Öncelikle evrenin oluşumu hakkında bir bilgi vererek başlamak daha doğru olur. Şu anda bildiğimiz kadarı ile gözlemlediğimiz yıldız gezegen vs. her şey evrenin %4 ünü oluşturuyor. Kalan %21 karanlık madde %75 i ise karanlık enerjiden oluşmaktadır. Bizler şu esnada karanlık madde ve enerjinin tamamıyla ne olduğunu bilmiyoruz. Sadece ise var olduğunu bilebiliyoruz. Bunu da çevredeki etkilerinden bilebiliyoruz. Bu etkilerden en çok bilineni ise evrenin genişlemesinin hızlanmasına katkısı olması veya bazı karadeliklerinin ve galaksilerin kütle çekimlerine olan etkileri de bir örnek olarak verilebilir. Asıl emin olduğumuz şey ise şu ki evrenin mevcut enerjisini biliyoruz ama gözlemleyebildiğimiz evren bu enerjinin çok altında kalıyor. Bunu da açıklamak için hakkında hiç bir şey bilmediğimiz bir şey olduğunu kabul etme ihtiyacı doğuyor. Ve neticede buna karanlık enerji ve karanlık madde adını veriyoruz ama haklarında hiç bir şey bilmiyoruz sadece var olduklarından eminiz.
Soruda ise küçük çapta duyu organlarından örnek verebiliriz. En çok bilinen canlılar olarak yarasalar ekolokasyon denen yön bulma duyguları ile çevrenin şekillerini algılayabilirler. Böylece ışığın olmadığı mağaraların derinliklerinde yönlerini çığlıkları ile bulabilirler. Ve bunun gibi çok fazla canlı da örnek verilebilir. Biz sadece duyularımızın algılayabildiği kadar gözlemleyebiliriz veya çevreyi anlayabiliriz. Bu evrimin bir sonucu ve bunu geliştirmek, sınırları zorlamak bizim elimizde. Bunu astronomik ölçüye çıkaracak olursak bu karanlık enerjiyi şu anda gözlemleyemiyoruz çünkü ne olduğunu bilmiyoruz. Belki gözlemlenemez bir şeydir belki gözlemlenebilir ama bizim teknolojimiz ve sahip olduğumuz imkanlar şu an buna izin vermiyordur. Bilimin en güzel yanı da bu işte ne olacağını bilmiyoruz ama bulmaya çalışıyoruz. Bu yetersizlik gezegenler ve yıldızlar arası yolculuk gibi değil o ve onun gibi durumlarda neyimizin eksik olduğunu biliyoruz. Ama bu durumda karanlık enerji ve karanlık madde hakkında hiç bir şey bilmiyoruz. Şu an evrenin sadece %4-5 civarını gözlemleyebiliyoruz. Kalanı ya ileriki zamanda ya da hiçbir zaman tamamen bir bilinmezlik.
Ormana baltayla girmenin doğrudan etkileri vardır, ağaçların azalması, o ağaçlarda yaşayan - beslenen hayvanların açıkta kalması, nesli tükenen hayvanlar vs. bize hem etik açıdan hem de sağlık açısından zarar veriyor. Ayrıca ormanı baltalamak başka tek bir ağaçtan / kaynaktan örnek alıp araştırma yapmak başka. Bu bile kısıtlamalara tabidir, günümüzde hala deneylerin uygunluğu tartışılır.
Ancak atomların bize böyle dönüşleri olmaması için çok çalışıyoruz. Radyasyon önlemleri, steril ortamlar, pahalı ekipmanlar...
Gerek silah gerek biyomedikal olsun birçok alanda atomu parçalıyoruz. Eğer vardığınız kanı savaşların ve kazaların bütünüyse bunlar atomu parçalamamızla başlamadı.
Evrenin yakınlaşmasını da beklemiyoruz, asıl sebep bilim. Nasıl sorusunu sormak. Cevapları kullanmak. Yani insanlık atomu parçaladı, bunun sonucu da atomun - evrenin doğasıyla değil insanın doğasıyla ilgiliydi.
Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.