Maden Ruhsatları Tarım Arazilerini Nasıl Etkiliyor? Türkiye’de Toprak, Göç ve Yoksulluk Gerçeği
MAPEG verileri, Ordu örneği ve büyüyen konut krizi üzerinden kapsamlı bir analiz.
Ekoloji Birliği
- Blog Yazısı
Vicdanınız sızlasın diye yazıyorum bu satırları…
Geleceğe neyi miras bırakıyoruz bilin diye…
Bulunduğu coğrafyada demografik olarak yokluğa, yoksulluğa mahkûm edilen benim gibilerin kaderi artık yalnızca bir ev alamamak değil; üstünde doğduğu toprağın da bir gün bir ruhsat haritasında gri, sarı, kırmızı lekelere dönüşmesini izlemektir.
Ne demek bu?
İstanbul’da yaşıyorum ben. 22 yıldır da aktif olarak çalışıyorum. Memlekette babamın hediye ettiği dairemi saymazsam henüz bir evim de yok. Diyeceksiniz ki; “kira ödeyeceğine ev kredisi ödeseydin çoktan bir dairen olurdu.” “Haklısınız” demek isterdim ancak o daireyi almak için önce toplu bir miktar paran olması gerekiyor. Benim hiç olmadı… Dahası; kalan o yüksek ödeme için de kredi çekmek kolay değil; öncelikle mevzuata uygun kat irtifaklı ya da iskanlı şöyle 30 ila 40 yaşları arasında bir daireyi 8-10 milyon TL’ye bulmak bir mucize… Bulsan da metrekaresine sığmak hele ki 1 çocukla imkânsız. Yani samanlıkta iğne aramak ile metropollerde yaşayanlar için ev almak aynı derece zorlukta… Henüz kimse dile getirmese de bunun adı “sosyal çöküş”tür.
Ama bundan daha ağır olan şu; ben coğrafyanın bana dayattığı kaderi sindiremesem de kurallara riayet eden, vatanına da milletine de sorumluluklarına da bağlı bir yurttaş olarak ikame edebileceğim bir ev bile alamazken; sermaye sahipleri dağlarımızın, derelerimizin, ormanlarımızın, tarım alanlarımızın ve köylerimizin geleceğe erişim hakkını “görece düşük ruhsat bedelleriyle” kolaylıkla elde edebiliyor. Bu çaresizlik net bir yapısal şiddet örneğidir. Zira; geleceğe dair bizim mirasımızı da kendiliğinden şekillendiren tipik bir norm…
Dahası; bu mesele artık sadece bir çevre meselesi olarak değerlendirilmemelidir. Hatta birkaç ağacın kesilmesi, birkaç dağın delinmesi veya birkaç ruhsatın verilmesi meselesi de değildir. Bu doğrudan doğruya bir beka meselesidir! Çünkü beka dediğimiz şeyi sadece sınır güvenliğiyle ölçmek; milletin karnını doyuran tarım arazilerinin varlığını, suyunun temizliğini, köylüsünün ikamesini, yerli üretim ve istihdamın gücünü, gıdanın hem sosyolojik hem de coğrafi ama ille de bağımsız liderliğini inkâr etmekle eş değerdir. Şayet bir ülke kendi tarım arazilerini, meralarını, ormanlarını ve su kaynaklarını kısa vadeli kazanç uğruna tüketiyorsa; şehirlerine yığılmış, toprağından kopmuş, ithalata muhtaç bir toplum yaratıyorsa, burada tehdit “dış güçlerin müdahalesiyle değil, yapısal şiddetin kaçınılmaz sonucu olarak coğrafi, sosyolojik ve demografik çöküşle içeriden büyüyor” demektir.
Elimizden alınan şey yalnızca dedelerimizden kalma üç beş dönüm tarım arazisi arazi değil; bu milletin yarınlarının teminatı, nesilden nesile aktarılan mirasımız, ata evimiz ama en önemlisi de ekmeğimizdir. İşte bu yüzden bu sorun bir çevre tartışması değil, doğrudan vatanın bekası meselesidir.
Gelin anlatayım;
MAPEG’in 2026 yılı ruhsat bedellerine göre arama ruhsat taban bedeli hektar başına 18.053 TL, işletme ruhsat taban bedeli ise 180.461 TL olarak yayımlanmış. Bu fiyat tablosuyla dikkatinizi çekmek istediğim konu; yalnızca “bir maden açılıyor mu?” meselesinden de öte, “kamusal varlıkların piyasa mantığıyla hangi eşikten geçirildiği” hususuna doğru konunun ayrıca evrildiğidir. Nedenini ilk paragrafta 22 yıllık bir emekçi olarak detaylıca kaleme aldım.
Vatan topraklarının bir bir maden sahası olarak tanımlanması hususunda yetkililer, Türkiye genelinde fiilen maden üretimi yapılan alanın ülke yüzölçümünün yalnızca binde 1,8’i olduğunu söylüyor. Haklı da bu açıklamaya göre, lakin; vicdan sahibi olanlar için yeterli bir beyan olarak kabul edilemez nitelikte. Çünkü; vatandaşın itiraz ettiği şey yalnızca bugün kazılmış olan maden ocaklarının mevcut arama çukurları değil ki; vatandaş, ruhsatlandırılmış ve her an potansiyel müdahale alanı olarak tetikte bekleyen tarım arazilerinin “bir sabah ve aniden, topyekûn maden çukurları ile kaplanabilecek olmasına” itiraz ediyor. Demek istiyor ki vatandaş; verilen ruhsat bugün kepçenin girmemiş olması nedeniyle zararsız sayılamaz; o ruhsat, yarının hukuki kapısıdır da…
Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, sitemizin/uygulamamızın çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, %100 reklamsız ve çok daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.
KreosusKreosus'ta her 50₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.
Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.
PatreonPatreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.
Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.
YouTubeYouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.
Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.
Diğer PlatformlarBu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.
Giriş yapmayı unutmayın!Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.
Nasıl mı?
2004 yılında Maden Kanunu’nda yapılan kapsamlı değişikliklerle madencilik faaliyetlerinin önündeki birçok idari engel önce azaltıldı; ruhsatlandırma sistemi genişletildi ve özel sektör yatırımlarının önü daha da fazla açıldı. Bu dönem, tarım, orman ve kırsal alanlarda madencilik izinlerinin daha erişilebilir hale geldiği kırılma noktası olarak literatüre geçerken hepimiz sessizce izledik. Sonraki yıllarda ise yeni çıkarılan ikincil mevzuat ve uygulama düzenlemeleriyle arazi tahsisi, izin, ÇED ve mülkiyet süreçleri daha da hızlı işletilmeye başlandı; yani, yatırımcı lehine “süreç hızlandırma” anlayışı öne plana çıktı. Bu da ruhsat alan şirketlerin sahaya erişimini kolaylaştı. 2018 yılı sonrasında ise; acele kamulaştırma kararlarının daha görünür şekilde kullanılmasıyla, kamu yararı gerekçesiyle özel mülkiyet niteliğindeki bazı arazilerin hızlı biçimde projelere tahsis edilmesinin önü “özellikle” açıldı. Peki, bu süreç neden çok eleştiriliyor; çünkü, kırsal bölgelerde vatandaşın mülkiyet hakkı ile yatırım baskısı arasındaki dengeyi ciddi biçimde zayıflattı da ondan…
TEMA’nın MAPEG verilerine dayalı çalışmasına göre Ordu ve çevresindeki çalışma alanının %74’ü IV. grup madenlere yani; altın, gümüş, bor, mermer, kömür ve benzeri sınıflara ruhsatlı görünmekte… Ben Ordulu olduğum için Ordu özelinden konuyu örneklendirmek daha doğru olur diye düşündüm. Kaldı ki aynı verilere göre Ordu’da bazı ilçelerde ruhsatlılık oranının %90’ın üzerine çıktığı da sabit, hatta Fatsa, Çatalpınar, Çamaş, Gülyalı, Gürgentepe, Kabadüz, Karataş ve Ulubey’de %100’e ulaştığı belirtiliyor. Gümüşhane için aynı çalışmada ruhsatlılık oranı %93; tarım alanlarının %77’si, meraların %99’u ve iskân alanlarının %93’ünün IV. grup maden ruhsatlarıyla çakıştığını belirtiyor. Diğer komşumuz Giresun’da ise önemli doğa alanlarının %94’ünün IV. grup maden ruhsatlarıyla çakıştığı raporlanmış. Benim bu satırları yazarken bile, olası senaryolar içimi kararttı.
Yapısal şiddetin buradaki en büyük manipülasyonu; “ruhsat var ama üretim yok” denilerek meselenin hem küçültülmesi hem de toplum tarafından içselleştirilmesinin teşvik edilmesi… Oysa ruhsat ve iş yeri açma çalışma hukuku / yönergesi üzerine uzman bir çalışan olarak benim düşüncem; bu ruhsatlandırmaların topyekûnü, toprağın kaderine düşülmüş bir şerhtir. Bir köyün üzerine henüz fiili olarak dinamit atılmamış olabilir ama o köylü artık bilir ki; ektiği, biçtiği, yaşadığı yer bir gün maden işletme sahası olacak. O toprakların “ekonomik değer” olarak tanımlanması onları ya da yeni gelen nesillerini evsiz bırakacak. Bu çok şiddetli bir mülksüzleştirme baskısı ve toplumsal etik dışı bir meşrulaştırma çabasıdır. Başka türlü adlandırılması vicdanı olan için kabul edilemez.
Kaldı ki; Ordu ve Giresun illeri yalnızca sıradan, boş çorak bir arazi de değildir; Türkiye’nin yağmur ormanları olduğu gibi fındık hafızasıdır da. Dünya genelinde üretilen fındığın %30’u tek başına bu iki şehirde üretilir. Ayrıca Ordu için Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2025 yılı yatırım rehberi coğrafi işaretli Ordu kivisi gibi ürünlerin de o coğrafyada yükselen bir tarımsal değer taşıdığı, 2024 yılında 8.560 ton kivi üretildiği rapor etmiş. Dahası; balcılık ya da bin bir türlü endemik bitki deposu olduğunu hesaba katmıyorum bile… Bildiğim kadarıyla Gümüşhane’de organik tarım, hububat, bakliyat, yem bitkileri, pestil-köme, dut pekmezi hatta balıkçılık gibi potansiyel tarım ve hayvancılık ürünleri de ülke tarımına önemli katkı sağlıyor. Dolayısıyla mesele; tarımsal devamlılığın kırılması…
Bir fındık bahçesi kaç yılda kuruluyor biliyor musunuz?
Dedem rahmetli anlatırdı hep; ne emekler ne çileler ne bakımlarla kaç yılda bize bıraktığı fidanların ancak yeşerdiğini… Toprak hafızası, kök sistemi, mikroklima, aile emeği, kuşak aktarımı, yerel bilgi, hasat takvimi, imece kültürü, ürün işleme ekonomisi, ihracat zinciri ve daha bilemediğim niceleri bir fındık filizinin ağaç olması, tarla olarak kurulması ve nesillerce sürecek verim alınması için birbiri ile paralel iş birliğiyle çalışır. Alt tarafı bir fındık bahçesi olarak geçiştirilen ya da küçümsenen emek esasen bir ulusal kalkınmanın en temel yapı taşlarından biridir. Tıpkı bu yazımda tek tek isim veremeyeceğim tüm diğer tarım ürünleri gibi… Demem o ki; bir maden sahası yalnızca kazıldığı coğrafyayı bozmaz; suyu değiştirir, yolu değiştirir, iklimi değiştirir, tozu değiştirir, köyün psikolojisini değiştirir, arazinin değerini değiştirir, hayvanların göç kararını değiştirir, insanların hatta toplumların demografik yapısını değiştirir.
Dahası, tarımdaki bu kayıp yalnızca ton hesabıyla ölçülemez ki; ürün kaybı, verim kaybı, toprak ya da organik madde kaybı, su rejimi kaybı, polinasyon kaybı, mera kaybı, hayvancılık maliyeti artışı, köylünün üretim motivasyonu kaybı, genç nüfusun köyden kopması, yerel gıda zincirinin zayıflaması, ithalata bağımlılığın artması ve nihayet gıda egemenliğinin aşınması gibi nicelerini de beraberinde getirir.
Gerçi, sosyolojik kayıp daha da ağır sayılmalıdır; köyünden, ata ocağından koparılan insan yalnızca adres değiştirmez, var oluş biçimini de kaybeder. Köyde üreticiyken, kendi işine hükmederken şehirde kiracıya, asgari ücretliye, belki emekliye ama her halükârda daha az güvencesize dönüşür. Büyükşehirlerde zaten kimsenin dile getirmek istemediği konut krizi, kira krizi, trafik yoğunluğu, altyapı yükü, işsizlik, psikolojik yorgunluk, sınıfsal sıkışma hatta ayrışma ve ötekileştirme sorunları gereğinden fazla aşikarken; köyleri boşaltan her politika İstanbul’un, Ankara’nın, İzmir’in sırtına yeni bir “sosyolojik, psikolojik, ekonomik, etik ve daha nice çöküşü” de otomatik olarak kendiliğinden getirir. Bu yüzden benim için maden ruhsatı meselesi basit bir çevre meselesi değildir; “bu vatanın kullanım hakkının kimde olacağı meselesi” olarak dile getirilmelidir.
Çünkü vatan, yalnızca bir sınır çizgisi değildir. “O satıh bütün vatandır” diyen bir ATA’nın bugün dahi ve hala çok geç kalmamış mirasçılarıyız biz. Vatan, Mevlüt dedemin nasırlı elleriyle diktiği o fındık ocağıdır. Vatan, Şazi babaannemin tarlasındaki pancar, bahçesindeki dut ağacıdır. Vatan, bizim köyün o sert ve dik patikalarını aşıp, fındık dallarını sağa-sola savura savura anca gidilebilen, iki ağabeyimin de yan yana yattığı mezarlığın, o dize kadar çamurlu yoludur. Vatan, ince derenin sesi, yaylanın serinliği, ineğin otladığı mera, çocuğun döndüğü baba ocağıdır.
Kabul; bir maden ruhsatı kâğıt üzerinde küçük görünebilir ama 100 hektarlık bir fındık havzasının 20 yıllık kaybı yüz milyonlarca liradır. Üstelik bu hesap yalnızca ürün geliridir; köylünün göçünü, suyun kirlenmesini, toprağın ölmesini, arıcılığın çökmesini, yerel ekonominin dağılmasını ve bir kuşağın baba ocağından kopmasını içermez.
Benim görüşüm; “coğrafya kaderdir” diye öğretilen bir toplumda asıl sorgulanması gereken şeyin coğrafya olduğu değil, yapısal şiddetin düzenidir. Çünkü bu ülkede ortalamanın üzerinde gelir elde eden sıradan bir vatandaş, 22 yıl çalışsa bile ailesini barındıracak mütevazı bir ev satın almakta zorlanırken; nasıl olur da bir maden ocağı ruhsatı böylesine ucuz, böylesine erişilebilir niteliktedir? Bu ahlaki de bir çelişkidir.
Kaderi sorgulamaktan artık vazgeçelim, çünkü sorgulanması gereken kim kazanıyor, kim kaybediyor paradoksunun kendisidir. Çünkü; eğer bir ülke kendi köylüsünü, çiftçisini, toprağını, suyunu, ormanını, gıda güvenliğini ve gelecek kuşakların yaşama hakkını “ekonomik gelir” diliyle ikincil plana itiyorsa; orada artık mesele cumhuriyetin vicdan meselesidir.
…
Velhasıl kelam; bizlere çocukluğumuzdan beri öğretilen o hakikat hâlâ dimdik ayaktadır:
“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ…”
Öyleyse bu toprak için yalnızca ölünmez. Bu toprağa sahip de çıkmak gerekir…
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 01/05/2026 19:47:51 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22837
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.