Sessizliğin Suçu: Çocuklar, Kadınlar ve Güç İstismarı
Epstein Dosyaları: P*d*fili, ens*st ve ş*ddetin münferit değil sistematik bir sorun olduğuna dair çarpıcı bir tanıklık.
Sessizliğin Suçu: Çocuklar, Kadınlar ve Güç İstismarı
- Blog Yazısı
“Bu metin “MAĞDUR” ya da “MAĞDUR ADAYLARI” adına yazılmıştır”
...
Bazı hikâyeler vardır; okunmaz, belki birazcık hissedilir. Bazıları anlatılmaz, insanın içine içine kazınır. Bazıları ise sadece bir kişinin değil, binlerce kadının ve çocuğun susturulmuş çığlığını taşır içinde.
Birazdan aşağıdaki satırlarda okuyacağınız iki hayat, farklı bedenlerde ama aynı karanlıkta büyümüş iki ruha benim yakinen tanıklığımdır. Aslında daha fazlasını tanıyorum lakin en dilimden düşüremediğim ve örnek verdiğim şahsiyetler olarak, affınıza sığınarak isimsiz paylaşıyorum hikayelerini… Aynı sessiz cehennemin farklı odalarında yanmış, aynı korkuyla susmuş, aynı umutla ayağa kalkmış iki insanın çocukluk hikâyesini.
Bunlar acının p**nografisi değil. Bunlar “bak ve üzül” diye yazılmış öylesine metinler de değil. Bunlar hayatta kalmanın, yeniden doğmanın ve insan onurunu dişleriyle sökerek geri almanın hikayesi…
Aşağıdaki satırlara girdiğinizde yalnızca iki kadının geçmişine değil; toplumun görmezden geldiği, susturduğu, halının altına süpürdüğü karanlığa da bakacaksınız. Ve belki de ilk kez, “aile”, “evlilik”, “kader” gibi kutsal kelimelerin ardına saklanan şiddetin gerçek yüzüyle karşılaşacaksınız.
Hazırsanız okuyun.
Ama acele etmeyin. Çünkü bu hikâyeler hızlı tüketilecek metinler değil; vicdanla okunması gereken insanlık sınavlarıdır.
Bir Çocuğun Elinden Alınan Bedenin Hikayesi
Herkes başlangıçta çocuk bedeni ile hayata merhaba der. “O” ise çocuk bedeninde kocaman bir yükü istemsizce sırtladı. Kabul, yaşamasına izin verildi ama o çocuk bedeni asla ona ait değildi. Tiksinerek mi desem korkarak mı bilmem; mecburen paylaştığı bir sürü başka ortak kullanıcıları da vardı.
Sesi daha hiç konuşamadan öğretilmiş çaresizlikle susturulmuştu, çünkü bu onun için herkesin istese de istemese de oynadığı bir evcilik oyunuydu… Zaten de ne zaman öğrendi bu oyunu, buna dair bir hafıza kaydı da yoktu.
Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, sitemizin/uygulamamızın çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, %100 reklamsız ve çok daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.
KreosusKreosus'ta her 50₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.
Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.
PatreonPatreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.
Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.
YouTubeYouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.
Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.
Diğer PlatformlarBu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.
Giriş yapmayı unutmayın!Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.
Gözleri ağlamak istese de çöpe ya da sokağa atılma, kimsesiz ve de anne babasız kalma korkusu gözyaşlarına hep tampon oldu. Çığlıkları mı? Çalışan anne babaların evinde o hiçliğe atılan çığlıkların bir manası da duyanı da yoktu. Çünkü çok küçüktü; tesadüfen dahi birileri sesini duysa, daha nefes bile alamadan kurulan onlarca cümlenin yanında ona tek kalan: anne terliğinin ya da evdeki bakıcı ablanın dolgun topuk izi oldu.
12 yaşında öğrendi oynadığı evcilik oyununun öylesine sıradan bir oyun olmadığını. S*vişmenin bu coğrafyada kadere razı gelmek demek olduğunu…
Evet, sorun lütfen: neden kimseye şikâyet etmedi, diye? Ben de sordum çünkü…
Çocuk aklının buna pek çok sebebi vardı; masum anne babasını bu pislikler yüzünden k*n d*valı ya da k*til olmasına yüreğinin izin verememesi… Korkunç da olsa sokakta yaşayamayacağı gerçekliği, bu sebeple yuvasını dağıtmamak istemesi… Olası bir plansız kaçışla onlara yeniden teslim olmak zorunda kalma korkusu… Ailesinin onu onlardan biriyle evlendirebilme ihtimali… Dışlanmak, yuvaya verilmek ve sair…
O toplumun en temel yapı taşı olan “aile” denilen yerde kırıldı. “Korumacı” denilen yerde 12 yaşına kadar bedenen kullanıldı. Küçücüktü. Daha da acısı; çaresizdi. Nihayetinde büyüdü, direnmeyi de planlı kaçışı da öğrendi.
Uzun yıllarını aldı ama sonunda başardı. Yıllar sonra dönüp hepsiyle tek tek yüzleşti. Suratlarına en ağır sözlerle t*kürüp helalleşmeden, özgürlüğüne doğru emin adımlarla yürümeyi öğrendi.
Aynı sessiz cehennemi yaşayan binlerce çocuktan sadece birinin hikâyesi bu.
Kurtuluş Sandığı Evlilik
Aile evine dönmemekti kocasına “Bunun” da evet deyiş sebebi. Baba evindeki görünmezlik, kimseye dile getiremediği e*iyet ve i*kenceye tekrar teslim olmamak mottosuyla gitti nikah dairesine. Öyle alelade bir tatil gününde… Kimselere haber vermeden, korkak bir beden, titrek iki dizle… Bilinmezlik çok derin olsa da dönmemeliydi c*lladının yaşadığı eve…
Eşi de zaten sevgilisiydi… Uzun zamanlı bir ilişkileri olmasa da sıcak gelmişti onu takdir ve mutlu edişi, sözüne değer verişi, şefkatle kucaklayan benliği… Derler ya hep “evlen, kurtulursun…” Bir umut işte, Tanrı’ya olan sonsuz inancıyla bu kulaktan dolma el-alem baskısına teslim oldu.
Kurtulmadı.
Daha imzayı attığı gece evlendiğini oda arkadaşına müjdelerken suratına yediği t*kat, tüm hayallerini sadece darmadağın etmedi, bir kere daha benliğinin bedeninden ayrıldığını hissetti. Evet; pişmandı ve fakat diğer seçeneği kalmamıştı artık. Yine de üniversiteden yeni mezun bir işsiz olarak c*lladının evine dönmek daha beter bir teslimiyet olmalıydı. Bu sebeple çok hızlı bir seçim yaptı. Ya geçmişine teslim olacaktı ya da devamı geleceğine emin olduğu bu t*kata sıkı sıkıya sarılacaktı. Nihayetinde g*rdek gecesi eşinden yediği t*katın gerçekliğine de ağırlığına da sabretmeye karar verdi. Artık evliydi ki bu şu demekti; aile evine geri dönmek, hele de bu şekilde kocaya kaçtıktan sonra, daha da içinden çıkılamaz bir hapishane ve aşağılanma demekti.
Kolay olmadı…
Her halükârda bir kere eşinden korkmuştu… Doğal olarak gönüllü sevişemezdi. Ama bu da şunu doğurdu: d*yağın, ş*ddetin, t*cavüzün, ahl*ksızlığın, aşağılanmanın ve eziyetin her türlüsüne istemeden başrol oldu.
Kaç k*miği k*rıldı, kaç kere b*çaklandı, kaç kere saçkıran oldu, kaç kere iş yerine ya da komşularına rezil oldu, kaç kere karakolluk oldu hatırlamıyordu bile… En acısı da artık hamileydi. Her ne olursa olsun evladı için direnip bir plan yapıp yola devam etmeliydi. Bir gün bile eşinin düzeleceğini ümit etmedi. Ara sıra el-alem baskısı ya da polis telkini dolayısıyla affedip de çocuğunun babasına şans verdiği iki, en fazla üç seferlik yanlış tercihi hariç… Ö*dürmek için k*rşun s*kmak dışında denemediği yol kalmamıştı eşinin; yaşarsa bir gün ondan kaçacağına öyle çok iknaydı yani… Zira; a*kol, k*lonya ve s*gara artık tüm hücrelerini esir almış, onu insanlıktan çoktan çıkarmıştı.
Nihayetinde “Bu” da başardı… Ağır bedeller ödeyerek… Tek sorun; varlığını hep unutmak istediği, 4 duvarının zamanında kendisini sağır ve dilsiz ettiği aile evine çaresizce geri dönmesiydi. Bu sefer kararlıydı, asla ezilmeyecek ve de yenilmeyecekti. Adeta küllerinden yeniden doğmak dedikleri “Bunun” hikayesiydi…
Bu kez cesurca haykıracak, tüm dogmaları alt üst ederek o çok korkulan el-alemin diline de meraklı gözlerine / sözlerine de gerçeği fütursuzca teslim edecekti. Artık kimse “Bunun” önüne set çekemezdi.
Tek isteği; zor şartlarda bir umut diyerek tutunduğu evladına rol model olmaktı… Onu doğru amaçlarla buluşturursa; genetiğine direnen, a*ıya dur diyebilen ve yere düşse de ayağa kalkmasını bilen bir insanoğlu olur diye, bile bile lades dedi.
Ve evet, başardı da.
Bu iki hayat, benim zamanımın iki tanığıdır: biri çocukluğumdan beri yanımda büyüyen, diğeri gençliğimde birlikte direndiğim iki “canım” kadının gerçek hikâyesi. Sürçü lisan eylediysem her iki canımdan da özür dilerim ancak; ayrı gibi görünse de aynı karanlıktan beslenen aynı sistemin, aynı suskunluğun, aynı görmezden gelmeni birer yan ürünüler.
Okurken esasında daha da detay verip k*nınız donsun isterdim ama insanoğluna ders olmaktan çok çocuklar okursa kâbus olacağından, mümkün olabildiğince özetleyerek sansürledim. Bu satırlar pek çok kadının ya da çocuğun dile getirirken t*trediği anıları… Dile getiremeyenler için…
Fark ettiniz mi ikisinin de yalnızlığı ne kadar aynı?
Çaresizliği?
Görünmezliği?
Çığlıkları?
Yine de tükenmeyip coğrafyaya da kadere de direnişleri?
Dile getirişleri?
Bu hikayelerdeki çocuklar tek değil, istisna hiç değil… Milyonlarcası yaşıyor apartmanınızda, mahallenizde, köyünüzde daha da yakın; dile getiremeseler de sıra arkadaşlarınızda, hatta büyük oranda ailenizde. Daha fazlasını yazmama izin vermese de editörüm başka benzer r*zil tanıklıklarım da var… Çünkü mesele birkaç insanın trajedisi değil. Mesele, topyekûn çürümüş koca bir kollektifte bu trajedilerin nasıl sıradanlaştırıldığı.
İşte bu yüzden bu kelimeleri romantize etmeden, yumuşatmadan, süslemeden yazmak zorundayım.
P*dofili.
Ens*st.
T*cav*z.
İşk*nc*.
Y*saklı m*ddeye maruz kalma.
Ç*cuk ya da k*dın t*careti.
Alt alta okuyun lütfen… Yutkundunuz mu bilemem ama utanalım diye biraz da dirsek çürütüyorum.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek her gün biraz daha insanlıktan düşüyoruz. Sustukça büyüttüğümüz o karanlık, emin olun bir gün bizim de kapınızı çalacak. O saatten sonra pişman olmak, o gün yüreğimizi yatıştırmayacak.
Bugün susuyoruz çünkü.
Suç görmezden gelinse de gömülmez, bilin isterim.
Tüm bu satırlarıma ilham olan Epstein Dosyaları… İnsanlığımdan beni utandıran, kopsun artık kıyamet diye sosyal medyada paylaşımları yarıştıran… Tüm bu çürümüşlük neticesinde bugün yüzleşmemiz gereken gerçeklik; insanoğlunun dünyadaki en cani tek varlık olduğu… Dahası; planlı, keyfi ve ideolojik şiddeti kurumsallaştırabilen, icat eden, bunu; kendi çıkarı ve bekası için “etik” diye pazarlayabilen tek türüz biz.
Dün bir gönderi okudum sosyal medyada… Diyor ki: “Yarın kıyamet kopacak diye ilan etseler; davulla, zurnayla bayram edecek durumdayız…” Öyle bir tiksinme halindeyiz der gibi…
Çünkü inandığımız Tanrı’nın korkusu bile ahlaksız tutkularımıza engel olamıyor. Cehennemde cayır cayır yanmayı bile göze alıyoruz da zayıf olana, hatta kendi doğurduğumuza el uzatmaktan çekinmiyoruz.
İşin bug’ını bulmuşuz nasılsa; “insanoğlu ne olacak ki, bilinci olsa da egolarına yenilebilen kusurlu varlık, günah işlemek, imtihan vermek üzere gelmiş Dünya’ya” deyip geçiştiriyoruz!
Dürüst olalım artık!
Bu bizimkisi bir kusur değil. C*nilik. Z*rbalık. Bilinçli ve kollektif kötülük!
Beni en çok yaralayan şeylerden birisi de suçlarımızın “istisna” gibi anlatılması…
Hayır.
Bunlar istisna ya da münferit de değil. Bunlar küresel bir utanç haritası… Dil, din, ırk, bayrak, ideoloji tanımaz. Kilisede olur. Camide olur. Evde olur. Okulda olur. Yurtlarda olur. Savaşta olur. Barışta olur. Fakir mahallede olur. Zengin villada olur.
Çünkü mesele 5 N 1 K değil.
Mesele güç meselesi.
Demem o ki; herhangi bir çocuğun, kadının, canlının bedeni üzerinde hak iddia eden her yetişkin, sadece bir suçlu değildir. O, insanlıktan çıkmış bir c*nidir.
Kaldı ki p*dofili bir “hastalık” diye tanımlanarak yumuşatılamaz. Yumuşatılmamalı.
Ens*st alelade bir “aile meselesi” değil.
T*cav*z basit bir “yanlış anlaşılma” ya da “rızası olma” durumu değil.
Kaldı ki; tüm Dünya’yı kasıp kavuran ama yine de kimseyi utandırmayan Epstein dosyaları basit bir “skandal” değil! Bu demektir ki; z*rbalık sadece evlerin içinde sessizce yaşanan bir karanlık değil, aynı düzen, en tepe katlarda da çalışıyor demektir.
Epstein’in kişiliği de bir “istisna” da değil.
USD Adalet Bakanlığı’nın henüz bazılarını yayınladığı belgeler, ayyuka çıkarılan en büyük küresel p*dofili ağının sansürlenmiş verileridir. Bir güç istismarı düzeninin deşifresi, çocuk bedenlerin üzerinden kurulan kirli imparatorluğun tarihe kayıtlı belgeleridir.
Acı ama gerçek.
Bu adam tek başına mıydı? Hayır.
Bu uçuş listelerinde yazan isimler hayalet ya da dijital olarak delillendirilerek uydurulmuş isimler mi? Hayır.
Bu adalara giden hayran olduğumuz tüm o isimler masum mu? Hayır, değil.
Peki; c*nı yanan, göz yaşlarında b*ğulan, ç*ğlık atan, ac*yan, k*nayan, öl*n, yok olan, elinden hayalleri çalınan yüzlerce belki binlerce hayat gerçek mi?
Ne yazık ki evet!
Yinelemek istiyorum; burada mesele sadece c*nsellik değil, h*z değil, s*pkınlık, şımarıklık ya da ego değil.
Mesele güç yani erk meselesi…
Şimdi gelelim en rahatsız edici yere; bugün koparmadığımız kıyamet yüzünden bedenler p*rçalanıyor. Biz “bana dokunmuyor” dedikçe, sıra hepimize doğru daralıyor. Her sustuğumuzda çocuklar kendi gözyaşlarıyla b*ğuluyor. Gazeteler, TV’ler üç gün yazıyor, dördüncü gün unutuyor. Mahkemeler dosya kapatıyor, arşivler karartılıyor. İsimler korunuyor. Yüzler aklanıyor.
Ama masumların hayatı da yaşam hakkı da geri gelmiyor.
Unutma;
Kıyamet bir gün değil, koca bir süreçtir. Her sustuğumuzda biraz daha başlar.
Ve bilin ki zaman, masumların dökülen gözyaşlarını affetmez.
Tarih, unutur gibi yapar ama asla silmez.
Vicdan ise asla susmaz.
O yüzden ya şimdi uyanacağız ya da kendi yarattığımız cehennemde yaşamayı normal sanacağız!
Ya çocuktan yanasın ya da suçtan.
Ben, son birkaç günde insanlığın en ağır iddianamesinin sadece bazı parçalarını okudum. Demem o ki; artık tarafsız olamam.
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 21/03/2026 06:11:10 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22518
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.