Şafak GENÇ - KAFAMIN YERDE NE İŞİ VAR DİYE DÜŞÜNDÜM | Mersin Gazetesi Köşe Yazıları
KAFAMIN YERDE NE İŞİ VAR DİYE DÜŞÜNDÜM
Mersin Gazetesi
- Blog Yazısı
[1] Beş gündür kafamı yerden kaldıramıyorum. Bir ağırlık var üstümde, sanki göğsüme bir taş oturmuş, nefes alsam da ferahlayamıyorum, itemiyorum o taşı derinlere. Çekiniyorum insanların yüzüne bakmaktan. Göz göze gelmek, birinin bakışlarında kendimi görmek istemiyorum. Sanki herkes biliyor, sanki herkes yargılıyor.
Bir namussuzluk, bir ahlaksızlık, bir terbiyesizlik yaptım, kesin. “Yapmamışsındır” demeyin bana, size inanmıyorum. İçimdeki bu his, bu utanç yalan söylemez. Bazı an güdüler yönlendirir insanı. Atasal güdülerime güveniyorum, kendimi güvende hissetme arzusu ile yanıyor beynim. Niye olduğunu bilmiyorum ama utanıyorum. Öyle bir utanç ki, ne başımı dik tutabiliyorum ne de aynada kendime bakabiliyorum.
Bu his yeni değil aslında. Daha önce de gelip çöreklenmişti içime. Ama bu sefer farklı, bu sefer daha ağır. Belki bir söz söyledim, belki bir şey yaptım, belki de yapmadığım bir şey yüzünden kendimi suçluyorum. Bilmiyorum. Kafamın içi karışık, düşüncelerim birbirine dolaşmış ipler gibi. Çözmeye çalışsam daha çok düğüm oluyor. Tek bildiğim, kendimi kirli hissediyorum. Sanki üstümde görünmez bir leke var ve ne kadar yıkasam da çıkmıyor.
Dışarı çıkıyorum bazen, mecburen. İnsanların arasında dolaşırken başımı öne eğiyorum. Gözlerimi yere dikiyorum ki kimseyle karşılaşmayayım. Ama bu bile yetmiyor. Sanki herkesin aklından geçenleri duyuyorum: “Bu ne yaptı acaba? Niye böyle?” Paranoyak mıyım bilmiyorum, ama içimdeki ses susmuyor. “Hata sende,” diyor, “sen bir yanlış yaptın.” Ne olduğunu bulamıyorum ama o sesi susturamıyorum da. Belki birine haksızlık ettim, belki birinin kalbini kırdım. Belki de kendime karşı dürüst olamadım. Bilmiyorum. Tek bildiğim, bu utancın beni yiyip bitirdiği.
Bazen düşünüyorum, “Acaba abartıyor muyum?” diye. Belki de yaptığım şey o kadar büyük bir şey değildir. Belki başkaları için önemsizdir, ama benim içimde büyüyüp devleşiyor. Vicdanım mı bu kadar hassas, yoksa ben mi kendime fazla yükleniyorum? Bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Bu his gerçek. Bu utanç, bu ağırlık, bu kaçış isteği… Hepsi gerçek. Kimseye anlatamıyorum da. Anlatsam ne diyeceğim ki? “Kendimi kötü hissediyorum ama niye bilmiyorum,” mu diyeceğim? Gülerler herhalde. Ya da daha kötüsü, anlamazlar. Anlamalarını da beklemiyorum zaten. Bu benim savaşım, benim içimde dönüp duran bir fırtına.
Gece olunca daha da zorlaşıyor. Yatakta dönüp duruyorum, uyku gelmiyor. Gözlerimi kapatsam bile o his peşimi bırakmıyor. Kafamın içinde bir mahkeme kuruluyor sanki. Hâkim de benim, sanık da benim. Suçumu bulmaya çalışıyorum ama delil yok. Yine de cezayı kesiyorum kendime: Utanç.
Sabah kalktığımda ise hiçbir şey değişmemiş oluyor. Aynaya bakıyorum, gözlerimin altı morarmış. “Nasılsın?” diye soran olursa “İyiyim” diyorum, ama içimden “Yalan” diye bağırıyorum. Kimse fark etsin istemiyorum. Kimse sorsun da istemiyorum. Ama bir yandan da biri fark etse, “Ne oldu sana?” dese, belki anlatırım diye düşünüyorum. Belki o zaman hafiflerim. Ama olmuyor. Kimse sormuyor, ben de söylemiyorum.
Bu utanç nerden geldi, bilmiyorum. Belki çocukluğumdan bir şey taşıyorum, belki geçmişte bir yerlerde unuttuğum bir yara kanıyor. Belki de sadece insan olduğum için böyle hissediyorum. Hepimiz hata yapmıyor muyuz? Hepimiz zaman zaman kendimizi suçlu hissetmiyor muyuz? Ama benimki farklı. Benimki içimi kemiriyor. Sanki bir yerlerde bir çizgiyi aştım ve geri dönemiyorum. O çizgi neydi, ne zaman geçti, hatırlamıyorum bile. Ama geçtiğimi biliyorum. Hissediyorum.
Dün bir an kendimi dışarı attım. Parkta oturdum, insanları izledim. Çocuklar koşturuyordu, birileri kahkahalar atıyordu. Onlar öyle mutlu, öyle rahat görünüyordu ki, içimde bir kıskançlık hissettim. “Ben niye böyle olamıyorum?” dedim kendi kendime. Niye benim içimde bu karanlık halâ var? Niye ben kendimi affedemiyorum? Belki de affetmeyi bilmiyorum. Belki de kendime karşı çok katıyım. Ama başka türlüsünü de bilmiyorum ki. Hep böyleydim. Hep kendimi sorguladım, hep kendimi eksik buldum. Bu utanç da belki o eksiklikten doğuyor. Belki ben kendimi tamamlayamıyorum.
Bir yanım “Toparlan,” diyor, “kalk, silkelen.” Ama diğer yanım “Haklısın,” diyor, “sen bunu hak ediyorsun.” Hangisine inanayım bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Bu hisle yaşamak zor. Her adımda kendimi yargılamak, her nefeste kendimi suçlamak… Yoruldum. Belki de bir gün bu utanç geçer. Belki bir gün başımı kaldırıp insanların gözüne bakabilirim. Belki bir gün kendime “Tamam, geçti,” diyebilirim. Ama o gün bugün değil. Bugün sadece utanıyorum. Bugün sadece başım önde.
Biliyorum, bu yazıyı okuyanlar arasında “Abartma,” diyenler olacak. “Herkes hata yapar,” diyenler olacak. Haklısınız belki. Ama bu benim canımı kanırtan hissim. Bu benim gerçeğim. Ve ben şu an bu gerçekle yaşıyorum. Niye olduğunu bilmiyorum ama utanıyorum. Belki bir gün nedenini bulurum. Belki bir gün kendimi affederim. Ama şimdilik sadece bunu yazabiliyorum. Kafamı yerden kaldıramıyorum. Çekiniyorum insanların yüzüne bakmaktan. Ve bu utançla, bir şekilde, yaşamaya devam ediyorum.
Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.
Sizlere Gelecekte Görüşmek Üzerine Meydan Okuyorum.
O Arada Görüşelim…
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- ^ Şafak GENÇ. Kafamin Yerde Ne İşi Var Diye Düşündüm - Mersin Gazetesi. (13 Mart 2026). Alındığı Tarih: 13 Mart 2026. Alındığı Yer: mersingazetesi | Arşiv Bağlantısı
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 25/05/2026 04:19:10 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22453
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.