Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat
Keşfet
Akış
İçerikler
Gündem
Afrika
Mikoloji
Viral Enfeksiyon
Gen
Kimyasal Element
Kara Delikler
Önyargı
Basınç
Yas
Obstetrik
Fotosentez
Sinek
Mitler
Komplo
Araştırmacılar
Doktor
Göğüs
Hominidae
Olumsuz
Kahve
Araştırma
İstatistik
Nörobiyoloji
Evrim Ağacı Duyurusu
Biyoloji
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
Bilge Su Öney
Bilimsel bilgileri araştırıp öğrenmeye çalışıyorum 3 saat önce Sen de Cevap Ver

Elmanın bu kadar baskın olmasının temelinde yatan birkaç ana direk var:


Kültürel hafızamızda elma, doğrudan "bilgi" ile eşleştirilmiştir.

Tüm Reklamları Kapat


Dini Köken: Adem ile Havva hikayesinde (her ne kadar metinlerde sadece "meyve" dese de) elma, "İyi ve Kötüyü Bilme Ağacı"nın meyvesi olarak tasvir edilmiştir.


Newton'un kafasına elma düşmesi hikayesi (aslında sadece düşüşünü izlemiştir) modern bilimin doğuşunu bir meyveye bağlar. Bu yüzden elma, "Aydınlanma"nın ve "Buluş"un simgesidir.[1]

Tüm Reklamları Kapat


Steve Jobs neden "Apple" ismini seçti?


Bir anlatıya göre Jobs o dönem meyve diyeti yapıyordu ve bir elma çiftliğinden dönmüştü.


Daha profesyonel sebep ise: Elma hem dost canlısı, hem tanıdık hem de alfabetik olarak "Atari"den önce geliyordu. Apple logosundaki ısırık ise, elmanın "kiraz" ile karıştırılmaması için ölçek belirtmek amacıyla eklenmiştir. Ayrıca İngilizcedeki "byte" (bayt) ile "bite" (ısırmak) kelimeleri arasındaki ses benzerliğine bir göndermedir.[2]


Coğrafi ve Ekonomik Sebep

Türkiye özelinde Amasya elmasının meşhur olması, o bölgenin mikroklima özelliklerinden kaynaklanır. Elma, dünyada en çok çeşidi olan ve hemen her iklimde yetişebilen bir meyve olduğu için her kültürün kendi "meşhur elması" olması kaçınılmazdır.


Tüm Reklamları Kapat

Tasarımda Estetik: "Altın Oran"

Elma, formu itibarıyla insan gözüne çok estetik gelen, asimetrisi az ve ikonografik olarak çizimi en kolay meyvedir. Bir daire ve üstüne bir yaprak koyduğunuzda dünyanın her yerinde "elma" olduğu anlaşılır. Bu tanınırlık, onu markalar için vazgeçilmez kılar.


Tüm Reklamları Kapat

Elma sadece bir meyve değil; tarihin akışını değiştiren bilginin, yasakların, yerçekiminin ve teknolojinin ortak logosu haline gelmiş durumda.


Bu arada eğer Newton'un kafasına karpuz düşseydi, muhtemelen bugün çok daha farklı (ve biraz daha acı verici) bir fizik tarihini konuşuyor olurduk! :)

Kaynaklar

  1. W. Stukeley. (1752). Memoirs Of Sir Isaac Newton's Life By William Stukeley, M.d., F.r.s. 1752 Being Some Account Of His Family And Chiefly Of The Junior Part Of His Life..
  2. W. Isaacson. (2011). Steve Jobs By Walter Isaacson (2011-10-24).
1
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Bilge Su Öney
Bilimsel bilgileri araştırıp öğrenmeye çalışıyorum 4 saat önce Sen de Cevap Ver

Hayvanlar aleminde "ölü gömme" eylemi, insanlardaki gibi dini veya spiritüel bir anlamdan ziyade, genellikle hijyenik, korunmacı veya sosyal yas odaklı nedenlerle gerçekleştirilir.


Karıncalar ve Arılar

Tüm Reklamları Kapat

Sosyal böceklerde ölü gömme veya ölüleri yuvadan uzaklaştırma davranışı oldukça yaygındır. Buna nekroforez denir.

Koloni sağlığını korumak. Ölen bireyden yayılan oleik asit kokusunu alan işçiler, ölüyü yuvadan çıkarıp "çöplük" adı verilen uzak bir noktaya bırakır veya üzerini toprakla kapatır. Buradaki temel güdü, hastalık yayılımını önlemektir.


Filler

Tüm Reklamları Kapat

Filler, ölülerine karşı en karmaşık tepkiyi veren türlerden biridir.


Filler, ölen bir sürüyü üyesinin başında saatlerce sessizce bekleyebilir, cesedi dallar ve toprakla örtmeye çalışabilirler. Hatta sadece kendi sürülerinden değil, yabancı fillere ait kemiklere bile ilgi gösterip onları okşadıkları gözlemlenmiştir.


Bu durum bilim insanları tarafından sadece içgüdü değil, gelişmiş bir empati ve yas göstergesi olarak kabul edilir.


Şempanzeler ve Primatlar

Primatlar, ölülerine karşı bireysel bir farkındalık gösterirler. Ölen yavrularını günlerce taşıyan anne şempanzeler veya ölü arkadaşının başında "saygı duruşu" gibi sessizce bekleyen gruplar kaydedilmiştir. Ancak toprağı kazıp gömme davranışı primatlarda nadirdir; daha çok ölüyle vedalaşma veya cesedi dış etkenlerden koruma eğilimi görülür.


Kargalar

Tüm Reklamları Kapat

Kargalar bir ölü gördüklerinde etrafında toplanıp yüksek sesle bağırırlar. Bu bir ayinden ziyade risk analizidir. "Burada biri öldüyse bir tehlike mi var?" sorusuna yanıt ararlar. Bazı gözlemlerde kargaların ölünün üzerine dal veya ot bıraktığı görülmüştür.


İnsanlardaki Gibi Bir Anlam Yüklüyorlar mı?

Tüm Reklamları Kapat

Hayvanların ölümü "metafizik" bir boyutta (cennet, ahiret vb.) kavradığına dair bir kanıtımız yok.


Sosyal hayvanlar için: Kaybedilen bireyin yokluğu bir boşluk ve stres yaratır


Tüm Reklamları Kapat

Korunma içgüdüsü: Cesedin yırtıcıları çekmesini engellemek veya hastalıktan korunmak için "üzerini örtme" veya "uzaklaştırma" yapılır.[1][2][3]

Kaynaklar

  1. James R. Anderson. (2016). Comparative Thanatology, An Integrative Approach: Exploring Sensory/Cognitive Aspects Of Death Recognition In Vertebrates And Invertebrates.
  2. B. J. King. How Animals Grieve. ISBN: 9780226436944.
  3. E. O. Wilson. The Insect Societies. ISBN: 9780674454958.
1
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Bilge Su Öney
Klasik müzik eserleri dinliyorum ve çalıyorum. 4 saat önce Sen de Cevap Ver
Bu eser kaçıncı vuruşta başlıyor?
Bu eser kaçıncı vuruşta başlıyor?

Müzik teorisinde bu oldukça temel ama bazen kafa karıştırabilen bir konu. Paylaştığın notaya bakarak sorunu hemen cevaplayalım.


Bu eser 4. vuruşta başlıyor.

Tüm Reklamları Kapat


Nedenini ve "beat" (vuruş) kavramının buradaki mantığını şöyle açıklayabilirim:


1. Ölçü Sayısı ve Zaman İşareti

Tüm Reklamları Kapat

Notaların en başında sol anahtarının yanında 4/4lük işareti (veya bazen "C" harfi) bulunur. Bu, her ölçüde 4 vuruş olduğu anlamına gelir.


2. Eksik Ölçü

Eserin ilk satırına baktığında, birinci ölçünün tam olmadığını göreceksin. Normalde 4 vuruş olması gereken o ilk kutucukta sadece tek bir nota ("Day" kelimesinin olduğu nota) var.


Müzikte bir parça tam bir ölçüyle başlamıyorsa buna eksik ölçü denir. Burada olan şey şu:


1. vuruş: Es (Sessiz)


2. vuruş: Es (Sessiz)

Tüm Reklamları Kapat


3. vuruş: Es (Sessiz)


Tüm Reklamları Kapat

4. vuruş: Eserin başladığı ilk nota ("Day")


3. "Beat" Ne Demek?

Soru sana "Hangi vuruşta başlıyor?" diye sorduğunda, aslında o hayali metronomun kaçıncı tıkında sesin gelmeye başladığını soruyor. Sen içinden "1 - 2 - 3" diye sayıyorsun ve tam 4 derken şarkıya giriyorsun.

Tüm Reklamları Kapat


Küçük Bir İpucu: Eserin en sonuna bakarsan (en alt sağ köşe), oradaki son ölçünün sadece 3 vuruş olduğunu göreceksin. Müzik kurallarına göre, baştaki eksik ölçü ile sondaki eksik ölçünün toplamı, parçanın zaman işaretini (yani burada 4 vuruşu) tamamlamalıdır.


Baştaki 1 vuruş + Sondaki 3 vuruş = 4 vuruş. Bu da eserin gerçekten 4. vuruştan başladığının sağlamasıdır. Umarım bu açıklama netleşmesine yardımcı olmuştur!

1
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Bicirik Ötensoy
öğrenciyim 5 saat önce Sen de Cevap Ver
Evlenip çocuk yapmak kişinin hayatında kendine karşı bir teslim oluşu mudur?
Evlenip çocuk yapmak kişinin hayatında kendine karşı bir teslim oluşu mudur?

Çocuk yapmanın arkaplanı oldukça geniş ve bi o kadar zahmetli. insan bir kere anne baba olduktan sonra bu etiketi hayatı boyunca taşıması gerektiği ve geri dönüşü olmadığı gerçeğinin farkına varmalı en başında. ve bu o kadar kolay bir karar olmayabilir. bir anne baba bir çocuğu yetiştirirken onun için en uygun ortamı en uygun zamanı vermeli çocuğuna. onun her ihtiyacına cevap verebilmeli. bu her çocuğun hakkıdır elbet. ancak bir de anne baba perspektifinden bakarsak onlar için yaşamın kökten değiştiğini de düşünebiliriz. artık en az 18 yıl boyu bakmaları gereken, sürekli akıllarının bir köşesinde onun için endişelendikleri ve ne olursa olsun bakmak zorunda oldukları bir çocuk var.

0
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Bilge Su Öney
Bilimsel bilgileri araştırıp öğrenmeye çalışıyorum 5 saat önce Sen de Cevap Ver

Bu soruya cevap vermeden önce, beynimizin bize oynadığı küçük bir evrimsel oyunu anlamamız gerekir. İnsan, hayatta kalma güdüsüyle sürekli daha fazlasını istemeye ve elde ettiği yeni standartlara (yeni bir ev, yeni bir maaş, yeni bir eş) hızla alışmaya programlanmıştır. Bu nedenle mutluluğu dışsal koşulların mükemmelliğinde veya anlık hazların peşinde aramak, sonu gelmeyen bir koşu bandında koşmaya benzer.

Peki mutluluğu nerede aramalıyız? Mutluluğun kaynağı tek bir noktada değil; insanın kendiyle, çevresiyle ve yaşamın kaçınılmaz acılarıyla kurduğu dengede saklıdır.

Mutluluk denilince akla genellikle Aristoteles'in Eudaimonia (erdemli ve anlamlı yaşam) kavramı gelse de, insanın günlük hayattaki mutluluk arayışını en gerçekçi şekilde tanımlayan filozof bence Epiküros'tur.

Tüm Reklamları Kapat

Günümüzde "Epikürcülük" yanlış anlaşılarak sürekli yeme-içme ve haz peşinde koşma olarak bilinir. Oysa Epiküros'un mutluluk tanımı son derece sade ve vurucudur: Mutluluk, bedende acının, ruhta ise çalkantının olmaması halidir. Buna "Ataraksia" (ruhsal dinginlik, sarsılmazlık) adını verir.

Epiküros arzularımızı üçe ayırır:

Doğal ve zorunlu olanlar: Yemek, içmek, barınmak, dostluk. (Mutluluğun asıl kaynağı burasıdır.)

Doğal olup zorunlu olmayanlar: Lüks yemekler, şatafatlı evler.

Tüm Reklamları Kapat

Ne doğal ne de zorunlu olanlar: Şöhret, güç, sınırsız zenginlik.

Epiküros'a göre insan, mutluluğu 3. maddeye ulaşmakta aradığı için mutsuzdur. Oysa gerçek ve kalıcı mutluluk, 1. maddedeki temel ihtiyaçların karşılandığı, sağlam dostlukların kurulduğu ve zihnin gereksiz korkulardan (ölüm korkusu, gelecek kaygısı) arındırıldığı o sessiz dinginlik halindedir.

Epiküros'un binlerce yıl önce felsefeyle ulaştığı bu dinginlik halini, modern psikoloji de destekliyor. Pozitif psikolojinin kurucularından Martin Seligman, kalıcı mutluluğu sadece anlık neşe olarak değil; PERMA modeliyle (Olumlu Duygular, Akış/Bağlanma, İlişkiler, Anlam ve Başarı) açıklar. Yani sevdiğiniz bir işi yaparken zamanı unutmak, sağlam sosyal bağlar kurmak ve hayatınızda kendinizden daha büyük bir "anlam" bulmak mutluluğun asıl formülüdür.

Mutluluk, peşinden koşarak yakalanacak bir hedef, ulaşıldığında biten bir varış noktası veya her şeyin kusursuz olma hali değildir. Hayatın her zaman istediğimiz gibi gitmeyeceğini kabullenmek; fakat buna rağmen bir akşamüstü içilen çayda, derin bir dost sohbetinde veya sadece kendi başımıza kaldığımız o dingin anlarda yaşamı "fark edebilme" becerisidir. Mutluluk aranan değil, inşa edilen ve fark edilen bir haldir.

1
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
184.1K UP
6 saat önce
Birinden enerjini çekersin ve belli bir noktadan sonra şunu fark edersin. Birine sürekli zihinsel ve duygusal olarak odaklanmak gerçekten ölçülebilir bir “yük” yaratıyor. Dikkatimin önemli bir kısmı o kişiye gidiyor, zihnim tekrar tekrar aynı düşünceleri üretiyor ve bu durum hem bilişsel hem de duygusal olarak yorucu hale geliyor. Bu yüzden “enerjimi çekmek” dediğim şey aslında dikkat ve duygusal yatırımımı yeniden düzenlemek anlamına geliyor.

Bu sürece girince ilk yaşanan şey bir rahatlama değil, aksine bir boşluk ve huzursuzluk oluyor. Çünkü beynin alıştığı döngü kırılıyor. Sürekli düşünmek, merak etmek, anlamaya çalışmak bir tür alışkanlığa dönüşüyor ve bu kesildiğinde bir yoksunluk hissi ortaya çıkıyor.

Zamanla fark ettiğim ikinci şey şuydu. O kişiye yüklediğim anlam sabit değilmiş. Onu özel yapan şeylerin büyük bir kısmı benim zihinsel yorumlarımmış. Dikkatimi geri çektikçe, o kişi daha gerçek ve daha sıradan görünmeye başladı. Bu da aslında algının ne kadar öznel olduğunu gösteriyor.

Daha sonra zihinsel alanımın değiştiğini hissettim. Önceden sürekli onunla dolu olan düşünceler azalınca, zihnim kendime dönmeye başladı. Daha net düşünmeye, kendi ihtiyaçlarımı fark etmeye başladım. Bu da içsel bir denge hissi oluşturdu.Carl Gustav Jung’un “yansıtma” fikri bu durumu açıklamak için anlamlı geliyor: İnsan bazen kendi içinde olanı başkasında görür ve ona bağlanır. O bağı çözmeye başladığında aslında kendi içine geri döner.

Birinden enerjimi çekmek, onu hayatımdan silmek değilmiş. Onun üzerine kurduğum anlamı geri almakmış. İlk başta eksilme gibi hissettirse de, aslında bu bir toparlanma süreci.

Cemal Süreya şöyle diyor. Gözlerin gözlerime değince felaketim olurdu ağlardım” Sanki insan birine bu kadar yoğun bağlanınca kendinden taşmaya başlıyor ve geri çekilmek, biraz da o felaketten kendini kurtarmak gibi oluyor.
Öyle işte :))) 

1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Vatansever sanat veya vatansever bilim diye bir şey yoktur."
Goethe
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)