Bu bir test blogudur. Aslen ben blogda ne yapmam gerektiğini bilmiyorum... Sadece öylesine test etmek için bunu yazıyorum.
Eğer bahsettiğin süreç, insanın uzun vadede bunu teknoloji aracılığıyla gerçekleştirmesi ise bu kesinlikle mümkün. Yapılması gereken şey; beyindeki düşünce dalgalarını (elektriksel sinyalleri) dış dünyadaki bir nesneye enerji olarak aktarabilecek özel bir arayüz veya cihaz geliştirmektir. Şu an için hayal etmesi zor olsa da, teknolojik açıdan ortada bir imkansızlık söz konusu değil.
Evrimsel boyutta ele alacak olursak; bir canlının bu aşamaya gelmesi de teorik olarak mümkündür. Bahsettiğim şey, bir insanın doğrudan bu güce evrilmesi değil; bir canlıyı bu yeteneğe zorlayacak doğal veya yapay bir yaşam alanı sağlayıp, 'yapay evrim' süreçleriyle milyonlarca yıl sonunda bu potansiyeli açığa çıkarmaktır. Canlı, vücudunda yüksek enerji depolayabileceği özel bir bölge geliştirip; bu enerjiyi tıpkı kollarındaki kasları hareket ettirmek, zehir fırlatmak veya mürekkep püskürtmek gibi doğal bir refleksle odakladığı nesneye aktarabilir.
Tabii ki bu canlının, nesneleri kütlesine bakmaksızın yerden yere vuracak veya çok uzak mesafelere fırlatacak kadar gelişip gelişemeyeceği, canlının boyutuna ve enerji kapasitesine bağlıdır. Ancak evrimsel süreçte bunu 'gerekli' kılacak bir senaryo kurgulamak oldukça zordur. Belki de canlıların besine ulaşabilmek için fiziksel müdahale yerine sadece zihinsel fonksiyonlarını kullanmalarını şart koşan özel bir beyin mekanizması geliştirilip kalıtsal hale getirilebilir. Eğer nesiller boyu bu stres ve zorunluluk altında yaşarlarsa, milyonlarca yıl sonunda uzaktaki nesnelerle etkileşim kurabilen bir canlı türü evrilebilir.[1]
Öncelikle büyük bi iş kurmanı genel anlamda tavsiye etmem büyük bi bütçe ki tahminen ailenden ayırıcağın bi bütçe o yaşlar için gereksiz bi masraf ve yük olur hem sana hem ailene ticaret gibi hamleler o yaşlarda ilk defa deneyimlenicek hamleler olduğundan küçük atılmak hep en iyisidir örneğin takı gibi şeyler yapıp satmak yeterince mantıklı bi hamle olucaktır hem kısa vadede 30 40 tl masraftan cebine 70 80 tl para girmesi seni hem mutlu eder hem işleyişi öğrenmene yardımcı olur 13 yaşındasın kafanı bu şeylere zorlaman senin için iyi fakat geleceğine zarar verme bunu yapmaya çalışırken minik işlerden başla[1]
İnsanların bilimsel temelden yoksun bilgilere kolaylıkla inanmasına karşın, bilimsel bilgilere ikna edilmelerinin daha güç olmasının öncelikli sebebi konfor alanıdır. Genellikle çevresel etkenler yüzünden düşünme pratiğinden yoksun yetiştirilme veya genetik temelli (IQ gibi) kısıtlamalar nedeniyle; beyin, düşünüp anlamlandırmakta zorlandığı karmaşık cevaplar yerine sığ ama anlaşılabilir cevapları daha güvenli bir temel olarak görür.Beyin anlamlandıramadığı şeyleri sevmez; hatta psikolojideki 'Liminal Space' (Backrooms vb.) etkisinin temelinde de beynin bu boşlukları doldurma ve belirsizliği reddetme dürtüsü yatar. Beyin bildiği bilginin dışına çıkmayı sevmediği gibi, mevcut bilgisini 'sarsılmaz bir temel' olarak kodlamaya meyillidir. Bu durum yetiştirilme tarzıyla da doğrudan ilintilidir. Örneğin; 130 IQ seviyesinde bir matematik profesörü bile olsanız, eğer sadece tekdüze ve katı bir eğitimden geçtiyseniz, öğrendiğiniz o karmaşık ama net bilgiler sizin için 'değişmez alan' olur. Bunun en çarpıcı örneği Monty Hall Problemi'dir. Marilyn vos Savant problemi doğru çözmesine rağmen, aralarında çok sayıda matematikçinin de bulunduğu kitlelerden reddiyeler ve sert mektuplar almıştır. İnsan aklı, eldeki veri senaryoya göre doğru olsa bile bildiği 'gerçeği' değiştirmek istemez; kimse 2+2 sorusuna 5[2] cevabını vermeyi kabul etmez.Ek olarak, temel bir neden daha mevcut: İnsanlar bilimi yanlış öğreniyor. Birçok kişi 'bilim' dendiğinde, yobazlık neticesiyle dininden çıkacağı veya inançlarına saldırılacağı (evrim gibi konuların veriliş biçimi yüzünden) korkusuyla savunma mekanizması geliştiriyor. Bilimi doğrudan 'hatalı bilgi' olarak kodluyorlar. Fakat aynı bilimsel gerçekler, kişinin güvendiği unsurlar (din, aile, gelenek) üzerinden servis edilirse, beyin 'güvenli alan' sinyali vererek o bilgiyi kabul etmeye çok daha yatkın hale gelecektir. Psikolojik ana unsurlar tam olarak bu zihinsel bariyerlerdir.
Merhaba
Bunu düşününce insanın içinde garip bir his uyanıyor. Hem “ne kadar güçlü olurduk” diyorsun, hem de bir şeylerin geri dönülmez şekilde değişeceğini hissediyorsun.
Zaman makinesi gerçekten olsaydı, evrim dediğimiz şey artık doğanın yavaş ve sabırlı işi olmaktan çıkardı. Şu an doğa, milyonlarca yıl boyunca deniyor, yanılıyor, en uyumlu olanı bırakıyor. Ama biz geleceği görüp geçmişe müdahale edebildiğimiz anda, bu sürecin direksiyonuna oturmuş olurduk. Yani “hangisi hayatta kalacak?” sorusunun cevabını doğa değil, biz verirdik.
İnsan açısından bakınca bu biraz tehlikeli bir güç. Çünkü hastalıkları daha ortaya çıkmadan silebilirdik, kendimizi daha güçlü, daha zeki, daha dayanıklı hale getirebilirdik. Belki de herkes “en iyi versiyonuna” ulaşmak isterdi. Ama içten içe şöyle bir şey var. Herkes mükemmele yaklaşmaya çalıştıkça, aslında o küçük farklılıklar kaybolur. Oysa bizi ayakta tutan şey tam da o farklılıklar. Bir noktadan sonra insan, kendi çeşitliliğini azaltarak kendini zayıflatabilir.
Diğer canlılar için durum biraz hüzünlü bile olabilir. Çünkü onlar seçim yapmaz ama bizim seçimlerimizin sonuçlarını yaşarlar. Mesela gelecekte en verimli bitkiyi görüp geçmişte sadece onu yetiştirdiğimizi düşün. Ya da sadece en hızlı büyüyen hayvanları seçtiğimizi. Doğa yavaş yavaş tek tipe doğru itilir. Ama işin ilginç tarafı şu: bakteriler, virüsler gibi küçük canlılar buna yine de bir yol bulur. Ne yaparsak yapalım, onlar bir şekilde değişir, uyum sağlar. Sanki doğa “tamam sen kontrol ettiğini san, ben yine yolumu bulurum” der gibi.
Evrim durur mu diye sorarsanız bence durmaz. Çünkü hayatın içinde hep bir rastlantı var. Ne kadar plan yaparsak yapalım, küçük bir değişiklik her şeyi baştan yazabilir. Biz geçmişi düzeltsek bile, yeni hatalar, yeni ihtimaller ortaya çıkar. Yani evrim belki yavaşlamaz bile, sadece bizim elimizde şekil değiştirir. En ilginç düşünce ise şu. Eğer zamanla sürekli oynarsak, belki de canlılar buna alışmaya başlar. Çok uç bir fikir ama düşünmesi güzel. Belki bir gün, değişen zaman akışına dayanıklı canlılar bile evrimleşir. Yani evrim sadece çevreye değil, zamanın kendisine uyum sağlamaya başlar.
Ama bütün bunların içinde en çok şu düşündürüyor beni. İnsan gerçekten her şeyi kontrol edebilecek güce ulaşırsa, hâlâ insan kalır mı? Çünkü biraz da belirsizlik, biraz da kontrolsüzlük bizi biz yapan şey. Her şeyi önceden bilmek, her şeyi düzeltmek kulağa mükemmel geliyor ama belki de hayatın ruhunu elinden alıyor. Bazen sanki mesele evrimi kontrol etmek değil de, onunla birlikte akabilmek gibi. Çünkü doğa acele etmiyor ve belki de bu yüzden bu kadar uzun süredir ayakta.[1]
Teşekkür ederim.
Bu bir test blogudur. Aslen ben blogda ne yapmam gerektiğini bilmiyorum... Sadece öylesine test etmek için bunu yazıyorum.
Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.