Merhaba, bazen aklımıza “Bir tür tamamen yok olursa geri getiremez miyiz?” gibi biraz bilim kurgu kokan ama aslında oldukça ciddi sorular geliyor. Nesli tükenen canlıları gerçekten sonsuza kadar mı kaybediyoruz, yoksa genetik bir yedek plan mümkün mü?
Hiç mantıksız bir soru değil, tam tersine bayağı iyi bir merak bu. İnsan “madem yok olma riski var, neden bir yedek kopyasını saklamıyoruz?” diye düşünüyor.
Önce şunu söyleyeyim. Evet, gerçekten de nesli tükenmekte olan birçok hayvanın DNA’sı, doku örnekleri, hatta sperm ve yumurtaları özel merkezlerde saklanıyor. Buna gen bankası ya da “frozen zoo” deniyor. Mesela San Diego’daki Frozen Zoo projesinde yüzlerce türden hücre örnekleri sıvı azotta saklanıyor. Amaç tam da senin düşündüğün şey: Eğer bir tür doğada yok olursa, elimizde genetik materyal olsun. Peki koruma altındaki bir tür yine de tamamen tükenebilir mi? Maalesef evet. Koruma altında olmak riski azaltır ama sıfırlamaz. Habitat kaybı, iklim değişimi, genetik çeşitliliğin düşmesi, hastalıklar. Küçük popülasyonlarda “genetik darboğaz” dediğimiz bir durum olur. Çeşitlilik azalınca tür kırılgan hale gelir. Bazen sayıları artmış gibi görünse bile genetik olarak zayıflamış olabilirler.
Gelelim en heyecanlı kısma. Elimizde DNA varsa aynı canlıyı yeniden oluşturabilir miyiz? Teorik olarak bazı durumlarda evet, ama pratikte iş o kadar kolay değil. 1996’da Dolly isimli koyun klonlandı. Yani yetişkin bir hücrenin çekirdeği alınıp başka bir yumurtaya yerleştirildi ve genetik olarak aynı bir birey üretildi. Bu, “aynı DNA ile aynı canlı” fikrinin mümkün olduğunu gösterdi. Ama burada kritik nokta DNA tek başına yeterli değil. Canlının gelişmesi için uygun bir yumurta hücresi, uygun bir taşıyıcı anne (yakın akraba bir tür olabilir) ve doğru epigenetik koşullar gerekiyor. Ayrıca klon başarı oranı çok düşük ve süreç oldukça riskli.
Mesela yünlü mamut üzerine çalışmalar var. Ama plan tam olarak mamutu geri getirmek değil; mamut DNA’sının bazı kısımlarını Asya filine aktararak mamut benzeri özelliklere sahip bir fil üretmek. Bu “diriltme” değil, daha çok genetik mühendislik. Bir de önemli olan şu , diyelim ki genetik olarak birebir kopya ürettik. Bu gerçekten “aynı canlı” mı olur? Genetik olarak evet, ama deneyimleri, çevresi, sosyal öğrenmesi farklı olur. Yani birey olarak aynı olmaz. Daha çok genetik bir ikiz gibi düşün. Daha önemli bir mesele vardır. Tür sadece DNA’dan ibaret değil. Ekosistem ilişkileri, davranış kalıpları, mikroorganizmaları. Bir türü laboratuvarda üretmekle doğaya geri kazandırmak aynı şey değil. Eğer yaşam alanı yok olmuşsa, geri getirmek anlamsız olabilir.
O yüzden bilim insanları genelde şunu söyler “Diriltme teknolojisine yatırım yapmak yerine, mevcut türleri korumaya yatırım yapmak daha mantıklı.”
Dürüst olayım, insanın içini kıpırdatan bir fikir bu. Yok olmuş bir türü yeniden görmek. Bir yandan büyüleyici, bir yandan da biraz ürkütücü. Sizce bu daha çok “doğayı onarma” çabası mı olurdu yoksa insanın kontrol etme arzusunun bir uzantısı mı? :)))
Teşekkür ederim.[1]
Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.