Mesele Einstein(rayn)’ ı KURTARMAK DEĞİL. Hakikati arayıştır!
Evrenin Dili Olsa…! (Her Şeyin Teorisini Arayış)
- Blog Yazısı
(Bu yazı bilimsel temelde kaleme alınmış, somut dayanakları olan bir yazı değildir. Sadece öğrenme merakımın , kanımca cevapsız sorulara yönelik akıl yürütmeme denk gelen karşılığıdır.)
Bir durum için öngördüğümüz kuralın (yasanın), teori boyutunda da olsa, geçerliliğini yitirmiş olması, o durumu kuraldan (yasadan) azade kılmak için yeterli değildir.
Velev ki bu kural bilimsel bir aklın ürünü de olsa yanılabiliriz. Nitekim bilimin kendisi yanılgılar üzerine inşa edilir ve mutlaklığı reddeder.
Dolayısıyla bilimsel dayanaklarla bir duruma yönelik öngördüğümüz, ortaya koyduğumuz, sınayıp defalarca onadığımız bir kuralın (yasanın) , o durumun öncül yahut ardıl (mikro ve makro evren arası bir yerde ve sınırları ile sınırlı olmak üzere ve belki de ötesi) ölçekli boyutlarında , olağan durumunda işlediği gibi işlememesi, sadece o durumun yeni (farklı) ölçekli boyutlarına yönelik genellememizin hatalı olduğuna işaret etmeli kanısındayım. Baştaki olağan durumun kuralsız olduğuna değil…
Buna en güzel örnek suyun yüz derecede kaynayacağı fikrinin defalarca sınanıp kural (yasa) olarak onaylanmış olmasına rağmen , farklı ortamlarda farklı derecelerde kaynayabileceği bulgusunun bilime “NŞA” (Normal Şartlar Altında) kavramını kazandırmış olmasıdır. Anlamı şudur: Suyun yüz derecede kaynayacağına yönelik daha önceki ölçümlerimiz hatalı değil, hata bunu her şart (ortam-durum) için genel, geçer kural sanmakta…
Burada bir hata olması, normal şartlar altında suyun yüz derecede kaynayacağı gerçeğini değiştirmez. Değişen şartlardır ve buna tabi sonuçların değişmesi kadar olağan bir şey olamaz.
Nitekim; buradaki hata suyun farklı koşullarda kaynayıp kaynamayacağı ile ilgili değil, kaynama derecesi ile ilgilidir.
Mikro evrende (atom altı) dolanık parçacıkların, alışa geldiğimiz makro evrenin deviniminin göreli hantallığı ve buna dayanan yavaş değişimi kıyası ile ışık hızına yakın ve belki de daha hızlı hareketinin ve buna bağlı deviniminin, aynı hızda yeni şartlar yaratması dolanık parçacıkların bu yeni duruma adaptasyonuna neden vesile olmasın.
Şöyle bir sağlama pekala mümkündür: Bilimimizin temelini inşa ettiğimiz determinist evrenimizin göreli hantal hareketini ve buna bağlı devinimini bir örnek üzerinden ( misal, bir caddede akan bir trafik üzerinden) kayda alıp daha sonra o kaydı dolanık parçacıkların öngördüğümüz hızına yakın bir hızda oynattığımızda akan trafik ile ilgili aynı anda, hız, akış, yön vb. kaç tespit yapabiliriz?
Her şeyini daya önce öngörebildiğimiz , somut trafiğin akışı ile ilgili hangi öngörülerimiz (somut) kanıtlanabilir olarak geçerliliğini koruyabilir veya emin olduğumuz hangi fiziksel yasalarımız kuşkulu bir hal almaz? Cidden merak ediyorum…
Belki de tersini de yapmalıyız. Atom altı evrenin hareketini bir örnek üzerinden (dolanık parçacıklar misal) kayda alıp bu kaydı makro evrenimizin göreli hızı kadar yavaşlatıp büyüterek yeniden oynatmalıyız. Şu an için teknolojimiz buna el vermiyorsa, bir bilinmez evrenin işleyişi ile ilgili karar vermede belki de bu kadar acele etmemeliyiz.
Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.
Mesele “Einstein”rayn’ı kurtarmak değil, Sagan standardı’na uygun ve sadakat üzerinden “olağan üstü iddialar olağanüstü kanıt ister” mevcut durumun kanımca henüz buna denk düşmediğidir.
Belki de bu standardın hedeflediği şeye yönelik bir şey daha eklemek gerekebilir: Bilimsel bir iddianın bilimsel temelde ve iddiaya yönelik tüm cevapsız sorulara verilebilen cevapların, verilemeyen cevaplara oranının asgari seviyede +1 olması gibi…
Denilebilir ki; Suyun farklı koşullarda kaynama derecesi ile ilgili analoji , atom altı dolanık parçacıkların fiziğine uygun ve denk değil. Çünkü suyun kaynama derecesinin farklı ölçümünde farklı zaman ve mekanlar var. Oysa atom altı dolanık parçacıkların hareketinin gözlendiği (ölçümlendiği) alan aynı, koşullar aynı ve fakat sonuç değişken.
Diyebilirim ki; Bu aynı olduğunu var saydığımız mekan, koşul hangi evrene göre?
İçinde somutlaşıp (sınırlı) beş duyumuz ile kavrayabildiğimiz , bize özgü mezo ve makro evrene göre mi?
Laboratuvar ortamı ( tüm bağımsız olası değişkenlerden yalıtılmış olsa da) , ölçüm cihazları, zemin ve zaman bize aynı gözükebilir çünkü boyutumuza uygun, fakat çıkan sonuçlar “ (henüz tam olarak vakıf olamadığımız) atom altı (mikro evren) boyutta da böyledir” deme hakkını bize vermemelidir.
Yaşadığımız çevre ve gezegenimiz ölçeğinde suyun yetmiş ile yüz derece ve üstü arasında kaynama aralığını yaratan ( mezo evrendeki) Everest’in doruğu ile ona en yakın deniz seviyesi arasındaki mesafeyi, atom altı parçacıkların (mikro evrendeki) birbirine mesafesi ve hızı ile ölçeklendirdiğimizde, aksine bizim mezo ve makro evrenimizin olasılıkçı, atom altı mikro evrenin ise bizim evrenimize kıyasla daha determinist ( öngörülebilir) olma ihtimalini göz ardı edebilir miyiz?
Belki de evrenimiz tüm bunlardan bağımsız , atom altı dolanık parçacıkların hem her yerde hem de hiçbir yerde olan-olmayan ve olasılık bulutu olarak tanımlanan durumu üzerinden şunu söylüyor da olabilir: “ Aynı şey her şey için geçerli. Benim için de…Hem nedensel hem olasılıkçı . Tabi olduğum yasalar da farklı değil. İçerdiklerimle birim ve sonsuz bir seyahatteyim. Her durağım öncül-öngörülebilir ve soncul (nihai) bir nedenselliğe, süreğen her yolculuğum olasılıkçılığa gebe. Ben bile ön göremem…”
Tarihimiz boyunca ona (evrenimize) yönelik olasılık dahilinde çıktığımız her yolculuğun ara duraklarında bir nedenselliğe ulaşmamız ve hemen akabinde bilinmeyenin keşfinin cazibesi ile yine ve yeniden olasılıkçı bir yolculuğa yelken açmamız bizi şaşırtmamalı. Evrenimizin doğası bu…
Farklı boyutlarının nedensel-olasılıkçı- bilinemez vb. oluşu , birbirine tezattır diyemeyiz. Devinim halinde olana uygundur ve dolayısı ile onu kapsayan yasalar da devinim yasası gereği buna uymak zorundadır.
Evrenimizin her seyahatinin biz nazarında ve aşama aşama ( bilince çıkarma aşamalı) içerdiklerini de kapsayan bir durağı neden olmasın. Bu duraklar neden seyahat gibi sonsuz olmasın…Bu sonsuz . olasılıkçı ve bilinmeze gebe seyahatin , bizim nezdimizde ara duraklarının evvelinde öngörü yahut sonrasında somut olarak ve geriye dönük nedenlenebilir olmasının önünde engel nedir?
Bizlerin nedenselliğe yatkınlığını sağlayan ve medeniyetimizi borçlu olduğumuz bu duraklar değil midir? Ancak evren bu duraklardan ibaret değil…
Aksi de öyle ve evren sırf kesintisiz bir seyahatten de ibaret değil. Sonuçta ona anlam veren ve onu anlamaya çalışan bizler her ne kadar ona içkin olsak da; hem etkilenen hem (çapımız ölçeğinde) etkiyeniz.
Ve bu nedenle bize şunu söylüyor da olabilir: “Seyahatlerimin olasılıkçılığı - öngörülemezliği kadar duraklarımın nedenselliği de aynı oranda somut. Beni de içine katıp “her şeyin teorisi “ arayışına girmeyin, beyhudedir. Nazarımda bir duraktan ibarettir. Aksi durum, benim de tabi olduğum dinamik işleyişe ve devinime aykırı. Bu konuda hüküm verebilmeniz için bana ve içerdiğim her şeyin bilgisine vakıf olmanız gerekir. Bu mümkün değil ki ben bile devinimimden kaynaklı vakıf olamam. En küçük ölçekli bir anın bile sonrasının hükmünü veremem. Dayandığım tek yasa olan devinim bana içkin değil beni aşkın bir yasa ve içerdiğim en devasa yapının (büyük patlama-devasa kara delikler vb.) en büyük etkisi ile gezegeninizdeki en küçük kelebeğin en hafif kanat çırpışı arasında , bana ve içerdiğim her şeye etkisi arasındaki fark sadece şiddeti ile ilgili ve niceldir.”
Buna rağmen evrende önemsenmeyecek küçüklükte bir gezegende olan bizlerin ve kanımca yol göstericisi bilimin, somut ihtiyaçlarımızın zaruri bir yaratısı olarak, var oluş amacına hizmeti gereği soyut, öngörülemez seyahati değil; maddi ve somut olarak işlevsel olan ve medeniyetimizi borçlu olduğumuz öngörülebilir ( nedensel) durakları gözetmesi kadar olağan bir şey olamaz.
Bu ; bizlerin öngörülemez yeni seyahatlere çıkmayacağı anlamına gelmediği gibi , çıktığımız seyahatlerde sonsuza kadar duraksız (nedensel) seyahat edeceğimiz anlamına da gelmemeli…
Zamanı nezdimizde göreli kıldık. Zamana ve mekana (uzaya-zamana) dayalı olasılıkçı seyahatimizi ile nedensel ( determinist) duraklarımızı bundan (görelilikten) neden muaf tutalım?
Neticede biri bir diğerinin alternatifi olmak zorunda da değil. Birini var saymak bir diğerini yok saymanın gerekçesi de olmak zorunda değil. Seyahat ve duraklar…Sonsuz seyahatin sonsuz durağı olur…
Hatta diyebilirim ki; edebi zekamız ikincisini (nedenselliği) bir adım öne çıkarıyor. Bir kişiye, duruma, olaya, olguya yönelik “tarif edilemez” ifadesinin aslında bir tarif içermesi gibi…
Bilimi de ihtiyaç temelli keşfettiğimize göre ; bu bilinmezlerin olasılıkçı durumlarının (bir sonraki-nedenlenebilir durağa kadar) sonuçlarını “öngörülemez” olarak nedenleyip neden kullanmayalım? Zira ötesi Evreni de aşar…
Ve korkarım ki; evrenin bile “bu beni de aşar “dediğine içkin durumlara yönelik aşkın bir keyfiyete açılan yelkenin varacağı ilk durak , bizi başladığımız yerin de gerisine götürecek öznel idealizmin batağına saplama ihtimalini her zaman barındırır. Tek bir seyahate ve tek bir durağa indirgenmiş olarak…Ötesi: Bilimin ruhuna el fatiha…
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 05/04/2026 02:42:49 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/18208
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.