Şafak GENÇ - İKİ UZAYLI MERSİN’DE NEREDE KAHVE İÇEBİLİR? | Mersin Gazetesi Köşe Yazıları
Hayat karşısında çaresiz kalan, kendi yolunu bulamayan insanlar, nedense başkalarının hayatını çözmek için bin bir teori üretir.
Mersin Gazetesi
- Blog Yazısı
[1] Onu anlamaya çalışırken, aslında onu bir kalıba sokmaya çalışır. Sanki karşısındaki insanı tanırsa, kontrol edebileceğini sanır. Bu bana hep garip gelmiştir. İnsan, daha kendi içindeki karmaşayı çözemezken, başkasını çözmeye nasıl kalkışır. Oysa insan dediğin, her an değişen bir varlıktır. Bir gün böyle, ertesi gün başka türlü hisseder. Onu bir şablona oturtmaya çalışmak, canlı bir şeyi dondurmak gibidir.
Düşünün: Bir çiçek fidanı dikiyorsunuz toprağa. Onu büyütmek istiyorsunuz. Ama büyürken “şöyle dallan, böyle çiçek aç” diye demir bir silindir koyuyorsunuz etrafına. Çiçek ya o silindiri çatlatıp dışarı taşacak ya da içinde sıkışıp solacak. İnsan ilişkileri de böyledir. Birini gerçekten seviyorsan, onun büyümesine alan bırakırsın. Kendi istediğin şekle zorlamazsın. Çünkü sevgi, zorla şekil verilen bir şey değildir.
Sevgi, özgür bırakmaktır
İki insan bir nehirde kürek çekiyor diyelim. Aynı kayıkta. Biri sürekli “ben böyle kürek çekerim, sen de benim gibi çek” diyor. Öteki de “hayır, ben ters yöne çekeceğim” diye inat ediyor. Sonuç? Kayık yerinde dönüp duruyor. Ne ileri gidiyor ne geri. Oysa ikisi de aynı yöne bakıp, aynı ritimde kürek çekse, kayık akar gider. İlişkilerde de mesele budur: Ben değil, biz olmak. “Ben böyleyim” demek kolaydır. Zor olan, “biz nasıl oluruz” diye düşünmektir.
Hayat kısa. Gözünü açtın, bir baktın akşam olmuş. Bir baktın yıl geçmiş. Bir baktın ömür bitmiş. Bu kadar kısa bir zamanda neden birbirimizi yoralım ki? Neden oyun oynayalım? Neden rol yapalım? Dışarıda zaten yeterince maske takıyoruz. İş yerinde başkayız, arkadaş ortamında başka, ailede başka… Eve geldiğimizde, sevdiğimiz insanın yanında hâlâ rol yapıyorsak, nerede kendimiz olacağız?
İnsanlar “ben böyleyim” derken çoğu zaman şunu kasteder: “Beni böyle kabul et, egolarımı değiştirmem.” Ama bu, aslında bir savunma kalkanıdır. “Değişirsem zayıf görünürüm” korkusudur. Oysa değişmek zayıflık değil, büyüklüktür. Karşındaki insan için küçük bir adım atmak, onun rahat etmesi için bir alışkanlığını esnetmek… Bunlar sevginin en güzel halleridir. “Ben böyleyim” demek, çoğu zaman “seni yeterince sevmiyorum, uğraşmayacağım” demenin kibar halidir.
Sevgi, doğal haliyle güzeldir. Tıpkı bir çocuğun gülüşü gibi. Çocuk rol yapmaz. Canı isterse sarılır, canı istemezse kaçar. İçinden geldiği gibi davranır. Biz büyüdükçe, öğrendik kapris yapmayı, küsmeyi, trip atmayı, gizemli görünmeyi… Ama bunlar sevgiyi büyütmez, küçültür. Sevgi, çıplak olmaktır. Maskesiz, savunmasız, olduğu gibi.
Düşünün: Dünyada sekiz milyara yakın insan var. İçlerinden biri sizi seçiyor. Sizi. Binlerce insanın içinden seni. Bu çok büyük bir şey. Ama siz o insana “benim karakterim bu, beni böyle kabul et” diyorsanız, o seçilmişliği sıradanlaştırıyorsunuz demektir. Oysa o insan sizi özel hissetmek istiyor. Siz de onu. Peki özel olmak için illa gizemli mi olmak lazım? Hayır. Özel olmak, o insanın yanında en çıplak, en gerçek halinizle durabilmek ve hâlâ sevildiğini bilmektir.
İlişkilerde en büyük tuzaklardan biri, dışarıdaki rolleri içeri taşımaktır. İş yerinde patronsanız, evde de patron olmaya çalışırsınız. Arkadaş ortamında espriliyseniz, sevgilinizle de sürekli espri yapmaya çalışırsınız. Ama ya o an espri yapacak halde değilse? O an sadece sarılmak istiyorsa? İşte o zaman roller devreye girer ve gerçek bağ kaybolur. Oysa ilişki, rollerin bırakıldığı yerdir. Orada patron, çalışan, havalı, gizemli, cool değilsiniz. Orada sadece insansınız. Kırılgan, eksik, bazen yanlış yapan ama samimi bir insan.
Doğaçlama yaşamak güzeldir. Plan yapmadan, kurgulamadan, sadece hissettiği gibi davranmak. İlkel insanlar gibi. Onlar avlanırken, ateş başında otururken, birbirlerine dokunurken düşünmezdi “acaba bu hareketim karşımdakine nasıl yansır? Diye düşünmezdi” Onlar sadece hissederlerdi. Acıktılarsa yemek yerlerdi, üşüdülerse sarılırlardı. Bizse, şimdi her şeyi düşünüyoruz. Her hareketi tartıyoruz. Sonuç? Elbette ki yorgun düşüyoruz. Hem kendimiz yoruluyoruz hem sevdiğimizi yoruyoruz.
Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, sitemizin/uygulamamızın çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, %100 reklamsız ve çok daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.
KreosusKreosus'ta her 50₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.
Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.
PatreonPatreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.
Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.
YouTubeYouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.
Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.
Diğer PlatformlarBu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.
Giriş yapmayı unutmayın!Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.
Bir insan senin hayatına giriyorsa, diğerlerinden bir farkı olmalı demiştim. O fark gizem değil, samimiyettir. O fark, senin yanında kendini evinde hissetmesidir. Seninle konuşurken “acaba yanlış bir şey mi söylerim” kaygısı taşımamasıdır. Seninle susarken bile rahat olmasıdır. İşte o zaman ilişki özel olur. Çünkü dünyada milyonlarca insan birbiriyle konuşur, ama çok azı birbiriyle gerçekten “buluşur”.
Ego, sevginin en büyük düşmanıdır. Ego “ben” der. Sevgi “biz” der. Ego haklı çıkmak ister, sevgi anlamak ister. Ego mesafe koyar, sevgi yaklaşır. Ego “ben böyleyim” der ve durur. Sevgi “senin için değişebilirim” der ve yürür. Aradaki fark budur.
Küçük şeyler düşünün: Sevdiğiniz insan yorgunken “bugün senin sevdiğin yemeği yaptım” demek. Onun sevdiği şarkıyı dinletmek. Onun üşüdüğünü fark edip atkısını düzeltmek. Bunlar küçük şeyler gibi görünür ama aslında çok büyük şeylerdir. Çünkü bencilliği kırar. “Ben”i bir adım geri çeker, “biz”i öne çıkarır.
Hayat zaten zor. Dışarıda yeterince savaş veriyoruz. Bir de en yakınımızdakine savaş açarsak, nerede dinleneceğiz? Nerede iyileşeceğiz? Sevdiğimiz insan, bizim sığınağımız olmalı. Orada maske olmamalı, kural olmamalı, “ben böyleyim” duvarı olmamalı. Orada sadece iki insan olmalı. Eksik, hatalı, ama birbirine iyi gelmeye çalışan iki insan. Elbette ki tarafların dürüst, samimi ve sadakatli olması şartıyla.
Son söz: Eğer birini gerçekten seviyorsan, onun için küçülmeyi göze alabilirsin. “Ben böyleyim” demek yerine, “seninle birlikte nasıl oluruz, onu bulalım” diyebilirsin. Çünkü sevgi, büyüklükte değil, küçülmeyi bilmekte gizlidir. En büyük mutluluk, birinin yanında kendin gibi olabilmek ve her şeye rağmen hâlâ seviliyor olabilmektedir.
Bu arada Mersin’e gelirseniz ya da gelmelisiniz mutlaka, iki uzaylı da olsanız, gidin Narlı Kuyu’da denize karşı bir kahve için. Orada kimse size “neden balıkları rahatsız ediyorsun” demez. Deniz zaten her şeyi alır götürür. Siz de maskelerinizi orada bırakırsınız.
Saygılarımla.
Sizlere Gelecekte Görüşmek üzerine Meydan Okuyorum.
O Arada Görüşelim…
- 1
- 1
- 1
- 1
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- ^ Şafak GENÇ. İki Uzayli Mersin’de Nerede Kahve İçebilir? - Mersin Gazetesi. (23 Ocak 2026). Alındığı Tarih: 24 Ocak 2026. Alındığı Yer: mersingazetesi | Arşiv Bağlantısı
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 05/03/2026 07:42:44 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22181
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.