Evrim Ağacı Logo Evrim Ağacı
Evrim Ağacı
Reklamı Kapat

"Hayat Üçgeni" vs. "Çök, Kapan, Tutun": Deprem Sırasında Hangi Yöntem Uygulanmalı?

"Hayat Üçgeni" vs. "Çök, Kapan, Tutun": Deprem Sırasında Hangi Yöntem Uygulanmalı?
Editör Seçkisi
Reklamı Kapat

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

2020 İzmir Depremi sonrasında yaygın olarak paylaşılan bazı sosyal medya içerikleri, deprem sırasında yere çöküp, cenin pozisyonunda vücudu küçük bir şekilde kapatıp, masa gibi bir cismin ayağına tutunmayı öneren Çök Kapan Tutun Tekniği yerine, ev içinde yatak veya dışarıda araba gibi bir cismin yanına yatıp, üzerinize düşen cisimlerin bu cisme çarparak çapraz bir şekilde devrilmesiyle oluşan boşluğa sığınmanızı tavsiye eden Hayat Üçgeni Tekniğinin uygulanmasını savunmaktadır.

Bu paylaşımlar, sadece Hayat Üçgeni Tekniği'ni önermekle kalmamakta, ülkemizden AFAD ve AKUT da dahil olmak üzere, Dünya'nın en önde gelen arama-kurtarma ekiplerinin önerdiği Çök Kapan Tutun Tekniği'nin uygulanmasının ölümcül bir hata olduğunu ileri sürmektedir. Bir deprem sırasında uygulanması gereken doğru teknik nedir?

Depremler Sırasında Korunma Yöntemleriyle İlgili Gerçekler

Kusursuz Yöntem Yoktur!

Bir deprem, oldukça kaotik bir olaydır ve dolayısıyla her deprem sonucunda birebir aynı sonuçlar oluşmaz; hatta aynı depremde yıkılan iki bina bile aynı şekilde yıkılmayacaktır. Hatta ve hatta aynı binanın farklı katlarında ve bölgelerinde bile bambaşka yıkım etkileri oluşabilir. Bu nedenle her durumda, her zaman, kusursuz bir şekilde çalışan bir korunma yöntemi bulunmamaktadır. Bireylerin depremden korunma konusunda yapabilecekleri kısıtlıdır; depreme karşı önlem almak, devletlerin sorumluluğudur. Depreme karşı önlem almak konusunda bireysel olarak yapabileceklerinizi buradan öğrenebilirsiniz.

Buna bağlı olarak, az sonra da göreceğimiz gibi, hangi yöntemi kullanmanız gerektiği, yaşadığınız ülkeye ve deprem anındaki şartlarınıza ve hazırlık durumunuza bağlı olarak belirlenmektedir.

Çök Kapan Tutun Yöntemi
Çök Kapan Tutun Yöntemi

Çök Kapan Tutun, Depremlerde Standart Yöntemdir! Neden?

İkinci bir gerçek şudur: Buna AFAD ve AKUT da dahil olmak üzere, Dünya üzerindeki en önde gelen arama kurtarma ekiplerinin istisnasız hepsi Çök Kapan Tutun Tekniği'ni önermektedir (her ne kadar AKUT'un ve AFAD'ın bazı bildirimlerinde Hayat Üçgeni Yöntemi de öneriliyor olsa da).[1], [2], [3] Bunun birkaç basit nedeni vardır:

İlk olarak, depremleri önceden bilmenin herhangi bir yolu olmadığı için, güçlü bir deprem sırasında hareket etmeniz pek mümkün olmayacaktır. Özellikle de depremin merkez üssüne yakın yerlerdeki kişiler, adeta bir şok yiyerek yerlerine çakılırlar. Bu da, ayaktaki kişilerin yere düşmesine, oturan veya yatan kişilerinse en fazla bulundukları yerde kalmalarına veya yere kapanmalarına neden olacaktır.

Bir deprem sırasında yapabileceğiniz en iyi şey, etrafta koşuşturmak ve depremin sizi düşürmesini beklemek yerine, olduğunuz yere kapanarak kontrollü bir şekilde yere yatmanızdır. Mümkünse, yere yatmak yerine bilekleriniz üzerine çömelmelisiniz; çünkü bu sayede sarsıntıyı bir nebze olsun dengelemeniz mümkün olabilir. Depremlerde yaşanan birçok yaralanma, düşme sırasında yaşanmaktadır; bu nedenle bu kısmı olabildiğince kontrollü yapmanız önemlidir. Yere kapandıktan sonra, güvenli bir sığınağa sürünebilirsiniz; ancak yürümeye veya koşmaya çalışmamalısınız. Özellikle de hafif gibi başlayan depremler, sonradan çok şiddetli bir hale dönüşebileceği için...

Kimi zaman depremlerde yıkılma ve cisimlerin düşmesi o kadar hızlı yaşanır ki, hayat üçgeni oluşturacağınız yere gitmeye çalışmaktansa, olduğunuz yere kapanmak hayatta kalma şansınızı ortalamada daha fazla arttıracaktır.

Bir binanın çökme ihtimali, üzerinize ağır cisim düşme ihtimalinden daha düşük olduğu için, öncelikle buna karşı önlem almanız daha avantajlıdır. Her ne kadar depremlerle ilgili internet aramalarının ezici çoğunluğunu yıkılmış binalar donatsa da (ve bu sonuç, depremlerle ilgili en ürkütücü sonuç olsa da - ve bu nedenle medyada abartılı bir şekilde gösterilse de), aslında bir depremden etkilenen binaların ezici çoğunluğu çökmeyecektir. Bu, o binalarda hasar olmayacağı veya büyük bir depremde birçok binanın yıkılmayacağı anlamına gelmez; ancak istatistiki olarak yaklaşılacak olursa, hele ki binaların denetimi düzgün bir şekilde yapılıyorsa, bir deprem sırasında yıkılan bir binada olma ihtimaliniz, yıkılmayacak bir binada olma ihtimalinizden ortalamada daha düşük olacaktır.

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Düşen veya Düşebilecek Cisimlere Dikkat!

Depremlerde yaşanan yaralanmaların en yaygın sebebi, sarsıntılar sırasında yüksek raflardan ve tavandan düşen/fırlayan cisimlerdir. Çök Kapan Tutun Yöntemi'nde, masa benzeri bir cismin altına girme önerisinin nedeni, düşen büyük bloklardan korunmak değil, düşen ve fırlayan cisimlerden (televizyon, lambalar, cam nesneler, kitaplar ve kitaplıklar gibi) korunmaktır. 2006 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nün Felaket Hazırlık Eğitimi Programı'nın bir parçası olan Uluslararası Gelişim Programı Koordinatörü Dr. Marla Petal, şöyle anlatıyor:[4]

[Deprem konusunda oldukça deneyimli olan] Kaliforniyalılara, mutfak masasının altına girmek yerine, buzdolapları veya mutfak tezgahları yanına çömelmiş Türkleri gösteren fotoğrafları gösterdiğimde ağızları dehşetle açık kalıyor. Elbette ki bu insanlar, buzdolaplarının kayarak devrilmesi veya içindeki cisimlerin dışarı fırlaması, ocaktaki sıcak şeylerin üzerlerine düşmesi, tezgahtaki aletlerin devrilmesi ve üstlerindeki dolaplarda bulunan cisimlerin üzerlerine yuvarlanması tehlikesi altındadır. Elbette bu kişiler, mutfak masasının altına veya mutfak kapısının dışında saklanmalıdır. "Bir keresinde bir insanın bu şekilde kurtulduğunu görmüştük." türü anekdotal anlatımlar, tam da bu türden çılgınlıklara neden olmaktadır. Sırf bu yalanlar dolayısıyla Türkiye'de insanlar ölecektir.

Eğer etrafınızda altına girebileceğiniz bir masa yoksa, binaların en iç taraftaki duvarlarından birinin yanına çömelmek ve kafanızı korumak da hayatta kalma şansınızı arttıracaktır. Bunun sebebi, binaların çökme sırasında dış duvarlarının daha kolay yıkılması ve bu sırada camların patlayarak şarapnel etkisi yaratabilmesidir. Evrim Ağacı ekibinden olan ve yüksek lisansını Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Mekanik Anabilim dalında tamamlamış, şimdiyse bir yapı mühendisi olarak çalışan Tuygur Can Seçkin, konuyu şöyle anlatıyor:

Tam göçme olan binaların ana taşıyıcısı olan çekirdek perde/kolon sisteminin betonarmesinin döşeme, bölme duvar vb. diğer elemanlara kıyasla daha mukavim olmasından dolayı, çöken binaların içerisinde en çok yaşam üçgeni barındıran bölgeler çekirdek betonarmesine yakın olan bölgelerde ortaya çıkıyor. Ancak aynı zamanda bu betonarme elemanlar da diğer elemanlardan daha ağır ve çok daha sert olduğu için altında kalırsanız darbe sönümleyici bir etkisi olmuyor, direkt eziyor ya da uzuv koparıyor.

Üstüne kaset döşeme çöken birinin hayatta kalma ihtimali daha yüksek oluyor, ancak üstüne kolon-kiriş çöken birinin o yük altından çıkma ihtimali olmuyor. Ancak aynı örnekten gideyim, kaset döşeme çökerken plak halinde çöküyor ve altında yaşam üçgeni bırakmadan tost etkisi ile yıkılıyor, iç kısımlardaki ana taşıyıcı çekirdek perde/kolon/kirişler yıkılırken altlarında yaşam üçgeni barındırma ihtimali daha yüksek oluyor.

Binaların dış cephelerindeki betonarme kolon ve kirişler iç çekirdektekinden daha az zati yük taşıdığı için daha incedirler. Deprem anında aslolan çekirdeğin ayakta kalması için statik hesap yapılır. Çekirdek sistemi ayakta kalan ve cepheleri, cephe kolon ve kirişlerine bağlı olan döşemeleri yırtılan çok bina var. Çöken, tam göçme olan ya da kısmi göçme olan binaların hepsine bakıldığında hayatta kalma ihtimali ağırlıklı olarak iç çekirdeğe yakın olan kısımdaki kolon-kiriş birleşimlerinde oluşan yaşam üçgenlerinden kaynaklanıyor.

Çök, Kapan, Tutun
Çök, Kapan, Tutun
Milliyet

Bir depreme yatağınızda yakalanacak olursanız, yapabileceğiniz en iyi şey olduğunuz yerde kalmak ve kafanızın üstünü bir yastık ile örtmektir. Depremler sırasında yatağından fırlayan kişiler üzerinde yapılan çalışmalar, eğer bu kişiler yataklarında kalacak olsalardı, depremde aldıkları hasarları muhtemelen almayacaklarını göstermektedir. Yatağınızdan uzaklaşmaya çalışmanın veya kendinizi yatağın kenarına bırakmanın hayatta kalma şansınıza dikkate değer bir katkısı olmayacaktır.

Ancak düşen ve fırlayan nesnelerle ilgili olarak yapabileceğiniz en iyi şey, henüz bir deprem yaşanmadan önce bu cisimleri sabitlemektir. Örneğin üst tarafları daha ağır olan eşyalarınızı, esnek lastikler kullanarak duvara sabitleyebilirsiniz. Depremlere özel olarak üretilen macunlar ve cırt-cırtlar kullanarak masalar, çekmeceler ve diğer eşyalar üzerindeki cisimleri, oldukları yere sabitleyebilirsiniz. Çekmecelerinizi açılmaya karşı önleyici düzeneklerle pekiştirerek, deprem sırasında rastgele açılıp, cisimlerin fırlamasını önleyebilirsiniz.[5]

Eski, Bakımsız, Kusurlu Bir Binada Yaşıyorsanız...

Her ne kadar dünyanın önde gelen kurtarma ekipleri ve uzmanları Çök Kapan Tutun Yöntemi'ni öneriyor olsa da, eğer ki yaşadığınız ülkede (veya binada) depreme dayanıklı bina inşaatı ve denetimi yapılmıyorsa, Çök Kapan Tutun Yöntemi'ni denemek yerine, özellikle de giriş katındaysanız, binadan olabildiğince hızlı bir şekilde çıkmaya çalışmak gerektiği vurgulanmaktadır. Bu durumda bile Hayat Üçgeni uygulaması önerilmemektedir; ancak bu konuda daha fazla araştırılma yapılması gerekmektedir.

Farklı Senaryolarda Yapmanız Gerekenler

Deprem sırasında farklı senaryolarda yapabileceklerinizi şöyle özetleyebiliriz:[6]

  • Yüksek Binalarda: Olduğunuz yere veya bir masanın altına çökün, kapanın ve kafanızı koruyun. Asansörlere binmeyin. Yangın alarmı veya yangın söndürme sistemleri devreye girerse şaşırmayın.
  • Dışarıda: Binalardan, ağaçlardan, tabelalardan ve elektrik direklerinden uzaklaşın. Çökün, kapanın, tutunun.
  • Bina Arası Sokaklarda: Bir giriş kapısına çökün, kapanın, tutunun. Düşebilecek tuğla, cam, sıva ve diğer döküntülere dikkat edin.
  • Araba Sürerken: Yolun kenarına çekin, arabayı durdurun. Üst geçitlerden, elektrik direklerinden ve diğer tehlike unsurlarından uzak durun. Deprem geçene kadar arabanızı terk etmeyin.
  • Kalabalık Dükkan veya Diğer Halka Açık Alanlarda: Çıkışlara koşmayın. Raflardan düşebilecek cisimlere karşı uyanık olun.
  • Tekerlekli Sandalyede: Sandalyenizden kalkmayın, düşmeyin, uzaklaşmayın. Eğer hareket edebiliyorsanız, güvenli bir yere geçin, tekerleklerinizi kilitleyin ve öne doğru hafifçe eğilerek, kafanızı kollarınızla koruyun.
  • Mutfakta: Buzdolabı, ocak ve diğer dolaplardan uzak durun. Deprem öncesinde bunların kapılarının deprem sırasında açılmayacak şekilde sabitlendiğinden emin olun.
  • Stadyum veya Sinemada: Koltuğunuzdan kalkmayın, kafanızı kollarınızla koruyun. Deprem durana kadar kaçmaya çalışmayın. Sonrasında sakin ve düzgün bir sırayla çıkış yapın.
  • Deprem sonrasında da artçı sarsıntıların devam edebileceğini unutmayın.

Hayat Üçgeni ile İlgili Problemler

Doug Copp isimli bir sözde bir yıkım uzmanı tarafından 1985 Mexico City Depremi sonrasında fark edilen, sonrasında Türkiye'de yapılan bir yıkım çalışması sırasında geliştirilen Hayat Üçgeni, oldukça problemli bir iddialar dizisine ve yaratıcıya sahiptir. Öncelikle yöntemi, yaratıcısının ağzından dinleyelim. Sonrasında bu yöntemin sorunlarına bakalım, sonrasındaysa yaratıcısıyla ilgili sorunlara göz atacağız.

Hayat Üçgeni Nedir?

Doug Copp tarafından yazıldığı iddia edilen ve güvenilir bazı kaynaklarca da referans olarak kullanılan bir mektup, şöyle söylemektedir:

Adım Doug Copp. Dünyanın en tecrübeli kurtarma birimi Amerikan Uluslararası Kurtarma Ekibinin Kurtarma şefi ve afet olayları müdürüyüm. Bu makaledeki bilgiler bir deprem anında hayat kurtaracaktır.

İçinde 20 maket olan bir okulu ve evi yıktık. On maket "çömel ve korun" metodunu uygularken, 10 maket "hayat üçgeni" metodumu uyguladı. Tasarlanmış yıkımdan sonra görüntüleri filme almak ve sonuçları belgelemek için enkazı geçip binaya girdik. Bina yıkımlarında oluşabilecek şartlar dahilinde direk olarak gözlemlenebilen ve bilimsel şartlar altında hayatta kalma tekniklerimi uyguladığım film "çömelip korunan/saklanan" kişiler için hayatta kalma şansının sıfır olduğunu ortaya koydu. Hayat üçgeni metodumu kullananlar için hayatta kalabilme şansı yaklaşık olarak %100 oldu. Bu film Türkiye'de ve Avrupa'nın geri kalan kısmında milyonlarca izleyici tarafından izlendi. Bu film ABD, Kanada ve Güney Amerika da bir TV programında izlendi.

Enkazına girdiğim ilk bina 1985 Mexico City depreminde bir okuldu. Bütün çocuklar sıralarının altındaydı. Her bir çocuk kemiklerinin kalınlığına kadar ezilmişlerdi. Sıralarının yanındaki koridorlara uzanmış olsalardı hayatta kalmış olabilirlerdi. Bu "ayıptı, gereksizdi" ve çocukların neden koridorlarda (sıraların arasında) olmadığını merak ettim. O an, çocuklara bir şeyin/eşyanın altına saklanmalarının söylendiğini bilmiyordum.

Basitçe ifade edilirse, binalar yıkılırken, objelerin üzerine düşen tavan ağırlığı veya içerideki mobilyalar bu nesnelere çarparken yanlarında bir yer, boşluk bırakırlar. Bu boşluk benim "hayat üçgeni" dediğim alandır. Nesne ne kadar büyük ve ne kadar dayanıklı olursa daha az ezilecektir. Nesneler ne kadar az ezilirse boşluk ve bu boşluğu kullanan kişinin yaralanmama olasılığı o kadar artar. Bir dahaki sefere televizyonda yıkılan bina izlerken gördüğün üçgenleri say. Her yerdeler. Yıkılan bir binada göreceğiniz en yaygın biçimdir.

1) "Binalar çökerken basitçe "çömelen ve korunan" kişiler istisnasız her defasında ezilerek ölüyorlar. Masa, araba gibi nesnelerin altına giren kişiler her zaman ezilirler.

2) Kediler, köpekler ve bebekler‘in hepsi doğal bir şekilde dizlerini ana rahmindeki gibi karınlarına doğru çekerek kıvrılırlar. Deprem anında siz de bu şekilde kıvrılmalısınız. Bu, doğal bir güvenlik ve hayatta kalma içgüdüsüdür. Daha küçük bir boşlukta hayatta kalabilirsiniz. Hafifçe ezilecek ama yanında boşluk oluşturacak bir kanepenin, geniş büyük bir eşyanın yanında dur. 

3) Ahşap evler deprem anındaki en güvenli yapılardır. Sebebi basittir; ahşap esnektir ve depremin zorlamasıyla hareket eder. Eğer ahşap bina çökerse geniş yaşam boşlukları oluşur. Ayrıca, ahşap binalar daha az yoğunlukta yıkılış ağırlığına sahiptir. Tuğla binalar ayrı tuğla parçalarına ayrılacaklardır. Tuğlalar bir çok yaralanmalara sebep olacaktır ama (beton) bloklardan daha az ezilmiş vücutlar oluştururlar.

4) Eğer gece yataktayken deprem olursa, basitçe yuvarlanarak yataktan düşün. Yatağın çevresinde güvenli bir boşluk oluşacaktır. Oteller müşterilerine deprem anında yatakların yanında yere uzanmalarını salık veren bir uyarı notunu odalarda her kapının arkasına asarlarsa depremlerde çok büyük hayatta kalma oranlarını sağlayabilirler. 

5) Televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapıdan veya pencereden dışarı kaçmak mümkün değilse, kanepe veya büyük bir koltuğun/sandalyenin yanında cenin pozisyonunda kıvrılarak yere uzanın.

6) Bina çökerken kapı kirişlerinin altına geçen herkes ölür. Nasıl mı? Eğer kapı kirişlerinin altına geçerseniz ve kapı kirişi öne veya arkaya doğru düşürse inen tavanın altında ezilirsiniz. Eğer kapı kirişi yana doğru yıkılırsa ikiye bölünürsünüz. Her iki durumda da ölürsünüz!

7) Hiçbir zaman merdivenlere gitmeyin/yönelmeyin. Merdivenler (ana binadan) farklı bir "frekans aralığına" sahiptir; ana binadan bağımsız/ayrı olarak sarsılırlar. Merdivenler ve binanın geri kalanı devamlı olarak birbirlerine çarparlar, ta ki merdivenlerin yıkılışı gerçekleşene kadar. Merdivenlere ulaşan insanlar basamaklar yüzünden yaralanırlar. Korkunç şekilde sakatlanırlar. Bina yıkılmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. Merdivenler binanın hasar görmesi en muhtemel kısmıdır. Depremde yıkılmamış olsa dahi, merdivenler bağırarak kaçmaya çalışan insanların aşırı yüklenmesi ile çökebilir. Merdivenler binanın geri kalan kısmı zarar görmemiş olsa dahi her zaman güvenlik açısından kontrolden geçirilmelidir.

8) Binanın dış duvarlarına yakın yerlerde durun, mümkünse dışına çıkın. Binanın iç kısımlarındansa dış kısımlarına yakın yerlerde olmak çok daha iyidir. Binanın dış çevresinden ne kadar içeride olursanız, çıkış yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktır.

9) Aynen Nimitz yolundaki katlar arasındaki (yıkılan) blokların meydana getirdiği gibi, deprem anında üst yolun yıkılmasıyla ezilen araçların içinde bulunan insanlar ezilirler. San Francisco depreminin kurbanlarının hepsi araçlarının içindeydiler. Hepsi öldü. Araçlarının dışına çıkıp, aracın yanına uzanıp veya oturarak kolaylıkla hayatta kalabilirlerdi. Ölen herkes eğer araçlarından çıkıp, araçlarının yanına oturabilseler veya uzanabilselerdi yaşıyor olabilirdi. Ezilen bütün araçların yanında-kolonların direkt olarak üzerine düştüğü araçlar hariç- 3 feet yükseklikte boşluklar oluşmuştu. 

10) Enkaz halindeki gazete ofislerini ve çok miktarda kağıdın olduğu ofisleri dolaşırken kağıdın sıkışmadığını/ezilmediğini keşfettim. Kağıt yığınlarının/kümelerinin etrafında geniş boşluklar bulunur/oluşur.

Hayat Üçgeni Neden Önerilmez?

Yanlış Yıkım Tipi Algısı

Yukarıdaki iddiaların ezici bir çoğunluğu hatalıdır. Çünkü depreme dayanıklı (veya deprem gözetilerek) tasarlanan binalar, metinde iddia edildiği gibi pankek (veya kadayıf) şeklinde, yani üst katların alt katlara kusursuz bir paralellikte çöktüğü biçimde yıkılmazlar. Depremler, yatay sarsıntılar yaratırlar ve bu nedenle binalar, çok farklı biçimlerde parçalanarak yıkılabilirler. Eğer her cisim yere paralel bir şekilde düşseydi, Hayat Üçgeni Yöntemi belki başarılı olabilirdi; ancak gerçek hayatta böyle bir yıkım türü görülmez.

David Copp ile ilgili en büyük problem, bu yöntemi pazarlayabilmek adına yaptığı paylaşımlarda, yönteminin deneysel olarak ispatlandığını iddia etmesidir. İddia ettiği deney, gerçekten de Türkiye'de yapılmıştır! Ancak bir sorun var: Yapılan deney, bir depremi simüle etmiyordu; bir kontrollü yıkım işiydi ve yıkım sonrasında bir arama-kurtarma provası yapılacaktı. Bu sırada, maketler de yerleştirilerek gerçekten de bu tür bir yıkımın etkileri incelendi.

Sorunsa şu: Kontrollü yıkımlar, bilerek katların üst üste düşmesi şeklinde yapılır; böylece etrafa saçılan parçalar ve hasar minimize edilir. Patlayıcılar kullanılarak kolonlar kesilir ve böylece katlar birbirinin üstüne yıkılır. Gerçek depremler ise böyle bir etkiye sahip değildir - özellikle de binalar deprem mühendisliği standartlarına uygun bir şekilde inşa edilmişse! Petal, şöyle anlatıyor:[4]

Türkiye'de bu proje üzerine çalışan meslektaşlarım, o binanın yıkım için hazırlandığını ve sonrasında da bir arama kurtarma operasyonu pratiği fırsatı sunacağını doğruladılar. Neler olacağını görmek için, binanın farklı yerlerine maketler yerleştirdiler. Gerçekten de büyük ve ağır cisimlerin yanındakiler hasar görmemişti.

Ama sorun şu: Binayı yıkabilmek için sütunları yıktılar ve binanın pankek (veya kadayıf) gibi çökmesine neden oldular. Bir deprem simülasyonu yapmıyorlardı. Depremler dalgalar halinde gelir. Yatay sarsıntılara neden olurlar. Bu sırada çok çeşitli tipte hasarlar üretirler. Bu deneyde bu tür bir sarsıntıya dair hiçbir şey üretilmediği için, depremle ilgili bize hiçbir şey söylemeyez. Yıkım sırasında olduğu yerde kalan büyük ve ağır cisimler, depremlerde odanın diğer ucuna savrulabilir.

Hayat Üçgeni hipotezini destekleyecek bir deney yapılabileceğini bir anlığına varsaysak bile, pankek tipi çökmeyi gösteren bu uygulamadan elde edilen veriler, desteklenmiş betonarme binaların çöküşüyle ilgili en nadir görülen çökme tipine dair fikirler sunmaktadır. Bunun dışında en az 4 yaygın çökme türü vardır. Kocaeli Depremi'ndeki binaların %3'ünden daha azı pankek şeklinde çökmüştür. Dolayısıyla bu sonuçlar, çöken binaların diğer %97'sinde ve çökmeyen binalarda olabileceklere dair bize neredeyse değerli pek az bilgi vermektedir. Popülasyonun geneline öneri verirken, Copp'un bu deneyden elde ettiği verilerin çok ama çok ötesine bakmak gerekmektedir.

Reuters

İstanbul Teknik Üniversitesi Afet Yönetim Merkezi ve Meteroloji Mühendisliği Bölümü profesörlerinden Dr. Mikdat Kadıoğlu ise şöyle diyor:[7]

1999 Marmara depremlerinde "Deprem anında yatıp cenin pozisyonu almak" gibi yanlış bir şeyi halkımıza aşıladılar. İşi ilerleterek yassı kadayıf olmuş birkaç binada eşyaların bıraktıkları boşluklara bakarak “hayat üçgeni” ya da “yaşam boşluğu” da icat ettiler. (...) Ülkemizde depremden korunmak için uydurulan kuralların çoğu bilimsel değil. Örneğin, arama-kurtarmacı afetlerden korunma uzmanı değildir. Asla deprem anında tamamen yıkılıp yassı kadayıf olacak binalara göre kural konulmaz; depreme maruz kalan binalar arasında yassı kadayıf olan bina yüzdesi 3’ü geçmez, yassı kadayıf şeklini alan binalar tüm binaları temsil etmez, yani doğru örnek değildirler.

Dünya'nın en önde gelen jeoloji kurumu olan ABD Jeolojik Araştırma Birimi (USGS), Yaşam Üçgeni Yöntemi ile ilgili olarak şunları söylüyor:[20]

Yaşam Üçgeni Yöntemi, deprem sırsında bir insanın alması gereken en iyi pozisyon ile ilgili olarak geliştirilmiş hatalı bir fikirdir. Türkiye'de yaşanan depremlere yönelik gözlemlerden yola çıkarak geliştirilen bu fikir, ABD'deki binalar için uygun değildir. Amerikan Kızıl Haçı'nın belirttiği gibi; çök, kapan ve tutun yöntemi halen var olan en iyi öneridir.

Aslında depremler sonucu yıkılan binalarda "Hayat Üçgeni" olarak adlandırılabilecek "yaşam boşluklarının" oluştuğu doğrudur. Zaten Doug Copp'a ilham veren de, 1985 Mexico City depremi sonrasında arama kurtarma ekiplerinin bu tür boşluklarda kurtulanları aradığını gösteren bir video kaydıdır. Kurtarma çalışmaları sırasında ilk olarak bu bölgelere bakılır. Bu bölgelerin oluşma nedeni, Copp'un da iddia ettiği gibi, genellikle daha büyük ve güçlü cisimlerin daha zor parçalanması ve üzerlerine düşen cisimleri kaydırarak üçgenler oluşturmasıdır.

Sorun, bu genellemenin mutlaklaştırılmasındadır: İlk olarak, güçlü gibi gözüken bir cismin gerçekten de güçlü olup olmadığını bilemeyiz ve onun yanında gerçekten de bir hayat üçgeni oluşacağından emin olamayız. Yani depremlerde hayat üçgenleri oluşuyor olması, hayat üçgenlerinin oluşacağı yerlerin öngörülebilir olduğu anlamına gelmemektedir. Hayat Üçgeni Yöntemi, bunu öngörebileceğinizi vaadederek size hatalı bir güven aşılamaktadır.

Depremler, büyük cisimleri yerinden oynatabildiği gibi, güçlü depremler sırasında bu üçgenlerin oluşacağını sandığınız yerlere gitmeye çalışmanız mümkün olmayabilir veya bunu denemek ölümcül bir hata olabilir. Unutmayın ki binalar yıkılırken kat üstüne kat binecek şekilde yıkılmak zorunda değildir; bir kat, yıkılma sırasında dönerek devrilebilir de... Bu durumda, hayat üçgeni oluşturacağını umduğunuz ağır ve güçlü cisim, üzerinize devrilerek yaralanmanıza veya ölümüze neden olabilir! Hayat Üçgeni Yöntemi, hatalı bir şekilde tek tip bina yıkılma biçimine odaklanmaktadır. Örneğin Kuzey Kaliforniya Yapı Mühendisleri Birliği şöyle yazıyor:[8]

Kuzey Kaliforniya Yapı Mühendisleri Birliği (SEAOC) üyeleri, 1930'lu yıllardan beri Dünya genelinde olan depremleri incelemekte, deprem kuvvetlerine dayanacak yapılar tasarlamakta ve depreme dayanıklı inşaat yönergelerini belirlemektedir. Çöken bir binada kullanılabileceği söylenen "Yaşam Üçgeni" teorisinin insanlara hatalı bir güven aşıladığını ve halk arasında gereksiz yere zarara ve yaralanmalara neden olacağına inanmaktayız. SEAOC'un bu konuda vereceği profesyonel görüş, çök ve korun stratejisinin halen bir deprem sırasında kendinizi korumak için alabileceğiniz en iyi önlem olduğu yönündedir.

Aynı şey, Copp'un Koma Prieta Depremi'nde arabalarında ölenlerle ilgili iddiası için de geçerlidir: Evet, kimi zaman arabaların üzerine düşen tünel ve köprü parçaları, araçların yanında hayat üçgeni oluşturabilir; ancak bu, her zaman buralarda hayat üçgeni oluşacağı veya bunu ummanın daha avantajlı bir strateji olduğunu göstermemektedir. Güçlü depremler sırasında araçların yan yattığı, parçalandığı veya dönerek kaydığı birçok vaka bulunmaktadır. Eğer bir aracın içinde durmak yerine, yanında uzanacak olursanız, aracınızın üzerinize devrilme veya kayma sırasında sizi ezme ihtimali vardır. Dahası, diğer şoförler orada bir insan bulmayı beklemedikleri için, panik halindeyken size çarpabilirler. Aracın içinde kalmak bu nedenle en güvenlisidir; çünkü araçlar, trafik kazaları sırasında da oluşacak parçalanma gibi durumlara karşı korunacak biçimde tasarlanmışlardır.

Deprem sırasında doğru korunma biçimleri. USGS, Amerikan Kızıl Haçı, FEMA, AKUT, AFAD, Porto Riko Sismik Ağı ve daha nice uzman, bu yöntemi önermektedir.
Deprem sırasında doğru korunma biçimleri. USGS, Amerikan Kızıl Haçı, FEMA, AKUT, AFAD, Porto Riko Sismik Ağı ve daha nice uzman, bu yöntemi önermektedir.
Red Sismica

"Bir Kişiyi Daha Kurtarsak Kârdır!" Yanılgısı

Diğer birçok konuda olduğu gibi, algıda seçicilik kavramı depremlerde de karşımıza çıkan, problemli bir psikolojik olgudur. Doug Copp gibi akademik yeterliliği olmayan veya bilimsel şüphecilik konusunda donanımlı olmayan kişiler, çok az sayıda veriden büyük çıkarımlara vararak aceleci genelleme safsatasına düşerler.

Örneğin 1000 buzdolabının yanında hayat üçgeni oluşmuş olması, Hayat Üçgeni Yöntemi'nin önerilmeye değer bir yöntem olduğunu göstermemektedir. Çünkü 100 veya 1000 gibi mutlak sayılar, istatistiki açıdan anlamsızdır. Kaç adet buzdolabına yıkılan kolon vakasında bu üçgen oluştu? Asıl soru budur. Deprem güvenliği konusunda yapılan öneriler, spesifik vakalardan değil, genellenebilir sonuçlardan gücünü almalıdır.

Elbette herkes göçük altından daha fazla insan çıkarabilmeyi ister; arama kurtarma ekiplerinin var oluş amacı budur, yegâne arzuları da bu yöndedir. Ancak işin gerçeği, kurtarılan her birey için ne yazık ki 50 kadar ölü bedene ulaşıldığıdır.[4] Bu kurtarılan kişilerden bir tanesinin öyküsünü, diğerlerine haykırarak genellemeler yapmaya meyilli olmak normaldir: "Bak, bu kişi dolabın yanına sığınmış, hayat üçgeni oluşmuş da kurtulmuş. Herkes böyle yaparsa, daha çok kişi kurtulur!" Bu tür bir düşünce tamamen hatalıdır.

Depremlerde ölen yüzlerce ve binlerce kişiye karşılık, o deprem yaşanmadan önce uyarılması gereken milyonlarca diğer insan bulunmaktadır. Bu insanların hepsinin doğru davranışlara sevk edilmesi gerekmektedir. Vereceğimiz tavsiyelerin, nadir vakalara dayanmaması, genellenebilir olması gerekmektedir; bunu yaparken, "bir kişiyi daha kurtarsam kârdır" yanılgısına düşmemek gerekir. Şöyle düşünün: Eğer Hayat Üçgeni Yöntemi ile pankek gibi yıkılan binalarda 1000 kişiyi kurtarabilecek olsak (ki bu bile imkansıza yakındır); ancak aynı zamanda geri kalan insanların %0.00007'sini riske atsak, toplamda insanlara verdiğimiz zarar, yarattığımız ek faydadan çok daha yüksek olacaktır! Hangi binanın nasıl yıkılacağını bilmediğimiz için, Hayat Üçgeni Yöntemi genel geçer olarak önerilmemelidir.

Bu sorun öylesine ciddidir ki, uluslararası bir akademisyen takımı tarafından Hayat Üçgeni Yöntemi, "dijital ortamdaki trolleme" aracılığıyla yayılan uydurma bir yöntem olarak olarak tanımlanmaktadır ve uluslararası ölçekte hükümetleri bu tür yanlış bilgilendirmelere karşı önlemler almaya çağırmaktadır.[9]

Hayat Üçgeni Yöntemi'ndeki Hatalar, Yarı-Doğrular ve Doğrular

Doug Copp'un iddiaları arasında en kabul edilemez olanları, elinde hiçbir akademik veri olmamasına rağmen, Çök Kapan Tutun yöntemini kullanan, istisnasız olarak herkesin öldüğünü iddia etmesidir. Bu, apaçık bir uydurmadır. Çök Kapan Tutun yöntemi, günümüzde bildiğimiz en iyi deprem savunma yöntemidir. Kusursuz değildir; ancak genel geçer uygulanabilirliği olan, daha iyi bir yöntem bugüne kadar geliştirilebilmiş de değildir.

Copp'un açıkça hataya düştüğü bir diğer iddiası, binaların dış duvarlarına sığınmaktır. Ona göre, bunun mantığı kaçış yollarının kapanma ihtimalini en aza indirmektir. Dış duvarlara sığınmanın hayatta kalma şansını arttıran bir faktör olduğunu gösteren hiçbir kanıt yoktur; hatta tam tersini iddia eden hipotezler de mevcuttur. Fakat bu konuda nihai sonuçlara varabilmek için daha fazla araştırma gerekmektedir.

Copp'un yönteminde önerilen cenin pozisyonu uygulaması tamamen mantık-dışı değildir. Çök Kapan Tutun yönteminde, cenin pozisyonuna geçmek yerine çömelmenin önerilmesinin nedeni, cenin pozisyonundaki bireylerin şiddetli depremlerde yuvarlanma riskinin daha yüksek olmasıdır. Çömelmiş bireyler ise bacakları sayesinde dengelerini daha uzun süre koruyabilmektedir. Ancak cenin pozisyonu da tamamen hatalı değildir.

Copp'un iddiaları arasında bulunan kanepe gibi yumuşak cisimlerin yanına saklanma fikri makuldür. Bu cisimler, gerçekten de çöken cisimlerin enerjisinin bir kısmını emerek güvenli yaşam alanları oluştururlar. Ancak bunun genel geçer olarak güvenli olup olmadığının daha fazla araştırılması gerekmektedir.

Tahta evlerin depremlerde en güvenli ev tipi olduğu iddiası da doğrudur. Ancak depremlerden sonra en yaygın olarak görülen felaket olan yangınlar açısından düşünecek olursak, bu yapılar en güvensiz olanlardır. Depremler, gaz kaçaklarını ve yangınları tetiklediği için, ahşap evler kolaylıkla küller içerisinde kalabilmektedir. Bu nedenle bunu genel geçer olarak önermek doğru değildir - veya en azından, çok güçlü bir yangın söndürme pratiği de uygulanmalıdır.

Copp'un yataktayken depreme yakalanılması halinde yatağın yanına yuvarlanıp saklanma iddiası doğru değildir. Binalar eğilebilir ve yataklar yerinden kayabilir, bu sırada yatakların ayakları sizi ezebilir ve kırıklara neden olabilir. Yatağın içinde kalmak, en güvenli olanıdır.

Copp'un çok sayıda kağıt bloğunun depremlerde iyi bir koruma sağladığı önerisi yanlış değilse bile, absürttür. İnsanların evlerinde sırf depremlere karşı kağıt depolamasını önermek gerçekçi değildir; ne yazık ki, bu tür öneriler yüzünden insanlar evlerinde kağıt depolamakta ve bu sayede hayatta kalmayı ummaktadırlar. Eğer ki kağıt satan bir dükkandaysanız, bu öneri makul olabilir; ancak amacınız deprem ile yaşamayı öğrenmekse, depreme dayanıklı binaların inşa edildiğinden emin olmak zorundayız.

Copp'un merdivenleri kullanmama önerisi doğru sayılabilecek bir öneridir. Merdivenler, deprem sırasında en kolay yıkılan veya binadan kopan parçalardır. Asansörler de, deprem sırasında çalışmayabilir veya bozulabilir. Her ikisinin kullanımından da kesinlikle uzak durulmalıdır. Ancak bir apartmanın giriş katında yaşayanlar buna istisna olabilir, deprem sırasında hareket edebiliyorsanız ve çıkışa on saniye gibi kısa bir sürede ulaşabilecek durumdaysanız bu en mantıklı hareket olabilir. Tabi deprem sırasında kapıları açmakta zorluk yaşayabilirsiniz. Ya da apartman yerine bir alışveriş merkezindeyseniz çıkıştaki kalabalık izdiham da yaratabilir. Kısaca içinde bulunduğunuz binanın koşullarına göre en doğru hareket değişkenlik gösterebilir.

Doug Copp, Neden Şaibelidir?

Kendi blog sitesinde ve Uluslararası Amerikan Kurtarma Takımı (İng: "American Rescue Team International" ya da kısaca "ARTI" veya "Amerrescue") isimli sözde kurtarma ekibinin sayfasında iddia edildiğine göre, 1952 yılında doğmuş olan Doug Copp, kendisini "Dünya'nın en deneyimli arama kurtarma uzmanı" olarak ilan etmektedir. Kanada'da doğmuş, 2001 yılında ise New Mexico'ya taşınmıştır. 1986 yılından beri ARTI'yı "yönetmektedir".

İddiasına göre ömrü boyunca yüzlerce felakette bulunmuş, toplamda 894 çökmüş binaya girmiş, 125.000 kişinin (sitedeki bazı iddialara göreyse milyonlarca kişinin) hayatını kurtarmıştır. Bugüne kadar 50.000'den fazla gazetede yer almış, gizli polislik yapmış, tek başına 200'den fazla kişiyi öldürebilecek dozda kimyasal maddeye maruz kalmasına rağmen hayatta kalmayı başarmış, Birleşmiş Milletler tarafından "felaket önleme" konusunda uzman olarak "atanmıştır". Venezüela'da deri hastalığı olan yüzlerce çocuğu tedavi etmiş, Hindistan'ı vebadan kurtarmıştır. Buna ek olarak, hiçbir bilimsel veri sunmuyor olsa da, kendi savunduğu Hayat Üçgeni Yöntemi'nin deprem ölümlerinin %90'ını önleyeceğini, şu anda önerilen Çök-Kapan-Tutun Yöntemi'nin ise çocukların %98'inin öldürdüğünü ileri sürmektedir. [10], [11], [12] Copp'un iddialarının devamı ve bol miktarda fotoğrafa Yaşam Üçgeni başlıklı dokümandan ulaşabilirsiniz.

"Uluslararası Amerikan Kurtarma Takımı" sitesinin ana sayfasının giriş kısmı (4 Kasım 2020'de erişildi.)
"Uluslararası Amerikan Kurtarma Takımı" sitesinin ana sayfasının giriş kısmı (4 Kasım 2020'de erişildi.)
Amerrescue
"Uluslararası Amerikan Kurtarma Takımı" sitesinin ana sayfasının giriş kısmı (4 Kasım 2020'de erişildi.)
"Uluslararası Amerikan Kurtarma Takımı" sitesinin ana sayfasının giriş kısmı (4 Kasım 2020'de erişildi.)
Amerescue

11 Eylül Saldırıları'nı duyduktan hemen sonra, yaşadığı New Mexico eyaletinden New York Şehri'ne giden bir uçağa atlamış ve ertesi gün arama kurtarma çalışmalarına katılmış, iddiasına göre birçok kişinin hayatını kurtarmıştır (halbuki saldırıların ertesi günü uçuşlar durdurulmuştu). Burada, yıkıntılar arasında maruz kaldığı kimyasallardan ötürü sağlığının bozulduğunu iddia ederek, 11 Eylül'de hayatını kaybedenlerin yakınları ve terör saldırısı sonrası arama kurtarma faaliyetlerine katılan ekipler için ayrılan milyonlarca dolarlık fondan, vergi ödemesi olmaksızın, 649.000 dolarlık ödeme almış, sonrasında bunun yeterli olmadığını iddia ederek 1 milyon dolar daha ek ödeme talep etmiştir.

Ancak halkın vergileriyle ödenen bu paranın haksız bir şekilde Copp tarafından alındığını düşünen Albuquerque Journal gazetesi yazarları tarafından didik didik edilen bu iddialarının neredeyse hiçbirinin gerçeklik payının olmadığı görülmektedir. Örneğin:

  • Birleşmiş Milletler onu asla bir deprem uzmanı olarak atamamıştır. Birleşmiş Milletler e-posta listesi abonelerinden birinin e-posta adı "UNX051" olarak belirlenmiştir. Yani Copp, bunu kafasına göre bir arma numarası olarak kullanmaya başlamıştır. Birleşmiş Milletler'in New York Afet Yardım Koordinatörü Philippe Boullé, kendisine asla böyle bir yetki verilmediğini söylemektedir.
  • Copp, Meksika Kızıl Haç'ının kendisine sponsor olduğunu iddia etmektedir. Meksika Kızıl Haçı, Copp'a ulaşarak kendisine hiçbir zaman sponsor olmadıklarını ve bu iddiasından vazgeçmesini söylemiştir.
  • Doug Copp, arama kurtarma çevrelerinde bir "sahtekar" olarak anılmaktadır. Örneğin Virginia Beach Afet Acil Yönetim Ajansı başkanı Chase Sargent, 11 Eylül saldırıları sonrası yıkım alanında görülen Copp'un ivedilikle oradan uzaklaştırıldığını söylemektedir. Copp, olay yerine bir video kamera ve kırmızı bir giysiyle gitmiş, yıkıntılara hiçbir zaman girmemiş, bolca video kaydederek kendisini bir kurtarma uzmanı olarak göstermeye çalışmıştır.
  • Copp, Fedaral Afet Yönetim Ajansı (FEMA) ile sayısız kurtarmaya katıldığını iddia etmektedir. Virginia FEMA yönetim lideri Dewey Perks, FEMA'nın katıldığı hiçbir arama kurtarma çalışmasında Copp'un resmen bulunmadığını ve çalışmalara yardım etmediğini söylemektedir. FEMA'nın federal koordinatörü ve Copp'un neredeyse 20 yılını geçirdiği Kaliforniya'daki Acil Servisler Ofisi direktörü Mark Ghilarducci, Copp'un afetler sonrasında sahaya gelip, birkaç fotoğraf ve video çekip gittiğini söylemektedir.
  • Öte yandan Ghilarducci, 1999 yılında Türkiye'deki deprem sırasında küçük bir kız çocuğunu (Tuğba Altun) gerçekten de kurtardığını düşündüğünü söylemektedir. Copp'un iddiasına göre kendisi, Fransız bir kurtarma ekibi, küçük kız çocuğunu öldürecek bir hamle yapmak üzereyken onları durdurmuş ve çocuğu kurtarmıştır. Ancak Fransız ekibe çevirmenlik yapan Füsun Ulu ile görüşüldüğünde, Copp'un arama ekibine hiç yardım etmediği (herhangi bir felaketi de önlemediği), tam tersine kurtarma boyunca orada durup, çocuğun çıkarılmasına yakın bir zamanda deliğe girerek fotoğraflar çektiğini söylemiştir. Ulu, Copp'u gürültülü, rahatsız edici ve kurtarma çalışmalarını zorlaştırıcı biri oalrak tanımlamaktadır.
  • Copp, Kaliforniya hükümetini "yaşam üçgenini" kullanmadığı için cinayet işlemekle suçladığında, bölge yetkililerinden birisi Copp'u "saçmalamakla" suçladı ve Copp, bunun üzerine "iftira davası" açtı. Davayı kaybederek 4800$ ödemeye mahkum edildi, temyiz etti, onu da kaybetti. Ancak bu sayede, yemin altındayken CV'si incelenebildi. Mahkemenin bulduğu üzere, Copp'un yetkinlik iddialarının neredeyse hepsi hatalıydı veya abartılmıştı. Örneğin Copp, CV'sinde Halifax Nova Scotia'daki Dalhousie Üniversitesi'nden felsefe ve mühendislik dallarından mezun olduğunu söylemektedir. Bu sayede yapı mühendisliğinden çok iyi bir şekilde anladığını iddia etmektedir. Ancak bu üniversiteden sadece felsefe dalında diploması olduğu görülmektedir; herhangi bir mühendislik diploması yoktur. Transkriptinde, mühendislikten 4 ders aldığı, bunlardan 1'inden kaldığı, 2'sinden C aldığı, kalkülüsten D aldığı, mühendisler için uygulamalı matematik dersinden kaldığı, mimarlığa giriş dersinden de kaldığı görülmektedir. Sonrasında felsefe bölümüne geçiş yapmıştır.
  • Copp, mahkeme kayıtlarında "hiçbir bedeni çıkarmadığını" söylemiş, işinin bu olmadığını iddia etmiştir. Örneğin Ermenistan'daki bir depremde hayat kurtardığını iddia etmesine rağmen, mahkemede kendisine bu sorulduğunda sadece Washington D.C.'deki Ermenistan Amerikan Birliği ile telefonda görüştüğünü söylemiştir.
  • Copp'un pasaport girdilerinde iddia ettiği ülkelerde bulunmadığı görülmektedir. Sebebi sorulduğunda, "özel izinle gittiği ve havaalanına iner inmez özel araçlarla olay yerine götürüldüğünü" söylemektedir. Bu, uydurmadır.
  • Copp'un çektiği fotoğraflarda, gerçekten de oralarda bulunmuştur; ancak fotoğraf ve video çekmek haricinde kurtarma operasyonlarına anlamlı hiçbir katkı sunmamıştır. Copp, daha ziyade boş bir oyuk bulup, içine girip, fotoğraflar ve videolar çekmektedir. Bu, birçok farklı bölge şefince ayrı ayrı doğrulanmıştır.
  • Copp'un bazı "özel izin" iddiaları doğrudur; ancak abartılmıştır. Felaket anlarında bona fide (karşılık beklemeden yapılan iş) kurtarma gönüllüsü olanlara özel ayrıcalıklar tanınabilmektedir. Ancak bunlar, Copp sıradışı bir yeteneğe sahip olduğu için değil, o anda aciliyet ile yardım edebileceği düşünülen herkese verilen özel izinlerdir. Copp'un herhangi bir ek ayrıcalığı yoktur.
  • Copp'un 11 Eylül fonundan aldığı para, FBI ve diğer kurumlarca incelenmiştir. Başvurusuna tanıklık mektubu yazan Stephen Lentz, Copp'un iddialarını abarttığını, tanıklık mektubu yazmasının nedeninin Copp'un gerçekten de hasta ve borçları olan biri olduğunu söylemiştir. Copp'un tıbbi iddialarının büyük bir çoğunluğu, Kalifoniyalı bir "yaşlanmama uzmanı" olan Dr. Timothy Smith'ten gelmektedir. Ona göre Copp, bol miktarda küfe ve toksine maruz kalmış ve savunma sistemi zayıflamıştır. Ancak bağımsız 2 hekim, Copp'un verilerinde hastalığa dair herhangi bir emare olmadığını söylemektedirler.
  • Copp, cımbızlama safsatasına başvurmaktan da geri kalmamaktadır. Örneğin Amerika'da yaşanan depremlerde yıkılan bir binayı gösterirken, özellikle pankek şeklinde yıkılmış, nadir görülen bir bina yıkılma türünü göstermektedir. Bu sayede, onu dinleyenlerin zihninde, kendi yönteminin kısmen daha başarılı olduğu bu tür yıkılma biçiminin daha yaygın olduğu algısını yaratmaktadır.

Copp ile ilgili iddialar ve sorunlar bu şekilde uzayıp gitmektedir. Bu, belki de 100-150 maddelik bir araştırmanın kısaltılmış ve özetlenmiş halidir. Doug Copp'a yönelik yaptıkları tüm inceleme yazı dizisini buradan okuyabilirsiniz.

Copp, Türkiye hükümetinin ve AKUT'un, binalarda çökme ihtimali olması halinde "Yaşam Üçgeni Yöntemi"nin kullanılması gerektiğini iddia etmektedir. Blogunda şöyle yazıyor:[13]

Bana söylenene göre, AKUT ve Türk Hükümeti deprem sırasında binanızın çökme ihtimali olması halinde, cisimlerin yanına yatılması gerektiğini (yani "Yaşam Üçgeni"ni) öğretmektedir. Türkiye'deki binaların %95'i "kurallara uygun olmayan" şekilde inşa edildiği için, çök-kapan-tutun yöntemini kullanmamalıdırlar.
AKUT'un "Hayat Üçgeni Yöntemi"ni önerdiği bir broşür.
AKUT'un "Hayat Üçgeni Yöntemi"ni önerdiği bir broşür.
Doug Copp

Ülkeler Arası Farklar Konusundaki Sorun

Bu noktada karşımıza çıkan en büyük sorun, bu alandaki araştırmaların ezici çoğunluğunun Amerika Birleşik Devletleri'nden geliyor olmasıdır. Ancak bu bölgede yapılan binalar, Türkiye'deki binalardan oldukça farklı yapılara ve dolayısıyla yapı dinamiklerine sahiptir. Dolayısıyla hangi yöntemin, hangi durumda daha faydalı olduğu konusunda genel bir kafa karışıklığı vardır. Örneğin Amerikan Kızıl Haçı, Doug Copp'un iddialarına verdiği yanıt mektubunda şöyle yazmaktadır:[14]

(...) ARTI üyesi Bay Copp tarafından ileri sürülen iddialar, "çök, kapan, tutun" tavsiyesinin ABD-merkezli bir tavsiye olduğu ve ABD Bina İnşaat Yönetmeliği ve Amerikan inşaat standartlarınca belirlendiği gerçeğini yansıtmamaktadır. ABD'de yapılan araştırmaların büyük çoğunluğu, "çök, kapan, tutun" yönteminin doğruluğunu onaylamaktadır. Mühendislik araştırmacıları, ABD'deki binaların çok azının "pankek" şeklinde çöktüğünü göstermektedir; ancak bu, diğer ülkelerde farklı olabilir. Binlerce binanın bulunduğu ve birçoğunun o şekilde çökmediği bir bölgede yaşanan büyük bir deprem sonrasında, kısmen pankek şeklinde çöken bir binanın fotoğrafını göstermek uygunsuz ve yanıltıcıdır.

(...) Potansiyel olarak boşluk yaratacak bölgeleri tespit etmek ve bir deprem sırasında korunma amacıyla bunları kullanmak zordur ve deprem mühendisliği prensipleri konusunda eğitim almamış kişilerce deprem sırasında hatırlanması güçtür. Amerikan Kızıl Haçı, boşluk yaratabilecek olası noktaların tespitinin yanlış veya uygunsuz olduğunu iddia etmemektedir. Söylediğimiz tek şey, "çök, kapan ve tutun" yönteminin ABD için yanlış olmadığı gerçeğidir. ABD-merkezli bir organizasyon olan Amerikan Kızıl Haçı, önerilerinin diğer ülkelerde de geçerli olduğunu iddia etmemektedir. Burada çalışan bir yöntem, bir başka yerde çalışmayabilir; dolayısıyla "boşluk tespit metodu" veya "Yaşam Üçgeni" olarak isimlendirilen yöntemin, orta büyüklükteki depremlerde bile bina yıkılma ihtimalinin yüksek olduğu yerlerde öğretilmesinin gerçekten de faydalı olduğu konusunda bir itirazımız yoktur.

Belki de sorunun önemli bir kısmı buradan kaynaklanmaktadır: Türkiye'de, depremler sırasında bina yıkılma dinamiklerinin çok daha net bir şekilde tespit edilmesi ve buna göre tek ve genel geçer bir önerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Ne var ki, bu yapıldığında da (örneğin yukarıda Dr. Marla Petal'ın açıklamalarını hatırlayın), Çök Kapan Tutun Yöntemi'nin, Hayat Üçgeni Yöntemi'ne göre Türkiye'de de genel olarak daha avantajlı olduğunu gösteren daha fazla sayıda bulgu bulunduğu söylenebilir.

Bu alanda daha fazla araştırma yapılması gerektiği ise aşikardır. Sadece uluslararası önerileri Türkiye'de uygulamak yetmez, ülkemizdeki bina dinamikleri ve deprem şartlarına bağlı olarak, ülkemize en uygun yöntemin tespit edilmesi ve bunların tek bir ağızdan, genel geçer olarak halka aktarılması gerekmektedir. O zamana kadar, geçerliliği ispatlanmamış yöntemlerdense, bilimsel olarak geçerli olduğu gösterilebilmiş yöntemlerin önerilmesi daha faydalı olacaktır. Özellikle de internet ortamında, emin olunmayan veya doğrulanmamış bilgilerin paylaşımı, faydadan çok zarar getirebilecektir. İnternet kullanıcılarının, yalnızca güvenilir bilimsel kaynakların önerilerini paylaşması elzemdir.

Türkiye'deki Uyarılar Konusundaki Tutarsızlık

Türkiye'de, deprem sırasında yapılacaklarla ilgili öneriler, 1999 Marmara Depremi'nden sonra köklü bir biçimde değişmiştir. 1999 Depremi öncesinde uluslararası standartlarda önerilerde bulunulmaktayken, 1999 sonrasında Hayat Üçgeni Yöntemi ağır basmaya başlamıştır.[15] Ancak yıllar geçtikçe, bu iki yöntem birbirine karışmıştır ve aşağıda da göreceğimiz gibi, artık arada bir fark yokmuş gibi anlatılmaktadır.

Bu iki ayrı yöntem arasındaki farkın çok net olarak anlatılmaması, halk arasındaki kafa karışıklıklarını pekiştirmektedir. Örneğin AFAD tarafından hazırlanan Deprem sayfasında, deprem anında bina içinde olanların yapması gerekenle ilgili olarak şu ibareye yer verilmektedir [kalın harfli vurgular bize ait]:[2]

Varsa sağlam sandalyelerle desteklenmiş masa altına veya dolgun ve hacimli koltuk, kanepe, içi dolu sandık gibi koruma sağlayabilecek eşya yanına çömelerek hayat üçgeni oluşturulmalıdır. Baş iki el arasına alınarak veya bir koruyucu (yastık, kitap vb) malzeme ile korunmalıdır. Sarsıntı geçene kadar bu pozisyonda beklenmelidir. Güvenli bir yer bulup, diz üstü ÇÖK. Başını ve enseni koruyacak şekilde KAPAN. Düşmemek için sabit bir yere TUTUN.

Görülebileceği gibi iki yöntem birbirine harmanlanarak sunulmaktadır. Hemen sonrasında, şöyle bir ibare de görülmektedir [kalın harfli vurgular bize ait]:

Okulda sınıfta ya da büroda ise sağlam sıra, masa altlarında ve ya [sic.] yanında; koridorsa ise [sic.] duvarın yanına hayat üçgeni oluşturacak şekilde ÇÖK-KAPAN-TUTUN hareketi ile baş ve boyun korunmalıdır.

Buradan da görülebileceği gibi, iki metot arasında bir fark güdülmezken, Çök Kapan Tutun Yöntemi'ne vurgu yapılmaktadır. AFAD Kocaeli tarafından yayınlanan aşağıdaki reklam filminde, Çök Kapan Tutun Yöntemi'nin masaların altında değil, yanında yapılması gerektiği ima edilmektedir:

AKUT için de benzer bir durum görmekteyiz: AKUT'un Deprem Eğitimi El Kitabı'nda hayat üçgenine hiçbir göndermede bulunulmazken, Ak Sigorta ile birlikte hazırladıkları reklam çalışmalarında hayat üçgeni yönteminden söz etmektedirler. AKUT'un kurucu başkanı Dr. Ferudun Çelikmen, NTV'ye verdiği bir röpotajında şöyle diyor [kalın harfli vurgular bize ait]:[16]

1992 Erzincan depreminden beri katıldığımız afetlerde kurtardıklarımızın tamamı yaşam üçgenlerinde hedef küçültenler. Babaanneden kalma çeyiz sandığı, kullanılmayan eşya ve kitaplarla dolu bazalı yatak gibi eşyaların yanında, enkaza dönüşen binada az olan bu yaşama şansı doğru kullanılmış olur. Depremden zarar görmemenin en doğru çözümü ise doğru zemine yapılmış sağlam binalarda yaşamaktır.

Ancak aynı röportajda, Afet ve Acil Tıp Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Ferudun Çelikmen tarafından şu ifadelerin kullanıldığı belirtiliyor:

Ferudun Çelikmen, katıldığı arama-kurtarma operasyonlarında kurtarılanların tamamının cenin pozisyonunda bulunduğunun altını çizdi. 1950'lerdeki Soğuk Savaş döneminde nükleer serpintiye karşı 'çömel-kapan' önerisinin getirildiğini belirten Çelikmen, "Depremde, 'Çök-Kapan-Tutun' duruşunu öneriyoruz" ifadelerini kullandı.
Vatan Gazetesi'nde 18.06.2017'de yayınlanan bu haberde, yataktan düşüldüğü gösteriliyor ve deprem sırasında arabanın dışına çıkılması telkin ediliyor. Her iki yöntem de, uluslararası ajanslarca reddedilmektedir.
Vatan Gazetesi'nde 18.06.2017'de yayınlanan bu haberde, yataktan düşüldüğü gösteriliyor ve deprem sırasında arabanın dışına çıkılması telkin ediliyor. Her iki yöntem de, uluslararası ajanslarca reddedilmektedir.
Ajans Press

AKUT ile Xsights Araştırma ve Danışmanlık şirketi iş birliğiyle 2018-2019 yıllarında gerçekleştirilen bir anketin sonuçları derlenirken, iki yöntem arasındaki çizgi o kadar muğlaklaştırılmıştır ki, Business Life sitesi, konuyla ilgili olarak iki terimi bir arada kullanarak şöyle yazıyor:[17]

Deprem anı pozisyon almada en önemli yöntem olan “Hayat Üçgeni” “Yat-Korun Tutun” metodunu, ankete yanıt verenlerin %79’u bilmiyor. Kadınlar ve 55 yaş üstü bireylerin bu konudaki oranı daha yüksek.

Bu şekildeki çelişkili mesajlar, deprem sırasında yapılması gerekenlerle ilgili hatalı algılara ve bilgilere neden olmaktadır. Bu nedenle, ülkemizdeki önemli arama kurtarma ekiplerince bu konu hakkında akademik arka plan da verilerek, net bir görüş bildirisinde bulunulmalı ve konu açığa kavuşturulmalıdır. Ayrıca üniversitelerimizde, Türkiye'nin şartlarını yansıtan şekilde deprem önlem araştırmaları yürütülmeli, bu konuyla ilgili daha fazla veri yayınlanmalıdır.

Sonuç

Depremler sırasında gerçekten de hayat kurtarıcı boşluklar oluşmaktadır. Bu boşluklar, eğer ki onlardan birine denk gelecek olursanız, hayatınızı kurtarabilir. Ancak bu boşlukların tam olarak nerelerde oluşacağını öngörmek imkansızdır. Doug Copp tarafından, bu boşlukların yaygın olarak oluşacağı söylenen yerler, aynı zamanda devrilme ve sizi ezerek öldürme riski olan cisimlerin civarındadır. Bu nedenle ortalamada düşünülecek olursa, Hayat Üçgeni Yöntemi tehlikeli olabilecek bir uygulamadır.

Uzmanların görüşüne kulak verecek olurask: Saygınlığı garanti edilebilecek, deneyimli ve gerçek deprem uzmanları ile arama-kurtarma ekipleri, günümüzdeki en geçerli önerinin Çök Kapan Tutun Yöntemi olduğunu, bu yöntemin hayatta kalma şansınızı en fazla arttırdığını belirtmektedir. Hayat Üçgeni Yöntemi tamamen hatalı bir yöntem değildir; ancak bu yöntem, binaların tam olarak nasıl çökeceğinin bilinmemesinden ötürü daha yüksek riske sahiptir.

Spesifik bir veya birkaç vakada Hayat Üçgeni Yöntemi daha başarılı bir sonuç verebilir; ancak genel geçer öneriler yapılacaksa, kesinlikle Hayat Üçgeni Yöntemi genel bir öneri olarak paylaşılmamalıdır. Özellikle de yapı dönüşümü ile binalar depreme daha da dayanıklı hale gelecek biçimde, modern mühendislik standartlarına uygun şekilde inşa edildikçe, Hayat Üçgeni Yöntemi'nin geçerliliği azalmaktadır.

Depremler sırasında olduğunuz yere çökmek, kafanızı koruyacak şekilde kapanmak ve sabit bir cisme tutunmak, hayatta kalma şansınızı genel geçer olarak en çok arttıracak yöntemdir.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Tebrikler! 13
  • Bilim Budur! 4
  • Merak Uyandırıcı! 4
  • Korkutucu! 3
  • Muhteşem! 1
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 24/11/2020 06:58:19 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/9505

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Reklamı Kapat
Güncel
Karma
Agora
Sıcaklık
Wuhan Koronavirüsü
İnsanlık
Köpek
Coğrafya
Zooloji
Asteroid
Evrimsel Süreç
Rna
Değişim
Bilgi Felsefesi
Homo Sapiens
Aslan
Evrimsel Tarih
Ara Geçiş Türleri
Hastalık Kontrolü
İklim Değişikliği
Karanlık Enerji
Öğrenme Teorileri
Farmakoloji
Renk
Süpernova
Matematik
Diş Hekimi
Hayvan
Daha Fazla İçerik Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Reklamı Kapat
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Her bir hayvanı, ondan iğrenmeksizin araştırmalıyız. Çünkü her biri bize doğal ve güzel bir şeyler sunacaktır.”
Aristoteles
Geri Bildirim Gönder
Reklamsız Deneyim

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, Evrim Ağacı'nda çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 10₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Destek Ol