Bölgesel Coğrafya Nedir? Neye Göre Belirlenir?

Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Coğrafi bölge; doğal özellikler (yeryüzü şekilleri, iklim, bitki örtüsü) ile beşerî özellikler (nüfus, kültür, ekonomi) olarak diğer bölgelerden farklılaşan ve kendi içerisinde bütünlük gösteren bir alandır. Deprem bölgesi fay hatlarını esas alırken, dini bölge ise kutsal atfedilen yerlerin bulunduğu konumları esas almaktadır. Aynı şekilde turizm bölgeleri, ekonomik bölgeler gibi çok fazla bölge çeşitleri bulunmaktadır. Coğrafi bölge; doğal ve beşerî özelliklerin tümünü kriter olarak kullandığı için diğer bölge türlerinden farklıdır.

TDK’nın tanımına göre bölge: “Sınırları idari, ekonomik birliğe, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliğine veya üzerinde yaşayan insanların aynı soydan gelmiş olmalarına göre belirlenen toprak parçası, mıntıka (bölge)” şeklindedir.

Strabon ile Başlayan Bölgesel Coğrafyacılık

Bölgesel coğrafyanın tarihi Antik Yunan’a kadar gitmektedir. Strabon öncesi düşünürlerin eserlerinde farklı bölgelerden bahsettiğini görmekteyiz. Herodot (D. 404) gezdiği yerleri betimlemiştir. Ancak daha resmi olarak bölgenin tarihi Strabon ile başlatılır.

Strabon (MÖ 64 – MS 24) tarihçi, filozof ve coğrafyacıdır. "Geographia" adlı kitabı kendi dönemine kadar yazılmış olan tüm coğrafya kitapları arasında en detaylısı olduğu belirtilir. 17 ciltlik bu çalışmanın ana konuları bölgelerin tasviri anlatımlarını içermektedir. Kitabın konuları; tarih felsefesi, İspanya, İngiltere, İtalya, Kuzey Avrupa, Yunanistan, adalar, Anadolu, Asya ve Afrika’nın doğal ve beşerî özelliklerinin anlatımıdır. İlk defa koroloji kelimesini kullanmıştır. Kronoloji, zamanda meydana gelen olayları tanımlarken; koroloji, mekânda olan farklılıkları inceler.

Strabon Anadolu topraklarında yaşadığı için, kitabında Anadolu hakkında detaylı bilgiler de vermiştir. Tarihçi olması sebebiyle bölgeleri anlatırken onların tarihi özelliklerine detaylı olarak değinmiştir. Kendisinden önce yapılan coğrafi çalışmalar daha çok yeryüzünün hesaplanmasına dayanan matematik coğrafya ile ilgili çalışmalardır. Roma döneminde yaşayan Strabo’nun coğrafyasında dikkat çeken unsur, coğrafyanın devletin daha da güçlenmesi için bir araç olarak görmesidir. Coğrafyanın faydacı özelliğine vurgu yaparak siyaset ile ilişkisini de ele almıştır. 

Strabon
Strabon
Britannica

Çinlilerin ve Müslümanların Coğrafya Bilimine Katkıları

Roma İmparatorluğu'nun 476 yılında ikiye bölünmesiyle artık Batı’da karanlık çağ yaşanırken coğrafyaya Çinliler, Farslar ve Araplar önemli katkılar yapmışlardır.

Fetih hareketleri sebebiyle başka bölgeleri öğrenme ihtiyacı Çin coğrafyasının gelişmesinde önemli olmuştur. Bilinen en eski çalışmanın MÖ 5. yüzyıla kadar gittiği bilinmektedir. Çin İlhanlığından Şu Çing (Tarihi Klasik) adlı yazıtta dünya, bölgelere ayrılarak doğal kaynaklar tasvir edilmiştir. Çinliler 9 bölge belirlemiştir. Bunlar halka olarak çizilmiş olup, halkanın en iç tarafı imparatorluk, halkanın en dışı ise barbar kavimleri gösterir. Dönemi içerisinde oldukça pratik bilgiler sunan coğrafya çalışmaları, bölgelere ayırma ve yeryüzünün betimlemelerini içerir. Harita yapımcılığı Çin coğrafyacıları için önemli olmuştur. Çang Heng (MS 78 – 139) ve Phei Hsiu (MS 224 – 271) yaptığı harita çalışmalarıyla bilinir. 

Batı, Orta Çağ karanlığını yaşarken bir diğer gelişme ise İslam coğrafyasında yaşanmıştır. Müslümanların fetih hareketleri yeni yerlerin tanınmasını sağlamış ve başka kültürlerle etkileşime girmiştir. İskenderiye Kütüphanesindeki el yazmaları tahrip edilse de Yunan ve Roma’dan geriye kalanlar ilk zamanlarda yoğun bir şekilde tercüme edilmiştir. İslami fetih hareketleri ve ticari, kültürel sebepler dolayısıyla Çin ile tanışan Müslümanlar, Çin’deki gelişmeleri de tanımaya başlamıştır. İlk ciddi coğrafya çalışmalarına El Makdisi’nin (MS 945 – 1000) çalışmalarında rastlanır. “Bölgelere Dair Bilgiler İçin En İyi Rehber” kitabı özellikle başka coğrafyalardan hac ziyareti için gelen kişilere rehberlik etmesi için doyurucu bilgiler sunar. Makdisi, İslam coğrafyasını dört bölgeye ayırarak incelemiştir. Acem ülkeleri dediği yabancı yerleri de 8 bölgeye ayırır. 

12. yüzyılın önemli coğrafyacılarından bir diğeri ise El İdrisi’dir. Çalışmaları Sicilya kralı II. Roger’in dikkatini çekmiş ve kendisini İtalya’ya davet ederek orada çalışma imkânı bulmuştur. Bu sayede Avrupa’yı gezmiş ve çeşitli kültürleri tanıma fırsatı bulmuştur. Çalışmaları süresince önceki coğrafi çalışmalar, seyyahlar, gemi kaptanları ve kendi gezileri sayesinde öğrendikleri bilgilerle bir Dünya haritası çizmiştir. Haritasında Dünya'yı 7 iklim bölgesine ayırarak bu iklim bölgelerinde yaşayan insanların kültürel özelliklerini yazmıştır.

İbn Haldun 1332- 1406 arasında yaşamış ve yaptığı çalışmalar uzun bir dönem Batı'da etkisini sürdürmüştür. Tarihçi, sosyolog, felsefeci ve coğrafyacı olan İbn Haldun’un en önemli eserlerinden bir tanesi Mukaddime’dir. Bu çalışması devletlerin nasıl büyüyüp geliştiği, çöküş aşamaları, iklim ve toplum ilişkisi gibi konuları ele alır. Ünlü sözü olan "Coğrafya kaderdir" diyerek iklimin insan yaşamı üzerine etkisine işaret etmiş ve kültürlerin de iklimlerle yakından ilişkili olduklarını söylemiştir. Kitabın 1. bölümünde “İklimlerin ve beslenmenin insan yaşamı ve uygarlıklar üzerindeki etkileri” konusuyla çevresel determinizmin en somut örneklerinin görüldüğü kitap, daha sonraları Batılı coğrafyacıların da kendisine atıf yapacağı bir isim haline gelmiştir.

İbn Haldun, modern sosyolojinin öncülerinden kabul edilir.
İbn Haldun, modern sosyolojinin öncülerinden kabul edilir.
Daily Sabah

Avrupalıların Coğrafya Bilimine Katkıları

15. yüzyıla gelindiğinde artık bilimin yeni merkezi Avrupa olmaya başlamıştı. Keşifler çağı olarak da bildiğimiz bu dönemde Kristof Kolomb, Ferdinand Macellan, Vasco de Gama, Bartolomeu Dias gibi kaşiflerin yeni yerleri arayışıyla birlikte Avrupalıların dünya hakkında bilgisi artmaya başlamış ve Avrupa coğrafyanın yeni merkezi haline gelmiştir. Daha sonraki keşiflerle birlikte çok fazla coğrafi bilginin artması sebebiyle bunları düzenli bir şekilde kataloglama ihtiyacı oluşmuştur. Yeni yerler hakkında edinilen bilgiler, önceki coğrafyacılar gibi tasviri çalışmalardır. Bu çalışmalar ağırlıklı olarak keşfedilen yerlerin fiziki özellikleri, insanlar ve kültürel özelliklerini anlatan bilgilerdi. 

Bölgesel çalışmaların sistematik bir şekilde hız kazanması Bartholomaus Keckerman (1572- 1608) ile olmuştur. Kendisi teolog ve filozoftur. Ölümünden dört sene sonra yayınlanan "Systema Geographicum (Sistematik Coğrafya)" adlı kitabında ilk defa genel ve özel coğrafya ayrımını yapmıştır. Varenius, Keckerman’ın çalışmalarından etkilenerek genel ve özel coğrafya konularını daha da geliştirmiştir.

Bernhard Varenius, 1650 yılında 28 yaşındayken yazdığı "Geograhhia Generalis" adlı eserinde genel ve özel coğrafya ayrımından detaylı olarak bahseder. Genel coğrafya; dünyanın fiziki özellikleri, şekli, hareketleri, iklimin dağılışı, bitki örtüsü gibi genel özelliklerini araştırır. Özel coğrafya; belli bir bölgenin yeryüzü şekilleri, iklimi, bitki örtüsü, beşerî ve ekonomik özelliklerini inceler. Özel coğrafya günümüzde bölgesel coğrafyaya tekabül etmektedir.. Varenius’dan sonra çok az coğrafyacı (Pyotr Kropotkin 1842-1921 hariç) bölgesel coğrafyayı yoğun olarak çalışmıştır.

Geographia Generalis kitabının 1671 yılındaki kapak resmi. Varenius, 28 yaşındayken yazdığı
Geographia Generalis kitabının 1671 yılındaki kapak resmi. Varenius, 28 yaşındayken yazdığı "Geographia Generalis" kitabı yayımlanmadan yaşamını yitirmiştir. Genel ve özel coğrafya ayrımı yaparak modern coğrafyanın temellerini atmıştır.
İstanbul Üniversitesi

Coğrafi keşiflere paralel olarak bu kitabın ortaya çıkmasıyla kendisinden sonra gelecek olan coğrafyacılar da 'bölgesel' kavramına ayrı bir önem vermiştir. Alexander von Humboldt, Carl Ritter, Ferdinand von Richthofen, Alfred Hettner ve Immanuel Kant gibi coğrafyaya önemli katkılar yapan coğrafyacılar, çalışmalarıyla bölgeselciliğin gelişmesine de katkı sağlamışlardır. Her yapılan çalışma bir öncekine göre bölgesel coğrafyanın araştırma konularını daha fazla genişletmekteydi. 

Modern beşerî coğrafyanın kurucusu Carl Ritter (1779 – 1859) eserlerinde yeryüzünü belirli sınırlara ayırarak bölgeler belirliyor ve bu sınırlar içerisinde yaşayan insanların çevresiyle karşılıklı etkileşim özelliklerini analiz ederek diğer bölgelerden farklılığını açıklamaya çalışıyordu. Ritter’in bölgesel coğrafyası insan merkezlidir. Sentezci bölgesel coğrafya ise daha çok fiziki unsurların daha baskın olduğu bir alan olarak karşımıza çıkar. Erol Tümertekin ve Nazmiye Özgüç, "Beşeri Coğrafya" kitabında Ritter’in şu sözlerini aktarır:

Yeryüzündeki çeşitli alanlar (bölgeler) birbirleriyle ve dünyayla ilişkili olaylar sonucunda oluşan belirli karakterlere göre incelenmelidir; coğrafi görünüm değil, bu görünümün insanla ilişkisi ele alınmalıdır.

Coğrafyanın tarihine bakıldığında bölge, coğrafyanın çalışma konularından olmuştur. Farklı fiziksel ve kültürel özelliklerin olması, coğrafyacıların ilgisini her zaman çekmiştir. Strabon’da gördüğümüz koroloji terimiyle birlikte, kendisinden sonra gelen coğrafyacılar da kartografi ile birlikte bölgesel coğrafya çalışmışlardır. 

Bölgeselcilik ve Sömürgeleştirme Faaliyetleri

Coğrafyanın 19. yüzyılda bilimsel temellerinin atılmasıyla, bölgeselciliğin etkisi kuramsal olarak coğrafyanın kapsamına girmiştir. Yaklaşık 1850 ve 1960 yılları bölgeselcilik paradigmasının zirvede olduğu zaman dilimidir.

19. ve 20. yüzyıldaki sömürgeleştirme faaliyetleri sırasında Dünya'nın bölgelere ayrılması pratik açıdan kolaylıklar sağlıyordu. Sömürgeci ülkelerin ihtiyacı olan hammaddeleri hangi bölgelerden çıkaracakları hususunda büyük rol oynuyordu. Merak ve ticari ilişkiler yeni yerleri keşfetmeyi öne çıkarsa da bu durum ilerledikçe güç gösterisine dönüşmüştü. Coğrafya bilimi de daha iyi sömürgeleştirmek için en önemli bilim dalıydı. Daha iyi sömürebilmek için daha iyi tanımak gerekiyordu. Yves Lacoste tarafından yazılan "Coğrafya Her Şeyden Önce Savaş Yapmaya Yarar" isimli kitap bu açıdan önemlidir. Lacoste, coğrafyanın geçmişte bilimsel olarak yapılmasından ziyade tamamen siyasi bir alan olduğunu söyler. 

Paul Vidal de la Blache (1845- 1918) modern Fransız coğrafyasının kurucusudur. Modern bölgesel coğrafya ve possibilizm (olasıcılık) öncülerinden kabul edilir. Coğrafyanın ilk paradigmasının ortaya çıkışı (çevresel determinizm) Darwin’in Türlerin Kökeni kitabının ortaya çıkmasıyla başlar. Ellen Churchill Semple, Ellsworth Huntington, Edmond Demolins ve Friedrich Ratzel önemli temsilcileri olmuştur. Çevresel determinizme göre çevresel şartlar insan üzerindeki tek etken güçtü. İnsan çevrenin pasif bir ürünü olup, çevre insanın tüm faaliyetlerini belirleyen tek etmendi.

İkinci paradigma ise Paul Vidal de la Blache ile şekil almaya başlamıştı. Possibilizm (olasıcılık) olarak da ifade edilen bu paradigma, çevresel determinizmden keskin bir biçimde ayrılıyordu. İnsan çevrenin pasif bir ürünü değil, fakat çevreyi de değiştirme gücü olan bir canlıydı. Bu paradigmaya göre insan ve çevre arasında karşılıklı etkileşim vardı. Paul Vidal de la Blache, yeryüzünün bölgelere ayrılmasını ve her bölgenin kendine has karakteristiğinin ortaya çıkarılmasını savunuyordu. Possibilizme göre her bölgede var olan çevresel faaliyetler yerleşim için olanaklar sunabilirdi. Çevre, insana olanaklar sunar ve bu olanaklar içerisinde insanlar seçim yapabilirler. Bir bölge içerisinde yerleşim yerini insanlar seçer. Ancak bu yerleşim alanı bölgenin imkanıyla sınırlıdır. Daha genel bir ifadeyle çevre, insanın kültürel gelişimi için fırsatlar sunar. İnsanlar da bu fırsatları değerlendirir. Çevresel determinizme göre insanı pasiflikten çıkarsa da seçimi, çevrenin sınırları içerisindeki imkanlarla kısıtlar. Possibilizmin ortaya çıkmasıyla çevresel determinizm önemli taraftarlarını kaybetmiş ve bölgeselcilikle birlikte possibilizm, 1960’lı yıllara kadar coğrafyacılar arasında üzerinde çalışılan bir paradigma olmuştur.

Paul Vidal de La Blache, modern Fransız coğrafyasının ve jeopolitik okulunun kurucusudur.
Paul Vidal de La Blache, modern Fransız coğrafyasının ve jeopolitik okulunun kurucusudur.
L'Histoire à la Bibliotheque nationale de France
1885 yılına ait olan bu haritada Fransa'nın bölgeleri gösterilmiştir (Fransa Ulusal Kütüphanesi).
1885 yılına ait olan bu haritada Fransa'nın bölgeleri gösterilmiştir (Fransa Ulusal Kütüphanesi).
L'Histoire à la Bibliotheque nationale de France

Coğrafyanın ilk paradigması olan çevresel determinizm, 1920’li yıllardan sonra etkisini tamamen yitirmiştir. Bölgesel coğrafya ise 1960’lı yıllara kadar gücünü önemli ölçüde korusa da o yıllardan sonra gelen kantitatif devrim ile etkisi iyice azalmıştır. 1970’li yıllarda eleştirel ve sosyal teoriden yararlanan coğrafyada ise post-modern paradigmalar ortaya çıkmıştı. 1968 yılında dünya genelinde yaşanan devrimci hareketler, sosyal bilimlerin araştırma yöntemlerini zenginleştiriyor; coğrafya da bu gelişmelere duyarsız kalmıyordu. Bu şartlar çerçevesinde bölgesel coğrafyaya en yoğun eleştiri, coğrafyada gelişen kantitatif devrimin öncülerinden olan Fred K. Schaefer’den (1903- 1954) gelmişti.

Bu eleştirilerden önce Richard Hartshorne (1889- 1992), bölgesel coğrafyanın kendi döneminde son savunucusuydu. 1939 yılında Hartshorne, "Coğrafyanın Doğası" adlı kitabını yazarak coğrafyanın bölgesel farklılıkları çalışması gerektiğini savunuyordu. Hartshorne’e göre sistematik (genel coğrafya) çalışmalarının tam olarak tamamlanabilmesi için bölgesel coğrafyanın farklılıklarının çalışılması gerekliydi. Schaefer ise bu duruma itiraz ederek coğrafyanın genel yasalarının bulunması gerektiğini söylemiştir. Coğrafya biliminin amacı bölgesel tasvirci çalışmalar olmamalıydı. Çünkü o dönem bilimde etkili olan paradigma pozitivizmdi. Bu amaçla coğrafya bilimsellikten uzak tasvirci çalışmalar yerine pozitivizmi benimseyerek tıpkı doğa bilimlerinin ulaştığı genel yasalara ulaşarak bilim alanında saygınlığını kazanmalıydı.

Tasvirci çalışmalar birbirini tekrar etmekten öteye geçemiyor, adeta ansiklopedik bilgiler veriyordu. Schaefer ve sonrasında itirazlar daha da yoğunlaşmıştı. Çünkü bölgesel çalışmalar coğrafyada çok etkin ve yaygındı. Ancak diğer bilim alanları ilerlerken coğrafya sadece ülkelerin yüzeysel özelliklerini bilmek için oluşan sıradan bir faaliyet gibi görülmeye başlanmıştı. Ne doğa bilimlerine ne de beşerî bilimlere yetişemediği gibi kendisini bunlardan soyutlayarak ilerlemeye çalışıyordu. Bilim dallarında yaşanan uzmanlaşma sonucu doğa ve sosyal bilimler arasında giderek açılan araya karşı coğrafya her ikisini bütün olarak kucaklıyordu.

20. yüzyılın ilk yarısında coğrafya bölümleri Yale ve Harvard üniversitelerinde kapatılınca bölgeselcilik terk edilerek pozitivizm benimsenmiştir. Ancak burada hatırlatmak gerekir ki bölgeselcilik tüm coğrafyacılar tarafından terk edilmese de nicel devrimle ciddi anlamda destekçisini kaybetmiştir. 

Pozitivizmi benimseyen coğrafyacılara göre bilim genel yasalara ulaşmalıdır. Bu genel yasalar dünyanın her yerinde geçerlidir. Bölgesel coğrafya ise genel yasalardan ziyade biriciktir. Yani kendine has özelliklere sahip olup diğer bölgelerden ayrılacak kriterler bulmaya çalışır. Bölgesel coğrafya, X adlı bir bölgede var olan sosyal, ekonomik ve topoğrafik özellikleri diğer bölgelerde olan özelliklerden ayıracak olan kriterlerin olmayışı gerekçesiyle eleştirildiği gibi, bunları bulmaya çalışarak da genelleyici değil tasvirciliği benimser.

Türkiye’de Bölgesel Coğrafya Tartışmaları

Osmanlı döneminin son zamanlarında modern darülfünun (üniversite)1915 yılında kurulur. Açılan dört fakülteden bir tanesi olan Edebiyat Fakültesi içerisinde coğrafya bölümü kurulmuştur. Yurt dışından çeşitli bilim insanları davet edilerek coğrafyanın modern anlamda kurumsallaşması sağlanır.

Türkiye’de coğrafyanın gelişmesinde örnek alınan iki ülke Almanya ve Fransa olmuştur. Her iki ülkede yaygın olan bölgesel coğrafya ve çevresel determinizm paradigmaları ülkemiz coğrafyasında da hâkim görüşler olur. Özellikle coğrafya eğitimi alması için yurtdışına gönderilen coğrafyacılar, genellikle Almanya ve Fransa’ya gönderilmiştir. Eğitim sonrası ülkeye geri dönülmesi Alman ve Fransız coğrafya ekollerinin yayılmasında etkili olmuştur.

Türkiye'nin coğrafi bölgelere ayrılması Osmanlı döneminde görülse de ilk defa 1941 yılında toplanan Birinci Coğrafya Kongresi tarafından resmi olarak belirlenmiştir. Milli Eğitim Bakanlığının talebi üzerine toplanan kongre, okullarda Türkiye coğrafyasını daha kolay öğretebilmek ve karışıklıkları gidermek maksadıyla ülkenin bölgelere ayrılmasını talep eder. Bu durumla ilgili olarak komisyon tarafından hazırlanan raporda şunlar belirtilir:

Büyük coğrafi mıntıkalar (bölgeler), ilkokul coğrafya derslerinde kullanılabileceği gibi daha küçük bölgelerde orta tahsil seviyesine hitap etmektedir. Şunu söylemiyle hacet yoktur ki, daha vazıh hudutlarla tahdit edilmiş (kuşkuya yer bırakmayacak şekilde sınırlar çizilmiş) ve daha muvafık (uygun) bir şekilde isimlendirilmiş, daha küçük sahalı bölgeler tefriki (ayrılması) hususunda öteden beri uğraşmakta bulunan ilim adamlarının mesaisi son hedefine varmış sayılmaz. Bugün kongreye sunulan eserin gerek Türkiye’ye ait yerli ve ecnebi (yabancı) coğrafya kitaplarında, gerekse okullarımızın coğrafya tedrisatında (öğretim) görülen karışıklıkları ortadan kaldıracak, bu sahada insicam (tutarlı) ve ahenk temin edecek pratik bir netice gibi telakki edilmesi mümkündür.

Mesai son hedefine varmış sayılmaz denilerek sınırların tespitinin kesin olarak bitmediği ve üzerinde çalışılması gerektiği işaret edilmiştir. Daha sonraki dönemlerde bu çalışmalar yapılmamış olup, çizilen sınırlar 1941 yılındaki sınırlardır.

Yoğun tartışmalarla geçen kongre sonucu Türkiye 7 coğrafi bölgeye (Marmara, Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Karadeniz, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu) ayrılır. Bu bölgelerde kendi içerisinde; bölge-bölüm-yöre-alt yöre olarak sınıflandırılır.

Türkiye'nin coğrafi bölgeleri
Türkiye'nin coğrafi bölgeleri
Wikiwand

Bölgesel coğrafya 2000’li yıllardan önce de eleştirilmiştir. Prof. Dr. Talip Yücel tarafından 1987 yılında yazılan “Türkiye Coğrafyası” adlı kitabında "Coğrafi bölge olarak adlandırılan bölgeler var mıdır?" sorusunu şu şekilde cevaplandırır:

Doğrusunu söylemek lazım gelirse, hayır. Çünkü nadir hallerde, birbirine yaklaşmış olsalar bile, yeryüzü şekilleri göz önünde bulundurularak tayin edilmiş bir ünite sınırının, iklime veya tabii (doğal) bitki örtüsüne göre tespit edilen birim sınıra uyması; beşeri ünitelerle zirai ünitelerin aynı olması mümkün değildir. Aynı ünite dahilinde, bütün coğrafi elemanların müşterek bir özellik göstermesi, tasavvur bile edilemez. Ondan dolayıdır ki, asrımızın başlarında, coğrafyacıların dört elle sarıldıkları birden fazla tabii özelliğe göre tayin edildiği ifade edilen "tabii bölgeler" ile coğrafi hususiyetlerin hepsi dikkate alınarak tespit edildiği söylenen "coğrafi bölgeler" sadece birer hayaldir.

1987-1999 yılları arasında Türk Coğrafya Kurumu Başkanlığı da yapmış olan Prof. Dr. İsmail Yalçınlar da şu şekilde bir eleştiri getirmiştir:

Birinci Coğrafya Kongresi'ne Türkiye'nin bütün önemli coğrafya uleması katılmış, hatta Türkiye'de bulunan yabancı mütehassıslar (uzman) iştirak etmişlerdi. O zaman kabul edilen Türkiye Bölgeler Haritasına bazı tenkitler yapılabilir. Aceleye gelmiş olabilir. Harp yıllarıdır. Benim de şüphelerim var. Gerçekleri arayan insanların varlığı, resmi coğrafya tartışmasının ülke gündemine girmesi umut veriyor.

İç Anadolu terimini de şu şekilde eleştirmiştir. 

Orta Anadolu neyse kabul edilebilir bir terim. Ama İç Anadolu terimi kabul edilemez. Örnek olarak Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Han Duvarları” şiirinde Orta Anadolu bozkırlarından bahsolunmaktadır.

Prof. Dr. Sırrı Erinç “Cumhuriyetin 50. Yılında Türkiye’de Coğrafya” adlı kitabında Doğu Anadolu bölgesinin sınırlarında hatalar olduğunu belirtmiştir. Buna ilaveten kitabında bölgesel coğrafyanın günceli yakalaması gerektiği ile ilgili eleştiri de getirir.

2000’li yıllardan sonra yenilikçi coğrafyacılar tarafından daha yoğun eleştirilen bölgesel coğrafya tartışmaları halen devam etmektedir. Bazı coğrafyacılar bölgelerin tamamen kaldırılmasını savunurken diğer bir yaklaşım ise kaldırmak yerine günümüz şartlarına uygun olarak yeniden belirlenmesi gerektiğini savunur. Prof. Dr. Ramazan Özey ise 7 coğrafi bölgenin tamamen kaldırılması gerektiğini belirterek bu bölgelerin tıpkı Sevr antlaşmasında olduğu gibi ülkeyi 7 bölgeye ayırdığını ve bunların siyasal olarak algılandığını belirtir. Özey; İç Anadolu, Batı Anadolu, Doğu Anadolu gibi isimler yerine Türkiye’nin güneyi Türkiye’nin kuzeyi Türkiye’nin doğusu-batısı gibi kavramların kullanılmasını önerir. 

Suat Tuysuz ve Nuri Yavan’ın yazmış olduğu “Bölgesel Coğrafya Yaklaşımı ve Türk Coğrafyasındaki Etkileri Üzerine Kritik Bir Değerlendirme” makalesinde bu konuyla ilgili şu tespitler ifade edilmiştir:

Erinç’in bölgesel coğrafyanın analitik gelişmelere ayak uydurması gerektiğini vurguladığı 1973 yılından bu yana bölgesel coğrafya anlayışında pek bir değişiklik olmadığı, -2008-2010 yılları arasında yapılmış çalışmalar ölçeğinden bakıldığında- Batı'da 1950’lerde etkisini yitirmiş olan idiografik bölgesel coğrafya anlayışının etkisinin halen daha güçlü bir şekilde hissedildiği söylenebilir. Bu düşünceye paralel olarak 1940’larda yapılan bölgesel coğrafya nitelikli çalışmalar ile 2010 yılında yapılan bölgesel nitelikli çalışmalar arasında konu ve içerik açısından neredeyse hiçbir fark yoktur. Dolayısıyla Erinç’in 1973’te belirttiği “ayak uyduramama sorunu”, 2010’lara gelindiğinde bile halen geçerliğini korumaktadır.

Bu tartışmalara paralel olarak 2011 yılında MEB, 7 coğrafi bölgeyi çıkararak karışıklıkları önlemeyi amaçlamıştır. MEB tarafından şu şekilde bir açıklama yapılmıştır:

Program ve ders kitabında, Türkiye'nin 7 coğrafi bölgeye ayrılmasıyla ilgili herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Ancak yeryüzü şekillerine, iklim tipine, nüfus yoğunluğuna, yerleşim, ekonomik ve karma özelliklerine göre bir tasnif yapılmıştır. Bununla bölgelerdeki tüm özelliklerin aynı olmadığı, aynı bölge içinde farklı iklim, yeryüzü şekli, bitki örtüsü, nüfus yoğunluğu ve ekonomik özelliklerinin olabileceğinin öğrencilere kavratılması amaçlanmaktadır.

Coğrafi bölge anlayışına göre bir bölgenin jeomorfolojik, iklim, bitki örtüsü, nüfus, ekonomi gibi ölçütlerin birbiriyle uyum sağlaması gerekir. Bir alanın kendisine has diğer bölgelerden farklı olması için sıralanan bu ölçütlere göre; dünyanın hiçbir yerinde sıralanan tüm kriterlerin birlikte olmadığı söylenebilir. Ancak bölgesel coğrafyayı savunanlar arasında tüm kriterleri sağlamanın gerekli olmadığı sadece bazı kriterler sağlanırsa bunun yeterli olacağını belirtenler de vardır. Örneğin, iklim ve yeryüzü şekilleri arasında uyum sağlanırsa bu yeterli olabilir. Sosyal, ekonomik, nüfus gibi kriterlerin uyum sağlaması şart değildir. 

Bölgesel coğrafyayı savunanlar arasında tüm kriterleri sağlamanın gerekli olmadığı sadece bazı kriterler sağlanırsa bunun yeterli olacağını belirtenler de vardır. Örneğin, iklim ve yeryüzü şekilleri arasında uyum sağlanırsa bu yeterli olabilir.
Bölgesel coğrafyayı savunanlar arasında tüm kriterleri sağlamanın gerekli olmadığı sadece bazı kriterler sağlanırsa bunun yeterli olacağını belirtenler de vardır. Örneğin, iklim ve yeryüzü şekilleri arasında uyum sağlanırsa bu yeterli olabilir.
Nouvelle Aquitaine Tourisme

Sınırı çizilen 7 coğrafi bölgenin sınırlarında iklim, yüzey şekilleri, bitki örtüsü, nüfus, sosyal özellikler bakımından bütünlük yoktur. Örneğin Güneydoğu Anadolu Bölgesinin sınırları İran ve Irak’ta devam etmektedir. Eğer İç Anadolu Bölgesi hariç tutulursa diğer bölgelerin hepsinin sınırları ülke sınırlarının dışında da devam eder. Türkiye 7 coğrafi bölgeye ayrılmasına rağmen 3 iklim tipi görülmektedir. Bunlar Akdeniz iklimi, Karadeniz iklimi ve karasal iklimdir. Bu iklim arasında bile kesin sınır olmadığı gibi geçiş alanları mevcuttur. Örneğin İstanbul bir geçiş iklimidir. Tüm bu eleştirilere ilaveten bu iklim çeşitleri sadece ülkemizde görülmezler. 

Bölgesel coğrafyanın eleştirilmesine duyulan kaygılardan bir tanesi ise coğrafyanın alt dalı olan bölgeselciliğin coğrafyadan ayrılarak bağımsız bir disiplin haline gelmesi eleştirisidir. Bu sebeple daha önceleri coğrafyadan ayrılarak bağımsız bir disiplin haline gelen jeoloji, şehir ve bölge planlama, meteoroloji gibi, bölgeselciliğin de ayrılarak coğrafyanın zayıflaması endişesidir. Yukarıda verilen tartışmalardan örnekler daha da çoğaltılabilir.

Bir liste halinde bölgesel coğrafyaya getirilen eleştiriler temel olarak şu şekildedir.

·    Betimleyicilik

·    İndirgemecilik

·    Nedensellik

·    Özcülük

·    Bütünsel olamama

·    Mekansal kapalılık

·    İklim, bitki örtüsü, yeryüzü şekilleri, nüfus ve ekonomik faaliyetler arasında uyumsuzluk

·    Küreselleşmeye kapalılık

·    7 coğrafi bölgenin siyasi olarak algılanması ve zihin haritası özelliği

·    Coğrafi bölgeler ile idari bölgeler arasında ciddi uyumsuzluk

Bölgesel Coğrafyaya Getirilen Eleştirilerin Açıklanması

Edebiyatta betimlemecilik, bir manzaranın ya da bir olgunun kendisine has özelliklerini kişinin düşüncesinde canlandırabilmesidir. Bölgesel coğrafyanın tasvirci özelliği genel yasalara ulaşmaya kapalıdır. Strabo’dan itibaren yerlerin tasvirini coğrafyacılar ağırlıklı olarak çalışmalarında kullanmışlardır. Bölgesel coğrafyanın bu özelliği, coğrafyanın ansiklopedik bilgiler veren bir disiplin olarak algılanmasına sebep olmuştur. Yale Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi gibi köklü kurumlar coğrafya bölümünü bu sebeple kapatmıştır.

İndirgemecilik felsefi bir akım olup özellikle doğa bilimlerinde kullanılmaktadır. İndirgemeciliğin en önemli özelliği var olan karmaşık olay ve olguların daha basit olan yapıtaşlarının incelenerek açıklanmasıdır. Coğrafi bölgelerin ayrımında insan unsuru olduğu gerçeğini göz önüne aldığımızda sosyal bilimlerde indirgemecilik tartışmalı bir konudur. Sosyal bilimlerde asıl unsur insan olduğu için olay ve olguların tek bir nedene indirgenmesi tartışmalıdır.

Nedensellik (causality) ilkesine göre her sonucun bir nedeni vardır. Belli sebepler belli sonuçlar yaratır görüşünü savunan felsefi bir akımdır. Her sonuç başka bir sonucun nedenidir; buna göre, zincirleme bir ilişki söz konusudur. Aynı nedenler aynı sonuçlara sebep olacağı için neden-sonuç ilişkisi değişmez olarak vardır. Nedensellik doğa bilimlerine daha uygun düşmekle birlikte sosyal bilimlerde yine kuşkulu olarak yaklaşılır. İnsanın olduğu bir araştırmada her aynı sonuç aynı nedeni vermediği gibi kaotik olaylar ortaya çıkmaktadır. A’nın neden olmasıyla B sonucu ortaya çıkmadığı gibi D veya Z de ortaya çıkabilir. Bölgesel coğrafyada ise nedensellik vardır. 

Nedensellik (causality) ilkesine göre her sonucun bir nedeni vardır. Belli sebepler belli sonuçlar yaratır görüşünü savunan felsefi bir akımdır.
Nedensellik (causality) ilkesine göre her sonucun bir nedeni vardır. Belli sebepler belli sonuçlar yaratır görüşünü savunan felsefi bir akımdır.
Bilim ve Gelecek

Felsefi bir akım olan özcülüğe göre, belli bir çoğunluğa ait belirlenmiş özelliklerin çoğunluğa genellenmesiyle evrensel özellikler taşıdığı görüşünü savunur. Eğitimde kullanılan bir yöntemdir. Daha geniş anlamda özcülükte; kültürün, cinsiyetin, etnik kökenin vd. değişmez bir öze sahip olduğunu ve evrensel özellikler taşıdığı görüşü savunulur. Yüzeysel ve betimsel bir şekilde yargılara varıldığı için kuşkuyla bakılır. Çünkü sunulan iddialar büyük olmasına rağmen yüzeysel ve kalıp yargılara göre açıklama yapılır. Bu sebeple Ege bölgesi, Akdeniz bölgesinden hangi öz ile ayrılır gibi çok fazla soru sorulabilir ancak bu sorulara bilimsel temelli cevaplar getirmek zor görülmektedir.

İklim, yüzey şekilleri, bitki örtüsü, nüfus, sosyal özelliklerin hepsine bakıldığında bunların bölgelere ait öz özellikler olmadığı, bu özelliklerin ülke sınırlarında da devam ettiği çok rahatlıkla görülecektir. Örneğin, Dünya'da belirlenmeye çalışılan morfojenetik bölgeler arasında çizilen sınırlar, kesin olmayıp çok geçişken özellikler sunar. Kurak ve yarı kurak bir saha arasında belirli bir sınır olmayıp birlikte ele alınırlar. Özellikle kuvaternerdeki iklim kaymaları yeryüzü şekillerinin iç içe geçmesini sağlamış olup polijenik topoğrafyalar ortaya çıkarmıştır.

En önemlisi ise değişimin hızlı ve gözle görülebilir olduğu ve insanın olduğu bir bölgede özcü yaklaşıma çok daha şüpheyle bakılır. Özcü yaklaşmanın bir kusuru ise çeşitliliğin silikleştirilmesidir. Mekanlar arası oluşan sosyal, kültürel ve ekonomik iş birliğini silikleştirip kendi sınırları içerisinde sentez yapar.

Bütünsellik olguların birbirleriyle uyumlu olmasıdır. Bölgesel coğrafyadaki uyumluluk evrensel anlamda değil, bölgesel anlamdadır. Her bölge kendi içerisinde fiziki ve beşeri özellikler arasında bütüncül olduğunu iddia eder. 7 coğrafi bölge belirlenirken ağırlıklı olarak jeomorfolojik özelliklere göre sınırlar belirlenmiştir. Ancak jeomorfolojik özellikler arasında da uyumsuzluklar göze çarpar. İklim, bitki örtüsü, nüfus ve ekonomi gibi özellikler ikinci planda kalmıştır. Yukarıda sayılan kriterler her bölgede benzer özellikler gösterip bunları birbirinden ayıracak keskin kriterler olup olmadığı tartışmalı bir konudur. 

Sosyal bilimlerde, özelde ise coğrafyada, mekân (space) anlayışı ile bölgesel coğrafyada mekân anlayışı arasında zıtlıklar vardır. Coğrafi bölgeler sınırlarla belirlenmiş kendi içerisinde homojen bir özellik sunar. Günümüz mekân anlayışında sınır olmadığı gibi sürekli değişen, anlam yüklenen son derece esnek bir mekân anlayışı vardır. Mekanlar arasında sınır değil ağlar vardır.

Orta çağda mekân statik olarak algılanmış ve insan, diğer canlılar gibi mekânın bir parçası olarak düşünülmüştür. Mekân ölçülebilen mutlak mekâna indirgenmiştir. Bölgeselcilikte de mutlak mekân anlayışı hakimdir. Günümüz mekân anlayışı sürekli değiştiği gibi bu değişimin en önemli unsuru bizzat insandır. Mekânda konumlar nesnelere göre yapılır. Örneğin, "Dünya evrenin neresindedir?" diye sorulan bir soruya verilecek cevap Güneş sistemi ve Samanyolu galaksisine göre konumlandırılacaktır. Bu sebeple mutlak konum yerine mekânda göreceli ve sürekli değişen konumlar vardır.

Fiziki özellikler de uzun sürelere tekabül etse de statik değil dinamik bir görüngüdür. Sürekli değişim içerisindedirler. İnsan ise bu değişimi çok daha hızlı gerçekleştirir. İnternet, ulaşım ağları, şehir altyapı sistemleri vb. ağlar, mekanlardaki sınırları belirlemeyi zorlaştırır. Coğrafi bölge sınırları çizilirken bunlar dikkate alınmadığı ve güncellenmediği için çelişkili bir yapı karşımıza çıkar. Mekânda sürekli değişim varken bölgeselcilikte sınırlar ve kapalılık olup diğer mekanlarla bağlantıya kapalı bir özellik anlayışı hakimdir. Bu yüzden post-modern mekân anlayışına göre bölgeselcilik eski bir paradigma olarak kalmıştır.

İklim, bitki örtüsü, yeryüzü şekilleri, nüfus ve ekonomik faaliyetlerin hiçbir bölgede birbiriyle uyumlu özellikler göstermediği bazı coğrafyacılar tarafından sıklıkla dile getirilmiştir. Ancak bazı kriterler arasında uyumluluk vardır. Örneğin, yeryüzü şekilleri ve buna mukabil nüfus arasında bir uyumluluk görülebilir. Dağlık bir alan daha az nüfusluyken bir ovanın nüfusu daha fazla olabilir. Ancak coğrafi bölge, kavram gereği hepsinin arasında bir uyum olması gerekir.

Bölgesel coğrafya küreselleşme açısından zıtlıklar barındırır. Küreselleşme fikirlerin, kültürlerin, eşya hareketlerinin alışveriş ilişkileriyle örüldüğü uluslararası bir bütünleşme sürecidir. Çok boyutlu bir özelliktedir. Sosyal bilimler açısından ayrı bir yeri olan küreselleşme kavramı sınırları çizmeyi de zorlaştırmaktadır. Giddens’a göre küreselleşme karmaşık olay ve olguların bir araya geldiği olgular kümesidir. Kilometrelerce uzaklıktaki yerlerin birbirleriyle ilişkiselliği olup yerel oluşumlarında uzak mesafedeki olaylarla biçimlendiğini belirtir. Amerikalı ekonomist olan Timothy Taylor küreselleşme ile ilgili şunları ifade eder:

En temel düzeydeki basit anlamıyla küreselleşme, imkân dahilindeki ticarî aktivitelerin sınırlarının genişlemesidir. Coğrafi, teknolojik ya da yasal engellerle kısıtlanmış, satış, satın alma, üretim, borç verme, borçlanma faaliyetleri, daha pratik hâle gelmektedir. Küreselleşmeyle birlikte ortaya çıkabilecek olanakları araştırmak ve çözümlemek, yıldırıcı bir çaba, esneklik ve değişimi gerektirmektedir. Çünkü küreselleşme, yeni ekonomik olanakların bu tür olağanüstü büyük bir düzen içinde yer alışını kapsamaktadır.

Yukarıdaki tanım küreselleşmenin küçük bir boyutunu ifade etmektedir. Küreselleşmenin sadece ekonomik değil ayrıca sosyal ve kültürel yönü de bulunmaktadır. İnternet, ulaşım ağları, haberleşme, şehirdeki yer üstü ve yeraltı ağ sistemleri sınırları ortadan kaldırdığı gibi klasik zaman ve mekân algısını değiştirmektedir. Küreselleşmeyle birlikte mekanlar arasında sınırdan çok ağlar aracılığıyla ilişkiler vardır. Mutlak konum yerine göreceli konum vardır. Statiklik yerine dinamiklik vardır. Homojenlik yerine heterojenlik vardır. Bu sebeple bölgeselcilik küreselleşmeye kapalı bir özellik göstermektedir.

Orta Doğu bizlere savaşı çağrıştırdığı gibi Batı denilince refah ortamı çağrıştırılır. Bu kimlikler Batı’nın kendisi tarafından Doğulu insanlara da empoze edilmiştir.
Orta Doğu bizlere savaşı çağrıştırdığı gibi Batı denilince refah ortamı çağrıştırılır. Bu kimlikler Batı’nın kendisi tarafından Doğulu insanlara da empoze edilmiştir.
Pixabay

Zihin haritaları, tekdüze bilgileri beynin işleyişine göre akılda kalıcı bir şekilde öğrenme biçimidir. Eğitimde kullanılan bu öğrenmenin amacı beynin her iki küresinin kullanılarak bilgilerin akılda kalması amaçlanır. Ancak zihin haritaları; öğrenme hızı, anlama farklılığı gibi kriterler, kişiden kişiye değiştiği için görecelidir. Bu yüzden zihin haritaları kişiye özgü ve göreceli olduğu için bilimsel açıdan sorunludur. Bölgelerin siyasi olarak algılanması da ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Her bir bölge isimlendirildiğinde farklı bir anlam belirir. Ege Bölgesi ile Doğu Anadolu Bölgesi zihnimizde farklı özellikler çağrıştırarak sanki büyük farklılıklar varmış gibi algılamamıza sebep olacaktır. Bu diğer bölgeler içinde geçerlidir. Bilimsel yasalar belli bir bölgeye ait değil, tüm yeryüzünde geçerli bir özellik gösterir. 

Bir ilin sınırları içerisinde birden fazla coğrafi bölge vardır. Çanakkale hem Marmara hem de Ege bölgesi içerisinde yer almaktadır. Aynı şekilde Ankara İç Anadolu’da yer alırken kuzey tarafı Karadeniz Bölgesi’ne girmektedir. Bu şekilde toplam 28 il birden fazla coğrafi bölgeyi içine almaktadır. Bu karmaşıklık ilçelerde de ortaya çıkmaktadır. Güneysınır Konya iline bağlı bir ilçedir fakat bu ilçenin sınırları içerisinde hem İç Anadolu hem de Akdeniz Bölgesi yer alır. Göksun Kahramanmaraş'a bağlı bir ilçedir. Akdeniz ve Doğu Anadolu bölgelerini içine almaktadır. Bu şekilde toplam 15 ilçe bulunur.

1970’li yıllardan sonra gelişen post-yapısalcı ve post-modern paradigmalarda insana vurgu fazladır. Bu paradigmalar tek bir araştırma yöntemi değil, birçok araştırma yöntemi sunmaktadır. Yukarıda belirtilen iki akımdan beslenen birçok paradigma insanın çeşitliliğini yakalamaya çalışarak geniş bir örüntü sunarak genel yasalara odaklanır. Günümüzde giderek gücünü koruyan ve güçlenen bu paradigmaların arasında belli ayrımlar olsa da ortak bazı özellikler de bulunmaktadır. Sınırcı olmayıp sınırlar ötesi yaklaşım hakimdir. Özcülük yerine genelleme aranır. Ancak genellemelerden yerele inilse de tek başına bir anlam ifade etmez. Tekil değil çoğulculuk hakimdir. Tek teori yerine çoklu teori anlayışı ön plandadır. İndirgemeciliğe kuşkuyla yaklaşarak diğer olguları görmeye odaklanır. Statik mekân yerine dinamik ve sürekli değişen mekân görüşü getirilir. Tasvir yerine derinlemesine analiz özelliği vardır.

Bölgeselcilikte de görülen çevresel determinizm ve possibilizm gibi indirgemeci ve günümüz özelliğini yansıtmayan güncelliğini yitirmiş bu paradigmalar terkedilmiştir. Bölgeselcilikte çevresel determinizm etkindir çünkü fiziki çevrenin baskınlığı sürekli vurgulanarak ana unsur insan buna göre açıklanır. Possibilizm etkindir çünkü insan ve çevrenin karşılıklı ilişkisine atıf yapar fakat insan da çevrenin seçim olanaklarıyla sınırlanır.

Coğrafyanın geçirmiş olduğu evrime baktığımızda şu şekilde bir özellik göze çarpar. İlk paradigma olan çevresel determinizmde hâkim olan unsur sadece çevredir. İnsan pasif olarak nitelendirilir. Possibilizmde insan ve çevre arasında karşılıklı bir ilişki aranarak sentez yapılır. Çoklu paradigmalara göre asıl unsur insandır. Çevre insanı değil, insan çevreyi daha hızlı değiştirir perspektifi hakimdir. Çevreye verdiğimiz zararlardan, canlıların ve bitkilerin yok olmasına müdahale etmemize ve savaşlara; sosyal, siyasal, kültürel farklılıklar arasında küreselleşmeyle gelen çok boyutlu anlayışa doğru bu süreçte en etkin rol bizzat insanın kendisi olarak görülür.

Çoklu paradigmalara göre asıl unsur insandır. Çevre insanı değil, insan çevreyi daha hızlı değiştirir perspektifi hakimdir.
Çoklu paradigmalara göre asıl unsur insandır. Çevre insanı değil, insan çevreyi daha hızlı değiştirir perspektifi hakimdir.
Pixabay

Sonuç

Bölge kavramı, coğrafya ve diğer bilim dalları açısından işlevselliği olan bir kavramdır. Burada bölge kavramı değil, 1950’li yılların bölgesel coğrafya anlayışı eleştirilmiştir. 1980’li yıllardan itibaren yeni bölgesel coğrafya giderek önem kazanmıştır. Küreselleşmeyi esas alan yeni bölgesel coğrafya, tasvircilik ve sınırlandırma yerine daha genelleyici bir portre sunar. 

Bölgeler kendi içerisinde çok çeşitlidir. Bunlar; siyasi bölgeler, idari bölgeler, dini bölgeler, dil bölgeleri, askeri bölgeler, tarihsel bölgeler, şehir bölgeleri, kır yerleşme bölgeleri, enerji bölgeleri, tarım bölgeleridir. Ancak bu bölge türleri coğrafi bölgeden farklı olup çeşitli mekân özellikleri taşırlar. Birbirinden bağımsız değil, iç içedirler.

Batı ülkelerindeki coğrafya programlarında kendi ülkelerini tanıtan birden fazla ders bulunmakla birlikte ülkenin genel özellikleri öğretilir. Cambridge ve Oxford üniversiteleri Coğrafya bölümlerinde kendi ülkelerinin özelliklerini anlatan zorunlu dersler değil seçmeli dersler koyarlar. Doç. Dr. Münür Bilgili doktora çalışmasında Fransa’da coğrafya ders kitaplarının özelliklerini çalışmıştır. Konuların ele alınışı ile ilgili şunları ifade eder:

Coğrafyada son yıllarda görülen değişim ve anlayış farkı Fransa’da coğrafya ders kitaplarında da yer bulmuştur. Örneğin, toprak ve kıyılar konusunda insan boyutu ve etkileriyle ele alınmaktadır. Aynı şekilde insanın doğa, mekân, kara veya çevre dediğimiz toprak parçası üzerindeki etkileri üzerine de vurgu yapılmaktadır.

Günümüz mekân anlayışını yansıtan mekânsal bir sentez yapılarak ve insanın değişim sürecindeki rolü ön plana alınarak öğrencilere bu konular kavratılmalıdır. Coğrafya sadece dağ, ova ve nehir vd. olmadığı gibi sadece insandan ibaret değildir. Ancak çevre ve insan arasında karşılıklı etkileşim arasında sentez kurulurken insanın çevreye olan baskınlığı daha ön planda tutulmalıdır.

20. yüzyıl, son 5.000 yıllık yazılı tarihimiz içerisinde en çok zıtlıkların olduğu bir yüzyıldır. En fazla insanın öldüğü bir dönem olduğu gibi yine en çok bilimsel, teknolojik ve kültürel gelişimlerde baş döndürücü değişimler yaşanmıştır. Çevreyi önceki zamana göre daha fazla yıprattığımız gerçeğini gördüğümüzde bunun asıl nedeni olan insanın kendi türlerine ve doğaya olan tahakkümüne öncelik vermek önemli bir bakış açısı kazandıracaktır. “Çevre insanın üzerinde tahakküm eder” perspektifi bölgesel coğrafyada olduğu gibi sunulursa yapılan tüm insan faaliyetlerini çevrenin kaderine indirgeyerek sığ bir bakış açısı sunulmuş olacaktır.

Gelişmiş Batı ülkelerinde olduğu gibi fiziki coğrafya öğretilirken insanla birlikte incelenir. Aynı şekilde beşerî coğrafyada mekanlar arası sentez kavratılarak coğrafya bir bütün olarak öğretilir. Türkiye’de öğretilen fiziki coğrafyada insan çok az ve pasif olarak yer almaktadır. 

Doğu’nun kimliği Batılılar tarafından oluşturulmuştur. Edebiyatçı ve teorisyen Edward Wadie Said, Batı’nın Doğu’yu tembellikle, mistisizmle, vahşiliği ve üçüncü sınıf kimliğiyle tanımladığını; Doğu’nun çeşitliliğini, zenginliğini ve renklerini görmezden geldiğini söyler (Bilgili, 2016). Haberlerden sıklıkla duyduğumuz Orta Doğu imajı bizde hep olumsuz bir imaj ve etiket ortaya çıkarmaktadır fakat Orta Doğu tabiri Batılıların kendi konumlarından oluşturulmuş bir tabirdi. Eğer dünya haritası esas alınıp bir konum belirlenecekse Güneybatı Asya tabiri daha uygun olacaktır. Kimlikleri ortaya çıkaran Batı’nın belirlediği bir portredir.

Orta Doğu bizlere savaşı çağrıştırdığı gibi Batı denilince refah ortamı çağrıştırılır. Bu kimlikler Batı’nın kendisi tarafından Doğulu insanlara da empoze edilmiştir. En fazla insan ölümünün gerçekleştiği kıta Orta Doğu değil Batı coğrafyası olmuştur. Sadece I. ve II. Dünya Savaşlarında 100 milyon insan hayatını kaybetmiştir. Bu sebeple savaş ne tek başına Orta Doğu’ya özgüdür ne de refah tek başına Batı’ya. Aynı şekilde klasik bölgesel coğrafyada var olan bilgiler de birer kimlik veya etiket oluşturmaktadır. 7 coğrafi bölge içerisinde bazı bölgeler etiketlendirilmiş ve olumsuz bir imaj oluşturulmasına yol açmıştır. 

Bunlara paralel olarak tekçil bölgeler yoktur, ağlarla örülmüş mekanlar vardır: Edward W. Soja’nın ifadesiyle post-modern coğrafyalar vardır.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 2
  • Tebrikler! 0
  • Bilim Budur! 0
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 0
  • Merak Uyandırıcı! 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • R. Özey. (2016). Bölgesel Coğrafya Serüveninde Yanılgılar. Marmara Coğrafya Dergisi, sf: 98-106.
  • E. Tümertekin , et al. (2016). Bşeri Coğrafya İnsan, Kültür, Mekan. ISBN: 978-975-72-15-6. Yayın Evi: Çantay.
  • M. Bilgili. (2016). Coğrafya Öğretiminde Mekan Ve Yer Karmaşası Üzerine Bir Araştırma. Marmara Coğrafya Dergisi, sf: 11-15.
  • M. Bilgili. (2012). Fransa'da Coğrafya Ders Kitaplarında Fiziki Coğrafya Konularının İşlenişi, Uygulanan Alıştırmalar, Etkinlikler Ve Özellikleri. Marmara Coğrafya Dergisi, sf: 256-273.
  • M. Bilgili. (2016). Sosyal Bilimlerfelsefesi Açısından Türkiyede'ki Üniversitelerde Bölgesel Coğrafya Öğretimi . Marmara Coğrafya Dergisi, sf: 114-134.
  • S. Tuysuz, et al. Bölgesel Coğrafya Yaklaģımı Ve Türk Coğrafyasındaki Etkileri Üzerine Kritik Bir Değerlendirme. (2012, Aralık 14). Alındığı Tarih: 01 Ekim 2019. Alındığı Yer: ResearchGate
  • Ankara Üniversitesi. Türkiye'nin Coğrafi Bölgeleri I. (2019, Ekim 01). Alındığı Tarih: 01 Ekim 2019. Alındığı Yer: Ankara Üniversitesi
  • Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. Ziyaeddin El Makdisi. (2019, Ekim 02). Alındığı Tarih: 02 Ekim 2019. Alındığı Yer: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
  • Çeviri: A. Pekman. (2000). Strabon Geographıka Antik Anadolu Coğrafyası. ISBN: 9789757538202. Yayın Evi: Arkeoloji ve Sanat Yayınları.
  • A. Özkaya. (2019). İbn Haldun Ve Ali Şeriati'ye Göre Çevresel Belirlenimcilik (Determinizm). Geoced, sf: 5-10.
  • K. Arınç. (2013). Coğrafi Metodoloji Açısından Bölgesel Coğrafya, Bölge Bilimi Ve Coğrafi Bölgeler . Türk Coğrafya Dergisi, sf: 13-24.
  • Türk Dil Kurumu. Bölge. (2019, Ekim 03). Alındığı Tarih: 01 Ekim 2019. Alındığı Yer: TDK
  • Wikipedia. Özcülük. (2016, Şubat 14). Alındığı Tarih: 01 Ekim 2019. Alındığı Yer: Wikipedia
  • Wikipedia. Nedensellik. (2019, Ocak 24). Alındığı Tarih: 02 Ekim 2019. Alındığı Yer: Wikipedia
  • Wikipedia. Redüksiyonizm. (2018, Haziran 17). Alındığı Tarih: 03 Ekim 2019. Alındığı Yer: Wikipedia
  • D. Harvey. (1997). Postmodernliğin Durumu. ISBN: 975-342-162-1. Yayın Evi: Metis Yayınları.
  • E. W. Soja . (2015). Postmodern Coğrafyalar. ISBN: 978-975-570-873-7. Yayın Evi: Sel Yayıncılık.
  • Haber 7. Meb'den '7 Coğrafi Bölge Kalktı'ya Cevap. (2011, Eylül 23). Alındığı Tarih: 25 Eylül 2019. Alındığı Yer: Haber 7

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 14/12/2019 14:35:32 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/8005

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bazıları insanın gezegenimizdeki en tehlikeli hayvan olduğunu söyler. Bu kişilerin hiç kızgın bir kedi görmedikleri açıktır.”
Lillian Johnson
Geri Bildirim Gönder