Merhaba
Ben sanırım biraz geç kaldım bu siteyle tanışmaya. Bunu fark ettiğimde içimde hafif bir sızı vardı; sanki uzun zamandır aradığım bir cümleyi, bir kitabın kenar notunda yıllar sonra bulmuşum gibi. Oysa mesele bir siteyi keşfetmekten çok daha fazlasıydı. Evrim Ağacı, benim için “bilim nedir?” sorusuna verilen en sakin, en akılcı ve en dürüst cevaplardan biri oldu. Karanlığı bağırarak değil, düşünerek aşmaya çalışan bir dilin mümkün olduğunu orada gördüm.
Karanlık… İnsan zihni için hep aynı anlama gelmedi. Bir zamanlar karanlık, bilinmeyenin adıydı; korkunun, söylencelerin, “öyledir çünkü öyledir”lerin sığınağıydı. Bugünse karanlık, bilimin henüz dokunmadığı yer demek. Evrim Ağacı tam da bu noktada anlam kazanıyor. Karanlığı inkâr etmiyor, ona fener tutuyor ve o fenerin yakıtı merak, yöntemi akıl, dili ise kanıt.
Bilimle karanlığı fethetmek; bağırarak değil, sabırla olur. İddia ederek değil, göstererek olur. Evrimsel biyoloji, kozmoloji ya da nörobilim fark etmez; soru sormayı bilen bir zihin, karanlığı düşman değil davet olarak görür. Darwin’in sakin cesaretiyle “Cehalet, bilgiden daha sık güven doğurur.” Karanlık, çoğu zaman bu sahte güvenin perdesidir. Bilim o perdeyi yırtmaz; usulca aralar.
Evrim Ağacı’nın gücü burada. Karmaşık olanı basitleştirirken ucuzlaştırmaz. İnancı hedef almaz; iddiayı ölçer. “Neye inanıyorsun?” diye sormaz; “Bunu nasıl biliyoruz?” diye sorar. Çünkü bilim bir sonuçlar kataloğu değil, bir yolculuk ahlakıdır. Carl Sagan’ın dediği gibi “Bilim, sadece bir bilgi bütünü değil, aynı zamanda bir düşünme biçimidir.” O düşünme biçimi, karanlıkta bile yön bulmayı öğretir.
Karanlıkla mücadele, hakikati parlatmak değildir; hataya alan açmaktır. Yanılmayı kabul etmeyen zihin karanlıkta kalır. Evrim Ağacı’nın ısrarı tam da bu yüzden değerlidir. Yanlışlanabilir olmayı, güncellenebilir kalmayı savunur. Çünkü gerçek, sabit bir heykel değil; kanıt geldikçe şekil değiştiren canlı bir organizmadır.
En önemlisi Bilim, insanı küçültmez. Aksine, evrende küçük olduğumuzu gösterirken anlamlı kılar. “Evren kendini anlamaya çalışan bir yoldur” der Sagan. Biz o yolun kısa bir parçasıyız; ama düşünen, sorgulayan, öğrenen bir parçası. Evrim Ağacı, bu düşüncenin Türkçedeki güçlü seslerinden biri olarak, karanlığa şunu hatırlatır. Fethedilen şey karanlık değil; cehaletin konforudur.
Sonuçta bilim, elinde kılıçla yürüyen bir fatih değildir. Elinde defterle ilerleyen bir gezgindir. Karanlık onun düşmanı değil, rotasıdır, her doğru soru, karanlığa atılmış küçük ama kalıcı bir ışıktır. Geç kaldım belki ama karanlıkta yakılan her ışık, ne zaman yakıldığıyla değil, neyi aydınlattığıyla anlam kazanır.