Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
500 ATP Ödüllü Soru: Siz spini nasıl hayal ediyorsunuz? Hemen cevapla!
Tüm Reklamları Kapat
Keşfet
Akış
İçerikler
Gündem
Hareket
Dil
Tüyler
Geometri
Akıl
Hipokampus
Kuantum
Karar Verme
Makroevrim
Nöron
Enerji
Basınç
Fizik
Ağaç
Gen İfadesi
İmmünoloji
Ölüm
Hamilelik
Gıda Güvenliği
Bağışıklık
Sars Virüsü
Biyoloji
Enzim
Radyoaktif
Kurbağa
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
Levent Yeniocak
Levent Yeniocak
100.1K UP
Üye 1 saat önce
Eğer insan algısı ve bilinci evrimsel ihtiyaçlara göre şekillenmiş sınırlı bir arayüzse; yalnızca dar elektromanyetik bantları, belirli zaman ölçeklerini ve belirli organizasyon biçimlerini algılayabiliyorsak, “yaşam” ve “zeka” kavramlarını neden kendi biyolojik formumuza göre tanımlıyoruz? İnsanlık neden “uzaylı yaşamı” özellikle insan benzeri biyolojik formlar üzerinden arıyor?
0
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
214.9K UP
İnceleyen 2 saat önce
Merhaba
Kitabı ikinci kez gözden geçirip sinemaya giden biri olarak şunu baştan söylemeliyim: çok “birebir” bir uyarlama beklemiyordum ama karşılaştığım şey beklentimin de çok dışındaydı. Hatta arkadaşlarımla filmi izlerken kendimi sürekli yana eğilip “ama bu kitapta yoktu” diyen o biraz sinir bozucu okur tipine dönüşmüş halde buldum. Çünkü bu gerçekten, kitabın birçok temel unsurunu değiştiren bir uyarlamaydı. Karakterlerin isimlerini değiştirseniz, geriye dönem atmosferine sahip, romantik ve estetik bir drama kalırdı; ama Emily Brontë’nin o karanlık, sarsıcı, insan ruhunun en sert yanlarına dokunan Uğultulu Tepeler’i pek kalmazdı.

Önce şunun hakkını vermek lazım, film görsel açıdan etkileyici. Mekan kullanımı, kostümler, görüntü yönetimi ve müzikler gerçekten başarılı. Sinematografik olarak bakıldığında “güzel çekilmiş” bir iş olduğu inkar edilemez. Başrollerdeki oyuncular da kendi içlerinde etkileyici bir enerji taşıyor. Özellikle Cathy rolündeki Margot Robbie oldukça güçlü bir performans sergiliyor. Heathcliff’in olgunluk dönemini oynayan Jacob Elordi ise karakterin sertliğini ve karizmasını taşıyabilmiş görünüyor. Buna rağmen, kitabın ruhuna bağlı bir okur için sorun tam da burada başlıyor ve güzel bir film olması, onun iyi bir Uğultulu Tepeler uyarlaması olduğu anlamına gelmiyor.

Romanın en önemli katmanlarından biri olan ikinci kuşak hikayesinin neredeyse tamamen yok sayılması, bence filmin en büyük eksiklerinden biri. Oysa Emily Brontë’nin anlatısında sadece Cathy ile Heathcliff’in tutkulu ve yıkıcı ilişkisi değil; bu ilişkinin sonraki kuşaklara bıraktığı miras da çok önemlidir. Hindley, eşi Frances ve oğulları Hareton’un hikayesi; genç Cathy ile Linton arasındaki ilişki; hatta Hareton’ın dönüşümü romanın karanlığının içindeki küçük umut ışığıdır. Film ise bunu tamamen kesip atmış gibi duruyor. Böyle olunca hikâye, trajik bir aşk anlatısına indirgenmiş oluyor ve romanın nesiller boyu süren psikolojik ağırlığı kayboluyor.

Karakter değişiklikleri de dikkat çekici. Zavallı Nelly Dean’in neredeyse bütün kötülüklerin kaynağı gibi sunulması, romandaki daha karmaşık ve gri anlatıcı rolünü basitleştirmiş. Huysuz, dindar ve rahatsız edici bir karakter olan Joseph’in yerini çok daha farklı bir tiplemenin alması da kitabın gotik atmosferini zedeliyor. Bay Earnshaw’un romandakinden çok daha uzun yaşaması ve bazı olayların Hindley’den alınarak ona verilmiş gibi durması, anlatının bütün dengesini değiştiriyor.

Bir başka mesele de karakterlerin görünümü ve romanın tasvirleriyle kurduğu ilişki. Kitabı seven birçok okur gibi ben de bazı seçimleri “oturmamış” buldum. Edgar’ın romandaki zarif, aristokrat havasından uzak bir biçimde yorumlanması ve Isabella’nın fiziksel betimlemeden oldukça farklı görünmesi, özellikle kitabı gözünde canlandırarak okuyanlarda yabancılık hissi yaratabilir. Heathcliff’in gençlik hâli bazı sahnelerde fazlasıyla romantize edilmiş görünse de ilerleyen yaşlardaki sertliği daha inandırıcı bir çizgiye oturuyor.

Amerika’daki erken izleyici ve eleştirmen yorumlarında da benzer bir ayrım dikkat çekiyor. Birçok kişi filmi “güzel ama roman değil” diyerek değerlendirmiş durumda. Özellikle ABD’de yapılan yorumlarda filmin Emily Bronte'nin gotik, kasvetli ve psikolojik yoğunluğunu yeterince yansıtmadığı sıkça dile getiriliyor. Bazı eleştirmenler yapımı “görsel olarak büyüleyici ama içi boş” diye tanımlarken, bazı okurlar romanın derin melankolisinin yerini daha yoğun bir tensellik ve dramatik romantizmin aldığını söylüyor. Özellikle sadomazoşist öğelerin ve sert cinselliğin öne çıkarılması, kitabın özündeki psikolojik şiddet ve duygusal yıkımı geri plana ittiği gerekçesiyle eleştiriliyor. Emily Bronte'’nin dünyasında şiddet vardır ama bu çoğu zaman insanların ruhlarını birbirine ezişi üzerinden ilerler; film ise bunu zaman zaman fiziksel ve erotik bir gösteriye çevirmiş gibi görünüyor.

Yine de bütün bu eleştirilere rağmen dürüst olmak gerekirse, gidip izlenmeyecek bir film değil. Hatta kitabı hiç okumamış biri için oldukça etkileyici ve duygusal bir dönem filmi olabilir. Kitabı okuyanlar içinse durum biraz daha karmaşık :)) Bir yandan “bu benim sevdiğim hikaye değil” hissi, bir yandan da yıllardır zihinde canlanan Uğultulu Tepeler’i sinema salonunda görmenin tuhaf heyecanı. Sanırım bu filmi değerlendirmenin en adil yolu şu olacak. Eğer Emily Bronte’nin romanına sadık bir uyarlama bekliyorsanız hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz; ama romanı esin kaynağı alan, görsel olarak güçlü ve farklı bir yorum görmek istiyorsanız yine de bir şans verilebilir. Çünkü ne kadar değişmiş olursa olsun, Uğultulu Tepeler’i sinemada görmek hala insanın içinde tuhaf bir merak uyandırıyor.
Puan Ver
Orjinal Adı : Wuthering Heights
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
214.9K UP
ANTROPOLOJİ DE YÜKSEK LİSANS YAPIYORUM 2 saat önce Sen de Cevap Ver

Merhaba

Ekonomik yetersizlik ve ruh sağlığı arasındaki ilişki üzerine düşünürken, bu konunun sadece rakamlarla, maaşlarla ya da geçim hesaplarıyla açıklanamayacağını fark ediyorum. İnsan bazen maddi eksiklikten çok, onun ruhunda bıraktığı ağırlıkla mücadele ediyor. Özellikle küçük bir yerde yaşarken, seçeneklerin sınırlı olduğu, günlerin birbirine benzediği zamanlarda insan kendini daha sıkışmış hissedebiliyor.

Bu nedenle bu konuyu yalnızca psikolojik bir problem ya da ekonomik bir mesele olarak değil, insanın umut etme biçimini, kendine bakışını ve hayata tutunma gücünü etkileyen bir süreç olarak değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.

Tüm Reklamları Kapat

Bir insanın yaşadığı ekonomik zorlukların ruhunda nasıl iz bıraktığını anlamaya çalışırken, hem insani duygulara hem de bilimsel açıklamalara birlikte bakmanın daha gerçekçi bir yaklaşım olduğuna inanıyorum. Ekonomik yetersizlik ve küçük bir yerde yaşamanın ruh sağlığı üzerindeki etkisini hem insani hem de uzman bakış açısından birlikte değerlendirdiğimizde aslında aynı yere çıkan ama farklı diller kullanan iki yaklaşım görüyoruz. Bir insan gözüyle bakıldığında mesele daha çok hissedilen yükle ilgilidir; uzman gözüyle bakıldığında ise bu yükün psikolojik mekanizmaları açıklanmaya çalışılır.

İnsani açıdan ekonomik sıkıntı çoğu zaman yalnızca “parasızlık” değildir. İnsan bazen sürekli hesap yapmak zorunda kaldığında, istediği şeyleri ertelediğinde ya da geleceği belirsiz gördüğünde içten içe yorulur. Küçük bir ilçede yaşamak da buna ayrı bir ağırlık ekleyebilir. Çünkü hayat bazen aynı sokaklar, aynı insanlar ve benzer günler arasında sıkışmış gibi hissedilebilir. Böyle durumlarda kişi yalnızlaşabilir, kendi hayatını başkalarıyla kıyaslayabilir ve “Ben neden ilerleyemiyorum?” sorusunu sık sık kendine sorabilir. Bu hisler çoğu zaman kişisel başarısızlık değil, uzun süreli yaşam baskısının doğal sonucudur.

Uzman bakış açısı ise bu durumu biraz daha sistematik açıklar. Ekonomik belirsizlik, psikoloji alanında kronik stres kaynaklarından biri olarak değerlendirilir. İnsan beyni güvenlik ve öngörülebilirlik ister. Maddi sorunlar arttığında beyin adeta sürekli alarm halinde çalışmaya başlar. Bunun sonucunda kaygı artabilir, uyku bozulabilir, zihinsel yorgunluk oluşabilir ve zamanla kişi kendini daha isteksiz ya da umutsuz hissedebilir. Küçük yerleşim yerlerinde sosyal imkânların azlığı da sosyal izolasyonu artırarak bu yükü daha görünür hale getirebilir.

Her iki yaklaşımın ortaklaştığı önemli bir nokta vardır. Sorun sadece ekonomik değildir; ekonomik koşulların insanın ruhunda bıraktığı etkidir. Yani insan çoğu zaman parasızlıktan değil, onun yarattığı güvensizlik, sıkışmışlık ve gelecek kaygısından yorulur.

Tüm Reklamları Kapat

Peki bununla nasıl baş edilir? İnsani yaklaşım daha çok “hayata küçük tutunma noktaları bulmayı” önerir. Büyük çözümler yerine küçük düzenler önemlidir. Her gün kısa yürüyüş yapmak, sevilen bir uğraş edinmek, okumak, yazmak, biriyle sohbet etmek, gün içinde küçük rutinler oluşturmak. Çünkü bazen insan büyük umutlarla değil, küçük alışkanlıklarla ayakta kalır.

Uzman yaklaşımı ise bu önerilerin neden işe yaradığını açıklar. Örneğin günlük rutinler beynin güvenlik hissini güçlendirir. Düzenli yürüyüş stres hormonlarını azaltabilir. Sosyal temas çok kişi olmasa bile güvenilir birkaç insanla iletişim ,depresyon ve kaygıya karşı koruyucu etki gösterebilir. Ayrıca kişinin kontrol edebildiği alanlara odaklanması önerilir. Çünkü ekonomik sıkıntıda insan çoğu zaman değiştiremeyeceği şeyleri düşünerek tükenir. Bunun yerine küçük ama somut adımlar (bir beceri geliştirmek, yeni fırsatlar araştırmak, günlük plan yapmak) kişiye yeniden hareket hissi verebilir.

Küçük bir ilçede yaşayan biri için uygulanabilir öneriler de daha gerçekçi olmak zorundadır. Herkesin ulaşabileceği pahalı sosyal aktiviteler mümkün olmayabilir. Bu yüzden ücretsiz çevrim içi eğitimler, akademik seminerler, kitap okuma rutinleri, doğada yürüyüş, belediye ya da halk eğitim kursları gibi erişilebilir seçenekler önemli hale gelir. Fiziksel çevre sınırlı olsa bile insanın zihinsel dünyası büyüyebilir.

Sonuç olarak, hem insani hem uzman değerlendirmesi aynı şeyi söyler. Ekonomik sıkıntının ruh sağlığını zorlaması normaldir ve bu durum kişinin “zayıf” olduğu anlamına gelmez. İnsan bazen hayatın dar bir döneminden geçer. Ancak bu süreçte küçük düzenler kurmak, yalnızlaşmamak, zihni meşgul edecek üretken alanlar bulmak ve gerektiğinde profesyonel destek almaktan çekinmemek önemlidir. Çünkü ruh sağlığı çoğu zaman büyük değişimlerle değil, küçük ama sürdürülebilir adımlarla toparlanır. Özellikle küçük yerlerde yaşayan insanlar için mesele “çok seçenek bulmak” değil, eldeki sınırlı imkânları insanın ruhunu besleyecek şekilde kullanabilmektir.

Ekonomik yetersizlik ve ruh sağlığı arasındaki ilişki üzerine düşünürken, bu konunun sadece rakamlarla, maaşlarla ya da geçim hesaplarıyla açıklanamayacağını fark ediyorum. İnsan bazen maddi eksiklikten çok, onun ruhunda bıraktığı ağırlıkla mücadele ediyor. Özellikle küçük bir yerde yaşarken, seçeneklerin sınırlı olduğu, günlerin birbirine benzediği zamanlarda insan kendini daha sıkışmış hissedebiliyor. Bu nedenle bu konuyu yalnızca psikolojik bir problem ya da ekonomik bir mesele olarak değil, insanın umut etme biçimini, kendine bakışını ve hayata tutunma gücünü etkileyen bir süreç olarak değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Bir insanın yaşadığı ekonomik zorlukların ruhunda nasıl iz bıraktığını anlamaya çalışırken, hem insani duygulara hem de bilimsel açıklamalara birlikte bakmanın daha gerçekçi bir yaklaşım olduğuna inanıyorum.

İncelediğim bilgiler ve yaptığım değerlendirmeler ve yıllar önce ilk mezun olduğumda önce Zonguldak'ın Devrek ilçesinde sonra Şırnak Cizre'de terör olaylarının ortasında yaşamının bir süresini geçirmiş birinin tecrübesi doğrultusunda şunu söyleyebilirim ki ekonomik sıkıntılar insan ruhunu gerçekten zorlayabilen, zaman zaman yalnızlık, kaygı ve umutsuzluk hissini artırabilen bir durumdur. Ancak bu, insanın güçsüz olduğu anlamına gelmez. Bazen hayatın en sessiz ve en zor dönemleri, kişinin kendi dayanıklılığını fark ettiği dönemler olabilir. Özellikle küçük bir yerde yaşarken imkanların sınırlı olması insanı çaresiz hissettirebilir; fakat küçük rutinler, anlamlı insan ilişkileri, üretken uğraşlar ve kişinin kendi iç dünyasını beslemesi beklenenden çok daha büyük etkiler yaratabilir. Bana göre önemli olan, hayat tamamen değişsin diye beklemek değil; zor günlerin içinde bile insanın kendisine küçük çıkış yolları açabilmesidir. Çünkü çoğu zaman iyileşme büyük adımlarla değil, insanın her gün kendisi için attığı küçük ama kararlı adımlarla başlar.[1]



Kaynaklar

  1. Hatice Kutbay. (). Kendi Fikrim Ve Bilgi Birikimim.
0
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Eser
Arda Çağlar
Arda Çağlar
41.6K UP
Eseri Ekleyen 3 saat önce Kitap
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
Eser
Eyüp Gassaloğlu
Eseri Ekleyen 3 saat önce Kitap
Puan Ver
Orjinal Adı : Pride and Prejudice
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
Burak Ç
Üye 4 saat önce
İmtihan diyenlerde var bu soru buna benziyor sen hiç bilmediğin sınava giriyorsun ve kopya çekmen gerekiyor kopya çekdiğinin kişiler dinler ve hepsi başka şeyler diyorlar direk hoca verse cevabı onu yazarsın dimi hocada tanrı neden tanrı kendini göstermiyor ?
0
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Bırakın doğruları gelecek söylesin, herkesi başarılarına ve eserlerine göre yargılasın. Bugün onların olsun, nasıl olsa gelecek benimdir."
Nikola Tesla
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)