Karasinek: Kirlenmenin Eşiği
Bazen tiksinti yalnızca biyolojik bir refleks değildir; insanın sınırlarına, mahremiyetine ve onuruna dokunan daha derin bir hafızadır.
Karasinek: Kirlenmenin Eşiği
- Blog Yazısı
Karasineklerden tiksinirim.
Bunu süsleyerek söylemenin daha zarif bir yolu var mı, bilmiyorum. Belki vardır ama benim tiksintim zarif bir şey değil. İnce ince tarif edilecek, makul bir sebebe bağlanacak, çocukluk anısıyla yumuşatılacak bir duygu da değil. Çok daha ilkel bir yerden, doğrudan bedenin savunma mekanizmasından geliyor. Çünkü zihnim rasyonel bir analiz yapana kadar, vücudum benden önce kararını veriyor.
O ince, kirli, ısrarcı vızıltı bana ait olana dokunduğu anda benliğimde bir şey yerinden oynuyor. Yüzüm, omuzlarım, ellerim, hatta bulunduğum mekânla kurduğum bütün ilişki bile saniyeler içinde değişiyor. Az önce tamamen bana ait olan her neyse, birden dokunmak istemediğim yabancı ve tekinsiz bir şeye dönüşüyor.
İnsan bazı şeylerden korkmaz da onlara tahammül edemez ya, karasinek bende tam olarak böyle bir yere denk düşüyor. Korku değil bu, panik de değil. Daha çok, bedenimin bütün hücreleriyle “bunu istemiyorum” diye bağırması. Anlamadan, açıklamadan, gerekçe sunmadan, ikna edilmeyi beklemeden…
Benim karasineklerle meselem de tam burada başlıyor.
Küçük, siyah, ısrarcı bir varlığın odada dönüp durması; cama çarpıp geri gelmesi, o susturulamaz kanat sesiyle havayı adeta akustik bir kirliliğe boğması... Sanki yalnızca etrafımda değil de içimde de dolaşması ya da pat diye yediğime, içtiğime, hatta tenime dokunması… Bana hep bir şeylerin çürüdüğünü, fark etmediğim karanlık bir köşeden pis kokular geldiğini ve dahası; kurduğum düzenin bozulmaya başladığını düşündürüyor.
Bunun büyük bir hikâyesi var mı diye çok düşündüm. Çocukluğumdan kalma bir sahne, bastırılmış bir travma, kokuşmuş bir ev, yaz günü açık kalmış bir yemek mi?
Hayır, hatırlamıyorum.
Üstelik bu rahatsızlık, bütün küçük canlılara duyduğum genel bir ürpertiyle benzer de değil. Bunu en çok oradan anlıyorum. Daha önce mikroskop altında karıncaları, sivrisinekleri, arıları gördüğümde o karmaşık anatomileri beni ürkütmüştü mesela. O büyütülmüş görüntülerde eklemler, tüycükler, iğneler, gözler ve zırhlar adeta özel üretim mini robotlara, bambaşka bir dünyaya ait kusursuz makinelere benziyordu. İnsan o görüntülere bakınca, küçüklükleri sayesinde sıradan bulduğu canlıların aslında ne kadar keskin ve başka bir mühendisliğe sahip olduğunu hissedebiliyor.
Fakat tuhaf olan şu ki; gerçek hayatta ne karıncalardan tiksinirim ne sivrisineklerden ne de arılardan. Karınca, kendi yolunda yürüyen telaşlı bir sistemin işçisi. Sivrisinek rahatsız eder, ısırır, uykuyu böler ama bende karasineğin uyandırdığı o "kirlenme" hissini asla yaratmaz. Arı ise bambaşkadır; yaklaşınca temkinli olurum ama varlığında neredeyse saygı duyulacak bir düzen, matematiksel bir amaç, bir zarafet olduğunu bilirim. Demek ki meselem küçüklükle, kanatla, böcekle ya da canlı anatomisinin tuhaflığıyla ilgili değil.
Karasineği ayıran temel bir fark var. O, yalnızca canlı olduğu için değil; nereden geldiği, nereye konduğu, ne taşıdığı ve evimin içine ya da bedenime hangi görünmez ihtimali soktuğu için rahatsız ediyor beni. Bedenimin verdiği bu istemsiz tepki karşısında kendimi çıplak hissediyorum.
Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, sitemizin/uygulamamızın çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, %100 reklamsız ve çok daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.
KreosusKreosus'ta her 50₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.
Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.
PatreonPatreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.
Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.
YouTubeYouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.
Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.
Diğer PlatformlarBu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.
Giriş yapmayı unutmayın!Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.
Nedense zihnim onu "küçük" göremiyor. Diğer böcekler gibi salt bir biyolojik varlık olarak algılayamıyor. Çünkü karasineğin temsil ettiği kaos, kütlesinden çok daha büyük.
Mesele yalnızca bir böceğin tenime değmesi değil. Ten dediğimiz şey, sanıldığı kadar basit bir yüzey, alelade bir deri tabakası değil; o bir sınırdır. Bize ait olanla dışarıdan gelenin arasına çekilmiş, benliğimizin son güvenlik hattı. İnsan çoğu zaman o çizginin farkına bile varmaz... Ta ki bir şey onu izinsiz ve pervasızca geçene kadar.
Karasinek tam da bunu yapıyor.
O anda aklım, böceğin kendisinden çok geçmişine takılıyor. Az önce neredeydi? Neye değdi? Hangi çürümüş yüzeyden, hangi çöpten, hangi görünmez kirden kalkıp geldi? Şimdi benden ne aldı ya da o görünmez bacaklarıyla bana ne bıraktı? Belki mikroskobik ölçekte bile kayda değer, somut bir tehlike yok. Ama tiksintim zaten gerçeğin istatistikleriyle çalışmıyor; ihtimallerle ve çağrışımlarla çalışıyor. Bedenim aklımın kanıt toplamasını beklemeden peşinen hükmünü veriyor; “kirli!”
Çünkü bu varlık, derinde çok daha temel bir yeri tetikliyor... Temizlik duygumu, mahremiyet algımı, en çok da kontrol ihtiyacımı. İnsan, Dünya’yı tamamen kontrol edemeyeceğini bildiği için kendi küçük alanını, o yalıtılmış ekosistemini düzenlemeye çalışır. İşte o alan benim evimdir, mabedimdir. Ev, yalnızca kapalı bir mekân değil; dışarıdaki kaosa karşı kurduğumuz küçük ve kırılgan bir düzendir. Karasinek, o düzenin tam ortasına fırlatılmış bir anomali gibi, davetsizce içeri girer.
İtiraf etmeliyim; yaş aldıkça insana tuhaf bir şey oluyor, tiksindiği şeyleri bile sistemin bir parçası olarak okumaya, anlamaya çalışıyor. Doğa bizim estetik beğenimize göre kurulmuş, steril bir laboratuvar değil sonuçta. Bizim "pislik" dediğimiz şey, doğa için çoğu zaman muazzam bir dönüşümün başlangıcı. Çürüyen meyve, ölen canlı, atık... İnsanın hayatta kalmak için uzak durduğu her şeyi, doğa parçalar ve geri dönüştürür. Karasineklerin de bu organik maddelerin çözülmesinde, doğanın sessiz ve sevimsiz çöpçüleri olarak rol oynadığını biliyorum. Gerekli olan her zaman güzel görünmüyor.
Biz sadece gülleri, denizi, kuşları, yıldızları konuşmak istiyoruz. Oysa çürüme de var. Atık, mikrop, ölüm ve dönüşüm de aynı büyük metnin alelade kelimeleri. Belki de karasinek bana en çok bunu, temiz tutmaya çalıştığım hayatımın dışındaki o kirli gerçeği kaba bir dürüstlükle hatırlattığı için bu kadar rahatsızlık veriyor.
Fakat şimdi yazarken fark ediyorum ki, onları asıl sevmeme nedenim biyolojik işlevleri değil; arsızlıkları.
Tıpkı bazı insanlar gibi.
Hani şu her konuda fikri olanlar var ya... Bilmeden konuşanlar, duymadan hüküm verenler, anlamadan yorum yapanlar. Hayatında hiçbir şeyi derinlemesine öğrenmemiş, tek bir konuya gerçek bir mesai harcamamış ama her masada, her cemiyette uzman kesilenler.
Karasinek de tam olarak öyle değil mi zaten?
Her şeye bulaşır. Nerede durması gerektiğini bilmez. Kirliyle temiz, değerliyle değersiz arasındaki farkı gözetmez. Sofraya da aynı rahatlıkla gelir, leşe de. Isırdığın meyvenin üstüne de konar, pisliğin üstüne de. Siz yalnızca küçük bir böcek görüyor olabilirsiniz ama ben onda tahammül edilemez bir huy görüyorum; arsızlık, yüzsüzlük, bulaşıklık…
Sınır bilmeyenleri, haddini bilmeyenleri, her masada kendine bir makam açanları. İçinde hiçbir gerçek emek, hiçbir liyakat taşımadığı hâlde kendini her düzenin merkezine yerleştirenleri hatırlatıyor bana.
Bu yüzden karasinek sesi bana sadece bir kanat vızıltısı gibi gelmiyor. Bir çeşit insan sesi gibi geliyor. Bitmeyen, susmayan, anlamadan konuşan, konduğu yeri kirleten o tanıdık ve yorucu ses...
Demek ki insanın bazı tiksintileri yalnızca biyolojik kalmıyor; yaşadıklarından, hayal kırıklıklarından tortu da topluyor. Bir böcek olmaktan çıkıp, hayatım boyunca karşıma çıkan o arsız kalabalığın, o liyakatsizliğin sembolüne dönüşüyor. Siyasetin bile bu çağrışımın içinde bir yere oturması tesadüf değil. İdealde "düzen kurma sanatı" olması gereken şey, tam tersine düzeni bozanların, sınır ihlal edenlerin şovuna dönüştüğünde de aynı tiksintiyi hissediyorum.
Dahası, insan bazen düşmanını affedebiliyor da dost bildiğinden, akraba saydığından yediği kazığı hazmedemiyor. Menfaatleri uğruna en temel etik kuralları çiğneyebilenleri gördükçe yalnızca güvenim değil, insan doğasına dair iyimserliğim de defalarca yıkıldı. Karasinek bende yalnızca doğanın kirini değil; "insanın kirlisini" de hatırlattığı için bu kadar ilkel bir itiraz yaratıyor.
Tıpkı bir sinek bardağıma konduğunda bir daha o sütü içemediğim gibi; bazı insanlar da hayatıma dokunduğunda bıraktıkları iz, benliğimi aynı derecede tiksindiriyor.
Çünkü biliyorum ki asıl mesele o temasın küçüklüğü ya da büyüklüğü değil; mesele, sınırımın ihlal edilmiş olması. Karasinek, o bardağa konarak bana Dünya’nın izole ve kusursuz bir yer olmadığını gösterir. O arsız vızıltıyı tamamen susturamam, o kirliliği yeryüzünden silemem. Çürümenin ve arsızlığın bu ekosistemin, bu toplumsal düzenin bir parçası olduğunu değiştiremem.
Ama bir dönüm noktası vardır; o sinek bardağa konduktan sonra, o sütün mülkiyeti benden çıkar.
İşte insanın aklını, sınırlarını ve onurunu koruyabilmesi tam olarak burada başlar. İhanetle, hadsizlikle, arsızlıkla kirlenmiş o masada oturmaya devam etmemek… O bardağı olduğu gibi bırakıp o sofradan kalkabilmek.
Çünkü asıl kirlenme, sineğin bardağa konması değil; insanın o sütü midesi bulana bulana içmeye devam etmesi bence.
- 1
- 1
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 23/07/2026 22:26:45 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/23427
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.