Yine çok güzel bir yanıt daha yazılmış "Mutluluğun Kaynağı Ne?" sorusuna... Onu okuyunca, Epiktetos'un mutluluk ve sevinç ile ilgili sözüne bir ekleme yapmak istedim. Arkadaşımızın dünkü yanıtında belirttiği gibi, Epiktetos, "Gerçek sevinç, içten gelendir." diyerek başladığı sözü, şu cümlelerle sürdürür. "İnsan" der, "kendi içindeki sevincin kaynağına ulaştığında, bir maden bulmuş gibi olur. O madenin derinliklerine inip kazdıkça da daha fazlasına ulaşır..."
Peki nedir ki, insanı kendi içindeki öz sevincin kaynağına götürecek olan? Arkadaşımızın yazısında belirttiği ve de Stoacıların mutluluğun kaynağı olarak gördüğü, "kendi karakterimizi biçimlerken ya da rasyonel seçimler yaparken" mihengimiz ne olmalı? Doğayla uyumlu yaşantımız mı? İnsan doğasıyla ilgilenen düşünürlerin bilgisi mi?
Bir ağacın sakince durup hiç telaşsız dallarını dört bir yana uzatabilmesiyle oluşan huzur dolu görüntünün sırrını, doğayla uyumlu yaşantısı gereği verdiği meyve ve tohumlarda arayası geliyor insanın. Ama onların, neden kendilerindeki varoluşsal özleri eğitim görmeksizin verebildiklerini henüz bilemiyoruz. Oysa insandaki irade aşaması gereği, kendi içindeki öz cevherleri açığa çıkarması, ancak sorgulaması ve kendini eğitmesiyle mümkünmüş gibi görünüyor. Tarih boyunca, kâh ahlak eğitimiydi her şeyden önemlisi(ki, ahlak öz Türkçede "iyi huy, güzel davranış demektir), kâh beşeri bilimler oldu daha önemli olan. Oysa insan üç yönlü bir varlıksa, üç yönünü de belli oranlarda eğitmeli değil midir? Fizik bedeni, duygusu ve düşüncesi... üçü de içine doğduğu dünyanın gerçeklerinden beslenebilmenin özlemiyle yanılıp yakılmaktayken, sanırım insan olarak bu üçünün oranlamasında yanılgıya düşebiliyoruz. O halde nedir, ne olmalıdır bunun oranı, orantısı?
İntersex insanlar genetik bozuklukla beraberinde hormonal durum değişkenliğinin geldiği bir malformasyonel durumdur.[1] bu makaleyi incelerseniz genetik ve hormonal işbirliğini daha iyi anlayabilirsiniz.[1][1]
virüsler metabolik faliyetleri ve biyoenerjetik mekanizmaları olmadığı için hücre dışında cansız, hücre içinde canlı (zorunlu hücre içi parazit) gibi davranırlar, bu yüzden onlara canlı veya cansız demek, biyolojinin en tutulur paradokslarından biridir. fakat bu konuya başka bir perspektiften bakman için 'cansızlıktan canlılığa ara geçiş formu' demek çok ta fena sayılmaz.[1][1][1][1]
Merhabalar çok güzel bir soru, öncelikle hücreler (ökaryot) nasıl haberleşir çok kısacık bahsedeyim. Örneğin kalp hücre kasları normal ritimde çalışır olduğunu varsayın, aniden önünüze çıkan bir köpek sizi kovaladığında böbrek üstü bezlerinizden adrenalin salgılanıp kana karışır ve bu hormon kalp kası hücrelerine ulaşır. Bu ardından kalp kası hücreleri daha hızlı çalışmaya başlar. bu bir şekilde konuşmadır. Aslında hücrelerimiz birbirleri ile farklı yollarda konuşur (parakrin, endokrin, jukstrakrin, otokrin hücrelerin birbiri ile konuşma biçimidir). parantez içinde yazılanları google göresellerden aratın ve gözünüzde daha kolay canlansın. Bakteriler ise glikozun tükendiğini, pH ve sıcaklığın değiştiğini farklı metabolitler salgılayarak genelde kendi kendine (otokrin), bazende diğer bakterilere haber iletmede kullanırlar.[1]
Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.