Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat

Şafak GENÇ - KIRLANGIÇLAR VE AYNALAR! | Mersin Gazetesi Köşe Yazıları

KIRLANGIÇLAR VE AYNALAR

17 dakika
0
Şafak GENÇ -  KIRLANGIÇLAR VE AYNALAR! | Mersin Gazetesi Köşe Yazıları Mersin Gazetesi
  • Blog Yazısı
Mersin Gazetesi “ KIRLANGIÇLAR VE AYNALAR ” isimli köşe yazımın görsel fotosudur.
Blog Yazısı
Tüm Reklamları Kapat

[1] Dışarıda, gri bir sabahın kucağında, pencerenin kenarında oturuyordu. Elinde soğumuş bir fincan kahve, gözleri bahçedeki yaşlı çınarın dallarına takılı bir vaziyet içindeydi. Kırlangıçlar, incecik kanatlarıyla süzülüyor, dallar arasında kadim dünyadan çıkma garip bir dansa tutuşuyordu. Her biri, sanki bir şey anlatmak istercesine ötüyordu; ama o, seslerin ardındaki sırrı çözemiyordu. Ev sessizdi. Öyle sessizdi ki, duvarlar, şarkılar bile onun içindeki fırtınayı yansıtamıyor gibiydi.


Adam, kırkına merdiven dayamış, saçlarında ilk akların belirdiği bir siluethaliydi. Adı Şafak’tı, ama o ismin artık ona ait olup olmadığından emin değildi. Bir zamanlar bir çift el, o ismi tutkuyla fısıldarken bakardı sevgiyle gözbebeklerine; şimdi ise o eller, başka bir gökyüzüne uzanıyordu. Sevgilisi, ya da bir zamanlar öyle dediği kadın, gitmişti. Ne bir veda mektubu ne bir son bakış. Ne de hatırlanacak bir şarkı, sadece bir boşluk bırakmıştı geride, bir de o boşluğun içinde yankılanan sorular.

Tüm Reklamları Kapat


Pencerenin camı, soğuk bir ayna gibiydi. Kendi yansımasını gördü; gözaltlarındaki halkalar, dudaklarındaki ince çizgi. Yüzü, bir haritaydı sanki kaybolmuş yolların ve terk edilmiş şehirlerin izlerini taşıyan. Kırlangıçlar yine öttü. Bir tanesi, çınarın en yüksek dalına kondu ve başını eğip ona baktı. Sanki bir şey söylüyordu. Gitmek mi özgürlük, kalmak mı zincir? Fincanı masaya bıraktı. Kahve, içine çektiği havadan daha ağırdı.Ağlamamak için zor tiksiniyordu bu açık mavi şehirden.


Ev, bir zamanlar neşeyle doluydu. Onun gülüşü, mutfakta yankılanır, sabahları kahvaltı masasında çiçekler açardı. Şimdi ise masa boştu. Sadece bir tabak, bir kaşık ve kullanılmamış bir bardak. Bardağa baktı. Kadın, giderken o bardağı unutmuştu. Şeffaf, narin bir şeydi; ama şimdi, içinde biriken tozla, bir anının hayaleti gibi duruyordu. Bazı şeyler, kırılmadan önce zaten çatlar, diye düşündü. Kırlangıçlar, dallarda sıçrayarak yeniden havalandı. Kanatları, gökyüzünde ince bir yara açtı, belli belirsiz.

Tüm Reklamları Kapat


Aklı, bir labirente hapsolmuştu. Düşünceleri, dallar gibi birbirine dolanıyordu. Kadın neden gitmişti? Belki de o, yeterince kök salamamıştı. Belki de gökyüzü, onun için fazla genişti. Ya da belki, kırlangıçlar gibi, o da sadece göç etmek zorundaydı. Aşk, bir ağaç gibidir, diye geçirdi içinden. Kökleri ne kadar derinse, dalları o kadar gökyüzüne uzanır. Ama fırtına geldiğinde, en güçlü ağaçlar bile sarsılır. Onun fırtınası, sessizce gelmiş, her şeyi alıp götürmüştü ve o hazır değildi.


Pencereden gelen bir esinti, perdenin ucunu oynattı. Perde, bir yelken gibi dalgalandı; sanki onu uzaklara, bilinmeyen bir denize çağırıyordu. Ama,yerinden kımıldamadı. Kırlangıçlardan biri, pencerenin hemen önündeki dala kondu. Minik gözleri, gözleriyle buluştu. Sen de mi bir şey kaybettin? diye sordu, sessizce. Kırlangıç, başını çevirdi ve uçup gitti. Geride sadece bir tüy bıraktı, tüy yavaşça süzülerek toprağa düştü. O tüye baktı. Beyaz, narin, ama bir o kadar da yalnız. Bazı şeyler, ait olduğu yerden kopar ve bir daha asla geri dönemez.

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, sitemizin/uygulamamızın çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, %100 reklamsız ve çok daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 50₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.


Evdeki saat, tik taklarıyla sessizliği bölüyordu. Her tik, bir anının daha geçtiğini hatırlatıyordu. Saate bakmadı. Zaman, onun için artık bir nehir gibi akmıyordu; bir göl gibi durgun, bir bataklık gibi ağırdı. Kadınla geçirdikleri son geceyi düşündü. Onun gözleri, bir fener gibi parlıyordu; ama o ışık’a değil, başka bir ufka doğruydu. Belki de o, zaten gitmişti, diye düşündü. Ben sadece, gölgesini tutmaya çalıştım.


Kırlangıçlar, şimdi bir halka oluşturmuş, gökyüzünde dönüyordu. Sanki bir veda ritüeliydi bu. Onların dansını izlerken, kalbinin bir köşesinde bir şey kıpırdandı. Öfke miydi, özlem mi, yoksa sadece yorgunluk mu? Adını koyamadı. Ama o duygu, bir dalga gibi yükseldi ve sonra yavaşça geri çekildi. Aşk, bir kırlangıç gibidir, diye düşündü. Kanatları özgür, ama yuvası kırılgan. Onun yuvası, o kadınla birlikte dağılmıştı. Şimdi, sadece rüzgârın taşıdığı tüyler kalmıştı geride.


Pencereden uzaklaştı ve koltuğa çöktü. Ellerini başına götürdü, parmakları saçlarının arasında kayboldu. Düşünceleri, bir bulut gibi dağınıktı. Kadın, giderken neyi almıştı? Onun gülüşünü, sabahlarını, umutlarını. Ama en çok, kendine olan inancını. Bir insan, başka bir insanı nasıl bu kadar eksiltebilir? Kırlangıçların ötüşü, dışarıdan hâlâ geliyordu. Sanki ona, Kalk ve uç, diyorlardı. Ama onun kanatları, çoktan kırılmış gibiydi.

Tüm Reklamları Kapat


O sırada, masadaki bardak gözüne çarptı. Tozlu, unutulmuş, ama hâlâ orada. Bardağı eline aldı. Parmakları, camın soğuk yüzeyinde gezindi. Bazı şeyler, kırılmadan önce zaten ölür, diye düşündü. Ama sonra, bardağı yavaşça lavaboya götürdü ve yıkamaya başladı. Su, camın yüzeyinde dans etti; tozlar akıp gitti. Bardak, yeniden parladı. Bardağı kuruladı ve yerine koydu. Belki de bu, bir başlangıçtı. Küçük, önemsiz gibi görünen, ama yine de bir adım.


Kırlangıçlar, artık gökyüzünde görünmüyordu. Göç etmişlerdi, ya da sadece başka bir ağaca konmuşlardı. Pencereye geri döndü. Çınarın dalları, rüzgârda hafifçe sallanıyordu. Gökyüzü, gri bir örtüyle kaplıydı, ama ufukta, ince bir ışık sızıyordu. Belki de her son, bir başlangıcın gölgesidir, diye düşündü. Elbette, bu düşünce ona hemen bir teselli vermedi. Yara, hâlâ tazeydi. Ama o yaranın içinde, bir tohum saklıydı. Belki bir gün, o tohum filizlenecekti.


Fincanı aldı ve mutfağa yürüdü. Kahve makinesini çalıştırdı. Yeni bir fincan, yeni bir sabah. Kırlangıçlar, bir yerlerde uçuyordu; o ise, burada, kendi gökyüzünü yeniden inşa etmeye çalışacaktı. Kanatlar kırılabilir, ama gökyüzü her zaman oradadır. En azından biz istediğimiz sürece.


Tüm Reklamları Kapat

Ev, hâlâ sessizdi. Ama bu sessizlik, artık bir boşluk değil, bir başlangıç gibiydi.

Agora Bilim Pazarı
Kopardığımız Fırtına
Gizemle örülü bu aile destanında sıradan bir ev hanımı beklenmedik bir casusa dönüşüyor ve onun karanlık sırları, en kopmaz bağları bile zorluyor. 1935, İngiliz işgali altındaki Malaya. Cecily Alcantara’nın hayatı yolunda. Bir kocası, güzeller güzeli iki çocuğu ve turuncu çatılı, küçük bir evi var. Ne var ki Cecily iyi bir ev hanımından, İngiliz efendilerinin yanında daima sabırla beklemesi gereken yerli kadından fazlası olmak istiyor. Bir partide tesadüfen karşılaştığı karizmatik General Fujivara ona emsalsiz bir rol vadediyor: Casusluk yaparak Malaya’yı özgürleştirebilir ve belki de tarihin seyrini sonsuza kadar değiştirebilir. 1945, Japon işgali altındaki Malaya. Cecily Alcantara’nın hayatı altüst. On beş yaşındaki oğlu Abel kayıp, küçük kızı Jasmin’i Japon askerlerden korumak için saklaması lazım ve aileyi doyurabilmek için işgalci askerlere hizmet etmek zorunda kalan büyük kızı Jujube’nin öfkesi her geçen gün artıyor. Cecily tüm bunların kendi suçu olduğunu biliyor… ama ailesi asla öğrenmemeli. Hayatta kalma mücadelesinin, doğru ile yanlış arasındaki keskin çizgileri nasıl silikleştirdiğini gösteren Kopardığımız Fırtına, beklentileri aşacak kadar cesur, çarpıcı ve unutulmaz bir roman. “Kitaba can katan şey… ayrıntılarındaki o incelik ve karakterlerin olağanüstü koşullar karşısında bile sevmeyi, gülmeyi sürdürme biçimleri…” New York Times “Okuru kıskıvrak yakalıyor ve bir daha bırakmıyor.” Oprah Ayın En İyileri Seçkisi
Devamını Göster
₺340,00
Kopardığımız Fırtına


Mutfakta kahve makinesinin homurtusunu dinlerken, dışarıda bir hışırtı yükseldi. Pencereye döndü; gökyüzü, gri örtüsünü yırtarcasına kararmıştı. İlk damlalar, çınarın yapraklarına çarpıp yere süzüldü. Ardından, yağmur bir perde gibi indi, evin camlarını dövmeye başladı. Sanki gökyüzü, içindeki fırtınayı dışarıya kusuyordu. Kırlangıçlar kaybolmuştu; dallar, rüzgârın pençesinde çaresizce sallanıyordu.


Kahve makinesi tık etti, ama o, fincanı doldurmadı. Camın önüne yürüdü, elini soğuk yüzeye dayadı. Yağmur, parmaklarının arasında çizgiler bırakarak akıyordu. Her damla, bir anıyı, bir soruyu, bir pişmanlığı taşıyor gibiydi. Neden böyle oldu? diye sordu kendine, ama cevap, yağmurun ritminde kayboldu. Kadın, giderken bu yağmuru mu beklemiştiacaba? Belki de o, bu damlalar gibi özgür olmak istemişti; tutulamayan, yakalanamayan.


Ev, şimdi daha da sessizdi. Saat bile, yağmurun sesine teslim olmuş gibiydi. Tik taklar, damlaların vuruşlarıyla boğuluyordu. , perdenin ucunu araladı. Bahçe, bir gölün yansımasına dönüşmüştü; çınarın gövdesi, suda titreyen bir siluet gibiydi. Aşk da böyle değil mi? diye düşündü. Gerçek sanırsın, ama elini uzattığında sadece bir yansıma. Kadın, onun için bir yansıma mıydı? Yoksa o, kendi hayallerini mi sevmişti?


Yağmur, şiddetini artırdı. Camlar, sanki kırılacakmış gibi titriyordu. Pencereyi hafifçe araladı; içeri bir esinti doldu, nemli ve keskin. Burnuna toprağın kokusu çarptı, çocukluğundan bir anı gibi. O günlerde, yağmur onun için bir oyun arkadaşıydı; çamurlu patikalarda koşar, su birikintilerine kahkahalarla dalardı. Şimdi ise yağmur, bir yabancının gözyaşları gibiydi. Soğuk, ağır, ve ona ait olmayan.


Tüm Reklamları Kapat

Masadaki bardak, hâlâ parlıyordu , ona bakarken, kadının son sözlerini hatırladı. “Beni tutamazsın,” demişti, gözleri bir fırtına gibi dalgalanırken. Tutmak mı?, O kelimeyi zihninde evirip çevirdi. Aşk, birini tutmak mıydı, yoksa bırakmak mı? Kırlangıçlar, gökyüzünde özgürce süzülürken, kimseyi tutmazlardı. Belki de o, yanlış dalda beklemişti. Yağmur, camdan süzülürken, bu düşünceyi de alıp götürdü.


Koltuğa çöktü. Ellerini dizlerine koydu, başını öne eğdi. Saçlarından bir damla su süzüldü; pencereden gelen esinti, yüzünü ürpertmişti. İçinde bir şeyler kırılıyordu, ama bu kırılma, bir yıkım değil, bir dönüşüm gibiydi. Bazı şeyler, dağılmadan yeniden inşa edilemez, diye geçirdi içinden. Yağmur, sanki ona bu gerçeği fısıldıyordu. Her damla, bir yükü yıkıyor, bir zinciri koparıyordu.


Dışarıda, çınarın dalları rüzgârla dans ediyordu. Bir dal, çatırdayarak kırıldı ve yere düştü. O sesle irkildi. Pencereye koştu, kırılan dalı gördü; yaprakları, su birikintisinde yüzüyordu. Her şey kırılır, diye düşündü. Dallar, kalpler, hayaller. Ama çınar, hâlâ ayaktaydı. Kökleri, toprağın derinliklerinde sıkıca tutunuyordu. Belki de ’in de kökleri vardı, sadece onları unutmuştu.


Tüm Reklamları Kapat

Yağmur, bir an için hafifledi, ama gökyüzü hâlâ öfkeliydi. Pencereyi kapattı ve mutfağa döndü. Kahve, artık soğumuştu, ama o fincanı doldurdu. İlk yudum, boğazında bir sıcaklık bıraktı. Hayat, küçük anlardan ibaret, diye düşündü. Bir fincan kahve, bir yağmur damlası, bir kırlangıcın ötüşü. Kadın, onun hayatından bir parça almış olabilirdi, ama geriye kalanlar hâlâ ona aitti.


Masaya oturdu ve bardağa baktı. Onunla ilgili anılar, zihninde bir nehir gibi akıyordu. İlk tanıştıkları gün, onun gülüşü, birlikte geçirdikleri sabahlar. Ama şimdi, o anılar bir yük değil, bir hazine gibiydi. Onu sevdim, dedi içinden. Ve bu, benden bir şey eksiltmez. Yağmur, yeniden şiddetlendi, ama bu kez içindeki fırtına dinmişti.


Pencereden gelen bir ses, düşüncelerini böldü. Bir kırlangıç, çınarın alt dallarından birine sığınmıştı. Kanatları ıslak, tüyleri dağınıktı. Ona baktı. Sen de mi kayboldun? diye sordu sessizce. Kırlangıç, başını kaldırdı ve bir an için göz göze geldiler. Sanki bir anlaşma yapmışlardı; ikisi de bu fırtınada hayatta kalmaya çalışıyordu.


Tüm Reklamları Kapat

Şafak, bir battaniye aldı ve koltuğa uzandı. Yağmur, evin çatısında bir ninni gibi çalıyordu. Gözlerini kapattı, kırlangıcın kanat çırpışını hayal etti. Bir gün, gökyüzü yeniden açılacak, diye düşündü. Ve ben, o gökyüzünde kendi yolumu bulacağım. Kadın, bir yara bırakmıştı, evet; ama o yara, bir gün bir iz haline gelecekti. Ve o izi gururla taşıyacaktı.


Yağmur, geceye kadar sürdü. Uyandığında, ev sessizdi. Pencereye yürüdü; gökyüzü, mavi bir umutla parlıyordu. Çınarın dallarında, tek bir kırlangıç ötüyordu. Gülümsedi. Belki de her fırtına, bir başlangıçtır, diye düşündü. Ve o sabah, yeni bir fincan kahveyle, kendi gökyüzünü inşa etmeye karar verdi.


Yağmur, gece boyunca evin çatısını dövmüş, her damlasıyla içindeki fırtınayı hem uyutmuş hem uyandırmıştı. sökerken, damlalar birer birer sustu. Gökyüzü, gri örtüsünü yavaşça sıyırdı; ufukta, mavi bir umut sızıyordu. Çınarın dalları, ıslak ve yorgun, sabahın ilk ışığında parlıyordu.Pencerenin önünde, elinde yeni demlenmiş bir fincan kahveyle duruyordu. Sessizlik, yağmurun gürültüsünden sonra bir naber gibiydi; ne huzurlu, ne de rahatsız edici.


Tüm Reklamları Kapat

Bahçede, çınarın en yüksek dalında bir kırlangıç öttü. Tek bir nota, keskin ve narin, havayı delip geçti. Sanki gökyüzüne bir mektup yazıyordu; Fırtına bitti, ama kanatlar hâlâ burada. Kırlangıcın ötüşünü dinlerken, gözleri ağacın gölgesine takıldı. Dün gece kırılan dal, su birikintisinin içinde yüzüyordu. Her kırılma, bir iz bırakır, diye düşündü. Ama o iz, ağacı devirmemişti. Çınar, hâlâ dimdik ayaktaydı, kökleri toprağa sıkıca sarılmış.


Kahve, fincanda buhar tüterek soğuyordu. Camın soğuk yüzeyine parmağını dokundurdu. Yağmurun bıraktığı izler, camda ince yollar çizmişti. Hayat da böyle değil mi? diye geçirdi içinden. Bazı izler silinir, bazıları kalır. Ama hepsi, seni sen yapan bir haritanın parçası. Kadın, onun haritasında derin bir çizik bırakmıştı. Adı, zihninde hâlâ bir yankıydı; ama o yankı, artık bir ağıt değil,5 gibiydi.


Kırlangıç, yeniden öttü. Bu kez, sesi daha kararlıydı, sanki bir davetti. Pencereyi araladı; sabahın serin havası, yüzüne bir dost gibi dokundu. Toprağın kokusu, yağmurun hediyesiydi. O koku, ki çocukluğuna, koşarken dizleri kanayan ama yine de gülen bir çocuğa götürdü. Belki de düşmek, yeniden kalkmayı öğretir, diye düşündü. Kadın, onu düşürmüştü; ama o, hâlâ ayaktaydı, tıpkı çınar gibi.


Tüm Reklamları Kapat

Tam o sırada, masanın üzerinde bir titreşim yankılandı. Telefonu, sessiz evde bir yabancı gibi çalıyordu. Kaşlarını çatarak ekrana baktı. Numara, bir bıçak gibi tanıdıktı. Kalbi, tek bir atışta sıkıştı. Arayan, oydu. Kadın. Bir zamanlar onun gökyüzü, şimdi ise bir bulutun gölgesi olan kadın. Telefonu eline aldı, ama parmağı ekranda dondu. Kırlangıç, dalda sıçrayarak bir kez daha öttü. Bu bir işaret mi? diye sordu, sessizce. Ama işaretler, sadece insanın kendi anlam yüklediği gölgelerdi.


Telefon, ısrarcı bir kuş gibi çalmaya devam etti. Derin bir nefes aldı ve çağrıyı kabul etti. “Alo?” dedi, sesi kendi kulağına bile yabancıydı. Karşıdan, bir sessizlik geldi önce. Sonra, o bildik ses, bir rüzgâr gibi süzüldü. “… Benim.” Kadın’ın sesi ne bir özür ne bir zaferdi; sadece bir dalganın kıyıya vuruşu gibiydi. Hiçbir şey demedi. Sadece dinledi. Kırlangıcın ötüşü, hâlâ dışarıdan geliyordu, sanki ona, Sözcükler değil, kalbin konuşsun, diyordu.


“Konuşmak istedim,” dedi kadın. Sesi, bir ip cambazının adımları gibi titrekti. “Bazı şeyler… Belki de yanlış anlaşıldı.” Gözlerini çınara dikti. Bir dal, rüzgârda hafifçe sallandı; yaprakları, sabah ışığında bir ayna gibi parladı. Yanlış anlamak mı? diye düşündü. Aşk, bir aynadır. Ama bazen, sadece kendi yansımanı görürsün. Kadın, onun aynasında bir yansıma mıydı, yoksa gerçek mi? Artık emin değildi.


Tüm Reklamları Kapat

“Neden şimdi?” diye sordu, sesinde ne öfke ne de özlem vardı. Sadece bir merak, bir yolcunun haritaya bakışı gibi. Kadın, bir an duraksadı. “Bilmiyorum,” dedi. “Belki… Belki fırtına bittiği için.” Gülümsedi; ama bu gülümseme ne kadına ne de kendine aitti. Yağmur, gerçekten bitmişti. Ama fırtına, sadece gökyüzünde değil, onun içinde de dinmişti. Kırlangıç, dalda kanatlarını çırptı ve havalandı. Bazı kuşlar, sadece bir an için konar.


Kadın, konuşmaya devam etti. Anılarından, hissettiklerinden, pişmanlıklarından bahsetti. Ama, onun sözcüklerini bir nehir gibi dinledi; akıp gidiyorlardı, ama artık onu sürüklemiyorlardı. Aşk, bir nehir gibidir,diye düşündü. Bazen taşar, bazen kurur. Ama sen, kıyısında yürümeye devam edersin. Kadın, onun nehriydi; ama, artık o kıyıda yalnız değildi. Kendi gölgesi, ona yoldaş olmuştu.


Telefonu kulağından indirdiğinde, kadın hâlâ konuşuyordu. Ama, artık dinlemiyordu. Ekrana dokundu, çağrıyı kapattı. Telefonu masaya bıraktı ve pencereye yürüdü. Kırlangıç, gökyüzünde bir nokta olmuştu; kanatları, maviye bir imza atıyordu. Özgürlük, bırakmaktır, diye düşündü. Kadını değil, onun gölgesini bırakmıştı. O gölge, artık zinciri değildi.


Tüm Reklamları Kapat

Masadaki bardak, sabah ışığında parlıyordu. Ona bakarken, kadının bıraktığı tozların artık olmadığını fark etti. Bazı şeyler, yıkandığında yeniden doğar. O bardak, bir anı değil, bir umuttu şimdi. Belki bir gün, başka bir el, o bardağa dokunacaktı. Ya da belki, Kendi elleriyle yeni bir sabah dolduracaktı içine.


Çınar, bahçede sessizce duruyordu. Kırlangıçlar, birer birer geri dönüyordu; dallar, yeniden hayatla doluyordu. Kahvesinden bir yudum aldı. Soğumuştu, ama tadı hâlâ güzeldi. Hayat, küçük anlardan ibaret,diye düşündü. Bir kırlangıcın ötüşü, bir telefonun çalması, bir fincan kahve. Kadın, onun hayatında bir fırtınaydı; ama o fırtına, onu yıkmak yerine, toprağını sulamıştı.


Pencereyi sonuna kadar açtı. Sabah, evin içine doldu; serin, taze ve umut dolu. Kırlangıçlar, gökyüzünde bir dansa başlamıştı. Onların kanat çırpışını izlerken, kalbinin bir köşesinde bir tohum filizlendi. Her son, bir başlangıcın gölgesidir, diye düşündü. Ve o sabah, kendi gökyüzünü yeniden inşa etmeye karar verdi. Telefon, masada sessizdi. Ama, artık o sessizlikten korkmuyordu.


Tüm Reklamları Kapat

Pencerenin kenarında, bahçedeki çınarın gölgesine bakıyordu. Gökyüzü, sonbaharın solgun mavisiyle örtülüydü; bulutlar, birer fısıltı gibi süzülüyordu. Kırlangıçlar, dallar arasında dans ederken, kanatları havaya ince bir yara açıyordu. Ev, sessizdi; ama bu sessizlik, bir boşluk değil, bir vedanın ağırlığıydı. Elleri, soğumuş bir fincan kahvenin etrafında kenetlenmişti. Fincan, bir zamanlar onunla gülüşen bir kadının dokunuşunu hatırlatıyordu. O kadın, artık bir gölgeydi; Kalbinde bir iz, bir tüy, bir kırık dal.


Hatırlıyordu kırkına merdiven dayamış, saçlarında akların çoğaldığı bir adamdı. Yüzü, bir haritaydı; kaybolmuş yolların, terk edilmiş şehirlerin ve vadesi gelmemiş sözlerin izlerini taşıyordu. Kadın, onun haritasında derin bir nehir açmıştı. Giderken ne bir veda ne bir mektup bırakmıştı; sadece bir boşluk ve o boşluğun içinde yankılanan sorular. Aşk, bir kırlangıç gibidir, diye düşünüyordu. Kanatları özgür, ama yuvası kırılgan. Onun yuvası, o kadınla birlikte dağılmıştı. Şimdi, sadece rüzgârın taşıdığı tüyler kalmıştı geride.


Bahçede, çınarın en yüksek dalında bir kırlangıç öttü. Tek bir nota, keskin ve narin, gökyüzüne bir mektup gibi yükseldi. O sese kulak verdi. Sanki kırlangıç, ona bir sır fısıldıyordu: Gitmek mi özgürlük, kalmak mı zincir? Fincanı masaya bıraktı. Kahve, içine çektiği havadan daha ağırdı. Gözleri, çınarın gövdesine takıldı. Ağacın kabuğu, bir ömrün yaralarını taşıyordu; ama hâlâ ayaktaydı, kökleri toprağa sıkıca sarılmış. Benim köklerim nerede? diye sordu, sessizce. Cevap, rüzgârda kayboldu.


Tüm Reklamları Kapat

Ev, bir zamanlar neşeyle doluydu. Onun gülüşü, mutfakta yankılanır, sabahları kahvaltı masasında çiçekler açardı. Şimdi masa boştu. Sadece bir tabak, bir kaşık ve tozlanmış bir bardak. O bardak, kadının unuttuğu bir anıydı; şeffaf, narin, ama şimdi bir hayalete dönüşmüştü. Bardağa baktı. Bazı şeyler, kırılmadan önce zaten çatlar, diye düşündü. Kırlangıçlar, dallarda sıçrayarak havalandı. Kanatları, gökyüzüne bir veda çizdi.


Kalbi, bir labirente hapsolmuştu. Düşünceleri, dallar gibi birbirine dolanıyordu. Kadın neden gitmişti? Belki o, yeterince kök salamamıştı. Belki gökyüzü, onun için fazla genişti. Ya da belki, kırlangıçlar gibi, sadece göç etmek zorundaydı. Aşk, bir ağaç gibidir, diye geçirdi içinden. Kökleri ne kadar derinse, dalları o kadar gökyüzüne uzanır. Ama fırtına geldiğinde, en güçlü ağaçlar bile sarsılır. Onun fırtınası, sessizce gelmiş, her şeyi alıp götürmüştü.


Pencereden bir esinti geldi; perde, bir yelken gibi dalgalandı. Sanki uzaklara, bilinmeyen bir denize çağırıyordu. Ama o, yerinden kımıldamadı. Kırlangıçlardan biri, pencerenin önündeki dala kondu. Minik gözleri, Şafak’ın gözleriyle buluştu. Sen de mi bir şey kaybettin?diye sorduğunu hatırladı, sessizce. Kırlangıç, başını çevirdi ve uçup gitti. Geride bir tüy bıraktı, yavaşça süzülerek toprağa düştüğünden emin olduğu bir tüy. O tüye baktı. Beyaz, narin, ama bir o kadar da yalnız. Bazı şeyler, ait olduğu yerden kopar ve bir daha geri dönemez.


Tüm Reklamları Kapat

Koltuğa çöktü. Elleri titriyordu; ama bu, soğuktan değil, içinde biriken ağırlıktandı. Kalbi, bir saat gibi atıyordu, ama her tik, biraz daha yavaştı. Zaman, bir nehir gibi akmaz bazen, diye düşündü. Bir göl gibi durgun, bir bataklık gibi ağır olur. Kadınla geçirdikleri son geceyi hatırladı. Onun gözleri, bir fener gibi parlıyordu; ama o ışık, Şafak’a değil, başka bir ufka doğruydu. Belki de o, zaten gitmişti, diye düşündü. Ben sadece, gölgesini tutmaya çalıştım.


Kırlangıçlar, gökyüzünde bir halka oluşturmuş, dönüyordu. Sanki bir veda ritüeliydi bu. Onların dansını izlerken, göğsünde bir sızı hissetti. Nefesi, bir ip gibi inceliyordu. Elini kalbine götürdü; ama bu, bir yara değil, bir teslimiyetti. Aşk, bir kırlangıç gibidir, diye düşündü yeniden. Uçar, ama bir gün kanatları yorulur. Onun kanatları, artık taşıyamıyordu.


Pencereye doğru bir adım attı. Ama bacakları, sanki toprağa gömülmüştü. Gözleri, çınara takıldı. Kırlangıç, dalda bir kez daha öttü; bu kez, sesi bir ninni gibiydi. Dudaklarında bir gülümseme belirdi. Belki de her son, bir başlangıcın gölgesidir, diye düşündü. Ama bu başlangıç, onun bildiği dünyada değildi. Nefesi, bir tüy gibi hafifledi; kalbi, son bir atışla sustu.


Tüm Reklamları Kapat

Yavaşça ve susarak ve sindirerek yere yığıldı. Eli, hâlâ fincanın sapını tutuyordu. Kahve, halıya damladı; bir leke, bir anı, bir veda. Kırlangıçlar, gökyüzünde dönmeye devam etti. Ev, sessizdi; ama bu sessizlik, artık bir boşluk değil, bir tamamlanmaydı. Çınarın dalları, rüzgârda sallandı. Bir yaprak, yavaşça yere düştü; toprağa karıştı, sanki Şafak’ın son nefesiyle birleşti.


O sırada, masadaki telefon titredi. Ekran, bir isimle parladı: Kadın. Çağrı, cevapsız kaldı. Telefon, birkaç kez daha çaldı, sonra sustu. Bardak, masada yalnız başına parlıyordu; tozları silinmiş, ama artık dokunanı olmayan. Kırlangıç, dalda son bir kez öttü ve gökyüzüne yükseldi. Özgürlük, bırakmaktır, diyordu sanki. O özgürlüğü bulmuştu ne bir zincirne bir yara kalmıştı geride.


Bahçe, sessizce nefes alıyordu. Çınar, kökleriyle toprağı kucakladı. Evi, bir anının gölgesi oldu. Kırlangıçlar, başka dallara kondu; ama çınarın gölgesi, hâlâ hikayesini fısıldıyordu gelip geçenlerin kulaklarına. Hayat, bir tüy gibidir, diyordu o gölge. Rüzgârla süzülür, ama bir gün toprağa döner. Toprağa dönmüştü; ama gökyüzü, onun kanatlarının izini taşıyordu.


Tüm Reklamları Kapat

Yağmur artık yağmıyordu …


Sizlere Gelecekte Görüşmek Üzerine Meydan Okuyorum.


O Arada Görüşelim…

Okundu Olarak İşaretle
0
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Paylaş
Sonra Oku
Notlarım
Yazdır / PDF Olarak Kaydet
Raporla
Mantık Hatası Bildir
Yukarı Zıpla
Bu Blog Yazısı Sana Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 0
  • Tebrikler! 0
  • Bilim Budur! 0
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 0
  • Merak Uyandırıcı! 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
Tüm Reklamları Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 24/05/2026 13:45:20 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22995

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Kafana takılan neler var?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Geçmiş ve Notlar
Yazı Geçmişi
Okuma Geçmişi
Notlarım
İlerleme Durumunu Güncelle
Okudum
Sonra Oku
Not Ekle
İşaretle
Göz Attım
Site Ayarları

Evrim Ağacı tarafından otomatik olarak takip edilen işlemleri istediğin zaman durdurabilirsin.

[Site ayalarına git...]
Bu Yazıdaki Hareketleri
Daha Fazla göster
Tüm Okuma Geçmişin
Daha Fazla göster
0/10000
Kaydet
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Özgürlük, sorumluluk demektir. Bu yüzden birçoklarının ondan ödü kopar."
George Bernard Shaw
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)