Bilimin Özü ve Gerçeğe Ulaşma Sistemi: Occam'ın Usturası ve Carl Sagan Prensibi
Bilimin Özü ve Gerçeğe Ulaşma Sistemi: Occam'ın Usturası ve Carl Sagan Prensibi

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

"İnsanlar sürekli 'Bilim her şeyi bilmiyor!' deyip duruyor. E herhalde bilim her şeyi bilmediğini biliyor. Eğer her şeyi bilseydi, artık dururdu. Ama bilimin her şeyi bilmiyor oluşu, aradaki bilinmeyen boşlukları size en çekici gelen peri masalıyla, kafanıza göre doldurabileceğiniz anlamına gelmiyor."

Dara O'Briain (İrlandalı komedyen)

 

Bu sözün son derece anlamlı olduğunu düşünüyoruz. Elbette, burada komedyen O'Briain bilim ile dini düşünceler arasındaki çekişmeye gönderme yapıyor. Ancak belki bilerek, belki de bilmeyerek, bilimin kalbindeki çok temel bir ilkeye değinmiş oluyor: parsimoni (basitlik) ilkesine. Çünkü "peri masalı" ile kastedilen, illa ki insanların dini düşünceleri olmak zorunda değil. Bir tür olarak insan, bilemediği, anlayamadığı, algılayamadığı, hakkında az bilgi sahibi olduğu konulardaki boşluklarını, bir başka varlığa/olaya sorumluluğu yükleyerek çözmeye çalışır. Böylelikle içimizi kemirip duran merak duygusunu geçici de olsa bastırabiliriz. Bu, temel bir psikolojik olgudur. Örneğin bir oyun oynarken hataya düştüğümüzde, hatalının biz değil, oyundaki bir kusur olduğunu iddia etmeye çalışırız. Deneyimiz düzgün çalışmadıysa, bizim yapış biçimimiz değil, deney prosedürü hatalıdır, buna inanmayı tercih ederiz. Eğer ki bir şeyi açıklayamıyorsak, onun açıklanamaz olduğunu veya bizim ötemizdeki güçlerle açıklanabileceğine inanmaya meyilliyizdir. Tüm bunlar, insanların "cevap verme ve açıklama sorumluluğundan" kaçmak için geliştirdikleri psikolojik mekanizmalardır. Ve işte bir bilim insanını "bilim insanı" yapan, iyi bir bilim insanını da diğer bilim insanlarından ayıran şey, bu mekanizmayı ne kadar kırabildiği ve bu kısır döngünün dışına ne kadar çıkabildiği ile ölçülür.

Kısır döngü diyoruz, çünkü cevabı bir başka olaya, güce, olguya atmaya çalışmak, aslında cevap vermek değildir. Cevaptan kaçmaktır. Bilimsel düşünce yöntemi dahilinde bu kısır döngüyü önlemek için, parsimoni ilkesine başvurulur: bir olayı açıklamaya yönelik yapılan girişimler arasından, en az varsayıma dayananı muhtemelen doğru (veya gerçeğe en yakın) olan açıklamadır. Buna Occam'ın Usturası adı da verilir. 

Dikkat edilecek olursa, bir süreci bilimsel ve objektif olarak açıklamaktan kaçındığımız her anda, aslında bilimin parsimoni ilkesi ile çelişmiş olursunuz: örneğin, yaptığınız deney sonucunun hatalı çıkmasının suçlusunun birey olarak siz değil de, deney prosedürünün kendisi olduğunu söylemeniz çok büyük bir varsayımı beraberinde getirir: o deney prosedürünü bugüne kadar uygulayıp da tutarlı, başarılı, kendini tekrar eden sonuçlar alan sayısız diğer bilim insanının ve tarihte geriye doğru gidildiğinde bu deney prosedürünü ortaya çıkaran tüm süreçler ve kişilerin hepsinin hatalı olması gerektiğini iddia ediyorsunuz demektir! Bu durumun doğru olma ihtimali, sizin hata yapmış olma ihtimalinizden çok ama çok daha düşüktür. Dolayısıyla parsimoni ilkesi, hatayı kendinizde aramanızı söyler. Aynı parsimoni ilkesi, açıklayamadığımız olaylar için hayali, bilimsel olarak desteklen(e)meyen, tekrar tekrar test edilemeyen sözde-cevapların geçerli olmasının muhtemel olmadığını söyler. Çünkü bir süreci açıklamak için somut bir şekilde gözlenebilir bir süreç/olay/olgu yerine hayali ve test edilemeyen bir cevabı kullanmanız, çok büyük bir varsayımı da beraberinde getirir: o hayali süreç/olay/olgunun gerçek olması gerekir. Ancak eğer ki bunu net bir şekilde gösteremiyorsanız, parsimoni ilkesi otomatik olarak bu seçeneği cevaplardan eler.

Ancak dikkat etmek gerekir: ilk verdiğimiz örnekte, deney prosedürü hatalı olamaz mı? Elbette olabilir. Bilimde bunun pek çok örneği ile karşılaşmışızdır. Elbette, deneyi yapanların bireysel hatalarına kıyasla bir prosedürün hatalı olma ihtimali çok ama çok ama çok daha nadir görülen bir durumdur. Bireysel hatalar her an, her gün yapılır; ancak prosedürlerin hatalı olmasına çok daha nadiren rastlanır. Fakat imkansız değildir. Daha karmaşık olan "o prosedürü geliştirip yıllardır uygulayan herkesin hatalı olması" durumu, gerçekten de olan şey olabilir! 

Burada da, bilimin ikinci temel ilkesi devreye girer: "Carl Sagan Prensibi". Her ne kadar Sagan'a atfedilse de, aslında ondan önce başkaları tarafından kullanılmıştır (bilgi için evrimagaci.org/fotograf/57/6863">buraya tıklayınız). Ancak kime atfedildiği çok da önemli değildir; özü önemlidir. Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıtlar gerektirir.

Bu ilke de oldukça basittir: eğer ki parsimoni ilkesini ihlal eden bir şekilde, daha karmaşık bir olasılığın geçerli olduğunu iddia edecekseniz, bu daha fazla varsayıma dayanan iddianızı destekleyecek miktar ve kalitede kanıt sunmanız gerekir. Çünkü doğada "basit olan geçerli olmak zorundadır" diye bir yasa bulunmamaktadır. Ancak "basit olanın geçerli olması muhtemeldir" demek, mantığa uygun olacaktır. Fakat bunun aksi yönde olan bir durumu ispatlayacaksak, delillerimiz de o kadar güçlü olmak zorundadır. 

Bilim, tüm bu kuralları göz önüne alarak, çok titiz bir şekilde sürdürülen bir sistemdir. Bugüne kadar sahip olabildiğimiz hemen her şeyi bize veren bilimdir. Bilim asla %100'e ulaşamaz belki; ancak -mesela- %99'a ulaşabilir. İnsanlığın bugüne kadar geliştirebildiği hiçbir sistem, bilim kadar başarılı olamamıştır; hatta hiçbiri, onun gerçeğe ulaşma ve olay/olgu/süreçleri izah etme gücüyle kıyaslanamaz bile. Bu yüzden ona güvenebiliriz; bu nedenle onun peşinden gideriz. Bilimin güzel tarafı, bilgilerin kimsenin otoritesinden kaynaklanmamasıdır. Eğer ki bir kısmıyla ilgili şüpheniz varsa, bu şüpheyi doğuran araştırmayı ele alabilir, kendi testlerinizden geçirerek güvenilirliğini kontrol edebilirsiniz. Eğer çürütebilirseniz ne ala! Ancak bilimsel inceleme yöntemleriyle çürütemiyorsanız, o bilginin geçerliliği, önünü alamayacağınız bir şekilde daha da güç kazanmış demektir. Bilim, bu şekilde adım adım biriktirilen ve algılanan bilgiler bütünüdür. 

Bugüne kadar yaptığı gibi, bundan sonra da bize gerçekleri en yalın, yakın ve net şekilde verebilecek bilgi türü odur.

Görsel: İG (Evrim Ağacı)

Kaynak: Wikiquote

Evrimin Desenleri: Yeni Tür ve Özelliklerin Oluşumuna Yönelik Temel Bilgiler

Yaygın Yanlış İnanışlar ve Mitler

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim