Gece Modu

Bu türev bir içeriktir. Yani bu yazının omurgası, Closer to Truth isimli kaynaktan çevrilerek dilimize uyarlanmıştır; ancak "çeviri" içeriklerimizden farklı olarak, bu içerikte orijinal metin birebir korunmamıştır. Anlatım ve konu akışı gibi detaylar Evrim Ağacı yazar(lar)ı ve/veya editörler tarafından güncellenmiş, değiştirilmiş ve/veya geliştirilmiştir. Yazar, kaynaktan alınan metin omurgası üzerine kendi örneklerini, bilgilerini, detaylarını eklemiş; içeriği ve anlatımı zenginleştirmiş ve/veya çeşitlendirmiş olabilir. Bu ek kısımlarla ilgili kaynaklar da, yazının sonunda gösterilmiştir. Metnin omurgasını oluşturan kaynağı, orijinal dilinde okumak için lütfen yukarıdaki bağlantıya tıklayınız. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Evren'deki her şeyin, ama her şeyin nereden geldiği sorusu, binlerce yıldır insanların sormakta olduğu ve halen tam olarak yanıtlanamamış bir sorudur. Antik Yunan'dan, hatta öncesinden beri birçok düşünür, bu soruya çeşitli yanıtlar aramıştır.

Bu yanıtların en meşhuru, kuşkusuz ki yaratıcı bir süpergücün her şeyi belli bir plana veya isteğe göre yaratmış olmasıdır. Eğer her şey, o "her şey"den üstün ve onların var olmasını arzu eden bir yaratıcı gücün eseri ise, her şeyin var olması son derece beklendiktir. Bu durumda insanlara düşen, her şeyin nasıl var olduğu sorusuna değil, neden var olduğu sorusuna kafa yormak olacaktır. Yani var oluşun süreçleri ve mekanizmaları üzerine kafa yormak (bilimin yaptığı) bir "hobi" olarak keyifli olabilir; ancak aslolan, bizim bu çerçevede/resimde var oluş sebebimizdir.

Bu cevap, bu cevabı kabul etmek isteyenlerce (ve makul görenlerce) yaygın ve genel geçer bir şekilde kabul görmekte iken; açıklayamadığımız olay ve olguları, açıklayamadığımız bir süpergüce atfetmeyi reddeden natüralist veya materyalist bilim insanları ve filozoflar tarafından (ve tabii ki bunun arasında kalan çok çeşitli agnostik ve şüpheci tutumlar tarafından) tatmin edici bulunmamaktadır. Bu grupların ortak görüşü, her şeyi başlatan ve sürece müdahale eden (teistik) veya etmeyen (deistik) bir yaratıcıyı varsaymanın soruyu yanıtlandırmadığı, sadece ötelediği üzerinedir.

Dahası bu gruplar, söz konusu açıklamanın bir totoloji olduğunu ileri sürmektedir: "Her şey vardır; çünkü her şeyi var edebilen bir yaratıcı vardır ve bu yaratıcı, her şeyi var etmiştir; bu nedenle her şey vardır." Burada nasıl var olduğunu bilmediğimiz ve açıklayamadığımız "var olan"ın, var oluş sebebinin, nasıl var olduğunu bilmediğimiz ve açıklayamadığımız bir "var edici" olduğunu söylemiş olmaktayız. Bu, birçokları için tatmin edici değildir.

İşte bu iki ana kamp (ve sayısız ara geçiş grubu) arasındaki tartışmalar, son 2500 yıllık teolojik ve kozmolojik tartışmaların kalbinde yer almaktadır. Bu yazımızda, bu tarihin bir özetini ele alacak ve tarafların görüşlerini ve bugüne kadar geliştirdikleri argümanları biraz daha yakından tanımaya çalışacağız.

Universe Today

"Her Şeyin" Başlangıcı

Günümüzde birçok yaratılışçı akım, var oluşun ara basamaklarının (insanlığın var oluşu, Dünya'nın var oluşu, galaksilerin var oluşu, vb.) bile bilimsel olarak açıklanamadığını ileri sürse de, bu görüşü ciddiye alan pek bir filozof ve bilim insanı kalmamıştır demek yerindedir. Saygın filozofların ve bilim insanlarının ezici çoğunluğu, Evren içinde var olan şeylerin nedenselliklerinin bilim sayesinde büyük oranda izah edilebileceğinde hemfikirdir. Yani neredeyse kimse insanların evrim yoluyla var olduğunu, kıtaların jeolojik süreçlerin sonucu olduğunu, gezegen ve yıldızların çeşitli astronomik ve astrofiziksel süreçlerin sonucunda var olduğunu, Evren'in kendisinin ise Büyük Patlama adı verilen "ilk an" ile başladığını kabul etmektedir.

En azından bu konudaki tartışmalar, "Bilim bunu açıklayabilir mi?" noktasından ziyade, "Bilim bunu elbette açıklayabilir ama; en doğru açıklama hangisidir?" noktasındadır. Kimse insanın yoktan var olduğu düşünmemektedir. Aklı başında ve saygın hiçbir filozof veya bilim insanı, yıldız evriminin Hertzsprung Russell Diyagramı'nı değil de, yüce bir iradenin keyfî isteklerini takip ettiğini ileri sürmemektedir. Tartışma, o "ilk an" ve öncesi ile ilgilidir.

Evren'deki her şeyi fizik yasaları ile açıklıyoruz ama... Fizik yasaları nereden geldi? Evren'i tanımlayan bazı parametreler var ama... Bu parametreler nereden geldi? Evren'deki hiçbir şeyi hiçbir yasayla açıklayamıyor olsaydık bile... Bir şeyler neden var?

Yani sınır koşullara ulaşmaya başladıkça, en temel sorulara verdiğimiz cevaplar zorlanmaya başlamaktadır: Bilim, Büyük Patlama'dan öncesini açıklayabilir mi? Kimine göre bu, tamamen yanlış bir sorudur; çünkü Büyük Patlama'dan öncesi yoktur; böyle bir şeyden söz edilemez. Kimine göre Evren içindeki her şey, tamamen natüralist ve materyalist bir şekilde açıklanabilecek olsaydı bile, Büyük Patlama anı için metafiziksel bir varlığın kudretine ihtiyaç vardır. Kimilerine göre ise Evren, çok sayıdaki evren alternatifinden biri olduğu için; soru çok da ilginç bir soru değildir. Eğer sonsuz sayıda evren varsa, bir tanesinin bizi barındıracak nitelikte olması çok normaldir.

Ancak tüm bu tartışmalar, çok daha temel bir sorunu es geçmektedir: Hiçlik, tam olarak nedir?

Quanta Magazine

"Hiçlik" Ne Demek?

Bir şeylerin var olmasının zıttı, hiçbir şeyin var olmamasıdır. Ancak bu, tam olarak ne anlama gelir? Yani başlangıç noktamızı "her şey"den arınmış bir "hiç" olarak almak istiyoruz ama, bunu nasıl başaracağız?

Çoklu Evrenler veya kuantum fiziğine dayalı diğer açıklamalar gibi natüralist izahların da, Büyük Patlama'yı başlatan ve tasarlayan bir süpergüç gibi metafiziksel izahların da, hiçlik kavramı konusunda ciddi anlamda zorlandığı görülmektedir. Çünkü çoklu evrenlerin var olabilmesi, bir şeylerin var olabilmesi demektir. Yani çoklu evrenler "bir şey" ise, "hiçlik" değildir. Keza bir süpergücün var olup da başka şeyleri var edebilmesi, "hiçlik" değildir. Tanrı gibi bir süpergüç eğer ki "bir şey" ise, "hiçlik" olamaz. Zaten ateistler tarafından sıklıkla dile getirilen "Tanrı'yı kim yarattı?" ya da "Tanrı nereden geldi?" sorusu da bu tespitin bir dışavurumudur. Fakat aynı problem, natüralist izahlar için de geçerlidir.

Teist filozoflar bu sorunu çözmek için, Tanrı'nın sıfatlarını ileri sürmektedir: "Tanrı var edilmeyen, var edendir. Tanrı, zamandan muaf olandır; ezelden beri vardır ve ebediyen var olacaktır. Tanrı, tüm kuralları koyandır." gibi kural-üstü sıfatlar tanımlamak suretiyle sorunun üstesinden gelmek hedeflenmektedir. Ancak bu, natüralist filozoflar tarafından yine tatmin edici bulunmamaktadır; zira eğer ki "bir şey" olan şeylere herhangi bir sıfat tanımlayabiliyorsak, bunun için ek bir bilinç, irade, kudret varsaymayı gerektiren tanrıya başvurmamıza gerek yoktur. Sonsuz Evren Modeli gibi bir modeli doğru varsayarak veya az sonra göreceğimiz gibi kuantum dalga fonksiyonunu "yaratılmamış, ebedi ve ezeli" görürsek, bilinçsiz ve iradesiz Evren'in kendisinin ezelden beri var olduğu kabul edilebilir. Bu da, teist düşünürler için eşit derecede tatmin edici olmayan bir açıklamadır.

Dolayısıyla dürüst bir sorgulama için, herhangi bir varsayıma dayanmaksızın hiçlik kavramını tanımlayabilmemiz gerekir. Ancak bu çok zordur; çünkü deneyimlediğimiz ve hayal edebildiğimiz her şey, "bir şeylere" dayalıdır. İnsanlar genellikle hiçliği hayal etmeye çalıştıklarında, simsiyah bir odanın içindeymişler gibi düşünmeye meyillidirler. Ancak siyah olarak algıladığınız şey de "bir şey"dir. Kapkaranlık içinde bulunduğunuzda algıladığınız her şey, "bir şey"dir. Yani sadece sonsuz bir siyahlık, hiçliği tanımlamak için yeterli değil gibi gözükmektedir. Hiçlik, bir nitelik değildir; bir varlık durumudur.

Bunu izah etmek isteyen bazı filozoflar, doğumdan önce deneyimlediğimiz şeyleri kullanmaya çalışırlar: "Doğumdan önce hissettiğiniz şeyler, hiçliğin sizde hissettirdiği deneyim olacaktır." Doğumunuzdan önce gerçek anlamıyla hiçbir şey hissetmediniz; işte hiçlik, tam olarak odur. Ne var ki bu da yeterli bir açıklama değildir; çünkü bu tanım, hiçliği bilinç çerçevesinde tanımlamaktadır. Ne var ki Evren'in kendisi bir bilince sahip değildir; dolayısıyla onun var olmadığı bir durum, "doğumdan öncesi" olarak tanımlanamaz. Sonuçta siz doğmadan önce, siz yoktunuz; ama "bir şeyler" vardı. Evren doğmadan önce Evren yoktu. Ama ne vardı? İşte hiçlik, tam olarak budur diyebiliriz: Evren'den öncesinden söz etmek isteyip de, hiçbir şeyden söz edememek... Çünkü bir şeylerden söz edebilmeye başlarsak, hiçlikten söz etmiyoruz demektir. Stephen Hawking, bunu şu meşhur soru ile açıklar:

Kuzey kutbunun daha kuzeyinde ne vardır? Hiçbir şey! İşte hiçlik budur. Hiçlik; kuzey kutbunun kuzeyinde, "hiçbir yer" isimli gizemli bir yer olması değildir. Böyle bir kavramdan söz edemeyiştir. Kuzey kutbunun kuzeyinde hiçbir şey olmadığı gibi, Evren'in başlangıcından önce de hiçbir şey yoktur. Bu, gizemli ve anlayamadığımız bir "hiçlik" olgusunun var olmasından değil; sorunun cevabının düpedüz "hiçbir şey" olmasındandır.

Bazı filozoflar bunu katı gerçek (İng: "brute reality") olarak tanımlarlar. Yani Evren'den önce hiçbir şey yoktu; Evren'den sonra ise her şey var (en azından Evren çerçevesinde tanımlı her şey var). Bu ikisi arasındaki geçişi belki tanımlayabiliriz; ancak ondan daha öncesini asla tanımlayamayız; çünkü "tanım" gibi sözcükler bile anlamsız olmak zorundadır. Yoksa "hiçlik"ten söz etmiyoruz demektir... Sözünü ettiğimiz şey, her şeyi başlatan bir süper-varlık olsa bile! Western Michigan Üniversitesi'nden filozof Quentin Smith şöyle diyor:

İnsanlar hiçliği tanımlarken, aslında "çok ufak bir şeyleri" tanımlamaktadırlar. Kimisi boş uzay diyor, kimisi kuantum vakum diyor, kimisi boş küme diyor... Aslında bunu sadece "bir şey olmayan" şeklinde tanımlamalıyız. Dolayısıyla soru, "Bir şey olmayanların var olmadığı önermesi neden yanlıştır?" sorusudur. Benim buna cevabım her şeyin kendinden önceki durumdan geldiğidir ve tüm nedensellik serisinin de, kendinden önceki durum her neyse - ki bu "hiçlik" de olabilir - ondan kaynaklandığıdır.

Hiçlikten, Her Şeye Nasıl Ulaşılır?

Tabii ki hiçliği tanımlamak yeterli değildir; çünkü hiçlik ile bir şeyler arasındaki geçişin de tanımlanabilmesi gerekmektedir. Rasyonel bir şekilde düşünüldüğünde, varlığın alabileceği iki sınır durum vardır:

  1. Hiçbir Şey: Hiçbir evren, yasa, doğal olgu, süreç, vb. bulunmaz.
  2. Her Şey: Var olabilecek her şey, bir şekilde var olacaktır.

Ne var ki bu olasılıkların her ikisi de ürkütücüdür. İlki ürkütücüdür; çünkü kendi varlığımızdan ötürü bir şeylerin var olduğunu biliriz. Yani en azından şimdilik (en azından bizim algılarımız çerçevesinde) bir şeyler var gibidir. Dolayısıyla hiçlik durumu bir noktada vardı ise bile, şu anda yok gibidir.

Ancak ikincisi de pek rahatlatıcı değildir; çünkü en azından bizim Evren'imiz çerçevesinde, en azından bizim algılayabildiğimiz kadarıyla, akla hayale gelebilecek her şey var değildir. Bazı şeyler yoktur (örneğin pembe renkte, boynuzlu ve kanatlı at başlı, aslan gövdeli, 38 köşeli geometrik cisimler).

Bu durumda, ikisinin arasında bir tutum almak zorunda kalırız: Bazı şeyler, bazı yasalar, bazı evrenler... İşte sorun da bundan kaynaklanmaktadır: Hangi şeyler/yasalar/evrenler, hangi nedenle veya yöntemle var olmakta, seçilmekte veya tasarlanmaktadır?

Yani anahtar soru şudur: Eğer her şeyi var eden doğa yasaları ise, doğa yasaları nereden geldi?

Tanrı Argümanı

Tabii ki, en başında da söylediğimiz gibi, bu soruyu "yanıtlandırmanın" bir yolu, doğa yasalarının belirli işleri yapmaları için bir mühendis/tasarımcı/bilinç tarafından, tam da olmaları gerektiği şekilde tasarlanmış olmalarıdır. Bu argüman, "alternatif tüm açıklamaların alternatifi" olarak görülmektedir. Dolayısıyla, aşağıdaki argümanların her birine karşıt argüman olarak bu argüman kullanılabilir.

Konumuz sadece bu argümanı tartışmak olmadığı için (ve zaten konu çok detaylı bir şekilde başka yerlerde tekrar tekrar tartışıldığı için), argümanın eleştirilerine çok detaylı bir şekilde girmeyeceğiz. Burada hatırlamanız gereken, bu argümanın tek açıklama olmadığı ve nihai yanıt verdiğini iddia ederken, yukarıda da izah ettiğimiz gibi eşit derecede (belki daha fazla) açıklanamaz yeni problemler yaratıyor olmasıdır.

National Geographic

Teist filozoflar da bu sorunun farkındadır. Oxford Üniversitesi filozofu Richard Swinburne şöyle diyor:

Bana kalırsa bir şeylerin neden var olduğunu, Tanrı'nın yaratması ile kolaylıkla açıklayabiliriz. Ancak neden "herhangi bir şeyin var olduğu" sorusu, Tanrı'nın da varlığını kapsamaktadır ve bu soruyu cevaplandıramayız. Bu sorunun bir cevabı olduğunu düşünmüyorum; çünkü X'leri Y ile, Y'leri Z ile açıklayabilirsiniz ama bu, bir noktada durmak zorundadır. Sormamız gereken tek şey "Neden bir Evren var?" sorusudur ve bu sorunun en basit cevabı, Tanrı'dır.

Zamansız Olan ama Mantıklı Yasalar

Bazılarına göre doğa yasaları, bu Evren'e özgü olgular değildir. Hatta doğa yasaları, zamandan muaf olarak görülmektedir (tıpkı Tanrı gibi). Bu görüşe göre, doğa yasalarının var olma sebebi, mantıklı olmalarıdır. Bir diğer deyişle, doğa yasaları Büyük Patlama ile başlamamıştır; metafiziksel bir mantık algısı çerçevesinde, var olmak zorunda olan unsurlardır. Bunlar, kaçınılmaz olarak Evren'i (ve belki de evrenleri) başlatmak zorundadırlar.

Bu, teistik argümanı ters yüz etmek gibidir: "Tanrı'nın her şeyi başlatabilecek kudrete sahip olması" kavramı, "her şeyin var olmak zorunda olması" kavramıyla değiştirilir. Bu, teistik filozofların çoğu için tatmin edici bir açıklama değildir.

Ancak bu görüşün önemli bir çıkarımı, doğa yasalarının Evren'in başlangıcında bir tekillik halinde olan uzay ve zamanın ötesine geçebiliyor olmasıdır. Yani doğa yasaları ezeli ve ebedi oldukları için, "bir noktada" Büyük Patlama'yı da tetikleyebilmişlerdir; ki bu, belki de "zamansal" bir nokta değildir. Fakat bu durumda, doğa yasalarının bu "Evren-üstü" yapısının açıklanması gerekecektir.

Yasaların Mutlaklığı Argümanı

Bir öncekinin bir uzantısı olan bu argüman, doğa yasalarının sonsuz çeşitliliğe sahip olamayacağını, sadece belirli şekillerde var olabileceğini ileri sürmektedir. Bu yasalar, "mantık yasaları" gibi, idealist bir düzlemdedir; dolayısıyla var olmalarının sebebi yoktur. Sadece mantığa uydukları için vardırlar. Ve var olmaları sonucunda, bazı sonuçlara sebebiyet verirler.

Yani matematiksel olarak sonsuz sayıda ilişki ve teorem icat edebiliriz; ancak bunlardan sadece bazıları Evren'deki gerçek yasalar ile örtüşür. Ve o örtüşmenin nedeni, bu yasaların mutlak olmasıdır; yani tam olarak bu yasaların var olmak zorunda olmasıdır. Stephen Hawking, bunu şu meşhur soruyla dile getirmiştir:

Bazı doğa yasalarının (ve denklemlerin) içine neden alev üflenmiştir? Neden bunlar, diğer tüm olasılıklar içinde, evreni yaratacak biçimdedir?

Teorik fizikçi Paul Davies ise yasaların mutlaklığı argümanına şu sözlerle karşı çıkmaktadır:

Teorik fizikçi olarak benim işim, gerçek olmayan ama faydalı bilgiler veren evrenler yaratmaktır. Örneğin matematiksel olarak 2 boyutlu bir evren yaratabilirim. Bu evren içinde birçok olay, olgu ve süreç görebilirim. Ancak bunların hiçbiri, bizim evrenimizi tanımlamaz. Yani doğa yasalarını, şu anda olduğundan farklı olacak biçimde tasarlamam mümkündür. Bu nedenle yasaların mutlaklığı fikrini terk etmemiz gerekiyor.

Hiçliğe Karşı İstatistik/Entropi Argümanı

Yapılan açıklamalardan birisi, bir çeşit entropi ve istatistik argümanına dayanmaktadır. Bu argümana göre, "hiçlik" dediğimiz kavram, "olabilecek her şey" kümesi içindeki "boş küme" gibidir. Her ne kadar boş küme, sıra dışı bir küme olsa da, "olabilecek her şey" kümesi içinde en nihayetinde sadece bir adet elemandır. Dolayısıyla ona bu şekilde davranmamız gerekmektedir.

Bunu yaptığımızda, ilginç bir gerçek yüzümüze çarpar: "Hiçbir şey"in var olmasının tek bir yolu vardır. Ancak "herhangi bir şey" olmanın sonsuz (veya en azından çok, çok, çok daha fazla yolu vardır). Dolayısıyla "olabilecek her şey" kümesi içinde, eğer ki zamansızlık ve sonsuzluk hakim ise, bir noktada muhakkak bir şeyler oluşacaktır; çünkü bir şeylerin oluşma ihtimali, hiçbir şeyin oluşmama ihtimalinden ezici derecede yüksektir.

Bu konu, bir nevi Boltzmann Beyni kavramı gibidir. Bu konu hakkında çok kapsamlı bir incelememizi buradaki yazımızdan okuyabilirsiniz.

Universe Today

Hiçliğin Güçlüğü Argümanı

Bu argümana göre, "Neden hiçbir şey yerine bir şeyler var?" sorusu, bir çeşit yüklü soru safsatasıdır; çünkü hiçliğin, bir şeylere göre "daha basit" olduğunu varsayar. Santa Cruz'daki Kaliforniya Üniversitesi'nden kozmolog Anthony Aguirre şöyle diyor:

Evren'in; içinde alanlar, kütleçekimi, madde ve daha nicesi olmasından, yani karmakarışık olmasından ötürü, var olması daha "zor olan" yapı olduğunu düşünmeye meyilliyiz. Hiçlik ise bize "aşırı basit" gelir. Hiçbir şey yoktur işte! Ancak bana kalırsa iş, tam tersidir. Hiçlik derken neyi kastediyoruz? Hiçlik, asıl zor olandır.

Bunu şöyle düşünün: Uzay-zaman içindeki herhangi bir bölgede, bütün maddeyi ve enerjiyi yok ettiğinizi hayal edin. Elektronları, protonları, her şeyi o bölgeden arındırdınız. Ancak "alan" adı verilen yapı, yani örneğin elektromanyetik alan, o bölgede halen bir değere sahip olacaktır. Alanlar, sonsuzdur. Onlardan kurtulamazsınız. İçinde bir boşluk yaratıp da "Burada artık alan yok." diyemezsiniz. Dolayısıyla hiçliğin var olması çok daha zordur.

Birçokları bunu, hiçliğin hayal edilemeyecek kadar zor olması olarak tanımlar. Örneğin hiçliği, uzay-zamanın yokluğu olarak tanımlayacak olursak (ki bu, ileride göreceğimiz gibi makuldür), ilginç sorunlarla karşılaşmaktayız. Örneğin bir hiçlik balonu düşünün. Burada, hiçbir şey yok. Ancak bu balonun iki tarafında uzay-zaman var. Her iki taraftan da bu hiçliğe yanaşmak mümkün; ancak hiçbir zaman o balona erişemiyorsunuz. O balon içinde gerçekten de hiçbir şey yok! Aynı şey, Evren'in bir noktadan ibaret olup, geri kalan kısımda hiçbir şeyin olmadığını hayal ederken de geçerlidir.

Ancak her iki durumda da o hiçliği, matematiksel olarak tanımlamak, özelliklerini araştırmak mümkün. Fakat hiçliğe yönelik bu araştırma, bize herhangi bir şey kazandırmıyor; çünkü hiçlik ya var olması çok zor bir yapı ya da son derece sıkıcı bir yapı. Ne kadar zorlarsak zorlayalım, tam bir hiçlik haline ulaşmamız zor gözüküyor - ki bu da, hiçliğin bir şeylerden bile zor olduğunu gösteriyor.

Fransız filozof Henri Bergson'a göre, genellikle hiçliğe, varlıktan bir şeyleri çıkarma yoluyla ulaşmaya çalışırız. Ancak bir şeyleri çıkardığımızda, geriye hep bir şeyler kalır. Bunu sınır noktaya götürdüğünüzde, hiçliğin kendisiyle çelişkili bir konsept olduğunu görebilirsiniz: Hiçliği kavramsal olarak düşünebilmek için, hiçliği düşünebilmeyi gerektiren zihinsel aparatlardan da, örneğin bilinçten, kavramlardan ve beyinden de arınmak zorundasınızdır. Dolayısıyla bu süreci mutlak hiçliğe kadar takip etmek imkansızdır.

University of Malta

Algıda Seçicilik Argümanı

Bu argümana göre varlık durumlarının varsayılan değeri "hiçlik"ten yanadır. Yani gerçekten de var olan durum, "hiçlik" durumudur. Ancak "Evren" (var olabilecek her şey ve hiçbir şey) zaman konusunda sonsuzluğa sahipse, bu sonsuzluğun "hiçbir şey" ile geçen süre zarfında "hiçbir şey" var olamayacak ve her şeyin nereden geldiğini soramayacaktır.

Yani bizlerin şu anda bu zorlu soru ile yüzleşme nedeni, bu soruyu sorabilecek şekilde var olmamızdır. Dolayısıyla argümanın ana iddiası, sorunun sanıldığı kadar ilgi çekici olmadığı yönündedir. Evet, hiçlik baskın olan varlık durumudur; ancak "arada bir" bir şeyler var oluyorsa, bu var olan şeylerden bazıları, "her şeyin nereden geldiğini" soracak ve kendilerini özel zannedecektir. Halbuki hiçliğin sonsuzluğu düşünülecek olursa, Evren gibi şeylerin var oldukları süreler önemsenmeyecek kadar az ve kısadır. Bu süreçte var olanların özel olduklarını sanmaları ise, algıda seçiciliğin bir ürünüdür.

NASA

Bilmiyorum Demenin Erdemi Argümanı

Bu argümana göre "Neden hiçbir şey yerine bir şeyler var?" sorusuna cevap aramaya çalışmak nafile bir çabadır; çünkü bu soru, kendisinin "en nihai" soru olduğu varsayımıyla sorulsa da, Evren içerisinde aynı derecede zor ve aynı derecede anlaşılmaz çok sayıda soru vardır. MIT'den bilgisayar bilimci Scott Aaronson şöyle diyor:

Kimileri bu soruya "tanrı" cevabını veriyor; ama bu hiçbir şeyi cevaplamıyor. Tanrı nereden geldi, onu ne yarattı? Kimileri kuantum mekaniğinden bahsediyor; ama bu da hiçbir şeyi cevaplamıyor, çünkü o yasalar nereden geldi? Dolayısıyla burada sorunun "bir şey" veya "hiçlik" gibi kısımlarından uzaklaşıp, "neden" sorusuna odaklanmak gerekiyor. Neden "neden" diye soruyoruz? Bir düşünün. Bunu yaptığınızda, çok sayıda diğer soruyla karşılaşıyorsunuz ve aynı şekilde cevapsızlar: Neden 7 bir asal sayıdır? İstediğiniz kadar kendisinden ve 1'den başka hiçbir şeye bölünmez deyin, sadece tanımı yeniden yapıyorsunuz, soruya cevap vermiyorsunuz. Neden kedi sözcüğü 4 harflidir? İstediğiniz kadar dilbilim tarihi anlatın, soruya cevap vermiyorsunuz. Yani bir adım geri atıp, soruların cevaplarının, yani açıklamaların bize ne faydası olduğunu sorgulamamız gerekiyor.

Bu noktada karşımıza, açıklama kavramı çıkmaktadır. Açıklama nedir? Ne işe yarar? Burada tüm detaylarına girmemiz imkansız; ancak bir örnek olarak, aralarında Judea Pearl'ün de bulunduğu çok sayıda filozof tarafından geliştirilen müdahaleci açıklama kavramına bakabiliriz.

World Science Festival

Bu yaklaşıma göre bir şeyin açıklama olabilmesi için, onu yanlış yapabilmek için neyi değiştirmemiz gerektiğine bakmamız gerekir. Örneğin "Neden 2. Dünya Savaşı başladı?" sorusuna birçok cevap verilebilir: Adolf Hitler, 1929 Ekonomik Krizi, Versay Antlaşması... Bu açıklamayı yaparken aslında yaptığımız şudur: Zamanda geri yolculuk yapacak olsak, bir şeyin yaşanmaması için neyi değiştirmemiz gerekirdi?

Bunu Evren'in neden var olduğu sorusuna uyarlayacak olursak, başlıktaki soru şuna dönüşür: "Bir şeylerin (veya Evren'in) var olmaması için neyi değiştirmek gerekir?" Bu, soruyu yanıtlamamızı sağlamaz; ancak çok bariz bir soruna işaret etmektedir: Değiştirilebilir "bir şeyin" olması, "hiçlik" kavramının var olmadığı anlamına gelmektedir.

Yani soru, cevaplanamaz bir sorudur ve tek gerçek cevabı "Bilmiyorum." demektir. Ancak sorunun cevapsızlığı, muazzam bir mistikliğe sahip olmasından kaynaklı değildir. Bu sorunun cevaplanamazlığı, "7 sayısı neden asal sayıdır?" sorusunun cevaplanamazlığı ile tamamen eşit seviyeye sahiptir. Bu nedenle çözebileceğimiz sorunlara odaklanmak, bu tarz totolojik yanıtlara gebe sorulara saplanmaktan yeğdir. Bunu, aşağıdaki videomuzda da işlemiştik:

Matematiksel İdeal Argümanı

MIT'den fizikçi Max Tegmark tarafından meşhur bir şekilde savunulan bu argümana göre matematiksel gerçekler, fiziksel gerçeklerden (ve dolayısıyla Evren'den) bağımsız olarak gerçektirler. Tegmark'a göre Tanrısız bir Evren, kuarksız bir yapı, vs. hayal edilebilir; ancak 2+2'nin 4'e eşit olmadığı bir matematik hayal edilemez (farklı sayı sistemlerinde çalışıyor olsanız bile, 2+2'nin o sayı sistemindeki karşılığı, ondalık sistemdeki 4'e karşılık gelecektir). Dolayısıyla bu argüman, matematiği katı gerçek olarak görür.

Örneğin matematikle ilgili bu yazımızda da tartıştığımız gibi, Platonik Katılar olarak tanımlanan katılar, tam olarak 5 tanedir ve daha fazlası icat edilemez. Argümanın iddiasına göre bu katı gerçeklik, bu Evren'deki diğer yaşam formları ve hatta paralel evrenler varsa oradaki yaşam formları için de birebir aynı şekilde gerçek olacaktır.

İşte Evren'imiz de, tıpkı bu Platonik Katılar gibi bir matematiksel yapı olarak ifade edilebilir. Şu anda bu matematiksel yapının tam olarak ne olduğunu bilmiyor olsak da, bu yapının matematiksel olarak ifade edilebiliyor olması, onlara çok özel bir nitelik kazandırır: Bu yapılar, zamansızdırlar.

Örneğin bir Platonik Katı, uzay-zaman düzlemi içinde gerçek değildir; uzaydan ve zamandan bağımsız olarak gerçektir. Uzay-zamanı içinde barındıran matematiksel yapılar vardır; örneğin Einstein'ın uzay-zamanını barındıran Minkowski evreni bunlardan birisidir. Ancak uzay-zamanı barındırmayan matematiksel gerçekler de vardır ve bunlar, yaratılmak zorunda değildirler; çünkü yaratma eylemi, belli bir zamana işaret eder. Halbuki matematik, ezeli ve ebedi bir gerçektir.

Quanta Magazine

Bu şekilde ezeli ve ebedi yapılara soyut nesneler adı verilir. Soyut nesneler, matematiksel ifadeler olabileceği gibi, mantık kuralları gibi bazı diğer formel ifadeler de olabilirler. Bu nesneler, gerçekliği en yalın haline varana kadar soysak da, asla kurtulamayacağımız nesnelerdir. Örneğin tanrı fikirlerini, kuantum mekaniğini ve diğer birçok fiziksel gerçekliği veya gerçek olduğu iddia edilen yapıyı gerçeklikten ayırabiliriz, onlarsız evrenler hayal edebiliriz; ancak gerçekliği soyut nesnelerden arındıramayız. Soyut nesneler, katı gerçek kavramı ile yakından ilişkilidir. Guelph Üniversitesi'nden filozof John Leslie şöyle diyor:

2+2'nin 4 olması, Evren'in veya uzayın veya zamanın var olması ile ilgili değildir. Herhangi bir şeyin ikişerden iki kümesi 4 adet olmak zorundadır. Diğer mantık kuralları da bu şekildedir. Hatta bazı etik kuralları bile bu şekildedir: Hiçbir şeyin var olmaması, içindeki şeylerin sonsuz işkence çektiği her şeyin var olmasından daha iyidir. Yani hiçlik içinde de bazı gerçekler var olmak zorundadır. Bu gerçekler, çok çeşitli olasılıkların hiçlik içinde dahi var olabildiğini göstermektedir.

Yani bu argümana göre Evren'in varlığı, hiçliğin içindeki gerçeklerin bir sonucu olabilir. Ne var ki kimisi bunun totolojik bir argüman olduğunu ileri sürmekte ve sorunun cevabından kaçınmakla eleştirmektedir. Çünkü nereden geldiğini izah edemediğimiz her şeyin soyut nesne olduğunu iddia ederek ezeli ve ebedi olduğunu söyleyebiliriz - ki tanrıyı da bu kategoriye koyanlara karşı geliştirilen ana argümanlardan birisi de budur.

Bu argümanın ikinci problemi, soyut nesnelerin nedensellik gücü olmamasıdır; yani soyut nesneler, somut nesnelerin var olmasının sebebi olamaz (zaten bu nedenle tanrı, bir soyut nesne gibi gelse de, teoloji filozofları onun bir soyut nesne olarak görülemeyeceğini söylemektedir).

Buna karşılık Max Tegmark ve diğerleri, soyut nesnelerin birbirleri üzerinde nedensellik gücü olmadığını söylemektedirler. Halbuki eğer ki bizler, soyut nesnenin bir parçası isek, o zaman bu soyut nesnenin kendi içinde süregelen süreçleri nedensellik olarak algılıyor olabiliriz. Dolayısıyla nedensellik katı bir gerçek değildir; sadece içinde bulunduğumuz matematiksel yapının kendi dinamiklerinin bir ürünüdür ve biz onu "bir şey, bir diğer şeye neden oluyor" diye algılarız. Dolayısıyla bu argüman, en azından varlığın kendisi bakımından düşünüldüğünde nedenselliğin çok da anlamlı veya önemli olmadığını ileri sürer.

Bunun en ilginç çıkarımı, Evren'in iç tutarlılığa sahip olmasının nedeninin nedensellik değil, soyut nesnenin kendi iç dinamikleri (içinde bulunduğumuz matematiksel yapının enformasyon karakteristikleri) olduğudur. Ve bu karakteristik, matematiksel yapıların iç niteliği dolayısıyla ezeli ve ebedidir; hiçbir noktada başlamamıştır ve hiçbir zaman bitmeyecektir. Zaman algısı ve ondan doğan nedensellik, söz konusu matematiksel yapının ufacık bir parçasından ve sıradan bir ürününden ibarettir.

Live Science

Kuantum Mekaniği, Hiçlikten Her Şeyi Açıklayabilir mi?

Hiçlikten her şeyi açıklamak konusundaki en büyük aday, kuantum fiziğidir. Kuantum Dalgalanma (Çalkalanma) gibi olaylar sayesinde, "hiç yoktan parçacıkların var olabileceği" iddia edilmektedir. Bu da, Evren'in hiçlikten başlayabileceği iddiasını doğurmaktadır.

Ne var ki buna itirazlar da oldukça güçlüdür. Çünkü karşıtlar veya eleştirmenler, daha önceden gördüğümüz gibi, kuantum fiziği çerçevesinde yapılan hiçlik tanımlarının, Büyük Patlama'dan önce "bir şeylerin" var olduğunu varsaydığını iddia etmektedir. Kuantum mekaniği çalışan kişilerin "hiçlik"ten kastının, "yasalar da dahil hiçlik" değil, içinde vakum ve bazı temel kuantum mekaniği yasaları olan bir başlangıç olduğunu iddia etmektedir.

Buna rağmen kuantum mekaniği, bize önemli bilgiler verebilir.

Kuantum Mekaniği, Her Şeydir Argümanı

Özellikle Caltech'ten teorik fizikçi Sean Carroll tarafından savunulan bu argüman, mutlak hiçlik yerine bir şeylerin olmasını sorgulamanın saygın bir arayış olduğunu, ancak yanlış soruyu sorduğunu ileri sürer. Çünkü bir şeylerin olmaması için sağlam bir gerekçemiz yoktur; çünkü Evren'e (veya "her şeye") ötesinden bakıp da, aslında olması gereken durumun "hiçlik" olduğunu bilmemekteyiz. Belki de olması gereken durum, bir şeylerin var olmasıdır.

Yani bu argüman, Evren'in hiçlik halinde olması gerektiğinin a priori bir varsayım olduğunu ve bu varsayımın bir şeylerin var olmasının şeyler için gerçek "varsayılan değer" olduğu varsayımından daha makul ve güçlü olmadığını ileri sürer. Dolayısıyla en başından çok temel ve her şeyi tanımlayabilen bir yasa ile başlamanın, "mutlak hiçlik" ile başlamaktan farksız olduğunu savunur.

Bu demek değildir ki hiçlik var olan gerçek durum olamazdı; elbette olabilirdi. Ama değildir. Fakat neden o değil de bu olduğunu sormanın, eğer olası diğer durumlardan birinde olup da var olabilseydik, "Neden öteki durumda değiliz?" diye sormaktan hiçbir farkı olmayacaktır. Çünkü bunun bir nedeni yoktur.

Yani bu argüman için Evren'in varlığı "katı gerçek"tir. Çünkü var oluşla ilgili kabul etmemiz gereken bazı şeyler vardır ve bu argümana göre "Evren'in varlığı" (yani "bir şeylerin var olması"), o kabullenmelerden biri olmalıdır.

Forbes

Bunu yaptıktan sonra, her şeyi tanımlayan o yasayı dalga fonksiyonu olarak belirler. Bu durumda, Evren'in şu anda içinde bulunduğu durum (ve var olabilecek bütün durumları - ki buna diğer kişilerin "hiçlik" dediği durum da dahildir), kuantum dalga fonksiyonu ile tanımlanan olasılıklardan birisidir.

Ayrıca bu argüman çerçevesinde "Evren'in varlığı" ile "doğa yasalarının varlığı" birbirinden ayırt edilebilir şeyler değildir. Yani "Doğa yasaları vardır ve zaman içinde Evren'i bu yasalar yaratmıştır." demek doğru değildir. Benzer şekilde, "Evren vardır ve bu Evren'in içinde belirli doğa yasaları belirmiştir." demek de doğru değildir. Doğru olan, Evren'in içindeki her şeyin (her durumun, İng: "state") zaten kuantum dalga fonksiyonunun bir ürünü olduğudur; dolayısıyla yasalar olarak tanımladığımız şeylerden gerçekliğin kendisine ve alt birimlerine kadar her şey, bu dalga fonksiyonunun bir ürünüdür; ancak bu dalga fonksiyonunun kendisi zaten Evren (ve evrenleri) kapsamaktadır - dolayısıyla aralarında bir ayrımdan söz edilemez.

Bu argümanın en ilginç çıkarımlarından birisi, Büyük Patlama ile birlikte Evren'in erken dönemlerini tanımlamak konusunda en başarılı teorilerden birisi olan Enflasyon Teorisi'nin bir başlangıç varsayarak hata yaptığı iddiasıdır. Argümana göre Enflasyon Teorisi veya Büyük Patlama'da bir "başlangıç"tan söz edilmesinin nedeni, buna yönelik hesaplamalar yaparken geliştirdiğimiz veya ileri sürdüğümüz teoremlerde doğru varsaydığımız aksiyom veya varsayım kümesinin bir başlangıcı ("sıfır anını") gerektiriyor olmasıdır. Halbuki Sean Carroll şöyle diyor:

Teoremlerimiz, uzay-zamanın ne yapabileceğini belirlemektedir. Bunu belirlemek için kabullendiğimiz varsayımlar altında, Büyük Patlama anında bir tekillik olması gerektiği sonucuna varıyoruz. Halbuki bu varsayımlar tamamen hatalı olabilir; bu çok olağandır. Dahası, bu teoremlerin temel aldığı klasik uzay-zaman, Evren'in var oluşuna yönelik nihai cevap değildir. Evren'in klasik olmadığını, kuantum mekaniğinin gerçek olduğunu biliyoruz. Kuantum Kütleçekim Teorileri'nin hiçbirinde Evren'in başlaması gerektiğini söyleyen bir teorem yoktur. Hatta ve hatta bunun tam tersini ispatlamak çok kolaydır! Eğer zamana bağlı bir kuantum durumunuz varsa, bunu sonsuz geçmişe kadar götürmek mümkündür; bir başlangıç şart değildir.

Yani bu argüman, Büyük Patlama'nın bir başlangıç anı olmadığını söylemektedir. Evren, ezelidir ve her an farklı yapıda görünür, bu da zaman algısını oluşturur. Evren'e dair gözlemlerimiz, yapının tamamının ufacık bir kısmından ibarettir; dolayısıyla dinamiklerine yönelik algımız da kısıtlı olmak zorundadır.

World Science Festival

Mantıksal Var Oluş Döngüsü Argümanı

İlk olarak John Wheeler tarafından ileri sürülen, sonrasında Arizona Eyalet Üniversitesi'nden teorik fizikçi Paul Davies tarafından geliştirilen bu argümana göre, hiçlik, doğa yasaları ve o yasaları gözleyip anlamlandıran gözlemciler ("şeyler" ve onların bir alt kümesi olan "bilinçler"), var oluşsal bir döngü içerisinde yer almalıdır. Yani hiçlik, her şeyi yaratmaz; ancak hiçlik ile şeyler, yapısal olarak iç içe geçmiş haldedirler. Biri, diğerini etkiler. Bu, zamanın ötesinde ve hatta zamanın okunu ihlal eden şekillerde olabilir.

Buna dair izleri kuantum mekaniğinde görebilmekteyiz. İçgüdüsel olarak zamanın geçmişten günümüze doğru bir ok gibi aktığını düşünürüz. Yani "şimdi" içinde yaşayan bizler için geçmiş %100 kesinliğe sahiptir; ancak gelecek belirsizdir. Kuantum mekaniğinde yapılan araştırmalar ise, geçmişin de en az gelecek kadar belirsiz olabileceğini göstermektedir. Günümüzü Büyük Patlama anına bağlayan, kuantum ölçeğinde birden fazla tarih yaşanmış olabilir.

Bu, ters nedensellik olduğunu ileri sürmemektedir; yani bu argümana göre sonuçlar, sebeplerden önce gelmemektedir. Argümanın söylediği şey (ve bu argümanın en büyük çıkarımı), geçmişteki olay ve yasaların, günümüzdeki gözlemlerden etkilenmek zorunda olmasıdır. Geçmiş de, tıpkı gelecek gibi belirsizdir ve gözlemciler, "gözlem" yaparak bu belirsizlikleri tekil olasılıklara indirgerler ("kuantum dalga fonksiyonunun çökmesi").

Young'ın Çift Yarık Deneyi'ne yönelik ileri düzey araştırmalar, bunu doğrulayan bazı sonuçlara ulaşmıştır. Örneğin yapılan deneylerde gösterildiği gibi, elektronların çift yarıktan geçtikten sonra bir detektör üzerinde oluşturduğu desenler, gözlem desen oluştuktan sonra yapılsa bile değişmektedir! Yani bizim bugün yaptığımız gözlemler, geçmişte fotonların aldıkları yolu değiştiriyor gibi gözükmektedir!

Bu karmaşık ama bir o kadar da nefes kesici videoda, meşhur "çift yarık deneyleri" ve onların gelişmiş versiyonlarını kullanarak, gözlemlerimizin bir elektronun davranışını nasıl etkilediğini anlamaya çalışacağız. Kuantum Mekaniği'nin sağduyuya tamamen aykırı doğasını en harika biçimde gösteren bu deneyler, sadece gözleme bağlı olarak bir fotonun milyarlarca yıl önceki davranışını değiştirebileceğini göreceğiz.
Inspiring Philosophy

Tabii ki bu olaylar sadece kuantum ölçekte ispatlanmış haldedir. Yani sizin bir futbol maçını izlemeniz, geçen hafta oynanmış bir diğer maçın sonucunu değiştiremez. Ancak her şeyin nereden geldiği sorusu söz konusu olduğunda, Evren'in dokusundan söz ediyoruz demektir ve bu dokuyu şu ana kadar kuantum mekaniğinden daha başarılı bir şekilde açıklayabilen hiçbir açıklama olmadı. Dolayısıyla kuantum mekaniğinin, gözlemciyi gerçekliğin bir parçası haline getirmesi, şeylerin ne olduğuna dair görüşlerimizin fazlasıyla naif, sağduyularımızın ise ziyadesiyle hatalı olduğunu gösterebilir.

Sıfır Enerjili Evren ve Kuantum Tünelleme

Kuantum Tünelleme argümanının ana sorusu, Evren'e hükmettiğini gördüğümüz uzay-zaman dokusunun ne kadar yaşlı olduğudur. Bunu tespit edebilirsek, hiçliğin nereden başladığını da bilebileceğimizi iddia eder; çünkü "hiçlik" dediğimiz şey, uzay-zamanın tam tersidir: Uzay da yoktur, zaman da... Bu noktayı tespit edebilirsek, aradaki geçişi anlayabiliriz.

Evren'in var oluşu ile ilgili en büyük problemin, enerji korunumu yasası olduğu ileri sürülmektedir. Sıfır enerji halinden, Evren'in içinde gördüğümüz aşırı miktardaki enerjiye geçişin temel fizik yasalarını ihlal ettiği sıklıkla iddia edilir. Gerçekten de, maddenin pozitif enerjisinin korunması, en temel doğa yasalarından birisidir. Ne var ki tek temel doğa yasası bu değildir: Kütleçekim alanının enerjisi negatif değere sahiptir. Eğer ki Evren, kapalı bir evren ise, kütleçekiminin negatif enerjisi, maddenin pozitif enerjisi ile birebir aynı değere sahip olabilir. Bu da, Evren'in toplam enerjisinin sıfır olduğu anlamına gelir. Benzer şekilde, kapalı bir Evren'in yük değerinin de sıfır olduğu gösterilebilir.

Bu durumda Evren, "hiçlik" açısından bakıldığında zaten halen bir "hiç"tir. Böyle bir durumda, Evren'in (ve hatta bu şekilde sonsuz evrenin) var olmasına engel olan hiçbir doğa yasası kalmamaktadır. Hatta bol miktarda evren, "hiçlik" dediğimiz şeyi her nasıl tanımlarsanız tanımlayın, onun içinde durmaksızın var oluyor olmalıdır. Çünkü kuantum mekaniğinde, doğa yasaları tarafından kısıtlandırılmamış olan her şey, mutlaka bir noktada gerçek olmak zorundadır; çünkü her bir olasılık, dalga fonksiyonunda belli bir değere sahiptir ve yeterince beklenirse en ufak olasılıklar bile gerçekleşecektir.

İşte bu durum, hiçlikten bir şeylerin başlangıcını açıklayabilir. Çünkü ilk madde var olmadan önce bile, bir kuantum olasılığın gerçekleşmesi sonucunda vakum adı verilen, içinde enerji ve basınç bulunan bir yapı var olabilir. Bu vakumların bir kısmında enerji çok küçük olabilir (ama sıfır değildir); bazı diğerlerinde ise çok yüksek enerji görülebilir. İşte yüksek enerjili bir vakum ile dolu bir Evren'in hiçlikten var olması halinde, Enflasyon Teorisi çerçevesinde gördüğümüz muazzam genişleme başlayabilir.

Ancak bir sorun var: Böyle bir evren için Einstein'ın Görelilik Teorisi denklemlerini çözdüğümüzde, önce bir miktar çöken, sonrasındaysa hızla genişleyen bir evren modeli görmekteyiz. Görelilik Teorisi'ne göre evren, o ufak boyuttan daha ufak bir boyutta var olamaz. Dolayısıyla hiçlikten bu ufak boyuta geçişin nasıl yaşandığını tespit edebilirsek, hiçlikten her şeyin var oluşunu da anlayabiliriz.

Medium

İşte bu noktada kuantum tünelleme kavramı devreye girmektedir: Kuantum tünelleme, enerji bariyerlerinden ötürü yaşanamayan olayların, kuantum ölçekte yaşanan tünelleme sayesinde bariyerlerin aşılmasıyla yaşanabilmesi durumudur. İşte Evren'in erken dönemlerine yönelik kuantum hesaplamalar, hiçlikten gelen bir evrenin öncelikle bu minimum boyutlu evrene kuantum tünellemeyle gelebileceğini, sonrasındaysa Görelilik Teorisi'nin öngördüğü gibi genişleyebileceğini göstermektedir. Bu da, hiçlikten her şeyi yaratabilmektedir.

Tabii ki bu argüman, kuantum yasalarının ve göreliliğin nereden geldiğini izah etmemektedir. Tufts Üniversitesi Kozmoloji Enstitüsü'nden Alexander Vilenkin bu konuda şöyle diyor:

Kuantum yasalarının veya göreliliğin neden var olduğu sorusuna söyleyebileceğim pek bir şey yok. Keşke olsaydı.
Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 8
  • Tebrikler! 4
  • Bilim Budur! 1
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 1
  • Umut Verici! 1
  • Merak Uyandırıcı! 1
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 2
  • İğrenç! 1
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 07/04/2020 17:50:40 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/8132

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bir çiçeğin ardındaki bilimi bilmek ona sadece heyecan ve gizem katar. İnsanlar bunun ondan bir şey çaldığına nasıl inanır, anlamıyorum.”
Richard Feynman
İnsan Zekasının Evrimi: Neden Sadece İnsanın Beyni Bu Kadar Evrimleşmiştir?
Geri Bildirim Gönder