Biz Futbolu Biraz da Mucizelere İnandığımız İçin Seviyoruz
2002 Dünya Kupası’nın unutulmaz mirasından 2026 Dünya Kupası heyecanına; Türkiye’nin futbol hafızası, Millî Takım umudu ve milyonları birleştiren o büyülü gol anları üzerine duygusal bir yazı.
Biz Futbolu Biraz da Mucizelere İnandığımız İçin Seviyoruz
- Blog Yazısı
İçimde tatlı bir heyecan var bugünlerde…
Her ne kadar hazırlık maçlarını izleyemesem de heyecanla Dünya Kupası maçlarını bekliyorum. Çünkü bazen futbol kimin daha güçlü olduğundan çok kimin daha inançlı olduğunu sorguluyor.
Elimizde çok heyecan verici, kendi takımlarında yıldızlaşmış muhteşem bir kadro var. Kabul yedek kulübemiz ilk 11’i destekleyebilecek kadar formda bir sezon geçirmedi. Kaldı ki yıldızlarımız, bireysel performans olarak kendi takımlarında her ne kadar başarılı olsalar da burada misyon çok farklı… Hatta ağır. Omuzlarındaki yük bir ülkeyi mutluluk gözyaşları ile günlerce sokağa dökebilecek nitelikte. Bu psikolojik savaştan başarıyla çıkacaklarına dairse inancım, tam.
Çoğu yıldızımız henüz doğmamışken katılmıştık son Dünya Kupası’na… Pek çoğu çocukluğunda o maçları izleyerek bu günleri hayal etmişti belki de… Ne büyük zafer şimdi o hayali yaşıyor olmaları kim bilir. Açıkçası kelimelerle tarif edilemeyecek kadar güçlü, onurlu ve gururlu olduklarını biz ekran başından hissedebiliyoruz.
Bir yandan da iyi bir turnuva geçirebilme arzusuyla sıkı çalışıyorlar bugünlerde. Hepsine tüm samimiyetimle muzaffer oldukları nice maçlar ve şanslı oldukları kura çekimleri diliyorum.
Dün gibi hatırlıyorum 2002’yi… Henüz 2 sene önce Galatasaray’ın UEFA Kupası ve Süper Kupa zaferleri neticesinde, tüm milleti sokağa döken jenerasyonun yüreklerimizde yeşerttiği o muhteşem “aynı” duyguyu, bir kere daha deneyimleyeceğiz zannetmiştim.
Biliyor musunuz; yarı finalde Brezilya’ya elenme sebebimiz bendim.
Şaka değil.
Totem yapmıştım; heyecanı çok yüksek maçlar olduğu için asla hiçbir maçı izlemeden sadece kutlamalara katılacaktım. Ve fakat Milli Takım yarı finale kalınca tutamadım kendimi… Gözyaşları içerisinde seyrettim o maçı. Yenildik. Tek golü Ronaldo attı. Tam da o gün nefret ettim Ronaldo’dan, bir daha da hiç sevemedim.
Herkes biliyordu totemimi… Kimse elbette sitem etmedi ancak yıllarca ben yedim kendi kendimi… Uzun süre izleyemedim çok sevdiğim Galatasaray’ı bile… Biraz da kızımın doğumunu bahane ettim kendime, öyle sessizce çekildim köşeme…
Ama çok ağladım istemsizce. O totemi bozmamalıydım, her neyse…
Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.
Benim için 2002’deki en etkileyici hikâye, gol ya da madalyadan çok, İlhan Mansız’ın kendisini şaha kaldırdığı o efsaneleşme hikâyesiydi. Çünkü esasında İlhan Mansız o turnuvaya giderken bir Dünya yıldızı değildi. Avrupa’da iyi bir kulüpte de oynamıyordu. Dahası; rüzgârda savrulan uzun saçları da olmasa Beşiktaş taraftarı hariç çoğunun ayırt edemeyeceği sıradan bir profesyoneldi.
Ve fakat gün Senegal maçına geldi. Çeyrek final uzatmaları oynanıyordu. Artık hepimiz maç penaltılara kaldı diye düşünürken o sırada oyuna sonradan dahil olan İlhan Mansız gol attı. Bu Türkiye için ilkti; artık yarı finaldeydik… Bu gol bildiğim kadarıyla Dünya Kupası’nın son altın golü olarak literatüre de geçti.
Yarı finalde Brezilya’ya elenince 3.’lük maçımızı Almanya’ya elenen Güney Kore ile oynadık. O maç da bambaşka bir hikâye idi… Tüm tribünlerde “Kore Şehitlerimizin ve Gazilerimizin anısına” Türk Bayrakları, Türkiye’ye minnetini gösteren Güney Kore vatandaşları, pankartlı görsel şovu ile gözlerimizi sulandırıyordu. Yenilseydik zerre üzülmezdim yani… 50 yıl sonra dahi dedelerimizin unutulmamış olması, öylesine güçlü bir minnet gösterisi, bence çok özeldi. Maça da damgasını vuran yegâne şeydi.
Final havasında karşılıklı sevgi gösterileri ve dinamik bir futbol şovu ile geçti maç. Türkiye gol atıyor, bizimle birlikte Güney Kore tribünleri de kendinden geçiyordu. Şimdi yazarken bile gözlerim doldu.
O maçta İlhan Mansız daha maçın başlama düdüğüyle birlikte Hakan Şükür’e bir asist yaptı. Dünya Kupası’nın en erken golü rekorunu hala daha elinde tutuyor olabilir o gol. Devamında 2 gol daha atarak adeta küllerinden doğdu. İlk yarı bitmeden biz 3.’lük kutlamalarına başlamıştık bile…
Aslında o kadronun tamamı biraz böyleydi. Eleştirilerle yerden yere vurulan Şenol Güneş milli kahraman, Rüştü Rençber uzun saçları ve saç bandıyla Dünya’nın en iyi kalecisi hatta Hasan Şaş Ronaldinho’dan bile daha çok parlayan, konuşulan isim olmuştu. Aklımda kalanlar kaptan Bülent Korkmaz’ın liderliği, Hasan Şaş’ın şapka çıkartılası inanılmaz çalımları, Tugay Kerimoğlu, Fatih Akyel, Ümit Davala, Yıldıray Baştürk ve daha nice yıldız oyuncuların bir aileden öte birbirine sıkıca kenetlenişi…
Bizden çok daha teknik, çok daha disiplinli takımlara karşı “iman gücüyle” de olsa muhteşem bir varoluş gösterisi yapmıştık.
Sonuçtan bağımsız; jetlerle Milli Takım’ın ülke hava sınırlarına giriş anını canlı izleyişimiz, bugün bile beni duygulandırıyor. Sokaklarda 3.’lük kutlamalarındaki o ailevi, samimi ve kadınlı erkekli görsel şöleni tekrar yaşama arzusu, yüreğimi şimdiden çok heyecanlandırıyor.
O zamanlar sosyal medya yoktu ancak Tarkan’ın “Bir oluruz yolunda” şarkısı her yerde ve dillerdeydi. Bugün bile tahttan inmedi.
Ne yalan söyleyeyim özledim; o heyecanı da coşkuyu da.
Bu ülkenin milli hafızasını diri tutacak muhteşem bir atmosfer, aidiyet duygusunu coşturacak inanılmaz bir turnuva. Dahası; sosyal medya sayesinde belki de bugüne kadar hiç gerçekleşmemiş bir ülke tanıtımına, Türkiye’nin adının herkes tarafından layıkıyla anılmasına vesile olacağız, kim bilir. Yolumuz en çok da bu yüzden açık olsun.
O gün, yıllarca “bizden bir şey olmaz” denilen bir ülkenin çocukları Dünya’nın en büyük sahnesinde korkusuzca temsil etti bizleri. “Demek ki biz de başarabilirmişiz” umutlarını milyonlarca çocukta yeşertti. Yerli ve millî ruh dedikleri benim için onurlu gözyaşlarından ve bu birliktelikten ibaretti.
Belki de bu yüzden 2002’yi çok özlüyoruz. Kaderimizi değiştirebilecek hikayelerin yazılabileceğine tekrar şahit olmamız gerek demek ki.
Kaldı ki Dünya Kupası’nı sevmemin tek sebebi futbol değil sadece… Bu tür görsel şölenler insanoğluna kim olduğuna dair mesaj vermek için de son derece isabetli yerler.
Tıpkı Bad Bunny’nin bu seneki Super Bowl sahnesinde yaptığı gibi…
İnanıyorum ki bu turnuvada da çok etkili mesajlar verilecek. İnsanlık birlik, kardeşlik ve doğa ile uyuma belki de davet edilecek. Aynı apartmanda yaşayan ama birbirine selam vermeyen insanlar aynı golde ayağa kalkıp, aynı penaltıda üzülecek. Statlarda, sokaklarda, ekran başında birbirini daha önce hiç görmemiş insanlar kucaklaşıp gözyaşı dökecek. Küçük çocuklar attıkları her şutta kendilerini finalde hayal edecek. Yaşlılar kendi gençliğini, annelerse kendi çocuklarının sevincini izleyecek.
Futbolculara göre yeni saç stilleri, görsel şovlara göre yeni moda trendleri, performansa göre yeni futbol yıldızları belirecek.
Her halükârda hepimiz için umutlar tekrar ve tekrar yeşerecek. E tabi dualar da milli takımlara yöneltilecek.
Unutmadan; Shakira’nın da bu 4. Dünya Kupası imiş. Müthiş bir istikrar…
Favorim Türkiye demek isterdim ama maalesef İspanya. Topa hükmetme cesaretiyle, oyunu güzelleştirme inadına güveniyorum. Finalde karşısında Fransa olur. 3.’lük maçı da Arjantin ile Almanya arasında oynanır. Disiplin ile yeteneğin, organizasyon ile hayal gücünün kavgası olur bu maçlar.
Yarı finalde Arjantin’i görmek de biraz ütopik, kabul. Çünkü futbol biraz da hafızadır. Messi’nin ardından gelen kuşağın, o büyük mirası taşıma çabası ne kadar etkili olacak bakalım. Arjantin yerine Brezilya olursa pek de şaşırmam.
İstatistikler bunları söyletiyor.
Ama içimde başka bir ses daha var.
Türkiye…
İmkânsız görülen hikayelerin ülkesi olduğumuza dair inancım tam. Herkesin “olmaz” dediği yerde muhteşem bir peri masalı yaşatabilir bize. Tam “buraya kadardı” derken bir çocuk çıkar, bir topa vurur ve milyonlarca yürek ayağa kalkar. Türkiye’nin bu devlerden birini çeyrek finalde eleyip yarı final oynaması hiç de sürpriz olmaz.
Galiba biz, düzenli başarıdan çok, mucizelere inanarak büyüdük; fazla Pollyanna’yız, kabul. İşte tam da bu yüzden seviyoruz ya futbolu.
Velhasıl kelam; futbolun kendisi gelir, geçer.
Kupalar tozlanır. Madalyalar kararır. Şarkılar bile bir gün anı olarak kalır.
Ama bir gol anında hiç tanımadığım insanlardan birbirine sarılıp, çığlık çığlığa, gözyaşlarıyla kutlayacağım o zafer anları; insanlığın hala kurtulabileceğine dair inancımı tazeleyen şeyin tam olarak kendisi… Benim için mucize belli ki birkaç saniyelik o büyülü anda gizli.
Bu yüzden bazı futbolcular sadece forma giymez; benim gibi milyonlarca insanın hafta boyunca taşıdığı yorgunluğu, umudu ve inadını da omuzlarında taşır.
…
Bir ay boyunca en unutulmaz hayallerde buluşmak dileğiyle…
Her halükârda kazanan biz olalım.
- 1
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 26/07/2026 01:02:04 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/23175
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.