tarih: 28 Aralık 2019. Alındığı Yer: Munich Personal RePEc Archive | Arşiv Bağlantısı
- J. Crevecoeur. Environmental Determinism. (28 Aralık 2019). Alındığı Tarih: 28 Aralık 2019. Alındığı Yer: Lapham's Quarterly | Arşiv Bağlantısı
- D. Correia. Clımate Change Catastrophısm: The New Environmental Determınısm. (1 Mart 2020). Alındığı Tarih: 29 Aralık 2019. Alındığı Yer: The University of New Mexico | Arşiv Bağlantısı
- E. Bekaroğlu. Çevre I. (29 Aralık 2019). Alındığı Tarih: 29 Aralık 2019. Alındığı Yer: Ankara Üniversitesi | Arşiv Bağlantısı
- Wikipedia. Environmental Determinism. (19 Aralık 2019). Alındığı Tarih: 29 Aralık 2019. Alındığı Yer: Wikipedia | Arşiv Bağlantısı
- Y. Arı. (2017). Çevresel Determinizmden Politik Ekolojiye: Son 100 Yılda Dünya'da Ve Türkiye'de İnsan - Çevre Coğrafyasındaki Yaklaşımlar. Doğu Coğrafya Dergisi, sf: 1-34. | Arşiv Bağlantısı
- Z. Seskir. Toplumsal Belirlenimcilik Mi Teknolojik Determinizm Mi. (21 Ocak 2017). Alındığı Tarih: 29 Aralık 2019. Alındığı Yer: Düzensiz | Arşiv Bağlantısı
- Wikipedia. Determinizm. (14 Aralık 2017). Alındığı Tarih: 30 Aralık 2019. Alındığı Yer: Wikipedia | Arşiv Bağlantısı
- C. Şahin, et al. (2016). İbn Haldun'da Coğrafi Determinizm. Akademik Bakış Dergisi, sf: 439-467. | Arşiv Bağlantısı
- F. Gürbüz. (Yüksek Lisans Tezi, 2010). Toynbee'den Huntington'a Medeniyet Kavrayışı. Not: http://acikerisim.pau.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11499/2820/Feyruze%20G%C3%BCrb%C3%BCz.pdf?sequence=1&isAllowed=y.
- A. Özkaya. (2019). İnb Haldun Ve Ali Şeriati'ye Göre Çevresel Belirlenimcilik (Determinizm). Geoced, sf: 5-10. | Arşiv Bağlantısı
- U. Erözkan. İnsanlığın Korkulu Rüyası Olmuş 24 Salgın. (24 Ağustos 2018). Alındığı Tarih: 2 Ocak 2020. Alındığı Yer: Bilim ve Gelecek | Arşiv Bağlantısı
- Veryansın TV. Celal Şengör Iyice Uçtu, Kolonyalizmi Savundu. (26 Ekim 2019). Alındığı Tarih: 2 Ocak 2020. Alındığı Yer: Veryansın TV | Arşiv Bağlantısı
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 01/04/2026 07:32:11 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/8169
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.