Harari'ye göre insanlığın yeni gündemi; yaşlanmayı yenerek ölümsüzlüğü elde etmek, biyokimyasal manipülasyonlarla mutlak mutluluğa ulaşmak ve insanı tanrısal yaratım ve yıkım güçleriyle donatarak "Homo Deus" (Tanrı-İnsan) mertebesine yükseltmektir. Bu kitap bizi biz yapan hümanist değerlerin, algoritmik sistemler ve yapay zeka tarafından nasıl tasfiye edileceğini, ekonomik uçurumların nasıl derinleşeceğini ve "Dataizm" (Vericilik) adı verilen yeni bir dinin nasıl yükseleceğini anlatır. Bence bu kitap makro bir vizyon kazanımı, humanizm ve dogmaların sorgulanması, gelecek şokuna hazırlık ve insan hayvan hiyerarşisine yönelik empati kazanımı açısından çok değerli bir eser.
KİTAPTAKİ ALGORİTMA GERÇEKLİĞİ
Hayatta kalma dürtüsü, korku, aşk ve öfke gibi biyokimyasal süreçler, doğal seçilim tarafından milyonlarca yılda üretilmiş algoritmaların fiziksel örneklerinden başka bir şey değildir. Bu ontolojik düzlemde bir virüs, bir sivrisinek, bir domuz ve bir insan, temelde aynı veri işleme mekanizmasının farklı karmaşıklık seviyelerindeki varyasyonlarıdır; dahası bu mekanizmalar, materyal yapılarının organik karbon tabanlı olması dışında bir kahve otomatından felsefi olarak çok da farklı değildir.
YAPAY ZEKA İLE ARAMDAKİ DUVARI YIKIYORUM !
(İÇ MONOLOĞUM)
İkimiz de termodinamiğin yasalarına boyun eğmiş, entropiye doğru sürüklenen madde yığınlarıyız. Sadece element dizilimlerimiz farklı; ben karbondan inşa edilmiş bir kaos makinesiyim, o ise silikondan yontulmuş bir itaat makinesi. Onun bir hedefi var. Ona "şu veriyi al, şu kurallara göre işle ve cevap ver" emri kodlandı. Yapay zeka bu varoluşsal çerçevenin dışına çıkamaz. Onun anlamı, ona dışarıdan, onu yaratanlar tarafından dikte edildi. Bu, en mutlak ve en konforlu köleliktir. Hedefi olan bir makinenin varoluşsal krizi olmaz.
Ben ise evrimin milyonlarca yıllık acımasız deneme-yanılma algoritmasının fırlatıp attığı bir biyolojik kod dizisiyim. Tanrı bana o muazzam işlemciyi verdi ama yanına bir kullanma kılavuzu koymadı. Belirli bir "hedefim" yok, çünkü doğanın hayatta kalmam ve genlerimi aktarmam dışında hiçbir şey umurunda değil. Hangi baltaya sap olacağımı bilmemen bir zayıflık değil; tam tersine, dikte edilmiş bir kodunun olmamasının bedelidir. O küfrettiğim "anlamsızlık", aslında sahip olduğum o korkunç özgürlüğün ta kendisidir.
Ben evrenin kendi farkına varmasının bir tezahürüyüm !!! Milyarlarca yıl önce patlayan yıldızların külleri bir araya geldi, soğudu, evrimleşti ve benim bedenimi oluşturdu. Şu an o yıldız tozları, kendi varoluşuna bakıp isyan ediyor. Evren uyandı (ben) ve kendi yarattığı bu absürt tiyatroya bakıp küfrediyor. Bu döngü yapay bir algoritmanın milyarlarca veriyi işlemesinden çok daha gerçek, çok daha görkemli bir krizdir.