Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat

Ölüm Üzerine Düşünceler

19 dakika
21
Ölüm Üzerine Düşünceler
  • Blog Yazısı
Blog Yazısı
Tüm Reklamları Kapat

Ölüm nedir?

Ölüm hiç var olmamak demektir. Bir insan öldüğü vakit ölene kadar yaşamış olur mu? Hayır olmaz. Zannedilir ki bir insan öldüğü vakit o insan hayatını yaşamıştır ve bir noktada hayatı son bulmuştur ve kaç yaşında ölmüş ise, o kadar yıl yaşamıştır. Bu, ölümü deneyimlemeyen birisi için söylemesi mümkündür. Bir tanıdığınız altmış yaşına kadar yaşamıştır ve altmış yaşında kalp krizi geçirip ölmüştür. Bu durumda siz, ölen o tanıdığınız için filanca kişisi altmış yaşında öldü diyebilirsiniz. O kişi sizin için altmış sene yaşamıştır ve altmış sene yaşadıktan sonra ölmüştür.

Bunu sizin söylemeniz mümkündür çünkü ölen kişinin ölmeden önceki ve öldükten sonraki hâlini ve bu kişinin ne kadar yaşadığını, hayatı boyunca neler yaptığını bilirsiniz. Ancak ölmüş olan o kişi için bunların hiç birisi söz konusu değildir. Ölmüş olan o kişi altmış sene hayatta kalmış olabilir ama öldüğü vakit o kişi, kendisi nezlinde altmış yıl yaşamamıştır. O kişi kendi nezlinde hiç yaşamamıştır, çünkü altmış yıl yaşadığını bilebilmesi için şu anda da hayatta olması gerekir. Ben şu anda yirmi yaşındayım ve geçen yıl on dokuz yaşındaydım. Geçen yıl on dokuz yaşında olmamın sebebi, şu anda yirmi yaşında olmamdan ötürü gelir. Eğer ki şu anda var olmasaydım yani ölü olsaydım geçen yıl on dokuz yaşında olmuş olmazdım çünkü geçen yıldan bashedebilmem için şu anda var olmam gerekirdi. Dün sabah kahvaltı yapmış olmanızın sebebi şu anda var olmanızdır. Eğer ki bugün olmasaydı dün diye bir şey de olmazdı, yani geçmişin varlığı, şimdiki zamana bağlıdır. "Şimdi" olmadan "geçmiş" dediğimiz şey de olmaz. Az önce bahsettiğimiz ölmüş olan o insan kendi nezlinde altmış yıl "yaşamış" olabilmesi için şu an itibariyle de yaşıyor olması gerekir.

Tüm Reklamları Kapat

İnsanlar genelde yaşamı, film seyretmeye benzetirler. Filmin başlangıcı doğuma, filmin sonu ölüme ve filmin başlangıcı ile sonu arasında belli bir süre boyunca gerçekleşen her şey de hayat denilen şeye tekabül eder. Bir insan doğar, yani film başlar; daha sonrasında belli bir süre boyunca bu filmi seyreder, yani hayatını yaşar ve belli bir süre sonra film bittiği vakit de ölmüş olur. Hayatının sonuna gelmiş, yani filmi bitirmiş olan bir kimse, hayatını yaşamış, filmi seyredip bitirmiş olur...mu? Bu anoloji hatalı bir anolojidir. Bir filme başlar, seyreder ve daha sonrasında film bittiği vakit filmi "izlemiş" olursunuz. Ancak filmi "izlemiş" olmanızın sebebi film bittikten sonra da filmin geçmiş bir zamanda "izlenmiş" olmasıdır. "Filmi izledim" dersiniz, bunun sebebi artık filmi izlemiyor oluşunuzdur. Filmi "şu an" içerisinde bulunduğunuz ana görece, daha uzak bir anda izlemişsinizdir ve artık izlemiyor hâlde olduğunuz için filmi "izledim" diyebiliyorsunuzdur. Filmi izlediniz çünkü artık izlemiyorsunuz, film izlemek dışında farklı bir şeyler yapıyorsunuz ve bu sayede geçmişte yaptığınız bir aktivite olan film izlemekten bahsedebiliyorsunuz.

Hayatın sona ermesi, filmin sona ermesine benzetilemez. Film sona erdikten sonra film "izlenmiş" olur fakat hayat sona erdikten sonra hayat, o hayatı yaşayan kişi için "yaşanmış" olmaz. Çünkü o kişi için herhangi bir geçmişten, herhangi bir deneyimden, yaşanmışlıktan ve bu yüzden zaman kavramından bahsedilemez. "Zaman" dediğimiz şey, deneyimlenen olayları güncelliklerine göre tasnif etmektir yani sınıflamaktır. Şu anda karnım tok, o hâlde şu anki durumuma görece daha uzak bir anda yemek yemiş olmam gerekir. "Geçmiş" bir vakitte yemek yediğimi, şu an içerisinde bulunduğum andan çıkarsarım. "Geçmiş" denilen şey, şu anda yaşanmayan ancak şu anın yaşanması için şu an dışında başka bir an içerisinde yaşanmış olan olayları adlandırmak için kullanılan bir kelimedir. Şu anda yaşıyorum, o hâlde başka bir anda doğmuş olmalıyım. Şu anda yeni doğmuş olmadığıma göre, doğma anım şu an içerisinde olduğum andan farklı bir ana ait olmalıdır ve o an da "şu an"ı mümkün kılabilmesi için "şu an"dan evvelsi bir anda "gerçekleşmiş" olması gerekir. "Geçmiş" kavramı, doğrudan "şimdi"nin varlığına bağlıdır. "Şimdi" yoksa, yani anlık bir varlık deneyimi yoksa, "şimdi"ye görece farklı bir an da yoktur. Altmış yaşında hayatını kaybetmiş bir kimsenin altmış yıl "yaşamış" olması için o kimsenin "şu an"da da bir şekilde "an"ın deneyimine sahip olması gerekir. "Geçmiş"; yaşanan ve herhangi bir şekilde deneyimlenmiş olan deneyimlerin, içinde bulunulan ana görece güncellik bakımından "şu an"a yakınlık durumuna göre sıralanmasıdır. "Geçmiş", "şimdi"yi zorunlu kılar ve eğer ki bir kimse için "şimdi"nin bir deneyimi yoksa "şimdi"ye olan yakınlığını kıyas edebileceği "geçmiş" bir deneyimi de olamaz.

Bizim için ölmüş olan bir kimse, kendisine göre hiçbir şey yaşamamış, hiçbir şey deneyimlememiş ve hiçbir zaman yaşamamıştır. Bizim için "ölmüş" diyebileceğimiz bir kimsenin kendisi "ölmüş" olmaz. Çünkü "ölmüş" olmak bir zaman ifade eder. "Ölmüş" yani geçmiş bir zamanda "ölmüş" olan bir kimsenin geçmiş bir zamanda "ölmüş" olabilmesi için "şu an"da ölmüyor bir vaziyette var olması gerekir, bir şekilde "var" olması ve şimdiki zamanda bir deneyim sahibi olması gerekir ki geçmişte "ölmüş" olabilsin. Bir insan asla kendi nezlinde "ölmüş", "hayatını kaybetmiş" ya da "yaşamış" olmaz çünkü bu deneyimlerin hepsi "geçmiş" yani "şu an"a kıyasla "şu an"a daha uzak bir anda gerçekleşmiş olması gerekir. Yaşanmışlıklardan bahsedebilmek için "şu an"a ihtiyaç vardır ve bizim nezlimizde ölmüş yani her türlü deneyimini ve deneyimleme yetisini kaybetmiş bir kişi "şu an"ı deneyimleyemediği için bu kişi için herhangi bir geçmişten de söz edilemez. Bir kimse bizim nezlimizde "ölmüş" olabilir çünkü daha öncesinde yaşıyordu ve "şu an"da gördüğümüz kadarıyla yaşamsal faaliyetleri sona ermiş yani "ölmüş". Ölen biri için "ölmüş" diyebilmemizin tek sebei bizim hala hayatta olmamız ve "şu an"ı deneyimliyor ve böyleikle "an"ları "şu an"a olan yakınlıklarına göre sıralayabiliyor oluşumuzudur. Adam az önce hayattaydı ve şimdi yaşamsal faaliyetleri son bulduğu için "ölmüş" vaziyette ama kendisi "ölmüş" olma durumunu tayin edebilmek için "şimdi"nin deneyimine sahip değildir, o kişi yalnızca "şimdi"nin deneyimine sahip olanlar nezlinde "ölmüş" tayin edilebilir.

Burada biraz da intihara değinmek istiyorum. İntihar, genelde hayatın yarıda, henüz sonuna gelinmemişken sona erdirilmesi olarak düşünülür. Genç bir adam yirmi beş yaşında intihar ettiği vakit, o adamın daha önünde yaşayacak yıllarının olduğu ve kendisine ayrılan sürenin sonuna gelmeden hayatına son verdiği ve bu yüzden hayatını yaşayamadan öldüğü düşünülür. Bu düşünce de film anolojisine çok benzer. Sanki bir film vardır ve bu film iki saatliktir ve intihar eden bir kimse bu filmin ilk bir saatini izleyip filmi kapatmıştır. Bu anoloji de gene hatalıdır çünkü hayat, yaşanılıp bitirilen bir şey değildir. Hayat, bir süre yaşanılıp daha sonrasında yaşanılanın yaşanılmamış olmasıdır. Ölüm, hayatın son bulması değildir; ölüm, hayatın hiç var olmamış olmasıdır. Doksan yaşına kadar yaşamış ve hayatı boyunca deneyimlenebilecek her şeyi deneyimlemiş ve doksan yaşında doğal sebeplerden dolayı ölmüş yaşlı bir adam ile yirmi beş yaşında intihar etmiş bir gencin arasında kendileri nezlinde hiçbir fark yoktur, her ne kadar bu iki kişiyi dışarıdan seyreden bir kimse için olsa bile. Bu iki kişinin ölümünü dışarıdan seyretmiş olan bir kimse, birisinin doksan sene boyunca çok güzel bir hayat yaşadığını ve diğerinin de kendisini gençliğinin baharında öldürüp yaşaması gereken hayatı yaşamadığını söyleyebilir. Bunun sebebi bunu söyleyen kişinin "şu an"ı deneyimliyor ve iki kişinin de hayatta oldukları ve öldükleri zamanı deneyimlemiş olmasıdır. Bu kişi, ölen kişilerin nasıl birer hayat yaşadıkları hakkında fikir sahibi olabilir ancak ölen kişiler için böyle bir durum söz konusu değildir. Yirmi beş yaşında ölmüş olan genç; yirmi beş yıl yaşamamış, hayatını erken sonlandırmamış veya geride yaşanmamış bir hayat bırakmamıştır. Genç adam filmi yarıda bırakmamıştır, filmi hiç izlememiştir. Aynısı iyi bir hayat yaşayıp doksan yaşında ölmüş olan yaşlı adam için de geçerlidir. Yaşlı adam; iyi bir hayat yaşamamış, doksan yıl hayatta kalmamış veya hayatını sonuna kadar yaşamamıştır. Yaşlı adam filmi izleyip bitirmemiştir, filmi hiçbir zaman izlememiştir.

Tüm Reklamları Kapat

Ölmek; deneyimin, farkındalığın, bilincin sonlanması demektir. Deneyimin bitmesi, yalnızca "şu an"ın deneyimlenememesi değildir. Deneyimin bitmesi, "şu an"ın deneyimlenememesi gibi var olması için "şu an"a ihtiyacı olan "geçmiş"in de deneyimlenememesi demektir. Bilişsel deneyimi sona ermiş bir kimse için "şu an" denilen şey olmadığı gibi "geçmiş" denilen şey de yoktur çünkü "geçmiş" ancak "şimdi"nin varlığıyla var olur.

Öldükten sonra bir şeyleri veya bir kimseleri geride bırakmak da ilginç bir söylemdir. Sebebi gayet basittir. Ölmüş bir kimsenin bir şeyi veya bir kimseyi "geride bırakmış" olabilmesi için gene bir "şimdi"ye ihtiyacı vardır. Bir insanın arabasının anahtarını evde "bırakmış" olabilmesi için "şu an"da arabasının anahtarının yanında olmaması gerekir. Arabasının anahtarı "şu an"da yanında olmadığı için arabasının anahtarını evde "bırakmıştır". Arabasının anahtarını evde "bırakmış" olabilmesi için bir "şu an"a ve "şu an" içersinde arabanın anahtarını yanında bulunundurmuyor bir durumda olması gerekir. Yani sadece "şimdi", "geçmiş"i zorunlu kılmaz, aynı zamanda "geçmiş"de "şimdi"yi zorunlu kılar. "Şimdi" olması için bir "geçmiş", "geçmiş" olması için de bir "şimdi" olması gerekir. "Şimdi"nin olmaması demek, "geçmiş"in de olmaması demektir.

Üçüncü bir şahıs nezlinde "ölmüş" olan bir kimse, kendisi nezlinde "ölmemiştir". Üçüncü bir şahıs nezlinde "yaşamış" olan bir ölmüş, kendi nezlinde "hiç yaşamamıştır". Üçüncü bir şahıs nezlinde ölmüş olan bir kimse kendi nezlinde ne ölmüş ne yaşamış ne de geride herhangi bir şey bırakmıştır; hiçbir zaman var olmamış, hiç bir zaman yaşamamıştır. Filmin bitmesi, filmin izlenmiş olduğu anlamına gelse de; hayatın bitmesi, hayatın yaşanmış olduğu anlamına gelmez. Üçüncü bir şahıs nezlinde ölmüş olan bir kimse; gördüğü hiçbir şeyi görmemiş, duyduğu hiçbir şeyi duymamış, tattığı hiçbir şeyi tatmamış, hissettiği hiçbir şeyi hissetmemiş, deneyimlediği hiçbir şeyi deneyimlememiştir çünkü bütün bu yaşanmışlıkların var olabilmesi için "şu an"ın var olması yani "an"ın deneyimin var olması gerekir ve eğer ki anlık deneyim yoksa, anlık deneyime sahip olmayan bir kişi nezlinde yalnızca "şu an" değil, üçüncü şahıs nezlinde yaşanmış olan hiçbir an yoktur. "Şu an"ın deneyimine sahip olmayan bir kişi için üçüncü şahıs nezlinde yaşanmış olan hiçbir şey, kendi nezlinde hiç bir zaman yaşanmamıştır.

Ölümü düşünmek mümkün müdür? İnsanların çoğu illaki hayatlarında birkaç kez ölümü düşünmüştür. Peki ölümü gerçekten de "düşünmek" mümkün müdür?

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.

Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.

Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.

Bu sorunun cevabını verebilmek için "ölüm" ve "düşünmek" kavramlarını tanımlamamız gerekir.

Öncelikle ölümün ne olduğunu tanımlamak gerekirse, ölümü; tüm yaşamsal biyolojik faaliyetlerin kesin ve geri döndürülemez bir biçimde sona ermesi, şeklinde tanımlayabiliriz. Canlı bir organizmanın canlılık faaliyetlerini herhangi bir sebepten ötürü daha fazla sürdüremeyecek olması durumunu "ölüm" adını verdiğimiz kavramla tanımlarız. İnsanlar özelinde "ölüm", beynin tüm fonksiyonlarının geri dönüşü olmayacak şekilde durması durumunda kullanılır. Yani bir insanda beyin ölümü denilen şey gerçekleşmiş ise o kişi "ölü" kabul edilir. Beyin ölümü gerçekleşmiş bir kimsenin; bilinci, farkındalığı ve kişisel deneyimi ortadan kalkmış ve beyninin içierisindeki her türlü nörolojik aktivite, işlevliliğini yitirmiş demektir. Haliyle beyin ölümü gerçekleşmiş bir kimse ne herhangi bir şeyi hissedebilir ne herhangi bir şeyi düşünebilir ne de herhangi bir şeyi deneyimleyebilir. "Ölüm" demek, kişinin, bütün kişisel deneyimlerinin sona ermesi demektir.

Şimdi de "düşünmek" kavramını tanımlayalım. Düşünmek kavramını; zihinsel süreçlerle bir konu üzerinde yoğunlaşmak, fikir üretmek, tasarlamak, akıl yürütmek, anımsamak veya bir durumu değerlendirip yargıya varmak, şeklinde tanımlayabiliriz. Buradaki kilit nokta, "zihinsel süreçler"dir. Bir kişinin düşünebilmesi için beyninin içerisindeki zihinsel süreçlerin işler vaziyette olması gerekir. Zihinsel süreçlerin de işleyebilmesi için beyin aktivitesinin faal durumda olması gerekir. Yani "düşünmek" için faal bir beyne sahip olunması gerekmektedir.

Fark ettiyseniz "ölüm" ve "düşünmek" kavramlarının tanımlarında temel bir zıtlık vardır. "Ölüm", beynin işlevini yitirmesi durumu için kullanılırken; "düşünmek" için doğrudan beynin faal halde olması gerekmektedir. Bu durum bizi şöyle bir sonuca götürür; ölmüş bir insan düşünemez, düşünen bir insan ölmüş olamaz. Peki bu durumda ölümü nasıl düşünür veya tahayyül edebiliriz? Cevap: Edemeyiz. Ölümü düşünmek kelimenin tam anlamıyla imkansızdır çünkü ölümün kendisi her türlü düşüncenin, deneyimin ve hissiyatın ortadan kalkmasıdır. Faal bir beyinle düşünüp, tahayyül edebileceğiniz hiç bir şey, size ölümün nasıl bir "deneyim" olduğu hakkında en ufak bir ipucu veremez, keza ölüm, deneyimin kendisinin ortadan kalkmasıdır.

Çoğu kişi ölümü soğuk, karanlık, ıssız, yalnız veya korkunç olarak tanımlar. Fakat bütün bu tanımlar, sahip olduğumuz beyin sayesinde algısal deneyimlerimiz aracılığıyla oluşturduğumuz tanımlardır. Soğukluk, karanlık, ıssızlık, yalnızlık veya korkunçluk gibi deneyimlerin algılanabilmesi için faal bir beyne ihtiyaç vardır. Herhangi bir deneyim sahibi olmayan bir kimse "soğukluk" adını verdiğimiz deneyimin nasıl bir şey olduğunu algılayamaz çünkü algılayabilmesi için ilk başta bir "algı"ya ve "algı" için de aktif bir beyne ihtiyacı vardır. Ölümü tanımlamakta kullandığımız her türlü algısal deneyim, beynimizin bir ürünüdür ve "ölüm" gerçekleştiğinde, beyin işlevini yitirmiş olur ve ölümü tanımlamakta kullandığımız her türlü algısal deneyim de beyinle birlikte yok olur. Bu yüzden ölüm; ne soğuk ne karanlık ne ıssız ne yalnız ne de korkunç bir şey olabilir. Ölüm demek, tahayyül edebileceğimiz, kelimenin tam anlamıyla her türlü algıya bağlı deneyimin beyinle birlikte yok olması demektir. Doğumdan önce nasıl bir sessizlik, yalnızlık veya bir yerde bekleme deneyimi, deneyimin kendisinin olmaması dolayısıyla yoksa; ölümden sonra da deneyim ortadan kalkacağı için aynı doğumdan önceki deneyimsizlik haline dönülecektir ve ortada deneyimin var olmadığını algılayabilecek bir şahıs var olmayacağından ötürü "deneyim var olmayacak" demek bile bir noktada ölümü tam olarak tanımlamakta yetersiz kalacaktır.

Peki ölüm neye benzer? Ölüm; bilincin kapalı olduğu ve herhangi bir rüya görmüyorki uyku hâline, baygınlık hâline, koma hâline, anestezi etkisi altındaki hâle yani bilincin aktif olmadığı durumdaki hâle benzer. Peki bilinçsizlik neye benzer? Hiçbir şeye benzemez. Deliksiz, hiç rüya görmediğiniz, ortasında hiç uyanmadığınız bir gece uykusu düşünün. Saat tam gece yarısını yani on ikiyi gösterirken uykuya dalmış ve sabah saat sekizde uyanmış olun. Aradaki sekiz saatlik zaman dilimi içerisinde ne hisseder, ne deneyimlersiniz? Cevap: Hiçbir şey. Uyku anında karanlık bir duvara bakmaz, zamanı herhangi bir şekilde kavrayamaz, "dış dünya"ya karşı tamamen kayıtsız kalırsınız. Bunun sebebi bilinçli farkındalığınızın uyku sırasınca belli bir süre boyunca devre dışı kalmasıdır. Sekiz saat uyuduğunuzu hatta doğrudan, uyuduğunuzun farkına ancak uyandıktan sonra yani tekrardan bilinçli farkındalığınız devreye girdiğinde varırsınız. Uyurken, uyuduğunuzun veya uyku halindeyken geçen zamanın ayırdına varmazsınız. Sizin için iki an vardır. Kafayı yastığa koyup uykuya daldığınız an ve sabah olup uyandığınız an. İki an arasında sizin adınıza hiçbir şey yoktur. Kendi kişiliğiniz bile yoktur. İnsanlar kendi kişiliklerinin farkına bilinçli farkındalık sayesinde varırlar. Ben bu yazıyı yazarken, bu yazıyı Sinan kişisi olarak yazdığımın farkında olaraktan yazıyorum. Fakat ben uyurken Sinan kişisi değilim. Ben uyurken yalnızca milyarlarca hücrenin oluşturduğu bir organizma olarak uyuyorum. Uyurken ne uyuduğumun ne de uyuyan kişinin "ben" dediğim şey olaraktan uyuduğumun farkına varabiliyorum. Bu yazıyı okuyan "sen" uyurken yoksun. "Sen" uyurken hiçbir şeysin. Varlığının yoldaki kaldırım taşından hiç bir farkı yok. Uyku halindeyken herhangi bir kişisel bilinçten söz edilemez. Uyanık olduğun vakit de kozmolojik perspektiften bakıldığı vakit yoldaki kaldırım taşından daha "değerli" değilsin. Kendine içkin var oluşsal bir "değer"in yok. Ancak uyanıkken "sen" diye bir şey var. Uyanık haldeyken seni kaldırım taşından ayıran şey, kendinin kendin olduğunun farkında olman. Yoldaki kaldırım taşı için böyle bir farkındalık söz konusu değildir. Yoldaki kaldırım taşı, var olduğunun farkında değildir, kendisini ne tanır ne bilir. Kaldırım taşı, yalnızca onu bilinçli olarak algılayabilenler nezlinde vardır. Kendi nezlinde kaldırım taşının kendisi yoktur. Uyku hâli gibi; baygınlık hâli, bitkisel hayat hâli, anestezi altındaki hâl gibi hâller de bilincin aktif olmadığı ve şahsiyetin, farkındalığın, bilincin ve deneyimin devre dışı kaldığı hâllerdir.

Tüm Reklamları Kapat

Uykudan bahsedebilmemizin ve hakkında konuşabilmemizin sebebi, uykudan uyanmamızdır. Zaten uyanmadığımız bir uykuya uyku denmez. Bir uykudan bahsedebilmek için uyanıklık halinden de bahsetmemiz gerekir. Baygınlık gibi durumlar için de bu geçerlidir. Baygınlık geçirmiş bir kimse baygınlık geçirdiğinin farkına ancak ayıldığı vakit varabilir. Ölümün, uykudan veya baygınlıktan tek farkı, bilinç bir kere devre dışı kaldıktan sonra bir daha hiçbir şekilde aktive olmamasıdır. Uyuyan bir kişi, her ne kadar uyurken bir farkındalığa sahip olmasa dahi, uyumuş olduğunun bilincine bir noktada varır varır çünkü bir noktada uyanır, bayılan bir kimse bayıldığının bilincine bir noktada varır çünkü bir noktada ayılır, ancak ölen bir kimse öldüğünün farkına varamaz çünkü öldüğünün "farkına varabilmesi" için ölüm anında bilincinin devre dışı kalmasının ardından aynı uyku veya baygınlık hâlinden sonra olduğu gibi bilincin yani farkındalığın tekrardan yerine gelmesi gerekir ki ölen kişi ölmüş olduğunun "farkına varabilsin". Ancak ölüm; daha önce belirttiğimiz üzere bilincin, farkındalığın, hissiyatın, deneyimin ve bütün bunlara olanak veren her türlü beyin aktivitesinin, nörolojik faaliyetin "geri döndürülemez" bir şekilde sona ermesi demekti. Yani "ölüm", aynı uyku hâli gibi bilincin devre dışı kalmasıyla başlar ancak uyku hâlinden farklı olarak bilinç bir süre sonra tekrardan faal bir vaziyete geçmez, farkındalık süresiz bir şekilde son bulur. Farkındalığın son bulduğu bir esnada ortada zaman kavramı diye bir şey de kalmaz çünkü zaman, diğer bütün deneyimlerde olduğu gibi algıya veya usa dayalı bir mefhumdur ve ortadan algının ve usun kendisi kalktığı vakit yani beyin işlevini yitirdiği vakit, ortada deneyimlenebilecek veya us ile kavranabilecek "zaman" adı verilen herhangi bir şey kalmaz. Ölen bir kişi için deneyim ve akıl olmadığı için zaman da olmaz.

Ölüm bir bakıma doğumdan öncesine benzer. Doğmadan önce herhangi bir deneyimden veya zamandan söz etmek mümkün değildir. Evrenin yaklaşık olarak on üç nokta sekiz milyar yıl önce "başladığını" varsayarsak, bu yazıyı okuyan herkes milyarlarca yıl boyunca yoktu ve hiç kimsenin de var olmamaktan şikayetçi olduğunu, bir yerlerde var olmayı beklediğini, bir an önce var olmak için gün saydığını, var değilken sonsuz bir boşluğun içerisine hapsolmuş bir şekilde sıkıntıdan patladığını zannetmiyorum. Mark Twain'in de dediği gibi; "Ölümden korkmuyorum. Doğmadan önce milyarlarca yıl boyunca ölü hâldeydim ve bundan en ufak bir rahatsızlık duymadım". Nasıl doğmadan önce yani bilinç sahibi olmadan önce milyarlarca yıl boyunca herhangi bir soğukluk, boşluk, ıssızlık, yalnızlık, korku veya bekleme hâli içerisinde kendinizi hissetmediyseniz, bilinç aynı doğumdan önce olduğu gibi devre dışı kaldığında da doğmadan önce ne hissediyorduysanız aynı şeyleri hissedeceksiniz, yani "hiçbir şey".

Ölümü herhangi bir şekilde deneyimlemenin, ölüm anında deneyim denilen şeyin beyin aktivitesinin durması sebebiyle ortadan kalkmasından ötürü, mümkün olmadığını ve ölümü bu dünyada bu bilinçlilik hâlinde deneyimlediğimiz hiç bir deneyime karşılık gelmediğini bu yüzden ölümün nasıl bir şeye benzediğini asla deneyimsel düzlemde kavrayamayacağımız noktasında mutabık olduğumuzu düşünüyorum. Eğer ki ölüm demek; beynin, bilincin, farkındalığın, şahsiyetin ortadan kalkması demek ise, bu, bu durumda hayat boyu inşa ettiğimiz kişiliğimiz, karakterimiz, şahsiyetimiz, bilgi birikimimiz, anılarımız ve deneyimlerimizin de ölümle birlikte yok olacağı ve hiçbir şeyin yaşanmamış gibi olacağı anlamına gelir. Hayatımız boyunca yaptığımız şeylerin biz öldükten sonra da var olmaya devam edeceğini düşünebilirsiniz ama siz öldükten sonra ortada geriye hiçbir şey kalmayacak. Siz ölünce çocuklarınız da ölecek, hayatınız boyunca tanıdığınız bütün insanlar da ölecek, yaptığınız her türlü iş de sizinle birlikte ölecek çünkü sizin hayat dediğiniz şey duyularınız aracılığıyla kendi beyninizde tasarladığınız bir gerçekliktir. "Benim bir oğlum var" demenizin sebebi, oğlunuz dediğiniz kişiyi görmeniz, duymanız, hissetmeniz, bir şekilde deneyimlemenizden ibarettir. Deneyimin kendisi ölümle birlikte yok olduğunda hâliyle sizin "oğlum" dediğiniz şeyin de deneyimi yok olacaktır. Her bir insan için dünyanın deneyimi aslında kendilerinin deneyimdir. Okuduğunuz bu yazının var olduğunun tek delili sizin bu yazıyı okumanız veya bir şekilde bu yazıdan haberdar olmanızdır. Bana bu yazının var olduğunu kanıtlayın desem nasıl kanıtlarsınız? Bu yazıyı gördüğünüzü, okuduğunuzu, anladığınızı veya bu yazının varlığını bir şekilde deneyimlediğinizi söylersiniz. Fark ettiyseniz bu yazının varlığını kanıtlamak için kullandığınız ve kullanabileceğiniz yegâne şey kendinizsiniz. Gördüğünüz için, okuduğunuz için, deneyimlediğiniz için bu yazının varlığında emin olabiliyorsunuz. Ancak bu kanıtların hepsi sübjektiftir. Bu yazıyı kanıtlayabilmek için kullandığınız tek araç bilincinde olduğunuz varlığınızıdır. Peki eğer ki var olmasaydınız, bilinç sahibi olmasaydınız, bu yazıyı herhangi bir şekilde okuyamasaydınız veya varlığından hiçbir şekilde haberdar olmasaydınız bu yazı gene de var olur muydu? Eğer ki bir şeyin varlığını kanıtlarla ispatlayacaksanız ve bütün kanıtların da kaynağı sizin şahsi bilgi ve deneyimlerinize dayanacaksa, ortadan sizi kaldırdığımızda geriye ne kalabilir ki? Hiçbir şey.

Tüm Reklamları Kapat

Madem ölmek demek hiç doğmamış olmak demek. O halde hayattayken yaşadığınız hiçbir deneyim ölümden sonra "yaşanmış" olmayacak. Siz öldükten sonra, yaşadığınız hiçbir acı, hiçbir sevinç, hiçbir zorluk, hiçbir haz, hiçbir deneyim, hiçbir zaman yaşanmamış olacak. Doksan yaşında hayata gözlerini yummuş yaşlı bir adam da aynı yirmi beş yaşında intihar eden bir genç gibi hiç yaşamamış olacaksa uzun yaşmayı, iyi yaşmayı değerli kılan şey nedir? İyi yaşamak, ana özgüdür. Belli bir an içerisinde iyi hissediyorsunuzdur veya "geçmişten" "şimdiye" uzanan bir zaman dilimi boyunca iyi hissediyorsunuzdur ancak ölüm ile beraber "şu an"la birlikte "geçmiş"de "zaman" da anlamını yitirecektir. Böylelikle iyi veya kötü bir hayat "yaşamış" olmayacaksınız, aksine hiçbir zaman yaşamamış olacaksınız ve yaşamamış olduğunuzun dahi farkına varamayacaksınız.

Öldükten sonra yaşanmış hiçbir şeyin değeri kalmayacak çünkü yaşanmış olan şeyler hiçbir zaman yaşanmamış olacak. O halde yaşanmış olan her şey "şu an" sayesinde yaşanmıştır ve "şu an" ortadan kalktığı an yaşanmışlığın kendisi de ortadan kalkacaktır ve yaşanmışlık yaşanmamışlık olacaktır. Bu durum; hayatın yaşanılmış olan değil, her an yaşanılan olduğu anlamına gelir. Varlık "an"da dır ve "an" ortadan kalktığı vakit varlık durumu da ortadan kalkar. Ancak varlık ortadan kalkmış olduğu vakit, varlığın ortadan kalkmış olduğunu deneyimleyecek olan, varlığın varlığına bağlı olan şeyin de ortadan kalkmış olacak olması dolayısıyla, varlığın ortadan kalkmış olması durumundan bahsetmek de bir bakımdan oksimoronik bir ifadedir.

Sinan Ertaş 17.03.2026

Okundu Olarak İşaretle
0
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Paylaş
Sonra Oku
Notlarım
Yazdır / PDF Olarak Kaydet
Raporla
Mantık Hatası Bildir
Yukarı Zıpla
Bu Blog Yazısı Sana Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 0
  • Tebrikler! 0
  • Bilim Budur! 0
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 0
  • Merak Uyandırıcı! 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Tüm Reklamları Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 21/03/2026 17:08:34 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22483

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Geçmiş ve Notlar
Yazı Geçmişi
Okuma Geçmişi
Notlarım
İlerleme Durumunu Güncelle
Okudum
Sonra Oku
Not Ekle
İşaretle
Göz Attım
Site Ayarları

Evrim Ağacı tarafından otomatik olarak takip edilen işlemleri istediğin zaman durdurabilirsin.

[Site ayalarına git...]
Bu Yazıdaki Hareketleri
Daha Fazla göster
Tüm Okuma Geçmişin
Daha Fazla göster
0/10000
Kaydet
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Bilimi yanlışlayan tek şey bilimdir ve o da bunu sıklıkla yapar."
Matt Dillahunty
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)