Hastalık Nedir? Neden Hasta Oluyoruz?

Semptomlar, Sendromlar, Bozukluklar ve Daha Fazlası...

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Bu yazı, İnsanın Evrimi yazı dizisinin 46. yazısıdır. Dizinin ilk yazısına gitmek için buraya, dizideki tüm yazıları görmek için buraya tıklayınız. Yazı dizileri, EA Akademi'nin bir parçasıdır.

Yazı dizisi içindeki ilerleyişinizi kaydetmek için veya kayıt olun.

Birçoğumuzun düşünmeden kullandığı, tanımlar yapıştırdığı, bilimin bu konudaki tutumlarından bihaber olarak yorumlar getirdiği bir konudur hastalıklar. Kafamıza göre, bize uygun gelmeyen her sağlık durumunu "hastalık" olarak nitelendirmeyi pek severiz. Kolaydır çünkü bizden olmayanı "hasta" olarak görmek. Hele ki "norm" olarak kabul edilen; aslında birkaç on yıllık bir dilime vurulduğunda son derece değişken olduğu anlaşılabilecek "genel geçer" sandığımız ve aslında olmayan durumlara göre değerlendiririz insanları.

Bir zamanlar dişilerin erkekler gibi kotlar, gömlekler giyinmesi anormaldi ve "hastalıklı bir eğilim" olarak görülüyordu. Bugün her iş merkezinde, her spor salonunda, her halka açık meydanda böyle giyinen kadınları görürsünüz ve kimse dönüp ikinci bir defa düşünmez. Ancak bu, şu anda içerisinde yaşadığımız zamana alışık olduğumuz için pek de anlamlı bir örnek gibi gelmeyebilir; sonuçta kadınların kot-gömlek giymesi bizler için son derece normaldir. Bunun hastalık olarak görülebileceği bir zamanı hayal etmekte bile güçlük çekeriz.

O zaman sizi biraz daha zorlayalım: Eşcinsellik bir hastalık mıdır? Pedofili? Kangren veya sıtma? Orak hücre anemisi ile Down sendromu arasındaki farklar nedir? Neden biri "sendrom" olarak anılır da, diğeri hastalıktır? Neden 1970'lerden sonra eşcinsellik bir "hastalık" olmaktan çıkarılmış, normal bir durum olarak bilim literatürüne girmiştir? O zamandan bu yana ne değişmiştir? Eşcinsellik bir hastalık değilse, pedofili (çocuk sevicilik) hastalık mıdır? Neden? Deliler hasta mıdır? Yoksa onları ayrı bir zihin formu olarak değerlendirmek, popülasyon içi bir varyasyon (çeşit) olarak görmek mümkün müdür? Delilik ile grip aynı derecede hastalıklar mıdır? Hastalıklar arasında belli seviyeler var mıdır? Varsa, bu sınırları nasıl, neye göre belirleyeceğiz? İşte tüm bunlara bu makalemizde bir bakış atmak istiyoruz.

Bu makaledeki amacımızın size tıp bilgisi vermekten ziyade, çeşitli tıbbi durumları kapsayıcı bir tanım yapıp yapamayacağımızı incelemek ve bunların mümkün olduğunda farklı açılardan analizini ortaya koyabilmektir. Aksi takdirde, makalemiz karmakarışık tıp terminolojisine boğularak içinden çıkılmaz bir hal alacaktır. Eğer ki buradaki konuları daha detaylı incelemek isterseniz, tavsiyemiz kaynaklarımızdan başlayarak okumalarınızı daha kapsamlı bir alana genişletmenizdir.

Porfiriya olarak isimlendirilen, bazı toplumlarda
Porfiriya olarak isimlendirilen, bazı toplumlarda "vampir hastalığı" olarak da bilinen bir hastalığa bağlı olarak yüzde artan kıllanma. Hastalıklar ile belirtilerini nasıl ayırt ederiz? Bu örnekte, kıllanma bir hastalık mıdır, yoksa bir hastalığın belirtisi midir? Porfiriya, aslında bir enzimlerin çalışmasının bozulmasına bağlı olarak gelişen sinir hastalığıdır ve kıllanma sadece belirtilerinden birisidir. Kıllanmanın kendisi hastalık değildir.

Hastalık Nedir? Sağlık Nedir?

Öncelikle hastalıkların tanımını yaparak başlayalım. Yukarıda da değindiğimiz gibi, her ne kadar herkes bir şeyleri "hastalık" olarak nitelemekte herhangi bir şüphe duymasa da, resmi bir hastalık tanımı yapmak son derece güçtür. Belki hastalığı tanımlamak için, sağlığı tanımlamakla başlamak iyi bir adım olacaktır. 

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre sağlık, "fiziksel, zihinsel ve sosyal olarak tam bir iyilik halidir; sadece hastalık veya sakatlığın olmama durumuyla tanımlanamaz". Bu terim, kapsayıcı bir şekilde tanımlanmış olsa da, eğer ki bu tanımı kabul edeceksek teknik olarak neredeyse kimse "sağlıklı" olarak kabul edilemeyecektir. Çünkü tanım muğlaktır; "tam bir iyilik hali"ni nasıl kapsayıcı olarak tanımlayabiliriz? Örneğin vücudumuzda gelişmekte olan bir hastalık, henüz semptomlarını göstermediyse ama içten içe bizi kemiriyorsa, biz "sağlıklı" durumda mıyız? Benzer şekilde, hem fiziksel, hem zihinsel, hem de sosyal olarak tam bir sağlık halini nasıl tanımlayabiliriz? Bu tanım, coğrafyadan coğrafyaya ve zamandan zaman değişmez mi? Örneğin bir Afrika kabilesinin sağlıklı olma durumu ile bir Avrupa aristokratının bir midir? Aynı ölçekte tanımlayabilir miyiz; yoksa farklı skalalar mı geliştirmemiz gerekiyor? Bu tanım, her ne kadar iyi niyetle yapılmış olsa da, tarihçi Robert Hughes bu tanımı 1993 yılında eğlenceli bir şekilde eleştirmektedir:

Bu tanım, bir insana kıyasla bir büyükbaş hayvan için daha geçerli gibi gözüküyor.

Hastalıkta ve Sağlıkta: Kemik Erimesi ve Eşcinsellik

Sağlık tanımının sıkıntılı olması gibi, hastalık tanımı da sıkıntılıdır. Çünkü sağlığımızı etkileyen sorunların nerede bitip, nerede başladığı, ne zaman kaçınılmaz, ne zaman engellenebilir olduğu son derece tartışmalıdır.

Bunun en güzel örneklerinden biri kemik erimesidir. Muhtemelen sokaktan çevirip soracağınız herkes kemik erimesini bir "hastalık" olarak tanımlayacaktır. Bu, yukarıdaki tanıma göre mantıklıdır. Ancak 1994 yılından önce Dünya Sağlık Örgütü, bu konuyu bir "hastalık" olarak değil, "yaşlılığın normal bir parçası" olarak tanıyordu. Yani 1994 yılından önce kemik erimesi teknik olarak bir hastalık değildi!

O zamanki açıklaması da gayet makuldü: Yaşlılık anormal bir olgu değildir ve yaşlanmayı tanımlarken, mecburen bunun belirtilerine neden olan unsurları da doğal saymamız gerekmektedir. Sonuçta kemik erimesi, yaşlılığın ana parçalarından bir tanesidir ve bu sebeple, genel sağlık haline engel olan bir unsur olarak tanımlamamız kısıtlayıcı olmaktadır. Örneğin kemik erimesini hastalık olarak tanımlayacaksak, aynı şekilde yaşlılık ile birlikte gelen deri buruşmasını ve genel vücut yorgunluğunu da hastalık olarak mı tanımlamalıyız? Ancak sonradan, kemik erimesinin tedavi edilebilir ve engellenebilir bir unsur olduğunun anlaşılması, bu durumu bir "hastalık" kategorisine koydu. 

Osteoporozun evreleri... Bu evrelerden geçildikçe, yani yaş ilerledikçe belirtiler (semptomlar) de baş göstermeye başlar. Ancak kemik erimesi, oldukça
Osteoporozun evreleri... Bu evrelerden geçildikçe, yani yaş ilerledikçe belirtiler (semptomlar) de baş göstermeye başlar. Ancak kemik erimesi, oldukça "sessiz" bir hastalık olarak görülür. Çünkü birçok kişi, belirtiler bir hastalığa dönüşmeden önce kemik erimesini fark etmez.

Burada fark ettiğimiz kritik bir nokta, farklı yaşlar için farklı sağlık koşulları tanımlamamız gerekebileceğidir. Örneğin bir bebeğin çamur yeme davranışı (pika) neredeyse her zaman normal bir durumdur. Ancak bir yetişkinin bunu yapması "hastalık" olarak nitelenecektir. Bu sınır nerede biter, nerede başlar, nasıl bileceğiz? Popülasyon içerisindeki çeşitliliği nasıl hesaba katacağız? Bazı çocuklar çamur yeme davranışını 2 yaşında keser, bazıları 3 yaşında, kimi 5 yaşında. Bu durumda 5 yaşını doldurduktan sonra 6 ay daha bu davranışa devam eden birey "hasta" mıdır? "O kadarcık olur." dersek, 7 yaşında bırakmak hastalık olarak mı görülecektir? Sınırı kim, neye göre çekmektedir?

Eşcinsellik ve Hastalık

Kemik erimesinin tam tersi bir örnek de, eşcinselliktir. Eşcinsellik binlerce yıldır insan toplumlarında görülmekte olan, canlılar dünyasında ise yüz milyonlarca yıldır bulunan bir olgudur. 19. yüzyıldan önce insanlar eşcinselliği bir davranış türü olarak tanımlıyordu; onlar için bu bir tercihti. Ancak o zamanlarda bu "davranışa" karşı bugün olduğundan bile az tepki vardı. Tabii bunun sebebi, eşcinsellerin pek ortaya çıkamıyor oluşu da olabilir.

19. yüzyılda eşcinsellik tanımsal bir evrim geçirmeye başladı: Bu yüzyılda, öncelikle bir davranış olmaktan çıkarak bir "durum" olarak görülmeye başladı. Yani artık eşcinselliğe bir anlam yüklenmeye başladı. 1900'lü yılların başlarında uzmanlar eşcinselliği hormon tedavisi gerektiren bir "endokrin (hormon sistemiyle ilgili) bozukluk" olarak tanımladı. Ancak hiçbir hormon tedavisi bu durumu düzeltmiyor veya iyileştirmiyordu; tam tersine bireyin genel sağlık durumunu bozuyordu.

Bu nedenle 1900'lerin ortalarına yaklaşırken bu "durum", "doğal ve organik bir zihin bozukluğu" olarak tanımlanmaya başladı. Çünkü dediğimiz gibi hormon tedavisi işe yaramıyordu, belli ki sorun zihinde bitiyordu! O dönemin uzmanları bu "bozukluğu", elektroşok ve kimi durumda sinir ameliyatları ile tedavi edebileceklerini ileri sürdüler. Tek bir başarılı vakaya bile rastlanmadı. Tıpkı hormon tedavisi gibi, elektrik tedavisi ve ameliyatlar da durumu daha da karmaşıklaştırıyor, hiçbir "fayda" sağlamıyordu.

Sonunda genetik biliminin iyice gelişmesi, evrimsel biyoloji sayesinde türleri, doğayı ve akrabalarımızı daha iyi tanımamız, psikolojinin gelişerek zihnimizle genlerimiz arasındaki köprüyü daha net kurabilmeye başlaması sonucunda 1974 yılında Dünya'nın bu konuda en yetkili kurumu olan (ve önceki tanımlara da etki etmiş olan) Amerikan Psikiyatrik Birliği eşcinselliği bir hastalık olmaktan çıkararak, normal bir durum olarak tanımlamaya başladı.

Gerçekten de eşcinsellik, tür içerisindeki sıradan varyasyonlardan birisidir; bireylerin kendisine ve popülasyonlara hiçbir zararı yoktur; tam tersine, yapılan analizler eşcinsellerin varlığının popülasyona genel uyum başarısı açısından fayda sağladığını göstermektedir. Bu konuyla ilgili olarak "Eşcinsellik ve Evrim" başlıklı makalemiz okunabilir. Bu konuya az sonra bazı kıyaslar yapmak için yeniden döneceğiz.

Eşcinsellik halk arasında da giderek normalleşiyor ve bu durum, eski
Eşcinsellik halk arasında da giderek normalleşiyor ve bu durum, eski "cadı avı" anlayışını azaltıyor.

Tanımlar, Tanımlar, Tanımlar...

Ne olursa olsun, bir şekilde bazı tanımlar yaparak sınırlar çizmemiz gerekiyor. Özellikle de makalemizin başlığında yer alan, birbirleriyle ilişki olan terimleri tanımlamamız gerekiyor. Bu sebeple Hawaii Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden Dr. Elaine M. Heiby'nin ders notlarına bir göz atıyoruz:

Semptomlar ve Tıbbi Belirtiler

Öncelikle semptom (belirti) ile başlayalım. Bunu anlaması çok zor değil, ismi zaten oldukça açık: Gözlenebilir bir davranış veya duruma belirti denir. Ancak tabii diğer tüm terimlerde olduğu gibi, bunun da sıkıntıları vardır. Örneğin bir semptom ne zaman hastalık olur? Tek semptomlu hastalıklar var mıdır? Bu soruları cevaplaması güçtür. Ancak Dr. Heiby, bir semptomu tanımlayabilmemiz için illa altında yatan problemin var olmasına gerek olmadığını, hatta fiziksel bir etiyoloji (bir hastalık ya da durumun neden veya nedenleri) bile olmasına gerek olmadığını belirtiyor. Yani belirti, başlı başına bir olgudur, hastalıkların temelidir diye düşünebiliriz. Zaten bunu Dr. Heiby, "var olan bir problemin analizinin en alt seviyesi" olarak tanımlamaktadır. Yani belirtiler, her şeyin başlangıcıdır.

Semptomların bir diğer tanımı da, belli bir zaman dilimi içerisinde "normal" olarak tanımlanan vücut fonksiyonlarından her türlü sapmadır. Semptomları anlamanın güçlüğü, objektif bir tanımının yapılamıyor oluşudur. Çünkü semptomlar, doktordan ziyade hasta tarafından belirlenir. Bir diğer deyişle, hasta eğer ki vücudunun herhangi bir bölümünde (fiziksel veya zihinsel olabilir) normalden farklı bir duruma rastlıyor veya böyle hissediyorsa, bir belirti var demektir. Ancak bilindiği üzere, hastaların tanımları oldukça güvenilmezdir. Buna rağmen bir doktorun gerekli adımları atabilmesi için, hasta tarafından tanımlanan semptomlar dinlenmeli ve değerlendirilmelidir. Örneğin kulaktaki çınlama gibi bir semptom, sadece hasta tarafından belirlenebilir ve doktorun bunu belirlemesi ya mümkün değildir ya da çok güçtür.

Baş ağrısı, en tipik semptomlardan birisidir. Genellikle kendi başına bir hastalık değildir; var olan başka tıbbi durumların bir belirtisi olarak ortaya çıkar. Tıbbi olarak asla görmezden gelinmemesi gereken semptomlardan biri olarak kabul edilir. Baş ağrısı, genellikle doktorlar tarafından tespit edilemez ve hastalar tarafından belirtilmelidir.
Baş ağrısı, en tipik semptomlardan birisidir. Genellikle kendi başına bir hastalık değildir; var olan başka tıbbi durumların bir belirtisi olarak ortaya çıkar. Tıbbi olarak asla görmezden gelinmemesi gereken semptomlardan biri olarak kabul edilir. Baş ağrısı, genellikle doktorlar tarafından tespit edilemez ve hastalar tarafından belirtilmelidir.

Neyse ki her semptom hasta tarafından belirlenmez. Bazı belirtiler, doktor tarafından da gözlenebilir ve objektif yapıdadır. İşte bunlara "semptom" yerine tıbbi işaret adını veriyoruz. Burada da tam tersi durumlar görmemiz mümkündür: Bazı tıbbi işaretler hasta için anlamlı değildir; hayatını etkilemiyor olabilir ve hatta bu işaretlerin farkında dahi olmayabilir. Ancak doktorlar, uzmanlıkları dahilinde bu işaretleri yakalayıp değerlendirmeye alabilirler. Örneğin kan basıncının yükselmesi veya parmakların normalden fazla titriyor olması tıbbi işaretlerdir. Bunlar hasta tarafından önemsenmeyebilir; ancak doktorlar için önem arz eder. Hastalar önemsiz gördükleri tıbbi işaretlerden bahsetmediklerinde (örneğin kıyafetlerinin altında kalan bir bölgede olduğu için doktor göremiyorsa), bazı hastalıkların tespit edilmesi güçleşebilir. House dizisinin meşhur baş karakteri Dr. House (Hugh Laurie), bunu "Herkes yalan söyler." şeklinde özetlemektedir; bu nedenle doktorların objektif verilere odaklanması ve tüm olasılıkları değerlendirmesi önemlidir.

Vücutta meydana gelen kızarıklıklar, döküntüler, morluklar ve genel olarak renk değişimleri tıbbi bir işaret olarak görülebilir. Bunların hasta tarafından belirtilmesi şart değildir, doktor tarafından da açıkça görülebilir.
Vücutta meydana gelen kızarıklıklar, döküntüler, morluklar ve genel olarak renk değişimleri tıbbi bir işaret olarak görülebilir. Bunların hasta tarafından belirtilmesi şart değildir, doktor tarafından da açıkça görülebilir.

Rahatsızlık, Enfeksiyon ve İllet Hali

Bu durumda, hastaya rahatsızlık verme ve vermemeyi de tanımlarımıza dahil edebiliriz: Rahatsızlık (İng: illness), en genel tanımıyla "rahat olmama hali" olarak tanımlanmaktadır. Kısaca, herhangi bir organizmanın normal fonksiyonunu bozan herhangi bir durum olarak düşünülebilir. Genellikle "rahatsızlık" denince akla bulaşıcı rahatsızlıklar gelmektedir. Bu tip rahatsızlıklar mikrobik unsurlardan kaynaklanır. Mikrobik unsurlar arasında bakteriler, virüsler, mantarlar, protozoalar, bazı çok hücreliler ve priyonlar bulunmaktadır. Tanımsal olarak, herhangi bir bakteri veya benzeri unsurdan kaynaklanmayan enfeksiyonlar rahatsızlık olarak sayılmaz.

Burada tanımlamak gerekirse, enfeksiyon en genel tanımıyla bir grup organizmanın, bir başka organizma içerisinde koloni kurması demektir. Enfeksiyonlar, her zaman rahatsızlığa yol açmazlar. Örneğin bağırsağımızda sindirime sebep olan bakterilerin orada kolonileşmeleri de enfeksiyondur, ancak bu tip enfeksiyon bir "rahatsızlık" sayılmaz. Öte yandan belirtileri henüz ortaya çıkmamış, ancak klinik olarak tespit edilen parazitik enfeksiyonlar "rahatsızlık" kategorisindedir. Öte yandan her rahatsızlık mikrobik sebeplere dayanmaz. Bunlar "diğer rahatsızlıklar" kategorisindedir.

İllet hali (İng: sickness) genellikle rahatsızlık ile eş anlamlı olarak kullanılmakla birlikte, tıbbi anlamda bir hastanın, bir rahatsızlığı şahsî olarak deneyimlemesi anlamına gelmektedir. Yani burada semptom ile tıbbi belirti arasındaki hafif farkın bir benzerini görmekteyiz. Bu tanım dahilinde bir birey, rahatsız olmadığı halde illet halinde veya illet halinde olmadığı halde rahatsız olabilir.

Daha günlük terimlerle açıklayacak olursak, bir birey gerçekte rahatsız olmadığı halde kendini rahatsız hissedebilir veya rahatsız hissetmediği halde gerçekten rahatsız olabilir. İllet hali genellikle bir enfeksiyondan değil, nesiller içerisinde evrimleşmiş tepkilerden, rahatsızlık davranışlarından ve vücudun bir hastalığı temizlemek için aldığı önlemlerden kaynaklanır. İllet halinde görülen tipik unsurlar yorgunluk, depresyon, sürekli uyuma isteği, aşırı zayıflık, acıya karşı hassasiyet ve konsantrasyon eksikliğidir.

Bu açılardan bakıldığında, "rahatsızlık", "illet hali"ne göre daha nötral bir anlam taşıdığı için günlük yaşantıda daha sık kullanılan bir terimdir. 

Sendromlar

Bir sonraki seviye, sendrom (İng: syndrome) kavramıdır. Sanki toplumumuzda sendrom kavramı, hastalığın üzerinde, daha güçlü ve daha etkili bir olgu olarak hayal edilmektedir. Ancak genel kabul gören ekole göre illa bir hiyerarşi kurulması gerekiyorsa sendromlar, hastalıkların altında yer alır.

Semptomdan bir sonraki analiz basamağı genel olarak sendromlardır. En basit şekilde sendromlar, "bir arada veya zaman içerisinde ortaklaşa olarak var olan bir grup semptom topluluğu" olarak tanımlanabilir. Sendrom seviyesindeki durumların halen patolojisi, yani "hastalıksal nedenleri" çözülememiştir. Ancak sendromları tanımlamadaki sıkıntı, söz konusu belirtilerin gerçekten birbirleriyle ilişkili olarak mı ortaya çıktığı, yoksa birbirinden bağımsız semptomlar mı olduğu konusundaki ayrımdır. Bunu anlamanın tek yolu, her bir sendrom için ayrı deneysel araştırmalar yapmak ve sonuçları analiz etmektir; sorunun genel geçer bir cevabı yoktur.

Sendromlar tıbbi genetikte biraz daha farklı ele alınırlar. Bu bilim sahası dahilinde sendromlar, genetik kökenleri anlaşılmış olgulardır. Yani genel hekimliğin veya psikolojinin aksine, tıbbi genetik dahilinde sendromların genetik altyapısı bilinmektedir. Bunun en meşhur örneği, 21. kromozomda meydana gelen üçlenme sonucu oluşan Down Sendromu'dur. Dikkat edilmesi gereken, bu durumun bir "hastalık" olarak nitelendirilmiyor oluşudur. Bu da, ilerideki tartışmalarımız için önem arz eden bir noktadır. Ayrıca "sendrom" sözcüğünün 1000 yılı civarında İbn-i Sina tarafından tanımlanmış olduğunu söylemekte fayda var. Tabii ki onun tanımı da ne yazık ki çok açıklayıcı değildir ve üstü kapalıdır.

En tipik sendromlardan biri Down Sendromu'dur. Bu sendromun belirleyici bazı tıbbi işaretleri ve semptomları vardır. Bunlar bir araya gelerek, bireylerin yaşam standartlarında düşüşe neden olur. Dolayısıyla Down Sendromu, adı üzerinde bir
En tipik sendromlardan biri Down Sendromu'dur. Bu sendromun belirleyici bazı tıbbi işaretleri ve semptomları vardır. Bunlar bir araya gelerek, bireylerin yaşam standartlarında düşüşe neden olur. Dolayısıyla Down Sendromu, adı üzerinde bir "sendrom" olarak bilinir; ancak "hastalık" olarak görülmez. Zaten doğru müdahalelerle Down Sendromlu bireyler normal veya normale yakın hayatlar sürebilirler.
Evrim Ağacı

Bozukluklar

Bundan sonraki basamağımız bozukluklar (İng: disorder) kavramı altında toplanabilir. Bozukluklar da, tıpkı sendromlar gibi bir grup semptomun toplamıdır. Bozuklukları sendromlardan ayıran tek faktör, etkilerinin daha güçlü, daha yaygın, sağlık durumunu daha bozucu yapıda olmasıdır. Yani bozukluklar, sağlık durumunun analizinde bir ara basamak gibidir; sendromlardan sonra gelen basamaktır. Ancak bozuklukların da hastalıksal temelleri (patolojisi ve etiyolojisi) halen çözülememiştir; bu tür sorunlara bozukluk demekteyiz.

Adı üzerinden gidecek olursak bozukluklarda fonksiyonel bir anormallik veya rahatsızlık görmeyi bekleriz. Bu bozukluklar, fonksiyonel veya zihinsel olabileceği gibi fiziksel, genetik, duygusal ve davranışsal da olabilir. Açıkçası bu terim genellikle "hastalık" sözcüğünün daha nötral, daha yumuşak bir hali olarak da kullanılabilmektedir. Çünkü "hastalık" sözcüğü hemen her toplumda olumsuz bir anlamla yüklüdür ve insanlar bunu yumuşatmak için böyle bir terim ileri sürmüşlerdir. Yine de az önce izah ettiğimiz gibi, tıbbi durum hiyerarşisinde kendisine yer bulmayı başarmıştır.

Günümüzde sayısız bozukluk bilinmektedir; bunların başlıcaları zihinsel bozukluklardır. Bazı yaygın bilinenleri sayacak olursak: akut stres bozukluğu, alkol bağımlılığı, anoreksiya, otizm, çoklu kişilik bozukluğu, disleksi, insomniya, kleptomanya, melankoli, manik depresyon, vb.
Günümüzde sayısız bozukluk bilinmektedir; bunların başlıcaları zihinsel bozukluklardır. Bazı yaygın bilinenleri sayacak olursak: akut stres bozukluğu, alkol bağımlılığı, anoreksiya, otizm, çoklu kişilik bozukluğu, disleksi, insomniya, kleptomanya, melankoli, manik depresyon, vb.

Tıbbi Durum ve Marazilik

Tıbbi Durum (İng: Medical Condition), bütün hastalıkları ve rahatsızlıkları içine alan genel bir tanımdır. Ayrıca oldukça nötr bir kelime olduğu için ve rahatsız edici bir unsur içermediği için literatürde sıklıkla tercih edilmektedir. Ancak birçok resmi kurum, tıbbi durumu psikiyatrik (zihinsel, psikolojik) hastalıklar haricindeki tüm hastalıklar olarak kullanmaktadır. Hatta sigorta sözleşmelerinin çoğunda "tıbbi durum"dan bahsederken "psikolojik hastalıklar haricindeki tüm hastalıklar" olarak değinilir. 

Marazilik (İng: Morbidity) ise "hasta olma hali", "yetersizlik durumu" veya "düşük sağlık" olarak değerlendirilebilir. Genellikle ileri düzey hastaların durumunda kullanılır ve ICU Skor Sistemi denen bir sistem ile kritiklik durumu ölçülür. Bu konseptte kullanılan "eş marazilik" kavramı, iki farklı hastalığın ya da rahatsızlığın bir arada bulunması anlamına gelir.

Tüm bu temelleri attıktan sonra, artık "hastalık" kavramına gelebiliriz:

Hastalıklar

Son basamağımız hastalık (İng: disease) kavramıdır. Dilimizde tam karşılıkları olmasa da, morbidite ("morbidity") veya "illness", "sickness" gibi İngilizce kelimeler de bu terimle eş anlamlı olarak kullanılabilmektedir (ama her birinin özel anlamları olduğunu hatırlayınız).

Makalemizin başında hastalık tanımının ne kadar güç olduğundan söz etmiştik. Dr. Heiby'nin verdiği hiyerarşide ise, önceki tüm basamakları geçtikten sonra, artık neden olan unsurlar tüm detaylarıyla bilinmiş olan tıbbi koşullara "hastalık" adı verilmektedir.

Aynı zamanda hastalıklar, tıbbi koşullarla ilgili algımızın doruk noktasıdır. Hastalıklar günümüzde daha çok "enfeksiyonlu hastalıklar" anlamında kullanılmaktadır. Yani eğer ki bir bozukluk ya da normalden sapma bakteriler, mantarlar, virüsler, protozoalar, çok hücreli canlılar ve hatta cansız yapılı hastalık yapıcı proteinler olarak bilinen prionlar gibi hastalık yapıcı (patojenik) mikroplar nedeniyle oluşuyorsa, "hastalık" olarak tanımlanmaktadır. Fakat bu kimi zaman kısıtlayıcı bir tanım olabildiği gibi, bazı diğer zamanlarda da hatalı tanımlamalara neden olabilmektedir. Yine de kullanışlı olması açısından bugün en yaygın olarak kabul edilen tanımlarından birisi budur.

Hastalıkları bir diğer şekilde tanımlamak için, vücut dengesini (homeostaziyi) bozan herhangi bir unsur olarak konuya yaklaşabiliriz. Ancak tabii ki vücut dengesini bozan her unsur hastalık değildir, örneğin birden sıcak bir odaya girmeniz, vücut dengesini bozar ama sizi hasta etmek zorunda değildir. Bu sebeple, hastalıklarla beraber ilişkilendirilmesi gereken bir unsura ihtiyaç duyarız. Bu unsur, çoğu zaman herhangi bir vücut fonksiyonunun bozukluğu olarak tanımlanır. Yani yukarıda da değindiğimiz gibi, "normalden sapma hali" olarak kullanılır. Çoğu zaman kullanışlı olan bu terim, bazı örnekleri tanımlamamızı güçleştirmektedir. 

Beşinci Hastalık olarak bilinen bu hastalık 6-13 yaş arası çocuklarda sıklıkla görülür. Henüz tam mekanizmaları keşfedilememiş olsa da, parvovirüs-B19 ile bulaştığı bilinmektedir. En temel semptomu, yüzün fotoğraftaki gibi kızarması ve döküntülerin oluşmasıdır. Ayrıca ateş, bitkinlik, burun tıkanıklığı, baş ağrısı, kusma ve mide bulantısı da diğer semptomlardır.
Beşinci Hastalık olarak bilinen bu hastalık 6-13 yaş arası çocuklarda sıklıkla görülür. Henüz tam mekanizmaları keşfedilememiş olsa da, parvovirüs-B19 ile bulaştığı bilinmektedir. En temel semptomu, yüzün fotoğraftaki gibi kızarması ve döküntülerin oluşmasıdır. Ayrıca ateş, bitkinlik, burun tıkanıklığı, baş ağrısı, kusma ve mide bulantısı da diğer semptomlardır.

Hastalıkları Net Bir Şekilde Tanımlamak...

İşte bu noktada Evrim Ağacı olarak bizim ekibimizin yaptığı gözlemler ve araştırmalar ile Dünya Sağlık Örgütü'nün en başta verdiğimiz, yer yer eleştirilse de kapsayıcı ve önemli noktalara parmak basan tanımından yola çıkarak yeni bir yaklaşım geliştirmeyi denemenin faydalı olacağını düşünüyoruz. Yaptığımız bu tanım aşırı yenilikçi bir açıklama olmasa da, bir hastalığı tanımlamak konusunda, diğer tanımlarla işbirliği içinde kabullenilebilecek bir yaklaşım olacaktır diye umuyoruz. Evrim Ağacı olarak sunduğumuz tanım şu şekildedir: 

Hastalık, öncelikle söz konusu bireyde, sonrasında bireyin bulunduğu aile, grup veya toplumda (sosyal birimde) göreli yaşam standartlarını önem sırasına göre fiziksel, zihinsel, evrimsel uyum başarısı açılarından veya doğal olgularla sınırlı olarak sosyolojik açıdan olumsuzlaştıran, çoğu zaman biyolojik ve mikrobik (virüsler, prionlar, bakteriler, vs.) unsurlar dolayısıyla ortaya çıkan, çeşitli yöntemlerle potansiyel olarak tedavi edilebilen, etkisi azaltılabilen veya tamamen önlenebilen durumlardır. Hastalıklar tek bir seviyeye sahip değildir ve çeşitli kategorilere (sendrom ve bozukluk gibi) bölünebilir.

Aslında bu tanım, Dünya Sağlık Örgütü'nün tanımının yeniden kelimelere dökülmüş ve detaylandırılmış hali gibidir. Ancak ifade, burada verdiğimiz haliyle, bazı sınıflandırmaların daha net yapılabilmesini sağlamaktadır. Üstelik tanım içerisine eklediğimiz ve önemli bulduğumuz bazı açılar, halihazırda yapılmış tanımları önemli ölçüde farklılaştırmakta ve şu anda olduklarından daha işlevsel hale getirmektedir. Tanımımız birkaç parçadan oluşuyor ve bunları analiz etmenin faydalı olacağı kanısındayız.

İlk olarak bir hastalığın tanımlanabilmesi için, en azından 1 bireyde gözlenebilir olması gerekmektedir. Yani henüz hiçbir semptom (belirti) göstermemiş bir durum, "hastalık" olarak nitelendirilemez. Ancak daha önce de değindiğimiz gibi, özellikle viral hastalıklarda gördüğümüz "gizlilik fazı" bu tanımı zayıflatmaktadır. Virüsler vücuda bulaştıktan sonra hemen hastalığa neden olmazlar, belli bir süre gizlice vücutta saklanırlar ve hiçbir belirti göstermezler. 

Bu sebeple, bu gibi durumları kapsamak adına bilimde ön hastalık (kuluçka dönemi, latent periyod, hastalık öncesi, İng: pre-disease) diye bir terim kullanılmaktadır. Adından da anlaşılabileceği gibi, henüz hastalığın belirtileri ortaya çıkmamış olsa da, nihayetinde hastalığı ortaya çıkaracak faktörlerin vücutta bulunması halidir. Bu durumda, iyileşme sürecini de göz önüne alırsak, hastalıkları 3 temel zamansal kısma ayırabiliriz: hastalık öncesi fazı, hastalık fazı ve hastalık sonrası fazı. Tahmin edilebileceği gibi "hastalık sonrası fazı" (İng: post-disease), hastalığın belirtilerinin geçmesinden ancak hastalığa sebep olacak unsurların vücuttan tamamen yok olmadığı, tedavi sonrası dönemdir. Buna halk arasında “nekahat” da denmektedir.

AIDS hastalığının gelişimi sırasında, HIV'in ilk bulaşmasından sonraki 4 temel hastalık fazında meydana gelen değişimleri gösteren bir grafik. İlk evrede HIV vücuda giriyor ve vücut-beyin bariyerini aşıyor. Hemen savunma sistemi devreye giriyor. Ancak yeterince güçlü olamadığı için HIV hızla yayılmayı sürdürür. Sonrasında geçici olarak bağışıklık sistemi üstün gelir ve HIV kronik faza girerek sabit bir seyirde devam eder. Bu sırada çeşitli organlara bulaşmayı sürdürür. AIDS'in semptomları belirmeye başlar. Birey enerjisini yitirmeye başlar, kilo kaybı olur, sık sık ateş ve terleme görülür, mantar enfeksiyonları başlar, deri sıklıkla kızarır, kısa dönem hafıza kayıpları başlar, ağızda, cinsel organlarda ve anüste sivilceler oluşmaya başlar. Nihayetinde seri virüs üretimi başlar ve savunma hücrelerimiz ölmeye başlar. Hastalığın seyri ilerledikçe daha ağır semptomlar oluşur: öksürük ve nefes darlığı, nöbetler, koordinasyon bozukluğu, yutkunma güçlüğü, kafa karışıklığı, sürekli ishal hali, ateş, görüş kaybı, mide bulantısı ve mide krampları, aşırı bitkinlik, aşırı baş ağrısı, koma, vb.
AIDS hastalığının gelişimi sırasında, HIV'in ilk bulaşmasından sonraki 4 temel hastalık fazında meydana gelen değişimleri gösteren bir grafik. İlk evrede HIV vücuda giriyor ve vücut-beyin bariyerini aşıyor. Hemen savunma sistemi devreye giriyor. Ancak yeterince güçlü olamadığı için HIV hızla yayılmayı sürdürür. Sonrasında geçici olarak bağışıklık sistemi üstün gelir ve HIV kronik faza girerek sabit bir seyirde devam eder. Bu sırada çeşitli organlara bulaşmayı sürdürür. AIDS'in semptomları belirmeye başlar. Birey enerjisini yitirmeye başlar, kilo kaybı olur, sık sık ateş ve terleme görülür, mantar enfeksiyonları başlar, deri sıklıkla kızarır, kısa dönem hafıza kayıpları başlar, ağızda, cinsel organlarda ve anüste sivilceler oluşmaya başlar. Nihayetinde seri virüs üretimi başlar ve savunma hücrelerimiz ölmeye başlar. Hastalığın seyri ilerledikçe daha ağır semptomlar oluşur: öksürük ve nefes darlığı, nöbetler, koordinasyon bozukluğu, yutkunma güçlüğü, kafa karışıklığı, sürekli ishal hali, ateş, görüş kaybı, mide bulantısı ve mide krampları, aşırı bitkinlik, aşırı baş ağrısı, koma, vb.

Peki hastalık hangi noktada başlar? İşte burada tanımımız oldukça faydalıdır: Ne zaman ki bireyin yaşam standartları düşmeye başlar, o zaman hastalık başlamış demektir. Buradaki "yaşam standardı" kavramı sosyolojik açıdan incelendiğinde özünde biraz sıkıntılıdır ve Dünya Sağlık Örgütü'nün tanımını zora sokan da büyük oranda o kısımdır. Çünkü bir kişinin gelir düzeyinin düşük olması, yaşam standartlarını düşürebilir ama geleneksel tabiriyle bir "hastalık" durumuna neden olmayabilir. Dolayısıyla sosyolojik durumları, "modern zamanların sorunları" haricinde ele almanın daha isabetli olacağı açıktır. 

Bizim tanımımız dahilinde ise yaşam standardından sapmaları bireyin kendi göreli yaşam standardından sapma olarak kullanmaktayız. Dolayısıyla bir kişinin Afrika’da ya da Amerika’da olması önemli değildir. İçerisinde bulunduğu ve elinde olmayan (çoğu zaman mikrobik veya genetik sebeplerle) gelişen durumlardan kaynaklı yaşam standardı düşüşlerini “hastalık” olarak değerlendirmek mümkündür. Bu tanımda evrensel bir standarda gerek duyulmamaktadır.

Bu noktayı bir kenara bırakacak olursak, bireyin yaşam standartlarının düşmesi çok basit bir şekilde, burun tıkanıklığının nefes almayı güçleştirmeye başlamasından tutun da, bir uzvun kesilmesi durumu gibi kapsamlı bir duruma kadar geniş bir yelpazede incelenebilir. Bu geniş yelpaze içinde belirtilerin sayısı, şiddeti ve biçimine bağlı olarak bireyin yaşam standartları düşecek ve buna bağlı olarak sendromlar, bozukluklar ve hastalıklar oluşacaktır. 

Tanımın içerisine evrimsel uyum başarısını eklediğimize de dikkatinizi çekmek isteriz. Çünkü bazı koşullar bireylerin normdan sapmasına neden olsalar da, bireyin veya türün uyum başarısını arttıran nitelikte olabilirler. Bunun en tipik örneği az önce bahsettiğimiz eşcinsellik konusudur. Ancak evrimsel uyum başarısını dahil etmekle birlikte bazı istisnai durumlar da doğabilmektedir. Örneğin orak hücre anemisi, tanımımız dahilinde bir hastalıktır; çünkü yaşam standartlarını düşürmektedir. Ancak Afrika popülasyonlarında orak hücre anemisine sahip bireyler, bölgenin en ölümcül sorunlarından biri olan sıtmaya karşı dirençlidirler ve bu, onların uyum başarısını arttırmaktadır. Bu durumda orak hücre anemisi hastalık değil midir? Hayır, hayır, elbette hastalıktır!

Orak hücre anemisi, orak şeklinde kan hücrelerinin oluşmasıyla karakterize edilen bir hastalıktır. Normal kan hücreleri 120 gün yaşarken, orak hücreler 10-20 gün arası yaşarlar. Ayrıca orak hücreler damarları tıkayabilir. Bu gerçekleşecek olursa beyin, kalp, ciğerler, böbrekler, karaciğer, kemikler, vb. etkilenebilir. Orak hücre anemisiyle doğan bebeklerin vahşi hayattaki ömürleri 42-48 yıl iken, tıbbi yöntemler sayesinde bu beklenti 70 yaşın üzerine çekilmiştir.
Orak hücre anemisi, orak şeklinde kan hücrelerinin oluşmasıyla karakterize edilen bir hastalıktır. Normal kan hücreleri 120 gün yaşarken, orak hücreler 10-20 gün arası yaşarlar. Ayrıca orak hücreler damarları tıkayabilir. Bu gerçekleşecek olursa beyin, kalp, ciğerler, böbrekler, karaciğer, kemikler, vb. etkilenebilir. Orak hücre anemisiyle doğan bebeklerin vahşi hayattaki ömürleri 42-48 yıl iken, tıbbi yöntemler sayesinde bu beklenti 70 yaşın üzerine çekilmiştir.
Sıtma, kişinin kan dolaşımını kullanarak üreyen protozoaların genellikle sivrisineklerle taşınması sonucu. İnsana bulaşabilen 5 farklı parazit vardır ve bunların 2 tanesi ölümcüldür, 3 tanesi ise o kadar ölümcül değildir. Afrika'daki çocuk ölümlerinin %30 civarı sıtmadan kaynaklanır. 5 yaşından küçük her 4 çocuktan 1'i sıtma nedeniyle ölmektedir. Sıtma da ateş, üşüme, baş ağrısı, terleme, bitkinlik, mide bulantısı ve kusma ile kendini gösterir. Ayrıca nöbetler görülür.
Sıtma, kişinin kan dolaşımını kullanarak üreyen protozoaların genellikle sivrisineklerle taşınması sonucu. İnsana bulaşabilen 5 farklı parazit vardır ve bunların 2 tanesi ölümcüldür, 3 tanesi ise o kadar ölümcül değildir. Afrika'daki çocuk ölümlerinin %30 civarı sıtmadan kaynaklanır. 5 yaşından küçük her 4 çocuktan 1'i sıtma nedeniyle ölmektedir. Sıtma da ateş, üşüme, baş ağrısı, terleme, bitkinlik, mide bulantısı ve kusma ile kendini gösterir. Ayrıca nöbetler görülür.
Diamond Light Source

İşte bu da bizi tanımımızın bir diğer önemli noktasına götürmektedir:

Söz konusu göreli yaşam standartlarındaki düşüş, belli bir hiyerarşiye sahiptir ve en genel hatlarıyla, tanımımız içinde verdiğimiz sıradadır. Fiziksel engeller yaşam standardını en hızlı şekilde düşüren sorunlardır. Bunu evrimsel biyoloji sayesinde daha net görebilmekteyiz: Bir canlının fiziksel özellikleri, yani fenotipi, onun doğrudan uyum başarısını değiştirir ve hayatta kalıp kalamayacağını en kritik şekilde etkiler. Bir canlı fiziksel olarak kısıtlıysa veya sorunlar yaşıyorsa, muhtemelen yaşam standardı diğer birçok olasılığa göre çok daha düşük olacaktır. Bu durumda hayatta kalması ve üremesi tehdit altına girecek, canlıların biyolojik varlık amacını yerine getirmeyecektir. Örneğin belli bir genetik mutasyon nedeniyle kol ve bacakları olması gerekenden %75 oranında kısa olan bir bireyin vahşi yaşamda hayatta kalması pek beklenen bir durum değildir. Ani etkili zararlı mutasyonların neredeyse her zaman ölümcül olmasının nedeni de budur: Fiziksel özellikleri doğrudan ve büyük miktarda değiştirirler!

Ancak bunun da istisnaları bulunmaktadır. Örneğin fiziksel olarak sorunlar yaşayan bir birey, ömrü boyunca giriştiği işler ve yaptığı çabalar sayesinde türünün genel uyum başarısını arttırabilir, sosyolojik açıdan yaşam standardını yükseltebilir. Hatta az önce sözünü ettiğimiz büyük miktardaki kol-bacak kısalığı bile yeri geldiğinde, belirli çevre şartlarında avantaj kazanımlarına neden olabilir. Sonuçta evrimsel potansiyelin bilinen bir sınırı yoktur! İşte bu yüzden tanımımızdaki sıralama fikir vericidir; ancak kısıtlayıcı değildir. Sıralamanın sonlarında yer alan unsurlar, sıralamanın başında yer alanlara üstün gelerek hastalığın sonuçlarını değiştirebilir. Fakat bunlar genellikle istisnadır. Örneğin beyni tam olarak oluşamamış bir bireyin yaşam standardından söz etmek bile güçtür. Öte yandan çok ağır fiziksel sorunlar yaşayan bireyler, buraya tıklayarak Nick Vujicic'ten öğrenebileceğiniz gibi müthiş işler başarabilirler.

Nick Vujicic, fokomeli denen, bebeklerde kol ve bacakların tam olarak gelişmemekle birlikte birbirine yapışık olarak oluşmasına neden olan, fiziksel hareketleri müthiş ölçüde kısıtlayan bir hastalığa sahip Avusturalyalı bir motivasyonel konuşmacıdır. 1982 doğumlu olan ve kolları ve bacakları hiç bulunmayan Vujicic, 19 yaşında konuşmalar vermeye başlamıştır, 30 yaşında ise evlenerek 2 çocuk sahibi olmayı başarmıştır. Vujicic vakasında da görülebileceği gibi, söz konusu insanlardaki hastalıklar olduğunda tıp ve teknoloji sayesinde son derece kısıtlayıcı durumlar bile aşılabilmektedir.
Nick Vujicic, fokomeli denen, bebeklerde kol ve bacakların tam olarak gelişmemekle birlikte birbirine yapışık olarak oluşmasına neden olan, fiziksel hareketleri müthiş ölçüde kısıtlayan bir hastalığa sahip Avusturalyalı bir motivasyonel konuşmacıdır. 1982 doğumlu olan ve kolları ve bacakları hiç bulunmayan Vujicic, 19 yaşında konuşmalar vermeye başlamıştır, 30 yaşında ise evlenerek 2 çocuk sahibi olmayı başarmıştır. Vujicic vakasında da görülebileceği gibi, söz konusu insanlardaki hastalıklar olduğunda tıp ve teknoloji sayesinde son derece kısıtlayıcı durumlar bile aşılabilmektedir.

Tabii ki hastalığın bizim yaptığımız tanımı bile oldukça esnektir. Zaten hastalık tanımı yapısal olarak esnek olmak zorunda olmasa, kesin tanımı yapılabilirdi ve bu kadar farklı açılardan analiz etmemiz gerekmezdi. Fakat en genel tabiriyle düşünecek olursak, az önce saydığımız açılardan bir bireyin veya toplumun yaşam standardını kritik ölçüde düşüren unsurlara hastalık olarak yaklaşabiliriz. Örneğin bir siyasi lider, bir toplumu dibe batırabilir ve bu durumda kitlesel bir yaşam standardı düşüşü gözleyebiliriz. Bu durumda o siyasi lider ve ekibi bir "hastalık" mıdır, bunu düşünmeyi size bırakıyoruz. Ancak tedavisi olması ve hatta önlenebilir olması açısından da tanımımıza uyuyor gibidir.

Bu da bizi "tedavi edilebilirlik" ve "önlenebilirlik" konularına getiriyor. Hastalıklar, tanımları gereği tedavi edilebilir (İng: “curable”), etkileri kısmen de olsa tersine çevrilebilir, belirtileri azaltılabilir veya idare edilebilir (İng: “treatable”) ve hatta etiyolojisinin ve patolojisinin anlaşılması sayesinde önlenebilir olan kavramlardır. Çünkü eğer ki bunlardan en azından biri yapılamıyorsa, söz konusu durumu bir "hastalık" olarak tanımlamamız güç olacaktır. Eğer ki tedavi edilebilir bir durum söz konusu değilse, muhtemelen durum bir hastalık değil, bir çeşitliliktir. Burada "tedavi edilebilirlik" kavramından kastımızın, henüz tedavi edilebilen durumlarla kısıtlı olmadığının altını çizmek isteriz; bu nedenle tanımımızda “potansiyel” sözcüğü bulunmaktadır. 

Örneğin AIDS şu anda tedavi edilememektedir; ancak bilimsel araştırmalar sayesinde bildiğimiz üzere, tedavi edilebilir bir durumdur, sadece henüz teknolojimiz yeterli değildir. Yani AIDS'e neden olan tüm süreçleri gözleyebilir, takip edebilir, ne yaparsak ona engel olacağımızı keşfedebiliriz. Fakat kontrol edemediğimiz bazı durumlardan ötürü (başlıcası virüsün evrimi olmak üzere) tedavi etmemiz çok güç olmaktadır. Dolayısıyla AIDS henüz tedavi edilemeyen bir hastalıktır. 

Dahası zaten tanımımızın tedavi edilebilmekle sınırlı olmadığına dikkat ediniz. İdare edilebilirlik veya önlenebilirlik de önemli unsurlardır. Öte yandan eşcinsellik örneğine yeniden dönecek olursak, olası hiçbir açıklamamızın bir hastalık teşhisi koymamıza yetecek bir "tedavi edilebilirliği" ve "önlenebilirliği" bulunmamaktadır. Heteroseksüelliği homoseksüelliğe “dönüştüren”, cinsel yönelimi etkileyen genler, hormonlar, sinir yolakları, vs. henüz keşfedilememiştir. Bunlar keşfedilse bile, eşcinsellik bireyin yaşam standartlarını düşüren herhangi bir niteliğe sahip olmadığı için tanımımızın daha ilk kısmını bile geçmeyi başaramamaktadır. Yani hangi açıdan ele alırsak alalım, eşcinselliği heteroseksüellikten ayırabileceğimiz bir unsur görememekteyiz. Dolayısıyla bu konuyu bir hastalık olarak görmek için yeterli verimiz bile bulunmamaktadır. Bu açıdan da eşcinselliğin hastalık kategorisine alınamadığını görüyoruz: Tedavi edilebilir ve önlenebilir bir yapıda değildir; cinsel yönelimi etkileyebilecek unsurları kontrol ettiğimizde, eşcinsellikte normalliği bozan, güvenilir ve genel geçer bir sebep bulunmamaktadır.

Çeşitlilik Mi, Hastalık Mı?

Hastalıkların "normdan sapma" olarak tanımlandığından bahsetmiştik. Ancak bu oldukça tehlikeli bir tanımdır, çünkü toplumların ve biyolojik unsurların "normları" birkaç hafta içinde bile değişebilir (genelde bu tür değişimler birkaç on yıl sürse de). Toplumsal normları bir kenara bırakacak olursak, biyolojik açıdan baktığımızda neyin hastalık olup neyin olmadığını da yaptığımız tanım sayesinde anlayabiliriz: Örneğin toplum içinde "norm" olarak bildiğimiz göz renkleri kahverengi, mavi, yeşil gibi tekil renkler ve bazen ela veya bal renginde gördüğümüz gibi daha karmaşık yapılı renklerdir. Eğer ki bir bireyin gözleri bildiğimiz güneş sarısı rengindeyse, bu hastalık mıdır? 

Bunu anlamak için tanımımızı uygulayabiliriz: Eğer ki bu durum bireyde veya toplumda kayda değer bir yaşam standardı düşüşüne neden olmuyorsa, hastalık değildir. Sarı göz rengi açık bir şekilde normdan sapmadır; ancak bir hastalık olarak görülemez, sadece bir varyasyondur (veya belki bir başka hastalığın semptomu olabilir; ancak eğer ki kendi başına yaşam standartlarını düşürmüyorsa bir hastalık değildir). 

Her normalden sapma hastalık olmak zorunda değildir. Örneğin sarı göz rengi popülasyonumuzda hiç gözükmez; ancak bir bireyin sapsarı bir göz rengiyle doğması, illa bir hastalığa işaret etmek zorunda değildir. Fakat hastalık olabilir de; sonucu bilimsel analiz gösterecektir.
Her normalden sapma hastalık olmak zorunda değildir. Örneğin sarı göz rengi popülasyonumuzda hiç gözükmez; ancak bir bireyin sapsarı bir göz rengiyle doğması, illa bir hastalığa işaret etmek zorunda değildir. Fakat hastalık olabilir de; sonucu bilimsel analiz gösterecektir.

Bu örneklerin sayısını arttırmak mümkündür. Örneğin burnun normalden aşağıya sarkık olması, kaşların normalden kalın veya bitişik olması, dişlerin ayrık olması ve daha nice özellik, yaşam standartlarını etkilemediği için sadece birer varyasyon olarak görülmelidir. Tabii ki kimi zaman yine muğlak ve tanımlaması güç durumlar oluşabilmektedir. Şimdi varyasyonu hastalıktan ayırt etmenin zor olabildiği birkaç örnek verelim:

Boy dağılımı popülasyonumuz içindeki en bariz çeşitlilik unsurlarından birisidir. Peki hiç düşündünüz mü, hangi uzunluğa veya kısalığa kadar "normal", hani uzunluk veya kısalıktan sonra "hastalık" durumundan bahsederiz? Cücelik ve devliğin sınırı nedir? İşte bunların tanımını yapabilmek için evrimsel biyoloji ve popülasyon genetiğine bakmamız gerekmektedir. Evrimsel süreç içinde her türün her özelliği belli bir isatistiki dağılım gösterir ve genellikle fiziksel özelliklerde gördüğümüz, Gauss tipi normal dağılımdır. Bu dağılım, aşağıdaki görselden de görülebileceği gibi belli bir ortalama değer etrafında dağılan, ortalamadan uzaklaştıkça görülme sıklığı azalan şekildeki dağılımdır. “Çan eğrisi” olarak da bilinmektedir.

Gauss tipi normal dağılımda belli bir özelliğin en fazla bulunduğu aralık
Gauss tipi normal dağılımda belli bir özelliğin en fazla bulunduğu aralık "ortalama" olarak belirlenir ve bu ortalamadan belli miktardaki sapmalar ("standart sapma") 1 kat, 2 kat, 3 kat şeklinde uçlara doğru takip edilir. Ortalamadan saptıkça, popülasyon içerisinde bu özelliklerin görülme sıklığı da azalır. Örneğin Dünya çapındaki ortalama erkek bireylerin boyu 173 santimetre ise, bu ortadaki değerdir. Ondan sonra grafiğin sağ tarafına gittikçe boy uzunluğu 184, 195, 206 santimetre olacak şekilde, sol tarafa gittikçe 162, 151, 140 santimetre olacak şekilde değişir. Dikkat edilmesi gereken, bu uçlara gittikçe sıklığın azalıyor oluşudur. Örneğin ortalamadan 3 standart sapma sola veya sağa gittiğinizde popülasyonun %0.13 kadar ufak bir kısmını temsil eden bölgeye girersiniz. Ortalama değer (örneğin 173 santimetre boy ve 2-3 santimetre civarı) ise kabaca tüm popülasyonun %68.26'sıdır.

İşte bu dağılımı incelediğimizde devliğin semptomu, ortalama değerden 3 standart sapmadan daha fazla uzun olma durumudur. Bir diğer tanımı, boy uzunluğuyla ilgili en üstteki %1'lik dilimden bile daha uzun olma durumudur. Bu iki tanım birbiriyle kabaca eşdeğerdir. 

Ancak devliğin tam sınırı nedir? Diyelim ki 3 standart sapma sonrası 210 santimetre olsun. 211 santimetre dev midir? 209 dev değil midir? Devse, hastalık mıdır? 213 santimetre? 220? Nerede başlar? Çünkü eğer ki "hastalık" değilse, sıradan bir "varyasyon (çeşitlilik)" olarak görmek durumundayız. İşte bu noktada tanımımıza bakmamız gerekir: Eğer ki boyunun uzunluğu bireyin yaşam standartlarını kısıtlamaya başlıyorsa, hastalık sınırlarına girmişiz demektir. Dev bireyler genellikle hareket etmekte zorlanırlar, kemikleri daha kolay kırılır ve aşınır, aşırı terlerler, bitkindirler, dolaşım sistemlerinde sorunlar oluşur, ergenliğe geç girerler, sağırlığa daha yatkındırlar, dişilerde adet döngüsünde bozulmalar görülür. Tüm bunlar, semptomlardır. Bunların her biri, yaşam standardını özellikle fiziksel ve zihinsel olarak etkileyen sorunlardır. Dolayısıyla bu belirtiler görülmeye ve artmaya başladıkça, hastalık bölgesi içinde ilerliyoruz demektir. Yani arada varyasyonla hastalık arasında bariz bir sınır yoktur, bir geçiş bölgesi vardır.

Dünya'nın yaşayan en uzun insanı, 2.51 metre boy ile Türkiye'den Sultan Kösen'dir. Sultan'ın durumu bir hastalık boyutundadır. Görülebileceği gibi, normal hareketlerini yapabilmek için yapay bir araca, bir değneğe ihtiyaç duymaktadır. Ayrıca diğer belirtiler de söz konusudur. Aslında hastalıkların tanımında Dr. Heiby'nin tanımı yardımcı olmaktadır: devlik, büyüme hormonunun aşırı salgılanmasıyla ilgilidir (bazı diğer nedenlerle de olabilir). Bu durumda, problemleri ve semptomları bir arada barındıran tıbbi durumun nedenleri tespit edildiği için ve ciddi sorunlara neden olabildiği için bu koşul bir hastalıktır.
Dünya'nın yaşayan en uzun insanı, 2.51 metre boy ile Türkiye'den Sultan Kösen'dir. Sultan'ın durumu bir hastalık boyutundadır. Görülebileceği gibi, normal hareketlerini yapabilmek için yapay bir araca, bir değneğe ihtiyaç duymaktadır. Ayrıca diğer belirtiler de söz konusudur. Aslında hastalıkların tanımında Dr. Heiby'nin tanımı yardımcı olmaktadır: devlik, büyüme hormonunun aşırı salgılanmasıyla ilgilidir (bazı diğer nedenlerle de olabilir). Bu durumda, problemleri ve semptomları bir arada barındıran tıbbi durumun nedenleri tespit edildiği için ve ciddi sorunlara neden olabildiği için bu koşul bir hastalıktır.
Öte yandan 2.3 metre civarında bir boya sahip olmak, bir anda hastalığın sınırlarından çıkmanıza neden olabilir. Bunun en güzel örneği 1993-2005 yılları arasında NBA'de oynamış profesyonel basketbolcu Shawn Bradley'dir. Bradley'nin 2.29 metre boya sahip olmasına rağmen herhangi bir bilinen hastalık semptomu veya yaşam standartlarını düşüren bir durumu yoktur. Bu durumda, bu kadar uzun bir boy, muhtemelen 3 standart sapmadan büyük olmasına rağmen bir
Öte yandan 2.3 metre civarında bir boya sahip olmak, bir anda hastalığın sınırlarından çıkmanıza neden olabilir. Bunun en güzel örneği 1993-2005 yılları arasında NBA'de oynamış profesyonel basketbolcu Shawn Bradley'dir. Bradley'nin 2.29 metre boya sahip olmasına rağmen herhangi bir bilinen hastalık semptomu veya yaşam standartlarını düşüren bir durumu yoktur. Bu durumda, bu kadar uzun bir boy, muhtemelen 3 standart sapmadan büyük olmasına rağmen bir "hastalık" değildir, sıradan bir genetik varyasyondur.

Tabii ki daha önceden de değindiğimiz gibi, sadece fiziksel veya zihinsel bir olumsuzluk, bireyin "acınası halde" olduğu anlamına gelmemektedir, bu önemlidir. Örneğin Sultan Kösen, boyunun reklam ve tanıtım avantajını kullanarak sosyolojik bakımdan çok iyi yerlere gelebilir, ortalamanın çok üstüne çıkabilir. Bu yüzden tanımımızın etki sıralaması önem arz etmektedir. Yani hastalık, "anlam yüklü" bir kelime olsa da (bu yüzden "rahatsızlık" gibi kelimelerin dilimizde kullanıldığını hatırlayın), her hastalık süründürecek ve ölümcül düzeyde değildir; belirlemesi çok güç olan seviyeleri vardır.

Tüm bunları cücelik için de benzer bir şekilde analiz edebiliriz; ancak farklı ve zıt bir örnek olması açısından bir diğer konuya bakalım: çok parmaklılık. Parmakların sayısı HOX genlerinin aktivasyonu ve deaktivasyonu sonucu üretilen Sonik Kirpi Proteini ile belirlenir. Eğer ki bu genlere bağlı olarak üretilen bu sinyal (protein veya hormon) fazla üretilirse, parmakların sayısı artar. Az üretilirse, parmakların sayısı azalır. Ancak hangi durumda 6 parmağa sahip olmak bir hastalıktır? Hangi durumda bunu varyasyon olarak görmeliyiz? Yine tanımımız imdadımıza yetişiyor: Eğer ki yaşam standartlarını düşürüyorsa hastalıktır, yoksa değildir.

Tabii yine bunu bu kadar net söylüyoruz ama, her zaman araya bariz sınırlar çekmek mümkün olmuyor. Çünkü ekstra üretilen 6. parmak her zaman işe yarar olmuyor. Kimi birey bu parmağını normal şekilde kullanırken, kimisininki düzgün gelişmiyor bile. Örneğin yine ülkemizde yaşayan Ahmet Gazanfer isimli şahsın her elinde tamamen işlevsel 6 parmak bulunuyor. Keza, Brezilya’da bulunan ve 2014 Dünya Kupası sırasında meşhur olan bir ailenin her bir üyesinin her bir elinde 6 parmak bulunuyor. Bu ailenin bireyleri 6. parmaklarını da kullanarak basketbol oynayabiliyorlar ve piyano çalabiliyorlar. Öte yandan, bu parmakları düzgün gelişmeyen her bireyde de dikkatle değer miktarda olumsuz sonuçlar var olmuyor, sonuçta ellerinde fazladan bir çıkıntının olması her zaman fiziksel ve zihinsel bir olumsuzluk yaratmıyor. 

Üstelik önemli olan bir nokta var: Evrimsel süreçte, işte bu şekildeki "fazladan" veya "normalden farklı" yapılar seçilerek türler yeni yönlere doğru değişiyorlar. Yani fiziksel bir sıkıntı yaratsa bile bu “anormallikler” evrimsel bir avantaj sağlayabilmektedir. Bu durumda, bir hastalık olarak görülebilecek bir durumun bile evrimsel avantaj sağlayarak norm haline gelebileceğini görürüz. Sonuçta balıklar amfibilere evrimleşirken yüzgeçleri normalden farklı kemik yapısına sahip olan soy hatları hayatta kalmış ve seçilmişti. Daha sonra bu ilkin parmaklar, ataları bu ilkin denizlerden karalara geçen canlılar olan günümüzdeki tüm kara omurgalılarının vücudunun bir parçası haline geldi. Balıksı atalarımızın ellerinde 4-8 arasında değişen parmaklar bulunuyordu; ancak karaya çıkan atalarımızda bu parmakların sayısı 5 olacak şekilde azaldı ve sabitlendi, böylece neredeyse tüm karasal omurgalı hayvanın ellerinde 5’er parmak bulunacak şekilde bir evrim yaşanmış oldu. Muhtemelen bu geçiş dönemi sırasında, o kemik düzenindeki değişimler ilk meydana geldiğinde bir "hastalık" olarak görülebilecekti, hatta belki su içindeki hareketi zorlaştırıyordu! Ancak sahil kenarlarında bulunan türlere müthiş bir avantaj sağladı: karada daha kolay hareket edebilme! Bu konuda daha detaylı bir yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Bu durumda, bir analiz yaparken tanımımızın her parçasını dikkate almak gerektiğini görebilirsiniz. Bir diğer önemli nokta, hastalık olan bir şeyin uzun vadede de her zaman sorun yaratmak zorunda olmadığı gerçeğidir. Fenotipimizde, yani fiziksel yapımızda meydana gelen değişimler kısa vadede kısmen zararlı olsa da, uzun vadede evrimsel avantaj sağlayabilir ve seçilebilirler.

6 parmaklılık ne zaman hastalıktır, ne zaman bir varyasyon olarak görülmelidir? Ellerimiz, balıkların yüzgeçlerinden evrimleşmiştir ve 5 parmak yapısı buna bağlı olarak seçilmiştir. Yani illa 5 parmaklı olmamız gerekiyor diye bir şey yoktu, eğer ki evrimsel patikada 6 kemik evrimleşseydi, 6 parmaklılık normal olacaktı. Evrim tarihinde görebildiğimiz dramatik değişimler göz önüne alındığında, 6 parmaklılık eğer ki yaşam standardını düşürmüyorsa, bir varyasyon olarak kabul edilebilir.
6 parmaklılık ne zaman hastalıktır, ne zaman bir varyasyon olarak görülmelidir? Ellerimiz, balıkların yüzgeçlerinden evrimleşmiştir ve 5 parmak yapısı buna bağlı olarak seçilmiştir. Yani illa 5 parmaklı olmamız gerekiyor diye bir şey yoktu, eğer ki evrimsel patikada 6 kemik evrimleşseydi, 6 parmaklılık normal olacaktı. Evrim tarihinde görebildiğimiz dramatik değişimler göz önüne alındığında, 6 parmaklılık eğer ki yaşam standardını düşürmüyorsa, bir varyasyon olarak kabul edilebilir.

Örneğin parmak yapısının değişimini piyano çalma becerisiyle ilişkilendirebiliriz. 6 parmaklı bir birey daha iyi piyano çalmak zorunda değildir, öncelikle onu belirtelim. Eğer ki bu ekstra parmak düzgün çalışıyorsa belki bu ona bir avantaj sağlayabilir; ancak her zaman böyle bir durum oluşmaz. Fakat ola ki piyano çalma konusunda, 5 parmaklı bireylere göre ciddi bir avantaj sağlasaydı, bu bireyin çok farklı ve orijinal eserler yaratması ve toplum içinde yerinin apayrı hale gelmesi mümkün olabilirdi. Bu durumda, fazladan olan bu parmak bir “hastalık” olarak görülemezdi. 

Piyano çalmanın (hatta herkesten iyi çalmanın) zihinsel ve sosyolojik açılardan yaşam standardını yükselttiği kabul edilirse, parmak yapısındaki "hastalık" olarak görülebilecek unsurların aslında hastalık olmadığı anlaşılacaktır. Piyanistler üzerinde yapılan analizlere göre fazladan gelişen bir küçük parmak, başparmak gibi diğer parmakların karşısına gelebilecek yapıda (karşıt parmak - opposing finger) yapıda olabilseydi, piyano çalmak çok daha kolaylaşırdı. Dolayısıyla söz konusu normalden sapmanın ne şekilde ve şiddette gerçekleştiği de tanımımız açısından büyük öneme sahiptir.

Bir diğer durum, tırnakların hiç uzamaması olabilir, bu da piyanistler için çok faydalı olurdu. Normalde tırnakların uzamaması çeşitli hastalıklar için bir semptomdur; ancak böyle bir durumda, başka herhangi bir hastalığa neden olmadan bireyin yaşam standartlarını düşürmek yerine, arttırabilir bile! Dolayısıyla hastalıklarla ilgili marjinal örnekler daha geniş açılı ele alınmalıdır. Ayrıca sağ elin başparmağındaki tırnağın uzun olmasının piyano çalımında "glissando" denen nota kaymaları açısından faydalı olduğu belirtilmektedir. Benzer bir şekilde, parmaklar arasındaki ağın daha gevşek olması da piyano çalmayı kolaylaştırmaktadır. 

Tüm bunlar, aslında piyano çalma açısından ele alınmasaydı, “hastalık” veya en azından “semptom” olabilecek durumlardı. Çünkü normalden sapmaya neden olmaktadırlar. Ancak sadece bir “normalden sapma” olarak değil, yaptığımız kapsayıcı tanım dahilinde incelediğimizde, bu tür “anormalliklerin” her zaman hastalık belirtisi olmayabileceği görülmektedir. Bireylerin yaşam standartlarını çok yönlü olarak nasıl etkilediği önemlidir.

Daha önce de değindiğimiz ve bu noktaya kadar yaptığımız açıklamalardan görebileceğiniz gibi, olgular arasındaki sınırlar net değildir; oldukça muğlaktır. Örneğin bir varyasyon hangi noktada hastalık olarak görülmelidir? Bu soruya net bir cevap vermek mümkün değildir; tek yapılabilecek olan, olgu bazlı bir analiz yapmaktır. Bazı tıbbi durumlar evrensel olarak hastalıktır (genellikle grip, AIDS gibi mikrobik hastalıklar); ancak bazı durumlar (vücut oranları, renk, uzuv sayısı gibi fenotipik özelliklerdeki farklılıklar) her zaman hastalık olmak zorunda değildir. Söz konusu bu ikinci kategoride her bir durum ayrı ayrı bireyler üzerinde incelenmelidir.

Sonuç olarak, burada ele aldığımız konuların hiçbiri nihai yanıtlara sahip değildir. Çünkü anlattıklarımız, bilimsel olarak henüz çözülmüş konular olmadığı gibi, etik ve kültürle de son derece harmanlandığı için "sağlıklı", objektif ve bilimsel kararlar alınabilmesini zorlaştırmaktadır. Fakat önceki sayfalarda önerdiğimiz tanımın, birçok hastalığı gerçekten kapsayıcı olduğu kanısındayız. Geriye kalan istisnalar da, diğer resmi tanımların istisnalarıyla kıyaslandığında sayıca daha fazla değil, daha azdır. Bu açıdan, en azından düşünsel süreçlere katkı sağlayacak bir tanım yaptığımızı düşünüyoruz.

Hastalıkları tanımlamak oldukça zor bir iş olduğu için çoğu zaman üzerinde düşünmeden geçmek daha kolaydır. Fakat eğer ki hastalıkları tanımak ve önlemek istiyorsak, onları tanımlamayı da öğrenmemiz gerekiyor. Bu sebeple, hastalık tanımlarıyla ilgili çalışmaların önemli olduğu kanaatindeyiz.

Hastalıkların Nedenlerinin Bilimsel Olarak Tespit Edilmesi

Canlılıkla ilgili her konuda olduğu gibi, hastalıklar konusunda da yardımımıza evrimsel biyoloji koşmaktadır. Çünkü hastalıkların var olma sebepleri ve evrimsel süreçlerdeki gelişimleri, bilim insanlarına çok yararlı bilgiler vermektedir. Tıp ile evrimsel biyoloji arasındaki ilişkinin detaylarını buradaki yazımızda ve Evrenin Karanlığında Evrimin Işığı başlıklı kitabımızda işlemiştik.

Vücudumuza baktığımızda, "muhteşem" bir şekilde işlemesinden ve her şeyin "yerli yerinde" olmasından hayranlık duyarız. Ancak modern bilim sayesinde görüyoruz ki, milyarlarca yıllık doğal süreçler sonucu günümüzdeki halini alabilmiş varlıkların "mükemmel" görünüşlü yapılarının arkasında çok sayıda yama, kritik ama idare edilmiş hatalar, eksiklikler, zayıflıklar ve yapısal bozukluklar görmekteyiz. 

Örneğin modern bilim sayesinde artık biliyoruz ki, retinamızdaki sinirler ve damarlar, sıradan br mühendisin bile asla düşmeyeceği bir yapıya sahiptirler. Bu hatadan ötürü bu göz sinirleri ve damarları, gözümüzde "kör nokta" denen ve görüşü engelleyebilen bir bölge oluşturmaktadırlar. Halbuki basitçe tüm sistem "ters çevrilecek" olsa, "optik körlük" gibi bir sorunla asla karşılaşmayabilirdik. Buna karşılık, günümüzde 285 milyon insan bu tip körlükten ötürü ömürleri boyunca görememektedirler.

İşte her bir canlının hayatında en azından bir defa deneyimlediği her bir hastalık da, vücudumuzda taşıdığımız yüzlerce hataya örnekler teşkil etmektedir. Evrimsel biyolojinin ortaya çıkışıyla birlikte bilim camiasında yaşanan reform, hastalıkların da teşhis ve tanımlanmasında çok önemli adımların atılmasını sağlamıştır. Evrim bilimi, bilimin her alanını o kadar derinden etkilemiştir ki, bir dolu yeni bilim dalının doğmasına sebebiyet vermiştir. "Darwinyen Tıp" ya da daha doğru tanımıyla "Evrimsel Tıp" bunlardan sadece biridir.

Evrimsel biyoloji sayesinde, uzun zamanlardır "hastalık" olarak sayılan acı, ateş, öksürme, hapşurma, kusma, anksiyete (tedirginlik) gibi unsurların hastalıkla alakası bile olmadığını, tam tersine birer savunma mekanizması olarak evrimleştiğini anlamış bulunmaktayız. Evrimsel biyoloji öncesinde bunlara "hastalık" gözüyle bakılmaktaydı. Hatta bu belirtilerin her birine sahip olanlar, "cin tarafından çarpılmış", "içine şeytan kaçmış", "lanetlenmiş" olarak görülmekte ve bazı inançlar dahilinde yakılmakta, kesilmekte, asılmakta ve öldürülmekteydi. Artık biliyoruz ki tüm bunlar, evrimsel süreç sırasında hayvanların seçilim sonucu kazandıkları davranışsal tepkilerden ibarettir.

İkinci olarak, yine evrimsel biyoloji sayesinde, hastalık dediğimiz unsurların "büyü", "lanet", "vudu" ve benzeri doğa üstü, bilim dışı sebeplerden kaynaklanmadığını, tamamen organizmalar bazında açıklanabilecek, sıradan, doğal olgular olduğunu ortaya koyabildik. Örneğin Escherichia coli bakterilerinin timsahlarda da, insanlarda da benzer hastalıklara sebep olabildiklerini anladık. Evrimsel biyolojinin ortaya koyduğu "bütün türlerin ortak bir atadan geldiği" gerçeği sayesinde bunun sebeplerini net bir şekilde anlamaya başladık. Kısaca hastalıklara, tıbba, doğaya bakış açımız, evrimsel biyoloji sayesinde kökten değişti.

Bu gerçeklerin görülmesiyle birlikte insanın doğadan bağımsız bir varlık olmadığı anlaşılmış, bu da çevrenin insan üzerindeki etkilerinin görülmesini sağlamıştır. Örneğin son yüzyıl içerisinde çevre unsurları aşırı miktarda değişmiş ve seçilim faktörlerinin, kısaca evrimin bu değişime adaptasyon sağlatacak zamanı henüz olmamıştır. Örneğin yaklaşık 4 milyon yıllık bir süreç sonrası ot tabanlı diyetten protein tabanlı et diyetine adapte olacak şekilde evrim geçirdik. Ancak son yüzyıl içerisinde, sadece birkaç on yılda, protein tabanlı diyetten, yağ tabanlı diyete geçiş yaptık. Ancak bu konuda henüz bir seçilim baskısı olmadığı için, vücutlarımız şu anda bu değişime tepki göstermek ile yetinmekte. Vahşi doğaya dönersek veya obezitenin ilerleyişini durduramazsak, belki de Doğal Seçilim evrimimize yeniden yön vermeye başlayacak!

Neden Hasta Oluyoruz?

Canlılığın Dünya üzerinde 3.8 milyar yıl civarı bir ömrü bulunmaktadır. Bu ömür dahilinde, milyarlarca tür var olmuş ve yok olmuştur. Ancak kaç tür var olmuşsa olsun, bildiğimiz kadarıyla her biri tek bir ortak atadan evrimleşmiştir. Dolayısıyla her birinin yapısı hemen hemen tamamen birbiriyle aynı, sadece fiziksel kompozisyonları ve kimi durumda fizyolojileri birbirlerinden farklıdır. Ancak bu farklılıklar bile bir benzerlik tabanında olmaktadır. Asla birbirinden %100 farklı özelliklere sahip iki canlı bulmak mümkün değildir.

Aynı zamanda her canlı, her varlık gibi atomlardan ve enerjiden oluşur (aslında bu ikisi birbirinin aynısıdır, sadece farklı formlardalardır). Bu atomlar, her zaman etraflarındaki diğer madde ve enerji ile etkileşim halindedirler. Dolayısıyla bu maddeler veya enerjilerde meydana gelen değişimler, atomları, dolayısıyla atomların oluşturduğu molekülleri, yapıları ve sistemleri etkilemektedirler. 

İşte bu değişimler, sistemin bütünlüğünü ve işlerliğini olumsuz etkileyecek sonuçlara sebep olabilirler. Örneğin etrafımızdaki radyoaktivitedeki aşırı değişim, genetik materyalimizi meydana getiren DNA'mızın yapısını değiştirebilir. Bu değişim, bizde bir takım hastalıkların baş göstermesine sebep olabilir. Bu illa kalıtsal bir hastalık olmak zorunda değildir. Örneğin radyoaktivite, belli bir bölgedeki hücrelerin üreme döngüsünü etkileyerek onların çalışmalarını bozabilir. Bu şekilde, kontrolsüz olarak üreyen hücreler oluşur ve buna biz tümör deriz. Bu tümör eğer kötü huyluysa, yani biyokimyası sebebiyle kontrolsüz olarak büyümeye ve etrafa yayılmaya başlamış tipteyse buna kanser deriz.

Elbette ki bir sistemin işleyişini bozacak unsurlar sadece atomik ya da enerji temelli bir boyutta olmak zorunda değildir. Örneğin kimyasallar yığını olarak görebileceğimiz organizmalar, birbirlerini etkileyip hasta edebilirler. Bir bakteri, bol besin bulabileceği bir diğer büyük organizmanın sindirim kanalına yerleşip burada üreyebilir. Bu üreme sonucunda, bakterinin salgıladığı kimyasallar, diğer organizmanın yapısını bozabilir. Çünkü bu iki tür, birbirinden tamamen farklı gibi gözükse de, esasında yapıları tamamen aynıdır. Bu da, ürettikleri kimyasalların birbirlerini hiç tanımıyor olmalarına rağmen etkileşime girebilmelerine sebep olmaktadır. Bir bakteri ne kadar küçük ve bir insan ne kadar büyük olsa da, bakterilerin ürettiği kimyasallar insanı öldürebilecek kadar güçlü olabilmektedir. Bu, hasta olmamızın en temel sebeplerinden biridir.

Aynı zamanda hastalıklar, doğrudan bir fiziksel ya da kimyasal etkileşim olmaksızın da gerçekleşebilmektedir. Örneğin bir organizmanın bir ortamda bulunması bile, bir diğer organizmayı hasta etmeye yetebilir. Mesela yılanlarla dolu olduğunu bildiğimiz; ancak yılanların nerede olduğunu karanlıktan dolayı göremediğimiz bir evde psikolojik olarak rahatsızlanmamız işten bile değildir (eğer yılanlardan korktuğumuz varsayılırsa). Yılanla doğrudan hiçbir etkileşime girmememize rağmen, duyu organlarımızın beynimizi sürekli uyarması sonucu salgılanan kimyasallar, kendi sistemimizi bozacak düzeye erişebilir. Bunun sonucunda zihinsel hastalıklar oluşabilir.

Kısaca hastalıklar, çok farklı unsurlardan, çok farklı şekillerde gelebilir. Ancak hepsini, biyokimyasal ve moleküler boyutta aynı tabana çekmemiz mümkündür: Her varlık, atomlardan oluşur. Her canlı, belli bir biyokimyasal yapıya sahiptir. Dolayısıyla bu canlılar, maddeler ve enerjiler arasındaki etkileşimler, organizmalardan birinde ya da birkaçında olumsuz sonuçlar doğurabilecektir. Bu olumsuz sonuçlar "hastalıklar" olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç

Burada ele aldığımız konuların hiçbiri nihai değildir. Çünkü anlattıklarımız, bilimsel olarak henüz çözülmüş konular olmadığı gibi, etik ve kültürle de son derece harmanlandığı için "sağlıklı", objektif ve bilimsel kararlar alınabilmesini zorlaştırmaktadır. Fakat yukarıda getirdiğimiz tanımın, birçok hastalığı gerçekten kapsayıcı olduğu kanısındayız. Geriye kalan istisnalar da, diğer resmi tanımların istisnalarıyla kıyaslandığında sayıca daha fazla değil, daha azdır. Bu açıdan, en azından düşünsel süreçlere katkı sağlayacak bir tanım yaptığımızı düşünüyoruz.

Hastalıkları tanımlamak oldukça zor bir iş; çoğu zaman üzerinde düşünmeden geçmek daha kolaydır. Fakat eğer ki hastalıkları tanımak ve önlemek istiyorsak, onları tanımlamayı da öğrenmemiz gerekiyor. Bu sebeple, hastalık tanımlarıyla ilgili çalışmaların önemli olduğu kanaatindeyiz.

İlerleyen zamanlarda farklı istisnai olabilecek durumların analizini yazımıza ekleyerek tanımımızı test edeceğiz. Sizler de bu tür örnekler bulursanız, kendi analizlerinizi bizimle paylaşabilir, makalemizin gelişimine katkı sunabilirsiniz. 

Kaynaklar ve İleri Okuma:





  1. American Journal of Tropical Medicine and Hygiene

  2. Scientific American
  3. Examiner
  4. National Institute of Health
  5. Psychology Today
  6. AIDS
  7. Predisease
  8. The University of Hawaii
  9. Discover Magazine
  10. The New American
  11. AlterNet
  12. WebMD
Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 0
  • 1
  • 1
  • 2
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • J. L. Scully. (2004). What Is A Disease?. EMBO Reports, sf: 650-653.
  • H. E. Emson. (1987). Health, Disease And Illness: Matters For Definition. Canadian Medical Association Journal, sf: 811-813.
  • B. L. Hart. (1988). Biological Basis Of The Behavior Of Sick Animals. Neuroscience & Biobehavioral Reviews, sf: 123-137.
  • N. Jana, et al. (2009). Current Use Of Medical Eponyms – A Need For Global Uniformity In Scientific Publications. BMC Medical Research Methodology, sf: 18.
  • A. A. Bawah, et al. (2007). How Many Years Of Life Could Be Saved If Malaria Were Eliminated From A Hyperendemic Area Of Northern Ghana?. American Society of Tropical Medicine and Hygiene.
  • C. J. Tabin. (2019). Why We Have (Only) Five Fingers Per Hand: Hox Genes And The Evolution Of Paired Limbs. Development, sf: 289-296.
  • M. Wenner. Infected With Insanity: Could Microbes Cause Mental Illness?. (2008, Nisan 01). Alındığı Tarih: 10 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Scientific American
  • R. Howes. The Definition Of Insanity Is.... (2009, Temmuz 27). Alındığı Tarih: 10 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Psychology Today
  • E. M. Heiby. Dsm-Iv: Symptom, Syndrome, Disorder, Disease. (2019, Temmuz 10). Alındığı Tarih: 10 Temmuz 2019. Alındığı Yer: University of Hawaii
  • R. Khan. Pedophiles: Born That Way?. (2012, Eylül 09). Alındığı Tarih: 10 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Gene Expression
  • WebMD. What Is Pedophilia?. (2013, Eylül 24). Alındığı Tarih: 10 Temmuz 2019. Alındığı Yer: WebMD

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 21/08/2019 20:08:13 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/399

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!

Dudakların ve Dudak Yapısının Evrimi ve Filtrum Üzerine

Alerjiler ve Evrim

Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Paylaşılan sevinç çifte sevinçtir; paylaşılan acı yarım acı...”
İsveç Atasözü
Geri Bildirim Gönder