Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
2,000 ATP Ödüllü Soru: Dedem sahura "çemşit ekmeği" diyor, araştırdım ama buna benzer bir kullanım bulamadım. Bunun etimolojik kökeni ne olabilir? Hemen cevapla! 2,000 ATP Ödüllü Soru: Pdi (Pauli dışlama ilkesi) iki özdeş fermiyonun aynı anda aynı kuantum durumunda bulunamayacağını belirtir. Ya evrene dışına çıkılan ve içine girebilen bi olgu olarak görürsek bunu baypas edebilir miyiz? Hemen cevapla!
Tüm Reklamları Kapat
Keşfet
Akış
İçerikler
Gündem
Kimyasal
Renkler
Asit
Jeoloji
Türleşme
Küresel İklim Değişimi
Ekoloji
Deprem
Cinsellik Araştırmaları
Travma
Antropoloji
Hominidae
Biyocoğrafya
Orman
Karadelik
Canlı
Büyük Patlama
Yüz
Gezegen
Tarih
Nükleotit
Doğa
Bilim Tarihi
Etoloji
Gaz
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
Emre Nur
Emre Nur
2,721 UP
42 dakika önce
Konservenin icat edilmesi sayesinde kalabalık orduların uzun seferlere çıkması mümkün olmuş. Mesela Napolyon’un Rusya seferinin başarısız olma sebeplerinden biri, gıda lojistiğinin sağlanamamasıymış. Ama Napolyon’un ordusunun konserveleri olsaydı başarılı olabilirlermiş. Aynı şekilde Birleşik Krallık'ın Amerikan isyanını bastıramamasında, askerlerinin gıda ihtiyaçlarını temin edememesi etkili olmuş.
Kaynak: İnsanlığın Yeme Tarihi, Tom Standage, Maya Kitap, 2023.

0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Blog Yazısı
Ahmet Talha Kesci
Blog Yazarı 1 saat önce 3 dk.

Hepimiz o cümleyi en az bir kez kurmuşuzdur: "Benim kafam matematiğe basmıyor, ben doğuştan sözelciyim." Ya da tam tersi, karmaşık bir edebiyat metni karşısında "Ben sayısalcıyım, bu soyut işler bana göre değil" diyerek geri çekilmişizdir. Peki, bu ifadeler biyolojik bir gerçeğe mi dayanıyor, yoksa beynimizin tembellik etmek için uydurduğu şahane bir kılıf mı? Gel, genomumuzun derinliklerine ve sinapslarımızın arasına bir yolculuğa çıkalım.

​1. Donanımsal Miras: Genlerde "Matematik" Yazıyor mu?

1
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ahmet Talha Kesci
Bilim meraklısı lise öğrencisi 2 saat önce Sen de Cevap Ver
Bu iki yıldız patlaması neden farklı şekiller oluşturmuştur?
Bu iki yıldız patlaması neden farklı şekiller oluşturmuştur?

Yıldız patlamalarının morfolojik farklılıkları, patlayan yıldızın ölmeden önceki açısal momentumu, manyetik alan yapısı ve çevresindeki yıldızlararası ortamın (ISM) yoğunluk gradyanı ile doğrudan ilişkilidir. Kum saati formundaki (bipolar) yapılar, genellikle merkezdeki yıldızın yüksek hızda dönmesi veya bir eş yıldıza sahip olması sonucu oluşan "ekvatoral disk" tarafından yönlendirilir. Patlama anında dışarı savrulan madde, bu yoğun disk düzlemini aşamaz ve en az dirençle karşılaştığı kutuplara doğru yüksek hızla püskürür; bu durum hidrodinamik bir odaklanma yaratarak simetrik loblar oluşturur.

​Düzensiz bir "toz bulutu" (bulutsu) formu ise genellikle izotropik bir patlamanın, yani enerjinin her yöne nispeten eşit dağıldığı bir sürecin ürünüdür. Eğer patlayan yıldız izole bir devse ve çevresinde simetriyi bozacak yoğun bir gaz diski veya güçlü bir manyetik yönlendirme yoksa, şok dalgaları küresel bir genişleme sergiler. Ancak bu dalgalar, çevrelerindeki homojen olmayan toz ve gaz bulutlarına çarptıkça kırılır, yavaşlar ve kaotik, asimetrik bir görünüm kazanır. Özetle; kum saati formu içsel bir düzenleme ve kısıtlamanın, toz bulutu görünümü ise dışsal engellerin ve serbest genleşmenin bir sonucudur.

Tüm Reklamları Kapat

1
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Arif G.
Arif G.
128.3K UP
2 saat önce
Öneri olarak;
Evrim Ağacına "geçirilen süre" özelliği eklense nasıl olur? 
Günlük, haftalık, aylık site de geçirdiğimiz zamanımızı görebileceğimiz bir araç muhteşem olurdu. Bu özellik çoğu durumda ekran yönetimi yada dijital denge adı altında sunulur. Ama bizim buna ihtiyacımız yok çünkü, Evrim Ağacında diğer mecralarda olduğu gibi zararlı ya da olumsuz etkileyecek diyebileceğimiz herhangi bir içerik yok. Evrim Ağacında geçirdiğimiz her dakika azalan değil birikim sağlayan bir süreç zaten. Zararlı içerikten uzak durmamıza yardımcı olmak için değil merakımızın ne kadar büyüdüğünü görmek için tasarlanmış bir araç. Çünkü burada mesele ekran süresini kısmak değil o sürenin karşılığında ne öğrendiğimizi fark ediyor olmak...

25 görüntülenme
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ferit Görür
Ferit Görür
172.7K UP
2 saat önce
Soy ağacınızı araştırırken büyük dedenizin bambaşka bir şehirden geldiğini öğrenmek gibi. İnsansı maymunların ve bizim kökenimizin hep Doğu Afrika olduğu sanılırdı. Oysa Mısır'dan çıkan 18 milyon yıllık diş fosilleri, hikayenin Kuzey Afrika veya Arabistan'da başlamış olabileceğini fısıldıyor. Birkaç kırık dişe bakıp koca evrim haritasını baştan çizmek elbette belirsizlik barındırıyor. Ama kökenimizin haritadaki tek bir raptiyeden ibaret olmadığını bilmek insana garip bir tevazu veriyor.
11 görüntülenme
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
174.3K UP
ANTROPOLOJİ DE YÜKSEK LİSANS YAPIYORUM 3 saat önce Sen de Cevap Ver
Sizce tekrar farklı bi bilinçte her ne kadar hatırlamasak bile yeniden doğacak mıyız?
Sizce tekrar farklı bi bilinçte her ne kadar hatırlamasak bile yeniden doğacak mıyız?

Merhaba

Her insanın aklına geliyor bu soru .Bir gün gerçekten tamamen yok olacak mıyım? Bu soru, korkudan çok bir boşluk hissi yaratıyor. Aslında korkuda yaratıyor .Bunu ilk kez göğsümde kitle çıktığında hissettim ben. Birde babamı kaybettiğimde . Çünkü insan, kendi yokluğunu yada yakınlarının yokluğunu hayal etmeye çalıştığında aslında hep bir yerden geri dönüyor; sanki zihni, kendisiz yada yakınları olamayan bir dünyayı kabullenemiyor. Belki de bu yüzden, ölüm fikrini bir son olarak değil, bir şekilde devam eden bir şey olarak düşünmeye daha yatkınız.

İnsanın ölüm üzerine düşünmesi, aslında kendi varlığının sınırlarına dokunma çabasıdır. “Yok olmak” fikri, zihnin en zor kavradığı olgulardan biridir; çünkü bilinç, kendi yokluğunu deneyimleyemez. Bu nedenle ölüm, çoğu zaman bir son olmaktan ziyade, anlamlandırılmaya çalışılan bir dönüşüm olarak düşünülür. Evrensel düzeyde bakıldığında, fizik yasaları bize şunu söyler. Hiçbir şey yoktan var olmaz, var olan da bütünüyle yok olmaz. Bu ilke, enerjinin korunumu yasası olarak bilinir ve evrendeki tüm maddesel süreçlerin temelini oluşturur. İnsan bedeni de bu yasaya tabidir; ölümle birlikte çözünür, dağılır ve başka formlara dönüşür. Ancak burada asıl mesele, bu dönüşümün bilinçle olan ilişkisidir.

Tüm Reklamları Kapat

Bilinç, çoğu çağdaş yaklaşıma göre, beynin belirli bir organizasyon düzeyinde ortaya çıkan bir özelliktir. Yani bilinç, tek tek atomların değil, onların belirli bir düzen içinde kurduğu ilişkilerin ürünüdür. Bu açıdan bakıldığında ölüm, atomların yok oluşu değil; o özgün düzenin dağılmasıdır. İnsan dediğimiz şey, yalnızca maddesel bir yığın değil, aynı zamanda süreklilik arz eden bir deneyim akışıdır. Bu akış kesildiğinde, geriye kalan şey maddesel devamlılık olsa bile, öznel varlığın kendisi ortadan kalkmış gibi görünür. Buna rağmen, evrenin sonsuz olasılıkları içinde şu soru kendiliğinden doğar: Aynı ya da benzer bir düzen yeniden ortaya çıkabilir mi? Antik düşünür Herakleitos’un “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” sözü, her şeyin sürekli değişim içinde olduğunu vurgular. Ancak bu düşünce tersinden okunduğunda, değişimin kendisinin bir süreklilik içerdiği de görülür. Yani hiçbir şey aynı kalmaz, fakat hiçbir şey tamamen kopuk da değildir. Modern kozmolojinin diliyle ifade edersek, Carl Sagan’ın söylediği gibi, “yıldız tozundan yapılmış” varlıklarız. Bu ifade, insanın evrenden ayrı bir öz değil, onun bir devamı olduğunu hatırlatır. Bu bağlamda ölüm, bireysel düzenin çözülmesi olsa da, maddesel ve enerjetik sürekliliğin devamıdır.

Reenkarnasyon düşüncesi ise bu sürekliliği farklı bir düzlemde ele alır. Özellikle Budist gelenekte, Dalai Lama tarafından da ifade edildiği üzere, yeniden doğan sabit bir “ben” değildir; daha çok bir süreçtir. Bir mumun alevinin diğerine aktarılması gibi ortada aynı kalan bir öz yoktur, fakat tamamen kopuk bir başlangıç da söz konusu değildir. Bu anlayış, kimliğin sabit değil, akışkan olduğunu öne sürer. Bu noktada, reenkarnasyonun metafizik bir “ruh göçü” olarak değil de, varlığın döngüsel ve ilişkisel yapısı içinde yeniden düşünülmesi mümkündür. Eğer bilinç, belirli bir maddesel düzenin ürünü ise, teorik olarak bu düzenin benzerinin yeniden oluşması ihtimal dışı değildir. Ancak bu durumda ortaya çıkacak olan şeyin, önceki bilinçle özdeş olup olmayacağı sorusu yanıtsız kalır. Hatırlama yoksa, süreklilik var mıdır? Yoksa yalnızca benzerlik mi söz konusudur?

Semavi dinlerin perspektifinden bakıldığında, farklı ama bir o kadar da anlam arayışına cevap veren bir yaklaşım görülür. İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik gibi geleneklerde ölüm, bir son değil; daha çok bir geçiştir. Ancak bu geçiş, döngüsel bir yeniden doğuştan ziyade, tekil ve doğrusal bir varoluş anlayışına dayanır. Bu inanç sistemlerinde insan, bir kez yaşar, ardından ölümle birlikte farklı bir varlık düzlemine geçer ve nihai olarak bir hesaplaşma sürecine dahil olur. Bu açıdan bakıldığında, semavi dinler bilincin atomik bir tekrarından ziyade, onun ilahi bir sürekliliğe sahip olduğunu savunur. Yani insanın özü, yalnızca maddesel bir düzen değil; aşkın bir anlam taşır. Bu yaklaşım, bireysel kimliğin korunmasını esas alır: insan, hatıralarıyla, eylemleriyle ve benliğiyle bir bütün olarak varlığını sürdürür. Bu da “yeniden aynı kişi olarak var olma” fikrini, döngüsel değil, süreklilik temelli bir çerçevede ele alır.

Sonuçta insan, ölümün mutlak bir son olup olmadığını kesin olarak bilemez. Ancak şunu düşünebilir. Belki de varlık, kesintisiz bir devamlılık değil, parçalı bir döngüdür. Ya da belki de tek bir yaşamın ardından, bambaşka bir düzlemde süreklilik kazanır. Bizler, bu belirsizlik içinde anlam arayan varlıklarız. Dağılırız, dönüşürüz, ya da devam ederiz hangi yaklaşımı benimsersek benimseyelim, bu soru varoluşun merkezinde kalmaya devam eder.

Tüm Reklamları Kapat

Bu yüzden ölüm, kesin bir son olmaktan çok, sınırlarını tam olarak kavrayamadığımız bir geçiş gibi durur. İnsan ise bu geçişin anlamını arayan bir varlık olarak, hem bilimin hem de inancın arasında, kendi varlığını yeniden düşünmeye devam eder. İnsan ,ölümün bilincinde olan ama bir türlü yok olmayı kabul edemeyen tek varlık hep başka bir umut oluyor inanmak istemiyor bu dünyada bir gün olamayacağına...Ve belki de en dürüst cevap şudur: Bilmiyoruz. Ama tam da bu bilinmezliğin içinde, ihtimaller yaşamaya devam eder. Kim bilir… belki de bir şekilde, bir yerlerde, farklı bir bilinçte ya da bambaşka bir düzen içinde, dünyaya tekrar gelmek gerçekten mümkündür.

Teşekkür ederim.[1]

Kaynaklar

  1. Hatice Kutbay. (). Kendi Fikrim.
2
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Her şeyi keşfettiğini söyleyip hiçbir ispat üretemeyenler; imkansızı keşfetme sahtekarlığında bulundukları için tekzip edilebilirler."
Archimedes
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)