Merhaba.
İnsan davranışlarını anlamaya çalışmak, belki de insanın kendisini anlamaya yönelik en eski çabalarından biridir. Günlük yaşamda sık sık birinin yaptığı eylemler karşısında onu “iyi” ya da “kötü” olarak nitelendiririz. Ancak bu yargının ne kadar doğru olduğu her zaman tartışmalıdır. Bir insanı kötü yapan şey onun gerçekleştirdiği eylemler midir, yoksa zaten sahip olduğu bir karakter mi onu bu eylemleri yapmaya yönlendirir? Bu soru yalnızca bireysel bir merakın değil, aynı zamanda felsefenin ve ahlak düşüncesinin temel problemlerinden biridir. Çünkü insanın doğası, özgürlüğü ve sorumluluğu üzerine düşünmeden iyi ve kötü kavramlarını anlamak mümkün değildir. Bu nedenle insan davranışlarını değerlendirirken yalnızca eylemlere değil, bu eylemlerin ardındaki niyetlere, toplumsal koşullara ve ahlaki değer sistemlerine de bakmak gerekir.[1]
Bir insanın yaptığı eylemler nedeniyle mi kötü olduğu, yoksa zaten kötü olduğu için mi o eylemleri yaptığı sorusu, ahlak felsefesinin en eski tartışmalarından biridir. Bu tartışma özellikle Ahlakın Soykütüğü Üzerine ve İyinin ve Kötünün Ötesinde gibi eserlerde derin biçimde ele alınmıştır. Aynı zamanda klasik etik düşüncesinde de insan doğası ile eylemler arasındaki ilişki önemli bir tartışma konusudur.
Nietzsche’ye göre ahlak, çoğu zaman insanların sandığı gibi evrensel ve değişmez bir sistem değildir; tarihsel ve toplumsal koşullar içinde oluşmuş bir değerler bütünüdür. Nietzsche bu konuda şu çarpıcı ifadeyi kullanır. “İyi insan eyleminden dolayı iyi değildir; iyi olduğu için iyi eylemde bulunur.”
Bu düşünceye göre eylem, karakterin sonucudur. Yani insanın içsel yapısı, değerleri ve güç anlayışı onun davranışlarını belirler. Bu bakış açısı, ahlakı yalnızca davranışların toplamı olarak değil, insanın varoluş biçimi olarak ele alır. Nietzsche’nin bu yaklaşımı, “iyi” ve “kötü” kavramlarının aslında toplumlar tarafından oluşturulan kategoriler olduğunu da ima eder.
Nietzsche özellikle Ahlakın Soykütüğü Üzerine adlı eserinde ahlaki değerlerin kökenini sorgular. Ona göre tarih boyunca “iyi” ve “kötü” kavramları farklı toplumsal gruplar tarafından farklı şekillerde tanımlanmıştır. Aristokrat toplumlarda “iyi” güçlü, yaratıcı ve özgür bireyi ifade ederken; daha sonra ortaya çıkan “köle ahlakı” bu kavramları tersine çevirmiştir. Nietzsche bunu şu şekilde ifade eder. “İyi ve kötü kavramları tarih boyunca aynı anlamı taşımamıştır; onları yaratan güç ilişkileridir.”
Bu yaklaşım, insanın doğası ile davranışları arasındaki ilişkiyi farklı bir şekilde yorumlamamıza yol açar. Eğer değerler tarihsel olarak oluşmuşsa, o zaman “kötü insan” kavramı da mutlak bir kategori olmayabilir. Bir toplumun kötü saydığı bir davranış, başka bir toplumda kabul edilebilir olabilir. Antropolojik çalışmalar da bunu destekler; farklı kültürlerde ahlaki normlar ,iyi ve kötü anlayışları önemli ölçüde değişiklik gösterebilir.
Ancak klasik etik düşüncesinde farklı bir yaklaşım da vardır. Örneğin Aristoteles’e göre insan, erdemleri alışkanlık yoluyla kazanır. Bu bakış açısına göre insan doğuştan iyi ya da kötü değildir; yaptığı eylemler zamanla onun karakterini oluşturur. Bir insan sürekli adil davranırsa adil bir karakter geliştirir; sürekli kötü davranırsa kötü bir karakter oluşur. Bu görüşe göre eylem ve karakter birbirini karşılıklı olarak şekillendirir.
Dolayısıyla “insan kötü olduğu için mi kötü eylemler yapar, yoksa yaptığı eylemler yüzünden mi kötü olur?” sorusuna tek bir cevap vermek zordur. Nietzsche’nin yaklaşımında karakter ve güç anlayışı davranışları belirlerken, Aristotelesçi etik anlayışında davranışlar karakteri biçimlendirir. Bu iki görüş aslında insan doğasının iki farklı yönünü ortaya koyar. Bir yandan insanın içsel eğilimleri davranışlarını etkiler; diğer yandan insan yaptığı seçimler aracılığıyla kendi karakterini de oluşturur.
Sonuç olarak insanın iyi ya da kötü oluşu yalnızca tek bir nedene indirgenemez. İnsan hem yaptığı eylemlerle kendini şekillendirir hem de sahip olduğu değerler ve içsel eğilimler bu eylemleri belirler. Nietzsche’nin düşüncesi bu noktada önemli bir hatırlatma yapar. iyi ve kötü kavramları mutlak değildir; onları anlamak için tarihsel, kültürel ve güç ilişkileri bağlamında düşünmek gerekir. Bu nedenle bir insanın “kötü” olarak nitelendirilmesi yalnızca onun eylemlerine değil, aynı zamanda bu eylemleri değerlendiren ahlaki sistemin doğasına da bağlıdır.
Teşekkür ederim.
Kaynaklar
-
Hatice Kutbay. (). Kendi Fikrim.