Güzel ve klasik bir soru.
Öncelikle açıklaması nispeten daha kolay olan siyahtan başlayalım. Bir ressam olarak optik bilimi ile ilgili profesyonel bir yorum yapmam gerekirse siyah, ne boyada ne de optikte *renk* tanımına uymaz.
Boya bağlamında bakarsak, 3 ana renk olan Kırmızı, Sarı ve Mavi boyaları kullanarak yeni renkler üretebiliriz fakat siyah boyayı ne şekilde eklersek ekleyelim ortaya çıkan şey yeni bir renk değil farklı bir tondur.
Beyaz boya da aynen bu açıklamaya tabiidir. 3 ana renk ile elde ettiğimiz renklerin tonunu siyah boya ile daha koyu, beyaz boya ile daha açık yaparız. Hatta ressamlar olarak siyah kullanmadan *koyu renkler* üretmek için elimizde olan renge kıyasla koyu kalan kırmızı veya mavi boyalardan küçük miktarlarda ekleyerek gerçek koyu renkler üretmeye çalışıyoruz.
Optik bağlamında bakacak olursak renk dediğimiz olgu, yüzeye çarptıktan sonra yüzeyin özelliklerine ve çevrenin şartlarına bağlı olarak yüzey tarafından sönümlenmeden yansıtılan, belli enerjilerde ve dalga boylarında olan fotonların optik reseptörlerimiz üzerinden beynimize ulaşarak oluşturduğu algılardır. Siyah olarak gördüğümüz yüzeyler üstteki tanıma göre fotonları sönümler. Gözümüze yansıyan foton miktarı ciddi şekilde düşeceği için herhangi bir renk algılamamız mümkün olmayacak ve yüzeyi siyah olarak göreceğiz. Bu sebeple optik bağlamda siyah bir renk değildir. Renkli fotonları yansıtmadan sönümleyen yüzeyin beynimizce algılanma biçimidir. Kısacası siyah ışık yoktur.
Optik açıdan beyazı ele alırsak, tüm renk formalarını taşıyan, farklı çeşitlerdeki enerji ve dalga boyuna sahip fotoların birlikte yansıması ve görsel reseptörlerimize ulaşarak beynimizde oluşturduğu algıdır. Bu durumda da beyazı kendi başına bir renk olarak tanımlamak yanlış olur. Tüm renklerin karışımıyla oluşan olgu demek daha doğrudur. Beyaz tüm görünür dalga boylarının birleşimi olduğu için renkleri kategorize eden Hue sınırlarında yer almaz.[1]
Direkt gözlemlerimiz gözlemlenebilir evren sınırlarımız içerisinde kaldığından (ve daha birçok nedenden) evrenimizin dışında başka evrenler olup olmadığını deneylere tabii tutulabilir-tekrar edilebilir şekilde kanıtlamamız mümkün değil.
Genel göreliliğin sunduğu matematik çerçevesinde Kara Delikler pratikte zor denebilecek bir yolla kullanıldığında paralel evrenlere açılan bir kapı olabiliyor.[1] Ancak bu önerme evrende Ak Delik bulmamız gerektiğini de öngörüyor. Gözlemlenebilir evrenimiz içerisinde ak delik olsaydı kuvvetle muhtemel şu ana kadar denk gelirdik. Tabi bunu kanıtlamak için bir kara deliğe atlamanızı tavsiye etmem zîra gerçekse bile aynı matematiğe göre bunu evdekilere anlatmak için geri dönemezsiniz.
Çoklu evrenler derken kastetmek istediğimiz şeyi biraz esnetip değiştirirsek daha olası sonuçlar alabileceğimiz açıklamalar var. Bunlardan biri Sicim Teorisi. Sicim teorisine göre evrenimizin kuantum ölçekte 3 yada 4 değil, yaklaşık 11 boyutlu olması gerekiyor. Kesişmedikçe etkileşime geçemediğimiz fakat orada olduğunu -sicim teorisine göre- varsayımsal olarak doğru kabul ettiğimiz üst boyutları olası çoklu evrenler olarak açıklayabiliriz. Bariz olanı söylemek gerekirse Sicim teorisi henüz deneysel gözlemi mümkün olmamış, matematiksel bir modeldir.[2]
Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.