2020'de bir cenaze izledik ekranlardan, ama binlerce insan izledi. Telefon ya da bilgisayar ekranından, evlerinde, pijamalarıyla, belki yemek yerken ya da çamaşır katlarken. Birinin son yolculuğu, bir tarayıcı sekmesinde açıktı. "Katılımcılar sessiz olacak" yazıyordu davette. Kameralar açıktı ama kimse konuşmuyordu. Ekranda küçük kareler halinde dizilmiş yüzler, her biri kendi odasında, kendi yalnızlığında, ortak bir kaybı ayrı ayrı taşıyordu. O zamanlar "mecburduk" dedik. Haklıydık.
Sokağa çıkma yasakları vardı, uçuşlar durdurulmuştu, toplu alanlar kapanmıştı. Yas bile izne tabiiydi. Mezarlıklar kısıtlıydı, cenaze evleri kapasitesini düşürmüştü, kalabalık toplanamıyordu. Binlerce yıllık bir ritüel, bir gecede dijitalleşti. İnsanlar binlerce kilometre uzaktan, şarj kablosuna bağlı telefonlarıyla, sevdiklerini toprağa verdiler. O günleri hatırlayanlar bilir, ne kadar tuhaf, ne kadar ağır bir şeydi bu.
Pandemi bitti ama sanal cenaze kalmadı mı?
Kaldı. Sadece biçimi değişti, platform değişti, format değişti. Artık toplantı uygulama bağlantıları yok ama Instagram hikayesi var, X başlıkları var, anma paylaşımları var. Birisi gitti ve saatler içinde o kişinin profili bir anı alanına dönüşüyor. Eski fotoğraflar yeniden paylaşılıyor, videolar dolaşıma giriyor, "huzur içinde yat" ve "ışıklar içinde ol" yazıları yorum kutularını dolduruyor. Yüzlerce, bazen binlerce insan, belki hiç yüz yüze tanışmadığı biri için, ekrana bakarak bir tür yas tutuyor. Buna cenaze denmez belki resmi olarak. Ama işlev aynı: kaybı görünür kılmak, bir araya gelmek, varlık bildirmek, "ben de buradaydım, ben de hissettim" demek.
Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi?
İkisi birden, muhtemelen. Ama kolayca birine ya da diğerine indirgemeden önce durup bakmak lazım. Önce iyisi. Sanal yas, gerçek yas. Bunu küçümsemek kolay ama haksız. Birinin ölümünü öğrendiğinizde, o kişiyle fiziksel bir mekanı paylaşamıyorsanız, nerede durursunuz? Şehir dışındasınızdır, ülke dışındasınızdır, hasta olabilirsiniz, uçak biletine paranız yoktur, işten izin alamazsınızdır. Hayat her zaman varlığa izin vermiyor. Ekran o duvarı kaldırıyor. Cenaze törenine gidemeyenler için son bir kez bir arada olmanın, o kalabalığın içinde bir yere dahil olmanın tek yolu bazen bir bağlantı linki oluyor. Bu gerçek bir şey. Hafife alınmamalı, küçümsenmemeli.
Bir de şu var. Bazı insanlar için yas, paylaşılmadan tamamlanmıyor. Duygular dile gelmeden oturmuyor içeride, bir yere çıkması gerekiyor. Sosyal medyada "seni çok özleyeceğim" yazmak, o kişiyi tanıyan başkalarının aynı şeyi yazdığını görmek, ortak bir kayıp hissi üretiyor. Yalnız olmadığınızı hatırlatıyor. Dünyanın farklı köşelerindeki insanların aynı anda aynı acıyı taşıdığını görmek, o acıyı hem büyütür hem de hafifletir. Bu paradoksal ama gerçek ve internet bunu mümkün kılıyor, coğrafyaya rağmen, zamana rağmen.
Ama bir de öte yanı var. Bu yanı konuşmak daha zor, çünkü ölüm söz konusu olduğunda eleştiri, saygısızlık gibi hissettiriyor ama hissettirdiği için konuşulmamak, gerçekliği değiştirmiyor.
Sanal yas, performansa çok yakın duruyor. Cenaze töreni zaten bir ritüel, zaten belirli ölçüde bir performans, ama fiziksel mekanda o performansın kuralları farklı. Sessizlik var, beden dili var, kalabalığın fiziksel ağırlığı var. Kim ne kadar ağladı görünüyor, kim gerçekten orada ve kim sadece geçip gidiyor belli oluyor bir şekilde. Sosyal baskı ve sosyal kontrol bir arada çalışıyor, insanı hem bir arada tutuyor hem bir arada davranmaya zorluyor. Ekranda bu yok. Ekranda olan şey herkese açık bir yorum kutusu ve o yorum kutusuna yazan insanların bir kısmı gerçekten yıkılmıştır. Bir kısmı sosyal yükümlülük hisseder, yazmamak garip görünür diye yazar. Bir kısmı o hesabı yıllarca takip etmiştir ama o insanı hiç tanımamıştır. Bir kısmı o gün o konunun gündemde olduğunu görür, dahil olmak ister. Hepsinin yorumu aynı görünür. Hepsi "etkileşim" sayılır. Sistem fark etmez. İş daha da karmaşıklaşır çünkü ünlü birinin ölümünde bu çok net ortaya çıkar. Sevilen bir sanatçı, bir sporcu, bir düşünür gitti. Sosyal medya birkaç saat içinde yasla dolar. Binlerce paylaşım, binlerce anı, binlerce "geçmiş olsun" mesajı. Bunların büyük çoğunluğu sahte değildir tam olarak, insanlar gerçekten etkilenmiştir, gerçekten üzülmüştür. Parasosyal bağlar güçlüdür ve bu acı gerçektir. Ama bir kısmı o kolektif dalganın içinde görünmek içindir de. O günün havasına katılmak, ortak hissin parçası olduğunu göstermek, "ben de bu kültürün bir parçasıyım, ben de bu kaybı hissediyorum" demek. Yas bir içerik formatına dönüşmüştür artık. Trend konularda yer alır, algoritma onu öne çıkarır, tepkiler çoğalır. Bu cümleyi yazmak rahatsız edici çünkü ölüm ciddi bir şeydir ve o acıyı taşıyan insanları küçümsemek istemiyorum ama bu da gerçek olan bir şeydir ve görmezden gelinmesi onu ortadan kaldırmıyor.
Bir de şunu sormak lazım: sanal cenaze kimin için? Fiziksel cenaze geride kalanlar içindir. Orada olmak, birbirini görmek, sarılmak, ağlamak, yemek yemek, geceyi birlikte geçirmek, hiçbir şey söylemeden aynı odada oturmak. Bunlar yas sürecinin parçasıdır, psikolojik olarak işlevlidir, binlerce yıldır bu yüzden var olmuştur. Beden, kaybı bedenle taşır. Fiziksel bir törenin ağırlığı, fiziksel bir baskı uygular içerideki şeyin dışarı çıkması için. Ekrandan izlemek, yorum yazmak, bir hikaye paylaşmak, bu işi ne kadar yapıyor? Gerçek yas için yeterli mi? Yoksa bir şey yapılmış gibi hissettiren ama asıl işi ertelemeye yardımcı olan bir eylem mi? Yasın ilk günleri en kritik günlerdir ve o günlerde bedenin başka bedenlerle aynı odada olması, söylenmeden söylenen bir şey taşır. Ekran o şeyi taşıyamıyor. En azından tam olarak taşıyamıyor.
Ve pandemi bitti, ama alışkanlıklar kaldı. Bazı törenler hâla hibrit yapılıyor. "Uzaktan katılım için bağlantı" ibaresi hâla davetlerde yer alıyor. Bazen bu gerçekten gereklidir, fiziksel olarak ulaşılamayacak bir durum vardır. Ama bazen de kolaylık haline gelmiştir. Uçak bileti almak yerine ekran açmak. Bir günlüğüne seyahat etmek yerine bağlantıya tıklamak. İzin almak, yol gitmek, orada bedeniyle bulunmak yerine, ekranda bir saat geçirip hayata devam etmek. Pandemi bize dijital varlığın fiziksel varlığın yerini tutabileceğini öğretti. Bu zorunluluktan öğrenilen bir şeydi. Ama o zorunluluk kalktıktan sonra da bu öğrenme yerinde kaldı, çünkü dijital varlık daha kolaydır.
Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.
Ve kolaylık çekicidir. Özellikle yas söz konusu olduğunda. Yas zordur, yas rahatsız edicidir, yas insanı kendi ölümlülüğüyle yüzleştirir. Bir cenaze törenine gitmek sadece fiziksel bir eylem değildir, duygusal bir maruziyettir. Orada bulunmak bir şeyler hissetmek demektir, kaçış yoktur. Ekrandan izlemek, o maruziyetin dozunu düşürür. İstediğiniz zaman sekmeyi kapatırsınız. Bu bazen korunma mekanizması olarak işlevlidir ama bazen de yasın kendisini engeller.
Bir insan gitti. Geriye kalanlar o boşlukla, ekranda değil, bedenlerinde ve evlerinde oturuyor. O boşlukla yüz yüze, bazen saatlerce, bazen günlerce. Ekrandan gelen "çok üzüldük" mesajları gerçektir belki, içtendir belki, ama o odada değildir. O yemek masasında değildir. O gece kimse kalıp çay, kahve yapmamıştır, kimse hiçbir şey söylemeden sadece yanında oturmamıştır. Bu fark, küçük bir fark değildir. İnsanlar yas tutmak için bir araya gelmiştir yüzyıllar boyunca. Bu bir gelenek meselesi değil, bir ihtiyaç meselesidir. Kaybın fiziksel ağırlığını paylaşmak, onu dağıtır. Ekran bu dağıtmayı yapamıyor. Yapıyormuş gibi hissettiriyor bazen, ama yapamıyor.
Sanal cenaze kaldı, evet ama belki asıl soru bu değil. Asıl soru şu: biz mi ona tutunuyoruz, yoksa o bize mi yapıştı? Pandemi bir kapı araladı, o kapıdan giren alışkanlıklar çıkmadı çünkü çıkmalarını istemedik tam olarak çünkü bu alışkanlıklar hayatı kolaylaştırıyordu ve kolaylık, bir kez içeri girdikten sonra çok nadir geri döner ama kolaylık ile yeterlilik aynı şey değildir. Kaybın ortasında, yeterliliği kolaylıkla değiştirmek, kendimizden de gidenlerden de bir şeyler çalmak demek olabilir.
Belki de geleceğin en büyük sorularından biri bu olacak: bir kaybın gerçekten yaşanmış sayılması için fiziksel olarak orada bulunmak hâla gerekli mi? Çünkü teknoloji bize her geçen yıl daha fazla yerine geçebilen deneyim sunuyor. Görüntü var, ses var, anı var, hatta eşzamanlı kalabalık hissi bile var. Ama bütün bunların arasında hâla eksik kalan bir şey bulunuyor. Aynı havayı paylaşmanın ağırlığı. İnsan bedeninin başka bir insanın acısına fiziksel olarak tanıklık etmesi. Belki sanal cenazeler hiçbir zaman tamamen kaybolmayacak. Hatta daha da yaygınlaşacak. Ama bir ekranın karşısında hissettiğimiz şey ile bir cenaze evinde sessizce otururken hissettiğimiz şey aynı değil. Biri bağlantı kuruyor, diğeri yük taşıyor. İnsan bazen sadece görülmek değil, gerçekten yanında birinin oturmasını istiyor...
- 1
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 22/05/2026 01:12:16 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22991
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.