Domuz Etinin Bilimsel Olarak İncelenmesi ve Sağlık Açısından Değerlendirilmesi
Domuz Etinin Bilimsel Olarak İncelenmesi ve Sağlık Açısından Değerlendirilmesi

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için evrimagaci@gmail.com üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Domuz eti yemek ve sağlığa olan etkileri, uzun bir süredir ülkemizde ve genel olarak birçok ülkede süregelen bir tartışmadır. Bu konuda çok iddia ileri sürülmüş, çok kavgalar yaşanmıştır. Peki ya bilimsel araştırmalar bu konuda neler söylüyor? Gerçek nedir? Evrim Ağacı olarak biz, domuz etinin özelliklerini, bu etin diğer etlere göre biyolojik, kimyasal, tıbbî benzerlikleri ve farklılıkları olup olmadığı ve özellikle de sağlık üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla bu yazıyı yazmak istedik. Umarız sizlere de faydalı olacaktır.

 

Temel Bilgiler

Domuz eti, tanım olarak, özellikle evcil domuzdan (Sus domesticus) elde edilen etin genel adıdır ve günümüzde birçok ülkede ciddi miktarlarda tüketilmektedir. Dünya çapında değerlendirildiğinde, en çok tüketilen et türleri arasında yer almaktadır. Evcil domuzun, yapay seçilim aracılığıyla vahşi domuz olarak bilinen Sus scrofa türünden evrimi günümüzden 13.000 ila 12.700 yıl öncesine kadar gitmektedir. Bu domuzlardan elde edilen et, genellikle pişirilerek yenmektedir; ancak farklı kültürlerde pişirilmeden ya da az pişirilerek yendiğine de rastlanmaktadır. Domuz eti, başlı başına farklı şekillerde pişirilerek tüketilebildiği gibi, aynı zamanda sosis gibi işlenmiş et ürünlerinin de başlıca içeriklerinden biridir. 

Domuz etinin yaygınlığına bakacak olursak, ilginç bir tabloyla karşılaşırız. Dünya'daki et üretiminin %38'i domuzdan karşılanmaktadır; ancak tüketim biraz daha karışıktır. Örneğin Amerikan Tarım Bakanlığı'nın Yabancı Tarım Servisi'nin raporuna göre 2006 senesinde Dünya çapında 100 milyon ton et tüketilmiştir ve sadece 1 sene içerisinde bu tüketim belli başlı ülkelerde (örneğin Çin) ciddi miktarda artış göstermiştir (%20 civarında). Bazı sayılar vermek gerekirse, 2006 senesinde Çin'de kişi başına yılda 40 kilogram, 25 Avrupa ülkesinin toplamında kişi başına yılda 43.9 kilogram, ABD'de kişi başına yılda 29 kilogram, Rusya'da 18.1 kilogram ve Japonya'da 19.8 kilogram domuz eti düşmekte ve tüketilmektedir. Domuz, genellikle yan ürün olarak yemeklerde yer aldığı için (ana yemek olarak sunulmadığı, biftek ve tavukla beraber servis edildiği için) tüketim oranları göreceli olarak düşüktür. 

Burada, etlerin kesimi ve pişirilmesiyle ilgili teknik detaylara ve aşçılık ile ilişkili konulara pek fazla girmeyeceğiz. Zira elbette etin pişirilme türü, içeriğini, lezzetini ve özellikle de sağlık üzerindeki etkilerini ciddi miktarda etkileyecektir. Bu kısmı araştırmayı size bırakıyoruz. Domuz etiyle ilgili bizi ilgilendiren kısma, yani sağlık üzerindeki etkilerine ve içeriğine girmek istiyoruz.

 

Domuz Etindeki Besin Değerleri

Öncelikle domuz etinin besin değerlerine biraz bakalım.

Bir etin "kırmızı et" mi, "beyaz et" mi olduğuna karar veren, o et içinde bulunan miyoglobin isimli bir proteinin miktarıdır. Miyoglobin, hayvanların kas dokusunda bulunan demir ve oksijen bağlayıcı moleküldür. Hayvanlarda kana kırmızı rengini veren protein hemoglobindir; ete (hayvanların kaslarına) kırmızı rengi veren molekül ise miyoglobindir. Hemoglobin ve miyoglobin, evrimsel olarak da yakın akraba olan kimyasal moleküllerdir. "Et yemek" dediğimizde kastettiğimiz, hayvanların bu kırmızı kas dokusunun yenmesidir.

Domuz etindeki miyoglobin değerleri (gram başına ortalamada 2 miligram), sığırlardan elde edilen biftekteki miyoglobin değerlerine göre (gram başına 6-8 miligram) kıyasla düşüktür; ancak tavuğa göre dikkate değer miktarda yüksektir. Tavukta kırmızı ve beyaz et karışıktır; ancak baskın olan beyaz ettir; bu nedenle miyoglobin değeri doğrudan ölçülmez. İşte bu yoğun miyoglobin barındırma özelliği dolayısıyla birçok ülkede domuz eti "kırmızı et" olarak sayılmaktadır.

Miyoglobin haricinde domuz eti içerisinde çok yüksek oranda B1 vitamini, bir diğer deyişle tiyamin isimli kimyasal bulunmaktadır. Bu vitamin, yediğimiz yiyecekleri sindirip, onlardan enerji alabilmemizi sağlayan çok önemli bir vitamindir. Eğer vücudunuzda yeterli düzeyde tiyamin bulunmazsa, vücudunuz normal şekilde çalışamaz. Bu vitamini almanın diğer yolları biftek, karaciğer, toz süt, ceviz, yulaf, portakal gibi besinleri tüketmektir.

Domuz eti, genel olarak "yağlı" bir et olarak bilinir; çünkü çoğu zaman yağ oranı yüksek olan kısımları pişirilip yenir. Tahmin edileceği üzere, eğer yağı alınarak servis edilirse diğer et türlerinin normal tüketim biçimine nazaran çok daha az yağ oranına erişmek mümkündür. Ancak buna rağmen, yağı alınmış olsa bile kolesterol oranı ve kalp ve damar hastalıkları için son derece riskli olan doymuş yağ oranları oldukça yüksektir. Dolayısıyla tavsiye edilen değerlerin üzerinde tüketimi sağlık sorunlarına neden olabilecektir.

Bunlar haricinde, 100 gram domuz eti içerisinde bulunan kimyasallar şöyle listelenebilir:

  • Doymuş Yağ (5.23 gram)
  • Tek Doymamış Yağ (6.19 gr)
  • Çok Doymamış Yağ (1.2 gr)
  • Triptofan Proteini (0.338 gr)
  • İzoleusin Proteini (1.26 gr)
  • Leusin Proteini (2.177 gr)
  • Lisin Proteini (2.446 gr)
  • Metiyonin Proteini (0.712 gr)
  • Sistin Proteini (0.344 gr)
  • Fenilalanin Proteini (1.086 gr)
  • Tirozin Proteini (0.936 gr)
  • Valin Proteini (1.473 gr)
  • Arcinin Proteini (1.723 gr)
  • Histidin Proteini (1.067 gr)
  • Alanin Proteini (1.603 gr)
  • Aspartik Asit Proteini (2.512 gr)
  • Glutamik Asit Proteini (4.215 gr)
  • Glisin Proteini (1.409 gr)
  • Prolin Proteini (1.158 gr)
  • Serin Proteini (1.128 gr)
  • Su (57.87 gr)
  • B6 Vitamini (0.464 miligram)
  • B12 Vitamini (0.7 mikrogram)
  • Kolin (93.9 miligram)
  • C Vitamini (0.6 miligram)
  • D Vitamini (1.325 mikrogram)
  • Kalsiyum (19 miligram)
  • Demir (0.87 miligram)
  • Magnezyum (28 miligram)
  • Fosfor (246 miligram)
  • Potasyum (423 miligram)
  • Sodyum (62 miligram)
  • Çinko (2.39 miligram)

 

Bu değerleri beslenme bilimi açısından değerlendirecek olursak; doymuş yağ miktarı haricinde bütün değerlerin oldukça sağlıklı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Domuz eti, içerik bakımından oldukça zengindir. Sadece yüksek kolesterol ve doymuş yağ oranları dolayısıyla bazı yaş ve sağlık grubundan olan insanlar için tehlikeli olabilir.

 

Domuzdaki Riskli Hastalıklar ve Korunma Yöntemleri

Domuz ve domuz etiyle ilgili en sık karşılaşılan tartışmalar, genellikle domuz etinin "pis", "hastalıklı", "iğrenç", vb. içerikte olması etrafında dönmektedir. Çoğunluklaysa bu argümanlar, "domuzların pislik ve kendi dışkıları içerisinde yaşaması ve bu dışkılarıyla beslenmeleri" çerçevesinde temellendirilir. 

Öncelikle, bu hastalıkların temelleri iyi anlaşılmalıdır. Her besin üzerinde çeşitli bakteriler, virüsler, parazitler, mantarlar, protistalar ve hatta kimi zaman diğer hayvanlar yaşayabilir. Vücudumuz, bu canlıların (ve canlılıkla cansızlık arasındaki virüslerin) birçoğuna karşı, hem evrimsel süreç içerisinde, hem de aşılar gibi modern teknolojiler sayesinde bağışıklık kazanmış vaziyettedir. Eğer ki bağışıklık sistemimiz bir anlığına tamamen ortadan kaldırılacak olsa, sadece vücudumuzda yaşayan yabancı hücreler ve yapılar bizi öldürmeye yetecek kadar fazla sayıdadır ve tehlikelidir. Ancak günümüzde, evrimsel süreç sayesinde bu canlıların birçoğunu kolayca etkisiz hale getirebilmekte, bir kısmıyla ise karşılıklı faydacı biçimde yaşayarak idare etmekteyiz. Savunma sistemimiz yetersiz kaldığında ya da savunma sisteminin tanımadığı bir yapı vücuda girdiğinde ise, savunma mekanizmalarımız devreye girerek mücadele başlamaktadır. 

Her ne yiyor olursak olalım, mutlaka yapımıza ve evrimimize uygun bir şekilde tüketmemiz gerekmektedir. Örneğin bizler, en azından son 400.000 yıldır eti pişirerek yiyen bir hayvan türüyüz. Araştırmalar ateşin kontrolünün 1.5 milyon yıl öncesine kadar gidebileceğini göstermektedir! Eti pişirmek, bizim sindirimimiz açısından ve aynı zamanda savunmamız açısından çok kritik bir işlemdir. Eti ateşte pişirmek sadece sindirime katkı sağlamaz; aynı zamanda yüksek sıcaklık değerleri dolayısıyla sayısız parazitin de ölmesine neden olur. Bu nedenle bütün etlerin, detaylı ve titiz araştırmalar sonucunda tespit edilmiş "tavsiye edilen pişirilme sıcaklıkları" bulunmaktadır. Bu sıcaklıklar, tehdit unsuru olabilecek parazitlerin yaşayamayacağı sıcaklıklar olacak biçimde seçilmektedir. Örneğin biftek en az 70 santigrat derece, kuzu en az 75 santigrat derece, tavuk ve hindi ortalama 75-80 derece, domuz ise en az 63 dereceye kadar pişirilmelidir. Görüleceği üzere, domuzun sağlıklı olmaya başladığı sıcaklık, diğerlerinden daha bile düşüktür. Ancak damak tadınıza göre bu sıcaklığı daha da yüksek tutmak mümkündür. Benzer şekilde, yine damak tadına bağlı olarak diğer etler de daha düşük sıcaklıklarda yenebilmektedir. Örneğin bifteği "kanlı" seven kişiler, sadece 45-50 derece sıcaklığa kadar pişirip yiyebilmektedirler.

Peki domuz eti içinde en tehlikeli olabilecek parazitler hangileri? Taenia solium adı verilen domuz tenyası ve Trichinella spiralis isimli yuvarlak solucan türleri... Bu ikisi ile başa çıkılabildiği müddetçe, domuz etinin diğer etlerden dikkate değer herhangi bir farkı olmadığı söylenebilir. Bu canlılar, insana bulaştıkları zaman, sindirim sistemi içerisinde parazitik olarak yaşayarak insanı sömürebilmekte, sonunda da ciddi hastalıklara neden olabilmektedirler. Ancak şu unutulmamalıdır: İçinde parazit bulunan tek et, domuz eti değildir! Her et türünde parazitler bulunmaktadır ve sözü edilen pişirme sıcaklıkları da buna göre belirlenir. İnsanların tükettiği hayvanlar, oldukça karmaşık yapısı bulunan türlerdir. Bu türler, beraberinde birçok yabancı unsuru da getirebilmektedir. İşte bu yüzden, et tüketmenin birinci kuralı, onu doğru pişirmektir. Gerçekten de, gerekli sıcaklıkta, gerekli sürede pişirilen etlerde bu saydığımız hayvanlara rastlanmaz ve pişmiş etten dolayı bu hastalıklar görülmez. Öte yandan, pişirilmemiş ya da yeterince pişirilmemiş etten dolayı bu hastalıklara yakalanan birçok insan bulunmaktadır. Dolayısıyla bu durum, esasında domuzlara has bir durum değildir.

Benzer şekilde, pişirilmemiş et içerisinde sayısız bakteri barınabilir ve çoğalabilir (bu, yine, tüm etler için geçerlidir). Bu bakteriler arasında Listeria monocytogenes, E. coli, Salmonella, Staphylococcus aureus gibi türler sayılabilir. Tüm bunlardan fiziksel olarak korunmanın temel yolu, eti en az tavsiye edilen sıcaklığa kadar, mümkünse daha da ötesine çıkararak pişirmek ve bu sıcaklıkta en az 3 dakika bekletmektir. Pişirmenin süresi, etin tipine göre değişmektedir ve etler, mümkün olduğunca uzun süre pişirilmelidir. Tabii ki gereğinden uzun pişirilen et kuruyacak ve sertleşecektir; dolayısıyla burada hassas bir ayar tutturulması önem arz etmektedir. İşte "aşçılık" denen sanat da burada devreye girer. Biz yine domuz etine dönelim:

Domuz eti içerisinde, diğer etlerde kısmen daha seyrek görülenYersinia enterocolitica isimli bir bakteri bulunmaktadır. Bu bakteri, insanlarda nadiren de olsa gastroenterit hastalığına neden olmaktadır. Ancak bu bakterinin özel bir tarafı bulunmamaktadır. Tıpkı diğer bakteriler gibi, ısı yoluyla öldürülebilmektedir ve genel pişirme tavsiyelerine uyulduğu müddetçe ek bir risk faktörü oluşturmamaktadır.

Bunun haricinde ılık iklimlerde yetiştirilen domuz eti içerisinde Hepatit E virüsüne de rastlanmıştır. Bu hastalığa sebep olan virüs, insanlara bulaşmadan önce domuzlarda konaklamaktadır. Benzer şekilde, domuz gribi de konak olarak domuzları kullanan bir hastalıktır. Ancak yine... Bu hastalıkları, eşdeğerlerini veya benzerlerini diğer hayvanlardan da edinmek mümkündür. Hepatit E, Dünya'nın gelişmiş ülkelerinde pek bulunmasa da, gelişmekte olan diğer bölgelerde domuzlar ve av hayvanları yoluyla bulaşmaya devam etmektedir. Dolayısıyla bu hastalığı da sadece domuzların omzuna yüklemek hata olacaktır.

Burada saydıklarımız haricinde domuz etiyle ilgili dikkate değer herhangi bir diğer tehdit unsuru bulunmamaktadır. Bazı çok nadir görülen hastalıkların da (Nipah virüsü ve Menangle virüsü) domuzlarla ilişkili olabileceği iddia edilmektedir; ancak bunlar henüz bilimsel olarak ispatlanmış iddialar değildir; araştırmalar sürmektedir. Benzer şekilde, biftek ve tavuklara atfedilen ve henüz net olarak ortaya konulmamış hastalık iddiaları da bulunmaktadır.

Görülebileceği gibi domuz etindeki risklerden korunmanın çok basit bir yolu vardır: Eti iyi pişirmek. Herhangi bir dış kimyasala bile gerek yoktur. Sadece çiğ yemeyecek olursanız, hastalık yapıcı unsurların neredeyse tamamından kurtulma şansınız çok yüksektir. Bu, diğer etler için de geçerlidir. Öte yandan sadece pişirmekle yetinmek istemiyorsanız, elbette eti temizlemenin başka yöntemleri de mevcuttur. Ancak hangi ek yöntemi uygularsanız uygulayın, eti doğru ve iyi pişirmeniz şarttır. O yöntemlere birkaç örnek verelim:

Örneğin domuz etini 15 santimetreden ince olacak şekilde dilimleyip, -15 derecede 20 gün boyunca donmuş halde bekletirseniz, içindeki tüm parazitik canlıları yok etmeniz mümkündür. Özellikle de solucanlar ve muhtemel larvaları, bu sıcaklıkta tamamen öleceklerdir. Burada ilginç bir gerçek karşımıza çıkmaktadır: Domuz eti haricindeki etlerde bulunan solucanlar, genellikle bundan daha düşük sıcaklıklarda dondurulmaları gerekir ve hatta o zaman bile hayatta kalabilecek şekilde soğuğa adapte olmuşlardır. Domuz eti ise bu açıdan farklıdır ve -15 derece gibi kolay erişilebilir bir sıcaklık dahi içerisindeki solucanları öldürmek için yeterlidir. Dolayısıyla eğer dikkatle aranacak olursa, domuz etinin diğer etlere faydasını bulmak bile mümkündür; ancak amaç, domuz etini övmek değil, konuyla ilgili gerçekleri ve bilimsel olarak bilinen doğruları sizlere aktarmaktır.

Bir diğer önemli tavsiye de, domuz etini kestiğiniz bıçakları ve testereleri sıklıkla ve detaylıca yıkamaktır. Bu da yine tüm etler (ve hatta hayatınızın geri kalanı) için geçerli bir hijyen kuralıdır. Bıçaklarda çoğalan parazitler, et aracılığıyla yemeğe geçebilirler.

Ayrıca sadece bu da değil! Domuzların yetiştirilmesi de burada kritik öneme sahiptir. Bir besi hayvanının tükettiği besinler, et kalitesini doğrudan belirlemektedir; bu, bilinen bir gerçektir. Bu nedenle sığırlar gibi büyükbaş hayvanlar ve tavuklar gibi küçükbaş hayvanların ne yiyip içtiği çok büyük önem arz eder. Domuzlar için de durum farksızdır. Domuzlar; pişirilmemiş et, atık yemekler, başta fareler olmak üzere diğer hayvanların leşlerini yiyebilirler; ancak eğer ki yetiştirildikleri çiftlikler sağlıklı ve hijyenik ise, bunlarıo tüketmemeleri sağlanmaktadır. Bu da, domuz etinin kalitesini yükseltmektedir.

Domuz etiyle ilgili olumsuz görüşlerin birçoğu, diğer etler için de dikkate değer miktarda faydalı olmayan temizleme yöntemlerinin, sanki domuzlara özel bir etkisizliği varmış gibi lanse edilmesidir. Örneğin insanlar, eti tuzlamanın, kurutmanın, fümelemenin ve mikrodalga fırında pişirmenin hijyeni garantilediğini sanmaktadırlar. Halbuki bu yöntemler, hiçbir etin hijyenini garantilemez. Faydası olabilir; ancak garantisi yoktur. Domuz eti için de durum farklı değildir. Ne var ki insanlar, domuz etinin bu yöntemlere özel bir direnci olduğunu ve özellikle pis kaldığını iddia etmektedirler. Bu doğru değildir. 

 

Domuz Etiyle İlgili Argümanların Değerlendirilmesi

Açık söylemek gerekirse, domuz eti mutlaka yenilmesi gereken bir et türü değildir. Dolayısıyla eğer ki kuşkularınız varsa, basitçe uzak durabilirsiniz - bunda sağlığınız açısından herhangi bir sakınca yoktur. Ancak bu eti yiyenlerin ömrünün kısaldığını iddia etmek, ABD'de kronik olarak görülen obezitenin sebebinin domuz eti olduğunu iddia etmek, domuzların pisliklerini yedikleri için etlerinin de pis olduğunu iddia etmek gibi argümanlar, bilimsel olarak geçerliliği bulunmayan iddialardır. Bu iddiaların büyük bir kısmı, domuz etine mahsus değildir. Örneğin aşırı (haftada 3 günden fazla) kırmızı et tüketiminin kanser gibi hastalıklara neden olduğu ve ömrü kısalttığı bilinmektedir; ancak bu, domuz etiyle ilgili bir durum değildir. Gelin domuz etiyle ilgili iddialara biraz daha yakından bakalım:

Dediğimiz gibi, her besin türünde, düzgün yaklaşılmadığı sürece, ciddi hastalıklara neden olabilecek sayısız canlı bulunur. Bu sadece et için de geçerli değildir, yeşil ürünlerde ve meyvelerde de, domuz etindekinden bile riskli olabilecek unsurlar bulunmaktadır. Bu nedenle meyvelerinizi de yıkayarak, hijyenik bir şekilde tüketmeniz gerekir. Aynı şekilde dana ve kuzu etinde de benzer durumlar söz konusudur. Dolayısıyla, teknik olarak bakıldığında, "doğuştan temiz" hiçbir besin unsuru bulunmamaktadır. Bu sebeple, domuz eti tüketecek kişi de, diğer tüm besinleri tüketecek insanlar kadar dikkatli olmalı ve besinlerinin iyi piştiğinden ve temiz yerlerden geldiğinden emin olmalıdır. Nasıl ki bir elma yemeden önce yıkamamız gerekiyorsa, bir eti tüketmeden önce de pişirmemiz gerekmektedir. Bunun arkasındaki mantık bu kadar basittir.

Domuz eti yiyenlerin daha çok hastalandığı veya diğer etleri tüketenlere nazaran daha da erken öldükleri iddiaları tamamen asılsızdır. İstatistiklere bakılacak olursa, insan ömrünün en uzun olduğu ülkeler, aynı zamanda domuz etinin de en çok tüketildiği ülkelerdir (buna en iyi örnekler Norveç, İsveç, Japonya ve ABD'dir). Elbette domuz eti ömrü uzatmaya katkı sağlamaz; ancak dikkate değer miktarda bir kısalmaya sebep olduğunu iddia etmek; daha önemlisi diğer etlere nazaran daha da tehlikeli olduğunu düşünmek için herhangi bir sebep yoktur. Elbette, her kırmızı et gibi, hele ki işlenmiş formları aşırı tüketilecek olursa vücuttaki kolesterol ve doymuş yağ oranlarını arttıracağı için hastalıklara ve ölümlere yol açabilir. 

Bir diğer önemli nokta ise domuzun yaşadığı ortamın pis olmasından ötürü, etinin de pis olduğu yanılgısıdır. Örneğin kendi pisliğini eşeliyor ve kimi zaman yiyor olmasının, kaslarında bu pisliğin biriktiğine dair oldukça naif bir izlenim oluşmaktadır. Bunun, herhangi bir doğruluk payı bulunmamaktadır. Zira sindirim sistemimiz, vücuda giren kimyasalları olduğu gibi depolamamaktadır. Siz bile dışkı yiyecek olsanız, kaslarınızda dışkı veya dışkıyı "dışkı yapan" kimyasallar depolanmazdı. Örneğin bir elmayı tükettiğinizde, vücudunuzda elma kabuğu ya da parçaları birikmemektedir. Elmanın içindeki sindirilebilir olan besinleri sindirir, başka kimyasallara dönüştürür, o şekilde depolarsınız - veya sindiremediğiniz parçaları dışkılayarak atarsınız. Aynı şey, domuzlar için de geçerlidir. Domuz vücuduna giren her besin (ve dolayısıyla her kimyasal), yapısına göre farklı işlemlerden geçirilmektedir. Bir domuz, pislik yiyor diye kaslarında ve genel etinde pislik depolanmamaktadır. Bu pislikler çeşitli yollarla (karaciğer gibi) arıtılmakta, arıtılamayan da vücut dışına atılmaktadır. Dahası, dışkı yeme davranışı domuzlara özgü bir davranış değildir. Örneğin çok daha yaygın olarak tükettiğimiz tavuklar, diğer hayvanların ve kendilerinin dışkılarını eşeleyerek sindirilmemiş besinleri yemeye çalışırlar. Bu, bize iğrenç geliyor olsa da, biyolojik olarak pek de anormal bir davranış değildir. Dışkı eşeleyebilen canlılarda, bunun zararlarıyla baş edebilecek savunma sistemleri de evrimleşmiştir. 

Elbette, pis ortamlarda daha fazla sayıda riskli parazitin bulunması, domuzu riskli bir hayvan yapabilmektedir. Eğer ki düzgün bir ortamda yetiştirilmediyse, daha fazla paraziti bünyesinde barındırması olasıdır. Ancak olumsuz şartlarda daha fazla parazit bulundurma, domuzlara özgü bir durum değildir. Eğer ki besi hayvancılığı yapan şirketlerin denetimi düzgün yapılacak olursa, domuzu sığırdan ayıran dikkate değer bir unsur bulunmamaktadır. Ayrıca, unutmayınız ki bu hastalık yapıcı unsurların hemen hemen hepsi, pişirilme sayesinde önlenebilecek yapılardır. 

Kimi zaman, domuz eti içerisinde "bazı toksinlerin" biriktiği söylenir. İddia sahipleri nedense bu toksinleri açıklamazlar. Gerçekten de, domuzların vücudunda özellikle toksin biriktiğini veya potansiyel olarak zararlı maddelerin domuzlarda özellikle fazla biriktiğini gösteren herhangi bir akademik çalışma bulunmamaktadır.

Tüm bu asılsız iddiaların kökeni, şahsi nedenlerden ötürü domuz eti yemeye karşı olan kişilerin, kendi inançlarını desteklemek için inandığı, uydurduğu ve/veya yaydığı yalanlarına dayanmaktadır. Bu iddialar arasında oldukça sıradışı ve çılgın birçok argüman bulunur. Kimisi, domuzların terbezleri bulunmadığını, bu yüzden vücutlarındaki toksinlerin atılamadığını ve etin hastalık yapıcı hale geldiğini iddia ederler. Bu, tamamen hatalıdır. Domuzlar, memeli hayvanlardır ve her memeli hayvan gibi, vücutlarında ter bezleri bulunmaktadır. Ne var ki domuzlar bu ter bezlerinin asıl görevi olan sıcaklık ayarlama fonksiyonunu dikkate değer miktarda kullanmamaktadırlar; çünkü farklı yöntemlerle (çamurda yuvarlanma gibi) vücutlarının sıcaklığını denetim altında tutarlar. Ancak ter bezleri olmasaydı bile bu, toksinlerin etkili bir şekilde arıtılamadığı anlamına gelmezdi. Terlemek, toksinlerden arınmanın en etkili yolu değildir. Terlemenin amacı, vücudun ısı dengesini korumaktır. Canlıların vücutlarındaki toksinleri, iç organlar ve özellikle de karaciğer temizler. Zaten terlemeyen ama tükettiğimiz tek et türü de domuz değildir: Memeli hayvanlar olmayan tavuklar ve balıklar da terlememektedir.

 

Bu Durumda Ne Yapmalı?

Sonuca gelecek olursak... Evrim Ağacı olarak bizler elbette kimseye ne yemeleri ve ne yememeleri gerektiği konusunda ahkam kesecek değiliz, bu cüreti kendimizde görmeyiz. Herkes, kendi yiyeceğinden sorumludur. Ancak eldeki bilimsel veriler ışığında şunlar söylenebilir:

Domuz eti, diğer etlere göre dikkate değer miktarda ek bir risk taşımamaktadır. Ama her etin tüketiminde olduğu gibi, domuz tüketiminde de dikkatli olunması gerekmektedir. "Kesinlikle domuz eti yenmemelidir." gibi bir iddia da, bilimsel temelli değildir; olsa olsa duygusal veya şahsi inançlara dayalı temellere sahip olacaktır. Her besin grubuna özgü riskler bulunmaktadır ve domuzlar için olan risk, özel veya sıradışı değildir. 

Tüm bunlarla birlikte, domuz eti insan diyeti için elzem değildir. Domuz etini yemek veya yememek size kalmıştır. Eğer merak ediyorsanız ve herhangi bir tıbbî nedenden dolayı bir engeliniz yoksa, denemenizde bilimsel olarak bir sakınca yoktur. Fakat yine de, genel et tüketim kurallarına uymayı unutmayınız: Etinizin yetiştirildiği yere ve pişirilme sıcaklığına dikkat edin. 


Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. DeGiorgio, G., et al. (2005). Sero-prevalence of Taenia solium cysticercosis and Taenia solium taeniasis in California, USA. Acta Neurologica Scandinavica.
  2. Singh, G., et al. (2002). Taenia Solium Cysticercosis. CABI Publishing.
  3. Bailey, T., et al. (1988). Trichinosis Surveillance, United States, 1986.
  4. Raloff, Janet. Food for Thought: Global Food Trends. Science News Online. May 31, 2003.
  5. Thompson, Michael D., “‘Everything but the Squeal’: Pork as Culture in Eastern North Carolina,” North Carolina Historical Review, 82 (Oct. 2005), 464–98.
  6. Livestock and Poultry: World Markets and Trade." Circular Series DL&P 2-06, Foreign Agricultural Service, United States Department of Agriculture, October 2006. Retrieved on 2007-08-15.
  7. "Trichinellosis Fact Sheet". Centers for Disease Control, US Government. 2004.

Aşkın Evrimi ve Neden, Nasıl Aşık Olduğumuz Üzerine...

Gazlı İçeceklere ve Etkilerine Bilimsel Bir Bakış...

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim