Evrim ve İdeoloji: Sosyal Darwinizm Nedir? Öjeni Nedir?

Siyasal İdeolojiler Evrim Kuramı'yla Bağlantılı mıdır?

Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Hayır; Evrim Teorisi hiçbir siyasi ideoloji ile doğrudan ilişkili değildir. Ancak evet, çok sayıda ve hatta birbirine karşı olan siyasi ideolojiler Evrim Teorisi'ni doğrudan veya dolaylı olarak kullanmışlar ve bilimin bu önemli sahasının bilgilerinden faydalanmışlardır.

Söz konusu ideolojiler, Evrim Teorisi'ni kendilerine araç olarak kullanmıştır ve yer yer halen kullanmaya devam etmektedirler. Evrim Teorisi ise, diğer tüm bilim sahaları gibi, bu ideolojilerin hiçbirine diğerlerinden daha yakın veya uzak değildir. Dolayısıyla herhangi bir siyasi ideoloji ile herhangi bir bilim dalı arasındaki ilişki kat'i suretle tek yönlüdür.

Siyasi İdeolojilerde Evrim

Temel bilimler ve bu bilimler tarafından keşfedilen gerçekler ve bu gerçeklere dayanarak inşa edilen teoriler, herhangi bir siyasi ideoloji ile ilgili olarak doğrudan bir çıkarım yapamaz; şu doğrudur veya bu yanlıştır diyemez. Bilimin işi gerçeği ortaya koymaktır; ondan nasıl istifade edileceği insanların bileceği iştir. İnsanların çıkarımlarından ve uygulamalarından bilim asla sorumlu değildir; zira biz o uygulamayı yapsak da, yapmasak da veya yaptığımız herhangi bir uygulamayı o veya bu şekilde yapsak da, gerçek her zaman "gerçek" olacaktır. Bizim anlayış, davranış ve kabiliyetlerimizden tamamen bağımsızdır.

Evrim de bir doğa yasası olması bakımından, onun nasıl kullanılacağından %100 bağımsız olarak, hayata ışık tutan ve doğanın kalbinde yatan bir gerçektir. Tüm diğer canlılarla birlikte insanların da kökenini ve sayısız özelliğinin neden ve nasıl o şekilde olduğunu başarıyla açıklar. İnsanın geliştirdiği siyasi ideolojilerin de öyle veya böyle kendi doğasını yansıttığı düşünülürse; Evrim Teorisi içerisinde bu ideolojilere yönelik birçok destekleyici unsurun bulunması işten bile değildir. Bu, teorinin bir aksaklığı, hatası veya suçu değildir; tam tersine, doğamızı başarıyla açıklayabildiğinin güçlü bir göstergesidir.

Sağcı İdeolojide Evrim

Örneğin Sosyal Darwinizm, Charles Darwin'in evrim kuramının oluşturulmasında argüman olarak sunduğu "Ortama uyum sağlamakta güçlük çeken zayıf canlılar zaman içinde yerlerini, ortama daha kolay ayak uydurabilen daha güçlü canlılara bırakırlar" görüşünün, bazı toplumsal düşünürler tarafından Sosyoloji'de bir veri olarak alınmasıyla doğmuştur. Bu yalın gerçekten yola çıkan bazı insanlar kendi toplumları düzeyinde bu cümleyi ele alarak faşizm, ırkçılık, milliyetçilik, sosyal Darwinizm gibi siyasi ideolojilere, çeşitli miktarlarda araç olarak kullanmışlardır. Aynı fikirden yola çıkan bazı diğer insanlar, bunu ekonomik ilişkilere de uyarlayarak kapitalizmin bazı alt başlıklarında olduğu gibi ezen-ezilen grupları makul ve normal gören fikirleri desteklemek için kullanmışlardır.

Ancak en basitinden, burada gözden kaçan durum, Evrim Teorisi'nin "en güçlünün hayatta kalması" değil; "en uyumlunun, değişime en açık olanın hayatta kalması" olduğu gerçeğidir. Örneğin bu kısa anlatımı "güçlü" olarak kullanan ilk kişi, aynı zamanda Sosyal Darwinizm'i geliştiren Herbert Spencer olmuştur. Lakin Darwin, ısrarla doğrusunun "güçlü" değil, "değişime açıklık ve uyumluluk" olduğunu vurgulamıştır; bunu daha en başlardan savunmuştur. Hatta kendi kuzeni Francis Galton'ın Evrim Teorisi'ne dayanan ve sadece en sağlıklı/verimli insanların üremesine izin verilip, diğerlerinin üremesine engel olarak daha başarılı insan toplumları yaratılması gerektiği görüşünü ileri süren Öjeni fikrine de ömrü boyunca sert ve net bir şekilde karşı çıkmıştır. Öyle ki Galton; ancak Darwin'in ölümünden sonra bu fikirlerini kurumlaştırabilmiş ve hayata geçirebilmiştir.

Karikatürde Darwin, kapitalizmi ve öjeniyi simgeleyen unsurları
Karikatürde Darwin, kapitalizmi ve öjeniyi simgeleyen unsurları "Evimden defolun!" diyerek kovuyor.

Solcu İdeolojide Evrim

Öte yandan Evrim Teorisi sadece salt bir var olma mücadelesinden ibaret de değildir. Bu mücadelenin varlığı tartışılmaz sayılabilecek bir gerçektir; ancak yaşamı bu mücadeleden ibaret görmek, teorinin birçok detayını görmezden gelmeyi ve sadece birkaç mekanizmasına odaklanmayı gerektirir.

Örneğin Evrim Teorisi sadece bu mücadeleyi değil, bu mücadele içerisindeki stratejileri de incelemektedir. Bu incelemeler göstermektedir ki, sosyal bir dayanışma, paylaşım ve altruizm (özgecilik) gibi insani açıdan "ahlaklı" bulunabilecek nitelikleri barındıran popülasyonlar; tekilci, bireyci, izole edici stratejilere sahip popülasyonlara uzun vadede her zaman üstün gelmektedir. Bu fikir, rahatlıkla Sosyal Demokrasi, Sosyalizm, Komünizm gibi az öncekilerle taban tabana zıt ideolojilere araç olarak kullanılabilir ve tarihte sayısız defalar kullanılmıştır da!

Dahası, kısa vadede tekilliğin ve yalnızlığın en üst düzeyde fayda sağlayabiliyor olması ise yine genellikle sağcılık ile ilişkilendirilen Bireycilik, Tekilcilik, Pragmatizm veya genellikle solculuk ile ilişkilendirilen Materyalizm, Natüralizm gibi düşünceleri ve hatta diğer siyasi ideolojileri desteklemekte kullanılabilir ve kullanılmıştır da... Evrim Teorisi'nin sayısız diğer içeriği, sayısız diğer ideoloji ve felsefeyi desteklemek için araç olarak görülebilir.

Öjeni Nedir?

Öjeni, kelime anlamıyla, insan popülasyonlarının genetik frekanslarının kontrollü yönlendirmeyle iyileştirilmesi demektir. Yani, insan toplumlarının gen dağılımlarına müdahale ederek, bu dağılımların istenen bir yönde değiştirilmesi anlamına gelir. Bu müdahale, teknik olarak tamamen bilimsel olan bir müdahaledir: popülasyon içerisinde kimlerin çiftleşip kimlerin çiftleşemeyeceğine bir dış güç tarafından karar verilerek en uygun genetik kombinasyonların yaratılması hedeflenir. Bu sayede, "üstün insan ırkı"nın yaratılması amaçlanır. Ancak daha tanımından anlaşılabileceği gibi, bu isteğin etik ve ahlak ile çok ciddi sorunları bulunmaktadır. Dolayısıyla bilim tarafından çözülmesi zor bir problem olarak karşımıza çıkar.

Yapabilmek ile Yapmak...

Burada karşımıza çıkan sorun şudur: Bunu yapabiliyor olmamız, yapmamız gerektiği anlamına gelir mi? 

Bu sorunun cevabı bilimsel bir cevap olamamaktadır. Çünkü bilim bize iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı öğretmek konusunda pek başarılı değildir. Bilim bize evrensel gerçekleri sunar, o gerçeklerle ne yapacağımız bizim ahlaki olgunluğumuza ve hayat görüşümüzün kapsayıcılığına ve derinliğine bağlıdır.

Ancak toplumun dinamiklerini bilen ve anlayan herhangi bir şahıs, kendisinin diğerlerinin özgürlükleri hakkında karar verecek bir konumda olmadığını anlayabilmelidir. Çünkü öjenik bir müdahale, insanın "insan" olmasından ötürü özgür olması gerektiği düşüncesine karşıdır. Bu durumda öjeniyi savunacak biri, baskıcılığı ve zorbalığı savunmak durumundadır. Bu da, bireyin özgürlükçülüğe karşı olması anlamına gelir. Dolayısıyla öjeni, her baskıcı düşünce gibi bir düğüm yaratır: Kimin kiminle çiftleşeceğine kim karar verecektir? Kimin üreyemeyeceğine kim karar verecektir? Bu kişilerin bu kararı almak konusundaki yetkinliğinden nasıl emin olabiliriz? Bir diğer deyişle, kimin diğerlerinin doğuştan gelen özgürlüklüklerine müdahale etme hakkı olacaktır? Bu düğüm mantıklı ve bilimsel bir şekilde çözülemez. 

Öjeninin aslında çok "güzel" bir analojisi (benzeşimi) bulunmaktadır: Atomun parçalanması. Atomun parçalanması, radyografi, radyoloji ve nükleer santraller gibi çok önemli bilimsel araçların ve yöntemlerin ortaya çıkmasını sağladığı gibi, nükleer silahların ve acı dolu ölümlerin de ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Görülebileceği gibi atomun parçalanması ile bu parçalanmadan doğan sonuçların iyiliği ve kötülüğü ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Çünkü atomun parçalanabileceğinin bilinmesi, doğanın bir gerçeğinin keşfidir. Biz onu keşfetmesek de, haberdar olmasak da, göz ardı etsek de bu gerçek, gerçek olacaktır. Bu gerçeğin ne yönde kullanılacağı, tamamen insanların kendi ahlak ve etik anlayışlarıyla ilgilidir. Bir taraf bu bilimsel keşfi kullanarak milyonların hayatını kurtaracak çözüm yolları üretirken, bir diğer taraf aynı bilimsel gerçekten yola çıkarak ölümcül bir silah yaratabilmektedir. Öjeni, yani yapay seçilim de doğanın bir yasasıdır; bu yasaya hükmetmek elimizdedir; ancak bunun nasıl yapılacağı veya yapılmasının ahlaki olup olmadığı gibi konulara bilim şu anda yön veremez.

Öjeninin Tarihi

Aslında öjeninin çok eski bir tarihi vardır. Platon, devletin vatandaşların üreme aktivitelerini kontrol etmesi gerektiğini ileri süren ilk düşünürdür. Platon'a göre devlet, insanların üremesi bir kontrollü bir piyango oyunu ile kararlaştırmalıydı. Her bir çiftin bir "evlilik numarası" olmalıydı ve bu numara, bireylerin sağlıklılık, beceriler, vb. değişkenlerine göre belirlenmeliydi. Bu piyangoda, yüksek sayılara sahip olanların üreme şansının fazla olması gerekiyordu. Bu sebeple Platon'un görüşleri, Mendel'den önceki ilk genetik kalıtım düzenlemesi olarak görülmektedir. 

Daha sonradan gelen bazı antik toplumlar da bu tip öjenik yaklaşımlarda bulunmuşlardır. Spartalılar'da, doğan bebek yaşlılarca kontrol edilir ve yaşamını sürdürüp sürdürmeyeceğine onlar karar verirdi. Ölmesi gerektiği düşünülenler, Taygetus Dağı'na götürülür ve orada öldürülürdü. Bu şekilde, daha çok erkekler öldürülürdü, çünkü erkeklerin hayatta kalması için beklenen özellikler çok daha fazlaydı ve onlara göre sadece güçlü erkekler hayatta kalmalıydı. Adolf Hitler, bu eleme yöntemlerinden dolayı Spartalılar'ı övmüş ve göklere çıkartmıştır.

Romalılar da, benzer bir şekilde öjeni uygulamaktaydılar. Uygun bulmadıkları bebekleri Tiber Nehri'nde boğarak öldürürlerdi. 

Tüm bunlar bir yana, öjeniyi ilk defa bilimsel bir tabana oturtup, sistematikleştiren kişi, Charles Robert Darwin'in kuzeni Francis Galton'dır. Galton, fikirlerinin temelini Darwin'in Evrim Kuramı'na dayandırmaktadır. Galton, daha zeki insanların, daha az zeki insanlardan daha az çocuk doğurduklarını düşünüyordu. Bu sebeple de insan popülasyonları çok yavaş bir şekilde ilerleyebiliyordu. Galton'a göre bu doğumlar kontrol altına alınabilirse, sadece zekilerin daha fazla çocuk yapmasına izin verilebilir, böylece de insanlar sürekli daha zeki toplumlara doğru evrimleşebilirdi.

Darwin, ömrü boyunca kuzeninin bu fikirlerini "sapkınlık" olarak değerlendirdi ve çok şiddetli bir şekilde karşı çıktı. Darwin'e göre insani değerler de bilim kadar önemliydi ve hiçbiri diğerinin önüne geçmemeliydi. Kuzeni Galton'ın fikirleri ise açık bir şekilde insani değerlerin ihlaliydi. Kimse, bir diğerinin üreme davranışlarına karışmamalı, ailevi yaşantısına müdahale edememeliydi. Galton, Darwin'e duyduğu sonsuz saygıdan dolayı sesini çıkartamadı ve Darwin'in hayatı boyunca fikirlerini kendi içerisinde yaşadı. Ancak Darwin'in 19 Nisan 1882 yılında ölümünden 1 sene sonra, 1883 yılında yazdığı İnsan Fakültesi ve Gelişimi Üzerine Araştırmalar isimli kitabında "öjeni" (Yunanca: eu-genēs: iyi-doğan) kelimesini ortaya attı. 1904 yılında ise öjeniyi "insanın doğum kalitesini arttırma ve en yüksek avantajı sağlama bilimi" olarak tanımladı. Galton, düşüncelerinin çoğunu Adolphe Quetelet'in istatistiki hesaplarına dayandırmıştır. Quetelet, kendi tanımıyla "sosyal fizik" alanıyla ilgilenmekteydi. 

Daha sonradan, bu düşünceler Charles Davenport tarafından ele alındı. Amerikalı bir bilim insanı olan Davenport, günümüzde de Dünyaca meşhur bir öjenikçi olarak bilinmektedir. Davenport, 1904 yılında Biyolojik Deney İstasyonu'nu kurdu ve 1910'da Öjeni Kayıtları Ofisi'ni hayata geçirdi. Bu kurumlar, öjeni kurallarını belirleyecek olan kurumlar haline gelecekti. 

Öjeni, tüm Dünya'da hızla yayıldı ve 20. yüzyılın ortalarında en üst noktasına ulaştı. Öjeni; Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Avusturalya, Brezilya, Kanada, Almanya, Japonya, Çin, İsveç, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, İzlanda, Norveç ve İsviçre'de farklı şekillerde hayata geçirildi ve bir nevi uygulandı. Bu ülkelerde belirli dönemlerde devletin hangi çocukların sağlıklı, hangilerinin eksik olduğunu belirleme yetkisi olduğu ilan edildi. Bunlara burada girerek yüzlerce örnek vermek istemiyoruz. Çünkü hepsi temelde aynı mantığı paylaşıyordu: Belirli gruplar, belirli diğer grupların üreme aktivitelerine müdahale edebilmeli, böylece üstün insan türleri evrimleştirilebilmeliydi.

Öjeni, Bilimsel midir? Doğal mıdır?

Öjeninin ardında yatan Yapay Seçilim, elbette ki son derece bilimsel ve evrim üzerinde birebir etkili olan bir uygulamadır. Yani gerçekten de insanların gen haritaları çıkarılarak, en uyumlu genetik ürünlerin (yavruların), en azından belli başlı konularda istenen özelliklerin elde edilmesi sağlanabilir. Bu uygulama sürekli sürdürüldüğünde, nihayetinde atalarına göre istenen özellikler açısından (zihin, fiziksel kapasite, vs.) üstün bireyler elde edilebilecektir. Çünkü evrim bir doğa yasasıdır ve yöntemleri oldukça açıktır.

İnsan da, sıradan bir hayvan türü olduğu için, bütün doğa yasalarına, dolayısıyla da evrime tabidir. Yani insan popülasyonlarını da, tıpkı diğer hayvan ve bitki türleri gibi belirli yönlerde seçerek ve üremelerini kısıtlayarak istediğiniz özelliklere sahip insanlar elde etmeye çalışabilirsiniz.

Bu tip bir uğraşı etkileyen birkaç önemi nokta vardır: İlk olarak, insanı yapay olarak seçebilecek olan tek tür, yine insandır. Dolayısıyla bilim insanları ile deneklerin ömürleri birbirine hemen hemen eşittir. Bu da, çok uzun süreli uğraşlar demektir. Çünkü evrim, yavaş bir değişim yasasıdır. Bu yasayı uygulamak için de, çok uzun zamanlar gerekmektedir. Deneyi yapacak olan bilim insanlarının ömürleri, herhangi bir değişim gözlemeye yetmeyecektir. Dolayısıyla çok kontrollü ve muhtemelen devlet tarafından desteklenmesi gereken, uzun soluklu deneyler planlanmalıdır. Örneğin bir kuruma bu görev verilmeli, denekler için (insanlar) çok geniş bir habitat (mümkünse koca bir ada ya da dışarıyla bağlantısı kesilecek olan bir şehir) oluşturulmalı ve kurum, yüzyıllar, hatta bin yıllar boyunca bu deneyi sürdürmelidir. Bu kadar uzun bir süre boyunca devlete, özel sektöre, spesifik bir kuruma güvenmemiz mümkün müdür?

Burada bir diğer önemli nokta, genetik müdahalelerdir. Genetik biliminin ilerlemesi sayesinde bu süreçler belli oranlarda hızlandırılabilmektedir. Ancak yine de, bir hayvana (insan) genetik müdahalede bulunduğumuzda ne tip yan etkiler oluşturacağını öngörmek mümkün olmamaktadır. Dolayısıyla yukarıdaki paragraftaki gibi herhangi bir genetik müdahale olmayan bir deney, çok daha sağlıklı olacaktır.

Bu konuyu karmaşıklaştıran bir diğer meselese, öjeninin aslen hedef aldığı üst düzey bilişsel fonksiyonlarımız gibi özelliklerimizin tekil genlerle kontrol edilmiyor oluşudur. Dolayısıyla bu fonksiyonlar üzerine yapay seçilim uygulamak oldukça güçtür. Ancak sistemli bir çalışma bunu çok büyük ihtimalle mümkün kılabilir, türümüzün bir alt popülasyonunun, zeka ve biliş gibi açılardan daha karmaşık becerilere erişmesini sağlayabilirdi.

Öjeniye Gerçekten Gerek Var mı?

Esasında genetik biliminin varlığı, öjeni fikrini bir nevi anlamsızlaştırmaktadır. Çünkü öjeni gibi yavaş bir evrimsel değişimi insanlara yapay yollarla uygulamayı hedeflemektense, genetik bilimini geliştirerek istediğimiz değişimleri yaratabileceğimiz teknolojileri desteklemek çok daha kolay bir yöntem olacaktır. Çünkü genlere doğrudan müdahale edebildikten sonra, seçilimin iş görmesini beklemek anlamsız olacaktır.

Ancak şu anda genetikte her türlü müdahaleyi istediğimiz gibi yapamamaktayız (CRISPR-Cas yöntemi bu işi büyük oranda değiştirmiş olsa da). Gen düzenlemedeki en büyük sorunlardan birisi, genleri kapsamlı olarak değiştirmeye kalktığımızda elde ettiğimiz dengesiz yapılar. Dahası, tüm genlerin tam olarak ne işe yaradığını bilmiyor olmak, büyük riskleri beraberinde getiriyor. Yine de bu teknolojilerin geliştirilmesine çaba sarf etmek, öjeniyi kullanarak sonuç elde etmekten çok daha kolay olacaktır.

İnsanın Evrimine Yön Vermek "Doğal" mı?

Tabii ki, tüm bu tarafsız yaklaşımın karşısına koca bir engel çıkmaktadır: Etik (ahlak felsefesi). Başından beri bahsettiğimiz gibi, insan türünün biyolojik evrimi haricinde yadsınamaz bir de kültürel evrimi bulunmaktadır. Dolayısıyla, sadece biyolojik yapımız üzerine eğilmek, türümüzü biraz hafife almak, biraz da eksik analiz etmek olacaktır.

Kültürel yapımız içerisinde geliştirdiğimiz bazı evrensel normlar, bize bazı net yasalar kazandırmaktadır. Örneğin, insan üzerinde deney yapabilecek kadar bilimsel gelişmişliğe sahip ülkelerin hemen hepsinde insanlar üzerinde deney yapılması yasaktır veya kısıtlandırılmıştır. Ancak diyelim ki bu yasaların "gereksiz" olduğu kanaatine vardık ve öjeniye izin verdik. İnsanların kendi evrimlerine yön vermesini doğal bir müdahale olarak görebilir miyiz?

Bu, iki uçlu bir mızraktır. Bir bakış açısına göre bu doğal olabilir. Bir diğerine göre ise kesinlikle doğal değildir:

Bir takım bilim insanları bu tip görüşleri sapkınlık olarak değerlendirir ve kesinlikle kabul etmezler. Dayandıkları nokta, bu tip kavramların doğada asla görülmemesidir. Hiçbir hayvan, kendi türünün hayatta kalma veya üreme mücadelesini engelleyemez ya da destekleyemez. Doğada bu süreçler normal ve "sakin" bir şekilde işler, gider.

Bir diğer grup bilim insanına göre ise bu gayet doğal bir düşüncedir (bu, uygulanması gereklidir demekle aynı şey değildir; sadece doğal bir düşünce olduğu belirtilmektedir). Çünkü insan da bir tür hayvandır ve ne olursa olsun, evrimleşen organı zeka olduğu için, bu zekadan doğan her türlü ürün de doğal sayılmalıdır. Doğa, sonuçlarını bilerek adım atmamaktadır. Tamamen rastlantısal olarak, belirli parametrelere bağlı olarak ilerler. Canlılar da, bu doğa koşullarına göre evrim geçirirler. İnsan da evrimini bu yönde geçirmiş olan bir hayvan türüdür.

Biz, Evrim Ağacı olarak bu iki görüşü birleştirmekten yanayız:

Evet, öjeni, doğal bir olgudur, insan zihninin basit bir ürünüdür. Ancak aynı şekilde, ahlak yargıları ve etik de insan aklının diğer ürünleridir. Dolayısıyla bunlar arasında bir denge aranmalıdır. İnsan, her ne kadar bilimsel olarak öjeni ile "üstün ırk"a, yani "şu andakine nazaran belirli kişi ve grupların daha çok arzuladığı özellikleri daha çok sergileyen insanlara" ulaşabilecek olsa da, herhangi bir insanın diğerine genel (doğuştan gelen ve evrensel) bir üstünlüğü bulunmadığı için, hiçbir insanın diğerinin üreme aktivitesini kısıtlandırma yetkisi de bulunmamaktadır. Devlet, insanların üzerinde olan bir kurum değil, insanlara hizmet etmek için var olan bir uşaktır. Dolayısıyla hiçbir zaman devlete, üreme faaliyetlerinin, en azından öjenik açıdan denetimi verilemez. Devlet, kimi durumda (bkz: Çin) üreme kısıtlaması getirebilir ya da üremeyi teşvik edebilir (bkz: İsveç). Ancak bu illa uygulanacaksa (ki bu ülkelerin sebepleri anlaşılırdır), tüm vatandaşlara eşit olarak uygulanmalıdır ve hiçbir ayrım gözetilmemelidir. Öjeni, günümüzde etkisini kaybetmiş ve ırkçılık ile karışmış bir sahte-bilim türü olarak görülmektedir.

Çok büyük bir ihtimalle insanın sonu, herhangi bir doğa olayından değil, kendi kendini yok etmesi şeklinde olacaktır (doğa olayı sebebiyle olsa da, bu olaydan insanlar sorumlu olması muhtemeldir). Bu sebeple, insanların bir an önce o çok övündükleri "zekalarını" kullanmaya başlayıp, birbirleriyle boğuşmak ve üstünlük sağlamak yerine, ortak "düşmanımız" olan hastalıklara, gök cisimlerine, vb. olgulara karşı bilimi geliştirmeli ve güçlendirmelidirler. İnsan, Evren'in çok küçük bir kısmını görebilmekte, kendi doğasını henüz yeni keşfetmeye başlamaktadır. Buna rağmen birbirine olan üstünlük savaşı binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. 

Unutmamalıyız ki, muhtemel ve istatistiki olarak yakın bir gelecekte (birkaç bin ya da on bin yıl içerisinde) Dünya'ya çarpacak bir göktaşı, bütün insan türünü ortadan kaldırabilecektir. O zaman, bu tip genetik üstünlüklerin veya ülkeler arası savaşların hiçbir anlamı kalmayacaktır. Sık sık tekrar ettiğimiz gibi: 65 milyon yıl önce Dünya'nın hakimi dinozorları haritadan silen göktaşı 10 km. çapındadır. Günümüzdeki teknoloji ile, elimizdeki tüm nükleer silahları da seferber etsek, bu göktaşını bırakın yörüngesinden çıkarmayı, üzerinden işe yarar bir parça koparmamız bile olanaksız olarak değerlendirilmektedir. Bu sebeple aklımızı başımıza almakta fayda görüyoruz. "Üstün ırk" gibi farazi emelleri hedef koymaktansa, elimizde halihazırda bulunan zekamızı ve insani değerlerimizi kullanarak kendimizi geliştirmeliyiz. Çünkü şu anda bile, insanlık olarak esasında olabileceğimiz noktadan çok uzağız. Çünkü birbirimizi yemekle ve bu tip anlamsız ve işe yaramaz hayaller peşinde yüz yıllardır koşmaktayız. 

Bunları aşıp, bilimsel bir olgunluğa erişmenin vakti çoktan geçiyor.

İdeolojik Eğilimlerimiz Tercihtir; Gerçekler İse Değil!

İşte tüm bunlardan da görülebileceği gibi siyasi ideolojiler, bilimin verilerini, gerçeklerini ve teorilerini -normal olarak- kullanmakta ve kendi görüşlerini desteklemek için kullanmaktadırlar. Evrim Teorisi'ni kullanarak insan ahlakına aykırı, insan haklarına karşı gelen ideolojileri savunan insanları sebep göstererek bilimin gerçeklerine göz yummak veya onları karalamak akıl dışıdır. Önemli olan bu ideolojilerle (eğer gerek görülüyorsa) mücadele edilmesi veya mümkünse daha insani olacak şekilde düzeltilmesi, geliştirilmesi, değiştirilmesi veya tamamen terk edilmesidir. Bu ideolojilerin varlığından bilim sorumlu ya da suçlu değildir.

Sosyal Darwinizm'in kurucusu Charles Darwin olmadığı gibi, bu evrimsel ilkelerin insan topluluklarına da uygulanması gerektiği veya uygulanabileceği düşüncesi Charles Darwin'e ait değildir. Şayet öyle olsaydı bile bu durum, evrimin bir doğa yasası, Evrim Teorisi'nin bu doğa yasasını açıklayan bir bilim teorisi olduğu gerçeğini asla değiştirmezdi. Çünkü bilim yapanlar ile bu kişilerin bilim harici konulardaki görüşleri, bilimin çalışma metodolojilerinden bağımsızdır. Eğer ki bir bilim insanı bir teoriyi kendi şahsi ideolojilerini desteklemek için ileri sürecek olursa bu, diğer bilim insanları tarafından çok kısa sürede fark edilebilir ve o teori, Evrim Teorisi gibi gelmiş geçmiş en güçlü teorilerden biri olmanın yanına uzaktan bile yaklaşamadan yok olur gider. Çünkü bilimde, teorisyenlerin ideolojileri değil, ileri sürdükleri fikirler ve onu hangi yöntemlerle, ne şekilde, ne kadar güçlü destekleyebildiklerine bakılır. Bu bakımdan Evrim Teorisi, zamanın ve bilimin bütün testlerini net ve karşı konulamaz bir başarıyla geçmiş; çok güçlü bir teoridir. Tüm şahsi ideolojilerden bağımsızdır.

Sonuç

Kısacası, bilimsel bir teoriden yola çıkarak geliştirilmiş politik veya sosyolojik sistemlerin ahlaki arka planından, o bilimsel teori ve kurucuları/geliştiricileri sorumlu tutulamaz. Atomun parçalanabileceğinin önce teorik olarak keşfi, sonrasında pratik olarak hayata geçirilmesi, blimin müthiş başarılarından birisidir. Ancak bu gerçeğin nasıl kullanılacağı insanın kendi bileceği iştir; kendi ahlakına, geçmişine, insanlık algısına, niyetlerine bağlıdır. Atomun parçalanmasını kullananan kimi insanlar milyonlarca insanın hayatını kurtaran ve halen kurtarmakta olan radyoloji ve radyografi gibi teknolojileri mümkün kılmıştır; bazı diğerleri daha da derinlere inerek kozmosun sırlarını açığa çıkarmayı başarmıştır. Ancak aynı yalın gerçeği, atomun parçalanabilir olduğu gerçeğini kullanan bazı diğer insanlar, birkaç saniye içerisinde yüz binlerce veya milyonlarca insanı haritadan silebilecek silahlar geliştirmişlerdir. İki uygulama da, atomun parçalanabilir olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Bilimin işi bu gerçeği bulmak ve insanlığa sunmaktır. Ondan nasıl istifade edileceği, insanlığın geleceğini şekillendirecek olan karardır. Bunun sonuçlarından asla bilim sorumlu tutulamaz. Dolayısıyla herhangi bir siyasi ideolojiden ötürü Evrim Teorisi asla kınanamaz, sorumlu tutulamaz, küçümsenemez, hor görülemez veya buna dayanarak bilimsel gerçekliğine ve gücüne yönelik argümanlar geliştirilemez.

Bu konularla ilgili buradaki, buradaki, buradaki ve buradaki yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 4
  • 4
  • 2
  • 0
  • 0
  • 0
  • 1
  • 1
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
Kaynaklar ve İleri Okuma

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 19/10/2019 11:30:56 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/5520

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bilgisayar programcılığı baş döndürücüdür. Kendi küçük evreninizi yaratır ve istediğinizi yaptırabilirsiniz.”
Vint Cerf
Geri Bildirim Gönder