Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Keşfet
Akış
İçerikler
Gündem
Bilgisayar
Aşı
Venüs
Elektrik
Bilişsel Önyargı
Işık
Dalga
Ses
Sinek
Saç
Ağaç
Komplo
Keşif
Karanlık Enerji
Değişim
Diş Gelişimi
Ayak
Hareket
Sars
Ekosistem
Tehlike
İklim Değişimi
Homeostasis
Maske Takmak
Çocuklar İçin Bilim
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
Söz
Dilan Demirboğa
Dilan Demirboğa
51.8K UP
Alıntıyı Ekleyen 3 saat önce
Keep the flight in mind,the bird may die.
(Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.)
Kaynak: Furuğ Ferruhzad'ın şiirinden alıntıdır.
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
146.1K UP
ANTROPOLOJİ DE YÜKSEK LİSANS YAPIYORUM 3 saat önce Sen de Cevap Ver

Merhaba

Bu anlattığınız hikâye aslında tek bir çocuğun öyküsü gibi görünse de çocukluk çağlarında benim de inandığım bir olgu ,aslına bakarsak arkasında çok daha büyük ve tanıdık bir toplumsal mesele duruyor. “Aptallaşma” kelimesi sert, kırıcı ve ayrıca bilimsel değil; ama çoğu zaman insanlar, gözlerinin önünde yaşanan bir zihinsel ve davranışsal değişimi başka türlü adlandıramadıkları için bu kelimeye sarılıyor. Özellikle çocukluk gibi beynin en hızlı geliştiği bir dönemde yaşanan şiddet, sadece beden üzerinde değil, zihnin yapılanışı üzerinde de derin izler bırakabiliyor. Bu yüzden meseleye sadece “bilim ne diyor?” diye değil; insan ne görüyor, toplum ne anlıyor ve kültür bunu nasıl adlandırıyor? diye bakmak gerekir.

Bilimsel açıdan baktığımızda beyin, özellikle çocukluk döneminde son derece hassas ve şekillenmeye açık bir organdır. Çocuk beyni hâlâ gelişim hâlindedir; sinir bağlantıları kurulmakta, dil, dikkat, muhakeme ve duygusal düzenleme sistemleri olgunlaşmaktadır. Bu dönemde tekrarlayan kafa darbeleri, travmatik beyin hasarı riskini ciddi biçimde artırır. Bu hasar her zaman dramatik bir şekilde ortaya çıkmaz; bazen mikroskobik düzeyde olur ama etkisi davranışta, konuşmada ve düşünme biçiminde görülür. Konuşma bozuklukları, dikkat dağınıklığı, mantık kurmada zorlanma, dürtüsellik ve saldırganlık gibi belirtiler, özellikle frontal ve temporal lobların etkilenmesiyle ilişkilidir. Yani bilimsel olarak şunu söylemek mümkündür. Bir çocuğun kafasına sürekli vurulması, onun bilişsel ve davranışsal gelişimini olumsuz etkileyebilir. Ancak burada çok kritik bir nokta var. O çocuğun yaşadığı şey yalnızca fiziksel darbe değildir. Aynı zamanda sürekli korku, tehdit, aşağılanma ve güvensizliktir. Modern nörobilim bize şunu açıkça gösteriyor ki kronik stres ve şiddet ortamı, beyin gelişimini en az fiziksel travma kadar bozar. Kortizol gibi stres hormonları uzun süre yüksek kaldığında, hafıza ve öğrenmeden sorumlu beyin bölgeleri baskılanır. Çocuk düşünmeyi, anlamayı, sorgulamayı değil; hayatta kalmayı öğrenir. Bu durumda dışarıdan bakan biri için çocuk “mantıksız konuşan, saldırgan, sorunlu” biri gibi görünür. Oysa bu bir zekâ eksikliği değil, travmaya uyum sağlamış bir zihnin sonucudur.

Tüm Reklamları Kapat

Toplumsal ve kültürel açıdan bakıldığında ise annenizin ve çevrenin “kafasına vurulduğu için aptallaştı” demesi, bilimsel bir teşhis değil ama sezgisel bir yorumdur. Anadolu kültüründe ve birçok toplumda baş, aklın ve insanın özüyle ilişkilendirilir. “Başına vurulmuş”, “aklına vurmuş”, “kafası çalışmıyor” gibi ifadeler, davranıştaki bozulmayı bedensel bir nedene bağlama çabasıdır. Bu, bugün bize sert ve haksız gelebilir ama aslında gözlenen bir değişimi açıklama girişimidir. İnsanlar şunu görür .Aynı çocuk, zamanla daha da içine kapanır ya da daha saldırgan olur, konuşması bozulur, düşüncesi dağılır. Bunun adını koyarken de en kaba ama en anlaşılır kelimeye başvururlar.

Sosyal boyutta ise mesele daha acıdır. Şiddet gören çocuklar çoğu zaman “sorunlu çocuk” etiketiyle damgalanır. Oysa sorun çocukta değil, çocuğun maruz kaldığı ilişkidedir. Sürekli dövülen bir çocuğun zihni, dünyayı güvenli ve anlamlı bir yer olarak kuramaz. Bu da öğrenmeye, ilişki kurmaya ve kendini ifade etmeye doğrudan zarar verir. Yani toplum, önce çocuğun zihnini kırar, sonra da kırık hâlini “aptallık” diye adlandırır.

Sonuç olarak, annenizin ve çevrenin söylediği şey bilimsel bir dille ifade edilmemiş olsa da, tamamen temelsiz değildir. Bir çocuğun kafasına sürekli vurulması, hem doğrudan beyin dokusuna zarar verebilir hem de dolaylı olarak zihinsel gelişimini baskılar. Bu durum “aptallaşma” değildir; yaralanmış, korkmuş ve gelişimi sekteye uğramış bir zihin hâlidir. Belki de en acı gerçek şudur O çocuk gerçekten daha az zeki olduğu için değil, daha az güvende olduğu için öyle görünmüştür. Ve bu, bireysel bir trajedi olduğu kadar, şiddeti normalleştiren toplumların ortak sorumluluğudur.[1]

Teşekkürederim...

Kaynaklar

  1. Hatice Kutbay. (). Kendi Düşüncem Ve Sosyal Antropolji Okumaları.
1
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Dilan Demirboğa
Dilan Demirboğa
51.8K UP
3 saat önce
F=m.a olmasaydı vay halimize...
21 görüntülenme
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Zava Avcı
Zava Avcı
20.1K UP
4 saat önce
Merhaba, ben şu an 14 yaşındayım ama yazarlığa olan yeteneğim yeni keşfedildi. Bir şeyler yazmayı seviyorum ama açtığım kanallarda hiç destek görmüyorum ve bu hevesimi kırıyor😔 blog yazısı ilk defa yazıyorum, ne demek olduğunu bilmiyorum
18 görüntülenme
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Bora Cüneyt Akçakın
4 saat önce
Artemis II görevinin ilk aşaması olan fırlatma aşamasının, Türkiye saati ile 7 Şubat sabahı 05.41’de gerçekleştirilmesi bekleniyor. Ancak NASA, 7 Şubat dışında, Şubat, Mart ve Nisan aylarını kapsayan bir dizi olası fırlatma tarihi daha açıkladı. Peki, neden?

Artemis II görevinin uçuş yörüngesi, maliyet etkinliği ve görece güvenliği sağlamak amacıyla oldukça iyi planlanmış bir yörüngedir. Plana göre, dört astronotu taşıyan Orion kapsülü, fırlatmanın birinci gününde ICPS modülü yardımıyla Yüksek Dünya Yörüngesi’ne taşınacak ve ikinci gün Ay Enjeksiyon Manevrası gerçekleştirilecektir. Bu manevranın ardından Orion kapsülünün Ay yolculuğu başlayacaktır.

Ay Enjeksiyon Manevrası sonrasında girilen yörüngenin temel özelliği, bir serbest dönüş yörüngesi olmasıdır. Yani Orion kapsülü, bu manevranın ardından herhangi bir ek manevra yapmadan, Ay etrafından geçiş gerçekleştirerek Dünya’ya geri dönecek ve atmosfere istenilen noktadan ve istenilen açıyla giriş yapacaktır.

Bu özel yörüngenin sağlanabilmesi için, Ay’ın Dünya etrafındaki konumunun ve fırlatma rampasının Dünya’nın dönüşü sebebiyle değişen yöneliminin mükemmel şekilde örtüşmesi gerekmektedir. NASA'nın yayınladığı, Şubat, Mart ve Nisan aylarındaki spesifik ve aşağı yukarı benzer günleri içeren fırlatma tarihlerinin ve saatlerin sebebi tam olarak sözkonusu mükemmel örtüşmelerin oluştuğu tarihler olmalarıdır. 

1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
1
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
146.1K UP
ANTROPOLOJİ DE YÜKSEK LİSANS YAPIYORUM 4 saat önce Sen de Cevap Ver
Baştan sona hayatında neler olacağını bilen bir insan için unutmak eylemi nasıl bir anlama ve konuma sahip olabilir?
Baştan sona hayatında neler olacağını bilen bir insan için unutmak eylemi nasıl bir anlama ve konuma sahip olabilir?

Merhaba

İnsan çoğu zaman yaşadıklarını anlamaktan çok, yaşayacaklarını bilmek ister. Başına ne geleceğini, nerede kırılacağını, nerede mutlu olacağını önceden bilse belki daha az incineceğini düşünür. Geleceği bilme isteği, meraktan çok bir tür güven arayışıdır; belirsizliğin yarattığı huzursuzluğu kontrol altına alma çabasıdır. Ama tam da bu noktada insan, bilginin kendisinin de bir yük olabileceğini fark eder. Eğer geleceği bütünüyle bilebilseydik, onu nasıl düşünecektik, nasıl anlatacaktık, nasıl anlamlandıracaktık?[1]

Baştan sona hayatını bilen bir insan fikri, bilimsel olarak bakıldığında kader, özgür irade, hafıza, dil ve bilinç evriminin tam kesişim noktasında durur. Arrival’ın yaptığı şey bir bilimkurgu oyunu değil; insan zihninin sınırlarını görünür kılmaktır. Çünkü insan beyni, geleceği bilmekten çok geleceği tahmin etmek üzere evrilmiştir. Bu ayrım kritik bir farktır.

Tüm Reklamları Kapat

Kader meselesinden başlarsak: Eğer geleceği biliyorsak, özgür irade hâlâ var mıdır? Burada modern nörobilim ve felsefe şaşırtıcı bir şekilde kesişir. Spinoza’nın yüzyıllar önce söylediği gibi, “İnsanlar özgür olduklarını düşünürler çünkü eylemlerinin farkındadırlar, fakat nedenlerinin farkında değildirler.” Beyin araştırmaları da bunu destekler: Kararlarımızın sinirsel altyapısı, biz bilinçli olarak “seçtim” demeden önce oluşur. Yani özgür irade, mutlak bir serbestlikten çok, kaçınılmaz olanla kurduğumuz ilişki biçimidir. Arrival’daki karakterin geleceği bilmesine rağmen o hayatı seçmesi, özgürlüğün sonucu değil; özgürlüğün tanımıdır. Kader, yaşanacak olanlarsa; özgür irade, onları kabullenerek yaşayıp yaşamamayı seçmektir.

Hafıza bu noktada belirleyici bir rol oynar. İnsan hafızası, bir kayıt cihazı gibi çalışmaz; seçer, siler, çarpıtır. Nöropsikolog Endel Tulving’in dediği gibi, “Hafıza geçmişi saklamak için değil, geleceği inşa etmek için vardır.” Eğer bir insan tüm geleceğini sürekli hatırlasaydı, hafıza işlevini yitirirdi. Çünkü hafıza, belirsizlik üzerine kuruludur. Unutmak burada bir kusur değil, bilişsel bir zorunluluktur. Borges’in “Funes the Memorious” öyküsünde her şeyi hatırlayan karakterin düşünemez hâle gelmesi boşuna değildir; çünkü düşünmek, ayrıntıları silmeyi gerektirir. Unutamayan bir zihin yaşayamaz, sadece taşır.

Dil boyutuna geldiğimizde Arrival’ın asıl radikal iddiası ortaya çıkar. Film, Sapir–Whorf hipotezinin güçlü bir yorumunu yapar. Dil sadece düşünceyi ifade etmez, düşüncenin kendisini biçimlendirir. Dilbilimci Benjamin Lee Whorf’un ifadesiyle, “Dil, gerçekliği betimlemez; gerçekliği organize eder.” Eğer bir dil zamanı doğrusal değil, bütünsel olarak kuruyorsa, o dili konuşan bilinç de zamanı farklı algılar. Bu durumda gelecek, “henüz olmamış” değil, “zaten var olan” bir şey hâline gelir. Böyle bir bilinç için unutmak, bilgiyi kaybetmek değil; zamanın yükünü parçalara ayırmaktır.

Bilinç evrimi açısından bakıldığında ise insanın en ayırt edici özelliği, zihinsel zaman yolculuğu yapabilmesidir. Psikolog Thomas Suddendorf bunu şöyle tanımlar ve insan, geçmişte yaşayabilir ve gelecekte ölebilir tek canlıdır. Ama bu yetenek sınırsız değildir. Bilincin taşıyabileceği acı miktarı vardır. Gelecekte yaşanacak kayıpları sürekli bilerek yaşamak, evrimsel olarak işlevsiz olurdu. Bu yüzden unutmak, bilincin kendini koruma biçimidir. Nietzsche’nin “Unutabilmek, güçlü bir yaşam koşuludur” sözü burada biyolojik bir anlam kazanır.

Sonuç olarak, baştan sona hayatını bilen bir insan düşüncesi bizi bir filme değil, doğrudan insan olmanın sınırlarına götürür. Böyle bir durumda kader artık dışsal bir yazgı olmaktan çıkar, bilincin içine yerleşmiş bir gerçeklik hâline gelir. Özgür irade ise “başka türlü yapabilme” gücü olmaktan çok, olacak olanla nasıl ilişki kuracağını seçebilme kapasitesi olarak yeniden tanımlanır. İnsan, geleceği bilse bile o bilginin altında ezilmemek için unutmaya ihtiyaç duyar; çünkü unutmak, bilgiyi silmek değil, onu zamana yaymaktır. Hafıza, her şeyi tutmak için değil, yaşamı sürdürülebilir kılmak için vardır ve bilinç, taşıyabileceğinden fazlasını sürekli önünde tutamaz. Dil, zamanı nasıl kavradığımızı şekillendirirken; bilinç, bu zaman içinde anlam üretmeye çalışır. Eğer gelecek tüm ağırlığıyla sürekli mevcut olsaydı, deneyim anlamını yitirir, seçimler duygusal karşılığını kaybederdi. Bu nedenle unutmak, kader karşısında bir kaçış değil, insanın kendini koruma biçimidir. Unutma sayesinde anlar tekilleşir, ilişkiler canlı kalır, acı katlanılabilir olur. Belki de insanı insan yapan şey, geleceği hiç bilmemesi değil; bilse bile her anı ilk kez yaşar gibi hissedebilmesine izin veren bu kırılgan, sınırlı ve geçici bilinçtir. Unutmak, bu sınırların en sessiz ama en vazgeçilmez bekçisidir

Kaynaklar

  1. Hatice Kutbay. (). Kendi Düşüncem Ve Dilin Kökeniyle Ilgili Araştırmalarım.
2
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
1
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close