Evrim Ağacı
Reklamı Kapat

Coğrafi Keşifler Neden Yapıldı? Osmanlı Devleti ve Yerli Amerikalılar Gibi Bazı Toplumlar, Keşifler Konusunda Neden Geri Kaldılar?

Ehlileştirilebilir Hayvanlar ve Ölümcül Virüsler, Coğrafi Keşiflerin Kaderinin Nasıl Değiştirdi?

Coğrafi Keşifler Neden Yapıldı? Osmanlı Devleti ve Yerli Amerikalılar Gibi Bazı Toplumlar, Keşifler Konusunda Neden Geri Kaldılar?
Avrupalı kâşiflerin yerlilere saldırısı.
Medium.com
Tavsiye Makale
Reklamı Kapat

Coğrafi Keşifleri Avrupalılar açısından kolaylaştıran etkenler.

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Coğrafi keşifler, Avrupa devletleri üzerinde bir kısmı olumlu, bir kısmı olumsuz çok sayıda değişime neden olmuştur. Yeni kıtadan Avrupa'ya getirilen zenginlikler, Avrupa'nın gelişimini bir hayli hızlandırmıştır. Peki neden Avrupalılar Amerika kıtasını bu kadar "kolayca" ele geçirmiştir? Bu akınlar neden aksi yönde yaşanmamıştır? Bu yazımızda, bu konuya bir bakış atacağız.

Coğrafi Keşiflerin Kısa Bir Özeti

Bereketli Hilal, yani ülkemizin Doğu kısmının da içinde bulunduğu Mezopotamya, kitlesel ölçekte olmayan tarımın ilk yapıldığı yer olarak bilinir. Bu dönemde insanlık, hareketli avcı-toplayıcı yaşayış tarzına artık tarımı da eklemiştir. Böylece insanlar, yavaş yavaş avcı-toplayıcı yaşam tarzlarından uzaklaşarak, tamamen tarıma dayalı bir yaşam tarzına evrimleştiler. Tarla sürmek ve et ihtiyaçlarını karşılamak için de etraftaki büyük baş hayvanları evcilleştirmeye yöneldiler. Sabanın da tarımda kullanılmaya başlanması ile beraber, insanlar artık hem et yiyor, hem de topraktan yetişten mahsulleri avlanmaya gerek kalmaksızın tüketebiliyordu. Tarımda kullanılan öküzler ve genelde yiyecek olarak yetiştirilen koyunlar, zamanla Bereketli Hilal'den Avrupa'ya doğru yayıldılar ve insanlığın bugüne kadar sürecek olan vazgeçilmez bir parçası haline geldiler.

Sonradan "Yeni Dünya" olarak da anılacak Amerika kıtasının varlığından habersiz olan Avrupa, 14. yüzyılın ilk yarısına kadar kendi bölgesinde kalarak, gelişimini sürdürdü. Gerek Batı Avrupalıların keşif yapma isteği ve gelişen gemicilik teknolojisi, gerekse ticaret yollarının Müslümanlar'ın elinde olmasının yarattığı sorunlar, Avrupalıları yeni zenginlikler aramaya itiyordu. Aslında amaçları "yeni bir kıta keşfetmek" değil, Asya'nın zenginliklerine deniz yolu ile ulaşmaktı.

Bu amaç ile yola çıkan Kristof Kolomb, 1492 yılında aslında Hindistan zannettiği Amerika kıtasına ayak bastı. Kolomb, ayak bastığı yerin, Avrupalılar için yeni, insanlık ise Avrupa kadar antik bir kıta olduğunu fark edemeden, kıtadan ayrıldı. Amerigo Vespucci ise onun izini takip ederek, 1507'de kıtaya ulaştı ve bu defa, karşısındakinin yepyeni bir kıta olduğunu fark etmeyi başardı.

Amerigo Vespucci
Amerigo Vespucci

Avrupalılar, elbette ki Amerika kıtasında bulunan ilk insanlar değillerdi. Hatta orada yaşayan Aztek ve İnka gibi imparatorluklar, her ne kadar ateşli silah gücüne sahip olmasalar da, kendi askeri ve devlet yapılanmasını geliştirmiş ve kendilerine dinler bile yaratmışlardı. Bu imparatorluklar, yeni insanların gelmesi ile birlikte hiç görmedikleri hayvanlar, silahlar ve gemiler ile karşılaşmışlardı. İçlerinde Avrupalıları tanrı ilan edenler bile olmuştu. Ne var ki Avrupalılar, Bereketli Hilal tarımının getirmiş olduğu bir gelişmişliğe sahiplerdi ve keşfettikleri yeni kıtadaki imparatorlukları yok ettiler; hatta ilerleyen zamanlarda, bu kıtalardaki insanları sömürgeleştirme aşamasında çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle birbirleriyle bile savaştılar.

Peki bir avuç Avrupalı kâşif, nasıl oldu da koca imparatorlukları ortadan kaldırdı? Cevap, ateşli silahlarında, ustalaştıkları kılıç becerilerinde, Amerika kıtasında bulunmayan atlarda ve en önemlisi, yine Amerika kıtasına daha önceden hiç ulaşmamış, doğal olarak yerlilerin bağışıklık kazanmamış olduğu virüslerde yatıyor!

Virüsler, Coğrafi Keşiflerdeki Avrupa Üstünlüğünü Nasıl Sağladı?

Öncelikle en sıra dışı neden gibi gözüken virüslere değinelim. Avrupalıların yüzyıllardır taşıdığı ve artık bağışıklık sistemlerinin tanıdığı kızamık ve su çiçeği gibi virüsler, Amerikan yerlilerin çok büyük bir kısmı için yepyeni virüslerdi ve onlara bulaştığında insanları kitlesel olarak öldürüyordu. Dolayısıyla Avrupalı kaşiflere yapacak pek bir iş kalmıyordu; virüsler, zaten yeni kıtayı kasıp kavurmaya başlamıştı. Buna rağmen, yayılmacı politikalarının bir parçası olarak yine de ateşli silahları ve kılıçlarını kullanarak sayısız yerliyi yok ettiler.

Bu virüsler, yüzyıllardır beraber yaşadıkları hayvanlar vasıtası ile Avrupalılara geçmişlerdi; ancak bu hayvanların birçoğu, Amerika'da bulunmuyordu. Amerikan yerlileri, bu hayvanlar ile iç içe bir yaşam sürmediği için, Avrupalıların onlara fark etmeden getirdikleri bu "biyolojik silahı" onlara karşı kullanamadılar. Avrupalıların coğrafi şansı, Amerikan yerlilerine üstün geliyordu.

Kolomb Takası olarak da bilinen Avrupalılar ile Amerika Yerlileri arasındaki "alışveriş", Amerika'ya yepyeni ve çok sayıda ürünü getirmiş olsa da, aynı zamanda Avrupalılar'ın çoktan bağışıklık kazandığı yepyeni virüsleri de Amerikalılar'a taşımıştır. Bunun sonucunda milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir.
Kolomb Takası olarak da bilinen Avrupalılar ile Amerika Yerlileri arasındaki "alışveriş", Amerika'ya yepyeni ve çok sayıda ürünü getirmiş olsa da, aynı zamanda Avrupalılar'ın çoktan bağışıklık kazandığı yepyeni virüsleri de Amerikalılar'a taşımıştır. Bunun sonucunda milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir.

Amerikan Yerlileri, Neden Avrupalılar Kadar Gelişmediler?

Az önce de değindiğimiz gibi, bunun temelinde coğrafi farklılıklar, hayvanlar ve tarım yatıyor. Avrupa'da, tarımda kullanılmaya, yani evrimin yapay seçilim mekanizmasını bilinçsiz olarak da olsa kullanarak ehlileştirmeye ve hatta evcilleştirmeye uygun çok çeşitli hayvanlar bulunuyordu. Örneğin at ya da öküz gibi kolayca ehlileştirilebilir olan hayvanları sabana bağlayıp, insan gücüne çok fazla ihtiyaç duymadan tarım yapmak mümkündü. Yani güçlü hayvanlar yardımıyla daha hızlı tarım ve dolayısıyla daha hızlı gelişim mümkün oluyordu. Üstelik Avrupalılar, bu hayvanların etinden, sütünden, derisinden ve gübresinden de faydalanabiliyorlardı.

Sponsorlu
Udemy Eğitmeni Alp Timuçin Koçak
₺24.99 ₺249.99

Öte yandan Amerika kıtasında ehlileştirilebilir hayvan sayısı çok azdı. Bulunan envai çeşit hayvan arasından en ehlileştirilebilir olanı lamalardı ve bu nedenle bugünkü Meksika ve Güney Amerika topraklarında bu hayvanın insanlarla iç içe yaşadığı, insanların onların sütünden ve yününden faydalandığı bilinmektedir. Ancak lamalar, atlar veya inekler kadar etkili hayvanlar değildir ve tarımda kullanıldıklarına dair herhangi bir veriye rastlanamamıştır. Dolayısıyla Amerika kıtasında, Avrupa'da görülen teknolojik atılımlar mümkün olmamıştır.

Avrupalıların hayvanları kendi gelişimleri için kullanmaları, hızlı ilerlemelerine fırsat tanıdı ve özellikle, atları binek olarak kullanmaları da gelişimlerini hayli arttırdı. Bunun sosyolojik bir etkisi olduğunu görmek de mümkün: Coğrafi keşifler sırasında yerliler, at üzerindeki insanları ilk defa gördüklerinde, onları tanrı zannetmişlerdi.

Amerika topraklarının ehlileştirilebilir hayvanlar konusundaki bir diğer şanssızlığı, develerin aslen Amerika kıtasında evrimleşmesi ama sonrasında Eski Dünya'ya göç etmeleri olmuştur. Bu nedenle Amerika kıtasındaki insanlar, develere de erişememişlerdir.
Amerika topraklarının ehlileştirilebilir hayvanlar konusundaki bir diğer şanssızlığı, develerin aslen Amerika kıtasında evrimleşmesi ama sonrasında Eski Dünya'ya göç etmeleri olmuştur. Bu nedenle Amerika kıtasındaki insanlar, develere de erişememişlerdir.
Animal Genetics

Avrupa'nın bu gelişimi, 16. yüzyılda Amerikan yerlilerine kıyasla çok daha güçlenmelerine neden oldu ve nihayetinde kıtayı işgal etmeleri sırasında Aztekler gibi yerli imparatorlukları yok etmeleriyle sonuçlandı. Yerlilerin, Avrupa kökenli virüslere karşı bağışıklığı olmaması da, çiçek ve kızamık gibi hastalıkların kıtada hızla yayılmasına ve milyonlarca yerlinin yok olmasına neden oldu. Bu faktörler bir araya geldiğinde, Avrupalılar'ın Amerika kıtasını ele geçirmesi kaçınılmaz bir hale geldi.

Her ne kadar buraya kadar anlatılanlar, Avrupalılar'ın Amerikalılar'a neden üstün geldiğini anlamamıza yardımcı olsa da, bir soru işareti halen açıkta kalmaktadır: Eski Dünya'da yer alan dev imparatorlukların hepsi neden Avrupalılar kadar bariz bir keşif politikası gütmemiştir? Örneğin Osmanlı İmparatorluğu, neden Amerika'yı keşfetmemiş veya işgal etmemiştir? Bunu anlamak için, öncelikle Avrupalılar'ın keşif güdüsüne bir bakış atmamız gerekiyor.

Avrupalıların Keşfetme İsteği

Yukarıda değindiğimiz gibi "coğrafi keşifler" denince akla gelen Amerika'nın keşfi, Kristof Kolomb'un Hindistan'a ayak basma umuduyla yola çıkması ve kendisi fark edememiş olsa da yeni bir kıta keşfetmesiyle gelişen bir olaylar zinciridir. Peki Kolomb, neden Hindistan'a ayak basma umuduyla yola çıkmıştı? Dönemin yöneticileri neden böyle bir geziyi finanse etmeyi kabul etmişlerdi? Kristof Kolomb, neden Osmanlı İmparatorluğu'ndan çıkmamıştı?

Avrupalılar, patlayan nüfuslarını yeteri miktarda doyurabilecek ekonomik güce, tarımsal ürüne ve yerel kaynaklara sahip değillerdi. Bu nedenle son derece bereketli topraklara yayılmış olan Doğu medeniyetinin aksine, sürekli yeni yerler keşfetme amacıyla yaşıyorlardı.

Bunu, daha önceden Doğu'nun zenginliklerine erişmek için düzenledikleri ve genelde "dini sefer" perspektifinden düşünülen Haçlı Seferleri'nden de anlamak mümkün. Haçlı Seferleri, dini bir otorite kurma çabasının yanı sıra, Doğu'nun kaynaklarına erişmek için de yapılmış olan askeri operasyonlar olarak algılanmalıdır.

Yani Avrupalıların içinde özgün veya sıra dışı bir meraktan ziyade, doğal ihtiyaçtan doğan bir "sürekli keşfetme" güdüsü vardı. İpek ve Baharat yollarının İslam medeniyetinin elinde bulunmasından doğan bir "Doğu bağımlılığı"nı yenmeleri gerekiyordu. Dahası, dikkate değer bir medeniyet belirtisi olmadığı için Güney Afrika'yı ve Sibirya'yı göz önünde bulundurmazsak; Japonya, Kore ve Batı Avrupa hariç, gerek Balkanlar'daki Osmanlılar, gerekse Çin'deki ve Hindistan'daki Müslüman gemiciler ve bu ikisinin arasında yaşayan halkların büyük çoğunluk Müslümandı ve bu, Avrupalıların Müslüman medeniyetlerden ötürü köşeye sıkışmışlık hissetmesine neden oluyordu. Bu durum, Avrupalıları ticaret için İslam medeniyetinden geçmek zorunda kalmaksızın Hindistan'a ulaştırmaya itmişti ve Kolomb, işte tam da bunu başarmayı hedefleyen bir yolculuğa çıkmıştı. Ancak bu istek sonucunda, hesapta olmayan bir şekilde, yepyeni bir kıta keşfedilmişti.

Osmanlı, Neden Coğrafi Keşiflere Katılmadı?

Avrupalıları keşfetmeye iten güdüyü anlamak, Osmanlı'yı keşiflerden uzak tutan düşünceleri anlamayı mümkün kılmaktadır.

Osmanlı Devleti içinde keşif merakı olan isimler yok değildi. Örneğin Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Piri Reis'in Sultan'a bu yönde bir keşif teklifi sunduğu; ancak Sultan tarafından kabul edilmediği bilinmektedir. Sultan'ın bu reddi neye dayandırdığını kesin olarak bilmek zor; ancak Osmanlıların Amerika'ya gitmemesinin ardındaki ekonomik, teknolojik, sosyolojik ve coğrafi sebepleri irdelemek mümkündür.

Osmanlı'nın kurulduğu yıllardan beri yayılmacı bir politika yürütmesinin doğurduğu "farklı zenginliklere sahip olma" durumu, onu ekonomik anlamda ayakta tutmaya yetiyordu. Avrupalıların keşfetme ihtiyacına sebep olan şeylerden en önemli ikisinin ekonomi ve ticaret olduğunu anlatmıştık. Fakat Osmanlı'nın herhangi bir zenginlik arayışına girmesini tetikleyecek tarımsal ya da ticari sebebi yoktu. İpek ve Baharat yollarını elinde tutuyor olması, Avrupalıların Amerika'dan getirdiği, tütün, kahve gibi ürünlerin zaten kendi coğrafyasına yetişebiliyor olması ve Nil Nehri etrafındaki pamuk üretiminin getirdiği refah, Osmanlı'yı yeni yerler aramaya muhtaç bırakmıyordu. Yeni fetihler, daha ziyade halkı memnun etmek veya siyasi otorite inşa etmek için yapılıyordu; ihtiyaçtan değil.

Peki ya Osmanlıların yeni yerler keşfetmeye ihtiyaçları olsaydı? Bunu başarabilirler miydi? Böyle bir ihtiyaçları olsaydı, öncelikle Atlas Okyanusuna kıyısı olan bir şehir keşfetmeleri veya işgal etmeleri gerekecekti. Orada iyi tersaneler kurması ve iyi gemiciler yetiştirmeleri gerekecekti.

Bu bağlamda Batı Avrupa'nın Atlas Okyanusuna kıyısı olması, onların zaten sert sulara alışkın gemiciler yetiştirmesini mümkün kılmıştı. Öyle ki bu durum, bir ada ülkesi olan ve tüm Dünya'ya hüküm sürmeyi başarmış İngiltere İmparatorluğu'nun başarısının ardında yatan ana sebeplerden biridir. Öte yandan Osmanlılar, durgun Akdeniz sularına alışık denizcilere sahipti ve bu da, Akdeniz'e uygun gemilere ağırlık verilmesine neden oluyordu.

Avrupalılar, Keşiflerine karavela denilen yelkenli ve keşif odaklı gemiler ile başladılar ve ardından daha kuvvetli kanyonlar ile devam ettiler. Bu gemilerin taşıma kapasiteleri çok yüksek olduğu için, aylarca herhangi bir ikmal noktası gerekmeden yiyecek ve insan taşıyabiliyorlardı.

Hollanda gemileri İspanyol kadırgalara saldırıyor.
Hollanda gemileri İspanyol kadırgalara saldırıyor.
Wikimedia Commons

Bunların aksine, Osmanlıların Akdeniz'in nispeten rüzgarsız sularına göre yapılmış yelkenleri olan, fakat daha ziyade küreklere bağlı olarak kullanılan, kayık benzeri kadırgaları vardı. Bu gemiler uzun mesafe gemileri olmadığı için, depolama alanları kısıtlıdır ve düzenli olarak ikmal yapma zorunlulukları vardır. Bu nedenle okyanusa çıkıp, yeni kıtalar keşfetmek için uzun mesafeli yollarda ikmalsiz ilerlemeleri mümkün değildir. Böyle ikmal noktalarının keşfedildiği veya inşa edildiğini varsaysak bile, Akdeniz'in kış zamanlarında bile zorluk çeken bahriyeliler, sıcak iklime uygun ve sert okyanus görmemiş olmalarından dolayı okyanusta hiç kara görmeden muhtemelen pek fazla ilerleyemezlerdi.

Yani o dönemdeki genel yaklaşım şu şekildeydi: Yemen'den gelen ve İstanbul üzerinden Avrupa'ya gönderilen kahve üretimi, Nil Nehrinden gelen ve yine İstanbul üzerinden Avrupa'ya giden pamuk üretimi varken, Osmanlı Devleti yeni bir kıtaya veya yeni kaynaklara neden ihtiyaç duysun ki? İşte bu düşünceye hapsolan Osmanlılar, gemilerini açık denizlere de uygun olacak şekilde geliştirmemişler ve bu nedenle de ilerleyen yıllarda Akdeniz'e hapsolmuşlardır.

Sonuç

Sonuç olarak Avrupalılar, bulundukları coğrafyanın getirdiği ihtiyaçlarından dolayı keşiflere yönelmek zorunda kalmışlardır. Bunun sonucunda yeni bir kıtanın keşfedilmesi ve buranın zenginliklerinin Avrupa'ya akması mümkün olmuş, bunun tetiklediği olaylar silsilesi de Bilim Devrimi, Aydınlanma Çağı ve Sanayi Devrimi gibi insanlık tarihini değiştirecek olaylar zincirini mümkün kılmıştır.

Osmanlılar ise yeni zenginliklere ihtiyaç duymadıkları ve gemi teknolojisi bakımından okyanusa uygun olmadıkları için ve köşeye sıkışmışlıktan gelen keşfetme dürtüleri olmadığı için keşifler serisine katılmaya gerek duymamıştır.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Tebrikler! 14
  • Merak Uyandırıcı! 6
  • Muhteşem! 4
  • Bilim Budur! 4
  • İnanılmaz 4
  • Umut Verici! 3
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 2
  • Korkutucu! 1
  • Güldürdü 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • E. S. Gürkan. (2020). Coğrafi Keşifler'in Değiştirdiği Dengeler. ISBN: 6057635402. Yayınevi: Kronik Kitap.
  • J. Diamond. Fetih. (Ağustos 25 2013). Alındığı Tarih: 18 Haziran 2020. Alındığı Yer: YouTube | Arşiv Bağlantısı
  • J. Diamond . (2018). Yiyecek Üretiminin Başlamasında Etkili Olan Coğrafi Farklılıklar. ISBN: 6052994573. Yayınevi: Pegasus Yayınları.
  • C. Ponting. (2018). Mezopotamya: Uygarlığın Kökenleri - Kolomb'un Dünyası. ISBN: 6051061641. Yayınevi: Alfa Yayınları.
  • E. S. Gürkan. (2020). Osmanlılar Neden Amerika'ya Gitmedi?. ISBN: 6057635402. Yayınevi: Kronik Kitap.

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 09/08/2020 00:20:49 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/8899

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Reklamı Kapat
Güncel
Agora
Instagram
Aşı
Evrim Kuramı
Hidrotermal Baca
Abiyogenez
Genler
Yok Oluş
Aşılar
Genom
Zeka
Algı
Nörobilim
Enerji
Duygu
Köpek
Karanlık Madde
Koronavirüs
Organ
Kimyasal Evrim
Beslenme
Yaşam
Albert Einstein
Anatomi
Adaptasyon
Evrimsel Psikoloji
Acı
Daha Fazla İçerik Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Reklamı Kapat
Reklamsız Deneyim

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, Evrim Ağacı'nda çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 10₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Destek Ol
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Her şeyin nasıl başladığı sorusu çözülmüş değildir. Dolayısıyla, şahsım adına konuşmam gerekirse, bu konuda agnostik olduğumu söylemek durumundayım.”
Charles Darwin
Geri Bildirim Gönder